Jump to content

Beyin Dalgaları(Alfa - Beta - Gama - Delta - Teta)


nevermore

Önerilen Mesajlar

Alfa - Beta - Gama - Delta - Teta

 

insan beyninin çeşitli frekanslarda dalgalar yaydığı çok eski zamanlardan beri bilinir. özellikle gizli bilimlerle uğraşan pek çok kişinin bunu binlerce seneden beri bilmesine karşın, pozitif bilimin bu gerçeği bazı aygıtlarla tespit ederek kanıtlamasının mazisi oldukça yenidir.

Biz burada beyinden yayılan dalgaların niteliklerini ve bunların ne şekilde tespit edildiklerini göreceğiz.Kısaca E.E.G. ( Elektro- Ense -Falografi ) nin gelişimini de anlatmaya çalışacağız.

 

çünkü E.E.G yalnız psikoloji ve psikiyatrinin değil,artık Parapsikolojinin de kendi konusunda bir araştırma aygıtı haline gelmiştir.

Bu aygıt beynin bütün elektrik faaliyetlerini, yani beynin yaydığı dalgaları grafik şeklinde kağıda döker. Böylece beynin yaydığı çeşitli dalgalar karakteristiklerine göre anlaşılmış olur.

 

Tam donanımlı hastanelerde, kliniklerde ve bazı laboratuarlarda bulunan E.E.G cihazının günümüzde portatif, küçük modelleri de bulunuyor.

Deneycilere özel bu küçük modeller dış ülkelerde satılmakta.

 

Beyin elektriği üzerine yapılan çalışmaların tarihi yaklaşık yüzyıl kadar geriye dayanır.ingiliz filozoflarından Richard Caton' un ilk defa tavşan ve maymun beyinlerinin elektrik potansiyellerini tespit etmesiyle birlikte E.E.G.in temelleri atılmıştır. Uzun yıllar hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden sonra ilk defa 1924'de Jena üniversitesinden bir Alman psikiyatrı Olan Hans Berger insan kafatası üzerine platin elektrotlar iliştirerek insan beyninin elektriksel dalgalarını kaydetmeyi becerdi.

 

Ancak tabi son derece tutucu Olan bilim çevrelerinde bu buluş şüpheyle karşılandı. Beş yıl boyunca ateşli tartışmalar yapıldı. üstelik Berger daha sonraları hassas bir Galvanometrede kullanmıştı. Ancak profesör Adrian öncülüğündeki bir heyet tarafından Fizyoloji derneğince de aynı dalgalar grafik Olarak tespit edilince Berger' in bu keşfi tescil edilmiş oldu. Bu keşfe ise Berger Ritmi denildi. Berger ise bunu Alfa Ritmi Olarak tanımlamıştır. Bu ritim, çocuklarda sekiz yaşından sonra ergenlerdeki frekansa dönüşüyordu.

 

Şimdi biz Hans Berger den bu yana E.E.G in gelişimini bir yana bırakarak,günümüze kadar bu konuda yapılan çalışmaların ve elde edilen verileri inceleyelim.

 

insan beyninin şimdiye dek beş çeşit dalga yayınladığı halen biliniyor. Bunlardan Alfa dalgaları,Beta dalgaları ve Gama dalgaları özelliklerine göre normal beyin dalgaları sayılır.

 

Teta ile Delta dalgaları ise marazi dalgalardır. Genellikle beyin özürlü kişilerin yaydığı dalgalardır. Ancak bizim daha sonra da değineceğimiz gibi bu dalgalara Para psikolojik denemelerde de rastlanmış olması olacak.

 

