Jump to content

Ahmed Arif ve şiirleri


MALCOLMX

Önerilen Mesajlar

21 Nisan 1927 tarihinde Diyarbakır'da doğdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da öldü. Asıl adı Ahmed Önal' dır. Ortaöğrenimini Afyon Lisesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken Türk Ceza Yasası'nın (T.C.K.) 141. ve 142. maddelerine aykırı davranmak savıyla (1950, 1952-1953) iki kez tutuklandı, yargılandı ve 2 yıl hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'daki Medeniyet, Öncü ve Halkçı gibi gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı.

 

Şiirleri Beraber, İnkılâpçı Gençlik, Meydan, Militan, Kaynak, Seçilmiş Hikâyeler, Soyut, Yeni a, Yeni Ufuklar, Yeryüzü dergilerinde yayımlandı. Toplumcu gerçekçi şiirimizin ustalarındandır. Yaşadığı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler yazdı.

 

 

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

 

Seni, anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

Kahpe yalana.

 

Ard- arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana

Bir bu yana...

 

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara,

Akan yıldıza,

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

 

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamlardan,

Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,

Seni anlatabilsem seni...

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini...

 

AY KARANLIK

 

Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine

Rüzgarda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık...

 

İtten aç,

Yılandan çıplak,

Vurgun ve bela

Gelip durmuşsam kapına

Var mı ki doymazlığım?

İlle de ille

Sevmelerim,

Sevmelerim gibisi?

Oturmuş yazıcılar

Fermanım yazar

N'olur gel,

Ay karanlık...

 

Dört yanım puşt zulası,

Dost yüzlü,

Dost gülücüklü

Cıgaramdan yanar.

Alnım öperler,

Suskun, hayın, çıyansı.

Dört yanım puşt zulası,

Dönerim dönerim çıkmaz.

En leylim gecede ölesim tutmuş,

Etme gel,

Ay karanlık...

 

UY HAVAR!

Yangınlar,

Kahpe fakları,

Korku çığları

Ve irin selleri, aç yırtıcılar,

Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.

Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!

Pusatsız, duldasız, üryan

Bir cana bir de başa

Seher vakti leylim - leylim

Cellat nişangahlar aynasındasın.

Oy sevmişem ben seni...

 

Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!

He canım...

Çiçekdağı kıtlık, kıran,

Gül açmaz, çağla dökmez.

Vurur alnım şakına

Vurur çakmaktaşı kayalarıyla

Küfrünü, Medetsiz, Munzur.

Şahmurat Suyu kan akar

Ve ben şairim.

 

Namus işçisiyim yani

Yürek işçisi.

Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,

Ne salkım bir bakış

Resmin çekeyim,

Ne kınsız bir rüzgar

Mısra dökeyim.

Oy sevmişem ben seni...

 

Ve sen daha demincek,

Yıllar da geçse demincek,

Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,

Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,

Yaran derine gitmiş,

Fitil tutmaz, bilirim.

Ama hesap dağlarladır,

Umut, dağlarla.

 

Düşün, uzay çağında bir ayağımız,

Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri

Düşün, olasılık, atom fiziği

Ve bizi biz eden amansız sevda,

Atıp bir kıyıya iki zamanı

Yarının çocukları, gülleri için,

Koymuş postasını,

Görmüş restini.

He canım,

Sen getir üstünü.

 

Uy havar!

Muhammed, İsa aşkına,

Yattığın ranza aşkına,

Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!

Benim de boş yanım hançer yalımı

Ve zulamda kan - ter içinde asi,

He desem, koparacak dizginlerini

Yediveren gül kardeşi bir arzu

Oy sevmişem ben seni...

 

SEVDAN BENİ

 

Terketmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Can paramparça...

Ve ellerim, kelepçede,

Tütünsüz uykusuz kaldım,

Terketmedi sevdan beni

 

ANADOLU

 

Beşikler vermişim Nuh'a

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun ?

 

Utanırım,

Utanırım fıkaralıktan,

Ele, güne karşı çıplak...

Üşür fidelerim,

Harmanım kesat.

Kardeşliğin, çalışmanın,

Beraberliğin,

Atom güllerinin katmer açtığı,

Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,

Kalmışım bir başıma,

Bir başıma ve uzak.

