Jump to content

Karalama Defteri


KATA

Önerilen Mesajlar

Bileklerimde bir acı hissettim önce, sonra birbirine kenetlenmişliklerini. Gözlerimi açtığımda bir silah doğrultulmuş olduğunu gördüm, namlu tam 2 kaşımın arasına dayanmıştı, dolayısıyla pek bir şey göremiyordum oturur pozisyonda bağlandığım sandalyeden. 'sakın korkma' dedi telkin edici ve tok bir ses tonu, 'korkma, yoksa gittiğin yerde ilelebet korkarsın'. Alnımdan akan terler gözlerime doluyor ve gözlerimi açmakta git gide zorlanıyordum, yanıyordu. Ağzıma tıkalı lanet fantezi topu sayesinde yalnızca bazı sesli harfler çıkar gibi olsa da, hiç birine benzemiyordu. Bir yandan çırpınmaya çalışıyor diğer yandan lanet topun hijyenini düşünüyordum ve deliklerinden saçılan salyalarımı. Birden aklıma sakin olmam gerektiği geldi, o sırada donup kalmış olmalıyım. Sonrasında tiz bir çınlama duymaya başladım. Hepsi bu.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yazmak istiyorum bu gece. Bütün hayatımdaki travmaları çamaşırlarımın suyunu balkondan akıtırmış gibi yazmak istiyorum. Bir yandan her şeyi ama her şeyi yazmak istiyorum kusarak, bütün olayları kendi bakış açımdan sunmak istiyorum size. Yine de, içimdeki garantici ruh, buna izin vermiyor. Diyor ki, bir gün yazar olursan, bir ihtimal, tanınan bir yazar, bunlar senin karşına çıkacak. Bir yanım ufak bir kız çocuğu iken, başka bir yanım tekinsizliğe doğru koşuyor. Bir gece çok tuhaf bir rüya görmüştüm, rüyam soluk kahverengi tonlarında idi, kahverengi bir masanın etrafında tekinsiz insanlar ile oturuyordum, hepsi ruhsuz ve cansızdı, sanki bedenden ibaretmiş gibilerdi, bana şunu soruyorlardı

