Jump to content

Ruh'un Gemisi


arecrateria

Önerilen Mesajlar

Zaman zaman herkes ölmeyi düşünüyor.

Peki ama nasıl?

Uzandığımız yerde kalbimiz dursa birden. Beynimize oksijen taşınmadığından nefes almayı unutsak yavaş yavaş. Boğulsak o pek güvenli, sıcacık yuvamızda, yatağımızda. kaybetsek o güzelim vücut ısımızı, soğuyup kaskatı kesilsek, morarsak zamanla.

Kim bilir?

Kim ne hisseder?

Diye düşünmesek, sektirip gitsek bu diyarlardan.

Çok çok uzaklara...

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Herkes ölmeyi düşünüyor oluyor zaman zaman.

Peki ama nasıl?

Uzandığımız yerde kalbimiz dursa aniden, oksijen taşınmayan beynimiz nefes almayı unutsa mesela.

O pek güvende hissettiğimiz sıcacık odamızda, yatağımızda boğuluversek sakin sakin. Her anın tadını özümseyerek, hiç bir şey yapamayarak. Vücut ısımızı kaybetsek, rengimiz solsa, kaskatı kesilsek yavaş yavaş. Sektirip gitsek, çok çok uzaklara.

Kim ne düşünür?

Kim ne hisseder?

Kim ne farkeder?

Ne fark eder?

Fark eder...

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Uzun süreler boyu uyumaya uğraştıktan sonra, düşündüklerimden çok alakasız ve kontrolsüz bir biçimde saçmasapan şeyler görmeye başlamamla anlıyorum uykunun yaklaştığını. Tamam diyorum artık uyuyacağım. Bazen de çok ters tepiyor. gözlemleyip direkt olarak uyanık hale dönüyorum. Tabii sonra tüm süre sil baştan yaşanıyor. Neyse, demem o ki; hazır uyuyabiliyorken, uyuyun. Ya da uyumayın boşverin. Zaten ölüm de bir çeşit uyku hali değil mi? O zaman giderirsiniz eksiklikleri.

Di mi?

Kesinlikle olmaz.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İniş takımlarını kapatıp uçmanın vakti gelmişti artık.

Öyle kanatsız, pilotsuz, motorsuz.

Önce yumuşacık bulutlara, sonrasında yeryüzünün o eşsiz gerçekliklerine doğru son sürat.

İyi mi geceler?

Çoğu zaman değil.

Hadi kalk, yerine yat.

 

[video=youtube;AibsTYW-uE4]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Omuzlarımdan aşağı dökülen saçlarımı takip eden su akıntısını seyrediyor bulmuştum birden. 'Ne düşünüyordum?' dedim kendi kendime. Bulamadım sonra. 'Suyu israf ediyorsun' diye bir sesleniş geldi derinden. 'Evet' dedim, 'haklı'. Kaldığım yerden devam ettim, alışkanlık hali. Ellerimi seyretmeye koyuldum. Nasıl da biliyordu ne yapması gerektiğini? Boğazımı sıkmaya başladığını bira geç fark etmiştim. Küvete akan su, gideninden bir hayli fazlaydı, çabucak yükseliyordu su seviyesi ve lanet saçlar hepten yavaşlatıyordu suyun gidişini. Ben bir çeşit havuz problemi düşünürken, ani bir şekilde küvetin içinden bakmaya çalıştığımı farkettim bu hayata. Görüntü bulanıklaşmış, nefes almakta zorlanıyor gibiydim. Ellerimle beni boğmaya çalışan elleri aradım boğazımda, yoktular...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Aynanın karşısında ellerimi yıkarken o telaşlı halleri dikkatimi çekmişti. Sonra 'bu ne acele?' dedim, kendi kendime. Artık daha yavaş ovuşturuyordum ellerimi. Öyle sakin, öyle nazik, öyle narin. Serin suyun altına girdiğinde, aslında ellerin benim olmadığı düşüncesi yerleşti aklıma... Yine. Elimde değildi, bunlar benim ellerim olamazdı. Ben onları hareket ettirmek adına ne yaptığımı bile bilmiyordum esasen. 'Tuşlara basmak mı?' bas tamam. Bu kadar basit mi yani. Hareket etmelerini istemek yeterli miydi? Sonra, hareket etmelerini neden istiyordum? İstemek için ne yapıyordum? Ya da bana bunu ne istetiyordu? İsteyen ben miydim gerçekten? Vücuduma düşündüğüm şeyleri yaptırabiliyor olmam, onun ben olduğu anlamına gelirdi, yoksa benim olduğu anlamına mı gelirdi?

