Jump to content

Etkilendiğiniz Şiirleri, Dörtlükleri Yazın


illuminator_25

Önerilen Mesajlar

FERAGAT

 

Al beni, ey ezeli gece, kollarının arasına

ve oğul de bana, kralım ben

kendi isteğiyle terk etmiş

düş ve yorgunluk tahtını.

 

kılıcımı, yorgun kollarıma ağır gelen,

yiğit ve serinkanlı ellere teslim ettim;

asam ve tacım, bekleme odasında,

un ufak edip bıraktım.

 

örme zırhım, tamamen yararsız,

tıkırtılı mahmuzlarım öyle işe yaramaz,

cilalı merdivenlerde bıraktım hepsini.

 

çıkarıp attım, bedenimden ve ruhumdan, krallığı,

ve yeniden kavuştum antik ve sakin geceye,

gün batımı manzarasına.

 

F.Pessoa

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Suyun kaynak olduğu

Ağaç kökün saldığı

Eşin dostun gittiği

Yerde bulursun beni

 

Yolun ayrıldığı

Gidenin dönmediği

Çarenin olmadığı

Yerde bekliyorum seni.........................

 

 

belirteyim şarkı sözüdür... ben yazmadım. edebiyat alanındada espri yapmam.. Teşekkürler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

.....

ölüm çocuk yataklarının kıvrımlarında

ölüm döseklerde,ölüm kara battanıyelerde

tembelce bekler de canlanır bırdenbıre

bı yaslı sesle durup kabartır örtüleri

ve yataklar açılır lımana dogru

ölümün bir amiral gıbı sahilde beklediği

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sevgiyle selamlar

 

Burayada yazalım bakalım aynısı

 

 

Yaralarım Yaralarım

 

Değme tatbib sızılıyor,yaralarım, eldekdikce bozuluyor yaralarım.

Hangi avcı vurdu beni akıttı yaremden kanım hicbir doktor sarmaz

Bunu yaralarım.

Bitmiyor gönlümün yası dünya yalanlar dünyası yarem kerbela yarası yaralarım.

Mahsuni feryadım bitmez hayali gözümden gitmez melhem calsam sargı tutmaz yaralarım.

Sargı sarsam merhem tutmaz yaralarım.

 

 

 

Sevgiyle kalın.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bir yağmur çisemişti sokaklara geceden

Sana gelmek istiyorum bu sabah

Gözlerimde kan tortusu gecelerden uykular

Yıllara solmuş resmin

Avuçlarıma bıkmış..

Cebimin saklısında posta pullu acılar

 

Birazdan bir horoz ötecek sokağında bilirim..

Karanlıklar bir şafağa susacak

Ve ben çalacağım kapını ürkek ellerle

İnsaniyetine sığınarak

Şaşırma karışmış sakalıma saçıma

Ayakkabım yırtık işte neyleyim..

Yamalı bir pantolon seni gücendirmesin

Düşmez kalkmaz bir Allah.

 

Ne vardı..

Ne vardı be yüreğine koyup ağırlasaydın?

Yasını tutuşturmak yerine bir sevdanın

Ne olurdu gülmeyi elimden almasaydın

Talanı böyle mi olacaktı

Beni bir yağmasına terk ettiğin yılların..

 

De ki o sevdaya dahlim olmadı

Gönül terim gözlerinden domur domur akmadı

Haydi bunları birer birer atalım

Peki elimdekiler ne oldu?

Gel..

Gel gidenin hesabını tutalım

Kimden geldi kışları dağlarımın

Boran boran kim savurdu bir ömrü

Hani gençlik diyorlar ya?

O vergisi Tanrının..

Bilmem ki kimin için pervasız

Nerelere bıraktın...

 

Çisil çisil bir yağmur karasına gecenin

Sana gelmek zorundayım.

Bulanmışım.. naçarım..

Sevda kimmiş ben de kim!

Dersimi aldım.

Dizlerine yatınca

Vardı ya o elin-tarak okşadığın saçlarım?

Yaşam duvarlarını kazmalıyan zamanın

Geçenlerde boz-bulanık tozlarına bıraktım

 

Yıllar mı zorlu çıktı

Yoksa sen mi vefasız?

Birileri bir şeyler yaptı da kavrayamadım...

Hani çokça öptüğün düzü var ya alnımın

Zamansız ayaklanmış

Görmedin ki kaç karışa fırlattım..

