Jump to content

Ahmet Hamdi Tanpınar şiirleri


Dolunay

Önerilen Mesajlar

ZAMAN KIRINTILARI

 

Biz, zaman kırıntıları,Zaman sinekleri,Tozlu camlarında günlerin sessiz kanat çırpanlarVe lüzumsuz görenler artıkBu aydınlıkta kendi gölgelerini!Sanki siyah, simsiyah taşlar içindeSiyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz,Sanki hiç görmedik birbirimizi,Sanki hiç tanışmadık!

 

Dünya bize öyle kapattı kendisini...

 

 

 

Neye yarar hatırlamak,

Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde

Hatırlamak geçmiş şeyleri,

Bu beyhude akşam bahçesinde

Kapanırken üstümüze böyle

Zaman çemberi

Hatırlıyor yetmez mi

Güneşe uzanan ellerimiz!

 

Aynalar sonsuz boşluğa

Çoktan salıverdi çehremizi,

Yüzüyoruz,

İpi kopmuş uçurtmalar gibi.

Biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun,

Birdenbire bulanlar içlerinde

Gülüncün sırrını,

Ne kadar benziyoruz şimdi,

Aynı tezgâhtan çıkmış testilere

Bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları!

 

 

Baksak aynalara

Tanır mıyız kendimizi,

Tanır mıyız bu kaskatı

Bu zalim inkârın arasından

Sevdiklerimizi.

 

Ben zamanı gördüm,

İçimde ve dışımda sessiz çalışıyordu,

Bir mezar böyle kazılırdı ancak,

Yıldırımsız ve baltasız,

Bir orman böyle devrildi!

Ben zamanı gördüm,

Kaç bakışta bozdu hayalimi,

Ve kaç düşüncede!

Ben zamanı gördüm,

Şimşek gibi bir ânın uçurumunda.

 

Kim tanır bizi şimden sonra,

Aydınlığı kıt gecemize

Misafir olanlardan başka;

Kuru tahta üstünde bizimle

Paylaşanlar günlerimizi

Ve benim gözlerimle bakanlar güneşe

Ancak tanır bizi

Mor çemberlerin uçuştuğu akşam sularından!

Akşamın tek bir ağaç gibi

Dal budak saldığı sular

Çocukluk rüyalarının bahçesi!

Sakın kimse el sürmesin dallara,

Yapraklar, meyvalar olduğu gibi kalsın

Benim uykum boyunca!

 

Ben zamanı gördüm,

Devrilmiş sütunları arasından

Çok eski bir sarayın

Alnında mor salkımlar vardı

Ve ilâhlar kadar güzeldi.

Uçmak için kanatlanmayı bekleyen

Yavru kuş gibi doğduğu kayada

Ben zamanı gördüm

Çırpınırken avuçlarımda.

 

Bak martılar kanat çırpıyor sana

Bir rüyadan kopmuş gibi bembeyaz

Yelkovan kuşları yalıyor suyu,

Sen ki bakışından yumuşak bir yaz

Gülümser en yeşil gecesinden

Ve sesin durmadan, durmadan örer,

Yıldız yosunu bir uykuyu...

Bak, martılar kanat çırpıyor sana.

 

Süzülen yelkenler var enginde,

Dalgalar var, güneş var.

Güneş ayna ayna, güneş pul pul

Güneş saçlarınla oynar

Omzundan tutar giydirir seni,

Sırtında tül olur belinde kemer

Boynunda inci

Ve dişlerinin zâlim çocuk sevinci

Birden Tanrılaşırsın genç adımlarında

Mevsimler önünde çözer yükünü

Bahçeler yığılır eteklerine!

Rüya ile

Hayal arasında

Hayal ile

Hakikat arasında

Yalnız sen varsın!

Gece ile

Gündüz arasında

Güneşle

Göz arasında

Yalnız sen varsın!

 

Niçin sen yaratmadın bu dünyayı?

Ellerinin mesut işaretlerinden

Daha güzel doğardı eşya!

Daha zengin olurdu aydınlık

Kendi karanlığından çağırsaydı sesin,

Sular başka türlü akardı

Sert kayalardan göklere doğru

Büyük, mavi, aydınlık sular!

 

Eğilme sakın üstüne

Kendi yeşilinde boğulmuş havuzların,

Ve bırakma saçlarını tarasın rüzgâr,

Durmadan çukurlaşan bu aynada!

Bilinmez hangi uzaklara götürür seni

Dudak dudağa öpüştüğün hayal!

Sokma güneşle arana,

İmkânsızın parıltısını!

Ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları!

Değişmenin ebedî olduğu yerde

Güzeldir hayat!

 

Ne kadar uzak, uzak

Yollardan gelir bize

Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz,

Keder durmadan çiçek açar içimizde.

Ne çıkar unuttuk hepsini!

 

Biz ki boş yere gerilmişiz anladık artık,

Yıldızların amansız çarkına

Ve boş yere sızlamış kemiklerimiz,

Bilmiyoruz şimdi, mevsim yaz mı, bahar mı

Bahçelerde hâlâ güller açar mı,

Bilmiyoruz, kadınlar, kızlar,

Şarkılar masallar var mı?

Gece ile gündüz,

Acıdan kaskatı kesilmiş yüz,

Uykusuzluktan harap göz,

Öpüşen dudaklar,

Çözülmeye razı olmayan eller var mı?

Ayrılık var mı gurbet var mı?

Biz beyhude yere gecikenler,

Çoktan bitmiş bir yolun ucunda

Bilmiyoruz şimdi ıssız gecede

Ne yapar ne eder,

Gidip de gelmeyenler,

Beyhude bekleyenler!

Biz ayın çıplak arsasında

Savrulan zaman kırıntıları.

 

Nerden bilelim bunları!

 

 

 

A. HAMDİ TANPINAR

 

Ağlama

 

Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!

Tek damla yaşın düşmesin yere.

Bak, tek güzelliğimiz yokluk,

Sana bir öğüt; ağlama boş yere.

 

Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,

Senin bir damla gözyaşına.

Ağlayana kimse boyun eğmez.

Kimse bakmaz kimsenin yaşına.

 

Ne kadar kötülük, pislik varsa;

Sen herşeyi tertemiz öğren.

Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;

Seni garip sanır her gören.

 

Ağlama sakın çocuk, ağlama!

Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.

Sevgini hep söyle, sakın saklama.

Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Annem İçin

 

Bir günümüz bile sensiz geçmezken

Şimdi mezarına hasretiz anne...

 

Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer

Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin

Bir yığın toprakla bir parça mermer

Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.

 

Bir yığın toprakla bir parça mermer,

Üstünde yazılı, yaşınla adın;

Baş ucunda matem renkli serviler

Hüznüyle titreşir sanki hayatın.

 

Seni gömdük anne yıllarca evvel

Gözyaşlarımızla bu ıssız yere

Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel

Matem dağıtırken hasta kalblere.

 

Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun

Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,

Öksüzlük denilen acıyla vurgun

Bir başka ölüydük bu toprakta biz.�

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Aşk

 

Aşk dediğin nedir ki

Tenden bedenden sıyrık

Çocukların içinde

Yaşadığı bir çığlık

 

Aşk dediğin nedir ki

Histen nefesten varlık

Umutsuzluk içinde

Karanlığa son ıslık

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Avare İlhamlar

 

I

 

Kader cellâdına

Sessiz uzat boynunu;

Acıma ne kendine, ne de gelecek günlerine

Yalnız bir düşünceye yum gözlerini

Son darbe inmeden evvel, en son anda

Bir çiçek, bir kuş, bir tebessüm ol;

Düşüncen kurtarsın seni senden,

Bil! Biraz sonra

Ebediyen senindir

Senden uzak olan her şey...

 

II

 

Ellerini yüzümde gezdir,

Sil alnımdan yorgunluğu,

Gözlerimin altından

Yaşamak korkusunu al,

Avuçlarından çıkmış bir heykel olsun başım.

Sonra sen de gözlerini kapat,

Bırak, ellerin sessizce düşünsün

Düşüncende yaşamak isterim ben senin:

Bir gün en yalnız saatinde

Parmak uçlarından

Ve avuçlarından

Gelip konuşurum seninle.

 

III

 

Ayrılalım,

Sen annen güneşe git, nur ol;

Ben toprakta dağılacağım.

Bir akşamüstü

Ormanı tek bir saz yapan

En son dalda

Son ışık ol,

Gel, beni bul.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Ayna

 

Derin sularında bu ayna her an

Sizden bir parıltı aksettirecek

Kah çıplak bir omuz sessiz düşecek

Eriyen bir kuğu beyazlığından

 

Bazen bir tebessüm, tutuşmuş mercan

Rüyasıyla sanki bir kızıl çiçek

Ve saçlar öyle ümitsiz yüzecek

Olgun akşamların ağırlığından

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Başımızın Üstünde Bir Bulutun

 

Başımızın üstünde bir bulutun

Güneşe asılmış gölgesi,

Uzakta toz halinde dağılan

Yoğurtçu sesi,

Gün bitmeden başladı içimizde

Yarınsız insanların gecesi.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bekleyeceğim

 

Aylar geçip yıllar olsa da

Yıllar geçip zaman dolsa da

Aşkın arzuları beni boğsa da

Bir gün seversin diye bekleyeceğim

 

Bugün nişanlansan, yarın evlensen

Benden başka binbir kişi sevsen

Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen

Bir gün dönersin diye bekleyeceğim

 

Seni beklemekle geçse de ömrüm

Şu fani dünyada kalmasa günüm

Senden uzakta ölürsem bir gün

Ahirette seni bekleyeceğim...

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bir Gül Bu Karanlıklarda

 

Bir gül bu karanlıklarda

Sükute kendini mercan

Bir kadeh gibi sunmada

Zamanın aralığından.

 

Başında bu mucizenin

Sesler, kokular ve renkler

Ebediyete kadar derin

Bir anın vadiyle bekler.

 

Ve diyor fecirden berrak

Sesiyle her ürperişte

Geceyi yumuşatarak

Bütün gözyaşlarım işte.

 

Serinletmesin, ne çıkar

Bu ümitsiz yalvarışı

Hiç bir meyve ve pınar

Ne de günlerin akışı.

 

Yetmez mi bu müjde sana

Aydınlatırsam alnını

Ben her rüyayı zamana

Taşıyan yıldız kervanı.

.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bir Adın Kalmalı

 

bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

 

sen say ki

ben hiç ağlamadım

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

geceleri, koynuma almadım ihaneti

ve say ki

bütün şiirler gözlerini

bütün şarkılar saçlarını söylemedi

hele nihavent

hele buselik hiç geçmedi fikrimden

ve hiç gitmedi

bir topak kan gibi adın

içimin nehirlerinden

evet yangın

evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

evet kaybetmenin o zehirli buğusu

evet isyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

bu sevda biraz nadan

biraz da hıçkırık tadı

pencere önü menekşelerinde her akşam

 

dağlar sonra oynadı yerinden

ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

sen say ki

yerin dibine geçti

geçmeyesi sevdam

ve ben seni sevdiğim zaman

bu şehre yağmurlar yağdı

yani ben seni sevdiğim zaman

ayrılık kurşun kadar ağır

gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

beni affet

Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bir Gün İcadiyede

 

Bir gün İcadiye`de veya Sultantepe`de,

Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde

Bir kainat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,

Bu günün rüzgarında yıkanan mazi gülü

Dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya

Bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya.

 

Belki en hulyalısı duyduğun masalların

O şafak saltanatı korularda dalların

Her ufku tek başına bekleyen eski camlar

Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,

Ardıçla kestanenin her yıllık macerası

Harap mezarlıklarda ölülerin duası

Gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka

Anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bursa'da Zaman

 

Bursa’da bir eski cami avlusu

Küçük şadirvanda şakirdayan su,

Orhan zamanindan kalma bir duvar,

Onunla bir yaşta ihtiyar çinar,

Eliyor dört yana sakin bir günü.

Bir rü’yadan arta kalmanın hüznü

İçinde gülüyor bana derinden

Sanki bir hatıra serinliğinden:

Ovanın yeşili, göğün mavisi

Ve mimarilerin en ilahisi.

Bir zafer müjdesi burda her isim,

Yekpare bir anda gün, saat, mevsim,

Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın,

Hala bu taşlarda gülen rü’yanın.

Güvercin bakışlı sessizlik bile

Çınlıyor bu eski zaman vehmiyle...

Gümüşlü: Bir fecrin zafer aynası,

Muradiye: Sabrın acı meyvası,

Ömrümün timsali beyaz Nilüfer,

Türbeler, camiler, eski bahçeler,

Şanlı menkıbesi binlerce erin,

Sesi arşa çıkan hengamelerin

Nakleder yadını gelen geçene.

Bu hayalde uyur Bursa her gece

Her sabah onunla uyanır, güler,

Gümüş aydınlıkta serviler, güller,

Serin hulyasiyle bahçelerinin.

Başındayım sanki bir mucizenin,

Su sesi ve kanat şakırtısından

Billur bir avize Bursa’da zaman.

Yeşil Türbe’sini gezdik dün akşam

Duyduk bir musiki gibi zamandan

Çinilere sinmiş Kur’an sesini

Fetih günlerinin saf neşesini

Aydinlanmiş buldum tebessümünle.

Isterdim bu eski yerde seninle

Baş başa uyumak son uykumuzu

Bu hayal içinde... Ve ufkumuzu

Çepeçevre kaplasin bu ziya, bu renk,

Havayi dolduran bu uhrevi ahenk.

Bir ilah uykusu olur elbette

Ölüm, bu tilsimli ebediyette

Belki de rüyasi eski cedlerin

Beyaz bahçesinde su seslerinin.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Bütün Yaz

 

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede...

Sen zambaklar kadar beyaz

Ve ürkek bir düşüncede,

Sanki mehtaplı gecede,

Hülyan, eşiği aşılmaz

Bir saray olmuştur bize;

Hapsolmuş gibiydim bense,

Bir çözülmez bilmecede.

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Davet

 

Birden bire sanki çıplak

Bir oyunuyla hafızanın

Bir kuş sesi çırpınarak

Düştü bağrına hazanın.

 

Her bahçenin yabancısı

Ve her ümidin üstüne

Bir ses ki, sonsuz acısı

Güllerin üzüntüsünde.

 

Araştırdı bir baharın

Unutulmuş kokusunu.

Ay ışığında dalların

Rüya dolu uykusunu.

 

Bir akşamın beyaz fecre

Gönderdiği kanlı haber:

Herkes ömründe bir kere

Bu zalim davetle titrer.

.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Eşik

 

Bu yekpâre akış, durgun, derinden...

Her aynada yalnız kendi görünen

Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın

Kendi cevherinde mahpus bir ânın

Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,

Dalgın, unutulmuş sesleri uzak

Bir uykudan bana tekrar dönenler,

İçimde, dışımda hep aynı çember!

Bin elmas parıltı oyun ve halka

Küçük ve hiç değişmez dalgalarla

Bende bana meçhul akşamlar yoklar!

Gülen ve gömülen gölge ufuklar

Acayip davetlerin rüzgârında

Her lâhza yine kendi sularında!

 

Uzakta, aya çok yakın bir yerde,

Çılgın ve muhteşem harabelerde,

Büyük sükûtların fırtınası var.

Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,

Çok genç uçuşunda ve hangi haşin

Yıldıza gülerek çarptığı için

Alnında bir siyah nokta geceden

Kovulanlar ışık bahçelerinden,

Bütün ayrılıklar hepsi orada

Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.

Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü

Göğsünde kanıyan bir zaman gülü

Mahzun bakışlarla dinler derinde

Olup olmamanın eşiklerinde.

 

Garip telâşını, binlerce fecrin

Ocağında nezir güvercinlerin

Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru

Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!

Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca

Gölgesi güneşin üstünde uçan

Dişi kuyruğunda ebedî yılan,

Ve üstüste rüyâ!

Bir ses yavaşça,

Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin

Zümrüt usaresi maviliklerin

Suların üstünde arar kendini

Yoklar, ömrün bütün sahillerini

Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz

Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz

Hep birden tutuşur, nârin kemerler

Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,

Alevden sütunlar, altın, mücevher,

Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar

Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar

Büyük masalını aydınlıkların.

 

Elele bir oyun bugün ve yarın

Bütün pınarlara koştum cevap yok

Tekrar bana döndü her attığım ok

Her çığlık önümde tutuştu, yandı

Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,

Yabanî otlarla örtüldü duvar...

İlhamlı çehresi hilkatin sular

Kaç kere değişti önümde böyle,

Birbiri ardınca gün ve mevsimle...

Ve kaç kere bahar güldü derinde

Güllerin kanıyan bekâretinde

Taze gülüşüyle toprağın suyun...

Tılsımlı kadehi her susuzluğun

Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl

Yıldızların bize ördüğü masal

Kaç kere yarattım tenhada seni

Beyaz kollarını, sıcak buseni...

Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün

Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

 

Evet çok bekledim, kaç kere hazan,

Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan

Yeleler alevli, ağız köpüklü,

Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü

Geçtikçe batıya doğru önümden

Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,

Duyardım her an uzlette bir yeni

Âlemin yıkılıp devrildiğini

Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...

Benden sor sırrını mesafelerin

Benden sor ve benden dinle akşamı...

Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

 

Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,

Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,

Nakışlar gülmesin beyaz taşında

Ölüme benzeyen bu susuzluğun

Çağlayan hayâller yeter başında...

Bir fikir, bir şekil dalında olgun

Bu ağır sallanan hazan meyvası,

Gurbet, mendillerin çırpınan yası,

 

Her türlü ışığa kapanmış gözler,

Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan

Rengiyle toplanır bende ve akşam

Rüzgârla tarumar, mevsimle sarhoş

Gelir ta kalbimde düğümlenir...

-Boş...

Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü

Bu tenha çeşmede bir an yüzünü

Seyredenler altın sazlar içinde

Ruh muammasının ürperişinde

Kaybolmuş sanırlar kendilerini...

Bırak bu tesadüf bahçelerini...

Hakikat çok uzak, karanlık, derin

Bir dille konuşur, büyük köklerin

Toprakla ezelden karışmış dili!

Geceyle ölümdür asıl sevgili

Bu ikiz aynada toplanır yollar

Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.

Kaçalım seninle biz de geceye

Ölümün kardeşi saf düşünceye...

Yeter büyüsüne aldandığımız

Güneşin...biraz da yalnızlığımız

Kendi aynasında gülsün, gerinsin

Güvercin topuklu sükût gezinsin.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Gül

 

 

Ey bâkir cümbüşü her özleyişten sıcak

Bin uykuya yaslanmış sessiz kamaşan şafak;

Her bahçenin üstünde ve her ufuktan başka,

Yıldızların tuttuğu ayna, ezelî aşka,

Bir sır gibi hayattan ve ölümden öteye

İlk arzunun toprağa mal olmuş lezzetiyle...

Ardından ağlanacak ne varsa ömrümüzde,

Tekrar doğuşun sırrı gülümseyen bir yüzde,

Uykusuz geceleri içten kemiren hüzün,

Bin azabın çarkında gerilmiş ağaran gün;

Öpüşler, gözyaşları, vaitler ve hicranlar;

O derin sükutların aydınlattığı anlar

Bir sonsuz uçurumda uyanmış gibi birden

Sazlar sustuktan sonra duyulan nağmelerden;

Doldurur hiç durmadan uzattığı bu tası,

Gül, ey bir âna sığmış ebediyet rüyası!

.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Günlerimiz

 

İçlenme, beyhudedir, maziyi sakın anma!

O vefasız yavruya benzer ki günlerimiz.

Kendini yuvasından bırakır ki akşama

Benzeyen göle, sessiz...

 

Ruhundaki susuzluk engin mesafelere

Duyurmadan ne anne ne bir yuva hasreti,

Narin kanatlarıyla uçar orman, dağ, dere

Ve bir gün bir çukurda bulunur iskeleti.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Hatırlama

 

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak

Rüyaların kadar sade, güzeldin,

Başbaşa uzandık günlerce ıslak

Çimenlerinde yaz bahçelerinin.

 

Ömrün gecesinde sükun, aydınlık

Boşanan bir seldi avuçlarından

Bir masal meyvası gibi paylaştık

Mehtabı kırılmış dal uçlarından

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Her Şey Yerli Yerinde

 

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi

Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,

Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,

Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

 

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,

Serpilen aydınlıkta dalların arasından

Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman

Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

 

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu

Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin

Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin

Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

 

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,

Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,

Bitmeyen aşk türkusü kumruların sesinde,

Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

 

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda

Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,

Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan

Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Karışan Saatler İçinde

 

Karışan saatler içinde hâtırana

Bazı sabahlarla ikindiler yan yana,

Değişik gülleri sanki tek bir baharın;

Bâkir hülyasıyla beyaz ve ürkek yarın,

O sükût bahçesi, ufkunda kuş yerine

Hasret kanat çırpar düşünen ellerine...

 

Hep aynı nağmede çılgın dolaşan yaylar,

Bir yıldız kervanı gibi haftalar, aylar

Hep aynı hayalin peşinde bu yolculuk,

Hep gül yangını ve bahar sıtması ufuk...

 

Tenha bir ucunda gecenin bir sır gibi

Fısıldanan adın kardeş, dost ve sevgili,

Durgun havuzların süsü ten rengi çiçek

Bir mevsim cümbüşü içinde süzülerek

Ömrün gecesinde ve kader rüzgârında

Bir ürperme olur çıplak omuzlarında...

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Kış Bahçesi'nden

 

Ne güzeldi o kış bahçesinde

Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu

Sana bir bahar hazırlamak için.

 

Dallar, filizler, eski masal dilberleri gibi

Hüzne ve hülyaya gömülmüş

Doğmamış çocuklara

Ninni söylüyorlardı sanki...

Ana rahmi gibi sıcak ve yüklü idi hava

İyi mayalanmış hamur gibi

Gizli nabızlarla atıyordu toprak

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Leyla

 

Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm

Derdini ağlarken yanan bir muma;

İpek saçlarını elimle ördüm,

Ve bir kemend gibi taktım boynuma

Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm.

 

Leyla... Ela gözlü bir çöl ahusu

Saçları bahtından daha siyahtır.

Kurmuş diye sevda yolunda pusu

Döktüğü gözyaşı, çektiği ahtır.

Leyla... Ela gözlü bir çöl ahusu.

 

Bir damla inciydi kirpiklerinde,

Aşkın ızdırapla dolu rüyası

Bir başka güzellik var kederinde

Bir başka alem ki ruhunun yası

Sessiz incileşir kirpiklerinde.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Mavi, Maviydi Gökyüzü

 

Mavi, maviydi gökyüzü

Bulutlar beyaz, beyazdı

Boşluğu ve üzüntüsü

İçinde ne garip yazdı...

 

Garip, güzel, sonra mahzun

Işıkla yağmur beraber,

Bir türkü ki gamlı, uzun,

Ve sen gülünce açan güller.

 

Beyaz, beyazdı bulutlar,

Gölgeler buğulu, derin;

Ah o hiç dinmeyen rüzgar

Ve uykusu çiçeklerin.

 

Mor aydınlıkta bir çınar

Veya kestane dibinde;

Mahmur süzülen bakışlar

İkindi saatlerinde...

 

Birden gülümseyen yüzün

Sabahların aynasında

Ve beni çıldırtan hüzün

İki bakış arasında.

 

Kim bilir şimdi nerdesin?

Senindir yine akşamlar;

Merdivende ayak sesin

Rıhtım taşında gölgen var.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Ne İçindeyim Zamanın

 

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmış akışında,

 

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

 

Başım sükûtu öğüten

Uçsuz, bucaksız değirmen;

Içim muradıma ermiş

Abasız, postsuz bir derviş;

 

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Özlem

 

Kime dokunsam sensin

Kimi çağırsa dudaklarım...

Başımın tacı, canım efendim.

Görünmez çığlıklarımı gören

Eğilmez başımı öpensin.

Sen bir deniz derinliğisin

Uslanmak bilmez kederler ülkesi...

Coşup yağan fırtına sessizliğim

Kül kedisi yorgunluğunda kalbim

Masalcı ninesini arıyor

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Raks

 

 

Tılsımlı çocuğu saf aydınlığın

Bu kadın vücudu beyaz ve çıplak.

Eşiğinde sanki sonsuz varlığın

Her an değişiyor dönüp uçarak.

 

Ve gülümseyerek öyle derinden

Her lâhza başka şey ve hep kendisi

Bir başka yıldızdan veya alevden

Anın ve hareketin mucizesi.

 

Arkasında ritmin geniş rüzgarı

Bir gül kasırgası gibi enginde.

Savruluyor yüzü, çılgın kolları

Yarattığı zaman bahçelerinde.

 

Her an değişiyor, yelken, gül, kanat

Bütün burçlarıyla uzanmış gece.

Defneler önünde şaha kalkan at

Zihnin eşiğinde ürkek düşünce.

 

Her lâhza başka şey ve hep kendisi

Yaralı bir ceylân gibi bakarak,

Anın ve hareketin mucizesi

Uçuyor, duruyor, bekliyor... çıplak.

 

Ve ümitsiz avı bin sonsuzluğun

Bekliyor ruhunun eşiklerinde.

Tılsımlı kaderi her susuzluğun

Bir gül fırtınası gibi derinde.

.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Rıhtımda Uyuyan Gemi

 

Rıhtımda uyuyan gemi

Hatırladın mı engini?

Sert dalgaları, yosunu

Suların uğultusunu?

 

N'olur bir sabah vakti

Çağırsa bizi sonsuzluk

Birden demir alsa gemi

Başlasa güzel yolculuk.

 

Yırtılan yelkenler gibi

Enginle başbaşa kalsak.

Ve bir şafak serinliği

İçinde, uykuya dalsak.

 

Rımtımda uyuyan gemi

Hatırladın mı engini?

Gidip de gelmeyenleri

Beyhude bekleyenleri?

.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Sabah

 

Serin rüzgârlara pencereni aç!

Karşında fecirle değişen ağaç,

Bak, seyret ağaran rengini ufkun

Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.

Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr,

Gümüş çıplaklığı bir başka bahar

Olan vücudunu ondan gizleme.

Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,

Esîrden dudaklar okşasın sevsin

Mademki geceden daha güzelsin!

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Selâm Olsun

 

Selâm olsun bizden güzel dünyaya

Bahçelerde hâlâ güller açar mı?

Selâm olsun sonsuz güneşe, aya

Işıklar, gölgeler suda oynar mı?

 

Hepsi güzeldi kar, tipi, fırtına

Günlerin geçişi ardı ardına.

Hasretiz bir kanat şakırtısına

Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?

 

Uzak, çok uzağız şimdi ışıktan,

Çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan,

Dönmeyen gemiler olduk açıktan,

Adımızı soran, arayan var mı?.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

Sen ve Ben

 

İçme, ilk yudumda zehirler seni

Bahtın kadehime döktüğü şarap.

Her akşam koynunda uyutur beni,

Her sabah alnımdan öper ızdırap.

 

Sen, yirmi yaşında bir baharsın ki

Gölgende neş'enin rüzgârı eser.

Düşünen alnımda benim her çizgi

Baharı olmayan bir kışa benzer

 

Sana ufuklar "Gel!" diye bağırır,

Ellerinde çiçek haykırarak

Seni gür sesiyle hayat çağırır,

Beni de çiğneyip geçtiğin toprak...

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Sonbahar

 

Durgun havuzları işlesin bırak

Yaprakların güneş ve ölüm rengi,

Sen kalbini dinle,ufuklara bak.

 

Düşünme mevsimi inleten rengi

Elemdir mest etsin ruhunu yeter

Eser rüzgarların durgun ahengi.

 

Yan yana sessizce mevsimle keder

Hicrana aldanmış kalbimde gezin

Esen rüzgarlara sen kendini ver.

 

Erzurum

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Yağmur

 

Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde,

Bir parça uzaklaş kederlerinden.

Bir ruh gülümsüyor gibi derinden,

Mehtabın ördüğü saatler nerde?

 

Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin,

Yağmur ince ince toprağa sinsin,

Bir başka alemden gelmiş gibisin,

Dalmış gözlerinle pencerelerde.

 

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...