Biliyor musun ?

 

Binlerce yıl sağılmışım,

Korkunç atlılarıyla parçalamışlar

Nazlı, seher-sabah uykularımı

Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,

Haraç salmışlar üstüme.

Ne İskender takmışım,

Ne şah ne sultan

Göçüp gitmişler, gölgesiz!

Selam etmişim dostuma

Ve dayatmışım...

Görüyor musun ?

 

Nasıl severim bir bilsen.

Köroğlu'yu,

Karayılanı,

Meçhul Askeri...

Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.

Sonra kalem yazmaz,

Bir nice sevda...

Bir bilsen,

Onlar beni nasıl severdi.

Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı

Minareden, barikattan,

Selvi dalından,

Ölüme nasıl gülerdi.

Bilmeni mutlak isterim,

Duyuyor musun ?

 

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip...

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne - üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının...

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

 

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,

Namuslu, genç ellerinle.

Kızlarım,

Oğullarım var gelecekte,

Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.

Kaç bin yıllık hasretimin koncası,

Gözlerinden,

Gözlerinden öperim,

Bir umudum sende,

Anlıyor musun ?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

33 kurşun;

 

 

Bu dağ Mengene dağıdır

Tanyeri atanda Van'da

Bu dağ Nemrut yavrusudur

Tanyeri atanda Nemruda karşı

Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur

Bir yanın seccade Acem mülküdür

Doruklarda buzulların salkımı

Firari güvercinler su başlarında

Ve karaca sürüsü,

Keklik takımı...

 

Yiğitlik inkar gelinmez

Tek'e - tek doğüşte yenilmediler

Bin yıllardan bu yana, bura uşağı

Gel haberi nerden verek

Turna sürüsü değil bu

Gökte yıldız burcu değil

Otuzüç kurşunlu yürek

Otuzüç kan pınarı

Akmaz,

Göl olmuş bu dağda...

 

2.

 

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı

Sırtı alacakır

Karnı sütbeyaz

Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı

Yüreği ağzında öyle zavallı

Tövbeye getirir insanı

Tenhaydı, tenhaydı vakitler

Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

 

Baktı otuzüçten biri

Karnında açlığın ağır boşluğu

Saç, sakal bir karış

Yakasında bit,

Baktı kolları vurulu,

Cehennem yürekli bir yiğit,

Bir garip tavşana,

Bir gerilere.

 

Düştü nazlı filintası aklına,

Yastığı altında küsmüş,

Düştü, Harran ovasından getirdiği tay

Perçemi mavi boncuklu,

Alnında akıtma

Üç topuğu ak,

Eşkini hovarda, kıvrak,

Doru, seglavi kısrağı.

Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

 

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,

Böyle arkasında bir soğuk namlu

Bulunmayaydı,

Sığınabilirdi yüceltilere...

Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,

Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,

Yanan cıgaranın külünü,

Güneşlerde çatal kıvılcımlanan

Engereğin dilini,

İlk atımda uçuran

Usta elleri...

 

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı

Çığ bekleyen boğazların kıyametini

Karlı, yumuşacık hıyanetini

Uçurumların,

Önceden bilen gözleri...

Çaresiz

Vurulacaktı,

Buyruk kesindi,

Gayrı gözlerini kör sürüngenler

Yüreğini leş kuşları yesindi...

 

3.

 

Vurulmuşum

Dağların kuytuluk bir boğazında

Vakitlerden bir sabah namazında

Yatarım

Kanlı, upuzun...

 

Vurulmuşum

Düşüm, gecelerden kara

Bir hayra yoranım çıkmaz

Canım alırlar ecelsiz

Sığdıramam kitaplara

Şifre buyurmuş bir paşa

Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

 

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

 

 

4.

 

Ölüm buyruğunu uyguladılar,

Mavi dağ dumanını

ve uyur-uyanık seher yelini

Kanlara buladılar.

Sonra oracıkta tüfek çattılar

Koynumuzu usul-usul yoklayıp

Aradılar.

Didik-didik ettiler

Kirmanşah dokuması al kuşağımı

Tespihimi, tabakamı alıp gittiler

Hepsi de armağandı Acemelinden...

