Jump to content

Orhan Veli Kanık Hayatı ve Şiirleri


vhercle

Önerilen Mesajlar

Hayatı

13 Nisan 1914 günü İstanbul'da doğdu. Babası orkestra şefi Mehmet Veli, annesi Fatma Nigar Hanım'dır. Adnan Veli (mizah yazarı) ve Füruzan Yolyapan isimli iki kardeşi vardır.

 

Çocukluğu İstanbul'un Cihangir ve Beykoz semtlerinde geçti. İlkokulu Galatasaray Lisesi'nde yatılı olarak okudu. Babasının Cumhurbaşkanlığı Bando Şefi olması üzerine dördüncü sınıfta iken ailesi İstanbul'dan ayrılınca Ankara Gazi Okulu'na geçti ve ertesi sene Ankara Erkek Lisesi'ne başladı.

 

En yakın arkadaşlarından Oktay Rıfat ile 13 yaşında, Melih Cevdet ile 16 yaşında tanıştı. Bu iki arkadaşıyla birlikte lise yıllarında hazırladığı Sesimiz dergisinde ilk yazılarını yayınladı.

 

1933 yılında liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü'ne başladı. Ancak 1935 yılında okuldan ayrılarak yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.

 

Şair, 1936’da Ankara’ya döndü. Askere gidene kadar PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Bu arada ilk şiirlerini 1936 yılı Aralık ayında Varlık Dergisi'nde Mehmet Ali Sel adı ile yayınladı. 1941’de lise arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını çıkartarak Garip Şiir Akımının öncülerinden oldu. Şiirlerinde yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi.

 

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askerlik uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı. Askerlkten döndükten sonra 2 yıl kadar Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortak çeviriler yaptı. Ancak 1947’de bakanlıktaki “antidemokratik hava” nedeniyle Tercüme Bürosu’ndaki görevinden istifa etti.

 

Mehmet Ali Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını şiirsel bir dille Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca öykülerini de şiire dönüştürdü.

 

1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan Yaprak dergisini çıkarmaya başladı. 28 sayıyı tamamen kendi çabası ile çıkardı. 15 Haziran 1950'ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara'dan ayrılıp, İstanbul'a döndü.

 

1950 sonbaharında, bir haftalığına geldiği Ankara'da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura düşerek ayağından yaralandı. İstanbul'a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü. Ölümü, Türkiye'de o güne kadar hiç bir şairin ölümünde görülmemiş bir yankı buldu. Geniş katılımlı bir cenaze ardından Rumelihisarı Mezarlığı'nda toprağa verildi.

 

 

http://www.mmo.org.tr/mmo/yayinlar/bulten/bulten57/yitirdiklerimiz_dosyalar/image004.jpg148.jpg

 

 

ESERLERİ

Şiir kitapları: Garip (Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le beraber, 1941), Garip (yalnız kendi şiirleriyle, genişletilmiş 2. baskı,1945), Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949).

 

Sağlığında bu altı kitaba aldığı şiirleriyle, bu kitaplara girmemiş başka şiirleri, ölümünden sonra tek kitap halinde basıldı: Orhan Veli, Bütün Şiirleri (1951).

 

Düzyazıları, eleştiri ve hikayeleri: Orhan Veli, Nesir Yazıları (1953, 2. b. Denize Doğru adıyla, 1970) adlı kitapta toplandı. La Fontaine’nin 49 fable’ini nazımla Türkçe’ye çeviren şair (La Fontaine Masalları, 2 kitap, 1943), aynı şekilde Nasrettin Hoca Hikayeleri (1949) adlı kitabında da Hoca’nın 72 fıkrasını nazma çevirdi. Çeviri kitaplarının sayısı 12’dir

 

 

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Kuşlar geçiyor, derken

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.

Ağlar çekiliyor dalyanlarda

Bir kadının suya değiyor ayakları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Serin serin Kapalıçarsı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu

Los kayıkhaneleriyle bir yalı

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

Bir yosma geçiyor kaldırımdan

Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.

Bir şey düşüyor elinden yere

Bir gül olmalı

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

 

Bir kuş çırpınıyor eteklerinde

Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum

Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum

Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından

Kalbinin vurusundan anlıyorum

İstanbul'u dinliyorum.

 

 

 

ANLATAMIYORUM

 

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz,

Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ayrılış

 

 

 

Bakakalırım giden geminin ardından;

Atamam kendimi denize, dünya güzel;

Serde erkeklik var, ağlayamam.

