Jump to content

Kayip Mu Uygarligi ve Dini


boynuzsuzgeyikler

Önerilen Mesajlar

Kayip Mu Uygarligi ve Dini

 

Batik Mu kitasi ve Mu uygarligi hakkindaki bilgilerin çok büyük bir bölümü, 19. yüzyilda yasamis olan Ingiliz arastirmaci James Churchward'in incelemeleri neticesinde gün yüzüne çikmistir. Ingiliz silahli kuvvetlerinde albay olan Churchward, 1880'li yillarda Hindistan ve Tibet'te görevle bulundugu siralarda bu kita hakindaki ilk bilgileri edinmis, emekliliginden sonra da Orta Amerika'da arastirmalarini tamamlayarak bu batik uygariik hakkinda bes eser yazmistir.

 

Churcward'in kaynaklari, Bati Tibet'te bir mabette, bu mabedin basrahibi tarafindan kendisine verilen "Naacal Tabletleri" ile, Amerikali Jeolog William Niven'in 1921-23 yillari arasinda Meksika'da ortaya çikardigi tabletler olmustur.

 

Bilim dünyasi, gerek Churchward'in ortaya çikardigi Mu uygarliginin, gerekse bir diger batik kita olan Atlantis'in varliklarini kuskuyla karsilamaktadir. Ancak yine bilim dünyasi, bu iki kitanin battigi öne sürülen tarih olan 12 bin yil önce dünyada büyük bir jeolojik olayin yasandigini onaylamaktadir. Kaldi ki, dünyanin hemen her yerindeki kavim ve milletlerin tufan efsaneleri de, büyük bir felaketin yasandigini dogrulamaktadir ve bilim dünyasi ister kabul etsin, ister etmesin, Misir, Maya kalintilari, Paskalya adasi uygarligi gibi ~ugün nasil ortaya çiktiklari izah edilemeyen birçok eser bu batik kita uygarliklarinin varligi ile mantikli izahlara kavusabilmektedir.

 

Evrim kuramlari ve genel bulgulara göre, günümüzden 200 ile 500 bin yil önce iki ayagi üzerinde dik olarak durabilen "Homo Erectus" yerini, düsünebilen insan "Homo Sapiens"e birakmistir. Homo Sapiens'in ortaya çikis tarihini 200 bin yil önce olarak kabul etsek dahi, o günden bu güne kadar insanoglunun sadece günümüz uygarligini yaratmis oldugunu düsünmek, insanlik adina büyük bir bencilliktir. 200 bin yil önce dünyaya gelen ve uzmanlarca beyin agirligi ve düsünme kapasitesi günümüz insani ile ayni olarak kabui edilen Homo Sapiens, ne olmustur da, 194 bin yil bekledikten sonra, günümüzden 6 bin yil önce birden bire dev adimlar atmaya karar verniistir? Nitekim, günümüz bilim çevreleri, tekerlegin ve yazinin ancak M.Ö. 4 binlerde bulundugunu öne sürniektedir.

 

Ancak, dünyanin geçirdigi tufan felaketi nedeniyle çok az belge ve bulgunun kalmis olmasina ragmen, bu belge ve bulgular, insanoglunun dünya üzerindeki uzun geçmisinde, günümüz uygarliginin disinda en az bir büyük uygarlik daha yaratmis oldugunu ve hatta bugünkü uygarligin temellerinin de bu eski uygarlikta atildigini ortaya koymaktadir.

 

James Churchward 1883'de, Bati Tibet'te bir manastirda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çikartti. Tibet'te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkindaki arastirmalari dogruitusunda Tibet'teki manastirlari dolasirken, yolu Bati Tibet'te bir manastira düstü. Bu manastirin, "Büyük Rahipler Kardesliginin" önde gelen üyelerinden olan bas rahibi Rishi, Churchward'a, günümüzden 15 bin yil önce yazilmis "Naacal Tabletleri"ni gösterdi.

 

Rishi'nin Churchward'a, binlerce yildir sir olarak saklanan tabletleri niçin gösterdigi bilinmiyor. Ancak, kendisi de bir inisiye olan Rishi'nin, baska kanallardan da olsa Ezoterik doktrini bünyesinde yasatan bir diger kardeslik örgütüne, Masonluga üye olan Churchward'i kendisine yakin buldugu ve bazi sirlarin bati dünyasina açiklanmasi zamaninin geldigine inandigi tahmin ediliyor.

