Jump to content

A Dan Z Ye Efsanevi Yaratıklar


Wasteland

Önerilen Mesajlar

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/angel_of_death.jpg Abası

 

Abası, Albız, Albis, Almış

 

Yakut mitolojisinde, kötülükleri simgelediklerine inanılan ve korunmak için kendilerine kurbanlar sunulan, kötü ruhlara verilen ad. Abası; Orta ve Batı Türklerinde Albastı, Alkarısı; Osmanlı metinlerinde Albız; Uranha-Tuba Türklerinde Albis; Altay Türklerinde Almış ismini alan karakteristik bir Türk motifi olan karşımıza çıkar.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Abra (Abura)

 

Abra, Altay şamanlığında, yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan, Erlik hizmetlisi, timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra'nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra'nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir.[1]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/angel_of_death_2.jpg Aldacı

 

Ölüm Meleği

 

Yeraltı tanrısı Erklik'in, insanların canını alması için yeryüzüne gönderdiği ve onun elçisi olduğuna inanılan kötü rûh, "Ölüm Meleği" Bu inanç, Türkler'in başka dinlerin etkisinde kalmalarıyla oluşmuştur.

 

Altaylılar'a göre ölü bir evden çıktıktan sonra "Aldacı" denilen kötü rûhlar, evde kalır. Bunun için o evden 7 gün dışarıya eşya verilmez ve içeriye de alınmaz. Ev, 7 gün sonra temizlenir ve ancak ondan sonra o eve girilip yemek yapılır.[1]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/lohusa1.jpg Al Karısı Hakkında Anlatılan Hikayeler

 

AL KARISI - I

 

Al karısı, lohusa kadınlara gider ve onların ciğerlerini çekermiş. Lohusa kadının yanında kimse olmadığı zamanlarda da evin bir yerinden çıkıp gelirmiş. Hele hastanın yeri karanlık oldu muydu, o muhakkak gelir ve kadının göğsüne oturarak elini kadının boğazına sokar, ciğerini koparır gidermiş. Bu esnada kadın, bir türlü kıpırdayamaz ve sesini çıkaramazmış. Çok ağır ve korkunçmuş. Yok eğer kadın, cesur çıkarsada Al Karısının mücevher dolu olan beresini eline geçirirse, o artık kaçıp gidemezmiş. Erkek sesi, öksürüğü bile, Al Kansı'nı korkutmaya yetermiş. Ocak olan ailelere gitmediği gibi, o aileden birisine ait bir giyecek eşyası loğusa kadının yanında bulundurulursa yahut giydirilirse, oraya da gitmezmiş. Elazığ'da Al Karısı ile ilgili anlatılan hikâyelerden birini derleyicisinin kaleminden kitabımıza aldık.

Ninemin annesinin dayısı İsmail Hoca, bir bahar gecesi kırda tarla suluyormuş. Hava soğuk olduğu için üşümüş. Etrafına bakınca da ötelerde bir yerde yanan bir ateş kümesi görmüş. Isınmak için oraya doğru yürümüş.

Yaklaştığında bir de ne görsün Al Karısı, loğusa bir kadın ciğerini kebap edip, çocukları ile birlikte yiyorlarmış. Bir yerde gizlenerek başlamış onları gözetlemeye... Yemişler, yemişler, fakat çocukları doymamış olacak ki, ciğerleri bittiği zaman: ''Anne, daha yok mu?" demişler. Al Karısı da onlara: "Şimdi yatın" demiş. "Yarın sabah İsmail Hoca'nın gelini doğuracak. Kaynanası da sarma saracak. Bir sahan da gelinine verecek. İşte gelinin yiyeceği üçüncü sarmaya bir kıl olup yapışacağım. Gelin beni yutacak ve içerden ciğerini çekip, çıkaracağım. Getiririm, yersiniz." diye onları uyutmuş.

İsmail Hoca bütün konuşulanları duymuş tabiî. Sahiden de gelini o sabah doğuracakmış. Kalkmış, oradan doğruca eve gelmiş ... Kimseye de bir kelime söylememiş.

Sabah olduğunda gelin doğurmuş ve hakikaten karısı da öğlen yemeği için sarma sarmaya başlamış. İsmail Hoca, yine bir şey dememiş. Sadece ayran tuluğuna su koyup ıslatmalarını tembih etmiş.

Öğlen olmuş, sarma hazırlanmış; bakmış ki, karısı bir tabak da gelini için ayırmış. O zaman demiş ki: "Hanım, ben oğlumu evlendirirken ahdetmiştim ki, gelinim ilk doğurduğu zaman onun yiyeceği üç lokmayı ben kendi elimle vereyim. Şimdi ver o sarmayı bana, sen de tuluğu al, gel benimle." demiş.

Gelinin odasına gitmişler. İsmail Hoca almış, tuluğu da yanına ve başlamış sarmalan geline yedirmeye. Birinci sarmayı vermiş, ikinci sarmayı vermiş, sıra üçüncüye gelince, onu tuluğun ağzını açarak, koymuş onun içine ve ağzını kendir ipiyle sıkı sıkı bağlamış.

Sonra ayran tulumu başlamış şişmeğe. Şişmiş, şişmiş...Nihayet "boommp" diye patlamış. Al Karısı, meydana çıkmış ve hemen İsmail Hoca onu yakalamış. Bir daha salmamış, evinde çalıştırmış. Tam on iki sene Al Karısı, İsmail Hoca'nın evinde hizmet etmiş. Evin adamı gibiymiş artık. Ama bir aksiliği varmış. Ona, "filan işi çabuk yap" deyince Al Karısı, o işi çok ağır aheste yaparmış. Eğer "ağır yap" dedi mi, hem çabuk hem de çok güzel yaparmış.

Fakat zamanla birgün Al Karısı, kendisini, salmalarım söylemiş. Tövbe ettiğini bildirmiş ve İsmail Hoca da bunu tutup salıvermiş.

Serbest bırakılınca da "Hay vah hay. Tam on iki sene hizmet ettim de genç ölümün çaresi nedir, diye sormadınız." demiş. Yakalama çabaları sonuç vermemiş, kaçıp gitmiş.

Ertesi gün köyün yakınlarında bir gölde kanlar içerisinde boğulmuş hâlde bulmuşlar.

 

Kaynak: Harput Efsaneleri (Meftune GÜLER)

AL KARISI - II

 

Ömer Dede'nin gelini doğum yapmış. Dedik ya Al Karısı, lohusalara başında kimse olmadığı zaman gider ciğerini çekermiş, diye. Bu nedenle yeni doğum yapmış kadınlar tek başlarına bırakılmazmış. Ömer Dede'nin ve karısının da gafletlerine gelmiş olacak ki, gelini tek başına bırakıp akşam gezmesine gitmişler. Geç vakit eve döndüklerinde Ömer Dede, merdivenlerden elinde ciğer olan bir kadının indiğini görünce onun Al Karısı olduğunu anlamış. Kadına:

-Çabuk götür onu nereden aldıysan oraya koy, demiş. Kendisi de hemen gelinin odasına koşmuş. O'nun can çekişircesine çırpındığını görünce, baş ucunda, Kur'an okumaya başlamış. Gelin yavaş yavaş soluk alarak kendine gelmiş.

Ömer Dede, lohusanın başına Kur'anı Kerim, soğan, sarımsak, tuz, iri iğne koyarsanız Al Karısı, lohusaya yaklaşmaz diye ev halkını tembihlemiş.

Kaynak: Harput Efsaneleri (Meftune GÜLER)

AL KARISI - III

 

Genç bir delikanlı, dağda gezerken bir ev görüyor. Evde üç-beş tane kadın ve kız yaşamaktadır. Genç delikanlı, bunlardan birisine aşık oluyor ve evleniyorlar.

Gel zaman git zaman, gelinle damat kızın annesinin evine misafir oluyorlar oturup sohbet ediyorlar. Vakit ilerleyince genç adam yatıyor. Kızlar ve anaları sohbete devam ediyorlar. Kızların Annesi soruyor: "Kızım, nasılsın? Evliliğin nasıl, memnun musun?" diye. Kız, "Anne, çok iyiler; fakat insan ciğeri yemiyorlar." der. Annesi, "Köylerinde loğusa var mı?" diye sorar. Kız; "Var, ama çok iyi birisi. Yazıktır anne!" diyor. Annesi, oklavaya binip genç adamın köyüne gidiyor. Loğusa kadının ciğerini alıp geliyor. Közde pişirip yiyorlar.

Kız acıyor, "Anne, ölmüş müdür?" diyor. Annesi, "Ölmüştür ama kızım, eğer bu közlerden götürülüp ezilir ve suya atılıp suyundan geline içirilirse, loğusa kadın sağalır." diyor. Diğer tarafta uyur gibi gözüken genç adam, bunu duyuyor. Kadınlar yattıktan sonra genç adam, közden bir parça alarak doğru köye gidiyor. Al karısının anlattıklarını uygulayarak loğusa kadını hayata döndürüyor.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/ammit2.jpg Ammit (Amemet, Kalp Yiyici)

 

Türkçe

 

Ammit, (diğer söylenişleri: Ammut, Ammet, Amam, Amemet ve Ahemait), Mısır mitolojisinde ölülerin kalbiyle beslenen suaygırı, timsah ve aslanın melezi olan bir canavardır. [1]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/10096230a_a.jpg

Eski Mısırlılara göre ölümden sonra ruh, ağızdan bir kuş şeklinde çıkardı. Bunun için "Tanrı Anubis, elindeki aletle ölünün ağzını açar, bu sayede ölünün ruhu rahatça gidip gelirdi." Yine öteki dünyanın kapılarını da Tanrı Anubis açardı. Batıda olduğu düşünülen ölüler ülkesinin kapılarında Tanrı Amente bekler, "yeni gelenleri kapıda karşılardı."

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/dead1.jpg

Diriler ve ölüler ülkesi arasındaki korku ülkesini geçince, büyük yargıcın karşısına, Anubis veya Horus tarafından getirilirdi. Orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölenin kalbi tartılıyordu. Bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis elinde bir terazi tutardı. Ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konurdu. Öteki kefede ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüş ise kefeler dengelenirdi. Eğer kalp tartıda eksik gelirse, yemesi için Ament adlı canavara verilirdi. Bütün bu olup biteni Tanrıların katibi Thoth kayda geçirirdi.[2]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/ammit.jpg

İnanışa göre insanlar ölünce, ruhları Duat'ta (Mısır mitelojisinde yer altı dünyası, Araf) yargılanırdı. Bu yargılama, Hakikat'i temsil eden bir tüy yardımıyla yapılır. [3] ölünün ruhu Duat'taki bir mahkeme salonuna Anubis (mumyalama tanrısı) tarafından götürülür ve ölünün kalbi, ki kalbin kişinin ahlaki durumunun kayıdı olduğuna inanılırdı. Osiris tarafından yapılan bu mahkemede, ölünün ruhu temiz ise; Ammit, ölüye dokunamaz. Ruh,, Osiris tarafından Aaru'ya götürülür; ama Maat'ın hakikat ve adaleti temsil eden [3] devekuşu tüyü, ölünün kalbinden daha hafif ise Ammit, ölünün ruhu / kalbiyle beslenir, [4] ve ruh, Duat'ta (Araf'ta) kalmaya mahkum edilir; kişi, ikinci kez ölürdü.

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/bd_hunefer.jpg

English

 

In Egyptian mythology, Ammit (also spelled Ammut, Ammet, Amam, Amemet and Ahemait) was the personification of divine retribution for all the wrongs one had committed in life. She dwelt in the Hall of Ma'at, who was the personification of the concept of truth, balance, and order. In the Ancient Egyptian underworld (known as Duat) hearts of the dead were weighed by Anubis against a feather from Ma'at's headdress. The hearts of those who were heavy with wrongdoing failed the test were given to Ammit for her to devour. Those whose souls were devoured were not permitted to enter Aaru, having to be restless forever—effectively dying a second time. If the heart was lighter than a feather then the soul was judged by the god of the underworld, Osiris.

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/ammutpapyrus.jpg

In Myth

 

Ammit was not worshipped, and she was never regarded as a goddess. Instead, she embodied all that the Egyptians feared, threatening to bind them to eternal restlessness if they did not follow the principle of Ma'at. Thus Ammit was depicted with the head of a crocodile or dog, the front part of her body as a lioness or leopard, and her hind quarters in the form of a hippopotamus, a combination of those animals which were considered as the most dangerous to the Ancient Egyptians. Although often referred to as a demon, by destroying evil she acted as a force for good.

