Jump to content

Ruh'un Gemisi


arecrateria

Önerilen Mesajlar

Tek bir kez yaşayacağımı bilsem bunu en güzel şekilde yapmak istesem de bazen beceremiyorum sanırım eda.

Her sene geliyor ebabil kuşları kıyıma. Ama aynı aile olup olmadığından emin değilim. Kolay bulunur bir yer değil gerçi. Bilmeden bulması zor bir yerdeler.

Gemi aslen bir yere gitmiyor. Ancak içimde savrulup durmaktan da geri kalmıyor.

Güzel dileklerin için teşekkür eder, arada sırada güverteye de beklerim. :)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hayalini kurduğum bir benliğimi daha çöpe atıyordum. Oturduğum yerden, gözlerimi kapatıp öylece salladım buruşturulmuş bir kağıt parçası gibi.

Napıyordum ben allah aşkına?

Hangi yolun yolcusuydum?

Bu yol nereye çıkıyordu?

En son denize varır mıydım?

Deniz aşırı yolculuklara çıkar mıydım?

Ilık, kırmızı ve özlenmiş bir koku eşlik eder miydi yeniden?

Aşk zamanın hızlı geçmesine sebep oluyorsa, zaman da aşkı öldürüyorsa neticesinde nereye varılıyordu?

He geldik mi?

Bir kaç durak sonra belki...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Odamın tavanına vurmuş bir gök kuşağı ile uyandım bugün. Bir süredir hissediyor olduğum boşluğa itilmiyordum artık, zaten hep oradaydım. Kendime yaptığım yolculuklar, henüz varamamışken son buldular ve hep yeni boşluklar yarattılar. Şimdi mi?

Bir gök kuşağının gölgesinde oturmuş, içimden gelen yardım çığlıklarını bastırsın diye müziğin sesini daha çok açıp, dinleniyorum.

Sonra mı?

Gök kuşağında kaybolunmuş bir renk belki.

Kim bilir?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kafamın içindekileri dipsiz bir kuyuya fırlatmam gerekirken, kafamı bir kuyuya atmış gibiyim. Çıkmak için gerekli olan hiç bir şeye sahip değilmişim gibi hissediyorum. Bunca zamandır kendime yaptığım yolculukların hiç birine çıkmamış gibiyim. Gittiğim, gördüğüm yerlerden sanki bana hiç bir şey kalmamış gibi. Geçmişe doğru bir yolculuk yapıp en kötü zamanlarıma uyanmış gibiyim.

Yüzeye çıkmak için en derine inmem gerektiği düşüncesindeyimdir hep. Bu kez kalan nefesim yüzeye beni taşıyamayacak kadarsa;

Cesedimin yüzeye çıkması neye yarar?

Çıktığında beni hayata döndürecek olan şey orada beni bekliyor mudur?

Ya da öyle bir şey var mıdır?

Her zamankinden daha derinde hissediyor olmam neden?

Kafayı yemiş olmaya bu kadar yaklaşmışken derin nefesler almak, beni sona daha hızlı mı yaklaştırır?

Kendimi, kendimden uzağa bir nova patlamasıyla atabilsem, kalanları hayatımın geri kalan kısmında bana yeter mi?

Farkında mısın emin değilim ama sıyırıyorsun.

Ekmekle filan da değil artık. Parmağınla. Zerren kalmayacakmışçasına.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sanırım ruh, dümenini tuttuğum tek gemi olmadığını söylediğimde alındı ve demiri bermuda şeytan üçgenine attı. Aklın gemisi kibirle inşa edilmiş gözcü direğine rağmen, onca radarla, dürbünle donatılmış da olsa ruhun gemisinin hangi derinlikten batmaya devam ettiğini saptayamıyor.

 

 

 

Orada kimse var mı, tamam?

 

...

 

Deneme.

 

...

 

Tek kaybettiğin radar olsun, tamam.

 

...

 

 

Yazık oldu.