 

Elimde neler vardı geride ne bıraktım

Haydi bunları da kalem-kalem atalım

Hem bana gönül borcu da neymiş

Say ki senin tuvalin değil arta kalanım

 

Öğretilen gibi olmadı be hayat gülüm..

Boş ver

Boş ver

Bu hesabı kapatalım...

 

Benim değil yaprağını erken dökmüş içimdeki ağaçlar

Hasreti kahır kahır ben değilim imbiklemiş demlemiş

Peki kim bu?

Dört bir yanı tarumar.

Söyle bu kim?

O sen sonu,

Mevsim mevsim sonbahar

 

Artık bir ney eskisi değil yürek kanamalarım

Sancıları da keman ahı değil anılarımın

Say ki..

Say ki nevruzları da hala duruyor yüreğimin

Baharsız dağlanmadım

Kararmadım.. kavrulmadım.. yanmadım..

Eylüllü bir şafağına şu Elazığ'ın

Kaldırıp kalemimi hiç yoktan sana buladım..

Yoksulluk demişler ya

Yedi başlı ejdermiş

Toz duman kan revanım

Yelkenleri suya hal saldım ha salıcam..

 

Demem o ki

Kusura kalma e mi

Artık mısralarımı satacağım

O ırgat yüreğimin nasır kaş emeğini

Gizli katmanlarına nasıl da mühürlemiştim sabrı

Kimin aklına gelirdi ki bir gün

Köhnemiş dükkanların tozlu vitrinlerine

Seni kitap-kitap bırakacağım..

 

Töresi mi bu yoksa

Şu büyülü kör yumak edebiyat dünyasının?

Yazanı yıkık viran..

Ozanı darmadağın..

Nerde Cahit Sıtkılar

Ümit yaşarlar hani

Ahmed Arifine noldu be Diyarbakır'ın

Tekmil mısralar öksüz

Sevdalar paslı yarım

Bilesin ki

Yıldızı senden kaydı

Ahıtını sen yaktın bir hayatın..

O musalla taşına bıraktığın sevdanın

Ben sadece şivanını mısralara dağladım..

 

Bir yağmur..

Çisil çisil şafağına gecenin

Sana gelmek zorundayım

Başka kapım yok

Yek başına sarılmazmış yaraları sevdanın

Geç de olsa anladım...

 

Ya,

Dirisiyle bir yere vardık mı ki!

Hadi gel..

Hiç değilse ölüsünü birlikte kaldıralım..

 

 

RIDVAN AYDIN

("Eylül Bulutları" adlı kitabından)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yerhangi Bir Her’DEN Körler Ülkesi’NE

–doktor bize üç çay

………………şekersiz!

çay acıdır

………kahve ekşi

ezbere içiyor

–anlatıyor

siyah-beyaz kareler beliriyor

önce

perde çekilmiş tütün uzantısı, eril düşler

nazlımavi patiskaya

körler ülkesinin içli desenlerini işliyor.

elbette

çığlık çığlık beslemiştir

martıların beyazını

yerhangi bir herleri vardı

gidip gelmiştir

kendince

eksik tütünün sancısını sarmıştır

………………………………–ciğerine

okşamıştır bir köpeğin başını, sevgiyle

anılar diyor

cıgaradan, çaydan, oralardan

derken

bir tane daha yakıyor

şapkasını çıkarıyor

masasına bırakıyor

………………çınaraltında fırtına kopuyor

kaptan

körler ülkesinin ürkek desenlerini işliyor

adam, kararlı

çığlık çığlık yağmuru besliyor

 

/ *** Bu şiir Berkant Çolak'ın 'Mübadele'(TUDEM yayınları) adlı fotoğraf albüm kitabında;

 

Adnan Acar, Ahmet Erhan, Ahmet Oktay, Ahmet Telli, Ali Cengizkan, Arif Damar, Ataol Behramoğlu, Berna Olgaç, Bilgin Adalı, Cevat Çapan, E.Gülhan Çolak, Enis Batur, Gonca Özmen, Güngör Gencay, Güngör Tekçe, Güven Turan, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, Hulki Aktunç, Hüseyin Alemdar, Hüseyin Avni Dede, İclal Aydın, Kemal Özer, Küçük İskender, Mahmut Temizyürek, Mehmet Yaşin, Murat Batmankaya, Murat Temizer, Mustafa Fırat, Neşe Yaşin, Nihat Behram, Nilgün Polat, Onur Caymaz, Orhan Alkaya, Orhan Kayhaoğlu, Ömer Erdem, Özdemir İnce, Refik Durbaş, Salih Bolat, Selahattin Yolgiden, Seyhan Erözçelik, Şerafettin Kaya, Süreyya Berfe, Şükrü Erbaş, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Turgay Nar, Yılmaz Arslan'ın eserleri ile birlikte yer almıştır.