 

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine karışır tavuklarımız

Bilmezlikten değil,

Fıkaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz,

Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

Kaçakçıya

Soyguncuya

Hayına...

 

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

 

5.

 

Vurun ulan,

Vurun,

Ben kolay ölmem.

Ocakta küllenmiş közüm,

Karnımda sözüm var

Haldan bilene.

Babam gözlerini verdi Urfa önünde

Üç de kardaşını

Üç nazlı selvi,

Ömrüne doymamış üç dağ parçası.

Burçlardan, tepelerden, minarelerden

Kirve, hısım, dağların çocukları

Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

 

Bıyıkları yeni terlemiş daha

Benim küçük dayım Nazif

Yakışıklı,

Hafif,

İyi süvari

Vurun kardaş demiş

Namus günüdür

Ve şaha kaldırmış atını.

 

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz

Rivayet sanılır belki

Gül memeler değil

Domdom kurşunu

Paramparça ağzımdaki...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ICERDE

 

Haberin var mi tas duvar?

Demir kapi, kor pencere,

Yastigim, ranzam, zincirim,

Ugruna olumlere gidip geldigim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mi?

Gorusmecim, yesil sogan gondermis,

Karanfil kokuyor cigaram

DAGLARINA BAHAR GELMIS MEMLEKETIMIN

 

 

teşekkürler arkadaşlar güzel konu olmuş

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

demekki youtube'ye ekleyenler de yanlış eklemiş

 

türkçe de franga diye bi kelime yok bildiğim kadarıyla pranga ise bağlı tutmak için kullanılan zincir veya bileklik demek

 

Katılıyorum ben de okumuştum o şiiri prangalar olması lazım:D Malcomx'in mesajında konunun başında da var şiir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

BİR AKŞAMÜSTÜDÜR

 

Bir akşamüstüdür şarabî

Bahçeler ve dağlar üzre hükümran;

Tam dünyayı dolaşmak saatindesin.

Ay ışığı su içer birazdan.

Kızarmış kalçalarını çanlar

Alabildiğine vurur.

Sen çocuk tulumunda

Matbaa mürekkebi

Rüsva olmuş ellerinin emeği,

Manşetlerde kilometre kilometre yalan

Sallanır durur.

 

Bir akşamüstüdür katil, muhteşem

Alıp götürmüşler dost dediğini

Almış rüzgârlar içini,

Ümide benzer, sevdaya benzer...

Soğuk bir namludur kör ve pusuda

Ense kökünde zulüm,

Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur

Burnun dibine hürriyet.

Seviyorum mümkün değil;

Aranızda kurşun, yasak bölge var

Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel

Kanunu yapanlar ihtiyar.

HABERİN VAR MI TAŞ DUVAR?

 

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahzun resim.

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..

 

HANİ KURŞUN SIKSAN GEÇMEZ GECEDEN

 

Yiğit harmanları, yığınaklar,

Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.

Dize getirilmiş haydutlar,

Hayınlar, amana gelmiş,

Yetim hakkı sorulmuş,

Hesap görülmüş.

Demdir bu...

 

Demdir,

Derya dibinde yangınlar,

Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...

Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,

Çelik kadavrası korugan'ların.

Ölünmüş, canım,ölünmüş

Murad alınmış...

 

Gelgelelim,

Beter, bize kısmetmiş.

Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,

Susmak ve beklemek, müthiş

Genciz, namlu gibi,

Ve çatal yürek,

Barışa, bayrama hasret

Uykulara, derin, kaygısız, rahat,

Otuziki dişimizle gülmeğe,

Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...

Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,

Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret

Ve asıl biz biliriz kederi.

 

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?

O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,

Ve genç bir mısradır

Filinta endam...

Neden, neden alnındaki yıkkınlık,

Bakışlarındaki öldüren buğu?

Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...

Nasıl da almış aklımı,

Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,

Dost, düşman söz eder kendi kavlince,

Kınanmak, yiğit başına.

Bu, ne ayıp, ne de yasak,

Öylece bir gerçek, kendi halinde,

Belki, yaşamama sebep...

 

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.

Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,

Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...

Ve zehir - zıkkım cıgaram.