"Günün nasıl geçti?", olabildiğine ruhsuz bir ses tonuyla. 5'i birden bu soruyu sordu ve rüyamdaki gergin ortam beni uyanmaya zorladı. 2 dakika bile uyanık kalamadan yine yenik düştüm uykuya. Yine aynı mekan. Aynı masa. 5 farklı insan sureti. Aynı ruhsuzluk, aynı soru. Alerji oldum bu tekinsizliğe ve yeniden uyandım. Yeniden yattım, yine aynı mekan, aynı masa, yine 5 farklı insan. Nedense hep 5. Devamını biliyorsunuz zaten. En az 10 kere uyandım, yattığım gibi farklı insanların alemine doğru gittim ve sadece suretler değişiyordu, çok rahatsız edici bir gece idi. O günden sonra farkettim ki, gerçeklik en az bir o kadar bunun gibi, her yer böyle idi. Sorun bendim belki de. Avm'nin son katında yemeğini yedikten sonra mağaza mağaza gezen ve milkshake içerek cumartesi'yi harcayan bir tip olmadım hiç. Hiç voleybolda başarılı bir kadın olamadım mesela, beden eğitimi dersini hep köşede oturup vakit öldürerek geçirdim. Veya hiç bir ortama girdiği gibi herkesin meraktan çullandığı biri olmadım, aksine hep başta itici bulunup sonra çeken tiplerdendim. Hiç uzun ilişki yürütemedim, sevgilisi ile fotoğraflarını bütün sosyal medya hesaplarına yükleyen, sevgilimden başka hiçkimsem yokmuşçasına sadece adama odaklanmış bir şekilde bir hayat kurmadım mesela. Gerçi öyle olmasın da zaten. Bunları hayıflandığımdan veya üzüldüğümden yazmıyorum şu an, aksine bilgisayarın başında bu satırlara bakarken gayet duygusuzum. Hiç bir şeye hemen alışamadım mesela, çoğu şeye alışmam hep gider ayak oldu. Hiç sağlıklı bir insan olmadım mesela. Hep bir yerlerimi üşüttüm, 2 kere ameliyat oldum, tiroidim var, ellerim titriyor mesela sürekli olarak, tabi mide hastalıkları ve de aşırı vitaminsizlik cabası. Psikolojik olarak sorarsanız, aslında hepten bitik, en az 30-35 doktora gitmişimdir 8 sene içinde, ağırlıklı olarak depresyon nöbeti yazıyordu raporlarımda, bu imkansız, değildim. Anksiyete, sosyal fobi.. Bunların hiçbiri uymuyordu bana. Gerçi ben hiçbir zaman doktorlara doğruları söylemedim. O da var. Ben sabahları kahvaltı etmem mesela, içim almaz, ya hiçbir şey yemeden akşamı ederim ya da 1 bardak kahve içerim. Kahvaltı edince zihnim çalışmıyor, ya da ben saçmalıyorum ve üşengeçliğimi bu tarz kılıflarla örtüyorum. Saks mavisini çok severim mesela, her rengin birer tonu favorimdir, ama kırmızı benim tek sevgilimdir. Düşünmemek adına rahatlatması için ağırlıklı olarak elektronik müzik dinlerim, dımtıs dımtıs nidaları eşliğinde kafayı yerim. Kışı çok severim mesela. Motorsikletin üstünde çığlık atmayı, yürümeyi, ıslanmayı, sözlük okumayı, özellikle de düşünmeyi epey bir severim. Günlük hayatımda çalışkan olsam da, eğitim-kariyer konusunda başarısızlığı kendime yediremem. Bu tarz bir şeyde başarısız olunca krizlere girer, kafayı yerim. Bu ise beni en çok kamçılayan şeydir. Bugün sahip olduğum her şey, kaliteli ve zeki arkadaşlıklar, kendime ait bir ev, çalışmaya olan düşkünlük bunun sayesindedir. Yine de iyi huylarım ne kadar çoksa kötü huylarım da o kadar çoktur. Saçmasapan bir alınganlığım vardır mesela. Çabuk gaza gelir, çabuk sönerim. Bugün A dediğim, yarın benim için B olabilir. Kindarımdır. Öfkemin kurbanı olmak benim için bir kaçınılmazdır. Karşımdakine karşı çaktırmasam da, ona karşı aşırı saplantı duyabilirim. Maalesef, nispet yapmayı seviyorum. En çok da bundan nefret ediyorum. Ama açık ara farkla kesinlikle her b.ku ertelemek beni kendimden nefret ettiren şeydir. En gereksiz şeyi erteler, sırtımı yük bindirir, sonra da abartırım. Her haltı uçlarda yaşadığım için mutluluğum sanki dünya'yı ele geçirmiş gibi, mutsuzluğum dünya'daki her şey mahvolmuş gibi vuku bulur bende. Çok zor sever, çok kolay nefret ederim. Sinirlenince belden aşağı vururum. Alakasız yerlerde tartışmışlığım çoktur. O kadar çok hayal kuruyorum ki, kendimi bildim bileli, 2. bir dünya'ya sahibim ve artık her şeyin detayının detayının detayının ve daha nice detaylarının hepsi kafamda ve bu yüzden genelde başım çok ağrıyor, doğruyu bile bile hep yanlışı seçtiğim için aslında kendime aptal da diyebilirim, ya da aptal olduğumu düşünenin kendisi aptaldır, ne diyeyim.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bugün lisedeki kavgalarımı anlatıcam. Lisedeyken kick boks yapardım. Efendi, öğretmenlerine saygılı ve okuldaki hiç kimse başı belada olmayan, herkes tarafından sevilen kendi halinde bir çocuktum. Ayrıca bir çok kickboks maçına çıktım. Fakat hiçbir zaman yumruk yumruğa kavga etmemiştim dışarıda. Zaten kavga etmemiz yasaktı lisanslı sporcu olduğumuz için. Yumruklarımız silahla yaralamaya dahil ediliyorudu. Hiçbir müsabakada sinirlenmedim, tünel görüşüne girmedim ve kendimi her zaman kontrol ettim. Lisedeki ilk kavgam çok saçma bi olaydan çıkmıştı. Akıllı tahtalar yeni gelmiş ve sınıftan bir arkadaşım son ses müzik açmış dinliyordu. Üst sınıflardan bir çocukla tartışmılar fazla ses geldiği için. O sırada da sınıfa daha 2-3 hafta önce gelmiş bir çocuk var. Tek sohbetimiz Günaydın, merhaba. Bu delikanlı çocuk, üst sınıflarla olayı konuşup çözmeye gitti ve olayla bi alakası olmamasına rağmen erkekler tualetinde buldu kendini. etrafında 6-7 kişi var. ben de her zamanki gibi sıramda oturup telefonumla oynuyordum. birden kalabalığın seslerini duydum. kalktım sıramdan ve merdivenlerden inip tualetin onundeki kalabalığı gördüm. herkes içeri bakıyordu. bir kavga olsun da heyecan olsun diye bekliyorlardı. bizim sınıftaki arkadaşta tam ortada. içeride de bizden 2 kişi var fakat baya uzaktalar onlar. kapıya yaklaştım ve donakaldım. daha önce hiç dışarıda kavga etmemiştim çünkü ne yapacağımı bilmiyordum. ta ki benim arkadaşıma üst sınıftaki çocuk tokat atana kadar. filmlerdeki gibi kapşonumu kafama geçirdim ve içeri ilk ben girdim.kontrol bende değildi. ben sanki kafamın içine hapsolmuş başka birisinin gözlerinden bakıyordum. sonra arkadaşıma vuran çocuğu sol omzundan tutup çevirdim ve yüzü bana tam döndüğüne sol elmacık kemiğinin üzerine bir yumruk yapıştırdım. bir den kendimi duvara yaslamış buldum. ve kollarımla gardımı aldım. üzerime gelenlere yumruk sallıyordum. biz sadece 3 kişiydik. her şeyi izliyordum fakat bişey yapamıyordum. ardından kafama bi darbe geldi ve sırtımı yasladığım duvara kafamı çarptım. sonra büyük bir erkeğin gür sesi inledi. gelen matematik hocamızdı. kavgayı izleyen başka bir arkadaşım o geldiği sırada beni kolumdan tutup ordan çıkardı. kalabalığı oldukça sakin ve sanki az önce tualetimi yapıp çıkmışım gibi bir rahatlıkla geçtim. merdivenlerden aşağı indim. ve alt kattaki tualete girip üstümü başımı temizledim. kimse benim farkıma varmadı. yüzünü morarttığım çocuk beni asla tanıyamadı. ahahah bu arada o kavga giydiğim kapşonlu hırkayı 2 hafta boyunca giyemedim *** korkusundan. ve 2 hafta boyunca metroya tek başıma gitmedim.