 

http://www.tudem.com/yayinlar/grupurundetay.php? grup=551

 

 

Zafer Çakır

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Titrek bir mum alevinden çıkan bulanık bir is

Ve göz gözü görmez bir sis değildik biz

Beni felsefeyle anlayın iki gözüm

Ve beni tarihle yargılayın

 

 

Bal değildir ölüm bana

İdan gül değildir bana

Gel düşümdeki sevgilim gel

Ay ışığı yedir bana

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

gunes buluttan siyrilirken gokkusaginin renkleri koleranin damlarinda sevisti.

can sesleri

ezan sesi

hafif esrar kokusuyla karisip

havayi kapladi.

 

savrulurken raconun kirmizi pelerini o zarif ofkeye;

zaman ki sana hasta oldu.

incelikli haytasin.

nuksederken raksini mahallenin ma$allahi eyvallahi;

guzeldik be oglum..

 

$imdilik olumune kadar hayattasin,

$imdilik..olumune kadar hayattasin..

..

 

- bir cift kanattiniz huznun ruzgarlarinda,

dagilip gitti melekleriniz beyazin ote daglarinda..

aglasin ardinizdan bir agizdan butun dehsetiyle kolera

sen harbi hayal et:

saglam gariban..

ruhuna el fatiha.. (AĞIR ROMAN FİLMİNDEN)

 

şiirler küçük iskender ve mustafa altıoklar ındır...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

benı etkıleyen sıırlerden bırısıde yılmaz erdoganın sana bakmak adlı eserının son kısmıdır :

sana bakmak bır beyaz kagıda bakmaktır hersey olmaya hazır

sana bakamak suya bakmaktır gordugun suretten utanmak

sana bakmak butun rastıları red edıp bır mucızeyı anlamaktır

sana bakmak allaha ınanmaktır.

 

bırde yazarını bılmeıdıgım var o da su :

 

oyle bır zamanda gel kı senı gerı cevırmeme mumukun olmasın

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Söyle yamur çamur

Değmedi yüreğime

Söyle ben nerdeyim

Sen nerde

 

Söyle ay doğmadan

Düşmesin yaş gözüme

Söyle ben nerdeyim

Sen nerde

 

Dışarıda kar yağıyor

Benim için yağmur

Ağlama gözbebeğim

Biraz daha dur

 

Yüregime basa basa

İçimden yar gidiyor

Ağlama iki gözüm

Biraz daha dur

 

Söyle batsın gece

Dağlardan hasretime

Söyle bilmesemde

O nerde

Söyle ay doğmadan

Düşmesin yaş gözüme

Söyle gökyüzüne

O nerde

 

Ahmet KAYA

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaşadığımdan emin değilim.Gittiğinden eminim ama bak,seni özlediğimden eminim.

Yirmi beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela.

Beceriksizliğimden,yalnızlığımdan,bu şehri sevmediğimden,düzensizliğimden,yorgunluğumdan,huysuzluğumdan,baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan,kırgınlığımdan,bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden filan eminim.

Örnekleri çoğaltabilirim.Örnekleri çoğaltabileceğimden eminim.

 

Birileri namusum üzerine yemin edecek,

 

 

Ölür müydün sanki sevsen beni.

 

 

Günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum.Ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem.Ağzım artık daha bozuk.

Her tarafta pis bir koku;nefes alamıyorum.

Çok bekledim seni.Her halimle,her yerimle bekledim.

Yetkiler verdim kendime;tuttum seni affettim.

Aramanı bile bekledim bazen.Ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını.Bunca zaman aramayışlarını biriktirdim.

Seni bekledim ben çünkü

Seni bekledim.

İçtim..içtim..içtim...

Kustum.

En çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum.Sanat filan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi b.k olmaz dedi.

Senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri,senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim.

Kustum..kustum..kustum.

İçtim.

 

Ellerimle yaptığım cam evim kırılacak,

 

 

Ölür müydün sanki sevsen beni.

 

 

içimden geç

içimi sil

artık özlemek istemiyorum.

 

 

Neye el atsam p.ç ediyorum.

Yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep.

En sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek.Her yıl ilkokula başlıyorum.Her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru.

Uzatmaya gerek yok;sen olmayınca yapamıyorum.

