Jump to content

Oruç Aruoba


semuel

Önerilen Mesajlar

şiirde bir kelimeye bin anlam yükleyebilen filozof şair.bazı şiirlerini paylaşmak istedim.

 

YAZILAMAYAN ZAMAN

 

Herşeyi yazarım da

zamanı yazamam -

o yazar çünkü

beni.

 

Yazar beni

yavaş yavaş

özenli -

azalta azalta

görkemli -

sanki

dolduracakmış

olduracakmış

gibi.

 

Halbuki

sıyırıp düşürmüştür

tırnağımdaki çürüğü

parmağımdaki yarayı

kabuk kabuk

geçirmiştir -

geçerken, sanki

çoğalta çoğalta

yazarak

beni:

özenli

görkemli.

 

O. ARUOBA

 

 

 

BURADA

 

"Şimdi buradayım

biraz önce yoktum"

 

hiç

bir

şey

yok

 

Önce, oldu:

kıpırdandı

belirsiz -

bir şiddetli boşluktan

tatlı bir özleme doğru.

 

Belirsiz.

 

Sonra, oluştu:

devindi

kesik kesik

sabırsız -

bir sevinçli duyumdan

ılık bir beklentiye doğru.

 

Kesik kesik

sabırsız.

 

Derken, doldu:

yayıldı

güçlü güçlü

kocaman

aldırmasız -

bir gerilimli doygunluktan

dingin bir sancıya doğru.

 

Güçlü güçlü

kocaman

aldırmasız.

 

Şimdi, doğdu:

patladı

çığlık çığlığa

nefessiz

yırta yırta

acımasız -

bir tatlı özlemden

şiddetli bir boşluğa doğru.

 

Çığlık çığlığa

nefessiz

yırta yırta

acımasız.

 

Şimdi burada:

biraz

önce

yoktu.

 

 

 

GÜNDÜZ YARASALARI

 

I.

 

 

Neyiz ki biz?

 

İlk ışınları görününce güneşin,

 

Kaparız tepenin gözkapaklarını

 

Çam değiliz ki, kollarımız açık

 

Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.

 

Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,

 

Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,

 

Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.

 

Tanımayız alacakaranlığı delen,

 

Tepelerin arasından seçen bakışı.

 

Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.

 

Gündüz yarasalarıyız biz.

 

 

 

II.

 

 

 

Geceyi düşleriz gündüzken,

 

Geceyken de gündüzü,

 

Yitirebileceklerimiz yitiktir

 

Onlardan uzaktayken ama

 

Özleriz, döneriz yeniden

 

Yitirmeden

 

Yitirebileceklerimizi

 

Yitiremediklerimize.

 

Yitirebilirdik, deriz;

 

Ama yalnızca bir fiil çekimi bu

 

Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.

 

Gündüz yarasalarıyız biz.

 

 

 

III.

 

 

 

Sağlamdır düşünce temellerimiz,

 

Ama altlarında kist vardır, sonra kum

 

Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın

 

Taştan duvarlarımızla, dimdik

 

Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı

 

Kaydırır temellerimizi hemen.

 

Duyarız yerçekimini hemen,

 

Titreriz. Sımsıkı, gergin

 

Bağlar vardır

 

Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,

 

Ya temelsizse temeli

 

Bütün bu bağları

 

Bağlayan

 

Bağın?

 

Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.

 

Gündüz yarasalarıyız biz.

--------------------

DALDA

 

Buradayım:

Uyurum belki bir gün.

 

Belki bitiririm bir gün

delik deşik kozamı

dökülüp gitmeden bütün dut yaprakları

bir gün

bir güç bulur içimde

son bir gayretle

son salgılarımı gezdirir

deliklerimde tırtılım

tıkar gediklerimi.

 

O zaman

büzülür, dalarım uykuya -

eski beni yokedecek

yeni beni varedecek:

Bomboş, dopdolu

seslerden, esintilerden uzak

içinde gittiğim

oluştuğum.

 

O uyku:

Bembeyaz.

Benden önce de uyunmuş

benden sonra da uyunacak.

Simsiyah.

Korkulacak, özlenecek -

eskileri geride bıraktıracak

yenileri geri getirecek

o uyku.

 

O uyku:

Verimsiz, çiçek dolu.

