Jump to content

Bir Yönetmen ; Andrey Tarkovski


schizophrana

Önerilen Mesajlar

"simdiki zamanin içinde yakin gelecekte meydan gelecek önüne gecilmez bir felaketin butun on kosulları mevcut"

 

 

Andrey Tarkovski

 

benim daha bitirebildiğim filmi olmadı itiraf edeyim. ama çok hayranı var. özgeçmişini paylaşıyorum. sevenler - sevmeyenler varsa paylaşalım buradan.

 

 

Nisan1932 tarihinde, şu anda Beyaz Rusya sınırları içindeki Ivanono'nun Zavraje bölgesinde doğdu.

Sergei Eisenstein'den sonra adı en çok duyulan Rus sinemacılardan biri olan Andrei Tarkovsky ( Ünlü şair Arseniy Tarkovsky'nin oğlu ), VGIK Sovyet Film Okulu'na girmeden önce müzik ve Arapça eğitimi aldı. VGIK'te saygın yönetmen Mikhail Romm'un öğrencisi oldu. Romm öğrencilerini bireysel yeneteklerini geliştirmek yolunda teşvik eden bir entelektüeldi.

Tarkovsky uluslararası sinema arenasında, ilk uzun metrajlı yapımı olan Ivanovo detstvo (İvan'ın Çocukluğu - 1962) ile dikkatleri üzerine çekti ve Venedik Film Festivali`nde büyük ödül kazandı. On iki yaşında bir casusun hikayesini anlatan bu ödüllü film, ikinci yapımı için otoritelerde büyük bir beklenti oluşturdu.

İkinci filmi Andrei Rublyov (Andrey Rublev - 1969 ), 1971 yılına kadar Sovyet yetkililerce yasaklanmış olarak kaldı. Cannes Film Festivali dahilinde, ödül almaması için kasıtlı olarak festivalin son günü sabah saat 4:00'de gösterilmesine rağmen bir ödül kazanmayı başardı. 1972 yılında gelen, ünlü bilim kurgu yazarı Stanislav Lem'in aynı adlı romanından uyarlanan Solyaris (Solaris), Stanley Kubrick'in 2001: Bir Uzay Destanına Sovyetlerin cevabı olarak görüldü ancak Tarkovsky bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Solaris gezegeninin yörüngesindeki bir uzay istasyonunda yaşanan doğaüstü olayların ve insanların hayalleri ve vicdan muhasebeleri üzerine derin bir gerilim-bilim kurgu filmi olan Solaris, diğer yapıtlarına göre daha rahat bir şekilde seyirciyle buluştu ancak 1975 yılında çektiği Zerkalo ( Ayna ) ile tekrar Resmi Engellere takıldı. Tarkovsky'nin kendi çocukluğundan kalma bazı anıları ile, kırklı yaşların sonundaki bir adamın çocukluğu, annesi ve savaş ile ilgili anılarında Sovyet halkına farklı bir bakış açısı sunan bu film yine pek çok resmi otorite tarafından yasaklanması gereken bir film olarak görüldü.

Bir sonraki film Stalker (İz Sürücü - 1979), ilk versiyonun bir laboratuar kazası ile ile yok olmasından sonra, çok düşük bir bütçe ile yeniden çekilmek zorunda kaldı. Tarkovsky sinemasının belirgin özelliklerinden olan ağır ve uzun planların, özenli kompozisyonların, derin anlamlar içeren diyalogların en güzel şekilde kullanıldığı bu filmi takip eden ve resmi makamların izni ile İtalya'da çekilen Nostalghia (Nostalji - 1983) Andrei Tarkovsky'nin sıla özlemini dışa vurduğu ve sürgünde çevirdiği ilk filmidir. Son filmi Offret (Kurban - 1986)'in çekimlerini İsveç'te, Ingmar Bergman'ın ekibi ile tamamladı. Aynı sene Cannes Film Festivali'nde tam dört ödül alarak festivale damgasını vurdu. 28 Aralık1986 tarihinde, Paris'te akciğer kanseri sebebiyle hayata veda etti.