 

Her role is reflected in her name, which means Devourer or, more accurately, and less euphemistically, Bone Eater, and her titles such as Devourer of the dead, Devourer of millions (Am-heh in Egyptian), Eater of hearts, Eater of Souls, and Greatness of Death. In some traditions, Ammit was said to stand by a lake of fire, into which the unworthy hearts were cast, rather than eating them. In this role, Ammit was more the lake guardian than a destroyer, which some scholars believe may be evidence of syncretism of a fiery lake belief, from an as yet unidentified elsewhere. In still another version, Ammut ate the condemned person, rather than only the heart. An evil person then [5]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/ammit1.jpg

Ammit (also known as Ammut and Ahemait) was the personification of divine retribution. She sat beside the scales of Ma´at ready to devour the souls of those deemed unworthy. Those unfortunate enough to fail the test would suffer the feared second death, and have no chance of the blissfull life of the field of reeds instead roaming restlessly for eternity. Thankfully, the judge (Osiris) was not too harsh, and the prosecutor (Thoth) was a pretty enlightened guy. The deceased made a negative confession (ie they listed the large number of evil things they had never been guilty of) and then their heart was weighted against the feather of Ma´at (justice or balance). It was not necessary to be totally good, just reasonably well balanced. There were also a number of spells and amulets the deceased could use to increase their chance of success.

 

Her name, is generally translated as "Devourer", but could also be the chilling "Bone Eater", and she was known as "Devourer of millions" leading to the suggestion that the god Am-heh was one of her aspects. Some scholars have linked Ammit with the Hippopotamus goddess Tawaret, because of the similarities in their appearance and their role in fighting evil. According to some traditions, she lived by the scales of justice, but other sources suggested that she (like Am-heh) lived by a lake of fire into which the souls of the guilty were thrown. According to these traditions, she did not devour the souls, but protected the lake. This has led some to suggested that she may be linked to Sekhmet due to her lionine characteristics and her role in protecting a lake of fire.

 

She was generally depicted as a demon with the head of a crocodile, the torso of a wild cat, and the hindquarters of a hippopotamus. However, she also took human form.

 

Ammit was never worshipped, and was not strictly a goddess, but her image was thought to ward off evil. She was the personification of all that the ancient Egyptians feared and a reminder to live by the principles of Maat. Although she was referred to as a demon, she was in reality a force for order. Moreover, each person was at least given the chance to defend their life before being consigned to eternal damnation. [6]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/apep4.jpg Apep (Apophis)

 

Türkçe

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/apep_hieroglyphics.jpg

 

Apep (Apepi, Aapep veya Apophis olarak da yazılır), Mısır mitolojisinde, Nun'un suyu dedikleri ve kutsal ettikleri Nil Nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. Yılan veya timsaha benzediği söylenir. Şeytâni bir cin / iblis olan Apep, karanlığın ve kaosun simgelerindendi. Varlığına dair inanç, Orta Krallık döneminde ortaya çıkmış ve daha sonraki hânedânlıklar boyunca da devam etmiştir.

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/apep_spear.jpg

 

Bazı söylentilere göre de de Ra, her gün doğumunu başlatmak için 12. kapıya geldiğinde onu durdurmaya çalışırmış. Ayrıca Set'in firavunluğunu kaybetmesinden sonra Apep'le Ra'ya karşı birleştikleri de söylenir. [1]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/apophis01.jpg

English

 

Apep (The Destroyer, The Enemy of Re)

 

With the possible exception of Aten only during the Amarna Period, no single Egyptian god was considered to be really all powerful. Many lived with the threat of destruction, and even one of the greatest of Egyptian gods faced such threats every single night. Apophis (Egyptian Apep) was the great adversary of the sun god, Re. and was the very embodiment of the powers of dissolution, darkness and non-being. Hence, he was a sort of void or "black hole" forcing those he swallowed into that non-existence which the Egyptians feared so greatly. Being completely outside of the natural world, he was believed to require no nourishment other than to "breathe" his own shouts. He was a huge serpent who was thought to have existed at the beginning of time in the waters of primeval chaos prior to creation and his power was so great that it was thought that he would continue to exist in an endlessly malevolent cycle of attack, defeat and resurgent attack. He is thus known by many epithets, ranging from evil lizard, opponent and enemy to world encircler and serpent of rebirth. During the Roman period, he was interpreted as "he who was spat out" and linked to the saliva of the goddess Neith.

 

http://www.apophis.info/sites/Apep3.jpg

 

There is no evidence of this god prior to the Middle Kingdom. He seems to have come into existence in the Egyptian mind during the troubled times just after the pyramid age. Most of the god's mythology seems to have been developed mostly during the New Kingdom in funerary texts. There are various accounts of this malevolent force, but overall, as the sun god made his nightly voyage through the underworld and each morning as the solar barque was about to emerge into the daylight, it was attacked by the great serpent whose terrifying roar echoed through the darkness. The serpent was said to hinder the passage of the solar barque by means of its coils which are described as "sandbanks", and also by gorging the waters of the underworld river in order to attempt to strand the barque of Re.

 

Apophis was sometimes equated with Seth, the god of chaos, yet the nature of Apophis seems to have always been dark and threatening, while Seth could at times be beneficial. In some texts, Seth was even enlisted by the sun god in order to defeat the serpent. According to some mythologies, Apophis hypnotized Re and all of his entourage who sailed with him, with the exception of Seth, who resisted the serpent's deadly stare and repulsed him with the thrust of a great spear.

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/bookofgatesramesses.jpg

The Apophis in the tomb of Ramesses I

 

However, in other accounts, Re's companions and even the dead themselves, who could transform themselves into a form of the god, Shu, were involved in this cyclical battle for the survival of creation and order. Most notably, in the Book of Gates, Isis, Neith and Serket, together with other minor deities and some forms of monkey helped capture the monster with magical nets. Afterwards, he was restrained by deities including the earth god Geb and the sons of Horus, who cut his body into pieces, though each night he is revived to attack once more. In fact, in some myths, the sun god is encircled or swallowed by the serpent who later disgorges him as a metaphor of rebirth and renewal.

 

Apophis, like Seth, was also associated with various frightening natural events such as unexplained darkness such as solar eclipse, storms and earthquakes. Hence, he was always an underlying threat to the very stability of the cosmos.

 

Apophis is usually depicted in funerary texts and other settings as a great serpent, sometimes with tightly compressed, spring-like coils to emphasize his vast size. He is sometimes described as being over sixteen meters in length, with the first section of his body made of flint. He is usually shown being restrained, dismembered or in the process of being destroyed, often by multiple knives. In the tomb of Ramesses VI in the Valley of the Kings on the West Bank at Thebes (modern Luxor), Apophis is shown with twelve heads above its back representing those he has swallowed who are freed, if only briefly, when he is vanquished. Once Re has passed by the snake, the heads are destined to return into the body of Apophis until freed again, only briefly, the next night. In the private tombs and funerary papyri, and other scene of a different type is found where Re or Hathor appear in feline form in order to slay the serpent by cutting it up with a knife. The serpent is also symbolically portrayed in some temple scenes (at Dendera, Deir el-Bahri, Luxor and Philae). There, the king strikes a circular ball-like object which represents the evil "eye of Apophis".

 

Apophis was, of course, never worshipped. However, he was included in various cults as a god or demon to be protected against. Various magical texts and rituals were produced to combat his effects upon the world. In fact, the text that Egyptologists refer to as the "Book of Apophis" was a collection of these magical spells dating to the late New Kingdom, though the best preserved example, known as the Bremner-Rhind Papyrus now in the British Museum, was produced in the 4th century BC. These are spells for the "overthrowing of Apophis", which provide protection from the powers symbolized by this deity or from snakes which could be viewed as minor yet dangerous manifestations of the monster. In the Late Period, these spells were read in temples daily to protect the world from the threat of the sun god's arch enemy. An associated ritual involved cutting into pieces and burning with fire a wax model of the serpent. Other rituals involved drawing a picture of the serpent in green on a new piece of papyrus, which was then sealed in a box and spat upon for times before being set on a fire.

 

However, the deceased also needed to be protected from Apophis, and there were references to seventy-seven papyri-rolls which are given to a dead person by means of a spell, containing formulas for bringing Apophis to his place of execution where he is cut up, crushed and consumed by fire.

 

As a final point, snakes were certainly not seen always a threatening creatures in ancient Egypt, as they seem to have been in other societies. In fact, they were frequently seen as protective and it was Mehen, another snake deity who helped protect the sun god in the underworld. Likewise, it was the cobra goddess Wadjet who helped protect the king. [2]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://www.houseofazrael.com/azrael-gallery/images/angel_of_death-5large.jpg

 

Arçuri

Çuvaşların inançlarına göre orman ruhu denilen şeytani bir varlık. Uzun saçlı, kara görünümlü ve bütün vücudu tüylerle kaplıdır. İkisi önde, ikisi arkada olmak üzere dört gözü, üç eli ve üç ayağı vardır.

Paasonen Sözlüğünde uzun boyu, yere değecek kadar uzun saçları şeklinde tanımlanır. İri, uzun ve sallanan göğüslerini omuzları üzerinden geriye doğru atar. Ancak erkek görünümünde de tasavvur edilir. İnançlara göre bu ruh, insanı öldürmez; bedenine zarar verir.

Arçuri, Çuvaş inançlarında Hıritiyanlığın kabulünden sonra kötü bir ruh olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Avın uğurlu geçip geçmemesi onun elindeydi. Ormanda onu rahatsız edici bir sesle birbirlerini çağıranları aklında tutar, sonra yakalayıp gıdıklayarak öldürürdü. Kurban isteyen bu varlığı rahatsız etmek tehlikeli olurdu. At sırtında dolaşmaktan hoşlanan bu varlığa bazen su kenarlarında da rastlanılırdı. Değişkenlik becerisiyle istediğinde ak sakallı adam, istediğinde balina olabilen bu varlık göz açıp kapayıcıyıncaya kadar birçok nesneye dönüşebilirdi. En çok hoşlandığı ise tokat sesine benzeyen sesiyle ürpertici bir kahkaha atarak insanları çağırmak. Eğer birisi dönüp bakarsa bu sese, bakanı yer. Zamansız ölenlerin veya eceliyle ölmeyenlerin ruhlarının öldükten sonra Arçuri'ye dönüştüğüne inanılır.

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Azıktı

 

Azdıran anlamında. Kırgızların ve Özbeklerin İslamiyet öncesi inançlarında yer alan şeytâni bir varlık. Her türlü kılığa girebilen bir varlıktır. İnsanlara kendilerine en yakın olan kişi şeklinde görülebilir. Bu şekilde kılığa giren Azıktı insanı azdırıp, uçuruma, dağa veya bir akarsuya götürerek öldürebilir.

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://www.historicimpressions.com/DevilishL.jpg

 

Azmıç

'Azmıç'ın adı, 'az' köküyle bağlantılı olup, Yol Azdıran şeklinde anlamlanır. Karaçay - Balkarların inançlarına göre Şeytâni bir ruh. Belli bir görüntüsü yoktur. İnsanlara düşmandır, kurbanları tek başına yola çıkan insanlardır. Azmıç bu insanları onu tanıyan birisinin sesiyle çağırır. İnsan dönüp cevap verirse Azmıç'ın buyruğu altına girer. Azmıç da bu insanı kayalıklardan aşağı atar.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/bahamut.jpg

Bahamut, بهموت

 

Bahamut (Arapça: بهموت Bahamūt) Arap mitolojisinde orijinalde su ile ilgili bir figür. Fakat modernizasyon işlemi sırasında bu figür büyük oranda değiştirilmiştir. Bahamut engin bir denizde yaşayan dev bir balıktır. Kujuta isimli dört bin göz, kulak, burun, ağız, dil ve ayağa sahip dev bir boğayı destekler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://images.elfwood.com/art/g/o/gottberg/basilisk.jpg

 

Basilisk

 

Avrupa hikâyelerinde adı geçen efsânevi bir canavardır. Devâsa ölçülerde, binlerce yıl yaşayabilen bir yılandır. "Yılanların Kralı" olarak da tanınır. Sadece zehirli dişleriyle değil, bakışlarıyla da öldürebilir. Basilisk kelimesinin aslı, Yunanca "kral" demek olan "βασιλίσκος", "basiliskos"tur. Latincesi, Regulus'tur.

 

Naturalis Historia of Pliny The Elder'e göre Basilisk, oldukça zehirli, küçük bir yılandır ve dişleri kadar bakışları da öldürücüdür.