Gemi değil de balık olsaydı bari.

En azından bir büyüğü gelir alırdı canını.

 

Acele ediyorsun, belki çıkar gelir...

 

Hangi kamaradan çıktın sen şimdi?

 

Boş ver beni de dua et, tek yitirdiğin sinyal olsun.

...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bel hizasında demir korkuluğu olan bir balkondayım şimdi. Önümde uzanan manzara, sokak lambaları veya binalar olması gerekirken, değil. Yıldızlar ve dipsiz bir karanlık var önümde. Ellerimle korkuluğu sımsıkı kavrıyor, bedenimi yaklaştırıyorum. Bel hizamdan demirlere yaslanıp öne doğru eğildiğimde ayaklarım yerden kesiliyor, nefes almak bir an zor gelse de git gide alışıyorum. Git gide daha çok uzaklaşıyor ayaklarım yerden, yıldızlara yaklaşık hissediyorum. Onlar havada asılı kalabiliyorsa belki ben de kalabiliyorumdur. Kendimi boşluğa bırakmadan bunu nasıl anlayabilirim. Başta korkutucu gelse de, zamanla tahtrevalli misali ufak ufak hareket etmeye alışıyorum korkuluk üzerinde. Düşüncelerim, fikirlerim ağır geldiğinde yıldızlarmışçasına devam edebilirim hayatıma, ancak eğer tam tersi olursa bu hayatta ayaklarım üzerinde yaşamaya devam edeceğim ve asla anlayamayacağım bir çok şey olacak. Ağırlık merkezimin de benim gibi kararsız kalmasına çok şaşırmış değilim, nasılsa ben değil mi? Gidip gelmelerim boşuna değil, kopuk kablolarım, sıyırmış dişlilerim, kapanmayan kapılarım, tutmayan kilitlerim, bir türlü kararlılık göstermeyen florasan lambalarım, zamanında yanmayan sokak lambalarım.

Her neyse işte, o bildiğiniz şarkının patlamasıyla zaten dolu dolu olan gözlerimi daha fazla durduramadım.

Çok da şey yapmayın olur mu?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Her ne kadar yatarken kulak tıkaçları takıyor olsam da, full sessizlik yaratamıyorum. Bu bir yerde iyi oluyor, çünkü kör olmaktan farklı gibi gelmiyor bana duymamak. Her neyse...

Uyumaya çalışıyorum. Bir miktar geçmiş içim hatta. Bir uçak geçiyor, normalde bu kadar yakın geçmez ama. Sesi git gide yaklaşan bir son gibi geliyor. Diyorum ki tamam, her şey buraya kadarmış. Ses belli bir frekansa geldiğinde, ben burdan gidiyorum. Tabii öyle olmuyor. Değişen ses bir yerden sonra geldiği yöne dönmeye başlıyor ve ben uyanıyorum. Tüh diyorum. Sonumu rüyamda bile göremiyorum. Oysa ben rüyalarımı hatırlamam bile. Bunun iyi veya kötü oluşuna bir türlü karar bile veremedim.

Bunu neden mi yazıyorum?

Bil diye.

Hepsi bu.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sevdiğim caddeleri ortalayıp yürüyorum yalnızlığımla. Kırmızı ışıkta tam geçecekken durduyor beni. Ellerimden tutup, durmamı sağlıyor. Dönüp baktığımda kendimi görmüyorum artık. Görmediğim neyim kalmışsa ona sesleniyorum. Duymadığım seslenişlerime tutunuyor, en uzağa onları fırlatıyorum.

Sen en iyisi beni boşver diyorum kendi kendime.

Peki dinliyor muyum?

Asla.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çığlıklarıma kulaklarımı tıkayıp, caddenin ortasında diz çökmüş buluyorum kendimi. Dizlerim acımış. Ruhum yıkıklığı her zamankinden sarsıntılı. Bedenim de sarsılıyor, onun ki sarhoşluğundan.

