Jump to content

Rabindranath Tagore Şiirleri


KATA

Önerilen Mesajlar

ANLAT BANA ESİR

 

 

 

"Anlat bana, esir, seni bağlayan kimdi?"

 

Esir, "Efendimdi", dedi. "Servet ve iktidarda dünya yüzünde herkese üstün

olabileceğimi sandım ve hükümdarıma ait olan paraları kendi hazine odamda

biriktirdim. Uyku bastırınca, efendime hazırlanan yatağa uzandım; uyanınca

kendimi kendi hazine odamda mahpus buldum".

 

“Söyle bana esir, bu kırılmaz zinciri kim döğdü?"

 

Mahpus, "bu zinciri ben kendi ellerimle döğdüm" dedi, "yenilmez kuvvetimin

bana rahat bir serbestlik vererek, alemi tutsak edebileceğini sandım.

Böylece muazzam ateşler ve insafsız, sert vuruşlarla bu zincir üzerinde gece

gündüz çalıştım. Halkalar tamam ve kırılmaz olup nihayet iş bittiğinde,

kendimi ona sımsıkı bağlı buldum."

Rabindranath Tagore

 

 

BİR ÖPÜYORSUN AĞZIN ŞARAPLAŞIYOR

 

 

 

Aç kapını aç - sabahın eri girsin

Bu ıtır kokusunu kaldır yüreğimi dağlıyor

Aç kapını aç - bırak yakamı gideyim

Yeter bunca öptüğün

Bunca sarıldığın yeter

Bir öpüyorsun ağzın şaraplaşıyor

Eriyip kendimi yitiriyorum

 

Aç kapını aç - bırak yakamı gideyim

Geri ver beni - herşey senin olsun

Senin olsun - özgür kıl yüreğimi

Rabindranath Tagore

 

 

 

YOKOLMADILAR

 

 

 

Biliyorum, bu yaşam, sevgi olgunluğundan yoksun, bütün bütüne yokolmadı.

Biliyorum, gün doğarken solan çiçekler, çölde kuruyan dereler bütün bütüne yokolmadılar.

Biliyorum, ne varsa geride kalan, ağır ağır ilerleyen bu yaşamda, bütün bütüne yokolmadılar.

Biliyorum, daha gerçekleşmedi düşlerim, şarkılarım söylenmedi, ama Senin çalgının tellerinde geziniyor hepsi, bütün bütüne yokolmadılar.

Rabindranath Tagore

 

 

 

KOLUNDA SEPETÇİK,YOLUN NERE?

 

 

 

Pazar dağılmış- akşam dağlardan iniyor

Kolunda sepetin- nereye koşuyorsun

Dönen döndü yollar ıssızlaştı

Ay vurdu köyde ağaçların üstüne

Yaban ördekleri bataklığa çekildiler

Dindi kayıkları çağıran seslerin yankıları

Akşam dağlardan indi- pazar dağıldı

Uyku bulutlarla yeryüzünü sarıyor

Tek ses yok bambu yapraklarında

Kara kargalar yuvalarında sinik

Irgatlar döneli hani oldu tarlalardan

Büyük avluda döşeklerini yayıyorlar.

 

Akşam dağlardan indi- pazar dağıldı

Kolunda sepetçik- yolun nere

Rabindranath Tagore

 

 

 

YILDIZLAR

 

 

 

Bütün yıldızların parladığını duyarım içimde.

Bir sel gibi dolar dünya hayatıma.

Gövdemde çiçekler açar.

Gönlümde toprağın ve suyun bütün gençliği

tüter bir tütsü gibi.

Ve seslendirir bir kaval gibi bütün nesnelerin

soluğu düşüncelerimi.

Rabindranath Tagore

 

 

 

 

İZİN VER

 

İzin ver, yanıbaşına bir an oturayım. Elindeki işleri daha sonra

bitirirsin.

 

Yüzünü görmesem gönlümün ne rahatı ne huzuru kalır;

işim sahilsiz bir çalışma deryasında ucu bulunmaz bir didinme olur.

 

Bugün yaz mevsimi iç çekişleri ve fısıltıları ile penceremdedir

ve çiçeklenen bahçemin sarayında, arılar ozanlıklarını deniyorlar.

 

Şimdi seninle karşılıklı sükun içinde oturup,

Bu sessiz ve coşkun huzurda hayata bağlılık türküsünü söylemenin zamanıdır.

Rabindranath Tagore

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

HAYATA DAİR...

 

Düşünüyorum da,

sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek...

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,

naif yönlerimizin keşfedilmesi,

cesaretsizligimizin anlaşılması,

korkularımızın paylaşılması

sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında

kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...

...Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.

Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.

Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?

Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.

Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

...

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin

o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna

el kaldırmaya kıyamaz?

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım

karşımdakine.

O da çözülecek belki.

Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadı böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kırılmaktan korkmasak.

İncinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.

Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.

...

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.

Ve kucaklaşsak yeniden.

Tıpkı eskisi gibi.

Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.

Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.

Neler biriktirdiğimizi,

kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız coğrafya zor, sartları ağır.

Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.

Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor.

Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.

Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.

Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yıldızız.

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

Rabindranath TAGORE

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ATEŞ BÖCEKLERİ

 

AHayallerim,

anlı ışık lekecikleri,

Karanlıkta gözkırpıştıran

Ateş böcekleridir.

 

O dikkati çekmeyen,

Sesleri, yol kıyısı hercailerinin

Mırıldanır bu gelişigüzel çizgilerde.

 

Zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde,

Rüyalar

Günün kervanından dökülen parçalarla,

Yuvalarını yaparlar.

 

Bahar, geleceğin meyveleri için değil

Fakat bir anın kaprisi için

Çiçeklerin petallerini saçar.

 

Neş'e kımıltısız yerin zincirinden kurtulmuş

Sayısız yapraklara doğru

Koşar ve dans eder

Bir gün için havada.

 

Hiçbir önem taşımayan kelimelerim

Zamanın dalgaları üstünde hafifçe dans edebilirler,

Mana ile ağırlaştıkları zaman dibe çökerler.

 

Zihnin derinliklerinde güveler

İnce kanatlarını büyütürler;

Ve veda ederek uçuşurlar,

Gün batımı göğünde.

 

Kelebek ayları değil, fakat an'ları sayar

ve yeter zamana sahiptir.

 

Benim düşüncelerim, kıvılcımlar gibi, kanatlanmış

Sürprizler üzerinde giderler,

Tek bir gülüş taşıyarak.

Agaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine

Buna rağmen onu hiçbir vakit kucaklıyamaz.

 

İzin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın

Ve yine de aydınlık özgürlügü versin sana.

 

Renklendirilmiş kabarcıklardır günler,

Dipsiz gecenin yüzüne çıkan,

 

Hatırlamanı istemek için armağanlarım çok küçüktür;

Ve bunun için

Onları sen hatırlamalısın.

 

Çıkart, at ismimi armağandan;

Bir yük olacaksa,

Ancak şarkım kalsın.

 

Nisan, bir çocuk gibi,

Çiçeklerle tozlar üzerine hiyogralifler yazıyor.

Onları siliyor ve unutuyor.

 

Hatıra, rahibe, hali öldürüyor,

Ve onun kalbini ölü geçmişin türbesine sunuyor.

 

Mabedin kasvetli heybetinden

Çocuklar tozda oynamak için dışarı koşuyorlar,

Tanrı onların oyununu seyre dalıyor,

Ve rahibi unutuyor.

 

Zihnim, düşüncelerinin akışında

Birdenbire yanan bir ışık gibi çalışmaya başlar,

Asla tekrarlanmıyan akıcı notasıyle bir küçük ırmak gibi.

 

Dağda, sessizlik kendi yüksekliğini bulmak için

kabarmaktadır,

Gölde, hareket kendi derinliğini tahayyül etmek için

hareketsizleşir.

 

Veda eden gecenin

Sabahın kapalı gözlerine kondurduğu öpücük

Şafak yıldızında parlıyor.

 

Ey bakire, senin güzelliğin bir meyve gibidir,

Henüz olgunlasmamış ve açılmamış bir sırla dopdolu.

 

Onun anısını yitiren acı

Kuş seslerinden uzak,

Fakat yalnız ağustosböceğinin ıslığının duyulduğu sessiz karanlık saatler gibidir.

 

Gerilik onun öldüren bir pençe ile gerçeği elinde güvenle

tutmaya çalışır.

Zayıf bir lambayı canlandırmayı arzulayarak uzun gece

bütün yıldızlarını ışıklandırır.

 

Hernekadar O

Dünyayı

-Gelini-

Kollarında tutuyorsa da,

Gök,

Sonsuzluğa kadar

Uzaktadır.

 

Tanrı, dostlar arar ve sevgi diler,

Şeytan, eserler arar ve itaat ister.

 

Toprak hizmetine karşılık

Ağacı kendisine bağlar,

Gök ise hiçbir şey istemez

Ve onu özgür kılar.

 

Çocuk, tarihin tozu ile aydınlanmış

Yaşı bilinmiyen zamanın gizliliği içersinde

Edebi olarak oturmaktadır.

 

Uzakta olan O,

sabahleyin bana geldi,

Işık tarafından alınıp götürüldüğünde daha da yakınlaştı.