1990 yılında "sinema sanatına olağanüstü katkısı, evrensel insani değerleri ve hümanist düşünceleri olumlayan yenilikçi filmleri" nedeniyle Tarkovsky'ye Lenin Ödülü verildi.

 

Filmleri

  1. Kurban Offret - Sacrificatio (1986)
  2. Tempo di viaggio (1983)
  3. Nostalji - Nostalghia (1983)
  4. İz Sürücü - Stalker (1979)
  5. Ayna - Zerkalo (1975)
  6. Solaris - Solyaris (1972)
  7. Andrey Rublev - Andrei Rublyov (1969)
  8. İvan'ın Çocukluğu - Ivanovo Detstvo (1962)
  9. Silindir ve Keman - Katok i Skripka (1960)
  10. Bugün Kimse İşten Çıkarılmayacak - Segodnya uvolneniya ne budet (1959) [
  11. Konsantre - Kontsentrat (1958)
  12. Katiller - Ubijtsi (1958)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ayna ile solaris benim favori tarkovski filmlerim ama iz sürücü ile ivanın çocukluğunu izleyemedim, hep bi aksilik oldu.

 

 

http://aycu25.webshots.com/image/8144/2002475861617430290_rs.jpg

 

 

 

elimde olan tek afişi, diğerlerini bulunca ekliycem...

paylaşım için saol..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Gnoxis i farketme sebebim google da "VGIK" aratınca bu başlığın çıkmış olmasıydı. Bende ilk iletiyi bu başlığa göndererek herkese selam ederim.

 

Filmler hakkında biraz bilgi vereyim.

öncelikle ivan'ın çocukluğu, iz sürücü, ayna, andrei rublev, streamroller & the violin izlediğim filmler -ki isohuntta rahatlıkla bulunabilir- .

 

Bu filmleri bir sıraya koymak gerekirse 'en kolay izlenebilen' film kesinlikle ivan'ın çocukluğudur. Film size hikayeyi verir, çözülecek çok az şey vardır, kamera oyunlarının keyfini çıkarırsınız. Buna karşın iz sürücü ve andrei rublev filmlerinde ise kendinizi filme vermediğiniz takdirde 'ne biçim film lan bu' diyebilirsiniz. En iyi - en kötü gibi bi sıralama yapmak mümkün olmadığından izlediğim bu 5 filmin de yerinin farklı olduğunu söylemem gerekir.

 

Kısaca Tarkovsky izlemeye başlayacaklara önereceğim ilk film Ivan'ın Çocukluğu olacaktır.

 

Bir de altyazı olayına bir çözüm bulunması gerekir. Rusçada kullanılan bazı kelime ve deyimler türkçeye, ingilizceden daha yakın olmasına karşılık, hazırlanan altyazıların ingilizceden çeviri olması yer yer karmaşaya yol açmaktadır ki aman diyim bulabilirseniz rusçadan direk çeviriyle izleyin. orijinal dvd de bile ingilizce altyazıdan türkçeye çevrilmiş bi tarkovsky filmi izleme olasılığınız var.

 

Tarkovsky ile filmleri üzerine söyleşi

THYMOS - Tarkovski ile Filmleri

 

herkese poka..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

MÜHÜRLENMİŞ ZAMAN'dan

 

Sinema, genellikle anlaşılması zor, yüksek bir yaratıcılık gerilimi içeren bir özgün sanat biçimidir. Bu, ben anlaşılmak istemiyorum demek değil, ama Spielberg gibi, örneğin genel kitle için bir film yapamam. Eğer yapabileceğimi keşfetseydim acı duyardım.

 

Eğer genel bir izleyici kitlesine ulaşmak istiyorsanız, Star Wars ve Superman gibi, sanatla hiç ilgisi olmayan filmler yapmalısınız. Bununla halkın aptal olduğunu söylemek istemiyorum, ama onları memnun etmek için de kesinlikle böyle bir ıstıraba katlanamam. Sinema, insanlığa hiçbir şey öğretemez, çünkü insanlık, hiçbir şey öğrenemeyeceğini, son dört bin yılda yeteri kadar ispatlamıştır.