Aklım mı?

Her şeyi s.ktredip eve gidip yatmış.

Boşuna değil...

Kolay değil ben olmak.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Gecenin kasvetiyle birlikte, yıldızlarla bezenmiş gökyüzünü seriyorum üzerime. Kıyafetlerimle uyumayı sevmediğimden ürperiyorum biraz serinliğinde. Güneş hayal etsem biraz diye düşünüp vazgeçiyorum. Üşürken uyumak güzeldir, en azından ben daha çok seviyorum. Bir yıldız haritası çıkarıyorum sonra. Benlerime denk getirebildiğimde döngüsünü uyuyabileceğim.

Takıntılı mısın?

Asla.

PEki bu denk getirmeye çalışmaların nedendir? diye sorarken.

İçimdeki şarkıya eşlik ederken uyumayı planlıyorum.

Ne çalıyor diye merak mı ediyorsun?

Uyumaya çalışmaların uzun sürüyor mu?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Oturduğu yerden ilgimi çekmeye çalışmasını seyrediyorum, anlattıkları hakkında zerre fikrim olmasa bile ilgiliymiş gibi görünmemi, ilgiliymiş gibi karşılayıp devam ediyor. Zaman zaman oturduğum masaya bir kaç kişi gidip gelip alkol muhabbeti ile bölse de, gittiklerinde kaldığı yerden devam edebilme başarısını takdir ediyorum. Zaman zaman yapacak bir şey bulamadığımda içkimden bir yudum alıp, bazen sigara yakıyorum. Dur durak bilmeden anlatmaya devam ediyor, en az benim kadar sarhoş. İçeride çalan şarkılara içimden eşlik ediyorum mecburen, esir alınmışım, kalkıp gidemiyorum. Birden söylediği bir kaç cümle kafamın içinde yankılanıp, yükselmeye başlıyor.

'Tekmeleri şiddetlenmeye başladığında, başımı ellerimin arasına alıp, ona sırtımı döndüm. Yerde bu pozisyondayken durur sanmıştım,' diyor. Omuriliği zedeleniyor, ömür boyu ağrısını çekecek ve aksak yürüyecek belki.

Şiddeti uygulayan kocası. Nedenini anlatmış olmalı ancak ben kaçırmış olmalıyım. Muhabbet buralara ne ara gelmiş emin değilim.

Adı Ceyd. Aslında bilmiyorum, ben ona öyle diyorum. Pek de emin değilim açıkçası.

2 si zihinsel engelli (yanında değil) 3 çocuğu var. 1 kızı ve yatalak babası ile birlikte yaşıyor.

Birden şaşırıyorum, farkına varmış olmalı ki durup gülümsüyor. Yanağındaki gamzesi ve bonus tadında kıvır kıvır saçlarıyla yaşadıkları pek tezat görünüyor.

'şaka yapıyorsun' diyorum.

'belki' diyor ve alakasız bir konudan devam ediyor.

'sonunda ilgini çekmeyi başardım ha?' diye sorduğunda, bu konuya öncelikle bir açıklık getirmeliyiz diyorum ve kabul etmiyor.

Bir süre susup birbirimizin gözlerine bakıyoruz sadece. Çok uzun sürmeyerek benimkiler dolmaya başlıyor birden. Hayır duygulanmaktan değil. Hassaslık diyelim bir çeşit.

'Neden?' diye soruyor.

'seninle alakalı değil' deyip, aynı cevabı veriyorum.

Gözümün ucuyla gördüğüm yorgunluk gerçekten hikayesine mi dayanıyordu?

Bunun gerçek olmasını kaldırabilir miydim?

Peki gerçek olmayışını kaldırabilir miydim?

Rüya ve gerçek ayırt edilebilir miydi?

Yine mi kendi kendime fazla vakit geçirmeye başlamıştım?

Hangi kolu çekince koltuktan fırlıyorduk?