Grilerden, renklerden uzak

içinde yittiğim

oluştuğum - olduğum

o uyku.

 

Uyanışı var mı, olacak mı

belli olmayan:

Belki çürüyüp kuruyup içinde

yiteceğim

belki kanat takıp içinden

çıkacağım

o uyku.

 

Herşeyi, herkesi geride bırakabileceğim -

yalnızca yeni ben, onun yeni gökyüzü

yeni kanatları, rengarenk

geniş, gergin.

 

Neleri, kimleri bırakıp ilerlediğim -

neleri, kimleri anımsadığım, özlediğim

belli olmayan:

hiç olmadığım, hiç olmayan

o uyku.

 

Hiç olmadı, belki hiç olmayacak

o renkli güçlü kanatlar

o hafif esintili uçuş

o aldırmaz bakış -

olmadı hiç:

olmayacak.

 

Zaten

tırtılım da kozam da

olmadı benim hiç -

kelebeğim, hiç:

 

Ben zaten

hiç olmadım.

Hep vardım oysa ki.

 

O uyku:

yokolmam ile varolmam arasındaki

köprü

beni en baştan yaratacak

dürtü -

hiç olmadı.

 

Hep vardım oysa ki:

Hep arayarak

dingin seslerden çıkıp gelecek

bir tınıyı:

Beni varedecek

kanat olacak

açılacak, yayılacak

acılı olacak

sevinçli

bir tını.

 

Hep olan

Hep olacak.

 

O tını:

Uykum boyu beni oluşturacak

sonra bırakacak varolmayı bana

uyandıktan sonra:

Yoktu

olmayacak.

 

Uyuyamadığım

uyanamadığım

o uyku:

olmadı

yoktu

olmayacak.

 

ARUOBA

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Denizde..

Aldanma

orada

yağmur bekliyor seni:

şimşek, yıldırım, fırtına

soğuk.

Burada

ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar

aldatmasın seni:

Tufan

bekliyor orada seni.

 

Aldatma kendini:

olmayacak Nuh'un gemisi

kurtaracak seni -

uçacak güvercini

getirecek yaprağı

olmayacak.

 

Sular akacak

çağlayacak, kabaracak

dolduracak her yerini

sürükleyip

götürecek

seni

 

Aldanma

orada

yıkım bekliyor seni

gürültü, çöküntü, göçük

deprem.

Burada

sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar

aldatmasın seni:

Ölüm

bekliyor orada seni.

 

Aldatma kendini:

olmayacak İbrahim'in koçu

kurtaracak seni -

indirtecek bıçağını

sağaltacak yüreğini

olmayacak.

 

Acılar akacak

çağlayacak, kabaracak

dolduracak her yerini

sürükleyip

götürecek

seni

 

Aldanma

aldatma kendini

aldatmasın seni

burada

boşluk -

yokluk

bekliyor orada seni

 

Özlediğin Gidip Görmediğindir..

Özlediğin, gidip göremediğindir;

ama, gidip görmek istediğin

 

Özlem, gidip görememendir; ama

gidip görmek istemen

 

Özlediğin, gidip görmek istediğin-

ama gidip göremediğin

 

Özlem, gidip görmek istemen-

ama, gidememen, görememen;

gene de, istemen

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yaşama dair:

"yaşam hep, birlikte yapılabilceklerin hayallerinin, yalnız kalmalarının kıyılarında parçalanışının sürecidir-bazı kişiler için böyledir bu, en azından; belki de sen de onlardan birisin...

yaşam, hep, birliktelik umutları -vermeyecek- umduracak sana -sonra,onları alacak, yalnızlık kuyusuna atıp, boğacak. -o kuyudan nasıl çıkabilirsin- ya da, orada yaşamayı nasıl öğrenebilirsin-

-allah bilir!...

 

-ki, "yaşamakta olman bile bir önyargıdır belki"...

 

 

 

" bazı şeyleri (belki her bir

şeyi)

yaşayıp bitirmek gerekir: yoksa,

yaşayıp durdukça

bayatlarlar."

 

 

 

ozlem, özleyenin özlenen ile yeniden buluşma olasılığı arttıkça ya da zamanı

yaklaştıkça -garip ya işte- azalacağı yerde çoğalır.

 

Özlemi azaltabilecek tek şey, özlenenin kendisidir. Özleyenin

kollarında, kanlı canlı orada olması...