ALFA DALGALARI : Bu dalgalar frekansları (bir saniyedeki adedi) 8-13ve amplitütleri(dalganın en küçük ve en yüksek noktası arasındaki yüksekliği) 30-50 mikro volt Olan düzenli dalgalardır. Normal yetişkin şahıslarda çoğunlukla iyi gelişmiş ortalama 9-10 frekanslı Alfa dalgaları görülür. Alfa dalgaları insan gözlerini kapattığında ve tamamen sakin olduğunda görülür. Bu dalgaların fizyolojik orijinleri halen tartışılmakta. Hemen şunu ilave edelim ki : Yoga ,Meditasyon gibi çalışmalar yapılırken yapılan ölçümler beynin Alfa dalgaları yayınladığını göstermektedir. Düşünme faaliyetinin olmadığı tam sükunet anın da beyin bol miktarda Alfa dalgaları yayınlar. Şahıslarda sükunet hali bozulur bozulmaz. Alfa dalgaları basılırlar. örneğin derin bir konsantrasyon veya meditasyon hali içinde bulunan bir kişiye herhangi bir konu hakkında soru sorulacak olursa Alfa dalgaları derhal daha düşük amplitütlü Beta dalgalarına dönüşürler. Alfa dalgaları bilinen beyin dalgaları içinde en güçlü ve salıklı dalgalardır. Bu dalgalar çocukluktan itibaren yavaş,yavaş gelişerek beyin tarafından yayınlanır. 1.5 yaşındaki bir çocukta Alfa dalgalarına nadir rastlanır. 3-5 yaşlarındaki çocuklarda ise bu dalgalar daha belirginleşir. çocuk ı0 yaşına geldiğinde dalgaların iyice organize olduğu anlaşılmıştır. 16-18 yaşlar ise bu dalgaların tam düzeninin kurulduğu devre olarak biliniyor.Yaşamın yaşlılık döneminde ise çocukluk dönemlerinde olduğu gibi bu dalgaların gittikçe yavaş olduğu anlaşılmaktadır. Alfa dalgalarının oluştuğu duruma parapsikoloji de Alfa Durumu adı verilir. Son yıllarda Parapsikolojinin Alfa ritmine eğilmesi pek çok bilinmeyene ışık tutacaktır. çünkü bu durum kontrol altına alındığı takdirde paranormal olayları açıklamak iyice kolaylaşmaktadır. Bu görüşten hareketle bir teori geliştirilmiştir.Bu teorinin ışığında Alfa dalgalarını ışık, ses gibi çeşitli uyarıcılarla belirgin duruma getirerek arttırmak amacıyla imal edilmiş çeşitli aygıtlar her geçen gün gelişmektedir. Son senelerde bu aletlerin geliştirilmesine verilen önem sonucunda halen parapsikoloji laboratuarlarında kullanılan pek çok portatif aygıt bulunmaktadır. Esasında para psikologların halen üzerinde çalıştıkları Alfa Durumu çok eski zamanlara dayanır. Okültizm,Yoga ve pek çok inisiyasyon ekollerinde zaten biliniyordu. Bütün bunları deneysel olarak ispatlamayı amaçlayan para psikologlar en azından Alfa Durumunun Telepati, Duru görü ve, Kehanetlerle alakası olduğunu bilmektedirler.

 

Filipinli rahmetli ve ünlü şifacı Tony Agpao nun Almanya da doktorlar denetiminde gerçekleştirdiği enteresan bir Olay vardır.Olay aynen şöyle gerçekleştirilmiştir :

 

Agpao bir EEG aygıtının elektrotlarını kendi kafasına,bir diğer EEG cihazının elektrotlarını da bir sara hastasının kafasına raptettirir. Grafik Olarak beyin dalgaları çizilmeye başlandığında Agpao'nun grafiğinde son derece salam ve salıklı Alfa dalgaları olduğu görülür. Oysa sara hastasının grafiği ise son derece salıksız ve düzensizdir. üstelik sıkça patolojik Delta dalgaları da görülmektedir. Agpao hastanın elini tutunca kendi beyin grafiğinin değişmediği halde, hastanın grafiğinde son derece salıklı ve Agpoa' nın kiler kadar düzenli Alfa dalgalarının görüldüğü grafik olarak izlenmiştir. Agpoa elini hastanın elinden çekince hastanın grafiği yine patolojik dalgaları göstermeye başlamıştır. Olay defalarca denenmiş,hiçbir seferinde durum değişmemiştir. Deney süresi boyunca Agpoa' nun düzenli Alfa dalgaları hep muntazam kalmış, ancak hastanın elini her tutuşunda da kendi düzenli Alfalarını hastaya nakletmeyi becermiştir. Böylece görülen şudur ki; Kişide yapay veya nakil yoluyla meydana getirilen Alfa dalgaları Epilepsi, sara bile dinlememektedir. çünkü bilindiği gibi bu tür hastaların beyin grafikleri son derece düzensizdir. Alfa ritminin önemi parapsikoloji'de çok önemlidir. çünkü frekans ve amplitütleri en yüksek Olan dalgalardır.bu dalgaların düzene konulması için önerilen çalışmaların başında ise nefes egzersizleri geliyor.