Bir ses dikkatini mi dağıtıyor?

Evet, sokakları ilaçlıyorlar.

Hee, iyi bari.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bir miktar yaşanmışlık gereği, kendi kendimi idare edemez, oyalayamaz duruma gelmiştim. Evde çeşitli şekillerde kafayı yerine getirmek, bir zaman sonra zor bir hal alabiliyordu.

Birilerine mi ihtiyacım vardı?

Ne istiyordum?

Bu hayattan başka ne bekliyordum?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Geç kalınmış bir dişçi koltuğunda buldum kendimi birden. Ağzımın içinde dönüp duran süpersonik bir aletin titreşimlerini hissediyordum kulaklarımda. 'çok az kaldı, az daha açalıımm' diye seslendikten kısa bir süre sonra gerçekten de söylediği gibi, bitirmişti işini. Yuvarlak çerçeveli aynayı uzattı önce. Algılayıp elime almam bir kaç saniyemi aldı. Doğrudan gözlerimin içine dik dik bakıyordum sadece. 'Dişleriniz' dedi. Dönüp 'evet' dedim. 'Teşekkür ederim'. Yeni randevu tarihinden bir kaç gün önce bana haber vermesini rica ettim sekreterinden. O hala bana tarihlerin uygun olup olmadığını anlatmaya çalışırken, dar, uzun ve ışıltılı koridordan dışarı doğru yönelmiştim bile. Eve gelip aynanın karşısına geçtim. Ben o na dik dik bakıyorken neden o da aynını yapmıyordu. Böyle olması gerekmiyor muydu?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Başımı yastığa koyup, bir diğerini kollarımınn arasına alarak göğsümü dayayıp gözlerimi kapadığımda, dalgalanıyormuş hissine kapılıyorum. İçimde dalgalar sakin sakin kıyıya vurmuyor, sürekli bir hareket algılıyordum sanki. Bir yaprak misali dalgalar altımdan durmadan akıp gidiyorlardı. Bense hiç bir yere gitmiyor, öylece salınıyordum sadece. Sadece. Yeteri kadar içmişim diyorum yine. Son zamanlarda her gece, zor zamanlarda her gece. İyi gece...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ne zaman derdimi anlatmaya kalksam burada, hep aynı şeyi anlatmaya çalışıyormuşum gibi geliyor. Sonra inancımı kaybetmeye başlıyorum. Demek ki anlatmayı bunca zaman becerememişim, kaç zaman olmuş vs diyorum, sıkılıyorum. Uzun uzun yazıp içimi dökesim gelmiyor nedense. Kısa kısa cümleler dışında hiç bir şey geçmiyor aklımdan. Oysa bu his, bir şeyler yapmak zorunda kaldığım zamanlarda aşina olduğum bir şey.

Yazmak zorunda mıyım yani?