 

Basilisk, genellikle bir "yılan", bazen de "başı horoz, kuyruğu yılan" şeklinde tarif edilir. Yunanca adı "küçük kral" anlamına geldiği için Basilisk'e "yılanların kralı" denir. Ağzından ateş çıktığı ve sadece tıslamasıyla da öldürebildiği söylenir. Akrep gibi kuru iklimleri tercih eder. Isırığı, kurbanını hidrofobik hale getirir. Yalnızca tilki tarafından öldürülebilir. Başka bir kaynağa göre de, horoz ötüşü Basilisk için ölümcüldür. Bir Basilisk, "bir karakurbağasının altında kırılan bir horoz yumurtasından" doğar.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bukrek

 

Altay şamanlığında, "Sangal" isimli kötü ejderle uzun yıllar savaş yapmış, kertenkele görüntülü olan bir ejderdir. Denizleri (Tengiz) birbirine bağlayan ve üst denizlerde yaşadığına inanılan efsane yaratıktır. "Bukra" biçiminde söylenişi de vardır.

Uçamayan çok az ejderden birisidir. Uzun bir boynu vardir; fakat çok sağlam ve güçlü pençeleri vardir. Sesi çok güzeldir ve çok uzaktan duyulabilir. Sesini duyan kötü ejderler ondan kaçarlar.

Sangal ile olan 9 yıl boyunca süren savaşı kazandıktan sonra kuyruğunun ucunda taşıdığı yelpazeyi Anadolu'da bir yere saklayIp hâlen yaşadığı üst denizlere gitmiştir. Efsaneye göre her bin yılda bir kez Anadolu'da gezinip duruma gözkulak olurmuş.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://www.crokcity.com/notes_images/notes_Bunyip.jpg Bunyip

 

Bunyip (genelde şeytan ya da ruh şeklinde çevrilir), Aborjin inancında suda yaşayan bir deniz canavarıdır. Bazı insanlar bunyipi gördüklerini söyleseler de; Bunyip, şu an diğer Aborjin inancındaki canavarlar gibi mitolojiktir. Çeşitli hesaplar ve Bunyip hakkında açıklamalar, Avustralya kolonilerinin ilk kuruluşlarından beri yapılmıştır. Avustralya'da en çok tanınan efsanevi yaratıktır.

 

Bunyip tanımları büyük ölçüde değişmektedir. Aborjin açıklamalarda ortak özellikleri bir köpek-yüz, koyu kürk, at kuyruklu, palet gibi veya boynuzlu bir ördek gibi olmalarıdır. Genelde bataklıklarda yaşadıkları söylense de, nehirlerde, göllerde ve diğer su kaynaklarında yaşadığı da anlatılmaktadır.[1]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çay Ninesi

 

Su merasimi ile bağlantısı olan olan mitolojik bir varlık.

Yaşlı kadın kılığında, çayda (ırmakta) yaşadığına inanılır. 'Çay Ninesi', köprüden geçerken suya çok bakılırsa kızar ve insanın başını döndürür. Başı dönen insanın gözleri kararır ve çaya düşer.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/chupacabras.jpg Çupakabra (Keçi Yiyen, El Chupacabra, Chupacabras)

 

Kategori: Batı Folkloru / Halk İnanışları / Efsanevi Yaratıklar

 

Chupacabra, İspanyolca keçi emici anlamına geliyor. Keçi emici adının verilmesi, Porto Rico'da meydana olaylarda evcil keçilerin vücutlarında çeşitli izler ve yaralar bulunması ve neredeyse vücutlarındaki tüm kanın tamamen çekilmiş bir şekilde bulunmasından sonra olmuştur. Benzeri olaylar ilk olarak Porto Rico ve Meksika da görülmüş, daha sonra ABD, Şili ve Nikaragua'da da benzer vakalara rastlanmıştır.

Her ne kadar bu tip bulgular olsa da meydana gelen evcil hayvan ölümleri tam olarak açıklanamamış ve olayların üstündeki sır perdesi tam olarak kaldırılamamıştır. Asıl adı El Chupacabra olan bu varlık söylenene göre Latin Amerika'da küçükbaş hayvan ve kümes hayvanlarına saldırıp kanlarını tüketene kadar içtikten sonra bırakıyor. Tam olarak ne olduğu hala bilinmese de ortada birçok teori var. Chupacabra'nın genetik bir deneyin sonucu oluşan yaratık ve uzaylı yaratık olduğuna da inanılıyor.[1]

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/chupacabras1.jpgChupacabra efsanesi, ilk olarak 1995 yılında Puerto Rica dağlarında duyuldu. Canovanas civarında garip bir yaratık çiftlik hayvanlarının kanını içerek onları öldürmeye başladı. Bulunan hayvanların cesetleri üzerinde kanın çekildiği küçük bir veya birkaç delik bulunmaktaydı. Hayvan cesetlerini inceleyen bir yerel veteriner “Yaralar kamış çubuk girecek kadar ve 8-10 cm kadar derine inmekteydi” diye açıklama yapmıştır. 1995 yılında başlayan esrarengiz katliamlar daha sonraki senelerde de artan oranda sürecektir. Chupacabra'nın saldırısına uğrayan bir kadın, onu koyu kırmızı gözlü, sivri dişli kanguru benzeri bir yaratık olarak tanımlamış tır. Canovanaslı bir başka tanık ise yaratığı “60-70 cm. boyunda dinozorunkine benzer derili, tavuk yumurtası büyüklüğün de kırmızı gözleri olan, uzun sivri dişli ve sivri çeneli geri doğru yatan kafası olan” bir yaratık olarak tarif etmiştir. Evcil keçilere musallat olduğu için ona "Keçiboğan adı" verilmiştir

 

Kasım 1997 senesi içerisinde Puerto Rica'dan yeni Keçiboğan raporları gelmeye başlamıştır. Luis Guadalupe, gördüğü yaratık için “Çirkin bir şeytan gibiydi, havada uçuyordu” kelimelerini kullanmıştır. “Bir yılanınkini anımsatır uzun bir dili vardı” demektedir.

 

Pekiyi bu yaratık neyin nesidir? Bazılarına göre kurttur, bazılarına göre vampir kimine göre ise şeytan veya uzaylı yaratıklardır. Puerto Rico uzun zamanlar Uçan Dairelere ev sahipliği yapmıştır. Amerikan hükümetinin burada bir askeri üs kurduğu ve üsten esrarengiz gemilerin havalandığı anlatılır.

 

Chupacabra'nın görülmesiyle birlikte, şeytanla ilgili efsanelerde bahsi geçen yoğun bir kükürt kokusu etrafı kapladığı söylenmektedir. Tanık Madelyne Tolentino kanguru gibi zıplayan hayvanı gördüğünde, sülfür kokusu aldığını anlatmaktadır. Bazı olaylarda inanılmaz bir güç gösterdiği bilinmektedir. Bir olayda yaratık 3,5×4 metre ebadındaki bir demir kapının menteşelerini attırmıştır. Bir dedikoduya göre ise yaratık çıkardığı koku sayesinde avının hareketsiz kalmasını sağlamaktadır. Böylece onun kanını daha rahat içebilmektedir. Yaratık sadece çiftlik hayvanlarına değil insanlara da saldırmaktadır. Jalisco'da oturan Angel Pulido “büyücü gibi dev bir yarasa tarafından” ısırıldığını bildirmiştir. Ayrıca Meksika'dan Teodora Reyes, Chupacabra'ya ait olduğunu iddia ettiği toprak üzerinde pençe izleri tespit etmiştir.

 

Bu tür kan içme ve vampir olayları Puerto Rico ve Meksiko halkını oldukça korkutmaktadır. Chupacabra'nın gün ışığında mağara veya toprak altında saklanıyor olma ihtimali halkı tedirgin etmektedir. Ne yazık ki, Puerto Rico bir çoğunun içerisine hala girilememiş millerce uzunlukta mağara sistemleriyle örülüdür. Bu da bir Chupacabra avının yapılması imkanını ortadan kaldırmaktadır. Puerto Rico'da yaratığı aramaya oldukça gönüllü biri vardır. Canovanas Belediye Başkanı: Jose Soto. Başkanın 30 cm uzunlukta bir hac ile silahlanarak kendini korumaya aldığı söylencesi yaygındır. Tüm bunlar oldukça komik gibi görülse bile Puerto Rico halkının olay karşısında duyduğu korkunun neticesi olduğu açıktır.[2]

"Keçi yiyen"in görüldüğü zamanlar El Chupacabra'da 1970'lere dayansa da ünü 1990'larda hızla internette yayıldı. 1995'te Puerto Rico'da çiftçilerin tavuk ördek hindi tavşan ve keçilerini öldüren yaratığın bulunması için polise başvuranların sayısı artınca gerginlik arttı. Vahşi hayvanların çiftlik hayvanlarını nasıl öldürdüğünü bilen çiftçiler yakın zamanda olanların metodunun farklı olduğunu iddia ettiler. Yemek için öldürmeyen bu yaratığı görenlerin tanımlamalarında ‘şempanze boyutlarında kanguru gibi zıplıyor parlayan büyük gözleri gri bir derisi ve kıllı elleri yılan dili gibi uzun bir dili keskin pençeleri omurgasının üstünde kirpi gibi dikenleri var' gibi tabirler kullanılıyor.

 

90'ların sonunda bu olaylar arttı ve Meksika, Güney Texas, Güney Amerika ülkelerinin birkaçında ve Şili'deki olaylardan bu yaratık sorumlu tutuldu.[3]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/texas_chupacabra.jpg

 

Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Durum Ne Alemde

 

Amerika'daki olaylar Meksika'daki olaylarla inanılamayacak kadar benzer özellikler göstermektedir. İlk gelen rapora göre Arizona, Tuscon'da Billy Nubian'ın iki keçisine gece yarısı bir yaratık tarafından saldırılmıştır. Billy yaratığın büyük bir fare gibi olduğunu, projektör ışığını üzerine çevirdiğinde insan gibi bir çığlık atarak oradan uzaklaştığını söylemiştir. Kaliforniya, Texas, Baya Kaliforniya ve Miami'den benzeri Chupacabra raporları alınmaktadır. Baya Kaliforniya'da boğazında iki delik bulunan hayvan cesetleri bulunmuştur. Gelen raporlar göre bir köpek ölüsü bulunmuştur. Miami'de bir gecede tam 69 adet çiftlik hayvanı katledilmiştir. Hayvanlar Sweetwater bölgesinde yaşayan iki çiftliğe aittir ve sahipleri bu işi Chupacabra'nın yaptığına inandıklarını televizyonda açıklamışlardır.

 

Panama'da, Daisy Arauz; evin köpeğinin Chupacabra tarafından katledildiğini açıklamıştır. Tüm ülkede boğazında delikler bulunan hayvan ölüleri rapor edilmiştir. Elizabeth Seavedra gece yarısı bir Chupacabra'nın saldırısına maruz kaldığını iddia etmektedir.[2]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/chupacabras3.jpg

 

Brezilya

 

Brezilya'da oldukça kuvvetli Chupacabra olayları olmaktadır. 29 Haziran 1997 yılında Brezilya televizyonunda Chupacabra ile ilgili bir program yapılmıştır. Brezilya'da bir çok Keçiboğan olayına değinilmiş, hatta birinin ölü ele geçtiği haber konusu edilmiştir. İki adam geceleyin balık avlarken gölden bir yaratığın çıktığını görmüşler. Ne olduğunu anlayamamışlar ve üzerine ateş etmişlerdir. Ertesi sabah Chupacabra'nın ölüsünü bulmuşlardır. Hayvanın kafasını koparmışlar ve saklamışlardır. Programda tanıklar kafayı halka göstermişlerse de, hayvanın diğer kısımlarını ve kemiklerinin tahlil için verilmesini reddetmişlerdir.[2]

 

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/chupacabras_body.jpg

 

Chupacabras (English)

 

Fellow researchers, investigating UFO sightings in Puerto Rico in the early 1990's, stumbled upon reports by local residents of a strange, dog-like creation who would attack their prey and suck the blood dry. As the concept of animal mutilations was being investigated at the time, and remains an ongoing mystery, they reported their findings to me and other researchers back in the US. Thus I first heard about the animal soon to be named "Chupacabra". Chupacabras, in my opinion, fall under the heading cryptozoology, without alien connection.

 

Based on reliefs found in Europe and Mesoamerica, some researchers equate the appearance of the chupacabras to that of a gargoyle, leading one to believe the creatures were also part of the history of Medieval Europe and linked to evil spirits.

 

Today investigators go in search of the chupacabra to capture and study these elusive animals. It is the part of the quest of humanity through the paranormal to explains who we are and why we are here.