 

Orhan Veli Kanık

 

buda orhan velinin ilk şiiriymiş..........

 

ANNEM'E

 

Fakir yatağının kıyıcığında,

 

Bir ölü lambanın kör ışığında,

 

Sararmış yüzünün kırışığında,

 

Beliren kederi okudum anne!

 

 

 

Dışarda inliyen rüzgâr kudurmuş,

 

Ruhumu okşıyan nefesin durmuş...

 

Bir ümit: Göğsüne uzandı elim;

 

Heyhat ki o müşfik yürek te durmuş.

 

 

paylaşım için saol...

 

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

vesikalı yarim

Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden

tabakam senin yadigarın

iki elin kanda olsa gel diyor telgrafın

Ben seni nasıl unuturum vesikalı yarim

 

İstanbuldan ayva gelir nar gelir

Döndüm baktım bir edali yar gelir

gelir dersem dar gelir

gün asırı alacaklılar gelir

anam dayanamam bu iş bana zor gelir...

 

insanın içini sökerek söylettiği şarkının muhteşem sözleri.

mükemmel bir orhan veli eseri...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

SERE SERPE

 

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;

 

Entarisi sıyrılmış hafiften;

 

Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;

 

Bir eliyle de göğsünü tutmuş.

 

İçinde kötülüğü yok, biliyorum;

 

Yok, benim de yok ama...

 

Olmaz ki!

 

Böyle de yatılmaz ki!

 

 

İNTİHAR

 

Kimse duymadan ölmeliyim

 

Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı.

 

Beni tanımayanlar

 

''Mutlak birini seviyordu'' demeliler.

 

Tanıyanlarsa, ''Zavallı, demeli,

 

Çok sefalet çekti...''

 

Fakat hakikî sebep bunlardan hiçbiri olmamalı.

--------------------

 

?

 

Neden liman deyince

Hatırıma direkler gelir

Ve açık deniz deyince yelken?

 

Mart deyince kedi,

Hak deyince işçi

Ve neden ihtiyar değirmenci

Allaha inanır düşünmeden?

 

Ve rüzgarlı havalarda

Yağmur eğri yağar?

 

 

Başağrısı

 

I

 

Yollar ne kadar güzel olsa

Gece ne kadar serin olsa

Beden yorulur

Başağrısı yorulmaz

 

II

 

Şimdi evime girsem bile

Biraz sonra çıkabilirim

Madem ki bu esvaplarla ayakkaplar benim

Ve mademki sokaklar kimsenin değil

 

 

 

Bir Şehri Bırakmak

 

Bu şehirde yağmur altında dolaşılır

Limandaki mavnalara bakıp

Şarkılar mırıldanılır geceleri.

Bu şehrin sokakları çoktur,

Binlerce insan gelir gider sokaklarında..

Her akşam çayımı getiren

Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen

Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.

 

Bu şehirdedir

Valsler, foksrotlar altında

Suman'dan, Bramsdan

Parçalar çaldığı zaman dönüp

Bana bakan ihtiyar piyanist.

 

Doğduğum köye müşteri taşıyan

Şirket vapurları bu şehirdedir.

Hatıralarım bu şehirdedir.

Sevdiklerim,

Ölmüşlerimin mezarları.

 

Bu şehirdedir işim gücüm,

Ekmek param.

Fakat bütün bunlara mukabil

Yine budur başka bir şehirdeki

Bir kadın yüzünden

Bıraktığım şehir.

 

 

 

Gölgem

 

Bıktım usandım sürüklemekten onu,

Senelerdir, ayaklarımın ucunda;

Bu dünyada biraz da yaşayalım,

O tek başına,

Ben tek başıma.

 

 

 

Yaşıyor Musun?

 

Takmaya çalışırken kuyruğunu

Birlikte yaptığımız şeytan uçurtmasının

Görürdüm çırpınırdı ufacık kalbin.

Hatırımdan bile geçmezdi

Sana duyduklarımı söylemek.

Acaba hala yaşıyor musun?

 

 

 

Ölüme Yakın

 

Akşamüstüne doğru, kış vakti;

Bir hasta odasının penceresinde;

Yalnız bende değil yalnızlık hali;

Deniz de karanlık, gökyüzü de;

Bir acaip, kuşların hali.

 

Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;

-Akşamüstüne doğru, kış vakti-

Benim de sevdalar geçti başımdan.

Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;

Zamanla anlıyor insan dünyayı.

 

Ölürüz diye üzülüyoruz?

Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada

Kötülükten gayrı?

 

Ölünce kirlerimizden temizlenir,

Ölünce biz de iyi adam oluruz;

Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,

Hepsini unuturuz.

 

 

 

Kapalı Çarşı

 

Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,

Sandık odalarında;

Senin de dükkanın öyle kokar işte.

Ablamı tanımazsın,

Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;

Bu teller onun telleri,

Bu duvak onun duvağı işte.

Ya bu çamurdaki kadınlar?

Bu mavi mavi,

Bu yeşil yeşil fistanlı...

Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?

Ya bu pembezar gömlek?

Onun da bir hikayesi yok mu?

Kapalı Çarşı diyip geçme;

Kapalı Çarşı,

Kapalı kutu

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ANNEM'E

 

Fakir yatağının kıyıcığında,

 

Bir ölü lambanın kör ışığında,

 

Sararmış yüzünün kırışığında,

 

Beliren kederi okudum anne!

 

 

 

Dışarda inliyen rüzgâr kudurmuş,

 

Ruhumu okşıyan nefesin durmuş...

 

Bir ümit: Göğsüne uzandı elim;

 

Heyhat ki o müşfik yürek te durmuş.

 

 

 

(Gençleryolu dergisinin 15 Mayıs 1929)

 

 

 

BİR GÜNÜM DAHA

 

Bir günüm daha geçti sevdiğimi görmeden

 

Kederliyim bu günüm bir zehir içti diye

 

Bir günüm daha onu görmeden geçti diye

 

Bir günüm daha geçti sevdiğimi görmeden

 

Neşe yaktım içimde bugünü aştım diye

 

Göreceğim o güne bir gün yaklaştım diye

 

 

 

(İnkılâp, Sayı 2, s.15, Ankara 1933)

 

SU VE SUSUZLUK

 

 

 

Elimde bir bardak su… bardak cam, su berrak… dudaklarım yanıyor susuzluktan. Gözlerimi ve dudaklarımı camın parlaklığında görüyorum. Su…

 

 

 

Renksizlik, suda renkten renge giriyor. Su renksiz.. Su berrak, su renkli, su parlak.. Gölgeler, çizgiler düz ve keskin..

 

 

 

Bardakta su.. Bir umman görüyorum bardakta, dudaklarım yandıkça susuzluktan.. Bir ırmak, bir çağlıyan..

 

 

 

Renksizlik içinde renklerin ahengi var.. Su, renkler kadar efsaneli. Su, ondokuzuncu asır şairinin seferi kadar hulyalı.. Su, hakikî sevgilinin kalbi kadar saf, gözlerinin rengi kadar berrak.. Su, rüya kadar tatlı.. rüya kadar.. rüya.. rüya gibi canlanıyor gözümde su.

 

 

 

Çizgiler kayboluyor. Buğu rengi bir hayâl.. Su canlı bir hayal oluyor. Cam bardağın parlaklığında bir şahsiyet görüyorum. Susuzluk, suyun ıslak ve kırmızı dudaklarında kıvranıyor.. Kendi iştiyakımı, hayal olan suyun hislerinde duyuyorum. Susuzluktan yanan çatlak dudaklarıma onun ıslak ve kırmızı dudaklarından bir damla hayat aksın diye.

 

 

 

Hayâlî.. içiyorum..

 

 

 

- Dudaklarımda serinlik, damarlarımda alev.. Sinirlerim yanıyor.. Dudaklarımın ıslaklığını ve yumuşaklığını bütün uzviyetimle doya doya.. Hayali.. içiyorum.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kırık taşlara bakıp

Işıklı bir asfalt düşünmek

Acaba yalnız

Şairlere mi mahsus?

 

 

YALNIZLIK ŞİİRİ

 

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle;

Nasıl koşar aynalara,

Bir cana hasret,

Bilmezler.

 

 

YAŞAMAK

I

 

Biliyorum, kolay değil yaşamak,

Gönül verip türkü söylemek yar üstüne;

Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,

Gündüzleri gün ışığında ısınmak;

Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,

Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...

-Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-

Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

 

II

 

Biliyorum, kolay değil yaşamak;

Ama işte

Bir ölünün hala yatağı sıcak,

Birinin saati işliyor kolunda.

Yaşamak kolay değil ya kardeşler,

Ölmek de değil;

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

 

 

KARMAKARIŞIK

 

Bir okla yaralı kalbim,

Boyacının sandığında;

Güvercinim kâğıt helvasında;

Sevgilim kayığın burnunda;

Yarısı balık,

Yarısı insan;

İn miyim?