 

Özleme tek çare, özlemin artık olamamasıdır.

Yoksa özlem hep vardır...

 

halvet, eskilerin tasarımlarında şu yüzden o kadar önemli bir yer tutar ki

özlemin temel koşulunu içerir: Hasret, içindeki özleyenin, özlenen ile

birarada olamazken Vuslat umarak, onunla birarada olmayı, Halveti

kurmasının koşulu...

 

iş, aslında şöyle bir üçlü içinde yürür:

hasretvuslathalvet

 

ozlem, şimdi özlenen ile birarada olamamaktır.

kavusma, şimdi özlenen ile yeniden biraraya gelmektir.

birlesme, şimdi özlenen ile birarada olmaktır.

 

Bu üçlünün oluşturduğu, aslında geçmişte tersinden işlemiş olan bir

süreçtir. şimdi özleyen ile özlenen olan iki kişi, geçmişte önce birarada

olmuş, sonra hep biraraya gelmiş, sonra da ayrılmışlardır. şimdi özleyen

süreci gerisin geriye yürür geleceğe doğru...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Cogito -Öldürülme Terminolojisi ( Radikal Gazetesi 04-03-2008 )

 

 

 

Biz öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.

 

Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur, kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?

Kendimizi aldatacak kadar ileri?...

 

 

* * *

Eskiden devletler biraz daha mı dürüstlerdi acaba? Örneğin bugün 'Savunma Bakanlığı' adını kullanan makam, kendisine 'Savaş Bakanlığı' (bizde 'Harbiye Nezareti') derdi. Bugün 'Silahlı Kuvvetler' ('Armed Forces'ın çevirisidir) adını kullanan kurumun adı 'Ordu'ydu. Bu 'Ordu' da, bir yerlere gidince, savaş etmek için giderdi, 'işgal eder', 'muharebe eder'; 'hücum eder' ve 'zayiat verdirir', 'telefat verir'di. Bugünlerdeyse, 'harekât düzenleni'yor, 'tesisler tahrip edili'yor, 'sıcak temas sağlanı'yor ve 'teröristler etkisiz hâle getirili'yor.

 

Bütün bu 'terminoloji', 'insanlar öldürülüyor' dememek için. İnsanların öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz; ama 'dilimiz varmıyor' herhalde, bunu açıkça dile getirmeğe. Üstelik 'şehitler ölmez' diye de bağırıyoruz, oysa pekâlâ biliyoruz ki, 'şehit' olmak 'ölmüş olma'yı gerektirir.

 

Zaten de öyle oluyor: İnsanlar ölüyorlar, çünkü öldürülüyorlar. Öldürülüyorlar, çünkü kendileri de öldürmeğe çalışıyorlar.

Hiç değilse, "Terör örgütü üyesi olmak, bile isteye insan öldürme amaçlı bir işe girişmektir; dolayısıyla, insan olmaktan çıkmayı ve kendi öldürülmesini de hak etmeyi içerir" diyebilsek, yapılan işin öldür(ül)me olduğunu daha açık olarak teslim edebileceğiz, kendimize de başkalarına da. Ama öyle de demiyoruz. Biz öldürünce, 'etkisiz hâle getirmiş'; öldürülünce de 'şehit olmuş' oluyoruz.

 

Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur, kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?

Kendimizi aldatacak kadar ileri?...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GELDİM

 

Oraya geldim -

oradan gittim:

Öylesine yakındık ki.

 

Dalından kopardığım yeşil elmanın

iki yarısı değil

hepsini yediğin kendisi gibi.

 

İçinden geçtiğimiz kokulu karanlığı

delip geçen parlak ışığım gibi.

 

Koyu yeşillikler içindeki evin

gözümüze çarpıveren

sarı sıcak penceresi gibi.

 

Ayaklarımızın altında kıpırdanan

serin denizin parıltıları gibi.

 

Öylesine yakınız ki

oraya geldim -

orada olacağım.

 

Yorgun musun?

Yattın mı?