Lisedeki ikinci kavgam ise kız mevzusu yüzünden idi. Kız arkadaşıma ben yanındayken laf atan bi çocukla laf dalaşına girdim. ertesi gün beni 10 kişi sınıfımdan almaya geldiler. en üst kattaki boş sınıfa çıktık ve bir sıraya oturdum. yanımda okulun abilerinden vardı ve bana sakın vurma o konuşur konuşur susar demişti. karşımda laf atan çocuğu beklerken onun arkadaşı geldi. ne alaka anlıyamadım başta. sonra konuşmaya başladı, işte ben nasıl onun arkadaşına ters yaparmışım, atar koyarmışım. bu tipler de düz lise oldukları için belalı arkadaşlar. bi zaman sonra söylediği hiçbir şeyi duymamaya başladım. oturduğum yerden kalktım. onun gözlerinin içine baktım ve yüzünü incelemeye başladım. acaba neresine vurursam yıkılırdı ? cevabı biliyordum: çenesi. fakat bir anda içimden böyle piç bir duygu yükseldi. hayatında iz bırakmak istedim. bu yüzden burnuna vurmaya karar verdim. fakat ona vurmam için bir sebep gerekiyordu. bekledim bekledim bekledim. ve sonunda bir adım attım üstüne. o da elleriyle göğsümden beni geri doğdu ittirdi. işte bana dokunmuştu. ellerini daha benden çekmesine fırsat kalmadan burnunun tam kenarına yumruğu yapıştırdım. vurduğum gibi '' çat '' diye tok bir ses geldi. ve ben sınıfın en arkasına kaçmadan önce sadece 1 saniye onu izleme fırsatı bulmuştum. yere yıkılmıştı ve burnu şelale gibi kanıyordu. ardında kafamın üstünden gri bir çöp kutusu geçti burası çok eğlenceliydi. çünkü kavga etmeyi içten içe seviyorum ve o an korkuyla karışık deli gibi bir zevk alıyordum andan. sıraların üstünden bana koşan bir eleman yüzüme tekme attı ve dudağımı patlattı. önümdeki iki arkadaşım ve oturduğum sırada yanımda duran abi beni koruyorlardı. üstüme doğru gelenleri tutuyorlardı. gariptir ki bu kavgada sevgilime laf atan çocuğua dokunamadım bile. adam sadece uzaktan küfredip durdu. ve ilk defa kavga sırasında bir şeyleri planlayarak saldırdım. kontrol bendeydi ve gerçekten zevk alıyordum. her lise kavgasında olduğu gibi hoca sınıfa girdi ve bizleri ayırdı. okulda çok efendi, saygılı bir öğrenciydim. kimse benim kavga etmiş olabileceğime inanmıyordu. bu sebeple disiplin kurulundan hiçbir ceza almadım. neyse hoca geldi ve bizi ayırdı. disipline gidiyorduk, elinizi yüzünüzü yıkayın dedi vurduğum çocukla ikimize. ikimizde aynı tualette girdik. yan yanaydık ve tam bir sessizlik vardı. aynaya bakıp burnunu tutuyordu. ben de mahçup bir duyguyla ona bakıp '' özür dilerim '' dedim. beni duymazlıktan geldi ve yüzünü temizledi. ondan sonra korku başladı. çocuğun abisi hapisten yeni çıkmıştı ve benim çok az tanıdığım vardı. olayı babama anlattım ve bir arkadaşıyla okula geldi. ondan sonra ortalık sakinleşti. ben bir daha kavga etmemeye dair boş bir yemin ettim ve bu yeminimi geçen sene bozdum. o da başka bir zamana.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hastanenin beyaz koridorunda duran o rahatsız koltuklarda oturup çayımı yudumlarken geldi yanıma, oturdu. Oturmadan önce bana bakmamıştı, sonrasında da bir göz attı sadece. Anlatmaya başladı hayat hikayesini, onu terk eden eşini, kaybetmek üzere olduğu işini, hiç kesintisiz 10 dakika kadar anlattı. Enteresandır yatan hastasından hiç bahsetmedi. Belki de yoktu kimsesi orada bulunan. Kayan hayatını anlatırken, onu dinlemiyor oluşumu hiç önemsemiyor gibiydi. Umarım konuşmamı gerektirecek bir şey söylemez diye aklımdan geçirirken birden sordu;

'Evin yok mu senin?'

Yüzüne bakmadan cevap verdim;

'Evim var, var da. Evde kimse yok.'

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Gel!

Düğüm düğüm ettiğin düşüncelerin

Hayatın hakkindaki

Çorap söküğü gibi çekilmeli

Sen varoldugun gece sivri ceneli biri geldi

Senin adını duyduğunda

Kahkaha ile tekrar fısıldadı

Annen paniğe kapildiginda

O bütün iblisligi ile ortaya çıktı

Sen böyle kirli kelimelere ait degilken

O senden yararlanmaya kalkti

Senin gerçekleşmeyecek bütün anılarını

Delik deşik etti

 

2 yaşında yanında kimsen yokken

Sırtüstü yattigin besikte,

Alnının ateslendigi gecelerde

Nasıl mücadele edeceğinden habersiz

Kurtulusuna doğru gittiğini sanarken

Aldılar seni daha doğmamış benden

Götürdüler

Bizim kanımızdan olanlar

Aceleyle senden kurtulmak istermiş gibi

Seni cennetinden cehenneme suruklediler!