 

Rishi, bu düsüncelerle Churchward'a iki yil boyurica üstadlik yapti ve sadece büyük rahiplerin bildigi, Naacal Tabletlerinin yazildigi ölü dili kendisine ögretti.

 

Naacal dilini ögrenen ve tabletleri inceleyen Churchward, bu tabletlerin isigi dogultusunda batik kita Mu ve uygarligiitin izlerine rastlamak umuduyla 50 yil süren arastirnia gezilerine basladi.

 

Pasifik okyanusundaki hemen bütün adalarda, Sibirya ve Orta Asya'da, Avusturalya'da, Misir'da incelemeler yapan Churchward'a yeni nur kaynagi Meksika'da parladi. Amerikali Jeolog William Niven, 1921-23 yillari arasinda Meksika'da yaptigi kazilarda, 11.500-12.000 yil önce yazildiklari saptanan 2600 dolayinda tablet buldu. Bu tabletlerdeki yazilar ne Niven tarafindan, ne de tabletler üzerinde uzun bir inceleme yapan Carnegie Enstitüsü uzmanlarindan Dr. Morley tarafindan okunamadi. Tabletlerin varligini duyan Churchward Meksika'ya gitti ve Tibet'te ögrenmis oldugu Naacal diliyle yazili olduklarini ispatladigi Meksika tabletlerini çözmeyi basardi. Tibet tabletlerinde eksik kalan bilgilerini Meksika tabletleri ile tamamlayan Churchward, batik uygarlik Mu hakkinda büyük'yankilar getiren eserleririi yazdi.

 

Churchward ve Niven'in bulgulari, Mu kitasinin bugünkü Pasifik okyanusunun oldukça büyük bir bölümünü kapladigini, Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adalari ile diger Polonezya adalarinin bu batik kitadan artakalan parçalar olduklarini ortaya koydu. Danimarkali arastirniaci ve yazar Eric Von Daniken de, birbirlerinden binlerce kilometre uzakta olan bu adalar kültürlerinin sasilacak derecede benzedigine isaret ediyor. Churchward'a göre Mu kitasi, dogudan batiya 8 bin kilometre, kuzeyden güneye de 5 bin kilometre uzunlugunda dev bir ada kitaydi. Naacal tabletleri bu kitanin, uygarligin besigi oldugunu öne sürniektedir. Yaklasik 70.000 yillik bir uygarlik geçmisine sahip olan Mu; zaman içerisinde tüm dünyada birçok koloniler ve büyük imparatorluklar olutturmuttur.

 

Mu uygaliginin kolonilestirdigi ve daha sonra bagimsizlasarak birer imparatorluga dönüsen en önemli iki devlet, Atlantis ve Uygur Imparatorluklaridir (8). Ayrica, bugün Antik Misir, Çin, Hint ve Maya uygarliklari diye bilinen uygarliklarin kökeninde de Mu uygarligi yatmaktadir.

 

Mu uygarliginin ne zaman basladigi bilinmiyor. Naacal Tabletleri ve Meksika'da bulunanlar bu konuda aydinlatici olamadi. Ancak tabletler, Mu'nun kolonilesme ve uygarliginin temelini olusturan dinini yayma asamasina 70 bin yil önce geçtigini gösteriyorlar.

 

15 bin yasinda olduklari belirlenen Naacal Tabletleri evrenin baslangici ve ortaya çikisi konusunda ayrintili öngörüler kapsamakta. Bu tabletlere göre, evrenin baslangicinda sadece ruh vardi. Daha sonra bu ruhtan, bir kaosun hakim oldugu uzay var oldu. Zamanla kaos yerini giderek düzene birakmaya basladi ve uzaydaki sekilsiz ve daginik gazlar biraraya geldi. Bu gazlar, günes sistemlerini ve gezegenleri olusturmak için katilasti. Katilasma sirasinda önce hava, sonra su olustu. Sular dünyayi kapladi. Günes isiklari tiavayi ve suyu isitti. Bu isiklar ve toprak altindaki ates, üzerinde su bulunan topraklari yiikseltti ve bunlar açik toprak oldu. Günes isiklari suyun içinde ve balçikta kozmik hayat yumurtalarini (Rna-Dna) olusturdu. Ilk hayat sudan çıkti ve tüm yeryüzüne yayildi.

