Jump to content

16 Mart Halepçe Katliamı...


birunsatan

Önerilen Mesajlar

İran-Irak Savaşı esnasında, Saddam Hüseyin, 1986-1988'de Irak'ın kuzey bölgeside oturan Kürtlere karşı El-Enfal Harekâtı adlı imha operasyonu düzenlendirdi. Saddam Hüseyin'nin 23 Şubat - 6 Eylül 1988 arasında El-Enfal Harekâtını şiddetlendirdiği dönemde Mart ayın ortasında İran Ordusu 'Zafer-7' Harekâtı adlı genel taarruzu başlattı. Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne bağlı Peşmergeler de İran Ordusu ile işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girdi.

 

Saddam Hüseyin İran Ordusu'nun ilerlemesini durdurmak için Irak Ordusu'nun Kuzey Cephesi Komutanı olan Korgeneral

Alî Hasan al-Majîd al-Tikritî (Batı medyası tarafından 'Kimyasal Ali' rakabı takıldı)'e zehirli gaz bombalarını kullanmayı emretti.

 

16 Mart 1988'de zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz

MiG-23 uçağı tarafından Halepçe kasabasına karşı bombarıman düzenlendi. Halepçe sakinleri (çoğunluğu çocuk ve kadın), İran askerler ve Peşmergeler arasında 5.000'den fazla insanın öldürülüp 7.000'den fazla insanın yaralandığı tahmin edildi. Ancak Irak Savaşı'ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha büyük olduğu tespit edilmektedir.

19 Ağustos 1988'de Irak ve İran ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Irak Ordusu ateşkesten 5 gün sonra Halepçe'yi geri aldı ve bu işgal esnasında 200 sakinin öldürüldüğü söylenmektedir.

 

Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli 'The Sydney Morning Herald' gazetesine verdiği 'Experiment in Evil' başlıklı makalesinde, Halepçe'de özürlü doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki'nin 4-5 katı olduğunu iddia etti. Amerika ise bu iddiayı suistimal ederek Zayıflatılmış Uranyum mermilerini kullanmasını meşrulaştırmaya çalıştı.

 

Mart 2007'de

Halepçe'yi ziyaret eden bir Japon heyeti Hiroşima'ya yapılan atom bombası saldırısı'ndan hasar gören Aogiri (İmparatoriçe Pavlonyası)nin fidesini hediye etti

 

 

 

İnsanlık ayıbı Halepçe unutulmuyor

 

 

İran-Irak Savaşı'nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı'nda, binlerce Kürt korkunç bir şekilde katledildi. 16 Mart 1988'de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun helikopter ve uçaklardan attığı kimyasal gazlardan kendilerini koruyamadı. Saldırılarda 10 binlerce kişi öldü, 10 binlerce kişi yaralandı. Üzerinden 20 yıl geçen katliamın izleri halen dün yaşanmış gibi orta yerde duruyor. Halepçe Katliamı'yla sonuçlanan Enfal Operasyonu'nun tanıkları ise, Irak rejiminin Kürtlere yönelik izledikleri 'Enfal politikasının' aslında 1978 yılında uygulamaya konulan toplu köy projesiyle başladığını, ancak 1979'da Irak-İran Savaşı'nın başlamasıyla kesintiye uğradığını, 1986 yılında iki ülke arasındaki savaşın rutinleşmesi sonucu yeniden başladığını, Halepçe Katliamı ile soykırıma dönüşerek 92 yılına kadar devam ettiğini belirtiyorlar.

 