Paraşüt fırlarken mi yoksa düşerken mi açılıyordu?

Paraşüt değil de şemsiye miydi yoksa?

Ne dersin Ceyd?

Gerçek misin, masal mısın?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Güvertede elimde bir sigara ile buluyorum kendimi. napıyorum ben? diyip, sigarayı söndürüyorum birden. İçimden bir ses ona da napıyorum dediğinde bir kaç adım atıp uzaklaşıyorum kendimden. Bir sandalye var ahşap, pek rahat görünmüyor. Yanında da aşina olduğum olta takımı. Oturup elime alıyor ve hazırlanıyor ve elimden geldiğince uzağa fırlatıyorum. İğnesi olmadığında hiç rahatsız hissetmiyorum kendimi. Aferin bana. Misine ve kurşun ağırlık yanımdan hızla uzaklaşırken ıslık tadında bir ses çıkarıyor, hiç istifimi bozmuyor, arkama yaslanıp gözlerimi kapatıyorum. Ağırlığın suya dalışını duyuyorum bir süre sonra. Sonra suda dibe batışını, öyle döne döne, yana yana, yana yakıla. Dibe varması sırasında çeşitli rengarenklere sahne oluyorum. Hiç görmediğim canlı balıklar geçiyor yanıbaşımdan, yosunların renklerine vuruluyor ve batmaya devam ediyorum durmaksızın. Nasıl da böyle kalabiliyorlar diyorum, böyle umarsız, böyle bihaber benden. Gerçekten öyle midir diye düşünüyorum sonra? Dingin hissediyorum ve etraf git gide kararıyor. Dibe battıkça hafifliyorum sanki, oysa ağırlaşıyor olmam gerek. Kendime sorduğum sorular şu noktada tavan yapıyor, takip edemiyorum. Uzaklardan, dibe vurmuşluğumun sesi geliyor sonra, yankısı bitmiyor bir türlü. Uyanıyorum ansızın.

Güvertede elimde bir sigara ile buluyorum kendimi. napıyorum ben? diyip, sigarayı söndürüyorum birden. İçimden bir ses ona da napıyorum dediğinde bir kaç adım atıp uzaklaşıyorum kendimden...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Adı Ru. 3 çocuğundan ayrı olarak yalnız yaşıyor. Kocası tarafından defalarca aldatılmış, her seferinde buna göz yummuş. Hala devam edebilirdim buna diyor. Ta ki şiddet olayları bu kadar hiddetli bir hal alana dek. Kapıyı çekip çıkmış. Zaman zaman çocuklarını görebiliyor. Ve nefret ediyor eski kocasından. Haksız sayılmaz. Anlattıklarından yola çıkarak ben bile ediyorum. Çok daha fazlasını anlatıyor aslında. Ama anlatmak bile bana zor geliyorken kim bilir o neler hissediyordur. Alkol yüzünden bana bunları anlatabildiğini söylerken çok samimi görünüyor. Bir içki daha davetini nazikçe red ediyor ama ısrarlarına boyun eğmek zorunda kalıyorum. Uyumak istemeyişi rüyalarındanmış. Ne kadar şanslısın rüyalarını hatırlamamakta diyor. Rüyaları hep çocuklarıyla ilgili. Bendeki de dert mi diyorum içimden. Bir kaç saat evvel ne güzel gülüp eğleniyorduk. Belli bir saatten sonra beni hep böyle muhabbetler buluyor sanırım. Daha erken ayrılmalıyım belki de. Biraz ceyd den bahsediyorum. İlgili bir şekilde dinliyor, asla bölmüyor. Bir yandan anlatırken diğer yandan neden ben diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Nasıl da lanet bir masal bu böyle?

Hep mi böyle?

Ne zamana kadar böyle?

Neden böyle?

Dur artık.

Dur ve sus artık.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ömrümüzün kenarlarında da bariyerler var mıdır?

Zaman zaman tozunu alıp yola devam ettiğimiz.

