Jump to content

Size Nasıl Geliyorsa...William Shakespeare...


pithc

Önerilen Mesajlar

Size Nasıl Geliyorsa...William Shakespeare...

 

Aşk ve Değişim, Gerçek ve Görünüm,

Yazgı ve Rastlantı:

Size Nasıl Geliyorsa

 

Size Nasıl Geliyorsa, Shakespeare’in, pastoral (kırsal) komedisi. Yaklaşık 1600 yılında yazıldığı tahmin ediliyor. 1623 yılında yayınlanan First Folio (Shakespeare’in oyunlarının ilk toplubasımı)’da bu oyun da yer almış. Shakespeare Size Nasıl Geliyorsa için kaynak olarak, Thomas Lodge’un yazdığı aşk öyküsü Rosalynde (1560)’den yararlanmış ve bu öyküdeki kişilere ayrıca Jaques, Touchstone, Audrey, William ve Sir Oliver Martex’i de eklemiş. Özellikle 18. yüzyılın başlarından bu yana, Size Nasıl Geliyorsa İngiltere’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde sevilen ve zaman zaman açık havada, düzenli olarak sahnelenen bir oyun.

 

Oyunu büyük ölçüde, Shakespeare’in unutulmaz kadın karakterlerinden Rosalind götürmekle birlikte, başta “filozof” Jaques ve soytarı Touchstone olmak üzere, Audrey, Corin ve William da canlı ilginç ve renkli kişilikleriyle sahneyi dolduruyor.

 

 

Oyunun konusu kısaca şöyle: Dük Frederick, ağabeyi Büyük Dük’ün mevkiini ve dükalığını gaspederek onu zorbalıkla Arden Ormanı’na sürgün eder. Büyük Dük’ün kızı Rosalind, Dük Frederick’in güreşçisi Charles ile Orlando adlı bir genç arasındaki güreşten sonra, galip gelen Orlando’yla tanışır ve ona ilgi duymaya başlar. Kısa bir süre sonra Orlando, kıskanç ağabeyi Oliver’ın gaddarlığından ve eziyetlerinden kurtulmak için ormana kaçmak zorunda kalır. Bu arada Rosalind de, amcası Dük Frederick’in gazabına uğrayarak sürgün edilir. Frederick’ın kızı ve Rosalind’in arkadaşı Celia ile soytarı Touchstone da onun peşinden gelmeye karar verirler.

 

Dikkati çekmemek için erkek kılığına giren ve Ganymede adını alan Rosalind ormanda Orlando’ya rastlar ve aralarındaki yakınlaşma aşka dönüşür. Bir süre sonra Oliver da ormana gelir. Orlando ağabeyini rastlantı eseri ölümden kurtarır ve kardeşler barışır.

 

Soytarı Touchstone, safça bir köylü kızı olan Audrey’e kur yapar; Oliver, Celia’ya; çoban Silvius, çoban kızı Phebe’ye, Phebe ise, erkek kılığındaki Rosalind’e kur yapar.

 

Sonunda Rosalind kimliğini açıklar ve âşık çiftlerin dördü de, evlilik tanrısı Hymen’ın da katılımıyla, sürgündeki Büyük Dük’ün huzurunda düzenlenen şölende birleşirler. Dük Frederick, ormanda rastladığı bir keşişin etkisiyle nedamet getirip manastıra kapanmaya karar verir. Rosalind’in babası Büyük Dük de dükalığına kavuşur.

 

Oyunda ön planda gelen kişiler arasında dikkati çekenlerden biri de Jacques. Arden ormanında, Büyük Dük’ün yanında lordlardan biri olan Jacques, aylak, alaycı, karamsar bir “filozof”, kendini de, yaşamı da çok ciddiye almıyor - ya da, başkalarından çok ciddiye alıyor. “Yaşam tümüyle bir sahnedir,” diye başlayan konuşması ünlü:

 

Yaşam tümüyle bir sahnedir;

Erkeklerle Kadınlarsa, hepsi birer oyuncu,

Biri çıkar, öteki girer ve her biri

Kendine düşen sürede pek çok rol oynar;

İnsanın yedi dönemi yedi perde eder.

 

 

Shakespeare’in ünlü soytarılarından Touchstone, ağzı laf yapan, hazırcevap, genellikle insanların ve insanoğlunun zayıf yanlarını hedef alan, gerçekçi, alaylarında zaman zaman duyarsız olabilen, özgün bir karakter. Touchstone da “yaşam üzerine çektiği nutuklardan” birinde, donuk gözlerle saatine baktıktan sonra şöyle diyor:

 

Saat on; yaşam dediğin ne ki!

Daha bir saat önce saat dokuzdu

Bir saat sonraysa on bir olacak ve işte böyle, bizler de,

Saatten saate olgunlaşıyor, olgunlaşıyor,

Saatten saate daha çürüyor, çürüyoruz,

Bu hikâye de böyle sürüp gidiyor.

 

Size Nasıl geliyorsa, Shakespeare’in doğal yaratıcı dehasının tipik örneklerinden biri. Yazar/şair/yönetmen Shakespeare, yalın bir öyküden, hiç zorlanmadan, hoş, eğlendirici, düşündürücü bir komedi çıkarıyor. Yine, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda ve On İkinci Gece’de olduğu gibi bu oyun da kendisiyle birlikte dünyada ilginç bir bakış açısı ve ayrı bir komedi tanımı getiriyor.

 

Oyunda yaşamın insanı nasıl yönlendirdiğine, bireylerin kimi zaman topluluk ve kitlelerin kaderini nasıl değiştirdiğine, insanoğlunun her an ne köklü değişimlere uğrayabileceğine; yine bir değişim türü olan aşk-sevgi denen şeyin hem ne denli rasgele bir olgu, hem de kaçınılmaz bir yazgı olduğuna, iyiyle kötünün, derinle yüzeyselin nasıl kolayca yer değiştirebildiğine, gerçekle görünümün birbirinden hem farklı hem farksız olduğuna, insanın hem akıllı hem de aptal bir yaratık, insan yaşamının ise sonuçta hem önemli ve anlamlı, hem de anlamsız olduğuna, belki kendisi bile bir rastlantı olan insanın yaşamında rastlantının ne denli komik, acıklı, önemli ve şaşırtıcı bir öğe olduğuna, insanlar arası etkileşimin ve iletişimin süregelen tuhaflıklarına sık sık tanık oluyor okur/seyirci.

 

 

Shakespeare’in pek çok oyunu gibi, Size Nasıl Geliyorsa da yine en genel ve kapsamlı anlamda “değişim”le ilgili. İnsanlar -her biri bir “mikrokozmos” olduğu için, evrenin ve öteki bireylerin tüm özelliklerini potansiyel olarak taşıdıkları için- kılıktan kılığa, kimlikten kimliğe bürünüyorlar, kimi zaman yavaş yavaş, kimi zaman ansızın değişiyorlar, gerekçeli veya gerekçesiz değişiyorlar. (Shakespeare her zaman olduğu gibi, gerekçelerle ilgilenmeyi okurlarına bırakıyor, böylelikle hem zaman ve yerden tasarruf ediyor, az sözle çok şey anlatıyor, hem de okurlarının da sanatsal yaratım sürecine katılımını sağlıyor.) Ama değişime de bir türlü alışamıyorlar, hazırlıklı olamıyorlar, değişimi anlamıyor, hazmedemiyor, anlamaya çabalamaktan da bıkmıyorlar.

 

İşte bu çabalar sırasında, söz konusu değişim iyi yöndeyse; kötü ruhlu Dük ansızın nedamet getiriyor ve iyi yola dönüyorsa; kötülüğe ve haksızlığa uğrayarak sürgün edilen Büyük Dük ve arkadaşlarına sürgün yerindeki yaşam öncekinden daha tatlı ve huzurlu geliyorsa, gaddar ve zorba ağabey Oliver birdenbire kardeşini seven ve kollayan biri oluveriyorsa; âşıkların hepsi sevdiklerine kavuşuyor veya kavuştuklarını sevmekte sakınca görmüyorlarsa, olumsuz olay ve dönüşümler geçiciymiş gibi, hoş dönüşümlerse kalıcıymış gibi görünüyorsa, kötü iyiye dönüşüyor veya kötü değilmiş gibi görünüyorsa, sonuçta her şey herkese güzel geliyorsa ve güzelliğin ardında başka gerçek aramak kimsenin aklına gelmiyorsa bir “komedi” ortaya çıkıyor. Yani şair/yazar/yönetmen kafasında kendince bir yaşam dilimi kuruyor ve onu sahneye koyuyor. Artık, tiyatro bir yaşam mı, yoksa yaşam tiyatro mu, ya da ikisi de değil mi, karar okur/seyircinin: Size nasıl geliyorsa...

 

Bülent Bozkurt

 

SİZE NASIL GELİYORSA

William Shakespeare

Çeviren; Bülent Bozkurt

Remzi Kitabevi

1. Basım, Ocak 1996, Sf. 7-10

Özgün Adı

As You Like It

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...