Kürt Enfal'i tanıklarından Ömer Hamit ile, Bêsenanê köyü muhtarı Hekim Hacı Resul, Enfal'in Irak rejimi tarafından 1978 yılında öngörülen toplu köy projesiyle başladığını söylüyor. Molla Mustafa Barzani'nin 1958 yılında Abdul Kerim Kasım tarafından Sovyetler Birliği'nden çağrılarak otonominin verilmesinin Kürtlerin tarihte elde ettikleri en büyük kazanım olduğunu söyleyen Hamit, ancak 1973 yılında kabul edilen, Kürt tarihinde de 'Aş Betal' diye geçen ve Molla Barzani tarafından imzalanan anlaşmanın Enfal'in başlangıcı olduğuna dikkat çekiyor. Anlaşmanın ardından Kürt hareketi içinde yaşanan çalkantı ve 3 yıl sonra da Celal Talabani'nin Kürt güçlerini ikiye bölme girişiminden daha fazla güç alan Irak rejiminin, 1978 yılında Kürdistan'ı boşaltma ve asimilasyonu hızlandırma amacıyla uygulamaya koyduğu toplu köy projesiyle Enfalı başlattığını belirten Hamit, şöyle konuştu: 'Aş Betal olayından sonra KDP ciddi bir sarsılma yaşadı. Celal Talabani'nin de ayrılmasıyla ciddi bir şekilde darbelendi. Ki Güney topraklarında hemen hemen güçleri kalmadı gibi. Bunu iyi bir fırsat olarak görüp değerlendiren Hasan Bekir yönetimindeki Irak rejimi toplu köy projesini geliştirdi.'

 

Toplu köy projesi çerçevesinde ilk önce köylerin boşaltılmaya başladığını, ardından küçük kasabalar ve sırasıyla büyük kasaba ve ilçelerin boşaltıldığını hatırlatan Hamit, 'Toplu köy projesi direnişi kırılan Kürtleri tamamen ele geçirmeyle daha iç bölgelere aktarılarak asimilasyonu hızlandırmak amacıyla geliştirildi. Güney-Kuzey ve Doğu sınırına yakın yerlerle Xakurkê'deki 36 köyden başlanarak Diyana, Sideka gibi ilçelere bağlı ve giderek iç bölgeler olan Revanduz'a doğru, oradan da Kandil alanına doğru genişleyen bölgede ne kadar köy varsa boşaltılmaya başlanarak Enfal hareketi sürdürülmeye başlandı' diyor.

 

Önce asimile etmek istediler

 

1978 yılında toplu köy projesiyle başlayan Enfal hareketi sonucunda Xakurkê'den Kandil'e kadarki alanda bulunan yüzlerce köyden tahliye edilen Kürtlerin geçici olarak Hewlêr yakınlarında kurulan bölgelere aktarılarak orada tutulduğunu belirten Bêsenanê köyü muhtarı Hekim Hacı Resul ise, şunları anlattı: 'Köylerin hepsini yakıp yıktılar. Dağlara çekilenler çekildi, geri kalanlar ise Hewlêr yakınlarında hazırlanan merkeze aktarılmaya başlandı. Her ne kadar adına toplu köy merkezleri denilse de, Hewlêr'de toplanan aileler Araplaştırılmak amacıyla oradan da alınarak Irak içlerine doğru aktarılıyordu. Eğer Kürtler buna karşı direnmeseydi, şu an Güney Kürdistan'da Kürt diye bir şeyden söz edilemezdi. Çünkü dönüp baktığımızda öyle birkaç yıl sürecek bir planla gerçekleşen bir hareket olmadığı, başkanlar değişse de hareketin sürdüğünü görüyoruz.'

 

Savaş Enfal'i kesintiye uğrattı

 

'Aş Betal' olayıyla başlayıp 1978 yılında toplu köy projesiyle devam eden Irak rejiminin Kürt Enfal'i, 1979 yılında Irak yönetiminin el değiştirerek Saddam Hüseyin'in başa gelmesiyle devam edecekti. Çünkü Enfal ile darbelenen Kürt direnişinin bitirilmesi ve Kürtlerin tamamen asimile edilmesi hedeflenmişti. Saddam'ın iktidara gelmesinden sonra Enfal'ın hızlandırılarak sürmesi beklenirken tersine bir gelişme oldu. İktidara yeni gelen Saddam Hüseyin, Kürtlerle mücadeleyi geçiçi olarak bırakı. Önce 1979 yılında Kürtlerin kurban edildiği Cezayir Anlaşması'nı fesh ederek 9 yıl sürecek olan Irak-İran Savaşı'nı başlattı. Irak-İran Savaşı'nın Enfal'i kesintiye uğrattığını dile getiren Hamit, o günleri, 'İlk önce Saddam Hüseyin'in Enfal'den vazgeçtiği söylenmeye başlandı. Ancak Musul ve

Kerkük'ü Kürtsüzleştirmesi, çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan binlerce kişinin ölümüne neden olan Halepçe'de kullandığı kimyasal silah, onun Enfal'i ne denli önemsediğini ve gerçekleştirmek istediğini sonradan gösterdi. Onun gerçek ve acımasız yüzünü iki yüzlü dünyaya gösterdi' şeklinde anlattı.

 

Enfal yeniden başladı

 

Ali Askeri'nin silah arkadaşı Ahmet Şeroji, 1978 yılında başlayıp, ancak Saddam Hüseyin'in iktidara gelmesiyle başlayan Irak-İran Savaşı'yla kesintiye uğrayan Enfal'in 1986 yılında yeniden başladığını belirtti. 86 yılında Enfal yeniden başlayınca bu kez Baas rejimi askerlerinin daha da acımasız olduğunu söyleyen Şeroji, 'Enfal 86 yılında yeniden başladı. Ama bu kez askerler çok daha acımasız davranıyordu. Kaledizê, Sengasor, Jarava, Bestestên, Tosuran ve Penalkê ile bu kasabalara bağlı tüm köyler boşaltıldı. Buralardan biraz daha büyük bir yer olan Ranya ve Soran Mıntıkası'nın en büyük kenti olan Süleymaniye kaldı. Eski Enfal denemelerinde bizim mıntıkada evlere çok fazla karışılmıyordu. Ama bu kez evlere patlayıcılar yerleştirilerek havaya uçuruluyordu' diyerek anlatıyor o günleri.

 

Göçertilen halkın Hewlêr'e bağlı Xebat, Kevergosik ve Cidida ile Süleymaniye'ye bağlı Topreva, Bazyan 1 ve 2 ile Teynal'a aktarıldığını, burada da önlerine teslimiyet ve zindan gibi iki seçenek konulduğunu söyleyen Şeroji, 'Enfal politikasıyla onlar Kürtlere tek bir yol bırakmışlardı; teslimiyet ve zindan. İhaneti kabul edenler oldu. Kabul etmeyenler ya infaz ediliyordu ya da götürülüp zindana kapatılıyordu. Bunun karşısında bir tek yolumuz kalmıştı: Ya direnecektik ya da teslim olup yok olacaktık. Bu yüzden direnmeyi seçenler götürüldükleri yerden kaçarak dağlara sığınmaya başladı. Köylerdeki yıkık evlerini yaparak ülkelerinde ve toprakları üzerinde kaçak yaşamaya başladı.'

 

Canını teminat yaptı, ama ne fayda

 

1986 yılında Enfal yeniden başlayınca Renvandüz ile iç bölgelerdeki Ranya, Türkiye sınırındaki Diyana ve İran'la gümrük kapısı olan Haci Umran'a kadarki geniş coğrafyada bulunan yüzlerce köyün mensubu olduğu Baliçi Aşiret Reisi Şeyh Ömer Baliçi, boşaltılmamış birkaç köylerinin de boşaltılıp yakılmaması için Baas rejimine canını teminat olarak gösterdi. İran-Irak Savaşı'nın uzun sürmesinden yaralanan, İran, Türkiye ve Suriye'deki peşmergelerle daha önce teslim olan peşmergelerin toparlanarak yeniden alana geldiklerini söyleyen Şeyh Ömer Baliçi, peşmergelerle Baas'ın iki ateşi arasında kaldığı için teminat olarak canını ortaya koyduğunu söyledi. Şeyh Ömer Baliçi, olayları şöyle anlattı: 'Kürtlerin Enfal'i yeniden başlamıştı. Aşiretimin köylerinin hemen hemen hepsini boşaltmışlardı. Yaşadığım Bergirkê köyüyle aşiretimizin diğer ileri gelenlerinin yaşadığı ve Revandüze daha yakın olan 7 köyü boşaltmamaları için Baaslılarla görüşmeye gittim. Görüşmede benden teminat olarak canımı ortaya koymamı istediler. Ki bir aşiret reisi olarak aşiretimi bırakıp bir yere gidemeyeceğimi onlar da biliyordu. Ben de teminat olarak canımı gösterdim. Bu şekilde yaşadığım köyle birlikte sekiz köyümüzün boşaltılmasını 88 yılına kadar sadece geciktirebildim. Kaldığım bu iki yıl içinde çevre köylerden birçok aile götürüldükleri yerlerden kaçıp köye geri gelerek kaçak bir şekilde yaşamaya başladı. 25 Mayıs 88'e geldiğimizde artık teminat olarak ortaya koyduğum canım da köylerimizi kurtaramadı. 25 Mayıs 1988'de bizi de Hewlêr yakınlarında hazırladıkları yerlere gitmek üzere sürdüler.'