Gene bir cehennem var yastığımda,

Gel artık...

 

LEYLİM LEYLİM

 

Leylim - leylim dünyamızın yarısı

Al - yeşil bahar,

Yarısı kar olanda

Gene kavim - kardaş, can - cana düşman,

Gene yediboğum akrep,

Sarı engerek,

Alnımızın aklığında puşt işi zulüm

Ve canım yarı geceler

Çift kanat kapılarına karşı darağaçları,

Mahpusanede çeşme

Yandan akar olanda,

Gelmiş yoklamış ecel

Kaburgam arasından.

Yoklasın hele...

 

Çağıdır, can dayanmaz,

Çağıdır, en çatal, en ası,

Cehennem koncası memelerinin.

Çağıdır, kırk gün - kırk gece

Kolların boynuma kement,

Ha canım kötüye inat...

Vah ki ne desem,

Kurşunları namlulara sürülü,

İki elleri kan,

Baskıncılar uykumuzu yıkar olanda,

Alır yüreğim:

 

Yankın yasak, aynalara.

İnemem bahçende talan,

Tam, boş yanı bu, derim namussuzun,

Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken,

Aklıma düşüyorsun

Ellerim arık...

 

Bilmiş

Bütün zulalar

Eğri hançer, kara mavzer, kan pusu.

Ve insan düşüncesinin o en ******,

O en ayıp, frengili yemişi,

Çıldırtılmış uranyum

Bilmiş,

Bilsinler!

Sana nasıl yandığımı

Uuuuy gelin...

 

İşte kan tutmuş korsanlar,

Haramla beslenmiş azgın,

Düzmece peygamberler

Ve cüceleri

Ve iğdiş ve aptal kölelerine karşı,

İşte bir kez daha

Bu can bendeyken,

Delin, divanenim işte

Uuuuy gelin...

 

Bu yasaklar,

Firavun kalıntısı.

Yoksun,

Akdan - karadan.

Gizline, canevine kurulu faklar.

Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,

Murdar tutkusuna dünyasızlığın,

Gün ola, düşesin bekler.

Düşme!

Ölürüm...

Gözlerinden, gözlerinden olurum.

 

Leylim - leylim

Ayvalar nar olanda

Sen bana yar olanda.

Belalı başımıza

Dünyalar dar olanda.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

AY KARANLIK

 

Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine

Rüzgarda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık...

 

İtten aç,

Yılandan çıplak,

Vurgun ve bela

Gelip durmuşsam kapına

Var mı ki doymazlığım?

İlle de ille

Sevmelerim,

Sevmelerim gibisi?

Oturmuş yazıcılar

Fermanım yazar

N'olur gel,

Ay karanlık...

 

Dört yanım puşt zulası,

Dost yüzlü,

Dost gülücüklü

Cıgaramdan yanar.

Alnım öperler,

Suskun, hayın, çıyansı.

Dört yanım puşt zulası,

Dönerim dönerim çıkmaz.

En leylim gecede ölesim tutmuş,

Etme gel,

Ay karanlık...

 

Ahmed ARİF

--------------------

KARANFİL SOKAĞI

 

Tekmil ufuklar kışladı

Dört yön,onaltı rüzgar

Ve yedi iklim beş kıta

Kar altındadır.

 

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar

Ray, asfalt, şose, makadam

Benim sarp yolum, patikam

Toros, Anti-toros ve asi Fırat

Tütün, pamuk, buğday ovaları,çeltikler

Vatanım boylu boyunca

Kar altındadır.

 

Döğüşenler de var bu havalarda

El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem

Ümit, öfkeli ve mahzun

Ümit, sapına kadar namuslu

Dağlara çekilmiş

Kar altındadır.

 

Şarkılar bilirim çığ tutmuş

Resimler, heykeller, destanlar

Usta ellerin yapısı

Kolsuz,yarı çıplak Venüs

Trans-nonain sokağı

Garcia Lorca'nın mezarı,

Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin

Kar altındadır.

 

Duvarları katı sabır taşından

Kar altındadır varoşlar,

Hasretim nazlıdır Ankara.

Dumanlı havayı kurt sevsin

Asfalttan yürüsün Aralık,

Sevmem, netameli aydır.