 

Uyu -

düşünme beni.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Semuel harikasın O.A. sanırım Türkiye de ki en sağlam Filozoftur. En azından bu benim böyle. Bir sayfa da ben açmıştım ama yalnızca de ki işte'den aktarmalar yapmıştım. eğer ilaveler yapacak olursan hangi kitabından yaptığını belirtirsen daha aydınlatıcı olur. Ben de bi düzine kadar kitabı var. O.A. hep ruhuma ayna tutmuştur ve okurken sanki ben yazmışım gibi bir izlenime kapılmışımdır. Kitapları uzun yıllar başucumda kutsal kitabım gibiymişcesine durmuştur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

RENKLERİM

 

Aklaşan grilikte duruyorum -

yeşilleşen mavilik

kararan saydamlık

azalan tirşe:

o mor

hiç olmadı

mı?

 

O tek renk

bulunmadı

mı?

 

Kızıltılı

kahve

rengi

 

Siyah

Beyaz.

Ah,

az -

hiç olmadım

mı?

 

Bulunamadım

mı?

 

Oruç Aruoba

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Su

 

Set çek seline

yavaş yavaş ilerle

damla damla birik.

 

Ak geç ıslattığın kayalardan:

duraksama - uçurur güneş seni.

Atla takıldığın çavlanlardan:

duraksama - savurur rüzgar seni.

 

Aldırma kumlara, çakıllara:

çöker onlar dibe nasılsa -

ilerle yavaş yavaş

birik damla damla

set çek seline.

--------------------

Havada

 

Burada

duvar ile direk

arasında asılı

sallanıyorum.

 

Kenarlarım yırtık

parçalarım sarkık

içim patlak.

 

Burada

geçmiş ile gelecek

arasında gerili

sallanıyorum.

 

Saatlerim çarpık

günlerim çatlak

yılım yitik.

 

Sözcükler gelip geçiyor içimden

anlamsızlığa doğru

eylemler geçip gidiyor elimden

çaresizliğe doğru.

 

Boşalıyorum

burada

hiçlik ile yokluk

arasında.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Havada

 

Burada

duvar ile direk

arasında asılı

sallanıyorum.

 

Kenarlarım yırtık

parçalarım sarkık

içim patlak.

 

Burada

geçmiş ile gelecek

arasında gerili

sallanıyorum.

 

Saatlerim çarpık

günlerim çatlak

yılım yitik.

 

Sözcükler gelip geçiyor içimden

anlamsızlığa doğru

eylemler geçip gidiyor elimden

çaresizliğe doğru.

 

Boşalıyorum

burada

hiçlik ile yokluk

arasında.

 

 

Siteye ilk geldiğimde profilimde vardı bu şiir. Çok severim. Hatırlatman çok iyi oldu yeniden ekliyeceğim :)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Biliyor musun nereden geliyorum ?

 

Oradan:

senin gideceğin yerden-

en dibinden

acıların

en içinden

sevinçlerin:

ikimizin gideceği yerden.

 

Oradan:

ikimizin olduğu yerden-

çevremizden gelen

etkilerden sıyrılıp,

kendiliğimizden

oluştuğumuz yerden.

 

Oradan:

bizim yerimizden-

ikimizin de geldiği yerden:

yenilgiden

üzüntüden

yeşillikten

mavilikten.

 

Biliyor musun

nereden?

 

Yaşamın en dibinden.

İçtenliğin en içinden.

 

Sen ve ben

neden

gelmişsek ve gideceksek

o yere, o yerden

kendiliğimizden,

gideceğiz ve geleceğiz

o yere

yeniden-

 

Sen ve ben

yeniden ve yeniden.

 

senin elin

serin elin

benim elim

derin elim

 

senin elin

benim elim

benim elim

senin elin

 

senin elim

benim elin

 

dingin elin

suskun elim

 

Gidiyorsun:

Bütün ışıklarımı göndersem seninle

aydınlanır mısın?

 

Gidiyorsun:

Bütün sevinçlerimi göndersem seninle

mutlanır mısın?

 

Gidiyorsun:

Bütün hüzünlerimi göndersem seninle

üzülür müsün?

 

Gidiyorsun:

Bütün acılarımı göndersem seninle

yıkılır mısın?

 

Ben

üzüntülü ve yıkık

kalırken

sen

aydınlık ve mutlu

git

ışıklarımla ve sevinçlerimle:

üzülme

yıkılma

aydınlan

mutlu ol.

 

ışık ol

aydınlık ol

sevinç ol

mutluluk ol.