Anlıyor musunuz beni?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Otobüsün, önce ön sonra arka tekerleklerinin sırayla aynı çukura düşmelerinden kaynaklı sarsıntıyla gözlerimi açtım. Önümdeki koltuğun başlığında bulunan kapalı ekrandan kendimle göz göze geldim. 2+1 şeklinde dizilmiş koltukların tek olan taraflarında oturuyordum. Yandaki koltuktaki adamın bana baktığını fark ettiğimde ona doğru döndüm, döndüğüm anda çevirdi kafasını. Nerede olduğumu karanlık sebebiyle anlayamıyordum. Telefonumu çıkarıp yandexi açtım. Evimden 350 km uzaktaydım ve uzaklaşmaya devam ediyordum. Çantam, ceketim her şeyim yanımdaydı. Bir otogara girdi otobüs, telefonuma bir mesaj geldi 'geldiğini gördüm' diye. Otobüs durduğunda arka kapıdan indim. Hava biraz serin gibiydi. Otobüsün önünde sarışın, uzun boylu bir kadından başka hiç kimse yoktu. Yanına gittim, yüzüne inceden bir tebessüm takındı, yürümeye başladık. Otogarda o kadar hiç kimse yoktu ki, otomatik kapıya yaklaştığımızda açılmayacak sandım. Neyse ki açıldı. Güvenlik görevlisi vs olmamasına karşın, yine de çantalarımızı x ray cihazına koyup içeri girdik. Diğer kapıdan çıktığımızda önümüzden tramvay geçiyordu ve onlarda bomboştu. Sahi neredeydi bu insanlar? Bir araca binip ışınlanmışçasına daha merkezi bir yere geldik. Barlar sokağı olmalıydı, mekanlardan müzik sesleri yükseliyor ancak içerilerde yine hiç kimseler görünmüyordu. Hoş sayılabilecek bir mekana oturup birer bira içtik. Konuşuyor sayılmazdık aslında ama anlaşamıyormuş gibi de göründüğümüzü pek sanmıyorum. Mekanın ışıkları yavaştan sönmeye başlayınca, kalkmamız gerektiğini anladık. Çıkıp farklı bir yere doğru yol almaya başladık. Daha gürültülü ve daha büyük bir mekana gelmiştik bu kez. İçeri adım attığımda, içimden konuştuğumu bile duyamayacak seviyede müzik sesi ve içerde bu müzik eşliğinde dans eden renk renk ışıklar vardı. Hafif sis, ışıklar vurduğunda gözünüze batıyordu sadece. Sanki hayaletler parti veriyormuş da biz de tesadüfen denk gelmiş gibiydik. Yanımdaki kadının yüzüne baktım, gülümsediğinde ortaya çıkan gamzesine, ve aslında göremediğim gözlerine. Kendini müziğin ritmine kaptırıp sallanan o muydu, ben miydim hatırlayamıyorum. Birkaç içkiden sonra, üzeri açık, ve daha az gürültülü olan bölüme geçip takılmaya devam ettik. Eğleniyordum ama sanki bir tuhaflık vardı. Ya da bende miydi tuhaflık, yoksa onda mıydı? bilemedim. Bu mekanı da kapatıp çıktıktan bir süre yürüdük. Son biraların elimizi üşütmesi sebebiyle, onları yarım vaziyette bir kaldırımın köşesine yan yana terk etmek zorunda kaldık. Caddenin köşesini döndüğümüzde 'artık gitmeliyim' deyip arkasını döndüğünde, sanki taksiyle sözleşmiş gibi, hemen arkasında bitiverdi bir taksi. Araca binip kapıyı kapattı, arkasından bakakalmıştım sadece. Ardından gelen taksiye binip kapıyı kapattığım anda otobüsün, önce ön sonra arka tekerleklerinin sırayla aynı çukura düşmelerinden kaynaklı sarsıntıyla gözlerimi açtım. Önümdeki koltuğun başlığında bulunan kapalı ekrandan kendimle göz göze geldim. 2+1 şeklinde dizilmiş koltukların tek olan taraflarında oturuyordum. Yandaki koltuktaki adamın bana baktığını fark ettiğimde ona doğru döndüm, döndüğüm anda çevirdi kafasını. Nerede olduğumu karanlık sebebiyle anlayamıyordum. Telefonumu çıkarıp yandexi açtım. Evimden 350 km uzaktaydım ve git gide yaklaşıyordum.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kendimden uzaklara fırlatılıp, karşıdan sekip gelmemi bekliyor gibiydim. Ne kadar uzaktan dönerdim, bilinmez.

Döner miydim?

Dönmüş müydüm daha evvelden?

Karşıda sekip gelebileceğim bir duvar var mıydı?

Seker miydim?

Sektirip gider miydim?

