Jump to content

Atatürkün Tabutunun Açıldığı Gün (9 kasım 1953)


yolgezer

Önerilen Mesajlar

http://img506.imageshack.us/img506/6628/wmplayer20060331135630508jx.jpg

Kefen sıyrıldı ve...

 

Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca

Ata'nın

yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları

bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...

 

8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile

Şevki

Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi

Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan

ise

Ankara Valisi Kemal Aygün'dü...

Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşını

Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı

geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan

korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica

ediyoruz."Prof. Mutlu

önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.

Hastalığını

gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını

rica

etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar

götürürüm,

bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı

Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.

Meclis

Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda

da...Mutlu,

görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.

Gerçekten

tarihi bir tanıklıktı bu...

Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici

kabrinden

çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir

hafta

boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk

başında

nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite

üyeleri

tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi.

Bunun

üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni

bir

sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali

düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku

çıkmadı.Sanduka

talaş doluydu.

Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı

doluydu.

Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,

ağzı

kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza

için

kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi

yazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi

bir

muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes

nefesini

tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu

patlatmış,

nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti

geziniyordu. Ve 15

yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları

aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların

yardımıyla

katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi

kahverengi

bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı

olmuştu

Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle

anlatacaktı:"Yüzünü örten

ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü

ile

karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz

kapağının

üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında

uyuyor

gibiydi."

Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun

başına

çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta

Başbakan

Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes

de

yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde

aşağı,

tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan

aktaralım: "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de

baktım

ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı.

Tahmin

ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda

kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına

yığılıverdi.

Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş,

tekrar

solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu

beyaz

kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp

doçenti Dr.

Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı

gösterdi ve

şöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım

gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasını

istiyor."Doç.

Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı.

"Böyle bir

kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiser

kâğıdı

katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten

sonra

salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan

besmele

çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15

yıl

içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri

bayrakla

örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.

Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu

Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son

durağı

olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...

Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı

Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12

askerin

omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir

top

arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı.Radyodan

naklen

yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar

hüzünlüdür.Ancak

o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini

çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün

naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem

yapılmıştı.

Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından

gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir

formül

enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük

ilaç

şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem

sayesinde

Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi

-

öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün

defnini

şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı.

Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O

komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in

huzurunda

Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca

tahnit

bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle

Atatürk'ün

(mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene

katılanlar

olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o

törene

katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan

bilgilerin bir

kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk

araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki

Mutlu

ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor.

Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu

ayrıntılarla

daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

 

Atatürk'ü son görenler anlatıyor:

 

'Yüzünde iki günlük sakal vardı'

 

Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te

Etnografya

Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki

o

töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı

buldular.

İzlenimlerini şöyle anlattılar:

• OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç

heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile

katafalka

çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük

sakalı

vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu."

 

' Gözleri aralıktı'

 

• HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım.

Başı yana

doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.

Hani

insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle

aralıktı

gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi."

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

kesınlıkle muhtesem bır yazı paylasımın ve emeğın ıcın tesekkur ederım.ama keske dedım bır an keske o son gorenlerın arasında olabılme imkanım olsa .butun dunyanın hayran olduğu insanı son kez gorebılseydım.gozlerı aralıktı bence ozlemın yanında bugunlerın olabıleceğini dusunduğu ıcın genclığe hıtabe de zaten bu dusuncelerınıde beyan etmıstır.ben bu yazıyı okuduğum zaman ıyıkı dunyaya bır turk olarak geldım ve atamın izinde yurumeye devam etmeye calışan ulustan olabıldığım ıcın kendımle gurur duydum.saygılar

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

...Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstünekonmasını istiyor."Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. "Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı...

 

o kağıtta ne yazıyordu acaba çok merak ettim???

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ben de mektupta yazanı merak ettim ...

bir de belfalas dediği resimleri ...

atatürk bu tip şeylerden hoşlanmazdı bence ...gerçekçi olmak lazım derdi... birşeyler yapmak... ölüp gittikten sonra hala ki bu başlara merhamet ettikten sonra atatürkü öldüren masonlardan bir farkımız kalmadı halk olarak...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Atlantis’in Sulara Gömüldüğü Gün

      Harvey T. Bowe – Otto H. Muck- Yüzyıllardan beri bilim adamlarını ve edebiyatçıları düşündüren bir muamma nihayet çözülüyor mu? Bundan on bin yıl önce dünyamızda Atlantis ülkesinde zamanının çok üstünde bir uygarlık vardı ve bu uygarlık birkaç dakika içinde sulara gömülmüştü. Atlantis neredeydi, neden yok olmuştu? Bugüne kadar ortaya atılan birçok kuramlar bilim adamlarını tamamıyla ikna edememişlerdir. Fakat şimdi bilim adamları Atlantis ülkesinin üzerine M.Ö. 6 Haziran 8498 yılında göksel

      , Yer: Atlantis

    • 6 Kasım 2018 Tarihinde Gördüğüm Rüya

      İmal hataları için kusura bakmayın. 2016 ylının sonlarına doğru başlayan astral seyehat ve parapiskoloji merakım beni metafizik algımın gelişmesine sebebiyet vermişti. Çok fazla rüya gören bir insandım. Ancak 2017 yılında rüyalarım azalmaya başladı ve yerini haberci rüyalara devretti. Bu haberci rüyalar genellikle benimle ve çevremdeki oalylarla ilgiliydi. Global bir olay bir kaç taneyi geçmedi. Ama 6 Kasım da gördüğüm rüya çok tuhaftı. Baştan söyliyeyim bugüne kadar bilinçaltı rüyası çok az gö

      , Yer: Rüyalar

    • Platon Bir Gün kolunda bir Ornitorenkle Bara Girer

      http://i.idefix.com/cache/600x600-0/originals/0000000328925-1.jpg  Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak Thomas Cathert & Daniel Klein Dikkat! İçerde Felsefespri var! "Yılın en matrak çoksatarı" -The Boston Globe "Çok güldüm, çok şey öğrendim, çok sevdim" -Roy Blount Jr. Felsefe mi? Felsefeyi anlamak için büyük bir dehanın zekâsına ve peygamber sabrına sahip olmak gerekir. Bu doğru değil! Bu komik, ele avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli kitap bu efsaneyi yerle b

      , Yer: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri

    • Her gün 86.400 TL

      Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiç bir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400

      , Yer: Gnoxis Cafe

    • NOVIEMBRE - Kasım ( film )

      Filmin ana konusu -benim görüşümdür- sanatın karşılıksız yapılması , çıkarlar için kullanılmaması gerektiği -ve çok daha fazlası-dır. Bu film dünyayı azıcık olsun değiştirmeye çalışanların hikayesidir.   'Sanat bir araç değildir, bir amaçtır.' düşüncesini aşılamaya çalışır.     Gerçek bir hikayenin, grup üyeleri tarafından belgesel tarzında anlatıldığı bir filmdir.   *Filmin IMDb puanı : 7,8     FİLMİN KONUSU Yakın gelecekte, bir grup aktör, insanların birbirleri için karşılıksız hiç

      , Yer: Filmler

×
×
  • Yeni Oluştur...