Beni doğar doğmaz alevlere attılar

Ben sana doğru dürüst sarılamamısken

 

Asla vazgeçme benden

İki yakamiz ayrılsa bile

Senin hakkını sana teslim edeceğim

Aynı şeylere lanet ederken beni hatırla

Biliyorum senin için adalet vücut bulacak

Hiçliğe gidersen paniğe kapılma

Seni o boşlukta yalnız bırakmayacagim

Nefesim yettiği kadar

Sana kendimi adamaya hazırım

 

Kıyametin son çeyreğinde

Elini asla bırakmayacağım

Dağlar parçalara ayrilirken

Karanligimizin üstüne sözüm olsun ki

Benim kardeşim, kutsallığına leke gelmeyecek

Ben onların üstüne bütün ugursuzlugumu ufurdugumde

O seytanlar korkuyla sinecek köşeye

Birimiz varolduğu sürece diğeri silinemez

Beni asla bırakma!

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çapraz bataklık yeşili çekyata uzanırken, iki eliyle kafa atacakmış gibi paralel tuttuğu tableti birden amerikan mutfağımızın siyah zeminine fırlattı.

"Bismillah" dedim, baş parmağımı ağzıma götürüp korktuğumu ifade etmeye çalışırken. "Sonunda sıyırdın mı Timuçin?"

Tek gözü 3 gün önce yediği yumruktan alayına morarmıştı, gücünü ifade etmek için kapalı gözünü de açmaya çalışıyordu, ela gözlerinin ona şans getirdiğine inanırdı.

"Arabesk. Sevmiyorum." dedi

"Ne alaka?" dedim.

"Kel alaka." dedi. "Arabeskin hiçbir şeyini sevmiyorum. Özellikle insanları, cıvık oluyorlar. Sulu sulu muhabbetleri sevmiyorum, yaşasın yeraltı edebiyatı" dedi.

"Sevme zaten" dedim. "Bizim zevkimize bu yakışmaz."

"Bazen ne yapmak istiyorum biliyor musun?" dedi geçen gün çarptığı kafasını ovalarken.

"Nedir?" dedim.

"Hiçbir şeyimi yanıma almadan dışarı çıkmak, kaçmak ve gidebildiğim kadar uzağa gitmek."

"E hadi o zaman" dedim.

"Hadi kalk gidelim" dedi zengin kalkışı yaparak.

"Kırmızı rujumu sürmeden çıkmam bu evden" dedim.

İçeri gittim ve en koyu tonumu sürdüm. Siyah sihir ile yıkanmış dantelli ve sırtı derin dekolteli bir elbiseyi geçirdim üstüme. Hiçbir şey almadan dışarı çıkmak mantıklı gelmedi, biraz para, kentkart, kredi kartı, sigara ve kuru kafalı zippoyu attım deri sırt çantama. Onu sırtıma taktım ve sekerek salona girdim. Sekerken bir şeye bastığımı hissettim ve ben de kendimi yerde buldum. Timuçin nefes almıyordu. O gece gerçekten de hiçbir şey almadan dışarı çıktık, kaçabildiğimiz tek yer ise hastane oldu. Timuçin beyin kanamasından ölmüştü ve geriye sadece kızkardeşi kalmıştı. Daha sonra evi incelerken, paspasın altında bana yazılmış bir mektup buldum.

"Onu asla bırakma olur mu?" yazılıydı Timuçin'in bütün italikliğiyle.

"Asla" dedim başımı havaya doğru kaldırarak.

"Seni kıracağıma kafamı kırarım"

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

I do not know when our existential crisis and comparative great egum will subjugate to reason and will, I just expect this experience tobe natural and self-fulfilling, why psychopath writer did not realize the red bastard was right and lead to such gruesome complicated emptyness for satisfy his own ego , why he cant exist alone , why we cant exist alone, i dont want to be social animal , i dont want to be slave to my institics andi dont want to act by “what they say/ what they think”

i wont follow their rules , their ways , their ideas.

For this

I need the power which comes from will.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Karanlıkta, ekranda oynayan görüntülere aldırmadan, 5. katın penceresinden görünen ay ı seyredip oturuyordum. Birden değişik düşüncelere dahil olup oturduğum yerden kalkıp karanlık merdivenlerden bir alt kata indim. Toplamda 18 basamaktan 14. ye indiğimde sensörler ışığın yanmasını sağladığında bütün karanlık yok olmuştu ve düşüncelerim az da olsa derinliğini kaybetti. Dairenin kapısının üzerinde duran anahtarı çevirip içeri girdiğimde bir koku aldım. Alışık olmadığım bir deodorant kokusu. Oysa evde hiç kimse olmamalıydı. Bir kaç saniye duraksayıp yürümeye devam ettim. İçerisi karanlıktı. Bir kaç adım daha atabilirsem, yatak odasının girişinde beni bekleyen baltaya ulaşabilecektim. Bu sırada ışıkları yakmamaya karar verdim. Evi ben biliyordum, karanlıkta yolumu bulabilirdim. Eğer bir yabancı buradaysa ve elinde mermi atabilen bir silah yoksa avantajlı olan bendim. Baltaya ulaştığımda ağaçtan sapından kavradım, artık daha iyi hissediyordum. Kontrol etmem gereken toplamda 6 oda, 2 salon, 2 mutfak, 2 tuvalet ve 2 banyo vardı. içinde bulunduğum odanın ışığını yakmakla başladım aramaya. Yalnızca bu odada çelik kasa vardı ve kilitliydi hala. Sonrasında sessiz adımlarla tuvalet, banyo ve 2 odayı daha dolaştım. Hiç kimse yoktu. Diğer odalara ulaşmak için mutfağa girdim, karanlık ve dar bir koridordan geçmem gerekiyordu. Bu koridorun sonunda da bir mutfak vardı. Derin bir kaç nefes alıp hızlı adımlarla koridoru geçtim, mutfağa vardığımda kalbim hızlı hızlı atmaya başlamış, vücut ısım yükselmişti. Sakin olmam gerektiğini kendi kendime hatırlatıp, terlemiş ellerimi sırayla üzerime sildim. Aslında ıslakken daha sağlam kavrayabilirdim ağaç aksamları. Neden kuruladım ki dedim kendi kendime. Her neyse diyerek devam ettim sonra. Soldaki yatak odasına girip ışığı yaktım, her şey normal görünüyordu.tuvalet, banyo ve 2 oda da gayet normal görünüyordu. Bir tek salon kalmıştı. Salona girip ışığı yaktığımda hatırladım, bulunduğum katın yarım kat altında anahtar yoksa geçmesi bir hayli gürültülü olabilecek bir kapı vardı. Dairenin kapısından çıkıp yarım kat aşşağı indim, demir kapı gayet sağlam ve kilitli duruyordu. Yeniden içeri girdim, buzdolabından serin bir içecek alıp salonda oturdum. Elimdeki baltaya bakıyordum anlamsızca. Vücut ısım normale dönmeye çalışıyor ve rahatlamaya başlıyordum. Birden aklıma geldi ya davetsiz misafir çatı katından geldiyse...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İnsan pek de yüce bir varlık değil aslında