 

The term "Chupacabra" can be roughly translated as "goat-sucker." It is known as both "chupacabras" and "chupacabra" throughout the Americas, with the former probably being the original word, and the latter a better regularization of it. The name can be preceded by the masculine definite article ("el chupacabras"), or the plural masculine article ("los chupacabras"). The term was supposedly coined by Puerto Rican television personality Silverio Pérez, who intended the name to be a joke.

 

Physical descriptions of the creature vary. Sightings began in Puerto Rico in the early 1990s, and have since been reported as far north as the Carolinas and as far south as Chile.Though some argue that the chupacabra may be a real creature, mainstream scientists and experts generally contend that the chupacabra is a legendary creature, or a type of urban legend.

 

The chupacabra is a cryptid said to inhabit parts of the Latin America. It is associated particularly with Puerto Rico (where it was first reported), Mexico, Chile, Brazil and the United States, especially in the latter's Latin American communities and Maine. The name translates literally from the Portuguese and Spanish as "goat-sucker". It comes from the creature's reported habit of attacking and drinking the blood of livestock, especially goats. The actual meaning of the word "chypacabra" is goat eater. Physical descriptions of the creature vary. Sightings began in Puerto Rico in the early 1990s, and have since been reported as far north as Maine, and as far south as Chile. Though some argue that the chupacabras may be real creatures, mainstream scientists and experts generally contend that the chupacabra is a legendary creature, or a type of urban legend.

 

The legend of cipi chupacabra began in about 1992, when Puerto Rican newspapers El Vocero and El Nuevo Dia began reporting the killings of many different types of animals, such as birds, horses, and as its name implies, goats. However, it is predated by El Vampiro de Moca (The Vampire of Moca), a creature blamed for similar killings that occurred in the small town of Moca in the 1970s. While at first it was suspected that the killings were done randomly by some members of a Satanic cult, eventually these killings spread around the island, and many farms reported loss of animal life. The killings had one pattern in common: Each of the animals found dead had two punctured holes around its neck.

 

Soon after the animal deaths in Puerto Rico, other animal deaths were reported in other countries, such as the Dominican Republic, Argentina, Bolivia, Chile, Colombia, Honduras, El Salvador, Panama, Peru, Brazil, the United States and, most notably, Mexico.

 

Both in Puerto Rico and Mexico, "el chupacabra" gained urban legend status. Chupacabra stories began to be released several times in American and Hispanic newscasts across the United States, and chupacabra merchandise, such as T-shirts and baseball caps, were sold.

 

The chupacabra is generally treated as a product of mass hysteria, though the animal mutilations are sometimes real. Like many cases of such mutilations, however, it has been argued that they are often not as mysterious as they might first appear, and in fact, a series of tests showcased by the National Geographic Channel in a show about the chupacabra pointed to the obvious conclusion that every single "animal mutilation" can be explained by either people killing them or, more likely, other animals eating them. The loss of blood may be explained by insects drinking it.[4]

The first reported attacks occurred in March 1995 in Puerto Rico. In this attack, eight sheep were discovered dead, each with three puncture wounds in the chest area and completely drained of blood. A few months later, in August, an eyewitness, Madelyne Tolentino, reported seeing the creature in the Puerto Rican town of Canóvanas, when as many as 150 farm animals and pets were reportedly killed. In 1975, similar killings in the small town of Moca, were attributed to El Vampiro de Moca (The Vampire of Moca). Initially it was suspected that the killings were committed by a Satanic cult; later more killings were reported around the island, and many farms reported loss of animal life. Each of the animals had their bodies bled dry through a series of small circular incisions.

 

Puerto Rican comedian and entrepreneur Silverio Pérez is credited with coining the term chupacabras soon after the first incidents were reported in the press. Shortly after the first reported incidents in Puerto Rico, other animal deaths were reported in other countries, such as the Dominican Republic, Argentina, Bolivia, Chile, Colombia, Honduras, El Salvador, Nicaragua, Panama, Peru, Brazil, United States, and Mexico.[5]

Allegedly Descriptions appearance

 

Descriptions of the physical appearance of each specimen can resemble descriptions of other reports, or be completely different from other chupacabra descriptions. Differences in descriptions are too wide to be attributed to differences in the perceptions of the observers, causing cryptozoologists to speculate that chupacabra reports may in fact be attributable to several species. Although they have different appearances, chupacabra descriptions have several common traits. They are typically described as being 3 ft. (1 m) or taller, and roughly humanoid in shape.

 

Usually, chupacabras are said to appear in three specific forms:

 

The first and most common form is a lizard-like being, appearing to have leathery or scaly greenish-gray skin and sharp spines or quills running down its back. This form stands approximately 3 to 4 feet (1 to 1.2 m) high, and stands and hops in a similar fashion to a kangaroo. In at least one sighting, the creature hopped 20 feet (6 m). This variety is said to have a dog or panther-like nose and face, a forked tongue protruding from it, large fangs, and to hiss and screech when alarmed, as well as leave a sulfuric stench behind. When it screeches, some reports note that the chupacabra's eyes glow an unusual red, then give the witnesses nausea.

 

The second variety bears a resemblance to a wallaby or dog standing on its hind legs. It stands and hops as a kangaroo, and it has coarse fur with greyish facial hair. The head is similar to a dog's, and its mouth has large teeth.

 

The third form is described as a strange breed of wild dog. This form is mostly hairless, has a pronounced spinal ridge, unusually pronounced eye sockets, teeth, and claws. This animal is said to be the result of interbreeding between several populations of wild dogs, though enthusiasts claim that it might be an example of a dog-like reptile. The account during the year 2001 in Nicaragua of a chupacabra's corpse being found supports the conclusion that it is simply a strange breed of wild dog. The alleged corpse of the animal was found in Tolapa, Nicaragua, and forensically analyzed at UNAN-Leon. Pathologists at the University found that it was just an unusual-looking dog. There are very striking morphological differences between different breeds of dog, which can easily account for the strange characteristics.

 

Some reports claim the chupacabra's red eyes have the ability to hypnotize and paralyze their preyİleaving the prey animal mentally stunned, allowing the chupacabra to suck the animal's blood at its leisure. The effect is similar to the bite of the vampire bat, or of certain snakes or spiders that stun their prey with venom. Unlike conventional predators, the chupacabras sucks all the animal's blood (and sometimes organs) through a single hole or two holes.

 

Many residents of South America have reported sightings of El Chupacabras, and although various, the descriptions share some significant likenesses. In many reports, accounts include the visible inflation of the stomach region, after El Chupacabras has been feeding. The appearance of the animal changes when an internal bladder-like organ fills with the blood of its prey. Furthermore, with almost all the reported sightings witnesses have reported large protruding fangs. These fangs are suspected to be hollow and be the vehicles for the blood on which it feeds.[4]

Reported sightings

 

In July 2004, a rancher near San Antonio, Texas, killed a hairless dog-like creature, which was attacking his livestock. This animal, initially given the name the Elmendorf Beast, was later determined by DNA assay conducted at University of California, Davis to be a coyote with demodectic or sarcoptic mange. In October 2004, two more carcasses were found in the same area. Biologists in Texas examined samples from the two carcasses and determined they were also coyotes suffering from very severe cases of mange. In Coleman, Texas, a farmer named Reggie Lagow caught an animal in a trap he set up after the deaths of a number of his chickens and turkeys. The animal was described as resembling a mix of hairless dog, rat, and kangaroo. Lagow provided the animal to Texas Parks and Wildlife officials for identification, but Lagow reported in a September 17, 2006 phone interview with John Adolfi, founder of the Lost World Museum, that the "critter was caught on a Tuesday and thrown out in Thursday's trash."

 

In April 2006, MosNews reported that the chupacabra was spotted in Russia for the first time. Reports from Central Russia beginning in March 2005 tell of a beast that kills animals and sucks out their blood. Thirty-two turkeys were killed and drained overnight. Reports later came from neighboring villages when 30 sheep were killed and had their blood drained. Finally, eyewitnesses were able to describe the chupacabra. In May 2006, experts were determined to track the animal down.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çupakabra (Keçi Yiyen, El Chupacabra, Chupacabras)

 

 

 

In mid-August 2006, Michelle O'Donnell of Turner, Maine, described an "evil looking" rodent-like animal with fangs that had been found dead alongside a road. The animal was apparently struck by a car, and was unidentifiable. Photographs were taken and witness reports seem to be in relative agreement that the creature was canine in appearance, but in widely published photos seemed unlike any dog or wolf in the area. Photos from other angles seem to show a chow- or akita-mixed breed dog. It was reported that "the carcass was picked clean by vultures before experts could examine it". For years, residents of Maine have reported a mysterious creature and a string of dog maulings.

 

In May 2007, a series of reports on national Colombia news reported more than 300 dead sheep in the region of Boyaca, and the capture of a possible specimen to be analyzed by zoologists at the National University of Colombia.

 

In August 2007, Phylis Canion found three animals in Cuero, Texas. She and her neighbors reported to have discovered three strange animal carcasses outside Canion's property. She took photographs of the carcasses and preserved the head of one in her freezer before turning it over for DNA analysis. Canion reported that nearly 30 chickens on her farm had been exsanguinated over a period of years, a factor which led her to connect the carcasses with the chupacabra legend. State Mammologist John Young estimated that the animal in Canion's pictures was a Gray Fox suffering from an extreme case of mange. In November 2007, biology researchers at Texas State University–San Marcos determined from DNA samples that the suspicious animal was a coyote. The coyote, however, had grayish-blue, mostly hairless skin and large fanged teeth, which caused it to appear different from a normal coyote. Additional skin samples were taken to attempt to determine the cause of the hair loss.

 

On January 11, 2008, a sighting was reported at the province of Capiz in the Philippines. Some of the residents from the barangay believed that it was the chupacabra that killed eight chickens. The owner of the chickens saw a dog-like animal attacking his chickens.

 

On August 8, 2008, a DeWitt County deputy, Brandon Riedel, filmed an unidentifiable animal along back roads near Cuero, Texas on his dashboard camera. The animal was about the size of a coyote but was hairless with a long snout, short front legs and long back legs. However, Reiter's boss, Sherrif Jode Zavesky, believes it may be the same species of coyote identified by Texas State University–San Marcos researchers in November 2007.

 

In September 2009, CNN aired a report showing closeup video footage of an unidentified dead animal. The same CNN report stated that locals have begun speculating the possibility that this might be a chupacabra. A Texas taxidermist reported that he received the body from a former student whose cousin had discovered the animal in his barn, where it had succumbed to poison left out for rodents. The taxidermist expressed his belief that this is a genetically mutated coyote.

 

On September 18, 2009. Taxidermist, Jerry Ayer, sold the Blanco Texas Chupacabra to the Lost World Museum. The museum, reported in the Syracuse Post Standard on 9/26/09, is placing the creature on display as they work with a unnamed university to have the remains tested.[5]

Alleged Sightings

 

Certain South American rain forest natives believe in the "mosquito man", a mythical creature of their folklore that pre-dates modern chupacabra sightings. The mosquito-man sucks the blood from animals through his long nose, like a big mosquito. Some say mosquito-man and the chupacabra are one and the same.

 

One story states that in September of 2006, a hotel employee named Valerie Pauls of Albuquerque, New Mexico was startled by a hissing noise upon arriving for work at about 7:00 in the morning. She glanced up to the sixth floor roof of the Amerisuites Hotel. She saw two glowing red eyes peering down upon her. The creature resembled a gargoyle, and smelled of sulphur. The creature terrified Ms. Pauls as it continued hissing and flashing neon colors. She became dizzy and disoriented. She managed to return to her vehicle as the alleged Chupacabra descended upon her vehicle. The creature broke the windshield before leaping back up unto the roof of the hotel and vanishing.[verification needed]

 

Notable sightings in the United States include one reported by multiple eye-witnesses in Calaveras County, California, and at a recent birthday celebration of a Development Team member of a local charity in Houston, Texas.[citation needed] According to these reports, the creature was sighted for the first time in the early to mid 1990s, harming animals of different species. However, it is now thought that the people did this themselves.[verification needed]

 

In 2005, Isaac Espinoza spent close to $6 million of his own money trying to track down the chupacabra. He lived in the jungles of South America for eight months with a team of researchers, video and print journalists and local guides. During the course of the expedition the team had several close encounters with a creature that the researchers were not able to identify. The team was able to capture several of their encounters with the creature on film and it has all been turned over to the University of Texas for analysis.

