Jump to content

Ruh'un Gemisi


arecrateria

Önerilen Mesajlar

Yatağıma uzanmış zamanın içimden geçip gitmesine müsade etmemin acısını gözlerimden çekiyorum. Bütün günü vampir gibi karanlıkta ölmüşçesine geçirirken, gece yeniden hayata dönüyorum. Gözlerimin kanlı oluşunu kimse dert etmiyor, ben dahil. Aynanın karşısına geçip, geçmişimdeki kendime sesleniyorum.

Buna bir son vermeliydin diyorum.

Sonra her şey için geç olduğunu farkedip kaçıyorum yine.

Derin uykularıma.

Rüyalarda görüşmek üzere.

Elbette yolu bulabilirsem...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hafif loş odamda, oturduğum yerden kalkıp açmak için uzandığım kapı koluna bakarken buldum kendimi. Elim uzanmış ancak henüz açmaya yeltenmemiştim. Kapıyı açtığımda karşılaşacağım şeylerden bi haber kalakalmıştım. Birden ardındaki karanlık geldi aklıma, ürperdim. 'Düşünme' dedim kendi kendime. 'Düşünme, yoksa yapamazsın.' Aniden kapının koluna bastırıp kapıyı açıp içinden geçtim, ne olduğunu anlayana dek kapı ardımdan kapanmış ve adeta kaybolmuştu. Su sesi duyduğuma emindim ancak içinde bulunduğum yer zifiri karanlıktı. Gözlerimi kapatsam ancak bu kadar görebilirim diye düşündüm. Ve kapadım gözlerimi. Ellerimle etrafımı tarayarak bir şeyler bulmayı ümit ettim, yanılmıştım. Fiziksel olarak temas edebildiğim tek yer zemindi. Yere çömelip ellerimle yoklayarak ilerlemeye devam ettim. Hep aynı yönde olduğumu belirlemek bir yerden sonra gerçekten çok zor olacaktı. Fakat kafamın içindeki sesleri susturabilmek adına bunu yapmak zorundaydım. Bir kaç küçük adım sonra ıslak bir yerlere dokunduğumu farkettim. Ellerim ıslak olarak kalması pek haz aldığım bir durum değildi ve asla olmayacaktı. İçgüdüsel olarak ellerimi üstüme sildim. Ancak faydası yok, el yordamıyla yoluma devam etmeliydim. Kötü kokmuyordu, umarım değişik bir renge sahip değildir diye geçirdim aklımdan. Bunu bir miktar daha anlamanın tek yolu tadına bakmaktı, dilimin ucuna parmağımla hafifçe dokundum. Tadı sudan farklı değildi veya buna inanmak istemiştim. Devam etmek zorundaydım, durmamalıydım. Ellerim mümkün olduğunca ilerde emeklemeye devam ettim. Bir boşluk vardı, artık enine devam etmek zorundaydım. Bana oldukça uzun gelecek süre boyunca devam ettim, boşluğu atlatabilmemin bir yolu olmalı diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Bir elim boşluğun kenarında öylece oturmaya karar verdim. Bir anda içimde oluşan ve beni içine alan bu korkuya karşı koymak isteği ile kendimi boşluğa bırakıverdim. Düşerken beynimde yankılanan tek soru kuyunun mu derin yoksa duvarın mı yüksek oluğu idi. Yön duygumu kaybedip adeta uzay boşluğunda yuvarlanmaya benzer bir hissiyatta düşerken, daha ne kadar düşebileceğim geldi aklıma. Bu saçma soruların tamamını bir kenara bırakıp kollarımı ve bacaklarımı açtım tüm sonsuzluğuna karanlığın. O beni kucaklamadan evvel ben onu kucaklamalıydım. O beni içine almadan ben onu almalıydım. Tanıdık bir ses yankılandı içimde birden.

'Hoşgeldin'...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Oturduğum yerden kalkıp pencereye doğru bir kaç adım atarken bunları nasıl, neden yapabildiğim konusu bir tur attı kafamın içinde. Gelişine vurup doğrudan çöp kutusuna göndermek üzereyken duraksadım. Elim pencereye uzanmış, dışarıdan gelen gürültü aniden son bulmuş, yerini yalnızca dip gürültüsüne bırakmıştı. Ne oluyor diye etrafıma bakınmaya çalışıp başaramadığımda anladım. Bir anlığına duraksamamış, bütün an ı durdurmuştum.