 

Ölümü karşılamak...

 

Şeyh Ömer Baliçi, 25 Mayıs 1988 yılında Baas rejiminin Kürtlere uyguladığı Enfal sonucunda kendi topraklarında sürgüne gönderildiklerinde götürüldükleri Hewlêr'de kendisiyle birlikte aşiretinden 12 kişinin tutuklanıp idamla yargılandıklarını belirterek, Arap bir aşiretin reisi olan Gazi Yaver'in Ali Rakal adındaki amcasının oğlunun yardımıyla idamdan kurtulduklarını söyledi. İdamdan kurtulduktan sonra bir süre daha sürgün edildiği Hewlêr yakınlarındaki toplama kampına benzer Xebat'ta kaldığını belirten Baliçi, Halepçe'de kimyasal silahın kullanmasından sonra ölümü toprakları üzerinde karşılamayı beklemek üzere köyüne döndüğünü söyledi.

 

Halepçe Kürt katliamını belgeledi

 

http://www.ozgurgundem.org/resimler/halepce_katliami_unutulmuyor2.jpgHalepçe Katliamı'na kadar Musul, Kerkük, Zaxo, Duhok, Hewlêr ile Süleymaniye ve buralara bağlı kasabalarda on binlerce insanın kaybedildiğini, birçoğunun öldürüldüğünü hatırlatan Şeyh Ömer Baliçi, Halepçe'nin aslında sistematik olarak Kürtlere uygulanan katliamın bariz bir örneği olduğunu vurguladı. Halepçe Katliamı'nın Saddam Hüseyin'in Kürtler şahsında insanlık karşısında işlediği en büyük suç olduğunu dile getiren Baliçi, 'Halepçe Katliamı ile Saddam Hüseyin'in katliamlarını dünya duymaya başladı. Oysa bu katliam ne ilk, ne de son katliamdı. Bu katliama gelene kadar milyonlarca Kürt tutuklandı. On binlercesi öldürüldü. Milyonlarcası sürgün edildi. Enfal döneminde sürgün edilen Kürtlerden bazıları dünyanın öbür ucuna ulaştı. Halepçe Katliamı Enfal uygulamasında bir sonuçtu. Saddam Hüseyin'in Kürt vahşetini belgeledi' şeklinde konuştu. Bölge devletleriyle uluslararası tüm güçlerin Baas rejiminin Kürt enfalını görmezden geldiğini hatırlatan Baliçi, 'Hiç kimse Baas rejimi tarafından sistematik bir şekilde on yılı aşkın bir zaman alan Kürt Enfali'ni görmedi. Hadi bunu görmedi ya da uluslararası diplomatik, siyasi çıkarları gereği bunu görmezden gelebildiler diyelim. Buna bir yere kadar anlam verilebilir. Peki ya insanlık suçu ve ayıbı olan Halepçe Katliamı'nı görmemelerine ne diyeceğiz? İşte burada yani Kürt gerçeğinde dünyanın iki yüzlülüğü çok somut bir şekilde ortaya çıktı' diye konuştu. REWANDUZ

 

 

Enfal Halepçe'den sonra da devam etti

 

Halepçe gibi ürpertici ve kanlı bir sonuç ortaya çıkmasına rağmen Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak Baas rejiminin Kürt Enfali politikasının durmadığını, bu politikanın 1990 yılındaki I. Körfez Savaşı'na kadar devam ettiğini kaydeden Şeyh Ömer Baliçi, konuşmasını şöyle sürdürdü: '78 yılında Hasan Bekir iktidarında başlatılan Enfal hareketi 1992 yılına kadar devam etti. 1990 yılındaki I. Körfez Savaşı'nda Kuveyt'te darbe yiyen Saddam Hüseyin'in sözde cumhuriyet muhafızları tankları, toplarıyla gelip Kürdistan'a yöneldiler. Yüz binlerce Kürdü yine dağlardan Türkiye ve İran sınırlarına sürdüler. Yüzlercesi yolda hastalık, açlık ve ilaçsızlıktan öldü. Kürt trajedisine yeni bir halka daha eklediler. Türkiye ve İran'a göç edenlerden hayatta kalanların bir kısmı bir yıl içinde geri döndü. Ülkede kalanlar için de çoktan bıçak kemiğe dayanmış hatta içine kadar da işlemişti. Sonuç bilinen 1992 halk isyanı oldu.'