 

Günümüzde geçerli evren ve yasamin olusumu teorilerine bu denli benzerlik tesadüf olamaz. Zaten, en az 70 bin yasinda olan bir uygarliktan daha farkli bilgiler ummak da saçmalik olur. Mu uygarliginin ulastigi seviyeyi gösternie açisindan bir baska kaynaktan yararlanalim. Günümüzden 3 bin yil önce yazilmis Mahabharata'da, uzak geçmiste insanoglunun kullandigi bir silah tarif ediliyor: "Dumansiz bir atesin isiltisina sahip olan ve alevler saçan bir mermi atildi. Birden heryer karanliga gömüldü. Daha sonra, gözleri kör eden bir isik ve kulaklan sagir ederi bir gürültü çikti. Ardindan meydana gelen büyük isida sular buharlasti. Filler, atlar, insanlar bir anda kavruldn. Agaçlar tamameri yandi. Heryer yeniden aydinlandiginda koca ordudan geriye sadece bir avuç kül kalmisti"...

 

Bu efsane, atalarimizin ulastigi uygarlik düzeyinin yanisira, onlarin dünyasinin da bugün oldugu gibi, baristan yana pek nasibini almadigini gösteriyor.

 

Mahabharata efsanesi ve Sodom ve Gomora'nin yokolusu gibi diger bazi efsaneler, Atlantis ve Mu kitalarinin batisi teorilerinden birisini destekler niteliktedir. Ancak bu konuya daha sonra deginilecegi için simdi, Mu uygarliginin yönetilis biçimine ve bunun araci olan ilk tek Tanrili dine, "Mu Dini"ne göz atalim.

 

Mu uygarligi bir imparatorluktu ve imparatorlann ünvani, günesin oglu da denilen "Ra Mu" idi. Mu imparatorlugunun bir diger adi da "Günes Iriiparatorlugu"ydu. Mu dilinde "Ra" kelimesi, giines anlamina geliyordu. Mu'nun kolonisi olan Misii da da günes tanriya "Ra" adi verilmistir. Ayrica, kökleri Mu uygarligina kadar uzandigi sanilan Japonya'da da imparatorun ünvani "Günesin Oglu" dur. Bunun yansira eski Maya ve Inka uygarliklarinda da krallar ayni ünvani kullanmislardir. Imparatorun altinda, hem bilim adami hem de rahip olan "Naacaller" bulunuyordu ve burilar yönetici sinifi teskil ediyordu. "Kutsal Sirlar Kardesligi"nin üyesi olan Naacaller'in tüm dünyaya yaymis olduklari "Mu Dini", belki de insanligin tanidigi ilk tek Tanrili dindi. Naacaller bu dini, siradan insanlara, anavatan ve koloniler halklarina anlatirken, anlasilmasi daha kolay olan semboller dilini kullanmayi tercih ediyoriardi. Bu sembollerin Ezoterik anlamlanni sadece inisiye edilmis kardesler ve imparator Ra-Mu bilmekteydi.

 

Naacaller'in sembolleri daha çok geometrik sekilleri kapsiyordu. Alaacal ögretisi, evrenin ortaya çikisinda en önemli görevin Tannnin geometri ve mimarlik vasiflarina düstügünü öngörmektcydi. Mu dinine göre Tann o kadar kutsal bir varlikti ki, dogrudan agiza alinamazdi. Bir sembol vasitasiyla ifade edilmezse, siradan insanlar tarafindan idrak edilemezdi. Iste bu Yüce Varligin sembolü, Günes yani "Ra" idi. Tanrinin günes oldugu iddiasindaki tüm saptiriimis iddialann ve günes kültü diye nitelendirilen inamslarin kökeninde yatan olgu budur.

 

Naacal ögretisinde Günes dogrudan Tann degil, onun birliginin ve tekliginin kitleler tarafindan daha iyi anlasilmasi için seçilmis olan bir semboldü. Sembollerin kullanilmasindaki bir diger amaç da, belirli ifade tarzlannin kaliplasmasini önlemek ve gelismeler dogrultusunda sembollere yeni anlamlar yükleyerek, dinin bagnazliktan ve dogmalardan kurtulmasini saglamakti. Ancak, uygarlik çöküp, ana kaynak yok olunca, zaman içinde bu sembollerin kendileri putlasti ve çok tanrili dinlerin dogmasina neden oldu.

 

Semboller vasitasiyla tek Tanriya tapinimi ögreten dinin büyük rahibi, dolayisiyla kutsal kardeslik örgütünün de basi, Ra Mu'nun kendisiydi. Ancak imparatorun hiçbir Tanrisal kisiligi yoktu ve sadece konumu nedeniyle, sembolik olarak "Günesin Oglu" ünvanini tasiyordu.