O halde düşüncelerim de durmalıydı.

Belki de durmuştu.

Peki bunları nasıl düşünebiliyordum?

Düşünemiyordum aslında. Yani o anda düşünebilmiş, akmaya devam ettikten sonra daha ileriye götürebilmiştim.

Ee şimdi ne olacaktı yani?

Bu soruyu gerçekten soruyor musun yani?

Sormamalı mıydım?

Neden soruyordun?

Sormuyorum, sadece düşünüyorum.

Zaten sorun da bu değil mi zaten?

Hayır değil, asla da olmadı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Eski tip altın kaplama, çeşitli kristal taşlardan oluşan 3 tane avizenin ve duvar taraflarının bir kaç aplikle aydınlatıldığı salonun, aydınlatmaları kapadığımda güven problemi yaşayıp, korkuya kapılıyorum. 2 tane de yatak odası var aydınlatmalarını açık tutmam gereken. O sebeple bir o yana bir bu yana koşturup duruyorum evin içinde. Aksi halde bir kötülüğe yenileceğim hissinden bir türlü kurtulamıyorum. Uzun koşturmacaların sonunda kan ter içinde uyanıyorum. Bahsettiğim, eski evim. Tanrım nasılda terlemişim, rüyaymış deyip rahatlıyorum. Yatağımdan doğrulup bir kaç yudum su içtikten sonra, yeniden uykuya dalmak üzere yatağıma uzanıyorum. Bu sırada gördüğüm rüyanın detaylarında boğulurken, o telaşlı koşturmacada buluyorum yeniden kendimi. Bu kez yine farkında değilim rüyada olduğumun. Belli bir miktar ışık açık kalmalı diye hesap yaparak dolanmaya devam ediyorum evin içinde. Birden rüyada olduğumun farkına varsamda uyanamıyorum. Birden aklıma alt katlarda hiç kimsenin olmadığı geliyor. Bu daha da çok korkmama sebep oluyor. kendi bağırış sesime uyanıyorum zor zahmet, sıçrayarak. Her yer karanlık, oymalı geniş koltukta uyuya kalmışım yine diyorum tv nin karşısında, sesler boğuk, görüntü flu. Sonradan dank ediyor, eski evimizin dekoru bu. Kalkıp kaçmaya çalışmak nafile, çünkü dış kapının bulunduğu hole açılan kapılar yerinde yok, hep duvar. Sonunda diyorum, sonunda... Hayal ettiğim gibi gerçekleşiyor olmalı, en azından bu şekilde son bulmalı.

arecrateria tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sessizliğin içinde kaybolan zihnimi aramaya koyulmadan önce, içimden gelen çığlıklara kulak vermeye karar vermiştim. Bir yanım elinde büyük bir bıçak, her türlü aksiyona girmeye hazırken, bir diğer yanım elleri arkasından bağlanmış, dolu dolu gözlerle beni izlemekteydi. Kış şartlarından olsa gerek bacaklarım üşümeye başlamıştı. Kendimi sokağa atıp biraz yürümeliydim belki de. Onun yerine pencereden bakıp, uçsuz bucaksız çatıları seyrettim bir sigara eşliğinde. Sigaram bittiğinde önünde bulunduğum pencereden düşüşünü izledim sakince. Rüzgardan yönünün değişmesini ve turuncu ışığın gittikçe küçülüp kaybolan izlerine baktım. Acaba bir yanımı aynı şekilde serbest bıraksam, benzer şekilde mi süzülürdü diye düşünmeden edemedim.  Sonra diğer yanım geldi aklıma. Bir bütünlüğü bozmak, dengeleri ne derece değiştirir, benliğimden ne kadar uzaklaştırırdı beni. Gökyüzüne yükselmek varken, yeryüzüne bu merak nedendi emin olamadım. İçimden gelen çığlıkların bir süredir sustuğunu farkedip, yatma vakti geldiğini anladım. Yanıma düşen bir yıldıza iyi geceler dileyip, gidişini seyrettim. Nasıldı hayat? Nedendi bu sessizlik? Niyeydi bütün bu tatava?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bazen bir noktaya o denli odaklanıp, uzun süre bakmak neticesinde, kendinizi minicik hissettiğiniz oluyor mu?