 

Saddam bir insanlık kasabıdır

 

Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden binlerce insanı öldüren, kent, kasaba ve köyleri boşaltan Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından kısa bir süre sonra iki oğlu öldürüldüğünde kendisine, acaba evlat acısının ne olduğunu anladı mı biçiminde bir soru sorduğunun altını çizen Baliçi, 'O bir Kürt kasabıdır. Sadece Kürtleri değil diğer haklardan da binlerce insanı öldürdü. Binlercesini kaybetti. Doğrusunu söylemek gerekirse o bir insanlık kasabıdır. Ve hİlİ mahkemenin karşısına çıkıp sanki hiçbir şey yapmamış gibi konuşabiliyordu. Acaba hangi yüzle insanlığın karşısına çıkıyor diye düşünüyordum. On yıllarca Kürtlere uygulanan bir politikanın en kanlı halkası olarak tarihe ve insanlığa nasıl bir ifade verecekti. Ama mahkemedeki duruşuna bakıldığında hiçbir şey yapmamış gibi. Onun suçlarını sanki ben işlemişim' diye konuştu.

 

Acısı çok, bedeli ağır da olsa kazandık!

 

1992 yılına gelindiğinde artık Güneyli Kürt güçleri adına peşmerge dışında hiçbir şey kalmadığı bir sırada Enfal ve katliamların canına tak ettiği Kürt halkının Kaledizê'den bir isyan başlattığını, iki gün içinde isyanın tüm Güney Kürdistan'a yayıldığını belirten Baliçi, anlatımlarını şöyle noktaladı: 'KDP ve YNK darmadağın olmuştu. Tek tük peşmergeleri dışında Güney'de hiçbir şeyleri kalmamıştı. Barzaniler ve Talabani de ülkeyi terk etmişti. Halkta da ne umut, ne de yaşam adına bir şey kalmıştı. Topraklarından sürülme, her sürgünde yüzlercesinin ölümü, yine aralarından götürülüp öldürülenler ve zindanlara atılanlarla 14 yıllık Enfal politikasının acıları halkı ya teslim olmaya götürecekti ya da bir isyana. Her gün biraz daha kinini biriktiren halk sonunda Kaledizê'de patladı. Saddam Hüseyin'in cumhuriyet muhafızlarının kalelerini tek tek ele geçirdi. Kaledizê'de başlayan isyan ateşi Güney Kürdistan'ın tamamını sardı. Halk

Kerkük, Musul dışındaki topraklarının tamamını ele geçirdi. Bir süre sonra da KDP ve YNK gelip üzerine oturdu ve halkı yönetmeye başladı. Güney Kürdistan'da bugün elde edilen kazanımlar 14 boyunca süren ama çok acılar yaşatan Enfal hareketi uygulamasının sonucunda oluşan birikimlerin Kaledizê'deki patlamasının ürünüdür.'

  • HALEPÇE YANARKEN

1979 yılında İran'da Humeyni önderliğindeki hareket Amerikan yanlısı Şah rejimini sona erdirmişti. Bir yıl sonra Eylül 1980'de Irak, İran'a savaş açtı.

İran'da yeni kurulan rejimi çıkarları açısından tehlikeli bulan ABD, Saddam yönetimini İran'a karşı savaşında destekledi. Bu destek, yalnızca politik destekle sınırlı değildi. Her tür silah desteği de sağlandı Irak'a.

