Jump to content

Ataol Behramoğlu Şiirleri


birunsatan

Önerilen Mesajlar

Ben Ölürsem Akşamüstü Ölürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Şehre simsiyah bir kar yağar

Yollar kalbimle örtülür

Parmaklarımın arasından

Gecenin geldiğini görürüm

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Çocuklar sinemaya gider

Yüzümü bir çiçeğe gömüp

Ağlamak gibi isterim

Derinden bir tren geçer

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Alıp başımı gitmek isterim

Bir akam bir kente girerim

Kayısı ağaçları arasından

Gidip denize bakarım

Bir tiyatro seyrederim

 

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm

Uzaktan bir bulut geçer

Karanlık bir çocukluk bulutu

Gerçeküstü bir ressam

Dünyayı değiştirmeye başlar

Kuş sesleri, haykırışlar

Denizin ve kırların

Rengi birdenbire karışır

 

Sana bir şiir getiririm

Sözler rüyamdan fışkırır

Dünya bölümlere ayrılır

Birinde bir pazar sabahı

Birinde sararmış yapraklar

Birinde bir adam

Her şeye yeniden başlar

 

 

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

 

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

 

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

 

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

 

 

 

Yıkılma Sakın

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Kapatıldığın dört duvar arasında

Sağlıklı, genç bir adam olarak

 

Neler gelmez ki insanın aklına

Sevinçli, özgür günlere dair

Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta

Onunla ilk kez öpüştüğün şehir

Acı, zehir zemberek bir hüzün

Kalbinden gırtlağına doğru yükselir

 

Görüyorsun işte küçük adamları

Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana

Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına

Kimisi düpedüz halk düşmanı

Diren öyleyse, diren, yılma

Yürüt daha bir inatla kavganı

 

Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i

Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda

Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini

Karanlıkları yırtmak arzusuyla

Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa

Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri

 

Kötü şey uzakta olmak

Dostlarından, sevdiğin kadından

Yasaklanmak bütün yaşantılara

Seni tamamlayan, arındıran

Ama bir devrimciyi haklı kılan

Biraz da acılardır unutma

 

Yıkılma sakın geçerken günler

Yaralayarak gençliğini

Onurlu, güzel geleceklerin

Biziz habercileri düşün ki

Ve halkın bağrında bir inci gibi

Büyüyüp gelişmektedir zafer.

 

 

Unuttum Nasıldı Annemin Yüzü

Unuttum, nasıldı annemin yüzü

Unuttum, sesi nasıldı annemin.

Gece bir örtü olsun anılardan

Kara yüreğime örtüneyim.

 

Unuttum, nasıldı annemin gülüşü

Unuttum, nasıldı ağlarken annem.

Yaşam sallasın kollarında beni

Küçücük oğluyum onun ben.

 

Unuttum, elleri nasıldı annemin

Unuttum, gözleri nasıldı bakarken.

Kuru ot kokusu getirsin rüzgar

Yağmur usulcacık yağarken.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

TÜRKİYE, ÜZGÜN YURDUM, GÜZEL YURDUM

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Boynu bükük ay çiçeği

Şiirin ve aşkın geleceği

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Dağ rüzgarı, portakal balı

Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Yazgısı kara yazılmış gelin

Kurumuş sütü memelerinin

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Harlı bir ateş gibi derinde yanan

Haramilerin elinde bulunan

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Güngörmüş, bilge toprağım

Yunus, Pir Sultan ve Nazım

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Bozlat, ağıt, halay ve zeybek

Dumanı üstünde ekmek

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Yüzü kırış kırış anam

Ağlayan narım, gülen ayvam

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Asmaların üstünde gün ışığı

En güzel geleceğin yakışığı

 

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum

Zinciri altında kımıldayan

Bitecek sanıldığı yerde başlayan

 

 

 

Ataol BEHRAMOĞLU

--------------------

BELLUM OMNİUM CONTRA OMNES"

 

"İnsan insanın

Kurdudur" diyor

Bir düşünür

Ve ekliyor:

"Bellum omnium cantra omnes"

Yani

Yatkındır savaşa

Birbiriyle herkes...

 

Şu sonuç çıkar

Bu saptamadan:

Doğası gereği

Savaşçıdır insan...

 

Doğruluk payı

Var mı bu görüşte?

Yanlışlık var mı?

Varsa nerde?...

İnsan insanın

Kurduydu belki

Gerçek kurttan

Yokken farkı...