iyi de zaten minicik değil miyiz?

bilmem, öyle miyiz?

bazen daha bilinçli bir iç sesim olsun diliyorum.

aynısını benim dilemediğimi nereden biliyorsun?

beraber dilersek belki gerçekleşir diye söyledim.

o zaman sadece beklemek kalıyor sanırım.

olur, bekleyelim...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Elimde telefon hızlı adımlarla sokağa girdiğimde farkettim dönüp duran kırmızı, mavi ışıkları. Her yer üniformalı insanlarla doluydu ve ben sanki aksiyonun orta yerine dalmış gibiydim. Herkesin bana baktığından emindim. Vücut ısım aniden yükselip, ısınmaya başladım. Adımlarım birden yavaşlamış, aniden durmamıştım. Bu daha çok dikkat çekerdi. Dönüp geri de gidemiyordum. O zaman 'doğal davranmalı, sakin olmalıyım ' 'o zaman var gücünle koşmalısın' dedi içimden bir ses. 'Nasıl?' Diye çıkıştı diğeri. 'Şu an en sakin hissedebilmenin yolu koşmak' diyerek, doğru bir noktaya değindi. Bu düşünceyi buruşturup çöp kovasına attım direkt. Apartmanın kapısının uzak köşesine doğru yürümeye başlarken, bir diğer yandan yukarıyı, dairemin pencerelerini kesiyordum. Lanet olası devriye ışınlarından hiç bir şey görünmüyordu. Bu şekilde ifşa olmuş olamazdım, bu kadar kolay olmamalıydı. 'Sana, onu eve götürmemeni söylemiştim' diye söylenmeye başladım. 'Ondan hemen kurtulmalıydım, herşey buraya kadarmış' dedim ve o an memurların içerden birilerini çıkardığını gördüm. Duraksayıp kim olduğundan emin oldum. Uzun zamandır, eşine eziyet eden şu beş para etmez adamdı yine. Ortalığı birbirine katmıştı demek. Hep aynı hikaye, şimdi götürüp, bir kaç saat sonra yine salacaklardı. Olsun, sıra ona da gelecekti. Kalp ritmim normale dönsün diye beklerken bir sigara yaktım. Bu sırada bir kaç mahallelinin söylemleri çalındı kulağıma. Onlar da benzer bir sonran bahsediyorlardı. 'Elbet bir gün ettiğini bulacak' temennilerinde bulunuyorlardı. Hafifçe gülümseyip, karşı duvara yaslandım. 'Merak etmeyin' dedim içimden. 'Bazı geceler uyuyabilmek için kulak tıkacı takmak zorunda kaldığım gürültüleri, bir gün ilelebet susturacağım. '

İçimden gelen yankılı kahkahaları herkes duyabiliyormuş gibi gelmişti bir an. İrkildim. Dönüp duran ışıklar uzaklaştığında epey rahatlamıştım. Gökyüzünden bana bakıp hüzünlenen ay a bir selam verip, sigaramı elimden özgürce yere bıraktım. Ve yaşam alanıma doğru tırmanmaya başladım. 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Geçmişimin beni besleyen yanlarının, büyük ölçüde yıkımına şahit oldum bugün. Ve tamamen rastlantısal bir durumdu. 'Nasıl denk geldi ama?' diye kendime soracak cesareti bile bulamadım. Yoksa bilirsiniz , kendi kendime sorular sormakta üstüme yoktur. Yıkımın karşısına geçip bir sigara yaktım, onu terk ettiğimde nasıl da sığındıklarım geldi aklıma. Uzun uzun baktım geçmişime, her detayı tekrar tekrar inceledim. Geri dönüşü olmayan bir yola girmişti o da artık benim gibi. Sigaramdan aldığım nefesleri en derinime gömüyor, usul usul çıkmalarına izin veriyordum. Geçmişime son kez göz atıp arabaya doğru yürüdüm. Kapıyı açıp, koltuğa oturduğumda bedenen orada olmadığımı farkettim. 'olsun' diyebildim kendime, sadece. Arabayı çalıştırıp yola koyulduğumda, görüşümün bulanıklaştığını farkedip silecekleri çalıştırdım. Tıpkı etrafımdan geçip duran insalar gibi telaşla camları siliyordu onlar da. Bu düşüncelerden sıyrılıp sileceklerin bir işe yaramadığını anlayıp, duraksamadan yola devam ettim. Diş ağrım kafamda şimşeklermişçesine çakıp dururken, yağmuru beklememek ahmaklık olur diye düşündüm. Hülyalı ve suskun bir şekilde yolu katetmeye devam ettim. hayret ettim kendime, yolculuk inanılmaz sessiz ve sakin geçmişti.