an gelir bi tokaya muhtaç olur

o an bulamasa o tokayı

kendi saçlarının ağırlığıyla ezilir sanki

insan yüce bir varlık olmadığından

bir gece vakti ona aniden darallar gelebilir

kendinden gelir

ve kim bilir nereye gider

 

 

İnsan dev bir varlık değil aslında

bir gün bir dolabı açsa mesela

ve koşarak kaçan altı ayak görse aniden

çığlıklar atabilir

insan cüce bir varlık olduğundan

korkar

ölmekten

yaşamaktan

hatta korkar yaşayandan

 

 

insan mütevazi bir varlık değil aslında

sabah kalkar

yüzünü yıkar

ve aynaya bakar

hem de uzun uzun bakar

insan kibirli bir varık olduğundan

kendine dalar

öyle uzun bakar ki

gözü alışır

beğenmeye başlar illa ki

gördüğünü

 

 

insan yorgun bir varlık falan değil aslında

yorgunluğunu alıp

kalemin ucuna dikkatlice yerleştirecek

o uçtan muntazam bir şekilde dökecek gücü vardır mesela

insanın hala nefesi bitmediğinden

anlatır da anlatır

anlatamadığını,

anlatmak istemediğini,

anlatacağı bir şey kalmadığını...

 

 

insan öyle insansı bir varlık değil aslında

karnı doymadığı müddetçe çok agresiftir mesela

keyfindense bir yudum çalsan

yeterince maskesiz ise yumruğuyla bile ödetir

insan da bir hayvan olduğundan

yer

içer

sıçar

ve kimi zaman

sırf içgüdüyle sevişir

 

 

insan bir varlık bile değil aslında

mesela bir zemin bulur üzerinde duracak

bir nefes alır almasına

çünkü arzusudur, yaşayacak

ama ‘an’ı tanımaz

insanın aklı hep yarın için çalışan bir makine olduğundan

insan var bile olamaz

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

(Thoughts not to define situations. Thoughts only to be thoughts.) I've just thought that simple thing, "oh that was so real". --- I saw him sleeping, yeah really lucky I was! He woke up while I was thinking about him, which made me feel naked. Then, I thought that it's okay to be sincere if the one looking at me is the one who I can really love. I decided to forget. Yeah, decided, by thinking. He embraced me so kindly, and guess what, I thought that he felt really good with me. He was. Then he was peaceful. Then he was excited. Then he worried. Then he was at ease. He passed through all these beautiful holyshits. Bla bla blaa... So... I mean... he acted and I thought. He spoke but I didn't because I was too busy with thinking what to say. He did all stuffs and I only thought. He'd been living the life but I had been only thinking. And been swearing and hating inside because of my nonstoping mind. Eventually he left, and I've been still thinking why. Thinking the answer reminds me the word 'to think'. He might have loved me because I'm really thinking. He might have left me because of these fucking boring effects of my nonstopping mind. I was the one who says that everything has to be releted to dancing, everything had better be releted to dancing and he was the one who mainly respects the mind, though. Isn't it weird? Not easy enough to understand although I've been thinking, thinking, thinking and thinking..., and that's what makes me feel freaking! Also, nonstopping thinking leads myself to want me leave myself as well. So here one more reason to accept him and his decisions is. Woaaw. I'm knocked down agaaaain by myselff!! Yuppi... We are, both you and I, probably brave enough to see the truth, but have missed something important. What's it? What's it? What? Wha... Forget it. What would happen if I knew. Now I made the 'important thing' wothless. Less.. less.. think less.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Lethal Perfection