 

 

İmge, hakikatin suretidir. Körlüğümüzden aman bulup ufacık bir parıltısını yakalayabildiğimiz hakikatin sureti…

 

Zaman geri getirilemez derler, doğrudur. Şimdiki zamanın her an geçip giden bir anın geçici olmayan gerçekliği bulunduğuna göre geçmiş ne demek oluyor ki? Geçmiş bir bakıma içinde bulunulan "an"dan daha gerçektir, en azından daha çok dayanıklı, çok daha süreklidir. Şimdiki zaman parmakların arasından kaybolur. Şimdiki zamanın içinde, yakın gelecekte meydana gelecek, önüne geçilmez bir felaketin bütün ön koşulları mevcuttur.

 

Düşüncelerin oluşumu ve gelişimi belli yasaları izler. Ve bunu ifade edebilmek için de mantıklı ve spekülatif yapılardan farklılığını açıkça gösteren biçimler gerekir. Kanımca, şiirsel mantık, hem düşünce geliştirmenin yasalarına hem de genel olarak yaşamın yasalarına klasik dramatürjinin mantığından çok daha yakındır. Fakat klasik dram, yıllardır, dramatik çatışmaları ifade edebilmenin yegâne örneği olarak gösterilmiştir.

 

Karmaşık bir düşünce ve şiirsel bir dünya görüşü, asla, ne pahasına olursa olsun fazla açık, herkesçe bilinen olgular çerçevesine sıkıştırılmamalıdır. Genelde anılar çok değerlidir. Bu yüzden olsa gerek, insan her zaman onları şiirsel renklerle süsler. Genelde, anıların somut kaynağıyla yeniden karşılaşma, bu anıların şiirsel niteliğini zedeler. Ben, bundan son derece ilginç bir film için oldukça orjinal bir ilke çıkartılabileceğine inanıyorum. Olayların mantığı, kahramanın eylem ve davranış tarzı görünürde bozulur; sonra da bundan kahramanın düşünceleri, anıları ve düşleriyle ilgili bir öykü çıkartılır. Kahramanın hiç, daha doğrusu geleneksel dramatürjiden alışıldığı şekliyle ortaya çıkmadığı durumlarda bile bu, olağanüstü bir etki yaratmamıza, oldukça özgün bir karakter geliştirmemize, bu kahramanın iç dünyasını gözler önüne sermemize yarayabilir. Kahramanın kendisi hiç ortalıkta görünmez. Ancak onun neyi nasıl düşündüğü konusunda çok açık, sınırları belli bir fikir edinmemizi sağlar. Ayna işte bu ilkeden hareket edecektir.

 

İnsan hayatının öyle yönleri vardır ki, bunlar ancak şiirsel araçların yardımıyla oldukları gibi yansıtılabilir. Buna rağmen film yönetmenleri sık sık şiirsel mantığın yerine kaba bir tutuculukla teknik yöntemleri kullanmakta ısrar ediyorlar. Bu filmlerde rüyalar somut bir yaşam fenomeninden modası geçmiş film hileleri karmaşasına dönüşüyor.

 

Güzel gerçeğin peşinden koşmayanlardan kendini gizler. Sanatın anlamı ve varlık nedeni hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık, kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere neden olur: “Bunu hiç beğenmedim!

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Andrei Tarkovsky, 1932 yılında Moskova'da dünyaya geldi. Babası ünlü şair Arseniy Tarkovsky’dir.

 

Tarkovsky sinema eğitimini Moskova'da Devlet Sinema Okulunda aldı. "Yol Silindiri ve Keman", 1960 yılında Sinema Okulu için yaptığı diploma filmi aynı zamanda ilk filmi ve tamamen Sovyet topraklarında geçen tek filmidir Tarkovsky'nin. İlk konulu uzun filmine "İvan'ın İhtirasları" adıyla başlayan yönetmen, filmi 1961 yılında "İvan'ın Çocukluğu" ismiyle bitirmiştir. “İvan’ın Çocukluğu” Tarkovsky’nin uluslar arası arenada tanımasını sağladı. Bu film Venedik Film Festivalinde, Altın Arslan Ödülünü başka bir filmle paylaşır.

