Jump to content

Nutuk Bölüm 18


vhercle

Önerilen Mesajlar

Cumhuriyete karsi iç muhalefet, pasalar mücadelesi ve Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi olayi

BASARISIZLIGA UGRATILAN BÜYÜK BIR KOMPLO

Simdi, saygideger Efendiler, isterseniz, size, büyük bir "komplo" konusunda bilgi vereyim.

 

1924 yili Ekiminin 26' nci günü, geç vakit, Birinci Ordu Müfettisi'nin Müfettislikten istifa ettigi bildirildi. Müfettis Pasa'nin, Genelkurmay Baskanligi'na verdigi istifa yazisi sudur : Genelkurmay Baskanligina

 

Bir yillik ordu müfettisligim boyunca, gerek teftislerim sonunda verdigim raporlarin ve gerekse ordumuzun yükseltilmesi ve güçlendirilmesi için sundugum tasarilarin dikkate alinmadigini görmekle hüzünü ve endisem çok büyüktür. Üzerime düsen görevi, milletvekili olarak daha büyük bir vicdan rahatligi içinde yapacagima tam inancim oldugundan, Ordu Müfettisligi'nden istifa ettigimi arz ederim, efendim.

 

Milli Savunma Bakanligi'na da arz olunmustur.

 

Kâzim Karabekir

 

26.10.1924

 

Bu istifa yazisinin altinda, renkli kalemle sunlar yazilidir : "Istifayi kabul etmedigimi bildirdim. Düsüncesinde direndi. Yarin yasama görevine dönecegini bildirdi." Bu satirlarin altinda imza yoktur. Fakat Genelkurmay Baskani tarafindan yazildigi anlasiliyor. Bu satirlarin altinda da, kirmizi mürekkeple yazilmis su notlar vardir : Verilen rapor ve tasarilarin hepsini göreyim. Bunlarin hangi maddeleri için neler yapilmis; hangi maddeleri yapilmamis, onlari da dosyalariyla birlikte göreyim. Bu notlarin altindaki tarih 28 Ekim'dir.

 

Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa'nin raporlari ve tasarilari Genelkurmay'in ilgili subelerince incelenmis, bunlarin kabul edilip uygulanabilecek olanlari, dikkate alinmis ve uygulanmisti. Ancak, uygulanmasi devletin gücünü asan veya ilmî bir degeri bulunmayan hayalî ve keyfî nitelikteki teklifleri, elbette dikkate alinmamisti. Kâzim Karabekir Pasa'ya raporlar ve tasarilar verdigi için bir takdirnâme verilmesi de gerekli görülmemisti.

 

30 Ekim günü de, 2' nci Ordu Müfettisi Ali Fuat Pasa'nin, Konya'dan geldigi bildirildi. Kendisini aksam yemegine Çankaya'ya davet ettim. Geç vakte kadar bekledigim halde gelmedi. Kendisini aratirken ögrendim ki, Fuat Pasa Ankara'ya gelince, Istasyonda Rauf Bey tarafindan karsilanmis; Millî Savunma Bakanligi'na ugradiktan ve bazi arkadaslarla kisa görüsmeler yaptiktan sonra, Genelkurmay Baskanligi'na gitmis. Bir süre Fevzi Pasa ile görüsmüs; çikarken Fevzi Pasa'nin yaverine su kâgidi birakmis :

 

30.l0.1924

 

Genelkurmay Baskanligi Yüksek Kurulu'na

 

Milletvekilligi yasama görevine baslayacagimdan, 2' nci Ordu Müfettisligi'nden affimi arz ve istirham ederim, efendim.

 

Ankara Milletvekili

 

Ali Fuat

 

Efendiler, milletvekilliginden istifa etmis oldugunu Meclis Baskanligi'na bildiren Refet Pasa'nin da istifasinin Rauf Bey tarafindan geri aLdirildigini ögrenmistim.

 

Dumlupinar'da yapilan törenden sonra, Bursa ve Karadeniz kiyilari ile Erzurum dolaylarinda devam eden bir buçuk aylik bir geziden sonra, 18 Ekim'de Ankara'ya dönmüstüm. Birçok milletvekili arkadas ve baskalari tarafindan karsilanmistim. Karsilayicilar arasinda, Ankara'da bulunan Rauf ve Adnan Bey'leri görmemistim. Oysa, darginlik belirtisi sayilabilecek böyle bir hareketi beklemiyordum.

 

Efendiler, bir komplo karsisinda bulundugumuzu anlamakta bir saniye bile süpheye düsmedim.

 

Bu durum ve görünüs söyle bir tahlil ve degerlendirmeden geçirilebilirdi : Bir yil öncesinden, yani Rauf Bey'in Hükumet Baskanligi'ndan çekildiginden beri, Rauf Bey, Kâzim Karabekir Pasa, Ali Fuat Pasa, Refet Pasa ve digerleri arasinda bir tertip düsünülmüstür. Bunda basari saglayabilmek için orduyu ele almak gerekli görülmüstür. Bu maksatla, Kâzim Karabekir Pasa, 1'inci Ordu Müfettisligi'ne atandiktan sonra, eski komutanlik bölgesi olan dogu illerinde dolasirken, Ali Fuat Pasa da politikadan hoslanmadigini ve bundan sonra kendisini askerlik meslegine vermek istedigini ileri sürdü. Rütbesi yükseltilerek 2' nci Ordu Müfettisligi'ne gitti. 3' üncü Ordu Müfettisi olan Cevat Pasa'nin ve bu müfettislige bagli kolordunun komutani olan Cafer Tayyar Pasa'nin da bu tertibe katilabilecegini düsündüler. Bir yil, ordular üzerinde kendi görüslerine göre çalistilar ve ordulari kendi görüslerine çekip kazandiklarini sandilar. Istifalarindan önce, bazi komutanlarin kendileriyle birlikte hareket etmelerini saglamaya çalistilar. Bu bir yil içinde, Cumhuriyet'in ilâni, hilâfet'in kaldirilmasi gibi islerimiz, ortak tertip sahiplerini biribirine daha da yaklastirarak birlikte hareket etmelerine yolaçti. Ise politikadan baslayacaklardi. Bunun için uygun an ve firsati bekliyorlardi. Siyasî alandaki ve ordudaki hazirliklarini yeterli görüyorlardi. Gerçekten de Rauf Bey ve benzerleri, Parti içinde korunmayi basardiklari durumlariyla, Meclis'in tatil dönemine rastlayan aylarda, üyeler üzerinde ve yeni seçimde basari kazanamayan Ikinci Grup mensuplari araciligi ile bütün memlekette milleti aleyhimize kiskirtmak üzere çalisma firsati buldular. Memleket içinde gizli gizli teskilâtlanmaya basladilar ve tesebbüslere de giristiler. