Jump to content

Püritanizm ve İngiltere'de Püritanist Hareketler


semuel

Önerilen Mesajlar

PÜRİTANİZM VE İNGİLTERE’DE PÜRİTANİST HAREKETLER

 

Püritanizm’in tarih içerisinde almıs oldugu evrim ve çesitlilik Püritanizm’e dair monist bir tanımlama getirmeyi güçlestirmektedir. Ünlü tarihçi Christopher Hill’in de dedigi gibi “Püriten” sözcügü birçok yanlıs anlama ve karıstırmayla hastalıklı bir hal almıstır. Öyleyse, öncelikle Püritanizm’in karakterinde varolan bu çesitlilik çözümlenmeye çalısılmalıdır. Mesela, ana akımı temsil eden Püriten liderler ile “ayrılıkçı” ve “bagımsız” liderler arasındaki tartısmalar nereden kaynaklanmaktadır? Ya da Plymouth Püritenleri İngiliz Kralı ve Kilisesi’ne kesin bir sekilde bas kaldırırken, Massachusetts Püritenleri Kraliyetin üzerlerindeki egemenligini niçin kabullenmislerdir? Ve belki de daha önemlisi, Püritenler ne derecede Calvinci sayılabilirler?

 

Bütün bu sorular daha en basta Püriten düsüncesi içindeki farklı görüsleri ayrıstırmayı ve geçmisten tevarüs ettikleri entellektüel mirası irdelemeyi zorunlu kılmaktadır. Ayrıca, eğer Püritanizm’in demokrasiyle ve dolayısıyla seküler dünya görüsüyle uyumlu olduğu iddia ediliyor. Ancak, karsı taraftan bunun tam tersi bir argüman ileri sürülüyorsa, belki de yapılması gereken ilk iş Püritanizm’in teolojik ve felsefi kökenlerine geri dönmektir.

 

Amerikan dünya görüsünün, özünde Amerika’nın kurucu babaları tarafından üretilen Deist dünya görüsüyle örtüstügünü de kabul edecek olursak, mesele Püritanizm ve Deizm arasındaki iliskinin nasıl anlasıldıgı ile ilgili bir hal almaktadır. Bu çalısma esas itibariyle bu iliskiyi sorgulamakta, fakat ortaya konan çerçeve içinde kalarak, konuyla ilgili nihai yargıda bulunmayı hedeflememektedir. Sadece bir an için parlayan bir düşüncenin izleri sürülmeye çalısılacaktır. O düsünce sudur: Püritanizm, Deizm’e dönüsebilmeye hazır halde bulunan potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.

Püritanizmin Atası: Protestanlık

 

Protestanlık, “kurtulus için direnis” anlamına gelen dini bir hareket olarak tanımlanabilir. Protestanlıgın direnisi esas itibariyle, genelde Katolik Kilisesinin otoritesine özelde ise Papalıgın otoritesine karsı olmustur. Martin Luther’in 1517 yılında Wittenberg Kilisesinin kapısına 95 maddelik o meshur protesto yazısını asmasıyla, Hristiyan dünyasındaki en büyük bölünmenin temelleri atılmıstır. Luther bu 95 maddelik tezde bütün reformist görüslerinin özünü islemektedir. Esas itibariyle savundugu düsünce; Papalıgın otoritesini reddetmek, onun yerine Kutsal Kitap’ın tek dini otorite oldugunu göstermekti.

 

Bütün Protestanlık tarihini iki tür reform seklinin birbiriyle mücadelesi olarak anlayabiliriz. Birinci görüs Katolikligin katı kurumsallasmasına karsı tepki olarak mevcut kurumların reforme edilmesi veya yeniden insa edilmesini savunurken; ikinci tür reform anlayısı çok daha derin, Hristiyanlıgın dogasının yeni bastan degerlendirilmesini zorunlu gören sahici bir reformdan bahsetmektedir. Bu sahici reform anlayısı geleneksel otoriteyi temsil eden kilise otoritesine karsı evanjelik baskaldırıyı yansıtmaktadır.

Kurumsallasmıs Hristiyanlık yerini kisisel inancın savunulmasına bırakmalıdır. Bahsettigimiz bu iki farklı reform anlayısının Luther’in sahsında somutlastıgını söyleyebiliriz. Burada hemen erken dönem Luther ile geç dönem Luther arasında önemli bir fark bulundugunu belirtmeliyiz. Luther’in ilk gençlik yıllarında hararetle savundugu kişisel inancın otantikligi görüsü, özellikle Alman köylülerinin isyanı ile şekilenen toplumsal huzursuzluk sebebiyle sekteye ugramıstır. Luther bu olaylardan sonra radikal evanjelik görüslerinin sesini kısmıs ve daha kurumsal bir reformasyon anlayısını tercih etmek zorunda kalmıstır.

Genç Luther’in bireysel inanca yaptıgı vurgu, Hristiyan inancının ana mesajının Tanrı sevgisini aracısız bir sekilde tecrübe etmek olması gerektigi düsüncesinden kaynaklanmaktadır. Kisinin dıssal ve formel bir olumlamadan daha yüksek deger ifade eden içsel inancı Tanrı’ya ulasan hakiki imanın özünü teskil eder. Hakiki iman, sadece Tanrı’nın bizim içimizde dogrudan gerçeklestirdigi dönüsüm ve bize bahsettigi yeni hayat ile mümkündür. _nsan, Tanrı ile kurdugu böyle bir manevi iliski için kilisenin kurumlarına ihtiyaç duymaz ve daha da önemlisi bu iliskinin insandan böyle bir talebi hiç olmamıstır.

Luther’in Hristiyanlıgın dogasını yeni bastan degerlendirmeye yönelik öne sürdügü bu reform anlayısındaki degisimi sergileyen en önemli kırılma noktası, Katolik Kilisesi’nin otoritesini kesin bir sekilde reddetmesine ragmen, siyasi iktidarın otoritesini kabul etmesidir. Roma Katolik Kilisesi’nin evrensel otoritesinden tedirginlik duyan yerel krallar Luther’in elestirilerine destek çıkıyorlardı. Özellikle Almanya ulusal birlik kurmaya yöneldigi için kralların dünyevi otoritelerini islevsiz kılma tehdidi içeren Papalık ve yerel din adamlarına karsı Luther’in en üstün dini otorite olarak Kutsal Kitap’ı savunması, siyasi iktidarın da gücünü toplamasına imkan veriyordu. Bu anlamda, Almanya örneginde Luther ve siyasi iktidarın, Katolik Kilisesi’ne karsı isbirligi içine girdigini görmekteyiz.

 

Protestan Reformu’nun diger önemli bir temsilcisi olan John Calvin ise, Luther’in siyasi iktidar ile olan isbirligini tamamen reddeden bir teoloji anlayısı gelistirmistir. Luther’de prenslerin otoritesini kabullenmek mesru bir zemine oturtulurken, Calvin mutlak otoritenin ancak Kutsal Kitap’a dayalı teokratik bir düzenin tesisi ile mümkün olabilecegini savunmustur. Calvin’in bu konudaki çabalarının basarıya ulastıgını söyleyebiliriz. Cenevre’de, devleti Kilise’nin yönetmesi gerektigi inancını esas alan teokratik bir cumhuriyet kurulmustur.

 

Calvin, aslında bu görüsüyle Katoliklige karsı çıkan fakat Protestanlık içinde Katolikligin bir varyasyonunu temsil eden bir tutum sergiliyor gibi gözükmektedir. Çünkü her ne kadar Katolik Kilisesi’nin otoritesine karsın Kutsal Kitap’ın otoritesi esas alınsa da, nihai anlamda kurumsallasmıs bir otoritenin tesisi (yani devlet) hedeflenmektedir. Bu anlamda Protestanlık içinde asıl devrimci görüslere sahip olan kisi Luther degil Calvin’dir. 16. yüzyılda “din savasları” olarak anılan dönem, Fransa’da Katoliklerle Fransız Calvincileri (Huguenotlar) arasında cereyan etmistir. 1573 yılında Saint-Barthelemy’de gerçeklesen kanlı katliam çatısmanın atmosferinin ne düzeyde oldugunu çok iyi yansıtmaktadır. Calvin’in sahip oldugu düsünceleri Avrupa kıtasının tamamına yayma konusundaki ısrarına baktıgımızda, Luther’den ciddi bir sekilde ayrıldıgını görmekteyiz. Calvinci teoloji anlayısı milli sınırlar içinde varolmak yerine uluslararası örgütlenme içine girmeyi hedeflemektedir. Calvin, Protestanlara sayısız mektuplar yollayarak ve Cenevre’de yetistirdigi Protestan papazlar vasıtasıyla ögretisinin Avrupa’da yayılmasını hızlandırmıstır. Fakat, kurumsalcı-evanjelik reformasyon ayrımı bakımından degerlendirdigimizde, Calvin radikal bir teoloji anlayısı gelistirmis olsa da, kilise kurumsallasmasını terk etmediginden evanjelist bir reformcu olarak düsünülemez. Daha önce de belirttigimiz gibi Calvin, Katolik kilise kurumsallasmasının Protestan versiyonunu Cenevre’de icat etmisti. Katolik Kilise Kanunu’nda Kardinaller Kurulu demek olan Consistorium, anlam degisimine ugratılarak kisilerin aforozuna karar veren bir merci haline getirildi. Calvin’in olusturmus oldugu bu sistem, Protestan “Kilise Devleti” modeli temeline oturmaktaydı. Bir anlamda Cenevre, Protestanlıgın Vatikanı haline getirilmisti. Peki, eger Luther (genç Luther sayılmazsa) ve Calvin evanjelik reformasyon anlayısını benimsemedilerse, bu hareketi temsil eden görüs tekrar nerede ortaya çıkmıstır?