 

BETA DALGALARI : Beta Dalgaları 14-30 frekanslı ve daha düşük amplitütlü Alfa faaliyetleridir.Dimağın ön bölgelerinde görülürler. Alfa dalgaları yayan bir kişiye ses ve ışık gibi bir uyarıcıyla müdahale edildiği takdirde Alfalar derhal basılarak kendilerinden dört kere daha düşük olan Beta dalgalarına dönüşürler.Beta dalgalarının maddeyi uzaktan kontrol edip, onda istediği hareketi temassız olarak meydana getirebileceği gibi teoriler varsa da bunlar henüz ispatlanmış değildir.

 

GAMA DALGALARI : Süratli hareketlerde oluşan beyin dalgalarıdır. Amplitütleri düşük, frekansları 30-50 arasındadır.

 

DELTA DALGALARI : Hastalıklı sayılan düzensiz dalgalardır. Frekansları 4-7 ve amplitütleri 50 mikro volt'un üstünde Olan dalgalardır.

 

TETA DALGALARI : Frekansları 3-5,amplitütleri çok yüksek Olan anormal ve salıksız dalgalardır. Burada bahsettiğimiz bu Delta ve Teta dalgaları epileptiklerde,saralılarda bolca rastlanan dalgalardır. Zaten nöroloji dilinde de, saniyede 3 frekanslı dalga diken kompleksi adıyla Petit Mal epilepsisi teşhisini koydurtur. Asabi kişilerde, gözü sinirden kararmış kişilerde, hatta bol bol negatif şeyler düşünen kişilerde bu iki dalga türünü çok rastlanır.Beyin dalgaları hakkında bilinen veriler henüz yeterli değildir. Ancak işin en enteresan bir tarafı Psikokinezi dediğimiz olaylar oluşurken, bunları oluşturan medyumların beyin dalgaları laboratuar olarak incelenmiş ve bu kişilerin bol miktarda Deta ve Telta yayınladıkları gözlemlenmiştir. Acaba bu dalgaların psikokinezi ile yakın bir alakası var mı ? gibi bir soru geliyor insanın aklına. Parapsikologların çoğu bu soruya evetle karşılık veriyor. Ancak kesin bir şey henüz ispatlanmış değil.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Güzel bi paylaşımdı ,

Arkadaşlar ben "beyin dalgalarını bi araya getirme tekniği(belli başlı müzik ve seslerden oluşan ses dosyaları )"varmış internette ben bulamıyorum bilen veya ilgilenen varsa yardımcı olursa sevinirim gerçekten teşekkürler

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Güzel bi paylaşımdı ,

Arkadaşlar ben "beyin dalgalarını bi araya getirme tekniği(belli başlı müzik ve seslerden oluşan ses dosyaları )"varmış internette ben bulamıyorum bilen veya ilgilenen varsa yardımcı olursa sevinirim gerçekten teşekkürler

http://www.gnoxis.com/forum/meditasyon-icin-program-31035.html

belki işini görür

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Beynin elektriksel aktivitesi EEG (elekroensefalograf) ile gözlemlenebilir ve sınıflandırılabilir. Elektrotlarla kafa derisinden alınan sinyaller filtrelenerek ve genişletilerek çizelgeye dökülür. Beyin aktivitelerinin bilincin belli başlı sevileri için “Hz”(hertz veya dalga/saniyeye düşen vibrasyon) şeklinde ifade edilen özel alanlar oluşturduğu bulunmuştur.