 

Bırak bana

hüzünleri, üzüntüleri

acıları, yıkımı-

al götür

ışıkları, aydınlığı

sevinçleri, mutluluğu.

 

Gidiyorsun:

Bütün kendimi göndersem seninle

götürür müsün?

 

Bak, denizdeyim

diyecektim:

bir serin ürperti

yaladı geçti dalgaları-

diyemedim.

 

Zaten

yoktun ki.

 

Kim bilir

nasıl kuru, nasıl tozlu

nasıl gürültülü-

ama, belki

nasıl da renkli, nasıl canlı

nasıl dingin

bir yerdeydin

günboyu.

 

Şimdi son pırıltılar çekilirken

suların üstünden

sen, belki

nasıl kuru, nasıl cansız

nasıl boğucu

bir yerdesin-

ama, belki de

nasılsa renkli, canlı, dingin-

yerliyerindesin.

 

Ama

yoksun ki.

 

Bak, denizdeyim

diyeektim-

diyemedim.

 

Oraya

senin olduğun yere baktım.

Bir serin ürperti gibi

yaladı geçti dalgaları

o eski deyiş:

How do I love thee?

Let me count the ways-

 

Gördüm seni.

Geldin gözümün önüne:

nasıl da duru, nasıl arı

nasıl canlı-

kuru, cansız, boğucu

yerinde,

bütün bezginliğinin içinde

denizde gibiydin.

 

Ama

yoktun ki.

 

Bak, denizdeyim

diyecektim:

bir ıslak esinti

düştü dalgaların üstüne-

diyemedim.

 

Zaten

yoktun ki.

 

Yokum ben sensiz

yoksun sen bensiz

 

benimle sen

seninle ben

 

Var mısın?

Yok musun?

 

Yok musun?

Var mıyım?

 

Orada

beni düşünüyorsun

Hissettim bunu:

Bir şiddetli rüzgar gibi

aşarak tepeleri

geçerek boğazları

ulaştı buraya

geldi dokundu bana

düşünmen beni.

 

Orada

beni düşünüyorsan

hissetmelisin bunu:

Bir rengarenk ışın gibi

aşarak tepeleri

geçerek boğazları

ulaşmak oraya

gelip dokunmak istiyor sana

düşünmem seni.

.

--------------------

EGO

 

Ben:

nerelere, ne zaman

ne zamanlardan

bu yana

boyuna

çabalayan.

 

Ben:

kimlere kimlerden

ne acılardan

bu yana

boyuna

çırpınan.

 

Ben:

çiçekli baharında gençliğimin

yüreğim umut dolu

yürüyen.

 

Ben:

çelenkli güzünde geçmişliğimin

yüreğim hüzün dolu

duran.

 

Neler, kimler -

çabaladığın, çırpındığın:

ne zamanlar, ne acılar -

ben - ben

dediğin?

 

Veni, veni, venias -

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 

 

Ben:

kimlere kimlerden

ne acılardan

bu yana

boyuna

çırpınan.

 

Ben:

çiçekli baharında gençliğimin

yüreğim umut dolu

yürüyen.

 

Ben:

çelenkli güzünde geçmişliğimin

yüreğim hüzün dolu

duran.

 

Neler, kimler -

çabaladığın, çırpındığın:

ne zamanlar, ne acılar -

ben - ben

dediğin?

 

 

Bunu okummışım. Çok güzel dizeler. Kısa cümlelerde derin derin anlamlar.

 

Teşekkürler...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Özleneni özlendiğini bilen olarak, öyle şeyler yapar ki, tam da kendisini özleyenin özlemi çoğalmasın diye yaptıklarıyla, özlemi, harlandırır.

 

Özlemin kaçınılmaz sonuçlarındandır bu: özleyen de özlenen de, birbirlerini düşündüklerinden, özlemi sürekli hesaba katarlar - ona göre davranmaya çalışırlar; ama, işte, garip bir biçimde 'geri tepe'bilir bu 'hesaba katma'...

 

Özlem, kendini azaltması gereken çabalarla bile, kendini çoğaltır.