Sadece 'özlemişim' diyebildim. 
Sadece...
Özlemişim...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Diş ağrımın peak yaptığı akşam saatlerinde ne yapacağını bilmez bir halde otururken farkettim ki, ne yapacağını bilmemek çok da mühim değil. 

Örneğin; uyuyamıyor musunuz?

O halde uyumayın.

İçimden homurtular yükselmeye başlamıştı ki, kulak tıkaçlarımı takıp yatmaya karar verdim. 

Kulak tıkacı kullanarak dış sesleri büyük ölçüde susturabilirsiniz. Ancak iç sesinizi köklemişçesine bir etki yaratıyor. 

Şu ilaç etkisini gösterse de uyusam artık, derken. Bunları neden yazdığımı düşündüm yeniden.

Neden mi?

Hiiç.

Hepsi bu mu gerçekten?

Hepsi bu, gerçekten.

Çok sağ ol yaa, iyi ki varsın.

Sağ ol, sen de.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Uzun uzun anlatmam gereken ne varsa yine anlatamamış, telefonun ekranından bana birşeyler anlatmasını öylece seyrediyor, aslında dinlemiyordum. Sırf zaman geçsin yahut sıkıldığım belli olmasın diye üst üste sigaralar yakıp duruyor, kafamda dolanıp duran tilkilerin kuyruğunu birbirine bağlamaya çalışıyordum ki, içimden bir çınlama sesi duydum. Kulak çınlaması orta kulak iltihabı semptomuymuş, 'yok yaa, değilimdir' dedim. Bana bu şekilde ulaşamadığını anladığında gözleri doldu, bunu gizlemeye çalışması çok şairane, benim içinse inanılmaz üzücü bir durumdu. Bazen duygularını bir kenara bırakıp, mantıklı karar vermek çok zordur. Bu da o anlardan biriydi. 