 

Yokluğun gümüş tepside intihar sunacak,

 

 

Ölür müydün sanki sevsen beni...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

COCCIDIOIDOMYCOSIS

 

2.

-gözlerin neden bu kadar büyük senin büyükanne?

-seni daha iyi görebilmek için...

-ya kulakların?

-seni daha iyi işitebilmek için yavrum!!!

-ellerin neden bu kadar büyük senin?

-daha iyi kucaklayabilmek için seni...

-dişlerin niye bu kadar büyük senin

büyük annem polis!!!!!!!!!

 

küçük iskender -eylül 1989

(luciferian teşekkür ederim mesajını yeni gördüm....)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Savasıyorum...Yeniliyorum..bu yazıp yollayamadıgım 28. mesajım..Aşkını tüm hücrelerimde hissederken..Sensizliği seçmek..sessizliği seçmek..Bir yürek eksik kalmak..Kendi nefesimde boğulmak...KACMAK..Arkama bakmadan kaçmak..Ruhuna ortak olmak isterken ruhsuz kalmak..Yalnız kalmak..Bir olmak..Tek olmak...Sensiz olmak..Sonsuz olmak..Başaramıyorum..Adım bile atamıyorum..Halsizim..Bitkinim..Bir deniz kıyısında dalgalarla beraberim..İhtiyacım var..Beynine yüreğine ruhuna bana öğrettigin o bilgilere öğreteceğin tüm o değerlere..hepsine..hepsine ihtiyacım var..SANA İHTİYACIM VAR...Buhar olmak istiyorum..Bir buluta sığınmak..Yağmur olup yüreğine damlamak..Her damlada AŞKI TATMAK..Haykırmak..Yüreğimin çığlığını haykırmak..SENİ SEVİYORUM diye haykırmak..BIRAKMA BENİ diye haykırmak..GÜÇLÜ OL diye haykırmak..Boğazım düğümleniyor..Ruhum acıyor..Kalbim uyusuyor..Dayanamıyorum..Sensiz olamıyorum..Yapamıyorum..Dusunmeden duramıyorum..Dalıp gidiyorum her defasında boşluklara..Kayboluyorum..ve ben..BEN AŞKINI YAŞATMAK İSTİYORUM..

....................................................özledim seni siyahım..........

**boogeymanxxx**

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ne Hasta Bekler Sabahı,

Ne Taze Ölüyü Mezar,

Ne de Şeytan Bir Günahı,

SENİ BEKLEDİĞİM KADAR...

 

İstemem Artık Gelmeni,

Yokluğunda buldum seni,

bırak vehmimde gölgeni,

gelme artık NEYE YARAR...

--------------------

Necip Fazıl...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Oraya gitme demedim mi sana,

seni yalnız ben tanırım demedim mi?

Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?

 

Bir gün kızsan bana,

alsan başını,

yüz bin yıllık yere gitsen,

dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?

 

Demedim mi şu görünene razı olma,

demedim mi sana yaraşır otağı kuran benim asıl,

onu süsleyen, bezeyen benim demedim mi?

 

Ben bir denizim demedim mi sana?

Sen bir balıksın demedim mi?

Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,

senin duru denizin benim demedim mi?

 

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?

Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim,

senin kolun kanadın benim demedim mi?

 

Demedim mi yolunu vururlar senin,

demedim mi soğuturlar seni.

Oysa senin ateşin benim,

sıcaklığın benim demedim mi?

 

Türlü şeyler derler sana demedim mi?

Kötü huylar edinirsin demedim mi?

Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?

Yani beni kaybedersin demedim mi?

 

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Mevlana Celaleddin Rumi- (DEMEDİM Mİ?)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bir Çocuk Öldü

Hiç ses yok,

Ardıç ağaçları,

Kahverengileşmeye başlamış ölü yaprak yığınları,

Solgun havuz,

Aniden havalanarak kanat sesleriyle sessizliği bozan simsiyah bir karga,

Donmuş hareketleriyle süsler bahçeyi,

Canlanmak ister gibi duran kederli heykeller,

Çakıllı bahçe,

Yollarında belli belirsiz duyulan ince çıtırtı.

Birden bir ölüm haberi,

Bir çocuk ölmüş,

Sessizlik aynalar gibi kırıla kırıla büyüyor,

O kadar insan ölüyor ki aynı anda.

Gençliği ölüyor,

Şiirleri, şiirlerini okuduğu kadınlar ölüyor,

Onun şiirleriyle düşündüklerim ölüyor,

Bir sonbahar gibi ölüyoruz.