 

Beyaz ve pembe zakkumlar buluştular

Ve, ayrı lehçelerde neş'e ile eğlendiler.

 

Sessizlik

Kendi kirlerini

Süpürüp yürüyünce

Fırtına olur.

--

çok hoş

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

UNUT GECE BİTİNCE

 

 

Hadi son türkünü de söyle

Söyle son türkünü de gidelim

"Gece bitti" de - unut her şeyi

unut bunu da gece bitince.

 

Ben kimi sarmak isterim öyle kollarımla

Hangi düşler onlar

Tutsak edilmeyen hangi?

 

İşte o onmaz tutkuda ellerim

Yüreğime boşluğunu bastırıyor

Çürük çarık göğsüm bağrım

 

Sensiz.

 

Çeviren: Tarık Dursun K.

 

 

GİTANJALİ'DEN

 

 

3

tanımadığım nice insan tanıttın

nice evde bana da verdin bir köşe

uzağı yakına çevirensin

yabancıyı kardeşe

 

eski evimden ayrılıp düşünce yollara

düşünürüm ilkin kara kara

eskide de var olan sensin oysa

yenide de var olan sen

uzağı yakına çevirensin

yabancıyı kardeşe

 

ölümde yaşamda bütün evrende

nereye götürsen beni

tüm doğuşlardan bilinen

sen tanıtacaksın bana herkesi

 

yabancı yoktur bilene seni

kapılar kapanmaz olur

herkesin bağısın bilen bildirensin

senden ırak kılma beni

uzağı yakına çevirensin

yabancıyı kardeşe

 

 

 

7

türlü türlü ahenklerle gel

kokularla türkülerle renklerle gel

 

vücudumda duyayım gel seni

başımda duyayım şarap gibi

örtülü gözlerle büyülü renklerle gel

türlü türlü ahenklerle gel

 

gel pırıl pırıl duru ve güzel

inceliğinle sessizliğinle gel

gel başka başka düzenlerle

 

acınla gel neşenle gel canevime

gel günümün bütün işlerine

gel işlerden çekince gel

 

türlü türlü ahenklerle gel

 

 

 

 

8

çeltik tarlasında güneşle bulutların

saklambaç oyunu var bu kez

mavi gökte ak buluttan sallar

kim yüzdürür bilinmez

 

arılar ışıkla esrik

balı kovanı unutmuş

ırmak kıyısında bir yığın kuş

neden toplanır bilinmez

 

girmesek bugün evden içeri dost

girmesek evden içeri

basıversek de göğü bugün

yağma etsek enginleri

 

sularda köpükler gibi

rüzgârda gülüşler koşuyor bak

boşversek de işi gücü

günü türkülerle harcasak

 

 

 

10

altın tepsisinde bugün sana

gözyaşlarımı sunacağım mücevher gibi

bir gerdanlık dizeceğim onlardan

inciler gibi

 

ayaklarındaki halkalar

aydan güneşten olabilir

benim acımsa göğsüne

bir değerli taş gibidir

 

ne varsa senin

olur ne dersen

ister verirsin

alırsın ister

 

acımsa benimdir ancak

bilirsin taşın temizini

karşılığında bir gülüşün

yeter gönendirmeye beni

 

 

 

11

çelenk ördük çiçeklerden

otlardan demetler derdik

bir sepet sunuyoruz içine

taze başaklar serdik

 

gel ey güz Lakşimi'si

koşulsun ak buluttan araban gel

duru mavi yollarda gel

gel bütün karanlığı yıkanmış

ışıkla donanmış

ormanlardan tepelerden dağlardan

gel tacın ak nilüferlerle bezenmiş

serin çiğler içinde

 

Ganj'ın sular basmış kıyısına

kuştu korularda döşek serilmiş

dökülen yaseminlerden sana

kuğu dönüp yaymış kanatlarını

ayak ucuna

 

fısıltılar yükselir tellerinden

senin altın çalgının

bal gibi tatlı bir vızıltı derinden

eriyiverecek gözyaşlarıyla ansızın

kahkaha taşan ahenk

 

denektaşıdır pırıldayan

saçının büklümlerinde yer yer

bir an için o esirgeyen yeller

dolaşsa düşüncemizde

altına dönüşür dertlerimiz

karanlıktan ışığı çıkıveririz

 

 

 

20

bir yaz akşamıdır karanlık çöküyor

gün yok olmuştur

kesintisiz boşanır gökten

bir tükenmez yağmur

 

çekilmişim evin bir köşesine

kurarım kendi kendime

bahçede ıslak esen yel

kimbilir ne konuşur

kesintisiz boşanır gökten

bir tükenmez yağmur

 

dalgalar yükseldi gönlümde bugün

kıyı görünmez oldu

çiçek kokularından ıslak bahçenin

gözlerime yaş doldu

 

neylesem bu akşam neylesem

ne türküler söylesem

büyülü bir el değer belleğime

bildiklerim yok olur

kesintisiz boşanır gökten

bir tükenmez yağmur

 

 

Çeviren: Bülent ECEVİT

 

 

 

ÇAĞIRIŞ

 

 

 

Onu aramakla çok dolaştım,

Birtek seni çağırabilir...