Her zaman yağmur yağmaz, bazen fırtına kopar, bazen de tsunami...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Zamanın hangi hızda aktığını umursamadan öylece oturuyordum. Böyle anları kurtardığım şeyler bu kez işe yaramamış, yine son çare olarak uyumayı göze almıştım. Yalnız keşke o kadar basit olsaydı.
Yastığa başımı koyar koymaz uyusaydım diyosun yani.
Asla. Yani artık demiyorum.
Aa, neden?
Alıştım, bir çok şeye alıştığım gibi.
Dikkat et, kurtulduğunu sandığın alışkanlıklarını, bir alevin etrafında dönen fanatikler gibi, etrafında dönerken bulabilirsin.
Bende bu is kokusu nerden geliyor diye merak etmeye başlamıştım.
Rüyasında koku alamazmış insanlar diye okumuştum.
Sorun da tam olarak bu sanırım...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Her akşam benzer şeyleri hissetmek neticesinde bunalmış, kendimi bildiğim karanlıklara doğru salıvermiştim ki, burada buldum kendimi, yine. Her canım sıkıldığında ve acıkmadığım halde yemek yeme olayına, bütün günümü harekesiz geçirme olayına ve bu bedende yaşama olayına bir son vermeliydim artık. Konfor alanımın dışına çıkmama hiç olmadığı kadar çok ihtiyacım vardı. 
Oysa çok severdin sen, noldu?
Kendi içimden çıkmalıyım belki de. Ne dersin?
Ben gelmiycem, sen git.
Al işte...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Rüyada olduğum düşüncesini aklımdan çıkarmadan seyrettim siluetini uzun süre boyunca. sonrasında saçlarının renkleri ve kıvırcığı daha çok oturmuştu yerine. Bana seslendiğinde uyanık olduğumdan emindim artık. Peki ama odama kadar nasıl gelmiş, karşımda nasıl oturuyordun gibi gereksiz soruları geçip, direkt sadede gelmek istemedim. uyumaya çalıştığım anlardaki gibi orada olma istedim sadece. Gözlerimi uzunca bir süre kapatıp, devam etmek geldi içimden. Ne güzel şeydi uyumak; yaşıyor sayılmazdın ama ölmüşsün de denilemezdi. Neyse neydi işte. Ne kadar gerekiyorsa o kadardı. Varsa vardı yoksa yoktu.
Hadi aç artık gözlerini, hayat devam ediyordu kaldığın yerden. Tüm heyecanıyla...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ani ve kaba hareketlerle yanımdan kalkıp homurdanmaya başlamış, kulak tıkaçlarının etkisinden, bazı kelimeleri net bir şekilde anlamıyordum. Cümlenin bir kısmını tahmin etmek zorunda kalmak beni zorlar hale getiriyordu desem, yalan söylemiş olurdum. En iyisi tepkisiz kalmak diyerek, yastığıma biraz daha gömüldüm. Önce ışığı yaktı, sonra gitmek ile ilgili bir şeyler söylediğini düşünüp bir karar vermem gerektiğini anladım. Sonra 'susmak kabullenmektir' öğüdü geldi aklıma. öylece sustum. Kısa bir süre sonra ışık kapandı ve sessizlik hakim oldu. Sarıldığım yastığımla birlikte diğer tarafıma dönüp uyumaya çalıştım. Bazen en sanmadığınız zamanda zor sorular sorarsınız kendinize. 'Şimdi olacak iş miydi?' filan dersiniz. Neyse... Ben biraz zor uyurum. Tam derin uykuya dalacakken bir kıpırtıya irkildim. Buz gibi bir bedendi yanıma sokulan. Ölmüş müydü, yahut hiç yaşamış mıydı? diye düşünürken, sarmaşık gibi sardı tüm bedenimi. İyi geceler dilekleri, hiç bu kadar hüzünlü gelmemişti. 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Muhtemelen bir rüya görmüş ve gecenin bir saati uykumdan uyanıp buraya yazmışım. Telefondan alarm kurmak yerine hesap makinesini açıp alarm saatini ayarlamışım gibi. Rüyama kim girmiş, ne görmüşüm, bunu neden yazmışım hiç bir fikrim yok açıkçası. Bari ne gördüğümü yazsaymışım çok daha aydınlatıcı olurmuş benim için. Bunu yazdığımı dahi hatırlamıyordum oysa. Bak şimdi iyice merak etmeye başladım. Neyse üzerine yazmaya ve düşünmeye devam etmeyeyim madem.

oldu o zaman

görüşürüz...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bazı şarkılar üzerimizde zaman makinesi etkisi yaratarak bizi geçmişe götürür. Eski güzel günler, güzel insanlar, asla baş edilemeyen depresyon vs. Şarkıyı duyarsınız ve o andasınızdır artık. 

Geleceğe götürenş yok mudur?

Şöyle dinlesek bir sonraki depresyona girsek mesela. Veya gidebildiğimiz ilk konsere filan gitsek. 

Yeter ettiniz artık, bitse de gitsek...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Merdivenlerden çıkarken, önce upuzun saçlarını tepeden toplamış olduğunu gördüm. Sonra yere çömelmiş, kedisiyle ilgileniyor olduğunu farkettim. Bu sesleri başka türlü çıkaramazdı zaten insan. Hiç duraksamadan yanına kadar yürüdüm. Geldiğimi gördüğünde doğruldu. 'Sen misin?' Diye sordu. Başımı bir kaç kez hafifçe eğip cevabını verdim. Gözleri dolup boynuma sarıldı. Daha önce hiç görüşmemiş olmamızın çok da bir önemi yoktu sanki. Çok özlediğini, neden hiç arayıp sormadığımı, bana ne kadar çok ihityacı olduğunu farklı şekillerde anlatmaya devam etti bir süre. Pofuduk terlikleri yüzünden ayakları üşümüyor olmalıydı ki yerlrr buz gibiydi. Kahve teklif edip uzun bir muhabbetin içine daha dalıverdik. Bittiğinde saçım başım dağılmış, üstüm başım yıpranmış hissediyordum. Oysa kedi kucağımdan hiç kalmamıştı. Muhabbet nedeniyle ruhumdu sanırım sarsılan. Bir sigara yakıp dumanını üzerine doğru üfledim. Bir anda tepeden başka bir ortam düşmüştü sanki etrafıma. Masa ve kahveler kaybolmuş, karşımda oturan uzun saçlı sarışın gitmiş, kucağımda kediden eser yalnızca beyaz tüyleri kalmıştı. 'Tanrım' dedim. 'Yine mi rüya görüyorum?'