 

Naacal kardeslerinin, ögretilerini yaydiklari ve yeni üyeleri inisiye ettikleri mabetler, kitanin her yerine ve kolonilere dagilmis vaziyetteydi. Dev blok taslardan yapilan bu mabetlerin damlari yoktu ve bunlara "seffaf mabetler" deniliyordu. Günes isiklarinin inisiyeler üzerine dogrudan ulasmasi için mabetlere dam yapilmiyordu. Bu da bir tür semboldü ve Ezoterik anlami, Tanri ile insan arasinda hiçbir engel olamayacagi seklindeydi. Günümüz Masonlugunda da ayni sembol kullanilmakta ve Mason mabetlerinin tavanlari, sanki üstü açikmis gibi, gökyüzünü sembolize eder biçimde düzenlenmektedir.

 

Mu dini sembollerinin en önde geleni, ".Mu Kozmik Diyagrami"dir. Bu diyagramda, tam merkezde bulunan daire Günesin, "Ra"nin, yani tek Tanrinin kollektif simgesidir. Üçgen içindeki daire, tanrinin gözünün daima insanlarin üzerinde oldugunun, içiçe geçmis iki üçgen, iyiligin ve kötülügün birarada bulundugunun simgesidir. Bu üçgenlerden yukari dönük olani iyiye, yani Tanriya ulasmayi, asagi bakani ise yeniden dogus yasasi uyarinca geriye dönüsü remzeder. Her ikisinin birarada olusturdugu alti köseli yildiz, adaletin sembolüdür. Ayrica bu yildizin herbir ucu bir fazileti remzeder ve insan ancak bu faziletlere sahip olunca Tanriya ulasabilecektir. Alti köseli yildizin disindaki çember, dünyadan baska alemierin de bulundugunu, bunun disindaki 12 fisto ise, insanin uzak durniasi gereken 12 kötü egilimi simgeler. Insan ruhu, diger alemlere geçmeden önce, bu 12 dünyasal kötü egilimden kurtulmak zorundadir.

 

Asagi dogru inen sekiz seritli yol ise, ruhun Tanriya ulasmasi için tirrrianmasi gereken asamalarin ifadesidir. Ruh, en alt kademeden, cansiz varliktan mükemmele, yani Kamil Insan'a ulasmak zorundadir.

 

Naacal mabetlerinde ay, bir sembol olarak günesin hemen yaninda yer alir. Hem baba, hem ana olan Tanrinin eril sembolü günes ise, disil sembolü de ay'dir. Kozmik diyagram üzerinde de görülecegi gibi üçgeriin ve üç sayisinin Naacal ögretisindeki yeri büyüktür. Üç sayisina verilen önem Mu kitasinin kendisinden kaynaklanmaktadir. Mu kitasi üç parçadan olusmus, ve aralarinda ~lar bogazlarin bulundugu adalar toplulugudur. Bu nedenle üçgen, hem Mu kitasini, hem de, Tanrinin eril ve disil yönleri ile onlardan südur eden Ilahi Kelami, yani evreni simgeler. Üçgen içindeki göz, ana kaynagin, yani Tanrinin, varligini insan üzerinde daima hissetfirdigini, bir biçimde onu gözledigini remzeder. Bu sembol, Osiris iIe önce Atlantis'e buradan Hermes ile Misir'a, Misir'dan Yunanistan'a ve nihayet günümüzde Masonluga kadar ulasmistir.

 

Birçok sembol gibi, Ezoterik Sirlar Ögretisinin üyelerini kabul ettigi inisiasyon törenlerinin kökeni de, Mu Naacal okulundadir. Degisik örgütlenmeler vasitasiyla 'günümüze kadar ulasmis bu inisiasyon töreninde aday, uzun bir hazirlik ve sorusturma döneminden sonra, layik görülmesi halinde kardeslige kabul edilirdi. Naacal kardeslik örgütüne üyelerin seçilerek âlindiklari disinda, kabul töreni ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamakta. Ancak, Naacal kardesliginin son duragi olarak da kabul edilebilecek Misir'in Hermetik kardesligine kabul töreninin Naacaller'in uyguladiklari törenden daha farkli oldugunu varsaymak için hiçbir neden yok. Bu törenin ayrintilarina Misir uygarligini incelerken dönülecegi için, simdi Naacal ögretisinin diger kavramlarina geri dönelim.

 

 

 

Mu dininin dört temel kavrami vardir:

1-Tanri tektir. Hersey ondan varolmustur ve ona dönecektir.