O, kadın lambasını yüzüme kaldırdı

Ve bana bilinmiş oldu....

 

Sen o semavi kıvılcımsın

Ey taktis olunmuş tek varlık

Cennet haberini sen getirdin

Bu dünyevi eve...

 

Senin uzak adımlarının sesi için

Ey gizli dost...

Sessiz bekleyiş içinde uyanığım

Bahçemdeki tenha köşkün içinde.

 

Lambam ateşini arzuluyor,

Lirim parmak dokunuşunu hayal ediyor.

Benim aç arzum yıldızlara bakıyor

Seninle birleşmek için

Uykusuz ızdırapta rüya görüyorum.

 

Beni çağıracağın anı

Kalbimle biliyorum

Benim şarkım tam değildir

Senin dokunuşun olmaksızın.

Ah! ... Neredesin sen, Ah Kadın! ...

Ufukların gerisinde sessizce oturan! ...

 

İlah Siva´nın gürlemesinden

Sen aydınlatıcı şuleyi getir

Siyah kara gözlerinde

Kesif bulutlardaki ateşi tutuştur.

Kalbimdeki

Sağnaklari dökülüşe istekli

Oh! ... Benliğimi al! ..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi

 

 

"Düşünüyorum da,

sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.

Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,

naif yönlerimizin keşfedilmesi,

cesaretsizliğimizin anlaşılması,

korkularımızın paylaşılması

sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında

kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.

Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.

Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.

Istiridyeler, deniz minareleri, midyeler.

Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?

Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?

Yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?

Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?

Duygularimizi bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.

Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.?

Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin

o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna

el kaldırmaya kıyamaz?

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,

korkaklığımı, sevgi isteğimi

en insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem

bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup

bir kuş gibi uçacağım özgürce.

Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım

karşımdakine.

O da çözülecek belki.

Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.

Kalmadı böyle insanlar demesek.

Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.

Kırılmaktan korkmasak.

incinsek, yaralansak.

Ne olur bir darbe daha alsak.

Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.

Denesek.

Risk alsak.

Yanılsak.

Fark etmez.

Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.

Ve kucaklaşsak yeniden.

Tıpkı eskisi gibi.

Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.

Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.

Neler biriktirdiğimizi,

kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.

Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.

Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.

Yaşadığımız cografya zor, şartları ağır.

Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.

Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.

Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.

Sevgiye çok ihtiyacımız var.

Ufukta kara bir kış görünüyor.

Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.

Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.

Kurtulun bu yükten.

Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.

Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yıldızız.

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi. "

 

Tagore

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Çalışacaksan eğer, testini dolduracaksan gel, gel benim gölüme.

Su, ayaklarına sarılıp gizini mırıldanacak sana.

Gelen yağmurun gölgesi var kumda; bulutlar, kaşlarının

üstüne düşen uzun saçların gibi inmiş ağaçların mavi çizgilerine.

Biliyorum adımlarının ezgisini, kalbimde atıyorlar.

Gel, gel benim gölüme testini dolduracaksan.

Dinleneceksen eğer, kaygısız oturacaksın, testini bırakacaksan sulara gel, gel benim gölüme.

Çimenli bayır yemyeşil, sayısız kır çiçeği var.

Düşüncelerin, yuvalarından uçan kuşlar gibi çıkacak koyu

gözlerinden.

Peçen, ayaklarına düşecek.

Gel, gel benim gölüme kaygısız oturacaksan.

Oyununu bırakacaksan eğer, suda yıkanacaksan, gel, gel

benim gölüme.

Bırak, kıyıda kalsın mavi şalın, mavi su örter seni, saklar

seni.

Boynunu öpmek için ayakuçlarında dikilir dalgalar,

kulaklarına fısıldar.

Gel, gel benim gölüme suda yıkanacaksan.

 

Çıldırtacaksan eğer, ölümüne atılacaksan, gel, gel benim

gölüme.

Serindir gölüm, derindir de.

Düşsüz uykular kadar karanlıktır.

Gecelerle gündüzler birdir

derinliklerinde, şarkılar sessizliktir.

Gel, gel benim gölüme dalacaksan.

 

Rabindranath TAGORE

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...