Cin miyim?

Ben neyim?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

NE KADAR GÜZEL

Çayın rengi ne kadar güzel,

Sabah sabah,

Açık havada!

Hava ne kadar güzel!

Oğlan çocuk ne kadar güzel!

Çay ne kadar güzel!

--------------------

GÜN OLUR

 

Gün olur, alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda

Şu ada senin, bu ada benim,

Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

 

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;

Çiçekler gürültüyle açar;

Gürültüyle çıkar duman topraktan.

 

Hele martılar, hele martılar,

Her bir tüyünde ayrı bir telaş!..

 

Gün olur, başıma kadar mavi;

Gün olur, başıma kadar güneş;

Gün olur, deli gibi...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

BİRDENBİRE

 

Her şey birdenbire oldu.

Birdenbire vurdu gün ışığı yere;

Gökyüzü birdenbire oldu;

Mavi birdenbire.

Her şey birdenbire oldu;

Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;

Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.

Yemiş birdenbire oldu.

 

Birdenbire,

Birdenbire;

Her şey birdenbire oldu.

Kız birdenbire, oğlan birdenbire;

Yollar, kırlar, kediler, insanlar...

Aşk birdenbire oldu,

Sevinç birdenbire.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

HÜRRİYETE DOĞRU

 

Gün doğmadan,

Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.

Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,

İçinde bir iş görmenin saadeti,

Gideceksin

Gideceksin ırıpların çalkantısında.

Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;

Sevineceksin.

Ağları silkeledikce

Deniz gelecek eline pul pul;

Ruhları sustuğu vakit martıların,

Kayalıklardaki mezarlarında,

Birden

Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.

Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;

Bayramlar seyranlar mı dersin,

Şenlikler cümbüşler mi?

Gelin alayları, teller, duvaklar,

Donanmalar mı?

Heeey

Ne duruyorsun be, at kendini denize:

Geride bekliyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, Her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

BAHARIN İLK SABAHLARI

 

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar

Karşı damda bir güneş parçası,

İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;

Bağıra çağıra düşerim yollara;

Döner döner durur başım havalarda.

 

Sanırım ki günler hep güzel gidecek;

Her sabah böyle bahar;

Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.

Derim ki: 'Sıkıntılar duradursun!'

Şairliğimle yetinir,

Avunurum.

 

 

 

 

DAYANILIR ŞEY DEĞİL

 

Bilmem ki nasıl anlatsam;

Nasıl, nasıl, size derdimi!

Bir dert ki yürekler acısı,

Bir dert ki düşman başına.

Gönül yarası desem...

Değil!

Ekmek parası desem...

Değil!

Bir dert ki...

 

Dayanılır şey değil

 

 

 

 

DENİZ

 

Ben deniz kenarındaki odamda,

Pencereye hiç bakmadan

Dışardan gecen kayıkların

Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

 

Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,

Aynasını odamın tavanında

Dolaştırıp beni kızdırmaktan

Hoşlanır.

 

Yosun kokusu

Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri

Sahilde yasayan çocuklara

Hiçbir şey hatırlatmaz.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

PAZAR AKŞAMLARI

 

Şimdi kılıksızım, fakat

borçlarımı ödedikten sonra

ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak

ve ihtimal sen

yine beni sevmeyeceksin.

bununla beraber pazar akşamları

sizin mahalleden geçerken,

süslenmiş olarak,

zannediyor musun ki ben de sana

şimdiki kadar kıymet vereceğim ?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

DEDİKODU

 

Kim söylemiş beni

Süheyla'ya vurulmuşum diye?

Kim görmüş, ama kim,

Eleni'yi öptüğümü,

Yüksek kaldırımda, güpe gündüz?

Melahat'i almışım da sonra

Alemdara gitmişim, öyle mi?

Onu sonra anlatırım, fakat

Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?

Güya bir de Galataya dadanmışız;

Kafaları çekip çekip

Orada alıyormuşuz soluğu;

Geç bunları, anam babam, geç;

Geç bunları bir kalem;

Bilirim ben yaptığımı.

Ya o, Mualla'yı sandala atıp,

Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?