Bitirim bir çocuktu o,

Kasketini yan giyerdi,

Sansaryan hanında işkence görür,

Meydan okurcasına ıslık çalardı.

Yan yatmış kasketiyle şiirlerine benzerdi,

Fikirleri bana yabancıydı, ama duyguları…

Duyguları meydan okuyan bir çocuk gibiydi.

Canı yanan, yalnız, yağmurlara dağılmış ama hep meydan okuyan bir çocuk.

Gizli randevulara gider, vurulur, terk edilir,

Olmayan kadınları sever, yanlış hayatlar yaşar, kederlenir,

Gemilerle yalnız yolculuklara çıkardı.

Ölüme dokunduğunda, ölümü değil, bir daha göremeyeceği kadınları düşünürdü.

Ölmüştü,

Heykellerin durduğu bu sessiz bahçede öğrendim öldüğünü.

Bir çocuk ölmüştü,

Bir çocuk…

Yağmurlu vakitlerde herkesin gençliğine giren,

Külhan sesli, yalnız bir çocuk,

Yalnızlığından yakınırken kalabalıklaşan,

Eflatun gözlü kadınları seven bir çocuk.

Onun sesinden seslenirdim sevdiğim kadınlara,

‘’Sevdiğim sensin’’, sevilmeyen kederli çocuklar senfonisiyim ben.

Sessizliğin bir ayna gibi kırılarak çoğaldığı bu sessiz bahçede,

Sessizce çalan senfoninin son bölümü.

 

 

Bir bahçe sandalyesinde oturuyorum,

Sağlam, tahta bir sandalye.

Sırtımı dayamışım, ayaklarım çimenlerin üstünde,

İçimde anlamsız duygular.

Gökyüzünde huzursuz küçük bulutlar…

Ölüm haberi insanı yalnızlaştırıyor,

Yanık yaprak dumanı gibi bir ıssızlık yayılıyor.

Ruhum da bu dumanla birlikte yok olup gidiyor.

 

Solgun nilüferlere baktım.

Ardıç ağaçlarına,

Yaprak birikintilerine,

Bir taştan doğup bir taşa hapsolan heykellere.

Kendime, geçmişime,

Unutulmuş bir bahçede bırakılmış bir heykel gibi sessiz gençliğime baktım.

Bir çocuk öldü,

Çocukluğum öldü.

--------------------

NİKBİN (İYİMSER)

 

Tembel bir balıkçı gibi uzanıyorum bazen hayatın kıyısın da,

Huzurlu bir üşengeçlikle,

Geçip giden sabahlara bakıyorum,

Alabildiğine grimsi bulutlara.

 

Sonbaharın kaprisli günleri bazen bir yağmurla,

Bazen kurşuni bir hüzne bürünmüş ağırbaşlı bulutlarla,

Bazen de bu sabah olduğu gibi,

Karanlık bir çığlıkla beliriyor pencerem de.

 

Düşüncemin ışıklı belirsizliğine bırakılmış hafızamın oltalarına,

Minik balıklar gibi küçük sözcükler vuruyor.

Nereden, niye geldiğini,

Hangi anlamlara bürünmek istediğini bilmediğim ses kırıntıları.

 

Kışlıkları çıkarttım bu sabah,

Çok sevilmiş ama artık geçmişte kalmış bir sevgili yüzü gibi,

Aydınlık, güzel, bütün çizgileriyle belirgin ama mesafeli,

İlk kez hüzünlenmiştim mutluluklarımı anımsadığım da.

 

Sonbaharın kızıl kahverengi bir tülü andıran ince hüznü hissediyorum.

Dışarıdaki havuzda siyah kuğular var,

Bu iki sözcüğün, siyah kuğuların,

İsimlerini taşıdıkları kuşlar gibi,

Hafızamın eteklerine dokunmasının ardından,

Bir yüzün yada bir ismin belireceğini,

İçinden çıktıkları ışıltılı karanlıktan,

Başka cümleler, başka olaylar, başka hatıralar da getireceklerini biliyorum,

Tembel bir balıkçı gibi bekliyorum.

 

Yine Ben:D

--------------------

BİZ

İki gövdeyiz bir fırtınayla tutuşan,

Camlarda geceyarısı parlayan iki alev,

İki göktaşı karanlığın içinde akan,

Aynı kadarin iki suçlu okuyuz biz.