 

Hugo Mata, a professor of cryptozoology at the University of Texas, has said the hair and skin samples submitted by the team do not match any known species for that part of the world.

 

In July 2004, a rancher near San Antonio, Texas, killed a hairless, dog-like creature which was attacking his livestock. This creature is now known as the Elmendorf Creature. It was later determined to be a canine of some sort, most likely a coyote, with demodectic mange. In October 2004, two animals which closely resemble the Elmendorf Creature were observed in the same area. The first was dead, and a local zoologist who was called to identify the animal noticed the second while she was travelling to the location where the first was found. Specimens were studied by biologists in Texas. The creatures are thought to have been canines of undetermined species with skin problems and facial deformities.

 

In Albuquerque, New Mexico, A 42 year old woman (Rebecca Tuggle) was on the way to her car when she heard a mysterious hissing noise. As she turned around she was terrified to see a creature partially resembling a lizard, a kangaroo, and a bat, with "rainbow-colored" spines running down its back. The creature stood 3-4' tall and grunted at her. The creature's hissing noise nauseated her and she nearly fainted. As with other sightings, the eyes were said to glow red and the animal smelled of a sulfuric substance.

 

The chupacabra has often been spotted in Michigan. A recent sighting occurred in Grand Haven, when a 42-year-old man claimed he saw it suck the blood out of a cat.

 

A famous appearance in the city of Varginha, Brazil, (the "Varginha incident") is sometimes attributed to the chupacabra, although cryptozoologists more frequently associate the incident with extraterrestrials. In 1997, an explosion of chupacabra sightings in Brazil was reported in Brazilian newspapers. One report came from a police officer, who claimed to get a nauseous feeling when he saw a dog-like chupacabra in a tree.[verification needed]

 

Recently, there has been a surge of chupacabra sightings in the United States, specifically in the suburbs of Washington, D.C., and outside of the Philadelphia, Pennsylvania area. However, controversy exists whether these chupacabra sightings are legitimate.

"Chupacabra" Shot in Texas

 

Pollok, Texas - What are the strange, unidentified grey-blue animals that people keep seeing and shooting in Texas? In May 2004, Elmendorf, Texas farmer, Devin McAnally, shot an animal eating mulberries that he also thought was killing his chickens. Devin was amazed that his bullets did not cause bleeding on the strange, grey body.

 

I had investigated the "chupacabras" mystery on a trip to Puerto Rico in 1996. Many locals described a grey-colored kangaroo-like creature with long teeth which was blamed for hundreds of punctures in chickens, rabbits and other farm animals, including some goats and dogs that were still alive after bloodless holes had been made in their forehead bone or neck. At the time, I talked about the Elmendorf photographs with a San Antonio Zoo spokesman who said it was definitely not a coyote, but he did not know what it was. Some of the Elmendorf tissue was shipped to the University of California-Davis Veterinarian Genetics Laboratory for DNA analysis and results are pending.

 

Now we've got both another dead animal that closely resembles the Elmendorf creature and a sighting of one of the creatures alive only one-quarter mile away from the site where this animal was shot on October 8. It was at the Pollok, Texas, home of the Womack family. Mrs. Womack's daughter, Stacey Womack, lives twenty miles away in Lufkin where she worked for 20 years as a vet technician and three years in the early 1990s as a zoo keeper at the Ellen Trout Zoo in Lufkin. Today she is a dog breeder. Stacey has a lot of experience with animals around Lufkin and Pollok and could not understand what her mother meant when she called Tracey in a very emotional state on Friday afternoon, October 8, asking her daughter to come help because there was a strange animal under the house.

 

Report from Stacey Womack, dog breeder and former veterinarian tech assistant, Lufkin, Texas: "My mother was just sort of hysterical because they had killed something under the house and they did not know what it was. I thought, 'This is the most ridiculous thing I've ever heard.' They don't know whether it's a coyote or a dog?! I told my mother I would come out there and bring my digital camera. About one-quarter mile from my mother's house, I had to hit my breaks because an animal crossed the road in front of me and it was running with its head down and its tail down and it did not have any hair. It was a strange looking sight and my daughter-in-law was with me and she wanted to know if it was a wolf. I told her it wasn't a wolf and it was too large for a fox. So, we went on to my mother's house and went around to the back and there was the same animal an animal identical to what ran across the road. It was on the ground after they had just killed it and there was almost no blood. It was just red where the shot had went in (the eye). I was just totally dumbfounded when I saw it. At first glance, you would think of a deer's head on a kangaroo's body. The ears were real thick and large. It did not have any hair on it. The skin tissue was necrotic. It was just awful. I did not know what it was."

In Coleman, Texas, a farmer named Reggie Lagow caught an unknown animal in a trap he set up after the deaths of a number of his chickens and turkeys. The animal appeared to be a mix between a hairless dog, a rat and a kangaroo. The mystery animal was reported to be to Texas Parks and Wildlife in hopes of determining what it was, but Lagow said in a September 17th, 2006, phone interview with John Adolfi, founder of the Lost World Museum, that the "critter was caught on a Tuesday and thrown out in Thursday's trash."

 

In November of 2005 , A motocross racer named Kolt Jarrett spotted a medium sized to small sized creature in Floresville, Texas, At the Cycle Ranch Motocross Park. He was with seven other friends in a golf cart on trails near back of the park. Kolt spotted in in tall grass and small sapling which were folding over like it was as strong as an oxe. Kolt described it having spikes down its back with a wierd shaped head, with possibly having horns. It was a brownish red and had wierd shaped objects,possibly wings, on its sides. Kolt belived it to be the El Chupacabra.

 

In Septemeber of 2006, in High Rolls, New Mexico, near Alamogordo, A roper Trey Rogers spotted what he belived was the El Chupacabra. He was out in the forest with his paint ball gun looking for game when he spotted a medium sized brown redish-animal that had spikes down its back and wings on its side. Before Trey could get a shot it took off at the speed or fastest than the quickest rabbit. It was the fastest thing Trey had ever seen.

 

In April of 2006, MosNews reported that the chupacabra was spotted in Russia for the first time. Reports from Central Russia beginning in March 2005 tell of a beast that kills animals and sucks out their blood. Thirty-two turkeys were killed and drained overnight. Reports later came from neighboring villages when 30 sheep were killed and had their blood drained. Finally eyewitnesses were able to describe the chupacabra. In May of 2006, experts were determined to track the animal down.

 

In mid-August 2006, Michelle O'Donnell of Turner, Maine, described an "evil looking" dog-like creature with fangs found along side a road, apparently struck by a car, but it was otherwise unidentifiable. Photographs were taken and several witness reports seem to be in relative agreement that the creature was canine in appearance, but unlike any dog or wolf in the area. The carcass was picked clean by vultures before experts could examine it. For years, residents of Maine have reported a mysterious creature and a string of dog maulings.

 

On September 2006, the Lost World Museum acquired the remains of what may be a Chupacabra. Spotted, hunted and killed in late August 2006, 15 yr. old Geordie Decker and 16 yr. old Josh Underwood of Berkshire, New York handed over the bones of a small fox like beast that hopped, had yellow eyes and an orange strip of hair going down its almost bald gray back, to Museum owner John Adolfi. Its bones are currently on display on the Lost World Museum's web site while further examination and investigation continues.[4]

Appearance

 

The most common description of Chupacabra is a reptile-like being, appearing to have leathery or scaly greenish-gray skin and sharp spines or quills running down its back. This form stands approximately 3 to 4 feet (1 to 1.2 m) high, and stands and hops in a similar fashion to a kangaroo. In at least one sighting, the creature was reported to hop 20 feet (6 m). This variety is said to have a dog or panther-like nose and face, a forked tongue, and large fangs. It is said to hiss and screech when alarmed, as well as leave behind a sulfuric stench. When it screeches, some reports assert that the chupacabra's eyes glow an unusual red which gives the witnesses nausea.

 

Another description of Chupacabra, although not as common, describes a strange breed of wild dog. This form is mostly hairless and has a pronounced spinal ridge, unusually pronounced eye sockets, fangs, and claws. It is claimed that this breed might be an example of a dog-like reptile. Unlike conventional predators, the chupacabra is said to drain all of the animal's blood (and sometimes organs) through a single hole or two holes.[5]

Theories

 

Some cryptozoologists speculate that chupacabras are alien creatures. Chupacabras are widely described as otherworldly, and, according to one witness report, NASA may be involved with this particular alien's residency on earth. The witness reported that NASA passed through an area in Latin America, with a trailer that was thought to contain an incarcerated creature. There have also been UFOs seen where chupacabras have been at the same time on occasion. Others speculate that the creature is an escaped pet of alien visitors that wandered off while its master was visiting Earth. The Chupacabra does have a slight resemblance to the Greys, which could mean that they are somehow related.

 

Some people in the island of Puerto Rico believe that the chupacabras were a genetic experiment from some United States' government agency, which escaped from a secret laboratory in El Yunque, a mountain in the east part of the island when the laboratory was damaged during a severe storm in the early 1990's. The US military have had a large presence across Puerto Rico since the 1930's, with bases on the island used as Research and Development facilities (amongst other things) up to the present day. The lethal agent orange chemicals were tested by the US on the crops of Puerto Rico in widespread crop-spraying operations, all performed without notifying local people or farmers, and the efficacy and safety of contraceptive medicines was also secretly tested on islanders who had no knowledge of their 'guinea pig' status at all. ("UFO's Strangest Mysteries", Discovery Science) This may explain some of this alleged paranoia.

 

Another possibility would involve giant vampire bats of which a few fossils have been found in South-America.

 

An alternative explanation is that the creatures are not real at all, and the sightings are either a product of superstition and imagination, or simply other animals that have been wrongly identified.[4]

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/bahamut_lg.jpg

Demir Kıynak

 

Demirkıynak; Bigadiç dağlarında yaşayan, her kılığa girebilen, korkunç sesler çıkararak insanların delirmelerine sebep olan, çok pis kokulu kötücül bir yaratıktır. Sudan çok korkar. O göründüğü anda akarsu veya göle giren insanlara bir zarar veremeyeceğine inanılır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/denzkizi4oh.png

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/waterhouse_a_mermaid.jpg

Deniz Kızı

 

Deniz kızları, belinden yukarısı dişi bir insan görünümünde olan, ama aynı zamanda bir balık kuyruğuna sahip olan efsanevî deniz yaratıklarıdır. Deniz kızının erkeğine deniz erkeği denir.

Dünya üzerinde birçok kültürde deniz kızları farklı, ama birbirine çok yakın şekillerde betimlenmiştir. Sirenler gibi bazı deniz kızları denizcilere şarkılar söyleyip onları büyülerler, işlerinden alıkoyarlar ve güverteden denize yuvarlanmalarına ya da daha kötüsü geminin batmasına neden olurlar. Diğer hikâyelerde ise deniz kızları boğulma tehlikesi geçiren erkekleri kurtaran iyi kalpli deniz canlıları olarak betimlenmişlerdir. Aynı zamanda bu erkekleri su altındaki krallıklarında yaşamaya da davet ederler. Hans Christian Andersen'in Küçük Deniz Kızı'ında ise deniz kızlarından bazılarının erkekleri denizin altına doğru çekerken insanların su altında nefes alamadıklarını unuttukları ya da bilmedikleri söylenir.

Yunan Mitolojisi'ndeki Sirenler ise daha sonraları deniz kızlarıyla bir tutulmuş, hatta bazı dillerde iki yaratık için de aynı sözcük kullanılmıştır. Deniz kızlarına benzeyen diğer mitolojik ve efsanevî deniz yaratıkları ise su perileri (Nemfler gibi) ve başka formlara (Başka hayvanlara ya da diğer efsanevî hayvanlara) bürünebilen hayvanlardır.

Efsaneler

Bu yarı insan yarı balık vücutlu insansıların efsaneleri M.Ö. 5,000 yılına kadar dayanır. Genel bir kanı ise, bu efsanelerin oluşumunda, deniz ineklerinin büyük etkisi olduğudur. Bu teoriyi destekleyecek bir örnek olarak, Christopher Columbus'un yeni dünyaya olan yolculuğu sırasında deniz kızları gördüğünü, ama çok çirkin olduklarını ve daha cazip olmalarını beklediğini söylemesi verilebilir. Deniz inekleri gibi büyük vücutlu deniz memelilerinin kolları, yavrularını bir beşikte gibi taşıyabilmeleri için evrim geçirmiş ve insan kollarına benzemiştir. Denizcilerin bu deniz memelilerini görüp doğa üstü yaratıklar olduklarını düşünmeleri oldukça mümkündür. Geleneksel deniz kızı betimlemelerindeki, akan uzun saçların ise, deniz ineklerinin okyanus yüzeyine yakın yerlerde yüzerlerken kafalarına dolanan yosunların verdiği uzun saçlı görüntüsünden kaynaklandığı düşünülmektedir. Deniz kızı gördüğünü iddia edenlerin verdiği ortak bilgiler de yosun renkleriyle ve deniz ineklerinin özellikleriyle oldukça uygundur. Deniz kızlarını konuşmayan, yeşil, siyah, kahve rengi veya sarı saçlı, balık kuyruklu, genelde okyanuslarda ve bazen de nehirlerde yüzen doğa üstü insansılar olarak tanımlarlar.