Ben geleceği geçmişe dönüştüren bir sihirbazım, yeteneğimden sual olunmaz. Zaman hızla geçiyor, akıyor ve her geçen gün çürüyorum. Çürüyorum ve içten içe çöküyorum, zaman geçtikçe günler aşındıkça bir bakmışım yabancı bir adam oluvermişim. Ne kolay vakti harcamak, göz açıp kapayana kadar bir şeyler çürümüş gitmiş oluyor zaten. Her gün aynı rutini sürdürerek uyanıyoruz, her şeyi ezberleyivermişiz. Zaman akıyor, bardak boşalırcasına akıp geçiyor ve biz de işte bir tatmini yakalamak için bir şeyler yapmak istiyoruz. Şu daracık vaktin içerisinde ne zor bir şeyler yapmak, başarmak, gururlanmak. Ne zor şeyler bunlar. Ve sen okuyucu, bu eriyip giden zamandan sonra geleceğe ne bırakabileceksin? Zamanın yitip gidebileceğinin farkındasındır zaten ama zamanla beraber yiten senden de bir şeyler yitiyor. Senden de bir şeyler eksiliyor, azalıyor, sönüyor ve en sonunda değersiz bir çöp parçasına dönüşüveriyorsun. Zaman çok ağır cezalandırıyor insanı, daha geçen yirmi yılda ne kadar da yük çektim gerisine nasıl katlanırım. Bırakıversem kendimi şu balkondan aşağı, parçalarıma ayrılsam, zamanın akışını da böylece durdurmuş olsam, çürüyüşe varmadan genç bedenimle ölsem. Çok mu üzülürsünüz? Peki neden üzülürsünüz? Zamana karşı verdiğim biricik savaşa karşı zafer kazandığım için mi? Zamanın tekmelerine karşı kendimi savunduğum için mi üzülürsünüz? Zaman geçtikçe, yaşlandıkça, yıllandıkça zaman çok ağır şeyleri insanın yüzüne vuruyor. Ve, sonunda değersiz atıklar olacağız. O zamana varmadan ölmeye ne dersiniz ha gençler? Çürüyüşün ve zamanla değersizleşecek olmanın acısını önceden kesmeye ne dersiniz? Ölüm benim için her zaman altın ışıklarla parıldayan bir patika, ama gövdemi zoraki bir şekilde ayakta tutan güç yüzünden karanlığın içinde, gerçek aydınlığı inkar ederek usul usul ilerliyorum. Belli olmaz, insan böyle konuşuyor ama belki bir kaç saat sonra ölüyüm; geleceği tüketmeyi biliyoruz ancak daha da geleceği göremiyoruz sonuçta.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Tuhaf bir mukemmelliyetcilik

Bileklerimi kavriyor

 

Şimdi bağlı bütün gözler bana karşı

Anlatmak istiyorum ama

Kimse beni duymuyor

Kulakları fazlası ile tıkanmış kötülüğün kirinden

Attığım çığlık parabol gibi

Bir tek benim koridorumda yankılanıyor

 

Halime bir bak

Sağlıklı mi gozukuyorum?

Ellerim titriyor

Paranoyalarim tepsinin üstüne

Dünya'ya dökmekten korkuyorum

Ayaklarımın kaymasindan korkuyorum

 

Dosegimin üstünde yanıklar

Acimin düşürdüğü yangınlar

Alev aldı alacak

Dokundugum her yer kul oldu

Buraya uzanana ne olacak

Buraya uzanana ne olacak?

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Acıyla sulardım gönlümün bahçesini

Umutla anardım gözümün neşesini

Kelimeler yansıtmaz ki özümün kederini

Göz yaşımla biriktirdim, sevgimin denizini

 

Tanrıya sormuştum gördüğüm nedir diye

Sormuştum neden dünyada ki bütün bu dert ve çile

Çok isterdim seni sevmek güneşli bir günde

Sormuştum sen neden sevmedin diye

 

Ve ben unutman gereken bir ölüydüm,unuttun. Bunlar mühim konular değil..yalnızca bu mezara tekrar uğrayıp dökme gözünün yaşını.

 

Ve..

Çürür ruhumun sarayları birer birer

Bende nefes bitmiş alsam nereye kime gider

Üzülsem ağlasam gözümde ki yaşı kim siler

Ben özümde kederim,ruhum bu yoldan geçer.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
electronicalev

Eskiden kibir nedir bilmezdim

Onu kaybedenlerin ictigi

Acılı bir cay sanırdım

Bir gün üzerime dokecegimi bilmeden

Belgesellere bakıp

Bütün cahilligimle kinardim

 

Eskiden kanıbozukluk nedir bilmezdim

Varlığından gurur duyduğum onur

Onurlu bir arkadaş sanırdım

Beni asla bırakmayacak

Bir gün yanlışlıkla makinaya attim

Elime aldığımda artık yoktu

 

Eskiden minik kalpli sıcacık bir kadindim

Herkese karşı açmistim onu

Jeton gibi kullandılar onu

Kandim ve soyundum,

Ellerine alıp avuclarinda öldürdüler

 

Ve şimdi ben hickimseyim

Biri olmak nasıl olurdu

Unutmuş haldeyim

Kadehin yuzundeki şeytani suretime bakıp

Artik kederlenemedigime kederlenirim

 

Bundan cok yakin bir zaman sonra

Üstümü çıkardığımda aceleyle

Sabahın 5'inde bir otel odasında

Sımsıcak duygularla dolduğunda

Saydam ve olmayan bedenimi göreceksin

Bir de altını cizemedigimiz bir adet ruhu

 

Bu gece ben hickimseyim

Rutine uygun ve robot gibiyim

Bu gece hangi düşünce kafama sıkıyor

Kan artıklarından seçemiyorum

Ne arzumu ne de hislerimi

 

