Jump to content

-Gnoxis Diyarı-


PiaA

Önerilen Mesajlar

BÖLÜM XVII-KRALI KURTARMAK II

Karakterler:

Sirius

Aurora

Boogee

Katie-Moterda Olisya

Boreadlar-Rein

Malakian-Yelisss

Carlo-Paradoks

Hayalet-Lethal

Nevinost-electronicalev

Zayin-Ilithya

Siren-Anafiel

Soil-Arec

Pathfinder-Balcan

Hanne-Eda

Cubido-Sidar

Flag-Celali

George-Pia

Şifacı-Merlin

Kral Sirius un harap olmuş bedenini sırtladı Carlo ve Hayaletin sopasıyla çizdiği görünmez çemberin içine girdiler.Hayalet sadece dudaklarını oynatarak sihrini yaparken etraflarında menekşe rengi rünler oluşmaya başladı, kulübede ki mumlar ışığını yitirdi ve Hayalet son sözünü yüksek sesle söyledi; 've götürsünler bizi yuvamıza!.'

Kör edici ışık anaforları içinde geçen bir kaç saniyelik yolculuğun ardından hepsi şehrin kalabalık sokaklarından birinde belirdiler. Nevinost, Zayin, Carlo, Hayalet, Aurora, Soil ve Carlonun kollarında ölü gibi yatan yaralar içinde ki Sirius...Carlo şaşkın şaşkın etrafına baktı ve sertçe kafasını Hayalete çevirdi;

-Lanet olsun! Neden bizi sarayın içine götürmedin!

 

--Bi..Bilmiyorum bir aksilik olmuş olmalı....

Sokakta ki herkes kafalarını çevirip onlara baktı ve sonrasında bakışları Sirius un cansız bedenine kaydı, yüzlerinde ki dehşet bir bebeği sütten kesebilirdi adeta...Yüce Kralları cansız şekilde, Carlonun kollarından sarkıyordu...Bu nasıl olabilirdi,Krallarını bu hale getirebilecek ne olabilirdi...

Nevinost hemen öne atılıp kargaşa yaratmaya hazırlanan insanları sakinleştirmeye çalıştı.

 

-Korkmayın dostlarım! Kralımız yaşıyor, sadece bir kaza geçirdi kısa sürede kendisine gelecektir.Lütfen bağırmayı kesin!

 

---Kralımız bir ölümsüz, ona ne oldu, nasıl bu hale gelmiş olabilir?! Bize doğruları söyleyin!

 

-Bakın endişelenmenize gerek yok, o iyi sadece dinlenmesi gerekiyor şimdi kahrolası yolu açın da onu götürelim buradan! Size diyorum çekilin yoksa ben Nevinost, hepinizi mahfedeceğim!

İnsanlar bu tehdidin karşısında mecbur kalarak önlerinden çekildiler..Kadınlar ve çocuklar hıçkıra hıçkıra ağlayarak bakıyorlardı Sirius a..Herkes onun yokluğunun ölüm anlamına geldiğini biliyordu. Belki kimse yaklaşan savaşın farkında değildi ama yine de bunu hissediyorlardı, gecenin çöktüğünü gözleri olmasa da anlar çiçekler..

Carlo, çekilen kalabalığın arasından sıyrılarak Sirius u saraya kadar taşıdı ve uykuda ki kralı yatağına yatırıp tüm büyücüleri huzuruna çağırttı. Odaya ilk gelenler George, Cubido ve Hanne oldu. Hızla Sirius un yatağının önünde diz çöktüler ve ağlamaklı gözlerle baktılar krallarının solmuş yüzüne. George kendini toparladığında Zayin e döndü ve neler olduğunu sorarmışcasına baktı.

---Neler olduğunu anlatmak isteyen var mı? Neden gözlerinizi kaçırıyorsunuz? Yaşayacak mı Sirius?

Aurora odanın köşesine çekilmiş ifadesiz bir yüzle George a bakmaya başladı. Öyle anlaşılamaz şekilde bakıyordu ki George da dahil herkes gerildi ve George da soru sormaktan vazgeçip sessizce yatağın köşesinde oturmaya başladı.