İran-Irak savaşının 8. yılında Irak ordusu ile Kürt silahlı grupları çatışmaya girmişlerdi. http://www.ihd.org.tr/resimler/anne_cocuk.jpg

16 Mart 1988 günü Halepçe'de bir katliam yaşandı. Katliam klasik silahlarla gerçekleştirilmedi. Kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılmıştı. Büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halepçe halkı katledilmişti. Tarihe, "Halepçe katliamı", "Halepçe'de Kürt Katliamı" olarak geçen olay gerçekleşmişti.

Amerikalı gözlemci Phyllis Bennis, 1995 yılında şöyle diyecekti: American Type Culture firması, ABD Ticaret Bakanlığı'nın onayı ile Irak'a şarbon, e-coli, botulizm ve diğer korkunç biyolojik hastalıklara yol açacak çeşitli biyolojik silah malzemeleri temin etniştir. (Karl Vick, "Men gets hands on Bubonic Plague Germ, But that's no crime". Washington Post, 30.12.1995, kaynak: Namık Alper Esen, "Irak ve Körfez Krizine Genel Bir Bakış", Müsiad yayınları).

Irak'ın Aralık 2002'de BM'ye sunduğu silah bildiriminde yazılanlar, 1991 Körfez savaşına kadar hangi ülkelerin Irak'a hangi silah ve malzemeleri sattığını ortaya koydu. BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan raporda, Irak'ın silahlandırılmasında 1991 yılına değin en çok ABD ve Alman şirketlerinin adı geçmekteydi. 80'den fazla Alman ve 75 Amerikan şirketi Irak'a çeşitli silahları satmıştı.

Saddam'ın nükleer silah programı, Halepçe katliamı'ndan sonra da desteklenecekti. Saddam Hüseyin kimyasal silahları Halepçe'den önce İran savaşında kullanmıştı.

Irak, biyolojik silah programı için antraks maddesini bir Amerikan laboratuarından sağlamıştı. Nükleer silah programının önemli parçalarını Amerikan enerji Bakanlığına bağlı Los Alamos ve Lawrence Livermore nükleer silah üretim atölyelerinden almıştı. Bu teslimatlar, "Pentagon ya da Amerikan Ticaret, Enerji ve Tarım Bakanlıklarının resmi izniyle yapılıyordu." (Dw-World'de, Andreas Zumach, 10.1.2003).

Saddam yönetimini 1991 yılına kadar silahlandıranlar arasında İngiltere, Fransa, Çin ve Sovyetler Birliği de bulunmaktaydı.

Savaşa ve insan yaşamına Saddam'dan hiç de farklı bakmayan ABD'li politikacılar da vardı. İnsan yaşamına bakışları farklı olmayanların, çıkar temelinde birbirlerini bir dönem desteklemiş olmalarında şaşılacak bir yön bulunmamaktadır.

1996 yılında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright CBS televizyonunda katıldığı bir programda, "sizce yaptırımlar yüzünden ölen 500,000'den fazla çocuk ölmeye değer bir bedel midir?" şeklindeki soruya şu yanıtı vermiştir: "Bizce bu bedele değer".

1991 yılında ABD Genel Kurmay Başkanı, bugün de ABD Dışişleri Bakanı olan Colin Powell, kendisine sorulan "Körfez savaşında kaç sivil Iraklı öldü?" sorusuna, "doğrusu bu, benim hiç umurumda olmayan bir rakam!" yanıtını vermiştir.

İnsanı ve insan yaşamını hiçe sayanların biyolojik, kimyasal silahlarla desteklediği Saddam, bir dönem kendisini destekleyenlerle aynı zihniyete sahipti. Satın aldığı silahları kullandı. 16 Mart 1988'de Halepçe'de Kürtleri katletti. Biyolojik ve kimyasal silahları kullandı. Dünya halkları, sokaklarda zehirle öldürülmüş yaşlıların, gençlerin ve bebeklerin fotoğraflarıyla irkildi.

Dünya demokratik kamuoyu, kendi yurttaşlarına karşı biyolojik ve kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyen Irak yönetimini nefretle kınıyordu. İnsanlığın vicdanı isyan ediyordu. Saddam'a bu silahları verenler susuyorlardı. Susuyorlar ve Saddam'ı silahlandırmaya devam ediyorlardı. Ta ki, Irak Kuveyt'i işgal edene kadar.

 

http://www.ihd.org.tr/resimler/cocuklar.jpg

Halepçe'de bir katliam yaşandı, 16 Mart 1988'de...