2-Ruh ile beden birbirinden ayridir. Beden ölür ve ayrisirken ruh ölmez.

3- Ruh, mükemmelige ulasmak için degisik bedenlerde yeniden dogar.

4- Mükemmelige ulasan ruh Tanriya döner ve onunla birlesir.

 

Naacal ögretisine göre, Tanri, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurrriustur. Ancak bu evrensel sevgiyi kavrayabilecek vasifta olan ruhlar ona geri dönebilecek yeterliliktedir. Bu vasiflara sahip bir insan olabilmek ancak Naacal kardesi olmakla ve kardeslerin de ögretiyi derece derece sindirmeleri ile mümkündür. Naacaller, yalnizca üstad rahiplerin bu atamaya ulatabileceklerini kabul ederler.

 

Naacal ögretisinin bir diger temel dayanagi, Tanrisal Nurdan çikmis olan dört temel gücün kainati kaosdan düzene geçirmis olduklari teorisidir. Tanrinin kendi asli nitelikleri olarak kabul edilen bu dört temel güç, "dört büyük insaatçi", "dört büyük mimar", "dört büyük geometri üstadi" olarak adlandirilir. Bu dört temel eleman, ates, yel, su ve toprak'dir .

 

Semavi dinlerin dogusu ile bu dört temel eleman, "dört bas melek" olarak adlandirilmislardir. Naacaller bu dört temel gücü gamali haç ile sembolize etmislerdir. Jeolog Niven'in buldugu tabletler üzerinde rastlanan bu haçlardan, kollaninin dördü de ayni uzunlukta olaninin dört gücün esitligini, uçlari kivrik gamali haçlardan agizlarr sola dönük olanlarin iyiligi, saga dönüklerin ise kötülügü simbelediklerini görüyoruz. Bu konular üzerinde derin arastirmalar yapmis olan Hitler'in, imparatorluguna sembol olarak ucu saga dönük gamali haçi seçmis olmasi bir tesadüf degildir. Isa'nin da ögretisinde kullandigi haç sembolü ayni kaynaktan, Mu'dan gelmektedir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188618.jpg

 

Büyük Okyanus'ta yer alan ve 14 bin yıl önce batan efsanevi kıta "MU". Binlerce yıl öncesine dayanan mitlere göre, kıta üzerinde yaşayan 64 milyon insan esrarengiz bir şekilde sulara gömülmüştü.

O kıta batmasaydı insanlık belki de bugün olduğu yerden çok ileri olacaktı. Peki neydi bu kıtanın esrarı?

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188617.jpg

 

Efsanevi ada üzerinde dört ayrı ırk, tek tanrılı bir din, sembolizme dayalı bir öğretim sistemi ve gelişmiş bir uygarlık yaşadığına dair ilk iddianın sahibi James Churchward.

 

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188616.jpg

 

 

Ne mi diyordu James Churchward? Churchward'ın adayla ilgili en önemli iddiası yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı yer olmasıydı.

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188615.jpg

 

Yine bu iddiaya göre, Yeni Zelanda ve Hawaii de birdenbire ortadan kaybolan bu esrarengiz kıtanın parçaları. Peki neden yok oldu bu koca kıta?

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188614.jpg

 

 

Varsayımlara göre, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, kıta milyonlarca kişiyle birlikte sulara gömüldü.

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188613.jpg

 

 

Şimdiye kadar ortaya atılan tüm bu iddialar ve Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir.

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188612.jpg

 

Çin'e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde kıtamız battı, biz de buraya kaçtık yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir.

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188611.jpg

 

 

Mu Kıtası, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188610.jpg

 

 

Deniz dibinde bulunan kalıntılara Karbon testleri yapılmıştır.

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188609.jpg

 

 

Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve mu varsayımını destekleyenlerin mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188608.jpg

 

 

Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188607.jpg

 

Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan, üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.

 

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188606.jpg

 

 

Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188605.jpg

 

 

Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188604.jpg

 

 

Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Aynı tarihlerde Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188603.jpg

 

 

Mu dininin öğretimini "Naakaller" adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188602.jpg

 

 

Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188601.jpg

 

 

Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188600.jpg

 

 

Ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "o" diye hitap ettikleri tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında ra-mu adıyla ifade edilirdi. "Ra" sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.

 

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188599.jpg

 

 

 

Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188598.jpg

 

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188593.jpg

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188592.jpg

 

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188591.jpg

 

 

http://g1.milliyet.com.tr/Detail/2010/06/17/-kayip-kita-nin-gizemi-kayip-kita-mu-1188589.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çin'e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde kıtamız battı, biz de buraya kaçtık yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir.