Yol ayrımlarında tabelaları olsa, daha kolay olmazmı seçimlerimizi yapmak?

gece daha genç midir gündüzden?

Daha belirgin değil mi gündüzün kırışıklıkları?

Daha pürüzsüz değil mi gecenin koynu?

Daha sıcak değil mi sizce de?

Sorular sormaya mı başlanıyordu yine?

Yoksa yine mi sarhoş olup, ağlamış bir gecenin koynunda uyuyacaktım?

Ne dersin?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kaldırım taşlarındaki çizgilerin, topuğum ve tabanım arasındaki boşluğa denk getirme çabasıyla yürüyordum yine. Bir yandan ıslanıyor, diğer yandan otomatiğe bağlamış bir biçimde sövüyordum, genel. Otomatik pilotta yürüdüğümü farkedip durdum birden. Trafik ışıklarına denk gelmişim meğer. Yeşil yanuyordu ve ben bekliyordum, otomobiller de bekliyordu. Peki ama neden? Zaten ömrümüz dört nala geçip gidiyorken, neden renkli bir ışık sebebiyle duruyorduk ki? Etrafıma baktım. Yürüyen bir kaç insan dışında kimse yoktu. Bir sigara yakıp beklemeye devam ettim. O sırada otomobiller hareket etmeye başladı. Kafamı göğe kaldırıp gözlerimi kapattım. Yüzümde ince bir kaç damla sonrası serinlik hissettim. Düşüncelerim sebebiyle kalp ritmim hızlanmıştı belki. Bacaklarım, hızlıca yola attılar bedenimi. Kollarım iki yana açık bir şekilde, bir kaç adım sonra durup gözlerimi açtım. Yolun ortasındaydım ve gözlerim bir çift ışık huzmesi tarafından tecavüze uğruyordu. Yerler ıslak diye sanırım, gelmedi acı bir fren sesi. Onun yerine geceyi uzun bir korna sesi yardı. Sonrası seri halde bir kaç çatırtı. Sonrası hayal meyal...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Zaman; bizi yaralayabilen, iyileştirebilen, öldürebilen ve ölümden döndürebilen. Kısacası tanrı diye tabir ettiğimiz şeylere karşılık gelebilen bir çok tanıma sahip. Var olan ve olmayan.

Bir kaç gecedir farklı kafalara dahil olup bunu düşünüyorum.

Peki sonunda ne mi oldu?

Aslına bakarsanız en başa dönmeye karar verdim.

Bir tanır nın var olması benim hayatımda bir şeyleri değiştirmeyecekti.

Benim doğru dürüst karakterde bir insan olmam için bir tanrıya ihtiyacım yoktu.

İşte tam da bu sebepten bu konuyu da saldım gitti.

Peki ya şimdi ne düşüneceğim?

Hava kararıyor. Etraf sakinleyip, en geç yastığa başını koyduğun an ı bekle. Eğer hala düşünecek bir şeyler bulamıyorsan buraya gel.

O vakit görüşürüz...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hastalığım her gün katlanarak büyüyordu. Ben ise tabir i caizse kupkuru bir soğukta kamyon çarpmış bir halde saatlerdir ilk yardımın gelmesini bekliyor gibiydim. Bacak kaslarım her an patlayabilecekmiş hissine sahip, fakat yanıp tutuşmuyordu, bilakis üşüyordum. Evet ateşim vardı. Bedenim öldükten sonra gelen katılaşmak haline ulaşmıştı artık. Nedendir bilinmez düşüncelerim bir türlü son bulmuyordu. Vücudum iflas etmiş, her uzvum görevini yapmayı reddederken, beynim nasıl oluyor da yüksek kapasite çalışmaktan geri kalmıyordu. Hayatta kalmamı sağlayan şey bu muydu yoksa?

Ne şu lanet klavyeye alışabilmiştim, ne de şu hastalığa.