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • İslamiyet'e Göre Ölümden Sonra Ruhun Hali

      Ölünün kabri toprakla örtülüp düzlendiği ve insanlar dağılmağa başladıkları zaman, kabrin yanında durup şöyle demeyi sahabiler müstehap görürlerdi: "Ey falan, La ilahe illallah de." Bunu üç kere tekrar eder. Sonra yine ölüye hitaben: "Ey falan, Rabbim Allah, dinim islam, Peygamberim Muhammed (asm)'dir de." diye telkinde bulunurlar.   Definden sonra telkin vermek meşrudur. Ama yapılması kesinlikle emredilmiş bir iş değildir. Peygamberimiz (asm)'in telkin verdiğine dair bir habere rastlanmamıştı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Görünüşü (Edgar Cayce)

      İnsanlık her zaman bir başlangıç arar ve sınırlar koymaya meraklıdır; bu bağlamda, başlangıçta tüm uzayı dolduran bir Ruh denizi (öz, cevher) vardı. Bu dingin bir denizdi; kendinden hoşnut ve kendinin farkındaydı; niyetlerinin göğsüne yaslanmış, düşünüyordu. Sonra harekete geçti. Tüm uzayı boşaltarak kendi içine çekildi ve doldurduğu yerin merkezinde huzursuz, fokurdayan bir zihin olarak parlamaya başladı. Bu, Ruh’un bireyliğiydi; uyandığında ne olduğunu keşfettiği şeydi; bu Tanrı’ydı. Tanrı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Geldiği Yer

      Gerilim düşüncenin kendisidir. Örnek verecek olursak bir tehlike anında zihnimiz daha iyi çalışır. Fikirleri hızlı ve yerinde üretir. Düşüncenin tözü görünmez ve gizli bir gerilimden oluşur. Bu bize düşünmeyi sağlar. Bu gerilim yani düşünme fiili nereden gelmiştir. Elbet evrende ilk önce maddeler var oldu. Allah maddeye düzen verdi. Bu düzenin sürekli olması için onu yönetecek maddeye üst bir ruh verdi. Elbet ruh bilgi olmasa varlığından söz edilemez. Bilgi bir kutsal ışıktır. Allah galaksileri

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Goetia'daki 72 (Daemon) Şef Ruhun Kendi Kademelerine Göre Sınıflandırılması

      Şimdi bu başlığı okuyanlar diyecekler ki ''e var ya Türçe daemon listesi diye bir başlık''.Evet var ma iki içeriği karşılaştırdığınızda aradaki farkları görüceksiniz.   Not:Bu konu sağ-el yolunun içeriğidir. Ve çevirilerdeki yardımlarından dolayı aurorax a teşekkürlerimi sunarım.   (1.) BAEL.—İlk ana Ruh, doğuda hüküm süren kral, Bael olarak adlandırılmıştır. Seni görünmez yapar. Cehennemsel ruhların 66 lejyonundan fazlasına hükmetti. Birçok şekle bürünebilir. Bazen kedi, bazen kara kurbağas

      , Yer: Paranormal Varlıklar

    • The Progress 70 İkmal Gemisi

      Kazakistan'daki Baykonur Kozmodromu'ndan ISS'ye malzeme götürmesi için uzaya fırlatılan Rus ikmal gemisi "The Progress 70", adını tarihe yazdırdı.   İkmal gemisi bugüne kadar genelde iki gün sürmüş olan yolculuğu üç saat 48 dakikada tamamlamayı başardı. Rusya, bir önceki 6 saatlik rekorunu daha önce iki kez kırmaya çalışmıştı.   http://i.hizliresim.com/2anm10.jpg  http://i.hizliresim.com/oV0P3o.jpg   Ntv

      , Yer: Bilim & Teknoloji

×
×
  • Yeni Oluştur...