Ben artık hickimseyim

Artık biri olamayacak kadar

Fütursuz ve gurursuzlandim

Yeni bir dunya'ya hosgeldim

Yeni yaşımda kırk yıl yaşlandim

Kabullenmislikle arkama yaslandim

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

akşamları çirkin metropol kulelerinin üstüne tünemiş yarasa kanatlı gargoylların insanlığa nefret ve tiksintiyle bakışını görüyorum. devasa bir otomasyon sirkine dönen dünyada, mekanik zombileşmenin cyborg mühendisleri olan uzaylı insanlık dışı insectoid zihinler memnun şekilde ipleri çekiyor. metalik gri gemilerinin içinde, atmosferin dışında tünemiş, kuşatma halinde kozmik kaosun pörtlek gözlü tohumları. Satürn'ün gittikçe büyüyen halkalarından gelen tüm negatif titreşimlerin( öfke, korku, panik, kıskançlık, nefret, depresyon vb.) dünyada plan doğrultusunda yayılmasından sorumlular. en lüks otellerin özel seremoni salonlarında yapılan kukuletalı kurban ritüelleriyle dünyadaki karanlık biraz daha artar. böcek suratlı araf iblislerinin, öldüğü halde dünyadan kopmamış hırsa batmış demonik varlıkların açlığı şehvetle giderilir. karşılığında istenen şerli yasak bilgiler alınır. dünya dışıların teknolojisi karşılığında onlara tüm irade satılarak gönüllü sınırsız kuklalık pazarlanır. kazan-kazan. takım elbiseliler bilincin huzursuzluğundan kurtulmak için soul-scape ile astral öz'ünü (halk arasında ruh) doymak bilmeyen sineklerin tanrısı Beelzebub'a verirken, karşılığında yer kürenin zevklerine bulanmış bir güç hazzı elde eder. adolfo nicolas yeni direktifleri yukarıdan alır, sahne arkasından ipler oynatılır, insanın bilinci tamamen ele geçirilir (possesed) ve insanlığı bir sığır çiftliği olarak görüp beslenen kozmik vampirlerin sadistik sahneleri tekrar tekrar yinelenir. dünyevi matrix hapishanesinin görünmeyen nefsani parmaklıkları biraz daha kalınlaşır. her şey simüle edilebilmeye, tahmin edilebilmeye, tüm zihinler rahatça okunup çözülebilmeye başlanır. insan artık tamamen dijital bir veriden ibarettir. nihai amaca giden yolda bir ara basamaktır yalnızca. tek başına varlığının hiçbir anlamı yoktur. o sadece, gezegene musallat olan ruhsuz vampirlerin sonsuz kölelik tiranlığını besleyecek bir organik pil olma yolunda adım adım ilerlemektedir. daha fazla savaş, daha fazla dijital hipnoz, daha fazla arzu kırbaçlaması, daha fazla kurumsal kibir. her şey böcekleşme için. e.t.lerin, veya basitçe e.t. zihinli ruhsuz elitlerin bir hayvanat bahçesi olarak insanlık. daha fazla beslenebilmeleri için insanlığın üremesi işlerine gelir. bakmayın siz nüfus problemi palavralarına. din ve siyaset soytarılarının en büyük arzusu nüfusun artmasıdır. böylece boşta aç kalan çok daha fazla ilkel organizma olacak ve onların tepesine binip doymak bilmeyen bir sivri sinek gibi daha çok sömürecektir. ağır dünyevi hazlar öyle tatlı gelmiştir ki, yükselmek istemezler. ölseler dahi spatyomdan bir üst basamağa çıkmadan tekrar bedenlenip Samsara çarkını sonsuza dek çevirmek isterler. işte sonsuz cehennem budur. ateşler içinde işkence değil. tekrar tekrar dünyaya dönmek. o Elitler, para ve gücün sahipleri de bu yeryüzü cehenneminin huzursuz iblis lordlarıdır. hiç durmadan, gece gündüz didinirler. mutsuzluğun ve paniğin ateşlerini biraz daha harlamak için.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

efenim özgüvenim çok yüksek artık. son aşamada. mükemmeliyette. çünkü hedefim nihai son. tüm bedenimin ayrışması. dünyevi idealarımın çöküşüyle her şeyi kucaklayan son'a ulaşmak. spiritüel ve fiziksel ölüm. transformasyon. en ağır çürük organik doku gazları ve metan kokularıyla bakteriyel dejenerasyon. nihai hedefime en mükemmel raddede ulaşacağım. bunun için ise sadece Kronos'un saniyelerinde akışa bırakmam yeterli. kalan gündelik işler sadece bir paravan. bir iş, bir ev , bir kaç giysi ve gündelik hücresel atp ihtiyacı için tıkınma. gerisi kendiliğinden rio de janerio karnavalı gibi maskeli demonlar halinde geliyor. kuru kafaların arından güller çıkmaya ve bok böcekleri kıkırdaşmaya devam edecek. yıldırımlar kooservatları sufli cinler gibi dölleyecek ve evrimi, uzak galaksilerden gelen batıl ruhlu cyborgların tarafına çevirecek. bense yaydan çıkan ok gibi tüm bu gözlemlerin katalizör görevindeyim. yaydığım türbülant enerji astral alemlerde kırılmalara, bükülmelere, çarpıtılmalara sebep olarak yer kürenin büyük sarsıntısını hızlandırır. hanımlar müjde! deccal ayağınıza geldi. kibirlerinizin sonu, kaprislerinizin rezilliği , işinizin eşinizin ve değer verdiğiniz onca saçmalığın elinizden alınışı kapıda. inanılmaz fırsatlarla. doğaya kulak verin. ben doğanın sesini dinlediğimde huzurlanıyorum, çünkü doğa huzursuz. kaldırma kapasitesini çoktan geçti. artık çöküş başlandı. hatta hızlanıyor. bende bu muhteşem dehşet senfonisini en önden izliyorum. ben kimseden zeki değilim, hiçbir farkım yok. herkesle aynı bokum. ama ben bu Batıni Dehşet Senfonisinin gelişini önceden gördüm ve en ön koltukta yerimi ayırttım. telaşla, buruk gülümsememle, sonsuz yokoluşun tanrısız karanlıklarında kaybolmak üzere yıkımın hazzıyla ağzımı şapırdatıyorum. hmmm yumi yumiiiiiiiiiii