 

Delta – 0,2 ile 3,5 Hz arası (derin uyku, trans devresi)

Theta – 3,5 ile 7,5 Hz arası (rüya görülen devre, hatırlama)

Alpha – 7,5 ile 13 Hz arası (sükûnet, yüksek seviyede farkındalık, meditasyon)

Beta – 13 ile 28 Hz arası (gerilme , “normal” bilinç seviyesi)

Gördüğünüz gibi fiziksel rahatlamanın bazı formları Alpha, Theta ve delta bilinç seviyelerini de içerir. Bu durumlar nitekim derin nefes, hipnoz ve diğer rahatlama teknikleri sayesinde gerçekleşir. BDD ( Beden Dışı Deneyim – OOBE) bu durumlarda meydana gelir ve delta seviyesi en önemli olanıdır. Problem ise daha önce de belirttiğimiz gibi bu değiştirilmiş durumların deneyimlenmesi esnasında zihinsel farkındalığı ve uyanıklılığı muhafaza etmektir. EEG ye saplanıp kalmış olan deneysel konular, uykululuktan farklı olan değişimi gösteremezler; bu kademeli bir durumdur.

 

Uyku ile uyanıklılık bilinci arasındaki eşikte hipnogojik denilen uykululuk durumu mevcuttur. BDD ‘in bu seviyede veya benzer bir derecede meydana geldiği görülmektedir. Hipnogojik durumun dikkatli kontrolü ile (sınırı aşmadan) ,BDD (Beden Dışı Deneyim – OOBE) ‘ye direkt giriş yapılabilinir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%200001.jpg

Bütün dünyanın “Secret” (Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz.

İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası değil, titreşim yasası… Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. Özellikle İnsan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek “secret”lar hala sayılamayacak kadar çok.

http://www.indigodergisi.com/richard%20caton%201875%20beyin%20dalgalari.gif

Beyin titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Bugüne kadar geçen yüz otuz yıla rağmen bu konuda hala sırlarını çözemediğimiz beyin, değişik dalga boylarında titreşiyor. Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.

“Ona aşık oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim ki onu parçalamak istedim; duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir denizde yüzüyor gibiydim; öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu; karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak…”

Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı, duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%284%29.jpg

Beyin dört ana dalga boyunda titreşiyor

Alpha -Tetha- Beta- Delta adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.

ALPHA:

7.5 – 12 Hz arasında değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına “Shumann” frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)

Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor. Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%285%29.jpg

TETHA:

Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık…

Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. ( yani 7 ile 8 arası) Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri dönmeleri ne güzel…

Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.

BETA:

13- 30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.

DELTA:

0 – 4 frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%286%29.jpg

Bu dört ana dalga boyunun dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz’in üzerinde tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor. (Hinduizmde kendini mabede adamış kişilere Monk denir.)

Beyin dalgaları kontrol edilip değiştirilebilir mi?

Beyin dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut. Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında yine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Çoğu zaman farklı Hz’lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz. Özellikle de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve paylaşımsızlık frekansında…

Günlük hayatımızda genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi- sadakat- şefkat- minnet- huzur-neşe gibi duygulara az kulak veriyoruz nedense…

Düşüncelerimizin bütün bu çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.

Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin yanında yardımcı olarak yer almaya başladı.

Amerika’da pek çok hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı, hemşireler ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026.jpg

Türkiye bu tür çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesi için Reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, down sendromu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%288%29.jpg

Meditasyon, Yoga, Reiki, Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var:

Beyin dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik yaratabilmek…

Işık ve titreşim DNA üzerinde değişiklik yaratabilir mi?

Her organımızı ve beynimizi de oluşturan en küçük özgün birim olan hücrenin 1980 li yıllarda bilim adamlarının yaptığı çalışmalarla foton yaydığı tespit edilmiş. Hücre fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında ise yan yana gelen iki ayrı hücrenin aynı frekansa girdiği ölçülmüş. Yani iki ayrı enerji birbirinden etkileşiyor ve ya iterek ya çekerek birbirlerini değiştiriyorlar.

Kuantum biyologu olan Dr. Vladimir Poponin tarafından yapılan basit mantıklı ama derin bir deneyde önce bir kabın içi boşaltılıyor. Kabın içinde bir vakum yaratılıp içine fotonlar bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rast gele bir şekilde dağıldıkları görünüyor ve sonra kabın içine DNA’lar bırakılıyor. Kabın içindeki fotonların DNA’ların dönüşüne göre uyum göstererek düzenli ve sürekli döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA’lar çıkarılıyor ve fotonlar tekrar izleniyor. Beklenen sonuç Fotonların yine rast gele dağınık olmaları iken DNA’ların ritim ve düzeniyle döndükleri görülüyor. Işık parçacıklarının neye bağlı olarak sistemli dönmeye devam ettiklerinin cevabı bulunamıyor.

http://www.indigodergisi.com/gregg%20braden%2026.jpg

Barışın ve Duanın Gücünün Bilimi” kitabının yazarı Gregg Braden buna benzer deneyleri de anlattığı kitabında bizim henüz tamamen algılamadığımız bir enerji alanının ve ağının tüm evrende mevcut olduğunu ve DNA’nın fotonlarla bu ağ ile iletişim kurduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.