 

 

1966'da "Andrei Rublev"i çeken Tarkovsky, bu filmiyle o dönemki Rus yönetimin tepkisini çekti. Filmin SSCB'de gösterimine, 1967 Cannes Film Festivali'nde ödül kazandıktan 1 yıl sonra izin verildi.

 

 

Tarkovsky, 1972'de Stonislov Lem'in eserinden uyarlayarak çektiği ve kendi ifadesi ile bilim-düşlem olan "Solaris"adlı filminde hayatın anlamını araştıran yolculuğuna çıktı. Tarkovsky diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de şiirsel öğelere yer vermişti ve Solaris gezegeninin sonsuz koridorlarında, sonluluk - sonsuzluk, varlık - yokluk gibi insanın varoluşsal gayelerine ilişkin sorularına cevaplar arıyordu.

 

 

Tarkovsky, 1975'te yönettiği "Ayna"da yansıma ve hafıza olgularını çıkış noktası yaparak, çocukluk ve ilk gençlik yıllarına, bilinç altı derinliklerine, düşlerine ışık tuttu. Filmde Tarkovsky'nin kahramanları, dünyayı kişisel kökenlerinde öğrenmeye başlıyorlar. Çocuklukları hatırlayamayacakları kadar sönük bir neşeyle geçmiş ve bu onları yetişkinliklerinde duygusal açıdan yetim bırakmış.

 

 

1979'da çektiği "Stalker - İz Sürücü" adlı filmi ise meteor düşen yasak bir bölgeye keşif yapan bir kılavuz, bir ressam ve bir edebiyatçının yolculuğunu konu ediyor. Tarkovsky'nin kahramanı ruhani bir yolculuğun içindedir. Kavrayışa, iletişime ulaşmak için yapılan bu yolculuklar zaman ve mekan içinde yapılır. Ayrıca bu yolculuklar Tarkovsky'nin iç alemine yaptığı yolculuklardır ve sürgünde geçirdiği yılları da hatırlatır. Yolculuğun sonunda doğru yoldan ulaşılmayan bölgenin merkezinde gerçek arzularımızın açığa çıkacağı ve gerçekleşeceği esrarengiz bir oda bulunur. 1982'de, "Nostaljiya"yı çekti. Son filmi "Kurban"ı, 1986'da İsveç'te çekti. Yönetmen bu filmde bireyin kendi hayatıyla hesaplaşmasını anlatır.

 

Andrei Tarkovsky 29 Aralık 1986'da öldü. Ölümünün üzerinden geçen bu süre zarfında klasik statüsünü elde etti.

 

 

TARKOVSKY'NİN İÇ DÜNTASI

 

TARKOVSKY VE ODIPUS

 

Andrei Tarkovsky'nin kisiligini ve sanatini bicimlendiren cok temel bazi kavramlar var. Bunlardan en onemlisi, digerlerinin lokomotifi olarak islevsellestigini soyleyebilecegimiz odipus kompleksidir.

 

Odipus kompleksi, cocuk cinselliginin en onemli olgusudur. Bu sürec, ilk olarak anne-baba-cocuk üclüsünü icermesi ve ikinci olarak da, her bireyde varoldugu düsünülen biseksüalite nedeniyle karmasik bir yapi icerir. Bireyin bebeklikten gizillik donemine, yani bülug caginin sonuna kadar yasadigi dort ayri donem sozkonusudur: Psikanalitik formülasyonda bu donemler,

1- Oral,

2- Anal,

3- Fallik,

4- Odipal olarak adlandirilir. 'Pre-odipal' olarak adlandirilan ilk üc donemde sirayla once agiz, ardindan anüs ve son olarak penis temel libidinal haz kaynagi olarak belirir. Odipal sürecin ilk adiminda, anne memesinden süt emen cocugun, oral donemiyle baglantili olarak annesi ile yasadigi anaklitik nesne iliskisi belirleyicidir. Anaklitik iliskinin temelinde cocukluga ait bagimlilik olgusu baskindir. Psikanalitik düzeyde nesne kavrami ise, libidinal ya da agresif dürtülerin doyum amaciyla yonelerek baglanti kurdugu, icgüdüsel doyumlar icin ihtiyac duydugu kisilere gonderme yapar.