 

 

 

burda kopuyor bendeki zincir... Şimdi tarihi çağlar yazının icadı ile başlar klasiktir herkes bilir... Tüm dünyanın kabül ettiği bir gerçektir yazının icadının tarihi bundan en fazla 6000 yıl öncesine dayanır denir e şimdi c14 testi ile varlığı ve gerçekliği sabit denen bu tabletler nasıl 14000 yıl öncesine ait oluyor? O zaman tarihi devirleri çok daha önceden başlatmak gerekmez mi? Tüm tarih adamları uyuyor mu? Ayrıca bundan 2000 yıl öncesine ait orta asya kültürülerine ait tabletlerin yazıları bile henüz tam çözülememişken 14000 yıl öncesinden kalan tabletler nasıl oluyorda muntazam bir dille meramını anlatabiliyor? Bana pek inandırıcı gelmedi ama yine de şüpheci olmakta fayda var...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

teşekkürler,

 

sonuca farklı bir paradigma açayım :)

 

işte bu topraklar böyle, gün gelir üstünde en büyük medeniyeti kurarsın güç ve iktidar sahibi olursun tüm dünya topraklarına karşı, sonra gün gelir, devran döner.

üzerinden iktidar ve güç sahibi olduğun (u zannettiğin) o topraklar seni de güç ve iktidarını da değil ayaklar altına taa içine kadar gömer.

 

sadece bir kaç tuğla, yapı, çamak-çömlek ile adın ve şanın kalır....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Mu uygarlığı, Mayalar, Aztekler ile ilgili yazılan kitaplar gerçekten insanı hayrete düşürüyor.Mayalardan günümüze kalan ve şuan ki teknolojiyle bile imal edilemeyen eserler var.Yıldızları gözlemlemişler, yerlerini tam olarak belirlemişler.Nasıl yapmışlar bilen yok ama yapmışlar.Bütun bunları düşününce neye inanacağını şaşırıyor insan.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

james churchward'ın mu hakkında bütün bilgilerini aldığı bu 15.000 yıllık tabletleri ondan başka gören yok bu da küçük bir ayrıntı

 

Bundan emınmısın yukarıdakı videoda 15000 yıllık tabletlerı meksikada baska bır arkadasının buldugu yazıyor arkadasıda bilim adamı adını soyluyorduda simdi unuttum kendisinin bulduguda hindistanda bir rahiptenmi ne alıyor o tabletlerdeki dilide o rahip öğretior sanırım(burdada bir çelişki var videdoda 50 yıl boyunca kendi basına ögrnmeye calıstıgı soylnıor ama yazıda o rahibin öğrettiği yazıyor)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bundan emınmısın yukarıdakı videoda 15000 yıllık tabletlerı meksikada baska bır arkadasının buldugu yazıyor arkadasıda bilim adamı adını soyluyorduda simdi unuttum kendisinin bulduguda hindistanda bir rahiptenmi ne alıyor o tabletlerdeki dilide o rahip öğretior sanırım(burdada bir çelişki var videdoda 50 yıl boyunca kendi basına ögrnmeye calıstıgı soylnıor ama yazıda o rahibin öğrettiği yazıyor)

 

kitabında anlattığına göre iki tablet serisi var.birincisini hindistanda bulunduğu sırada bir tapınağın başrahibi sayesinde buluyor,tapınağın gizli arşivlerinden çıkartıyorlar.tabletlerdeki dili de bir tek başrahip biliyor ve james curchvward'a öğretiyor.bunlar zaten kutsal ve gizli metinler olduğu için başrahibin ricası üzerine tapınağın adını açıklamıyor kitabında. diğer tablet serisini de william niven adlı bir mineralbilimci meksikada buluyor.bu tabletler 2500'ü geçik bir taş koleksiyonu ve niven bu tabletleri yıllar içinde satıyor,bu tabletlerin içinde de günümüze ulaşan yok.bazı kaynaklarda bu tabletlere karbon 14 testi yapıldığı rivayet ediliyor ama karbon 14 testi 1949 tarihinde icat edildi,william niven 1937'de ölmeden tabletleri elden çıkarıyor..sonuç oalrak 2500 koleksiyonluk parçadan hiç günümüze kalan yok,gerçek olup olmadıkları belli değil ve hindistandaki tabletleri de sadece rahip ve churchward gördü.şeyhin kerameti kendinden menkul bir durum yani

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...