Onu kurttan

Ayıran özellik

Akıl olmalı

Ve üretkenlik

Ürününü

Emeğinin

Alırsan, sevinçle

Dolar yüreğin

Ve hele ortak bir

Yaratıysa bu

Daha da büyür

Mutluluğu

Oturursun

Aynı sofraya

Emektaş olmanın

Mutluluğuyla

Şimdi sormak

Gerekir yeniden

İnsan insanın kurdu mu gerçekten?

İnsan insanın

Kurduydu belki

Gerçekten kurttan

Yokken farkı

Ama gelişen

Bir şey var onda

Sevgiye, iyiye

Doğruluğa

Yaratırken

Emeğiyle

Yaratır çünkü

Kendini de...

Soruyu yeniden

Ve şöyle sormalı:

Sevgiye, iyiye

Barışa kim karşı?

Emeğinin

Hakkını alan

Ne çıkar umar

Savaştan?

Dünyayı ortakça

Kardeşçe üreten

Ne yarar umar

Kötülükten?

Şimdi değiştirip

Bu kavramları

Yeniden ve şöyle

Söylemek olası:

Emekçi insan var, barıştan yana

Dünyayı kardeşçe yaratan, üreten..

Ve kurtlar - savaşta çıkarları...

Vurarak, kırarak, ezerek sömüren...

 

 

Ataol BEHRAMOĞLU

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

 

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

 

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yalnız değildir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

--------------------

MELANKOLİ

 

Ey sokaklarında yıllarca avare dolaştığım

İçinde ilk aşkımı yaşadığım küçük şehir

Umutsuz akamlarımda sesini duyduğum lir

Sihrinde ilk acıyı tattığım

 

Ey sarhoş akşamlarımın biricik tesellisi

İlk şiirlerimdeki biricik dert ortağım fener

Soğuk kış geceleri ısındığım kalorifer

Gitgide uzaklaşan tren sesi

 

ey en masum arzularımı gizleyen oda

Yıldızlarla dost eden küçük pencere

Her akşam gönlümün dilediği yere

Götüren sihirli araba

 

Ey en içli en yanık türkülerimi duymayan

rüzgarı saçlarımı dağıtan sokak

Ve ey saçı ak gönlü ak

Anneciğim pencerede ağlayan

 

Ah biliyorum güç gelecek sizlere

Ama artık gitmek geliyor içimden

Bir sabah masmavi bir bulutun peşinden

Dönüşü olmayan yerlere

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

dışarıda kar yağarken aklıma gelen bir şiir.

 

BEYAZ, İPEK GİBİ YAĞDI KAR

 

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde

Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri

Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak

Şarkılar çaldı odalarda

Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm

Düşmanlarımız dışında

Düşmanlarımız çünkü

Sevgiyi yok ettikleri için

Düşmanımız oldular-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif yüreğiyle

Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.

Uzaktaki şehir

Uykuya dalmıştır şimdi.

Düşündüm bir bir

Kardeşlerimin ne yaptıklarını

Nihat

Uyumuyor olmalı.

-Nefis bir şarkı

Söylüyor yandaki odadaki kız

Bir Rus

Halk şarkısı.

Ve şimdi koroyla

Başladılar-

Nihat düşünüyordur

Karanlıkta.

-Sanırım

Bir saatten sonra

Hapishanede

Dışardan söndürüyorlar ışıkları-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kelebek adımlarıyla

Geçip gitti karın üzerinden.

İnsanlar kendi şarkılarını

Kendi hayallerini taşıyorlar.

Çağdaş şarkılar

Gerekli onlara

Hem Hayatlarının

Derinliklerinden söz eden

Gerçekleştirilmiş

Gerçekleştirilmemiş duygularından,

Hem

Kavgayı ateşleyen

Somut

Anlaşılır

Akıllı şarkılar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Acılarla dolu bu dünyaya.

İnsafsızlık

Vahşet

Hala güçlü

Ve hala iktidarda.

İnsanlar

Ölüyorlar.

Gepgenç

Sımsıcak

Ölüyorlar

Sanki

Ölmüyorlarmış gibi.

Bir yandan sürüp gidiyor-

Hayat;

Bir yanda tel örgüler

Parmaklıklar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Yağdı kirpiklerine bir kızın

Yağdı mavi bir nehre

Saçlarıma yağdı

Otobüslere

Ağaçlara

Evlere.

İçimden okşadım onu.

Kelebek adımlarını

Yanımdan geçen kızın.

Herhangi bir kız

Hayalleri olan.

İstedim ki

Daha güzel

Olsun şu dünya.

İstedim ki

Beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Bitsin artık

Bu sürüp giden alçaklıklar.

Bir bebek

Ölüm tehdidi altında yaşamasın

Beşiğinde.