3 ile 5 yas arasi donemi kapsayan bu cok onemli gelisme doneminde cocuk, babasini, annesi ile arasindaki iliskide kendisine rakip olarak gorür. Bu odipus karmasasini dogurur. Cocugun o ana kadar babasiyla arasinda gelisen ozdesimsel iliski, düsmanca bir nitelik kazanir. Daha ileri düzeyde annenin yaninda babanin yerini almak icin babadan kurtulma arzusuna, babanin olümünü istemeye donüsür. Tabii bu tümüyle bilincdisi yasanan ve bireyin adlandiramadigi, beraberinde, toplumsal varolusuyla bagli olarak 'ogrendigi' ensest korkusu nedeniyle ozellikle adlandirmadigi bir sürectir. Devaminda cocuk genital organlarin duyarliligiyla tanisir ve onlarla oynamaya baslar. Kücük cocuk bu donemde penisiyle oynamakta ve genellikle yatagini islatmaktadir. Bu edimler sonucunda cocuk, ozellikle annenin soz düzeyinde dile getirdigi kastrasyon tehdidiyle karsilasir (Türkiye'deki soylenisiyle 'pipinin koparilmasi ya da kesilmesi'). Bu tahdit cercevesinde igdis etmeyi gerceklestirecek olan kisi genellikle baba ya da doktordur. Sozkonusu kastrasyon tehdidi cocugun odipus kompleksinden cikmasi icin en temel adimdir. Burada, genellikle birlestirilerek ele alinmamakla birlikte diyalektik bir mantiksal cercevede birlestirilerek incelenmeleri gerektigini düsündügüm odipus kompleksi ve 'ayna kurami' iliskisinin ayna ayagina kisaca deginmeliyiz: Ayna, Lacanci psikanalitik yaklasimda cocugun kendi bedenini ve oznelligini tanimasiyla baglantili olarak ele alinir. Bu kendini tanima, ayni zamanda digerleriyle (ebeveynle) farkliliklari anlama süreci olarak da belirginlesir. Ebeveynle farkliligini anlama sürecinde erkek cocugun yasadigi en temel sürec, kastrasyon (igdis edilme) korkusunu doguranidir: Burada cocuk, kiz cocuklardaki ve annesindeki penis yoklugunu farkeder. Bu farkedis, cocukta kaygi yaratir, penis yoklugunu uzvun kesilmis olmasiyla aciklamaya calisir, cünkü o ana dek bir cok fiziksel farkliliga ragmen herkesin penisi oldugunu zannetmektedir. Cocuk bu penis yoklugunu degisik düzeylerde kademeli olarak kabullenir: Once olguyu reddeder, ardindan diside kücük penis olduguna ve zamanla büyüyecegine inanir, ve son olarak disinin cezalandirilmak icin igdis edildigini düsünür. Bu, baba ile ogul arasindaki odipal karmasa kokenli iliskiyi bir yandan derinlestirirken diger yandan cozümleyen bir sürectir.(*) Cocuk kastrasyon korkusunu kabullenirse, annesine yonelik libidinal yatirimdan vazgecerek odipus kompleksinin cozülümünü yasar; babasinin iktidariyla basa cikamayacagini anlamis ve akilci bir kabullenisle teslim olmustur.

 

Andrei Tarkovsky kisiliginde pozitif odipus belirgin olmakla birlikte bazi durumlarda negatif odipus one cikmaktadir.

 

Negatif odipus, cocuktaki biseksüel dogada yapilanir. Bu durumda erkek cocuk, sanki odipus'la odipus-elektra (kiz cocuklarinin yasadigi kompleks) arasinda bir yerdegistirme gerceklesmis gibi, babasina karsi cinsellik iceren feminen nitelikli bir tutuma yonelir. Bu durumda kacinilmaz olarak annesine karsi da, babasina karsi beslediklerine benzer kiskanclik ve düsmanlik iceren bir tutuma girer. "Bu sekilde, odipal karmasanin cocuga doyum acisindan iki olasilik sundugunu gorürüz; 'aktif' ve 'pasif' olan. Birinci olasilikta cocuk, kendisini maskülin bir tarzda babanin yerine koyarak anneyle cinsel iliskiye girmek; ikincisinde ise, annenin yerini alarak baba tarafindan sevilmek ister."(1)