Saddam ve yönetimi yargı huzuruna çıkarılamadı... Hesap sorulamadı...

5000'den fazla Kürdün, Asurinin ve Halepçe'de yaşayan diğer insanların öldürülmesinin hesabı sorulmadı...

Biyolojik ve kimyasal silahların üretimi, bulundurulması ve kullanılmasıyla ilgili sözleşmelere uyulmadı. Ayrıca sözleşmelerin eksiklikleri giderilmedi.

Başta ABD olmak üzere hemen hemen tüm devletler, İnsancıl Hukuk İlkelerini ihlal ettiler. Bir dönem müttefikleri olan Saddam yönetimi gibi, sivillere yönelik eylemleri gerçekleştirdiler. İnsancıl hukuku kendi amaçları için araç olarak kullandılar. 1974 tarihli BM Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına dair bildirinin 2. maddesinde "Askeri operasyonlar sırasında kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılması 1925 tarihli Cenevre Protokolü'nün, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin ve uluslar arası insancıl hukuk ilkelerinin çok açık bir ihlalini oluşturur ve savunmasız kadınlar ve çocuklar dahil bütün sivil nüfusun ağır kayıplara uğramasına yol açar, ve bu tür eylemler en ağır şekilde cezalandırılır" demiş olmasına karşın, ne Saddam yönetimi cezalandırıldı ne de güçlü devletlerin yöneticileri.

Acıyı halklar yaşadı. Kadınlar, çocuklar ve sivil nüfus. Halepçe katliamının 15. yılında, yaşamını yitiren o masum insanları saygı ile anıyoruz.

Savaşa karşı oluşumuz, Saddam yönetiminin suçlarını unuttuğumuz ve bağışladığımız anlamına gelmemektedir. Bugün Irak'ta demokratik devlet yapılanmasını hedeflediği, bunun için de Saddam yönetiminin devrilmesi gerektiğini söyleyen devletler, daha düne kadar Saddam yönetimini desteklemiş olan devletlerdir. O devletlerin başında da ABD gelmektedir. ABD'nin amacı Irak halkına ait yer altı ve yer üstü kaynaklarını ele geçirmek, kontrol etmek ve bölgesel nüfuzunu pekiştirmektir. İktidar ve yönetim biçimi değişikliklerini de kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarına göre biçimlendirmektir. İnsan hakları ve özgürlükleri kaygısı taşımamaktadır.

Irak'a yönelik Amerikan saldırısını durdurmak, Irak halklarıyla dayanışma anlamına gelir. "Savaşa Hayır" sloganlarımız, "Saddam'a evet"e dönüştürülemez. Halepçe katliamını bugünkü koşullarda da anmamız, yeni Halepçelerin işaretini görmemizdendir. Biyolojik, kimyasal ve nükleer silahların asıl taşıyıcısı ABD'dir ve özellikle Arap halkları bu silahların kullanılması tehlikesi altındadır. Milyonlarca sivil insanın ölümünü göze alanların zihniyeti, Saddam zihniyetinden pek de farklı değildir. Halepçeler Unutulmasın!

Yeni Halepçelere Hayır!

Biyolojik, kimyasal ve nükleer silahların üretimi, bulundurulması ve kullanılması yasaklansın!

Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ABD ve Irak tarafından onaylansın.

 

 

http://img413.imageshack.us/img413/8486/halepce5fb8.jpg

 

http://zehranet.com/multimedia/resimler/halebce/11.jpg

 

http://img88.imageshack.us/img88/4851/halepcepz3.jpg

 

 

http://www.youtube.com/watch?v=eHNJAdIATQk

Kaynak ; Gündem, Bianet, İhd, Vikipedia, Youtube Siteleri...

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Tarih bu ve buna benzer İnsanlık suçlarını hiç bir zaman unutmayacaktır.Ancak bu vahşi katliamın arkasında olan gerçek aktörlere büyük emperyal devletlere bakmak gerekır.Bunların tek amacı bölge halklarını birbirlerine düşürmek ve onlarda birbirlerine karşı onarılmaz yaralar açmaktır.Sağol Paylaşım için.İnsanlık bu utançlarını hiç bir zaman unutmamalı...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...