Gitmiş miydim?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Günlerin anlamını kaybedip su gibi akıp gitmeye başlayalı çok olmuştu. Bense suyun başında, akışını seyrederek yaşlandığım gerçeğini önemsemiyordum sadece. Bedenim öylece duruyor, akan su ruhumun derinliklerinden sızıp, minik parçalarımı benden uzağa götürüyordu. Gittiği yerde yeniden birleşirler miydi acaba? Yoksa her biri başka ruhlara yem mi edilirdi. 'Belki de çok güzel günler geçiriyorum da, henüz farkında değilim.' şeklinde avutuyorum kendimi.

Yersem...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • İslamiyet'e Göre Ölümden Sonra Ruhun Hali

      Ölünün kabri toprakla örtülüp düzlendiği ve insanlar dağılmağa başladıkları zaman, kabrin yanında durup şöyle demeyi sahabiler müstehap görürlerdi: "Ey falan, La ilahe illallah de." Bunu üç kere tekrar eder. Sonra yine ölüye hitaben: "Ey falan, Rabbim Allah, dinim islam, Peygamberim Muhammed (asm)'dir de." diye telkinde bulunurlar.   Definden sonra telkin vermek meşrudur. Ama yapılması kesinlikle emredilmiş bir iş değildir. Peygamberimiz (asm)'in telkin verdiğine dair bir habere rastlanmamıştı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Görünüşü (Edgar Cayce)

      İnsanlık her zaman bir başlangıç arar ve sınırlar koymaya meraklıdır; bu bağlamda, başlangıçta tüm uzayı dolduran bir Ruh denizi (öz, cevher) vardı. Bu dingin bir denizdi; kendinden hoşnut ve kendinin farkındaydı; niyetlerinin göğsüne yaslanmış, düşünüyordu. Sonra harekete geçti. Tüm uzayı boşaltarak kendi içine çekildi ve doldurduğu yerin merkezinde huzursuz, fokurdayan bir zihin olarak parlamaya başladı. Bu, Ruh’un bireyliğiydi; uyandığında ne olduğunu keşfettiği şeydi; bu Tanrı’ydı. Tanrı

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Ruhun Geldiği Yer

      Gerilim düşüncenin kendisidir. Örnek verecek olursak bir tehlike anında zihnimiz daha iyi çalışır. Fikirleri hızlı ve yerinde üretir. Düşüncenin tözü görünmez ve gizli bir gerilimden oluşur. Bu bize düşünmeyi sağlar. Bu gerilim yani düşünme fiili nereden gelmiştir. Elbet evrende ilk önce maddeler var oldu. Allah maddeye düzen verdi. Bu düzenin sürekli olması için onu yönetecek maddeye üst bir ruh verdi. Elbet ruh bilgi olmasa varlığından söz edilemez. Bilgi bir kutsal ışıktır. Allah galaksileri

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Goetia'daki 72 (Daemon) Şef Ruhun Kendi Kademelerine Göre Sınıflandırılması

      Şimdi bu başlığı okuyanlar diyecekler ki ''e var ya Türçe daemon listesi diye bir başlık''.Evet var ma iki içeriği karşılaştırdığınızda aradaki farkları görüceksiniz.   Not:Bu konu sağ-el yolunun içeriğidir. Ve çevirilerdeki yardımlarından dolayı aurorax a teşekkürlerimi sunarım.   (1.) BAEL.—İlk ana Ruh, doğuda hüküm süren kral, Bael olarak adlandırılmıştır. Seni görünmez yapar. Cehennemsel ruhların 66 lejyonundan fazlasına hükmetti. Birçok şekle bürünebilir. Bazen kedi, bazen kara kurbağas

      , Yer: Paranormal Varlıklar

    • The Progress 70 İkmal Gemisi

      Kazakistan'daki Baykonur Kozmodromu'ndan ISS'ye malzeme götürmesi için uzaya fırlatılan Rus ikmal gemisi "The Progress 70", adını tarihe yazdırdı.   İkmal gemisi bugüne kadar genelde iki gün sürmüş olan yolculuğu üç saat 48 dakikada tamamlamayı başardı. Rusya, bir önceki 6 saatlik rekorunu daha önce iki kez kırmaya çalışmıştı.   http://i.hizliresim.com/2anm10.jpg  http://i.hizliresim.com/oV0P3o.jpg   Ntv

      , Yer: Bilim & Teknoloji

×
×
  • Yeni Oluştur...