 

Diyebiliriz ki, İngiliz Püritanizm’i iki reformasyon anlayısı arasındaki mücadelenin tekrar sahnelendigi yeni bir din anlayısı olarak karsımıza çıkmaktadır. İngiltere’deki reformasyon, kendine has kosulların da etkisiyle, Protestanlık içinde en ciddi kavgaların yasandıgı ayrıcalıklı bir konum elde etmistir.

 

İngiltere’de Dinsel Reform

 

İngiltere’de reform hareketleri devlet eliyle baslatılmıstır. Kral VIII. Henry’nin Papa ile arasının açılması sonucu _ngiliz Kilisesi bagımsızlıgını ilan ettti ve Anglikanizm mezhebi kuruldu. Fakat, _ngiliz kralı Katolik hiyerarsisini ve dogmasını ifade eden “Altı madde yasası”nı korudu. Bu yasa yürürlükte kaldıgı süre içinde, Protestanlar büyük baskı gördüler. 16. yüzyılın sonlarına kadar _ngiltere’de Katoliklik ve Protestanlık arasında sürekli bir mücadele söz konusudur. Kraliçe Elizabeth döneminde ise Katoliklik ve Protestanlık arasında tam bir orta yol olarak Anglikanizm gerçek anlamını kazanmıstır. Anglikan Kilisesinin benimsemis oldugu orta yol, Calvincilikle Katolik dogma arasında bir uzlasma ve uyusmayı öngörüyordu. Püritenlerin Kilise içinde edindikleri rol bu noktada ortaya çıkmaktadır. Püritenler bir taraftan Calvinciligin Anglikan Kilisesi içinde etkin bir görüs olarak yerlesmesi için çabalamıslar, fakat diger taraftan Calvinci olmayan Püritenlerin de etkisiyle, yavas yavas Kilise’den kopma noktasına gelmislerdir. Anglikan Kilisesinin Calvincilikle Katoliklik arasında bir uzlasma ve uyusmayı benimsemis olması, Püritenlerin Kilise’den kopusları ve İngiltere’den ayrılıslarının en önemli teolojik sebebidir. Bu süreç içerisinde, Püritenlerin sol ve sag kanadı temsil eden Püritenler diye ikiye bölünmeleri, kurumsallasma yanlısı “Calvinci Püritenler”8 ile genç Luther’in bırakmıs oldugu evanjelik gelenegin mirasçıları olan Püritenlerin sol kanadı arasındaki çatısma olarak açıklanabilir.

İngiliz Püritanizmi’nin kendi içinde varolan bu bölünmeyi daha iyi anlayabilmek için, Püritanizm’in Calvincilik dısındaki referanslarına da dikkat etmemiz gerekmektedir. Püritenlerin savundukları düsüncelerin, _ngiliz toprakları üzerinde yeseren İngiliz ruhunu yansıttıgını göstermek, Püritanizm içindeki Calvinci olmayan unsurların belirlenmesi ile mümkündür.

İngiliz Püritenlerinin dısarıdan aldıkları yabancı etkiler, daha çok Püritenlerin sahip oldukları fikir ve ideallerin entellektüel formlara kavusmasına yardımcı olmustur. Ayrıca, bu yabancı etkiler öncelikli olarak Calvin üzerinden degil, Rhineland çevresi reformcuları vasıtasıyla gerçeklesmistir. Cenevre’nin Püritenler üzerindeki etkisi, Püritanizm’in temel motiflerinin yerlesmesinden sonra olmustur.