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
electronicalev

Işıklar yanık bütün odalarda

İçerde kimse yok

Sağa dönsem nefesini hissediyorum

Solda ise üfleyişlerini talihsizliğimin

Düşünüp düşünüp

İşin içinden çıkamıyorum

Bu kırılmaz döngünün bir milyonuncu simülasyonunda

Sıkışıp kaldım

Tezahür ettim bütün hatalarımı

Şimdi her şeyi çift görüyorum

Ayrık karaltılarda

Bütün gerçeklerden

Tek celsede boşanıyorum

Bırakın beni hayallerimde

Köpüklerimin arasında

Keş, narsist bir deniz kızıyken

Yolumu bulamıyorum

Önüme gelen herkesin

Fantezileri midemi bulandırıyor

Elimde bir vesikalık

Çocukluğumun bütün aptallığı yansımış

Kırmızı arka fonda

Şanssızlığım arkamdan iki kulak yapıyor

Ne güzel diyip pamuklara sardığım

Her değersiz şeyi

İki gün sonra yatağımın üzerinde

Hiç olmamış gibi görüyorum

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Medusa'nın Defteri

      https://www.youtube.com/watch?v=oyUKTxeIGLU   Dünyada o kadar çok şey yanlış, biçimsiz ve düzensiz ki insanın öfkelenmemesi, sinirlenmemesi için hiçbir neden yok. Her şeye insan meydan okuyabilir, her şeyden nefret edilebilir, saçma sapan metallere saçma sapan tekmeler savurabilirsiniz. Mesela ben, bir kaç gün önce yönleri gösteren bir trafik tabelasına öyle sağlam bir tekme savurmuştum ki, hala sol ayağımda arada bir ağrısını hissederim.   Mesele şu, neden her şey bu kadar sıradan, tek düze.

      , Yer: Not Defteri

    • with every heart beat.(rıhtımda yazdığım bir kaç karalama)

      Bir kaç yazımı paylaşmak isterim.hissedebilen kalplere gelsin   Kaybettiğim kadını arıyorum.onu kaybettiğim sokaklarda.kaybettiğim dalgalarda.gururumu bu aşk oyununda ayaklar altına aldığım yere gidiyorum.umutsuzca.yalnızım işte o sahilde.bir zamanlar elif ile ayı izlediğim o deniz kıyısında.bomboş ve sakin.sanki hiç suçu yokmuş gibi umarsız. Dalga sesleri....sessizlik...rüzgar..acı.     Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz demiş yazar. Ben hayalimdeki ruhları b

      , Yer: Not Defteri

    • Dr. Gary Small & Gigi Vorgan - Bir Psikiyatristin Gizli Defteri

      http://www.buldunaldin.com/images_buyuk/f76/Bir-Psikiyatristin-Gizli-Defteri_2776_1.jpg      Yayın Evi: NTV Yayınları Kitap Türü: Psikyatri / Psikanaliz Basım Yılı: 2013 Sayfa Sayısı: 336     Arka Kapak Özeti:   Gerçek hikâyeler kurgudan çok daha tuhaftır, Dr. Gary Small da bunu gayet iyi biliyor. Psikiyatriyle ve insan beyni üstüne çığır açıcı araştırmalarla geçen otuz yıl içinde Dr. Small pek çok şey görmüş. Şimdi ofisinin kapılarını açmaya ve kariyerinin en gizemli, ilginç ve tuhaf hast

      , Yer: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri

    • Rüya Defteri

      Öncelikle herkese merhaba! Kendi hayatımda rüyalar üzerine uyguladığım bir tekniği sizinle paylaşmak istedim. Görüş, sorun ve sorularınızı bekliyorum...   Birkaç yıl önce rüyalarıma dair bir şey keşfettim. Rüyalarımdaki bazı simgeler bana geleceğe dair bir şeyler anlatmak ister gibiydiler. İleride olacakları ara ara görmekten ziyade (haberci rüyalar) farklı ve çok alakasız şekillerin de aslında aralarında bir anlam bağı oluşturduklarına dikkat ettim. Üşenmeden o gündür bu gündür her rüyamı "Rü

      , Yer: Rüyalar

    • Bir Delinin Hatıra Defteri / Nikolay Vasilyeviç Gogol

      Sabah uyandığımda içimi bir korku sardı. Hizmetçim Mavra ayakkabılarımı getirince saati sordum. Onu birkaç dakika geçtiğini söyleyince korkumun sebebi anlaşıldı. Yine daireye geç kalmıştım. Eğer şu pinti muhasebecimizi yakalayıp birkaç kuruş avans koparma ümidim olmasa, bugün daireye gitmeyecektim. Şube müdürümüzün suratını asıp beni nasıl azarlayacağı belliydi. Zaten birkaç gündür dırlanıp duruyordu: "Bıktım senin şu dağınıklığından! Sen adam olmazsın azizim... Dairede aptalca dolaşıp, evrakı b

      , Yer: Not Defteri

Arka Oda

Arka Oda

    Chat izniniz bulunmuyor
    ×
    ×
    • Yeni Oluştur...