Çok geçmeden büyücüler ve şifacılar doluştular odaya.Aralarında en yaşlı olanı konuştu,

-Üstat Carlo, kralın yaralarını inceleyip bir değerlendirme yapana kadar lütfen diğer herkesin burayı boşaltmasını sağlayın.Ben ve yardımcılarım neler yapabileceğimize baktıktan sonra size ha....

Yaşlı şifacının lafı yarım kaldı çünkü içeri tüm ihtişamı ve korkutucu güzelliğiyle Katie girdi. Kimseye bakmadan dalgalanan su yeşili elbisesiyle aralarından yürüdü ve Sirius un elini tutup sessizce ağlamaya başladı. Aralarında ki yakınlığı herkes biliyordu lakin kimse onu bırakın ağlarken üzgün bile görmemişti.

Yaşlı şifacı biraz daha sert bir tonla tekrar lafa girdi;

-Fazla zamanımız yok hemen gidin ki işimi yapabileyim, her saniyenin hayati bir önemi var.

 

Katie bir kaç saniye şifacıya sert bir şekilde baktı ve ardında olduğu yerde silikleşip gözden kayboldu ve o kaybolduğunda Sirius un eli yatağın kenarına düşüp kahredici şekilde sarktı.

Bir kaç dakika içinde herkes odadan çıkmış büyük ahşap kapının önünde bekliyordu. Odada sadece şifacı ve ona yakın yardımcısı kaldı. Kapının önünde beklemeyen tek kişi Aurora oldu. Hızla uzaklaşıp gözden kayboldu, kimse nereye gittiğini sormaya cesaret edememişti. George baltalarını çıkarıp yere bıraktı ve yere oturup piposunu ateşledi. Savaş kadar acı bir bekleyiş başladı böylece...

--------------------------

Flag, olanları saray muhafızlarından öğrenmiş ve hızla ormana, Boogee nin yanına rapor vermeye gidiyordu.Hızla ağaçların arasında yol aldı ve yeterince uzaklaşınca beklemeye başladı. Çok geçmeden Boogee kendine has yoğun bir ışık hüzmesiyle beraber ağaçların arasında belirdi lakin yalnız değildi. Flag neredeyse küçük dilini yutacaktı. Boogee nin yanında ki Siren.. Siren kötülüğünü yüreğinde taşıdığı kadar gözlerinde de taşıyordu. Çatlak bir kahkaha atıp süzülerek Flag in yanına geldi.

--Demek yakışıklı köstebeğimiz bu öylemi. Anlat bakalım sevgili hizmetkarım efendine ne haberler getirdin...

Flag yutkunup Boogee ye baktı ve tepki alamayınca anlatmaya başladı;

--Sirius efendim, Sirius ölüyor...Feci şekilde yaralanmış ve ölümsüzlüğünü kaybetmiş.

 

-Yalan! Bu nasıl olabilir?

 

--Bilmiyorum efendim ama yemin ederim ki doğruyu söylüyorum, şu an tamamen savunmasız onu kurtarmaya çalışıyorlar lakin durumu kurtulamayacak kadar kötüymüş..

 

---Bu harika bir haber...Beklediğimiz an işte geldi Boogee. Yarın gece oraya gidip Sirius u öldüreceksin. Senin içeri girmen kolay olacaktır, şu an sadece bekledikleri benim çünkü..

 

---Elbette sevgili efendim. Nihayet beklediğim gün geldi, bu kez bana karşı koyamayacak. Onu öldüreceğim ve ardından ormanda saklanan tüm kötü güçlerle beraber surlara saldıracağız. O olmadan bize yeterince karşı koyamazlar ve savaş daha başlamadan lehimize biter.

 

---Haahahahaha! Evet öyle olmalı. Tek sorun o sürtük kız kardeşi! Onu hafife almamalıyız ve elbette Hayaleti ve diğerlerini.

 

--Merak etmeyen efendim, daha onlar ne olduğunu anlamadan krallarının kafasını gövdesinden ayıracağım...

 

--Güzel...

 

Bogee, Flag a elinin tersiyle gitmesini işaret etti ve Flag hızla şehre geri döndü..