Rhineland; Zürih, Basel, Strassburg gibi önemli merkezleri içine alan bölgenin adıdır. Zwingli, Oecolampadius, Jud ve Bucer gibi reformcu liderler bu topraklarda yetismisti. Rhineland’teki siyaset düsünürlerinin otoriteyi dogal yasalar ve toplumsal sözlemse zeminine oturtarak siyasi reform gerçeklestirme çabaları, dini reform öncülerinin basvurdukları yöntemlerle paralellik içeriyordu. Rhineland’in din reformcuları, ilahi yasalar ve Tanrı ile insan arasındaki sözlesme geregi dini otoritenin yeniden mesru bir zemine oturtulması gerektigini savundular.

Yasa-sözlesme prensibinin tüm Rhineland reformasyon hareketinde belirleyici bir rol üstlendigini görmekteyiz. Bu prensip, insanın Tanrı ile belirli kosullara baglı olarak bir sözlesme yaptıgını varsayar. Eger insanoglu Tanrı’nın yasalarını korursa, Tanrı da verdigi sözleri yerine getirir. Bu sözlesme ilk olarak Adem ile yapılmıstır. Simdi ise her insan vaftiz oldugunda aslında bu sözlesmeye dahil olmus olur. Basel reformcusu Oecolampadius, Tanrı’nın insan ile yaptıgı sözlesmenin bir sevgi yasası oldugunu söylemistir. Bu yasa yaratılısla beraber insanın kalbine yazılmıstır ve ancak İncil’deki Tanrı’nın sözü bu yasayı açıklayabilir. İnsan Tanrı’nın yasalarına itaat ederek, Tanrı’yla yaptığı sözlesmeye sadık kalmalıdır.

Görüldügü üzere insanın Tanrı ile olan iliskisi tam bir yasa-sözlesme yapısına yerlestirilmektedir. Siyasi alanda varolan toplumsal sözlesme fikri, dini alanda sözlemse teolojisi olarak karsımıza çıkmaktadır. Kraliçe Mary zamanında Cenevre’ye sürülen din adamları, Rhinland reformcularının gelistirmis oldukları sözlesme teolojisini (Covenant theology) İngilizce’ye çevirdileri Cenevre İncili’nde ana tema olarak kullanmıslardır.

Cenevre İncili, sürgündeki din adamlarının 1555-1560 yılları arasında Calvin’in manevi koruması altında baslattıkları bir projenin adıdır.10 İncili yazanlar büyük ölçüde Calvin’den etkilenmislerdir. Fakat, Calvin teolojisinin sözlesme fikrine verdigi önem, Rhineland reformcularına göre çok daha azdır. Bu yüzden, Cenevre sürgünündeki toplulugun Calvin’in derin izlerini tasıdıgı dogruysa da, sözlesme teolojisi İngiltere’de kazandıgı ününü Rhineland reformcularına borçludur.

 

Büyük bir olasılıkla dünya tarihinde Püritenler kadar aydın sömürgeciler yoktur. 1630 ve 1690 arasında Birleşik Devletler'in New England olarak bilinen kuzeydoğu bölgesinde bulunan üniversite mezunlarının sayısı ana ülkedekilerle aynıydı. Zamanın en iyi eğitim almış kişilerinin el değmemiş yerlerde hayatlarını riske atmak istemeyecek soylular olduğu düşünülürse, bu çok şaşırtıcıdır. Kendini yetiştirmiş ve eğitmiş Püritenler dikkat çeken istisnalardı. New England bölgesinde sömürgelerini kurarken Tanrının buyruğunu anlamak ve yerine getirmek için eğitim istiyorlardı.