Antik Yakın Doğu Deniz kızı hikâyeleri neredeyse evrenseldir. Bilinen ilk deniz kızı hikâyesi M.Ö. 1,000 yılında Asurlularda görülmüştür. Asur kraliçesi Semiramis'in annesi Atargatis, ölümlü bir çobana aşık olan ölümsüz bir tanrıçadır. Fakat aşık olduğu genç çoban ölür ve o da bir balığa dönüşmek için bir göle atlar. Ama su, onun mükemmel vücudunu ve doğasını gizlemez, bunun yerine ona bir balık kuyruğu ve suda nefes alabilme yetisi verir. İlk Atargatis betimlemeleri insan kafası ve bacakları olan bir balık şeklindedir (Babil tanrısı Ea gibi). Yunanlılar ise Atargatis'i Derketo diye tanımışlar ve Afrodit'in yanında betimlemişlerdir.

Antik Çağ'dan kalma bir deniz kızı gravürü, M.Ö. 546'dan önce, Miletli filozof Anaximander, insanlığın hızla suda yaşayan bir tür hayvana dönüştüğü teorisini önermiştir. Ona göre, bu uzatılmış çocukluk yılları olan adam, çocukluğunun aksine uzun süre yaşayamaz. Aslında, bu "uzunluk" gelip geçici bir şeydir. Ama bu fikir, Anaximander'in ölümünden sonra bir daha hatırlanmamıştır. Zaten o yaşarken de bir çok insan tarafından anlaşılmamıştır da.

Popüler bir Yunan efsanesine göre Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike, öldükten sonra bir deniz kızına dönüşmüştür. Deniz kızı formunda Ege Denizi'nde yaşadığı ve denizciler onu bulduğunda onlara tek bir soru sorduğu söylenir: "Kral İskender yaşıyor mu?" (Yunanca: Ζει ο βασιλιάς Αλέξανδρος;), ve denizcilerin de ona "Yaşıyor ve hâlâ yönetiyor" (Yunanca: Ζει και βασιλεύει) dedikleri anlatılır. Bu cevaptan başkası, onu bir Gorgon'a dönüşmesine, ve gemiyi batırıp üzerindeki denizcileri öldürmesine yol açacaktır.

Suriyeli Lucian (M.Ö. 2. yy) De Dea Syria ("Suriye tanrıçasına ilişkin") adlı, ziyaret ettiği Suriye tapınaklarını yazdığı eserinde şöyle demiştir:

"Aralarında - Şimdi onların arasındaki, tapınağı ilgilindiren geleneksel bir hikâye. Ama diğer adamlar, Asya'da çok ün salmış olan Babilli Semiramis'in de bu yeri kurduğunu, ama bunun Hera Arargatis için olmadığını, kensi annesi Derketo için olduğuna yemin ederler.]]"

"Phoenicia'daki Derketo'nun benzerliğini gördüm. Vücudunun yarısı tam bir kadındı. Ama diğer yarısı, ayaklarından kasıklarına dek, bir balık kuyruğuyla kaplı gibiydi. Ama kutsal şehir Kudüs'teki görüntüsü tam bir kadına benziyordu. Balıkların kutsal olduğunu hesaba katarlar, ve asla yemezler. Ama diğer bütün kümes hayvanlarını yerler. Güvercin hariç. Onun da kutsal olduğuna inanırlar. Tamamı olağan şeyler. İnanıyorlar, çünkü Darketo'nun yarısı balıktan. İnanıyorlar, çünkü Semiramis bir güvercine dönüştü. Aslında, belki de bu tapınağın Semiramis'in işi olduğuna izin verebilirim. Ama asla inanmadığım üzere, tapınak Derketo'ya ait. Mısırlıların arasında, balık yemeyenler var. Ve bunun Derketo'nun onuruna olduğu söylenemez."

Bin Bir Gece Masalları

Bin Bir Gece Masalları "Deniz İnsanları"na ait çok çeşitli öyküler içerir. Efsanelerden farklı olarak, Bin Bir Gece Masalları'nda bu deniz insanları karada yaşarlar, ama suya girdiklerinde de hiçbir zorluk çekmeden nefes alabilirler. Aynı zamanda insanlarla cinsel ilişkiye girdiklerinde doğacak çocukları da kendileri gibi "Deniz insanı" olarak doğacaktır. Deniz insanlarının, insan görünüşünden farkları yoktur. Bu efsane hâlâ yaşamaktadır. (Bkz. Pers Kralı ve Denizin Prensesi.)

İngiliz kaynakları

Frederic Leighton'ın The Fisherman and the Syren (Balıkçı ve Siren) adlı tablosu c. 1856–1858Deniz kızları İngiliz kültüründe uğursuz, felaketlerin haberci yaratıklar olarak gözükmüşlerdir. Bazıları devasa büyüklükte, 160 feetten uzundur.

Ayrıca deniz kızları nehirlerde ve tatlı su göllerinde de yüzebilirlerdi. Bir gün, Lorntie'li Laird, evinin yanındaki gölde, boğulan bir kadın olduğunu düşündüğü bir şey görür ve yardım etmek için suya atlar. Ama uşaklarından biri onu geri getirir ve göldekinin bir deniz kızı olduğu konusunda efendisini uyarır. Bunun üzerine deniz kızı, uşak orada olmasaydı o adamı öldürebileceğinden yakınıp yakarmaya başlar.

Yukarıdaki efsanedekinin aksine, deniz kızları çoğu zaman daha iyilikseverdirler ve insanların yaralarını tedavi ederler.

Bazı söylenceler deniz kızlarının kötü yönde kullanacakları ölümsüz bir ruhları olup olmadığı sorularını arttırmıştır. Liban adlı bir başka yaratık ise kutsal bir deniz kızı olarak kabul görmüştür. Aslında baştan insandır ama sonradan deniz kızına dönüşmüştür. Üç yüz yıl sonra, İrlanda Hristiyanlaşınca, Liban'ın da vaftiz edildiğine inanılmıştır.

İngiliz kaynaklarında, aynı zamanda deniz erkeklerinden de bahsedilmiştir. Deniz erkekleri deniz kızlarından daha vahşi ve çirkindir. Ama az da olsa insanlarla ilgilenirler.

Diğer Karayiplerin Neo-Taíno uluslarından olanlar, deniz kızlarına Aycayía adını vermişlerdir.[9] Aycayíanın özellikleri tanrıça Jagua ile de ilişkilendirilmiştir. Aycayíalar genellikle majagua ağacının amberçiçeği Hibiscus tiliaceus ile betimlenmişlerdir.[10] Diğer kültürlerden örnekler ise,

Mami Wata (Batı ve Orta Afrika kültürlerinde),

Jengu (Kamerun kültüründe),

Merrow (İrlanda ve İskoçya kültürlerinde),

Russalki (Rusya ve Ukrayna kültürlerinde),

ve Oceanid, Nereid, ile Naiad - (Yunan kültüründe)

Tatlı sularda yaşayan deniz kızı benzeri bir yaratık olan ve Avrupa kültürüne yerleşen Melusine, çoğu zaman iki balık kuyruğuyla ya da bazen yılan bedeniyle betimlenir. Japon kültüründe deniz kızı eti yiyenlerin ölümsüz olacağına inanılır. Bazı Avrupa efsanelerine göreyse, deniz kızları kendilerine söylenen dilekleri yerine getirirler.

Aynı zamanda, bazı insanlar İskoçya, Malezya ve İngiliz Kolumbiyası gibi yerlerde ölü deniz kızları gördüklerini iddia etmişlerdir. En yaygın iki görüntü ise Kanada'da, Straight of Georgia'da yakalandığı iddia edilenlerdir.

Yunanistan'da bulunan deniz kızı heykeliGüney Afrika'nın "pelerinli" komüteleri Little Karoo'da deniz kızları bulunduğu söylentisini çıkarmışlardır. Bazı yaşlı pelerinliler ise çocukluklarında tatlı su hauzlarında deniz kızı gördüklerini iddia etmişlerdir. Little Karoo çok kuru bir alanken, çok uzun zamn önce bir okyanusun bir parçası olduğu, bulunan deniz kabuğu fosillerinden anlaşılmaktadır. Deniz kızı hikâyeleri, bilinmeyen bir türün dilden dile yayılmasıyla oluştuğunun düşünülmesine neden olabilir. Bazı yerel Güney Afrika kabileleri üyelerinin, Little Karoo yerleşkesi yakınlarında, deniz kızlarının varlığına dair 11 kanıtlayıcı taş belge gösterdikleri iddia edilir. Diğer açıklamalarda "Swallow" denen ve mağara duvarlarında rastlanan, insan başlı bir kuş resminden yola çıkılarak yapılır. Bu örnek, ruhsal ayinler sırasında ruhun beden dışındaki hâlini temsil etmektedir.

Deniz kızı sendromu: Sirenomelia Sirenomelia, ya da deniz kızı sendromu, bebeğin bacakları yapışık ve cinsel organı da görülemeyecek şekilde dünyaya gelmesi şeklindeki düşük olasılıklı hastalığa verilen isimdir. Hastalığın görülme olasılığı, yapışık ikiz doğması olasılığı kadardır ve genellikle, doğumdan bir ya da iki gün sonra ölümle sonuçlanır. (Çünkü böbrek ve diğer boşaltım organları çalışamamaktadır). Bugün hayatta olan ve bir dizi operasyon geçirdikten sonra iki ayrı bacağa sahip olan iki kişi vardır. Bunlardan biri, Brezilya'da doğan ve yaşaması da adı gibi mucize olan Mílagros (İsp. Mucize) adlı bebektir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/giants.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/giantskircher.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/giant-1.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/giant.gif

Dev

 

Dev, birçok farklı kültürün efsane, folklor ve mitolojisinde yer alan bir doğaüstü yaratık. Genellikle insan görünümünde fakat anormal büyüklükte ve çok kuvvetli tasvir edilmiştir. Kadın veya erkek olabilir. Farklı bölgelerin mitolojilerinde kökenlerine dair farklı inanışlar vardır. Örneğin Hint-Avrupa mitolojilerinin çoğunda, kaos ile ilişkilendirilmiş lanetli bir ırktır ve yabani bir doğası vardır. Çoğunlukla tanrılarla arasında husumet vardır (örneğin, Yunan mitolojisindeki titanlar). Bazı hikâye ve efsanelerde insan yiyen canavarlar olarak da tasvir edilirler.

Devlere, Semavi dinler olarak inanılan dinler ve diğer eski inançlarda da göndermeler yapılmıştır. Genellikle tasvir aynıdır; ilk insanın yaradılışından evvel yaşamış "Tanrı Oğulları" olarak bilinen ve tanrının insan oğullarıyla ilişkiye giren yedi meleğinden türemişlerdir. Hanok kitabına göre Nuh da doğduğunda bahsi geçen devlerle aynı ozelliklere sahipti.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/dragon_storm.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/dragon3.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/dragon2.jpg

Ejderha

 

Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evren) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, özelliklere sahip, kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş, tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken, Doğu'daki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/dragon1.jpgAbra: Altay şamanlığında, yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan, Erlik hizmetlisi, timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra'nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra'nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir.

Yelbegen: Zaman zaman yedi başlı dev ya da bir evren (ejderha) olarak tanımlanan mitolojik canavar.

Yedi başlı Yelbegen, adlı büyük dev varmış,

Öç alır ay güneşten, onları yer yutarmış.

Büyük Tanrı Bay-Ülgen, aya bakar sararmış,

Ayı bitirip yiyen, bu deve ok atarmış.

Dev bazan yıldızları, kovalar götürürmüş,

Sonra da parçalarmış, ağzından tükürürmüş.

Yıldızlar bu azgından, kaçarmış hep göklere,

Dev onları ağzından, saçarmış hep göklere.