İki yarış atıyız ve bir tek aynı eldir,

Yemi sımsıkı tutup mahmuzlayan,

Bir tek aynı bakışı saçan iki gözüz biz,

İki ürperen kanadız aynı düşü taşıyan.

İki kederli gövdeyiz,

Bir Tanrı mezarının mermerine yaslanmış,

Eski güzelliğin gömnülü olduğu mezarın.

Aynı sırları veren iki sesli bir ağız,

Bir tek aynı Sfenks'i kurarız durmaksızın,

Bir tek aynı çarmıhın iki kanadıyız biz.

 

Viaçeslav İvanov

--------------------

Ben Sen Hatıralarım ve Hiçbir şey.

 

Işıklar içinde bir kış günü yaşıyor İstanbul,

Neredeyse ılık,

Isıtan bir güneşin beklenilmeyen sıcaklığını hissederek,

Yürüyorum İstanbul un benim için hayaller ve hayaletlerle dolu arka sokaklarında.

 

Artık kaybetmiş olduklarıma hala sahip olabilmemi,

Onlarla konuşabilmemi, özleyebilmemi sağlayan hayaletlerle,

O kadar çoklar ki…

Bu sokaklar kaybettiklerimle dolu.

 

Sonsuz hayaller görüyorum bu sokaklar da, sonsuz hayaletler,

Her biri ihanet ettiğim duygularımdan bana kalanlar,

Bir çoğu ne bir hayal, ne de bir hayalet,

Yoklar…

 

Kaybedince kaybetmiyorsun,

Unuttuğunda, yüzünü hatırlamadığında,

Adını hatırlamak içinde bir kıpırtı yaratmadığında kaybediyorsun,

Unutmak kaybettiriyor.

 

Bir daha dönmeyecek olanı özlemek!

Başka hiçbir özleme benzemiyor,

Her özlem içinde ufakta olsa bir umut barındırırken,

Özlemin böylesi, içine bir damla ışık sızmayan elleri boğazında zifiri karanlığa benziyor.

 

Eksik kalmış cümlelerim,

Söyleyemediğim arzularım,

Anlatamadığım isteklerim,

Kılıktan kılığa giriyorlar,

 

Hayaller, hayaletler,

Gölgeli sokaklar oluyorlar,

Tanımadığım, tanıyamadığım biri,

Sen oluyorlar.

 

BUDA BENDEN

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

NÂZIM'A BİR GÜZ ÇELENGİ

 

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız

şimdi

Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek

miyiz bir daha?

Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?

Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği

Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?

Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın

bana

Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları

Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar

Düşerlerdi orada, uzakta,

Yaşarken kendine seçtiğin

Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa

 

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum

Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan

Halkların kavgasını ve kavgamı benim

Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...

 

Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım

sensiz

Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden

yoksun

Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,

Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.

 

Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle

Kuyu gibi kapkara zindanlardan

Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları

Ellerinde izi vardı eziyetlerin

Hınç oklarını aradım gözlerinde

Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin

Yaralar ve ışıklar içinde

 

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlar

Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.

Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,

Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?

Teşekkürler, böyle olduğun için! Teşekkürler o ateş için

Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

 

 

 

Pablo NERUDA

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Felsefe Tarihinde Görüşlerinden En Çok Etkilendiğiniz Filozof ?

      Bu da böyle bi anket işte =)

      , Yer: Felsefe

    • Atatürk Şiirleri - Serdar Yıldırım

      EŞSİZ ASKER ATATÜRK O, bir millete baştı. Yel oldu, dağlar aştı. Sel oldu, düşman kaçtı Tüm dünya buna şaştı Eşsiz asker Atatürk. --------------------------------- ATATÜRK VE CUMHURİYET O'nsuz tarih olmazdı. O, doğmasaydı. Tarih kitaplarını yırtardım, Cumhuriyet kurulmasaydı. --------------------------------- CUMHURİYET Haykır durma, Cumhuriyet 96 yaşında. Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında. *     *     *      * Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın

      , Yer: Atatürk'çü Düşünce Kulübü

    • Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

      En sevdiğim ile başlıyorum... Seni   Öyle uzun seviyorum ki seni Ya yaradılışta doğmuşum Ya ölümsüzün biriyim ben... Hasret Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye Oyun Oynasak Biri yıldız olsa Biri ben olsam.   Oynasak Gelse gecenin biri Çağırsak gündüzün birini Biri ben olsam.  

      , Yer: Şiir

    • Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı ve Şiirleri

      “Üçyüzonda gelmiş idim cihana”   Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çap

      , Yer: Yazarlar

×
×
  • Yeni Oluştur...