Hepinize geçmiş olsun...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çığlık çığlığa içinizde kopan fırtınaların yankısı ağzınızdan çıkmasın, kimseler duymasın diye kendinizi boğacakmışçasına, ellerinizi ağzınıza bastırıp ağladınız mı?

Neden yaptınız bunu?

Etrafınızdakiler duymasın, sizi güçsüz sanmasın diye mi, yoksa kendinizi güçsüz hissetmeyin diye mi?

Etrafınızdakilere mi birşeyler kanıtlamak zorundasınızdır, yoksa kendinize mi?

Etrafınızdakiler için mi varsınızdır, yoksa kendiniz için mi?

Tarafını seç, savaşına başla.

Onlar mı, sen mi?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kaç zamandır kar yağsın, her yer karla kaplansın diye bekleyip duruyorum.

Sonra diyorum ki kendi kendime, 'bekleme artık, gelmeyecek'

Sonra da 'devam et' diyorum 'bekle' sanki başka bir alternatifim varmış gibi.

Bütün ömrümüz aslında beklemekle geçiyor, fakat sorsalar ' biz beklemeyi sevmiyoruz' falan diyoruz.

Ay başı maaş bekle, haftasonu eğlenceyi bekle, gün bitsin uyuyayım falan filan.

Ölmeyi bekliyoruz aslında tam olarak.

Geri kalan kısmı yalnızca bu zamanı daha çekilir geçirebilmek adına beklentiler.

Sonrası mı?

Elbette ki hayal kırıklıkları.

Öbür taraf mı?

Eğer yeterince parçalanmadıysak, kalan bütünlerimizle kalınmış bütünlemelerle geçecek sanırım.

Kar mı?

Bu duraktan geçmiyor ancak sen alışıksın devam et bence beklemeye falan.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hayatımın bazı dönemlerini değişik karanlıklık seviyelerinde geçirdiğimi düşünüyordum.

Yatağıma uzanmış, gözlerimi kapatalı birkaç dakika kadar olmuştu. Birden yine benzer sancılar hissetmek üzere olduğum geldi aklıma. Uyumalıydım hemen, uyuduğumda hissetmiyor, düşünmüyordum. Hatıralarımı gömdüğüm kuyunun etrafına başka kuyular kazıp, her defasında bir önceki kuyuyu yenisine katıyordum. Bu git gide büyümüşlük hali neticesinde kendimi daha küçük hisseder olmuştum sanki. Deli bir kuyunun içinde, kırk ben durup düşünüyordum.

Kuyu mu derindi, yoksa duvar mıydı yüksek olan?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Pek acıklı bir hikayenin bir yerlerinde buluyorum yine kendimi. Ben pek ince detaylı hayat hikayelerimi yazmayı pek sevmiyorum buraya, biliyorsunuz. Farklı şekillerde anlatmayı daha doğru buluyorum kendimce, anlayıp anlamama durumunuzu pek önemsemeden.

Zamanla kabuk bağlamış yaralarım, farklı şekillerde yeniden şekilleniyor diyelim.

Damarlarımı enine değil, boyuna kesmek istiyorum bu kez.

Soğuk,karanlık bir köşede, bir şarkı süresince ölmek istiyorum sadece, daha fazlasını değil.

Böyle anlarda, içimde hiç bir zaman olmayan bir sessizlik oluşuyor.

O zaman anlıyorum işte ters giden şeyler olduğunu.

Bak bu kez soru işaretleri yok.

Buna şaşılır işte.

Hapşurursunuz. Bir ses gelir derinden, 'mantıklı yaşayın...'

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hayat; yer yer ışıklı, sonu görünmeyen, bol virajlı ve stabilize yüzeyli bir tünel misali.

Gittiğin yol, yol değil diyorum sana.

Buradan gidelim diyen sendin.

Git git varamıyoruz işte bir yere.

Ne fark eder?

Fark etmez mi?

Bi huzur vermediniz. Noluyor yine?