Ve paramparça olmasın

Sımsıcak

Capcanlı

Yaşayıp giderken insanlar.

Bırakın, beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Hayallerimiz olsun.

Yaşayalım

Özgür

Güzel

Düşünceli.

Anlatalım

Düşündüklerimizi birbirimize.

Sevinç egemen olsun her yerde

İnsanca

Bir kaygı.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar.

Yağsın.

Dünya daha güzel olacak

İnanıyorum buna.

Bir insan kalbinin güzelliğine

Çocukluğuna

Sonsuz cesaretine, olanaklılığına

İnandığım kadar.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bir Gün Mutlaka

 

Bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra

Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu

yaz

Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür

gümbür bir telaş

Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne

güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz

kafalılar! Ey sadrazam!

 

 

 

Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç

yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz

Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl

bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar

Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz

bir gömlek giyiyorum

Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma

Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli

bir pardesü

Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir

kitapları

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür

ucundaki ırmakları

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda

Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum

istasyona

Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya

İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su

Ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu

Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma

Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette

Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl

ölebilir, nasıl unutulur insan

Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl

tarlalar

Ne yapsam...ne yapsam...Dekart okuyorum sonradan...

Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş

Çankaya' ya

Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara

Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis

bir çocuk

Lermontov' un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi

bakıyor sonra

 

Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,

kuş sesleri geliyor kulağıma

Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor

beni

Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına

Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına

yüzünün oynamasına

Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama

İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal

almaya

İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri,

bireyin kurtuluşunu filan

İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan

Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey

Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan

Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün

izliyor arkadan

Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek

kısaca

Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum

sağda solda

Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak

kanatlarından merakla

Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların

olduğu alanlara

Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan

şiiri

Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa

Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden

sokaklara fırlamaya

Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama

Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm

filmlerden mi ne

Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya

Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla

Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o

yollar geliyor aklıma

Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun

gibi tombul ve sıcak elleri

Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde

yeni bir kız, kahvede yeni bir garson

O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...

Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan

yüreğimi bu telaş

Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da

Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin

fotoğrafını duvarda

Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder

misiniz karakola

Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür

ucundaki ırmakları

 

Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam' da

Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya

Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey

şeyhülislam!

Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz!

Bunu söyleyeceğiz bin defa!

Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız

marşlarla

Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda

Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla

Yürüyeceğiz çoğala çoğala...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Rüyalar bile geceleri bekler

Gizlice görünmek için

Yüreğimdesin, saklısında içimin

Gizlice sevgilim

 

Kimse bilmesin üzgünlüğümü

Taşırım ölümüm gibi bu duyguyu

En gizli kuytularında ömrümün

Bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu

 

Gizlice sevgilim, yaşam kadar acı

Canımı tutuşturan özlem gibi

Özlüyorum derin yokoluşta

Gizlice sevgilimi

 

Ataol Behramoğlu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Günümüz şairlerinden Ataol Behramoğlu.

Çatalca'da doğdu, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. İstanbul şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak görev aldı. Bir süre İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği’nde yaşadı.

İlk şiiri 1960 yılında Varlık dergisinde yayımlandı. şiir ve edebiyatta bir ekol yaratmak amacıyla önce Yeni Gerçek adlı edebiyat dergisini, ardından ismet Özel ile birlikte Halkın Dostları dergisini kurdu. Daha sonra kardeşi Nihat Behram ile Militan adlı sanat dergisini çıkardı.

Bu dergilerde birçok yazar ve şairin tanıtılmasına önayak oldu.

Asya Afrika Yazarlar Birliği Lotus Ödülü'nü 1981 yılında kazandı. Son yüzyıl Büyük Türk şiiri Antolojisi’ni (1988) hazırladı. Rus edebiyatından birçok eseri Türkçe’ye kazandırdı.

ESERLERİ:

Bir Ermeni General (1965), Bir Gün Mutlaka (1970), Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974), Ne Yağmur Ne Şiirler (1960), Kuşatmada (1978), Mustafa Suphi Destanı (1979), Dörtlükler (1980, ilavelerle yeniden basım 1983), Şiirler (1959-1982), İyi bir Yurttaş Aranıyor (1983), Kızıma Mektuplar (1987), Eski Nisan (1987), Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985), Bebeklerin Ulusu Yok (1988), Sevgilimsin (1993).

Düzyazı Kitapları:

Yaşayan Bir Şiir (1986), iki Ateş Arasında (1989), Melankolik Gözyaşları (1990), Nazım’a Bir Güz Çelengi (1990), Şiirin Dili-Ana Dil (1995).