 

Örneğin, 'başına bir şey gelen' (diyelim, uzaktayken bir kaza geçirerek hastaneye kaldırılan) özlenen, bunu özleyenden gizlemeye çalışır - ama, bunu yapmaya çalışırken yaptıkları (diyelim, telefon ederek uzaktalığının uzayacağını; yeni bir geziye çıkacağını söylemesi), özlemi -'gerçek durum' olarak da, özleyenin 'bilgi' durumu açısından da- harlar.

 

Böyle bir durumda başına geleni artık açıklamak zorunda kaldığı konuma gelince de, özlenen özleyene, "Sen benim yanımdaydın" diyebilir -Canetti'nin temellendirmesiyle: "Seni bekleyen birisi varsa, gerçekte yalnız değilsindir."...

 

------

 

Özlem, istemenin en temel biçimlerinden biri olduğu halde, kendisi, istenmeyen bir duygudur;

kendisinin olmamasını isteyen duygudur-

özleyenin özlerken istediği, özlemin

-artık / şimdi / bir daha / yeniden -

olmamasıdır.

 

Özlem, kendi yok oluşunu ister - özlem yok olmadıkça, vardır.

 

Özlemin varlığı, yok oluşu içindir; ama yok olamadığı için, var olur.

 

Özlem öyleolur ki, kendisini silmek istediği kadar, nesnesini de silmek ister: özlenen, özleyenin en temelden istediğidir - ama ona, en temel acısını da verendir: nesnesi olmasa, özlem de olmazdı, acısı da...

 

Ama, kendi yokluğunu istemekle özlenenin sürekli varlığını da ister aynı zamanda; çünkü ancak o var olursa öteki yok olabilir-

 

Rig Veda'larda evrenin kuruluşundan önceki durumla ilgili şuna benzer şeyler söyleniyor;

Yokluk da yoktu, varlık da-

Ne yokluk vardı, ne varlık-

Varlık da yoktu, yokluk da-

 

Bunlar özlemin de olmayacağı -daha doğmadığı ve artık olmak zorunda olmayacağı- bir durum için uygun nitelemeler olurdu. Bu böyleyse, bundan, özlemin, evren var oldukça hep var olacağı -hatta yok olsa bile yok olamayacağı- sonucu çıkabilirdi...

 

---

 

Özlem öyle olur ki, sanki dünyanın ortasında,

her şeyi anlamsız kılan bir boşluk uzanmakta;

gelip, özleyenin de içinden, bir kesit gibi,

geçmektedir.

 

Özleyen, bunu duyduğunda, bütün dünyaya sanki

bir sisin ardından bakar gibi olur: bir şeylerin olması ne gereklidir ne de anlamlı -boşluk, uzanır, her şeyin-

dünyanın, özleyenin- içinde...

 

Özlem her şeyi kaplayan boşluktur.

 

Oruç Aruoba

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

“Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir."

"Özgürlük budur belki de – sürekli bir yersizlik; sürüp giden bir yol.”

 

“Yerinden huzursuz olan kişi, yola düşer - yeni bir yer bulmak için olmasa bile, biraz yürümek, yol almak için.”

 

“Yer de, yön de, yol da, bilinçtir.”

 

“Önemli olan, bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olmaktır; aynı şekilde, yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmak.”

 

“Bir yaşam, bir yönün bir yol olup olamayacağının deneme sürecidir.”

 

“Yol, iki yer arası değildir - yer, iki yol arasıdır.”

“Mutlak yeni yol yoktur, fakat yola çıkacak kişi açısından yeni yol çoktur."

 

"Yola çıkan kişi nereye ulaşabileceğini, ancak yürüyüp, yolu aşıp, vararak bilebilir - yol, yürünmeden, bilinmez…”

 

“Yolcuya, yürünmeden, `yardım` edilemez.- Duran, yürüyeni anlayamaz. Yol üstünde tek `yardım` yolu, yürümektir.”

 

“Yolu, yürüyen bilmez; açan bilir.”

Oruç Aruoba, Yürüme

 

EnfeksiyoN tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Türkiye' nin önemli düşünürlerinden Oruç Aruoba'yı 31 Mayıs 2020 tarihinde kaybettik.

 

"Yol, kendine bir yer bulamamışkişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte

bulamayan kişi,

onu yolculukta arar.

Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;

bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki

bir durumsa — kişinin durumu da,

hep, öyle, ya da, böyledir...

Yerini yitiren kişi,

yola çıkmak zorundadır."

 

Yolu ışık olsun...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...