Başka bir deneyde epeyce sayıda deneğe plasenta DNA’ları taşıyan deney şişeleri veriliyor. DNA şişelerinin her biri için aslında her biri uzman olan deneklerden belli bir duygu üretmeleri ve hissetmeleri isteniyor. Her şişe için ayrı bir duygu ve bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA’ların iyi duygularda açılıp gevşediği ve kötü duygularda büzüşüp kapandığı görülüyor. HIV virüsü taşıyan deneklerin DNA’larında bu deney tekrarlandığında minnettarlık-sevgi-takdir-neşe taşıyan duygu titreşimlerinin DNA’yı önceden ölçülen dirence göre yüz binlerce kat daha dirençli hale geldiği tespit ediliyor.

Braden’e göre pozitif duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını değiştirebiliyor ve bunu yapabilmesinin sebebi olarak da tüm her şeyi kapsayan bir enerji ağının mevcut olduğunu söylüyor.

Bizler kendi titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular cevaplarını bulacak.

http://www.indigodergisi.com/beyin%20dalgalari%2026%20%2813%29.jpg

Dün, bugün ve yarından fazla boyutu olan zaman, soruların cevaplarını “ŞİMDİ” de saklasa da biz henüz uzanıp alacak frekansla titreşemiyoruz. Evrensel titreşimden payımıza düşen frekanslarda hissettiklerimizle yaşadığımız kendi dünyamız, reel ya da sanal olduğunu aslında bilmediğimiz gizemli bir rüya sanki…

Nesrin Dabağlar

www.indigodergisi.com dan alıntıdır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Delta dalgalarıyla ilgili bir makale vardı, sanırım rüyalar bölümünde paylaşmıştım.

 

Psikiyatrininde açıkladığı bir durum var bununla ilgili.

 

Kişi derin uykudayken "delta" devreye giriyor. O esnada bir arkadaşını trafik kazası yaparken görüyor (Aynı saatlerde). Uyandığında ise telefon geliyor ve haberi alıyor. Böylelikle sıkça duyduğumuz "ben bu olayı rüyamda görmüştüm" gerçekleşiyor :)

 

Delta frekansları asırlardır kuşaktan kuşağa aktarılan genetik kodlarla doğrudan ilgilidir. Kimi zaman rüyanızda dinazor görürsünüz. Bu sıradan bir rüya olabileceği gibi, taş devri insanından yani atalarınızdan sizlere aktarılan genetik kodlarda olabilir. Hatta annenizin rüyasını bile görebilirsiniz. Nasıl mı?

 

İnsan anne karnındayken kan dolaşımından besleniyor. Annenin zihinsel süreçleri çocuğun ruhsal yapısını doğrudan etkiliyor. Mesela hamile bir kadın, her hangi bir korku sebebiyle adrenalin salgıladıysa, çocuğun korkak bir kişi olması kaçınılmazdır. Kişi anne karnındayken annenin o anda yaşadıklarını yıllar sonra bile rüyasında görebilir.

 

Psikiyatri kliniğine gelen hastaların hemen hemen çoğuna sorulur. Anneniz size hamileyken neler yaşlamış öğrenin diye. Hep negatif! Maalesef:(

 

Koca dayağı, aile baskısı, namus baskısı, hüzün, korku vb...

 

Evrenin sembol dili, delta frekansları aracılığıyla bizdeki genetik kodların açıklamasıdır. Hepimizin içinde genetik kodlar var ve bunlar delta frekansları aracılığıyla açığa çıkıyor. Bunları çözebilmek için evrenin sembol dilini iyi bilmek gerekiyor.(Bizim enocian dili gibi :) )

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...