 

Bu asamada belirtilmesi gereken diger bir onemli nokta, sozkonusu donemde cocuk ile anne arasinda yasanan iliskinin sadece cinsel libido kokenli olamayacagidir: "Cinsel ilgi kolaylikla nesne degistirebilir. Anne ile cocugu birlestiren duygusal bag cinsellik deyiminin anlattigindan daha güclüdür. Bu annenin sevecenligi, yardimi, korumayi simgeledigi, gercekte, yasamak, bunalti ve kaygidan kacabilmek icin gerekli her sey yerine gectigi saglam bir duygusal bagdir."(2)

 

Simdi Andrei Tarkovsky'ye donebiliriz. 1932 yilinda bir oyuncu ile bir sairin oglu olarak dünyaya gelen kücük Andrei, cocuklugunun ilk büyük travmasini baba Arseny Tarkovsky'nin calismak icin gitmesiyle yasadi. Baba asla gercek anlamda geri donmedi. Cünkü savas vardi. Andrei cocuklugunun hem duygusal hem de odipal yonden en onemli donemlerini babasini bekleyerek gecirdi. Fakat savastan sonra bir madalyon ve tek bacakla yurduna donen babanin artik 'aile'yle bir isi yoktu, kücük Andrei'in hararetle nefret duydugu ikinci karisiyla yasiyordu.(3)

 

Andrei, tümüyle anaerkil bir evde büyüdü. Büyükannesi, annesi ve kizkardesinin olusturdugu evreninde son derece sert, duygusuz, soguk ve biraz da 'erkegimsi' annesi, Andrei'in yasamini bicimlendirdi.(4) Anne modeliyle baba modelinin icice gectigi bu cocukluk yasantisina baktigimizda kücük Andrei'in, hem saglikli bir ayna evresi yasayamadigini ve hem de ozdeslesilecek-nefret edilecek-ozdeslesilecek bir baba modeli bulunmadigi icin babadan kaynaklanacak kastrasyon korkusunu degerlendirerek odipus kompleksini pozitife cevirip kurtulamadigini, tam tersine, bunu negatif odipusa cevirerek tüm yasamina ve sanatina aktardigini gorürüz. Sonucta, pek bilinmeyen bir gercek olarak Andrei Tarkovsy'nin biseksüelligi, cocuklugunun etkilerini tasimakta ve olümüne kadar cozemedigi odipus karmasasinin yansimasiyla birleserek tüm yapitlarinda anne ve baba karakterlerinin yasadiklari, ya da karakterlerin anne ve baba figürleriyle karsilikli yasadiklari iliski ve olaylarda oldukca net bir bicimde yansimaktadir.

 

Filmlerde daha acik bicimde inceleyecegimiz bu negatif odipal (fakat modellerin ortüsmesi sonucu cozülmemis pozitif odipusu da icinde barindirmaktadir) Andrei-Arseny iliskisinin -Andrei, filmlerde de gorülecegi gibi, babasindan hem nefret eder ve onu suclar, hem de tam da bu nefretle bütün olusturan yogun bir sevgi yasar- garip dogasina dair Tarkovsky, günlüklerinde sunlari yazar: "Babami ne zamandir gormedim. Onu ne kadar uzun gormezsem sonra ziyarete gitmek o kadar zor ve endise verici oluyor. Benim ailemle ilgili bir kompleksimin oldugu artik cok acik. Onlarla birlikteyken kendimi yetiskin biriymis gibi hissetmiyorum. Onlar da beni yetiskin olarak gormüyorlar zaten. İliskimiz her nasilsa zedelenmis, karmasiklasmis ve konusulamaz bir durumda. Oyle basit ve düz degil. Onlari cok seviyorum fakat onlarla kendimi hic rahat hissetmedim. Beni sevmelerine karsin onlarin da benden cekindiklerini düsünüyorum.

...Eger evet ya da hayir, siyah ya da beyaz diyemeyerek konusmak durumundaysan bu is cok zor. Bu kimin sucu? Onlarin, belki de benim. Bir yerde herkesin.