Bir başka ama bilemem

Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat

Kalbim, bu zulümlü sevda,

Kar altındadır.

 

Gecekondularda hava bulanık puslu

Altındağ gökleri kümülüslü

Ekmeğe, aşka ve ömre

Küfeleriyle hükmeden

Ciğerleri küçük, elleri büyük

Nefesleri yetmez avuçlarına

-İlkokul çağında hepsi-

Kenar çocukları

Kar altındadır.

 

Hatıp Çay'ın öte yüzü ılıman

Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de

Karanfil Sokağında gün açmış

Hikmetinden sual olunmaz değil

"mucip sebebin" bilirim

Ve "kafi delil" ortada...

 

Karanfil sokağında bir camlı bahçe

Camlı bahçe içre bir çini saksı

Bir dal süzülür mavide

Al - al bir yangın şarkısı,

Bakmayın saksıda boy verdiğine

Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.

--------------------

UNUTAMADIĞIM

 

Açardın,

Yalnızlığımda

Mavi ve yeşil,

Açardın.

Tavşan kanı, kınalı - berrak.

Yenerdim acıları, kahpelikleri...

 

Gitmek,

Gözlerinde gitmek sürgüne.

Yatmak,

Gözlerinde yatmak zindanı

Gözlerin hani?

 

"To be or not to be" değil.

"Cogito ergo sum" hiç değil...

Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,

Durdurulmaz çığı

Sonsuz akımı.

 

İçmek,

Gözlerinde içmek ayışığını.

Varmak,

Gözlerinde varmak can tılsımına.

Gözlerin hani?

 

Canımın gizlisinde bir can idin ki

Kan değil sevdamız akardı geceye,

Sıktıkça cellad,

Kemendi...

 

Duymak,

Gözlerinde duymak üç - ağaçları

Susmak,

Gözlerinde susmak,

Ustura gibi...

Gözlerin hani?

 

Ahmed ARİF

 

 

SUSKUN

 

Sus, kimseler duymasın.

Duymasın ölürüm ha.

Aydım yarı gecede

Yeşil bir yağmur sonra...

Yağıyor yeşil.

 

En uzak, o adsız ve kimselersiz,

O yitik yıldızda duyuyor musun?

Bir stradivarius inler kendi kendine,

Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.

Önce bendim diyor ve sonra benim...

Ölümsüz, güzel ve çetin.

Ezgisidir dolaşan bütün evreni,

Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.

Canımı, tüylerimi sarmada şimdi

Kendi rüzgarıyla vurgun...

Sarıyor yeşil.

 

Rüya, bütün çektigimiz.

Rüya kahrım, rüya zindan.

Nasıl da yılları buldu,

Bir mısra boyu maceram...

Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,

Bilmezler nasıl sevdik,

İki yitik hasret,

İki parça can.

Çatladı yüreği çakmaktaşının,

Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde

Çağlardır boğulmuş bir su...

Ağıyor yeşil.

 

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,

Susmuş bütün namlular...

Susmuş dağ,

Susmuş deniz.

Dünya mışıl-mışıl,

Uykular derin,

Yılan su getirir yavru serçeye,

Kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş,

Memeleri bereketli ve serin...

Sağıyor yeşil.

 

Aydım yarı gecede,

Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,

Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.

Ama hançer taşı sanki

Koca Kartaca!

Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne

Bak nasıl alıyor, yigit,

Binlerce yıl da sonra

Alıyor yesil.

 

Vurur dağın doruğundan

Atmacamın çalkara,

Yalın gölgesi.

Kuş vurmaz, tavşan almaz,

Ama aç, azgın

Köpek balıklarıydı parçaladığı

Bak, Tiber saygılı, suskun.

Bak nilüfer dizisi zinciri.

Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,

Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,

Ve ilk gerillası Spartakus'un.

Susuyor yeşil.

 

Sus, kimseler duymasın,

Duymasın, ölürüm ha.

Aymışam yarı gece,

Seni bulmuşam sonra.

Seni, kaburgamın altın parçası.

Seni, dişlerinde elma kokusu.

Bir daha hangi ana doğurur bizi?

 

Ruhum...

Mısra çekiyorum, haberin olsun.