 

ORHAN VELİ KANIK

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

http://www.orhanveli.net/resimler/sergi/elyazilari/eskilerkucuk.jpg

 

 

Eskiler Alıyorum

Eskiler alıyorum

Alıp yıldız yapıyorum

Musiki ruhun gıdasıdır

Musikiye bayılıyorum

 

Şiir yazıyorum

Şiir yazıp eskiler alıyorum

Eskiler verip Musikiler alıyorum

 

Bir de rakı şişesinde balık olsam

Orhan Veli Kanık

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

OKTAY'A MEKTUPLAR

 

1

10.12.37

Ankara Saat 21

 

Kış, kıyamet

Macar lokantası'nda yazıyorum

İlk mektubumu.

Oktay'cığım

Bu gece sana

Bütün sarhoşların selamı var.

 

2

12.12.37

Ankara Saat 14.30

 

Şu anda dışarda yağmur yağıyor

Ve bulutlar geçiyor aynadan

Ve bugünlerde Melih'le ben

Aynı kızı seviyoruz.

 

3

6.1.38

Ankara Saat 10

 

Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz.

Ne üstte var ne başta.

Onu sevmeseydim

Belki de beklemezdim

İnsanlar için öleceğim günü.

 

( Varlık, 15.1.1938 )

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

EFKARLANIRIM

Mektup alir, efkarlanirim;

Raki icer, efkarlanirim;

Yola cikar, efkarlanirim.

Ne olacak bunun sonu, bilmem.

"Kazim`in" turkusunu soylerler,

Uskudar`da;

Efkarlanirim.

 

İNTİHAR

Kimse duymadan ölmeliyim

Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı.

Beni tanımayanlar

''Mutlak birini seviyordu'' demeliler.

Tanıyanlarsa, ''Zavallı, demeli,

Çok sefalet çekti...''

Fakat hakikî sebep bunlardan hiçbiri olmamalı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İNTİHAR

Kimse duymadan ölmeliyim

Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı.

Beni tanımayanlar

''Mutlak birini seviyordu'' demeliler.

Tanıyanlarsa, ''Zavallı, demeli,

Çok sefalet çekti...''

Fakat hakikî sebep bunlardan hiçbiri olmamalı.

 

Ne kadar naif ve ne kadar Orhan Veli'ye yakışır bir ölüm tarifi.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Atatürk Şiirleri - Serdar Yıldırım

      EŞSİZ ASKER ATATÜRK O, bir millete baştı. Yel oldu, dağlar aştı. Sel oldu, düşman kaçtı Tüm dünya buna şaştı Eşsiz asker Atatürk. --------------------------------- ATATÜRK VE CUMHURİYET O'nsuz tarih olmazdı. O, doğmasaydı. Tarih kitaplarını yırtardım, Cumhuriyet kurulmasaydı. --------------------------------- CUMHURİYET Haykır durma, Cumhuriyet 96 yaşında. Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında. *     *     *      * Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın

      , Yer: Atatürk'çü Düşünce Kulübü

    • Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

      En sevdiğim ile başlıyorum... Seni   Öyle uzun seviyorum ki seni Ya yaradılışta doğmuşum Ya ölümsüzün biriyim ben... Hasret Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye Oyun Oynasak Biri yıldız olsa Biri ben olsam.   Oynasak Gelse gecenin biri Çağırsak gündüzün birini Biri ben olsam.  

      , Yer: Şiir

    • Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı ve Şiirleri

      “Üçyüzonda gelmiş idim cihana”   Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çap

      , Yer: Yazarlar

    • Etkilendiğiniz Şiirleri, Dörtlükleri Yazın

      ben kendimle başlayayım   BAYRAMLAR BAYRAM OLA   Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine   Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..   Eli öpüldükçe içi burkuldu Konuşmak istedi, dili tutuldu Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu   Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..   Düşündü kış yakın, evde odun yok Tenekede yağ yok, çuvalda un yok Yok yoka karışmış; tuz yok, s

      , Yer: Şiir

    • Seri Katil Charles Milles Manson'ın Hayatı..Cani manyaklar arasında en özel olanıdır.

      Manson, cani manyaklar arasında en özel olanıdır. Ona daimi kötü ününü kazandıran cinayetler – 1960'ların en şok edici olan 1969 Tate-LaBianca cinayetleri – aslında başkaları tarafından islenmişti; kendisi asla bir silah atellememil veya bıçak kullanmamıştır. Fakat onun karanlık cazibesinin kaynağı tam olarak budur; köle gibi kendisini takip eden ve onun en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritleri üzerindeki etkisi. Esasında Manson bazı büyülü sözler söyleyen zeki bir dolandırıcıda

      , Yer: İnsan Psikolojisi

×
×
  • Yeni Oluştur...