Her sey ayni, Japonya'ya gitmeden babami gormem lazim. Iliskimizin boyle olmasi onun icin de bir iskence. Bundan adim gibi eminim. Gene de olur ya, aramizdaki buzlar kirilacak olsa, gelecekte iliskimizin ne tür bir sekil alacagini hayal bile edemiyorum. Ayrica bu da cok zor. Belki bir mektup yazmaliyim. Fakat mektup hicbir seyi cozmeyecek Daha sonra gorüstügümüzde sanki mektup hic yazilmamis gibi davranacagiz..."(5)

 

Kazan'a film gosterisi ve soylesi icin giden Tarkovsky'e izleyiciler tarafindan gonderilen sorulardan ikisiyle bu bolümü, filmlerde yeniden acmak üzere kapatalim:

 

"Lütfen bize babanizdan soz edin. Onun siirleri sizin icin ne ifade ediyor? Bir sair olarak onun hakkinda ne düsünüyorsunuz? Kendisi sizin en sevdiginiz sair mi?

 

Nasil sizin icin Arseny Aleksandrovic Tarkovsky büyük bir Rus sairiyse bizim icin de siz dahi bir film yonetmenisiniz Ve sizinle ayni zamanda yasamis olmaktan her zaman gurur duyacagiz."(6)

 

 

Notlar

 

 

(*) Daha ayrintili bir cozümleme icin bkz. Elda Abreyeva, Aynadan Otekine - Cocuk Oznelliginin Olusumu Üzerine Bir Calisma, Baglam Yay., Istanbul, 2000, s. 69-88

(1) Psikanalitik Kurama Giris, Yayina Haz: Yildiz Akvardar-Erdogan Calak-Ulviye Etaner-Cem Hürol-Haluk Sunat-Rasit Tükel-Alp Ücok-Basak Yücel, Baglam Yay, Istanbul, 2000, s.89

(2) Erich Fromm, Psikanalizin Bunalimi, Cev: Bedirhan Üstün- Cengiz Gülec, Dost Kitabevi Yay., Ankara, 1982, s.95

(3) Vida T. Johnson-Graham Petrie, The Films of Andrei Tarkovsky-A Visual Fugue, Indiana University Press, İndianapolis, 1994, s.18)

(4) A.g.e., s.19

(5) Andrei Tarkovsky, Zaman Zaman İcinde, Cev: Seda Keranoglu, Afa Yay., Istanbul,1994, s.26-27

(6) A.g.e., s.261

 

Kaynakça:

 

Ugur Kutay (Andrei'in Bakisi - Tarkovsky Sinemasi'nda Psikanalitik-Semiyolojik Acilimlar) Es Yay.

 

Nostalghia.com - An Andrei Tarkovsky Information Site

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Önsezilere inanmam.

Batıl inançlara hiç güvencim yoktur.

İftiradan veya kinden kaçmam.

Dünyada ölüm yoktur.

Hepsi ölümsüz,

Her şey ölümsüzdür.

 

On yedide ölümden korkmam,

Yetmişimde de...

Sadece gerçek ve ışık var.

Bu dünyada ne ölüm ne de karanlık var.

En azından hepimiz kıyıya vardık,

Ve oltayı atan benim.

Ölümsüzlük balık sürüsüne geldiğinde.

 

Bir evde yaşa ve o hiç düşmez.

Diğer yüzyıllara selam veririm.

Ve içeri gir, kurduğum eve.

İşte bu yüzden çocukların benimle yemeğini paylaşır,

Karılarınız masama katılır,

ve diğerleri.

 

Bir masa her ikisine de hizmet eder büyükbabaya ve toruna:

Gelecek şimdi yapılıyor.

Ne zaman elimi zamana kaldırırsam,

Beş parmağımı sana hediye ediyorum.

Köprücük kemiklerimle, ne kadar dayanırsa,

Geçen her yaşımda daha çok dayanıyorum.

Zamanı dünyanın dönüşüne göre hesapladım,

Ural dağlarının menzillerini geçmiş gibi geçtim onu.

Kendi hesaplarıma göre yaşlanmayı seçtim.