Altay mitolojisinde Ay'ı yiyerek onun küçülmesine (Ay tutulması) yol açan göksel canavar; Yilbüke, olarak ta tanımlayabileceğimiz Yelbegen'in neden olduğu ay tutulmasından sonra Altay Türkleri "Yine Yelbegen ayı yedi" derlermiş.

Yutba: Altay tasarımlarında, Yeraltı Denizi'nde (Tengiz) yaşadığına inanılan, çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak algılanan yılan, yeraltı canavarı. Bazı metinlere göreyse Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı, beyaz göğüslü, büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Yutpa denir. Yutpa'lar Erlik sarayının bekçileridir. Zaman zaman Abra'nın karşıtı olarak kullanılır.

Şaman giysisinde, cübbenin bir yanında yer alan, yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan, kötü ruhlardan koruduğuna inanılan, siyah kumaştan şerit.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/atures7elf.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/nightelfcrest.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/darkelf.jpg

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/elf3zu.jpg

Elf, Elfler

 

Elf, aslen İskandinavya ve İngiltere mitolojisinde yer alan ve doğan peri halkı. J.R.R. Tolkien tarafından modern edebiyata kazandırılmış ve fantastik kurgunun en popüler öğelerinden biri haline gelmişlerdir. Tolkien'in kitabının inceleyenler, Elf'lerin inanç sisteminin Kelt Irkları ile birebir bağlantılı olduğunu açıklamışlardır. Ayrıca Tolkien'in kitapla ilgili yazılarında Elf dilinin okunuş ve yazı açısından çoğunlukla Göktürk alfebesinden alındığını belirtmiştir. Elf'lerin özellikleri; katledilmedikçe veya kederden solmadıkça ölmezler, hiç bir hastalığa yakalanmaz ve uzun yolculuklarda lembas adını verdikleri yolazığını kullanırlar. Ateş yakmaz ve ağaç kesmezler yani insanların tam aksi yöndedirler.

Yaşayış tarzları olarak da, genelde doğa ile iç içe ve gelişimini doğa ile bir bütün olarak sağlayan bir halktır. Büyücülükle uğraşanları da vardır(galadriel; feanor). Asil ve alçak gönüllülerdir, asla satış yapmazlar.

Mükemmel güzellik gibi bir sembol oluşturabildikleri kadar (Orta Dünya), sıradan ırk olarak da değerlendirilebilir (Unutulmuş Diyarlar).

J.R.R. Tolkien'in yazmış olduğu notlardan derlenerek hazırlanan Silmarillion isimli kitapta elflerin yaratılışları ve Arda'nın birinci çağında Melkor'a karşı yapmış oldukları savaşlar anlatılır. Bu savaşlarda birçok elf, Angband'ın köleleri tarafından katledilir. Bunlar arasında ölene kadar Yüce Noldor Kralı olarak Beleriand'daki sürgünlerin efendisi olan Fingolfin de vardır.Fingolfin karanlık kuzey krallığın hemen güneyinde ülkesi Hithlum'da yaşıyordu. Ayrıca Tolkien'in oluşturduğu diğer karakter Ork'ların, karanlık güçler tarafından avlanarak şekli değiştirilmiş Elf'ler olduğu bilinmektedir.

http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/elf-fontlari-ii.jpg

Bir Elf Eärendil'in Valinor'a yapacağı yolculuğa kadar elfler Morgoth'a karşı tam bir zafer kazanamadılar.Valinor Eärendil'in isteğini kabul etti ve Düşman'ı zamandışı boşluğa yolladı ve Melkor bir daha ebediyen oraya hapsoldu, boş boş gezinip durdu. Eärendil ise bir daha geriye dönmedi ve elflerin Eärendil Yıldızı, bugünkü insanların çoğunun Venüs, Türklerin Zühre dediği ve Anadolu'da hem Sabah Yıldızı, hem Çobanyıldızı hem de Akşamyıldızı olarak bilinen Dünya'ya en yakın gezegene dönüştü. Daha sonra Númenórean diye bilinen geçmiş insanların en bilge kavmi olarak kabul edilen Batılı insanların Büyük Deniz'in ortasındaki kıtaları Númenor'a giderlerken rehberleri Eärendil olmuştur. Gökte onun ışığını takip ederek kendilerine "Valar" tarafından armağan edilen kıtaya vardılar.

J.R.R Tolkien' in, bütün orta dünya için yazmış olduğu hikayelerin kısaca tarihi niteliğindeki Silmarillion da geçtiği üzere elfler, Ağaç Yıllarında dünyaya gelmişlerdir. 7 Valardan avcı olarak bilinen ve suyun üzerinde dahi koşabilen, olağanüstü bir ata sahip Vala Orome, O'nların doğuşuna şahitlik eden, dolayısıyla elfleri ilk gören tanrı olmuştur. Daha sonra bu durumu, Valar' ın en kudretlisi olan Manwe' ye anlatmış ve O'nların Orta Dünya' dan mutluluk ve sonsuzluk diyarı olan Valinor' a yerleşmelerini talep etmiştir. Böylece üç büyük elf beyi, Orome' nin rehberliği ve suların tanrısı Ulmo' nun yardımıyla Valinor' a geçerek, yaşayacakları yere göz atmışlardır tabiri caizse. Bu dönem elflerin, kendi aralarında sınıflandırılma dönemi olarakta bilinir. Zira, Valinor' u keşfe çıkan üç büyük elf beyi İngwe, Finwe ve daha sonradan Thingol olarak bilinecek olan Beleriand' ın efendisi Elwe' dir. İngwe, güzellik ve tam manasıyla kusursuzluğun simgesi olan, geneli sarışın ve doğa üstü bir biçimde zarif, Vanyar Elflerinin beyi; Finwe, en becerikli ve çalışkan, aynı zamanda sivri olan Noldor Elflerinin beyi; Elwe(Thingol) ise deniz elfleri olarak bilinen ve yarısı orta dünya' da kalan, öteki yarısı da Valinor' a giden Teleri elflerinin efendisi olmuştu.

Yolculuk sırasında bazı Teleri Elfleri, orta dünya' nın batı kıyısında kalmak istemişlerdi, bir kısmı ise, geri dönüş yolculuğunda, Telerilerin başı Thingol' ün, Doriath ormanlarında görüp aşık olduğu Maia Melian' ın peşinden giderek kaybolmasıyla, efendilerini aramak için orta dünya' da kalmışlardı. Noldorların bir kısmı ile Vanyarların bütünü ise Valinor' a gitmişlerdi. Böylece Orta dünya' nın batısındaki toprakların efendisi, Telerilerin başı Thingol olmuş ve Doriath krallığını karısı Melian ile kurmuştur.

Valinor' da Noldor Elflerinin başı olan Finwe' nin en büyük oğlu, Feanor çalışkanlığı ile sivrilmiş ve elfler içinde bile en beceriklisi, en yeteneklisi ve aynı zamanda en hırçını haline gelmişti. El sanatlarında bir uzman olan Feanor, Arda tarihinde hiçbir nefes alan varlığın bir daha eşini yapamadığı Silmarilleri yaratmıştı. Bunlar, inanılmaz değerdeki 3 kıymetli taştı. Taşlar, Manwe' nin karısı, Işığın Valie' si Varda' nın nuru ile dolmuştu. Feanor, zamanla bu Silmarillerin etkisi ile bencilleşmiş ve Valar' a ufak başkaldırılar düzenlemişti. O sıralarda Kötülüğün Valası, büyük kara Lord Melkor, Mandos' un zindanlarından serbest bırakılmıştı ve Finwe' yi öldürerek Silmarilleri çaldı. Bundan sonra Arda' nın üzerine kocaman kara bir gökyüzü çöktü. Feanor ise Melkor' u lanetleyerek O' na Morgoth diye seslenilmesini buyurdu ve oğulları ile kendisine inanan Noldorları etkileyerek, Valar' a başkaldırıp, acıların köprüsü gıcırdayan buz Helcaraxe' den bütün bir Noldor klanını geçmeye zorladı ancak bu arada, Teleri elflerinin katlederek O'nların gemilerini aldığından, Arda üzerindeki ilk elf cinayetini de işlemiş oldu ve akraba kıyımı yapan elf olarak Valar tarafından lanetlendi. Sonunda yüksek elf Feanor, Galadriel, Feanor' un büyük oğlu Maedhros, Fingolfin ve Finrod gibi yüce elflerle Orta Dünyaya geçip Morgoth ile savaştı. Bu savaş, büyük kaos olarakda adlandırılır. Büyük kaos sonrasında Feanor katledilerek öldürüldü ve ölürken 7 oğluna bir yemin ettirdi. Bu yemin doğrultusunda Silmariller Noldor Elflerinin hakkıydı ve hiçbiri bu değerli mücevherlkeri almadan Orta Dünya' yı terk etmeyecekti. Böylece Arda' daki hazin olaylar başladı. Beleriand Fingolfin, O' nun oğlu Finrod, Feanor' un oğlu Maedhros, Teleri kralı Thingol, Ossiriand' lı yeşil elfler ve liman kıyısında yaşayan Gri elfler tarafından paylaşıldı. Elfler ile Morgoth ve O' nun sadık hizmetkarı Maia Sauron ile onlarca savaş yaptılar.

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit kitaplarında isimleri çokca geçmesine karşın aslında tarihleri tam olarak Silmarillion' da yazmaktadır. Dendiğine Göre Valie Yavanna' nın kocası Aule' nin çocukları cücelere karşı yarattığı Entlere de elfler konuşmayı öğretmişti.

Güneş çağlarının birinci döneminde Vanyar Elfleri' nin de yardımıyla Morgoth yenildi ve en kudretli Vala Manwe tarafından Mandos' un zindanlarına hapsedildi, Elf yurdu Beleriand sular altına gömüldü ve popüler kültürün en rağbet gören kitaplarından olan Yüzüklerin Efendisi, Aslında Belriand' ın doğusunda ve Büyük kötü Morgoth' un hizmetkarı Sauron ile olan savaşları anlatan bir eser haline geldi.

Ejderha Mızrağı serisinde ve Warcraft evreninde de isimleri sıkça geçen bu ütopik topluluk role playin gamelerin en gözde karakterlerinden oldu. Wow(World of Warcraft)' de Night Elf ler olarak Alliance' ın arasında dünyayı kurtarmakla uğraşan bir topluluk iken, aynı oyunun The Burning Crusade versionunda Blood Elf ler ismiyle Horde klanında yer almışlardır. Shadowmeld ve doğuştan 1 doğa bonusu, oyundaki Night Elf lerin bazı özellikleridir. Hunter(Avcı), Druid(doğa savaşçısı), Warrior(savaşçı),Rogue(suikastçi) ve Priest (Rahip) klasmanlarını oynayabililer.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Emegen http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/emegen.jpg

Emegen

 

Emegenler; Kafkas efsanelerinde anlatılan çirkin, insanüstü, zaman zaman birden fazla başı olan dev varlıklardır. Yine Nart efsanelerinde emegenlerin sayıları pek çoktur ve her üç ayda bir doğum yapmaktadırlar. Her doğum sırasında ise yüzden fazla çocuk doğurmaktadırlar. Nart kahramanları sürekli emegenlerle savaş halindedirler. Nart kahramanları bilek güçleriyle ve üstün zekalarıyla emegenleri her zaman yenmeyi başarsalar, sürekli galip gelseler de, emegenlerden çok çekinmektedirler. Çünkü emegenler, yakaladıkları zaman Nartları yemektedirler.

Nart destanların göre dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağı emegenlerdir. Eğer emegenler olmasaydı dünyada hiçbir kötülük olmayacaktı. Tanrılar, yeryüzünü emegenlerin kötülüğünden korumak için Nartları yaratmıştır. Bu yüzden Nartlar sürekli emegenlerle savaşıp durmaktadırlar. Emegenlerin anlatılmadığı hiçbir Nart destanı yoktur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Enkebit http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/180px-minotaur.jpg

Enkebit

 

Enkebit; İç Anadoluda görüldüğü iddia edilen doğaüstü bir varlıktır. Anlatılara göre başında altın bir fesi vardır. Sağ elinin ortası deliktir. Enkebit; uyuyan insanların boğazlarını sıkarak onları boğmaya çalışır. Başından fesini kapan kişiye dokunmayacağına inanlılır

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Erklik http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/erlik9zy.jpg

http://img205.imageshack.us/img205/977/16ls1.jpg

Erklik

 

Eski Türkler'in düşüncesinde,şeytan kavramının karşılığı Erklig idi. "Erk" sözcüğü, Türk şivelerinde bugün de kullanılır ve ;kudret-güç; anlamına gelir. Erklig kelimesindeki -lig (-lıg, -lig, -lug, -lüg) eki bir yapım eki olup, herhangi bir özelliği kendinde bulundurma anlamı taşır ve günümüzde -li (-lı, -li, -lu, -lü) şeklinde kullanılır. Dolayısıyla Erklig kelimesi erkli, güçlü, kudretli anlamına gelir. Erklig'den bazen "Erklig Kan" diye bahsedilir ki buradaki "Kan" kelimesi, bugün "Han" olarak kulandığımız ve kıral anlamına gelen sözcüğün eski söyleniş biçimidir. Erklig kelimesi, güçlü-kudretli-kuvveti anlamında bir sıfat olarak Eski Türkçe metinlerde de yer alır. Günümüz Altay Türkleri'nin açıklamasına göre de Erlik sözcüğü (günümüz Altaylılar'ı Erklig'e, Erlik derler) ;kuvvetli-güçlü; anlamına gelir.