Yollar bozukmuş, onu söylüyor.

Kesin sesinizi ve bi huzur verin artık.

PEKİ.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • İslamiyet'e Göre Ölümden Sonra Ruhun Hali

      Ölünün kabri toprakla örtülüp düzlendiği ve insanlar dağılmağa başladıkları zaman, kabrin yanında durup şöyle demeyi sahabiler müstehap görürlerdi: "Ey falan, La ilahe illallah de." Bunu üç kere tekrar eder. Sonra yine ölüye hitaben: "Ey falan, Rabbim Allah, dinim islam, Peygamberim Muhammed (asm)'dir de." diye telkinde bulunurlar.   Definden sonra telkin vermek meşrudur. Ama yapılması kesinlikle emredilmiş bir iş değildir. Peygamberimiz (asm)'in telkin verdiğine dair bir habere rastlanmamıştı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Görünüşü (Edgar Cayce)

      İnsanlık her zaman bir başlangıç arar ve sınırlar koymaya meraklıdır; bu bağlamda, başlangıçta tüm uzayı dolduran bir Ruh denizi (öz, cevher) vardı. Bu dingin bir denizdi; kendinden hoşnut ve kendinin farkındaydı; niyetlerinin göğsüne yaslanmış, düşünüyordu. Sonra harekete geçti. Tüm uzayı boşaltarak kendi içine çekildi ve doldurduğu yerin merkezinde huzursuz, fokurdayan bir zihin olarak parlamaya başladı. Bu, Ruh’un bireyliğiydi; uyandığında ne olduğunu keşfettiği şeydi; bu Tanrı’ydı. Tanrı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Geldiği Yer

      Gerilim düşüncenin kendisidir. Örnek verecek olursak bir tehlike anında zihnimiz daha iyi çalışır. Fikirleri hızlı ve yerinde üretir. Düşüncenin tözü görünmez ve gizli bir gerilimden oluşur. Bu bize düşünmeyi sağlar. Bu gerilim yani düşünme fiili nereden gelmiştir. Elbet evrende ilk önce maddeler var oldu. Allah maddeye düzen verdi. Bu düzenin sürekli olması için onu yönetecek maddeye üst bir ruh verdi. Elbet ruh bilgi olmasa varlığından söz edilemez. Bilgi bir kutsal ışıktır. Allah galaksileri

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Goetia'daki 72 (Daemon) Şef Ruhun Kendi Kademelerine Göre Sınıflandırılması

      Şimdi bu başlığı okuyanlar diyecekler ki ''e var ya Türçe daemon listesi diye bir başlık''.Evet var ma iki içeriği karşılaştırdığınızda aradaki farkları görüceksiniz.   Not:Bu konu sağ-el yolunun içeriğidir. Ve çevirilerdeki yardımlarından dolayı aurorax a teşekkürlerimi sunarım.   (1.) BAEL.—İlk ana Ruh, doğuda hüküm süren kral, Bael olarak adlandırılmıştır. Seni görünmez yapar. Cehennemsel ruhların 66 lejyonundan fazlasına hükmetti. Birçok şekle bürünebilir. Bazen kedi, bazen kara kurbağas

      , Yer: Paranormal Varlıklar

    • The Progress 70 İkmal Gemisi

      Kazakistan'daki Baykonur Kozmodromu'ndan ISS'ye malzeme götürmesi için uzaya fırlatılan Rus ikmal gemisi "The Progress 70", adını tarihe yazdırdı.   İkmal gemisi bugüne kadar genelde iki gün sürmüş olan yolculuğu üç saat 48 dakikada tamamlamayı başardı. Rusya, bir önceki 6 saatlik rekorunu daha önce iki kez kırmaya çalışmıştı.   http://i.hizliresim.com/2anm10.jpg  http://i.hizliresim.com/oV0P3o.jpg   Ntv

      , Yer: Bilim & Teknoloji

×
×
  • Yeni Oluştur...