Antolojileri:

Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri Antolojisi (1988), Dünya Şiiri Antolojisi (1997).

Çocuk Kitabı:

Yiğitler Yiğidi ve Uçan At Masalı (1990).

Diğer Kitapları:

Aziz Nesin’li Fotoğraflar (1995), Başka Gökler Altında (1996), Kardeş Türküler (1981), Lozan (1992), Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (1995), Şiirin Kanadında Mektuplar (1997).

 

Beni bir yaza gömdülerdi bir zaman

Her yer olabilecek bir kuytulukta

Bir kadın vardı bir balkonda

Sesinde yaralı bir gül olan

 

Hayat ve mevsimler aynı şeydi

Uyku kadar derin bir suda boğulurken

İlkbahar kekeleyerek geldi

Kırık çocuk gülüşlerinden

 

Deniz oracıktaydı ve buğusu

Eriyorken havada sesler

Herşeyin bir büyü oluşturduğu

Gizemli kokular ve gülüşler

 

Beni bir yaza gömdülerdi bir zaman

Annem olan bir sessizlikte

Belki de onun kalbidir açan

Derin bir gülün içinde

 

NİCEDİR ÖZLEMİŞİM

 

 

 

Nicedir özlemişim

Bu rüzgarı

Hani Doğu'da eser

Bahar akşamları

 

 

 

Nicedir özlemişim

Bir elma ağacının

Dibine oturmayı

 

Nicedir özlemişim

Şoseleri,dağları

 

Nicedir özlemişim

Bir dosta sarılıp

Ağlamayı

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: .

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir seyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hemde tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederide yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın bütün dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana :thumbsup:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kıran vurdu memleketi

Zalimler hakan olmuştur

Yedikleri yoksul eti

İçtikleri kan olmuştur

 

Kula kulluk etmeyenin

Vicdanını satmayanın

Haram lokma yutmayanın

Mekânı zindan olmuştur

 

Yalan dolan yazıp çizen

Kudretliye övgü düzen

Dün dinsizim diye gezen

Bugün müslüman olmuştur

 

Emeksiz zengin olanın

Kitapsız bilgin olanın

Sermayesi din olanın

Rehberi şeytan olmuştur

 

Haramisi, soyguncusu

Uğursuzu, vurguncusu

Cellat ruhlusu, soysuzu

Bakan, sadrazam olmuştur

 

Korkan varsa konuşmaya

Anlam yükleyip susmaya

Gerek kalmadı korkmaya

Çünkü korkulan olmuştur

 

Sesime kulak ver gülüm

Tutsaklığa yeğdir ölüm

Nerde varsa böyle zulüm

Çaresi isyan olmuştur

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Atatürk Şiirleri - Serdar Yıldırım

      EŞSİZ ASKER ATATÜRK O, bir millete baştı. Yel oldu, dağlar aştı. Sel oldu, düşman kaçtı Tüm dünya buna şaştı Eşsiz asker Atatürk. --------------------------------- ATATÜRK VE CUMHURİYET O'nsuz tarih olmazdı. O, doğmasaydı. Tarih kitaplarını yırtardım, Cumhuriyet kurulmasaydı. --------------------------------- CUMHURİYET Haykır durma, Cumhuriyet 96 yaşında. Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında. *     *     *      * Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın

      , Yer: Atatürk'çü Düşünce Kulübü

    • Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

      En sevdiğim ile başlıyorum... Seni   Öyle uzun seviyorum ki seni Ya yaradılışta doğmuşum Ya ölümsüzün biriyim ben... Hasret Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye Oyun Oynasak Biri yıldız olsa Biri ben olsam.   Oynasak Gelse gecenin biri Çağırsak gündüzün birini Biri ben olsam.  

      , Yer: Şiir

    • Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı ve Şiirleri

      “Üçyüzonda gelmiş idim cihana”   Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çap

      , Yer: Yazarlar

    • Etkilendiğiniz Şiirleri, Dörtlükleri Yazın

      ben kendimle başlayayım   BAYRAMLAR BAYRAM OLA   Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine   Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..   Eli öpüldükçe içi burkuldu Konuşmak istedi, dili tutuldu Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu   Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..   Düşündü kış yakın, evde odun yok Tenekede yağ yok, çuvalda un yok Yok yoka karışmış; tuz yok, s

      , Yer: Şiir

    • Didem Madak Şiirleri

      Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!                                  "Zenciler prensesi olacağım.                                 Hayat işte asıl o zaman başlayacak"                                                               Pippi Uzunçorap     Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana k

      , Yer: Şiir

×
×
  • Yeni Oluştur...