Güneye ilerledik, tozların havalanması ile

 

Otlar içildi ve uygun zamanda,

Onun duyargası atın nalında,

Gelecekten haber veren bir çekirge...

O, öleceğim kehanetinde bulundu, eğer o bir keşişse.

 

Fakat kaderim semer vurdu hemen atıma,

Şimdi zamanın içinde at sürüyorum gelmesi için

Ve dalgaları dövüyorum davulumla.

Ölümsüzlüğüm benim için yeterli.

Uçup giden yıllarımı için akıyor kanım,

Hala ılık kalması için

Liman güvenilir ve gerçek

 

Hayatımı seve seve ve isteyerek verdim,

Uçuculuğunu kaybetmiş, kılıç gibi bir iğne

Yol gösterici olmuş bana, tıpkı bir iplik gibi,

Dünyanın her yerinden.

 

Ayna filminden.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Şu An Ne Dinliyorsun? Yorum Yap, Bir Dizesini Yaz, Paylaş!

      nightwish the pharoah saıls to orıon cok saglamdır tavsıye ederım

      , Yer: Diğer Müzik Türleri

    • Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İinceleme

      KORKUDAN HALK KORKUSUNA Korku, diğer hislerde olduğu gibi belirli bir tek tanıma sahip değildir. Korku üzerine birçok araştırmacı farklı bakış açıları ile tanımlama yapmışlardır. Türk Dil Kurumu, çevrimiçi Güncel Türkçe sözlüğünde korku terimini; “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü” olarak tanımlamaktadır . Korku bilinmez olanın merak edilmesi ile başlamaktadır. Aslında bilinmeyene karşı korku durumu ötekinden gelebilecek zarar düşüncesinden de kaynaklanm

      , Yer: Sinema

    • Eril Tahakkümün Bir Aracı Olarak Sinemada Tecavüz

      ‘Vesikalı Yarim’ i izlemiş miydiniz? İzlemişseniz eğer unutmamışsınızdır bu neredeyse tüm aşklar gibi kırık biten hikayeyi ve güzeller güzeli Türkan Şoray’ın vesikalı halini.  Filmin başlangıcında İstanbul’un kenar mahallelerinden bir manav, bir gece erkek arkadaşlarıyla alem yapmaya Beyoğlu’nda bir pavyona gider. Film de açıkça söylenmez ama sezdirilir; gecenin sonuna doğru masadaki üç erkek belli ki geneleve doğru yola çıkar. Kahramanımız Halil’in karşısına da konsomatris Sabiha çıkar. Pavyond

      , Yer: Sinema

    • Bir terapi yöntemi : Affetmek

      BİR TERAPİ YÖNTEMİ : AFFETMEK alinti:psikospritüel.com       Antalya Ruhbilim Okulu 3 yıldır " Birey ve toplum sağlığında affetmenin koruyucu ve geliştirici etkisini vurgulamak amacıyla ve affetme kapasitesini arttırmak için bir şampiyonluk "düzenliyor. İlki 2003 Antalya Dolphinland'de , ikincisi 2004 İstanbul Naturel Beden,Zihin, Ruh Festival'inde yapıldı. Biz affetmeyi hep karşı tarafı affetmek diye düşünürüz. Bense daha çok kendimizi bir durumdan affetmek, bağışlamak üzerinde durmak istiyo

      , Yer: Evrensel Enerjiler ve Farkındalık

    • Yeni bir aşk büyüsü daha

      İlk önce bir kağıt veya deri üzerine sevdiğinizin adı soyadını yazıyorsunuz siyah mürekkeple (anne ismi veya baba ismi varsa daha iyi olabilir) Kırmızı bir mum yakıyorsunuz Sevdiğinizi imgeleyip muma odaklanıyorsunuz inandığınız tanrı varsa ondan yardım diliyorsunuz örnek olarak Ay tanrı ve tanrıçaları affınıza sığınarak sizden yardım istiyorum --- kızı --- --- beni sevsin bana aşkla dolsun diyip bir kaç kez tekrarlıyorsunuz inanarak hissederek. sevdiğinizin ismini yazdığınız kağıdı yakıyo

      , Yer: Witchcraft

×
×
  • Yeni Oluştur...