Erklig, yer altındaki kötü ruhlar topluluğunun başıdır. Günümüz Altay Türkleri Kara Nemeler'in yani Kötü Ruhlar'ın başkanına Erlik, Saha (Yakut) Türkleri ise Arsan Dolay adını verirler. Erklig'in başında bulunduğu bu kötü ruhlar toplumu, insanlara her türlü hastalığı, her türlü kötülüğü ve ölümü getirir. Bu kötü ruhlar, korkunç biçimli yaratıklardır. Erklig, Eski Uygurca metinlerde Erklig Kan yani;Güçlü Han, Kudretli Han ; olarak anılır.

Adını yakınlarında bulunduğu Altın Göl'den (Abakan'da) alan Altın Köl Yazıtları'nda Erklig, şöyle anılır:

"Bizni erklig adırtı." (bizi erklig ayırdı)

Altın Köl Yazıtları, birer mezartaşı oldukları için, buradaki ifadeden Erklig'in ölümle ilgili bir varlık olduğu ve insanları yaşamdan ayırdığı anlaşılmaktadır. Ölen kişi, Erklig Kan'ın tagtın (dağdaki ya da kuzeydeki) makamına götürülüp Tamu'ya (cehennem) veya Uçmag'a (cennet) yollanıyordu.

Yer altı ve ölümle ilgili bir varlık olan Erklig Kan'a verilen erklig sanı, aynı zamanda Çolpan (Venüs) yıldızına da aitti. Türkler'de Çolpan (Venüs); savaş, silah, zırh, ordu gibi askeri kavramların ve ölüm cezasının simgesiydi. Bir Türkçe metinde Erklig Kan, Çolpan ve yağız yer ile birlikte sayılmaktadır.

Eski Türk inancında ruhların/ruhsal varlıkların çoğu, gök ile yer arasında döndükleri için hem göksel yüzleriyle, hem de yer altındaki yüzleriyle gözükürlerdi. Yer altında dönmeğe başlayan göksel cisimler yani yir altınkılar (yer altındakiler), Erklig Kan ordusunu (Erklig Kan süsin)

oluşturarak kıyınçılar, ölütçiler (kıyıcılar, öldürücüler) olmaktaydılar. Bunlar, yek denilen ve kısmen insani, kısmen de hayvani yüzlerle betimlenen kötü ruhlarla eş tutulurdu. Yek ikonografisine benzeyen yarı insan yarı hayvan yüzler, Orta Asya göçebelerinin dikili taşlarında ve maskelerinde de görülür . Bu eserlerin Budizmden daha eski olmasından, Eski Orta Asya Türkleri'nde görülen Yek ikonografisinin göçebe sanatı maskelerinden geliştiği anlaşılmaktadır.

BaşkurtT ürkleri'nin Gök Tanrı'ya inandıklarını belirttikten sonra, biri ölümü yöneten on iki ruhun varlığına inandıklarını da söyler. Bu ölümü yöneten ruh, Erklig'in Başkurt çeşitlemesi olabilir.

Günümüz Türk boylarından şamanist inançta olanlarında Erklig inancı ve onun çeşitli versiyonları vardır. Ama bu inançların, Eski Türkler'deki Erklig Kan ile bire bir örtüşüp örtüşmediğini bilmiyoruz. Ancak şu söylenebilir ki, Altay ve Sibirya Türkleri'nin dış etkiler (Budizm, Maniheizm gibi dinler, İran mitolojisi vs) altında kalmasına bağlı olarak Erklig inancı bu topluluklarda doğal olarak değişime uğramıştır. Minusinsk civarında yaşan Türkler Erklig Kan'a İrle Kan - İl Kan, Buryat Moğolları Erlen Kan, Altay Türkleri de Erlik Han adını verirler. Ayrıca Yakut (Saha) Türkleri'nin inançlarındaki Arsan Dolay'ın, Erklig Kan'ın Yakut versiyonu olduğunu söyleyebiliriz. Yakutlar, yer altının hükümdarı olarak ifade ettikleri Arsan Dolay'ın bir boğanın sırtında olduğunu düşünürler.

Altay mitolojisine göre Erlik,Ülgen = Gök Tanrı tarafından yaratılmıştır. Tamu'nun (=cehennem) üzerindeki bir yerde, aşağı dünyanın dokuzuncu katında oturur. Burada demir damlı bir sarayı, gümüşten bir tahtı vardır; sarayı kara demirdendir. Erlik, dokuz tabakadan oluşan yer altında kara bir güneş yaratmış, bu kara güneşin ışığıyla orasını aydınlatmıştır. Şaman dualarında Erlik, kendisinden çok korkulan bir varlık olarak ele alınır.

Erlik, her türlü hastalığı göndererek insanlardan kurbanlar ister. İstediği kurban verilmezse musallat olduğu oba ya da aileye ölüm ve felâket ruhlarını gönderir. Öldürdüğü kişilerin canlarını yakalayıp yer altındaki karanlık dünyasına götürür, kendisine köle yapar. Altaylı Türkler, özellikle hastalıkların kol gezdiği dönemlerde Erlik'ten çok korkarlar, kurbanlar vererek onu sakinleştirmeğe çalışırlar.

Erlik sağlam gövdeli, atletik yapılı yaşlı bir varlık olarak düşünülür. Gözleri, kaşları kara renklidir. Çatal sakalı dizlerine değin uzanmıştır. Yaban domuzunun azı dişlerine benzeyen bıyığı kulakları üzerine yerleşmiştir. Kara ve kıvırcık saçlıdır. Çenesi tokmağa, boynuzları ağaç köklerine benzer. Kana benzer parlak yüzlü Erlik'in, kara demirden kılıcı ve kalkanı vardır. Bineği kara at ya da kara boğadır (belki de öküz). Erklig Kan, Eski Uygur sanatında boğa ya da öküze binmiş olarak tasvir edilmiştir ki bunu, Osmanlı kozmolojisindeki dünyanın öküz üstünde durduğunu

anlatan efsane ile aynı köke bağlamak mümkündür.

Erklig'in Türk halk düşüncesindeki ve Türk sanatındaki yeri ve etkileri düşünülenin (daha doğrusu düşünülemeyenin; çünkü bu konuda bilginlerimiz yeterli ölçüde araştırma yapmamışlardır) ötesindedir. Aşağıdaki ''Öteki Kötü Ruhlar'' kısmında ele alınan kötü ruhlar ya doğrudan Erlik'in taifesindendirler ya da islami niteliklere büründürülmeğe çalışılmışlardır. Bu kötü varlıklara günümüzde özellikle Anadolu ve Altaylar'da inanılmaktadır. Tabi ki birkaçında ad değişikliği söz konusudur ama varlıkların işlevleri temelde aynıdır.

Erklig'in Türk sanatındaki etkileri de önemlidir. Türk sanatındaki cin ve şeytan tasvirleri, köklerini Erlik'ten alırlar. Özellikle Uygur duvar resimlerinde görülen bu tasvirler Topkapı Sarayı Kütüphanesi'ndeki Muhammed Siyah Kalem'in minyatürlerinde oldukça belirgindir.

ERLİK'İN OĞULLARI ve KIZLARI

Erlik'in dokuz oğlu, dokuz da kızı vardır. Dokuz oğlu, adlarıyla birlikte şunlardır:

Karaş.

Mattır.

Şıngay.

Kömür Kan.

Badış Biy

Yabaş.

Temir Kan

Uçar Kan.

Kerey Kan.

Altay şamanizmine göre Erlik'in oğulları yer altına inen şamana yol gösterirler. Erlik ve oğulları için zayıf ve hasta hayvanlar kurban edilir. Çünkü Altaylılar'ın inançlarına göre Erlik, kötü (zayıf ve sakat) kurbanlardan hoşlanır. Erlik'e asla at kurban edilmez. Ayrıca, Erlik'i simgeleyen şeyler ve tasvirler yapmak yasaktır. Erlik Han'ın oğulları babaları gibi kötü değildir. Bunlar, kötü ruhlardan insanları korurlar. Babaları için yapılan kurban törenlerinde hazır bulunurlar ve töreni yöneten kamın Erlik Han'ın yanına gitmesine öncülük ederler. Yeryüzündeki görevlerinden ayrı olarak Erlik'in oğulları yer altındaki gölleri, ırmakları, denizleri yönetirler...

Erlik'in kızları, kam (=din adamı) Gök Tanrı'ya (=Ülgen'e) kurban vermek için göğe çıkarken, kamı yataklarına çağırıp yolundan alıkoymağa çalışırlar. Kam, işini unutup Erlik'in kızlarının cilvelerine kanarsa başka ruhlarca cezalandırılır ve Tanrı'nın kurbanı kabul etmesi işi de tehlikeye düşer. Erlik'in kızlarından yalnızca ikisinin adı bilinir: sekiz gözlü Kiştey Ana ile Erke Solton

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Erymanthian Yaban Domuzu http://www.theoi.com/image/M23.3Erymanthian.jpg

 

Erymanthian Yaban Domuzu

 

Herkül'ün 12 görevinden 4.sü olan Erymanthian Yaban Domuzu'nun yakalanması görevi, Herkül'ün bir önceki görevi ile benzer bir şekilde hedef olan hayvanın canlı olarak yakalanmasını sağlamaktı.

 

Erymanthian Dağı'nda ve civâr köylerdeki insanlar arasında dehşet saçan ve birçok köy ve tarlaya zarar veren Yaban Domuzu, Herkül'ün en büyük düşmanı olan Hera'nın hizmetinde bir canavardı. Herkül'ün yapması gereken on iki ödevin birçoğunda olduğu gibi bu görevinde de asıl amacı, dünya üzerinde Hera'ya hizmet ederek, onun hâkimiyetini burada güçlü kılan yaratıkları yakalamak veyâ öldürmek; böylece babası Zeus'un hâkimiyetini güçlendirmekti.

 

Erymanthian Dağı yolu üzerinde eski dostu Centaur Pholus'u ile mağarasında ziyaret eden Herkül, çiğ yenen et yemeği esnasında, Pholus'u Tanrı Dionysius'un ona armağan ettiği özel şarabı açması için iknâ eder. Şarabın sulandırılarak içilmesi gerektiğini bilmeyen Pholus, şarabı açarak Herkül'e ikrâm eder; fakat, şarabın keskin kokusu, civârdaki tüm Centaur'ları mağara etrafına toplar ve ünlü Chiron'un da dâhil olduğu tüm Centaurlar bu yemeğe katılırlar .

 

Sulandırılmadan içilen şarap ile sarhoş olup kontrolden çıkan Centaurlar, kavga etmeye başladıklarında; Herkül, kendini ve dostu Pholus'u korumak için Hidra kanı içeren zehirli oklarını kullanmak zorunda kalır. Birçok Centaur, bu oklar sonucunda ölürken, ölümsüz olan Chiron, zehrin verdiği dayanılmaz acı sonucu, ölümsüzlüğünden vazgeçip, Tartaros'ta (Cehennem)'de o an için işkence görmekte olan Prometheus ile yer değişmeye razı olur.

 

Bu esnada, dışarıda ölmekte Centaur'ların yanına çıkan Pholus, bu kadar etkili bir savunma sağlayan Herkül'ün oklarından birini incelerken, elinden oku düşürür ve ayağına saplanan ok ile oracıkta aniden ölür. Bu olayın ardından Herkül, Chiron'un ona verdiği tavsiye ile Yaban Domuzunu, kış ortasında karın kalın bir tabaka oluşturduğu alana sürükleyerek yakalayıp, Eurystheus'e götürür. Yaban Domuzunu gördüğü zaman, korkup kaçan Eurystheus, domuzu kafes içine kapattırır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...