Çarşılarin en küçük meyhanesi bu,

Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.

Derimizin altında o olüm namussuzu...

Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.

İlktir dost elinin hançersizliği...

Ağlıyor yeşil.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ANADOLU

 

Besikler vermisim Nuh'a

salincaklar, hamaklar,

Havva anan dunku cocuk sayilir

ANADOLUYUM BEN, TANIYOR MUSUN?

utanirim,utanirim fukaraliktan,ele gune karsi ciplak

usur fidelerim, harmanim kesat,

kardesligin,calismanin, beraberligin,

atom gullerinin katmer actigi

sairlerin, bilginlerin dunyalarinda,

kalmisim bir basima

bir basima ve uzak, DINLIYOR MUSUN?

binlerce yil sagilmisim,

korkunc atlilariyla parcalamislar,

nazli seher sabah uykularimi.

hukumdarlar, saldirganlar,haydutlar.

harac salmislar ustume,

ne Iskender takmisim ne Sah ne Sultan.

gocup gitmisler golgesiz

selam etmisim dostuma,

veda yakmisim, GORUYOR MUSUN?

nasil severiz bir bilsen,

Koroglu'nu, Karayilan'i, Mechul Asker'i

sonra Pir Sultan'i ve Bedrettin'i

sonra, kalem yazmaz bir nice sevdadir,

bilsen onlar beni nasil severdi,

bir bilsen Urfa'da kursun atani,

Minareden, barikattan, selvi dalindan,

olume nasil gulerlerdi,

bilmeni mutlak isterim, DUYUYOR MUSUN?

oyle yikma kendini, oyle mahsun, oyle garip.

nerede olursan ol,

icerde, disarda, derste, sirada,

yuru ustune ustune, tukur yuzune celladin,

firsatcinin, fesatcinin, hayinin,

dayan kitap ile, dayan is ile

tirnak ile, dis ile

dayan, rusva etme beni

gor nasil yeniden yaratilirim,

namuslu genc ellerinde.

Kizlarim, Ogullarim var gelecekte,

herbiri vazgecilmez cihan parcasi,

kac bin yillik hasretimin koncasi

gozlerinden, gozlerinden operim,

BIR UMUDUM SENDE, ANLIYOR MUSUN?..

 

Ahmet Arif

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yanılmıyorsam Sennur Sezer'den duymuştum Ahmed Arif e neden tek kitap demişlerde peygamberlerin de tek kitabı olur demiş:)

Everest yayınları Ahmed Arif in sağlığında yayınlanmamış ''hasretinden prangalar eskittim''de basılmamış şiirlerini elyazmalarıyla Yurdum Benim Şahdamarım'' adıyla basmıştı

 

YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM

 

Engereğin dişlerine işledim,

Ağu dişlerine

Oluklu, çentik...

Ve vurgun,

Gözleri bir çift cehennem

Burnuna kan tütmüş

Pars bıyığına...

Dağın pulat yüreğine işledim,

Şimşeğin masmavi usturasına

Sevdanı usul-usul

Sevdanı mısra-mısra

Lo ben seni hapislerde sevmişim,

Ben seni sürgünlerde.

Yurdum benim şahdamarım...

 

Yücende buzul

Ve kar,

Maviş dağ tavşanları

Gün vuranda alaran

Zemheri yılanları

Ve yakut bir hışımla

Öyle çakılan

Sonsuzluğun yakışığı kartallar.

 

....................

....................

Başım gözüm üstünesin

Suskum, avazım üstüne...

Adından başka silah

Yazgından başka günah

Daha yazmamış

Hiçbir gizli dosyada

Hiçbir açık kitapta.

 

Peşinde azgınları

Kanlı paranın

Yani Doların itleri,

Altın, Sterlin kurtları

Ve petrol Nemrutları

Ve kurşun Yezitleri...

 

....................

....................

Kaçgunda, kaçakta

Can havlindesin...

Ve çocuk ölüleri

Parçalanmışlar

Daha süt kokuyorlar

Ve anne ölüleri

İncecikten, gencecikten

Açık hepsinin gözleri.

Halkım benim

Askıda çığ...

 

 

 

 

 

Ahmed ARİF

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...