Püritenlere göre bir yazının iyi olması için, evin içinde Tanrıya tapmanın önemi ve ruhun yeryüzünde karşı karşıya kaldığı ruhsal tehlikeler konularının tam olarak farkına varılmasını sağlamalıdır. Püriten üslup karmaşık metafizik şiirlerden basit günlüklere ve ezici bir biçimde bilgiçlik taslayan dinsel tarihlere kadar çok değişebiliyordu. Üslup veya tarz ne olursa olsun, bazı konular değişmiyordu. Hayat bir sınav gibi görülüyordu; başarısızlık sonsuz lanete ve cehennem ateşine, başarı ise eşsiz mutluluklara yol açıyordu. Bu dünya Tanrının gücü ile pek çok farklı yüzüyle zorlu bir düşman olan Şeytanın gücü arasında sürekli bir savaş arenasıydı. Bir çok Püriten heyecanla İsa’nın dünyaya dönerek insanın çilesine son vereceği ve 1000 yıllık barış ve esenlik dönemini başlatacağı “bin yıl”ı (millennium) bekledi.Bilim adamları uzun zamandan beri Püritanizm ve kapitalizm arasındaki bağlantıya dikkat çekmişlerdir: Her ikisi de hırsa, çok çalışmaya ve başarı için yoğun çabalara dayanır. Her ne kadar Püriten bireyler, katı Tanrıbilimsel anlamda “kurtarılmış” ve cennete gidecek seçilmişler arasında olup olmadıklarını bilmeseler de, Püritenler yeryüzündeki başarının seçilmiş olmanın bir işareti olduğuna inanırlardı. Zenginlik ve başarı aynı zamanda ruhsal sağlığın ve sonsuz hayat vaatlerinin güvencesi olarak kabul edilirdi.

Üstelik, vekilharçlık kavramı başarıyı özendiriyordu. Püritenler her nesneyi ve olayı daha derin ruhsal anlamları olan simgeler olarak görürler ve kendi zenginliklerini ve toplumlarının iyi durumunu daha da ileri götürerek Tanrının planlarına da daha çok uyduklarını düşünürlerdi. Dünyevi ve dinsel dünyalar arasında ayırıcı bir çizgileri yoktu: Hayatın tamamı Takdiri İlahinin bir ifadesiydi. Bu inanış daha sonra Transandantalizm'de yeniden ortaya çıkar.

Püriten yazarlar günlük olayların kaydını tutarken, onların ruhsal anlamlarını ortaya çıkarmak için, İncil'i bölüm ve satır olarak belirtirdi. Tarih, Yeni Dünya karşısında Püriten zafere ve Tanrının Yeryüzündeki Krallığı'na doğru giden sembolik bir dinsel panoramaydı.

New England’a yerleşen ilk Püriten sömürgeciler, Reformasyon Hıristiyanlığı'nın ciddiyetine örnek oluşturdular. “Hacılar” olarak tanınan bu küçük bir grup insan 1608’de uygulanan zulümler sırasında, İngiltere’den, daha o zaman bile dinsel hoşgörüsüyle tanınan, Hollanda’ya göç etmişlerdi. Püritenlerin çoğu gibi İncil'i kelimesi kelimesine uyguladılar. Korintlilerin İkinci Kitabı'nı okudular ve ona göre davrandılar – “Tanrı onların arasından çık ve ayrı ol dedi. ” İngiliz Kilisesi'ni içinden arındıramayacaklarını anlayınca “Ayrılıkçılar” yeraltında “sözleşmeli” kiliseler kurdular. Bu kiliseler krala değil, gruba sadakat yemini ettiler. Krala karşı hainlikle suçlanan ve cehennemde yanmaya mahkum edilen bu kişiler genellikle öldürülürdü. Ayrılıkları sonunda onları Yeni Dünya'ya götürdü.

 

 

 

 

 

Kaynakça:

Oscar G. Brockett (2000): Tiyatro Tarihi, (çev. S. Sokullu, T. Sağlam, S. Dinçel, S. Çelenk, S.B. Öndül, B. Güçbilmez), Ankara: Dost.

Özdemir Nutku (2000): Dünya Tiyatro Tarihi, cilt:1, İstanbul: Mitos Boyut.

Herbert W. Schneider: A History of American Philosophy, Forum Books, New York: 1957.

Norman F. Cantor: “A Prolegomenon to Reformation”, Political Science Quarterly, Mart, 1966.

Ali Erbaş, Hristiyanlık’ta Reform ve Protestanlık Tarihi, İnsan Yayınları, İstanbul: 2004

Leonard J. Trinterud: “The Origins of Puritanism”, Church History, Mart,1951.

Dan G. Danner: “The Contribution of the Geneva Bible of 1560 to the English Protestant Tradition”, Sixteenth Century Journal, Mayıs, 1981, s. 5.

Kaan H. Ökten: Reformasyon Dönemi Siyasal ve Dinsel Düsünce Tarihine Giris, Alfa Yayınları, İstanbul: 2003

Joachim Wach, Din Sosyolojisine Giriş, AÜİF Yy. Ankara 1987.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...