 

-----

Tüm bunlar yaşanırken Boreadlar güverte de tayfasına emirler yağdırıyordu. Tüm tayfa şaşkındı çünkü Boreadlar, Malakianı aramaktan vazgeçmiş rotayı Gnoxis Diyarına çevirmişti. Kararı değişmişti çünkü biraz önce küçük bir peri Aurora dan mesaj getirmişti ona. Tuhaf olanda böyle bir kötü haber almasına rağmen Boreadlar ın kahkaha atmasıydı. Boreadlar rotayı değiştirdi hemen, Malakian a yapacağı konuşmayı uzun bir parşömen kağıdına yazmaya başladı. Parşömeni bitirdiğinde onu Pathfinder a teslim etti. En yakın limandan bir gemi daha almasını ve tayfanın yarısıyla birlikte Malakian ı bulup parşömeni ona vermesini emretti.

----------------------

Yaşlı şifacı bir kaç saat sonra buz gibi bir suratla ahşap kapıyı açtı ve Carlonun meraklı yüzüyle karşı karşıya geldi.

--Ne oldu Şifacı, durum nedir?

 

---Bildiğimiz tüm tedavileri uyguladık bundan sonra yapılacak tek şey iyileşmesini ummak. Ve bu gece kimsenin içeri girmesini istemiyorum, rahatsız edilmemeli. Yalnızca George şimdi içeri girebilir çünkü onu sayıklıyor, belki George kralın uyanmasını sağlayabilir. George bu sözlerin karşısında şaşkınlıktan öylece kala kaldı.

 

--Ne yani beni mi sayıklıyor gerçekten.

 

--Evet sevgili oğlum içeri gir ve yanında ol.

Şifacı, yardımcıları ile birlikte orayı terk ederken George a göz kırptı ve bu bir kez daha George un şaşkınlıktan bayılacakmış gibi hissetmesine neden oldu.. Herkesin, özellikle Nevinost ve Zayin in meraklı bakışlarına maruz kalarak içeri girdi ve büyük ahşap kapıyı tekrar kapattı. Hanne ve Cubido şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı.

Çok sürmeden George geri döndü, yüzüne renk gelmişti ve artık üzgün görünmüyordu, endişeli ve intikama susamış bir adamın ifadesini takınmıştı. George odadan çıkar çıkmaz Hayalet üzerine atladı ve yakasına yapıştı.

--Neler dönüyor burada! Neden Sirius u bir tek sen görebiliyorsun? Ne biliyorsun söyle!

 

--Yakamı bırakın efendim. Bir şey bildiğim yok sadece yanında oturup öylece durdum. Uyanmadı ve bir şey söylemedi. Ben de sizin bildiklerinizden fazlasını bilmiyorum. Hatta daha nasıl bu hale geldiğini bile anlatmadınız bize..

 

--Özür dilerim evlat, kendimi kaybettim..Özür dilerim...

George, Hanne ve Cubidoyu yanına alıp saraydan çıktı ve Zayin de onlarla gitti. Carlo taht odasına düşünmeye çekilirken Hayalet ve Nevinost da gözden kayboldular.

Aurora odasına çekilmiş zırhını parlatıyor ve kılıçlarını keskinleştiriyordu. Yüzü hala tamamen ifadesizdi.Kapısı çalındı ve bir asker içeri girdi;

 

--Özür dilerim Prenses. Toprak büyücüsü olduğunu söyleyen biri sizi görmek istiyor.

 

-İçeri al.

 

--Emredersiniz efendim.

Soil ağır adımlarla içeri girip küçük bir selam verdi ve Aurora nın oturduğu koltuğun tam karşısındakine oturdu. Aurora hiç bir şey söylemeden kılıcıyla uğraşmaya devam etti. Soil ise odayı inceliyordu. Her yer rengarenkti. Duvarlar gece mavisiydi ve küçük parlayan deniz kabuklarıyla süslenmişti. Yatağı yataktan çok bir bulutu andırıyordu çünkü köşeleri yoktu ve kabarıktı. Bembeyaz bir ipek örtü serilivermişti üzerine..

--Prenses?

 

--Evet?

 

---İyi olup olmadığınızı görmeye gelmiştim.

 

--Gördün işte iyiyim.

 

---Pekala. Anlaşılan gitmem gerekiyor. Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim efendim.

 

Soil arkasını dönüp kapıya doğru yürümeye başladı. Ve ilk kez Aurora kafasını kaldırıp ona baktı.

 

-Soil?

 

--Buyurun Prenses?

 

-Teşekkür ederim.....

 

Soil yere bakıp gülümsedi ve selamını verip odayı terk etti.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...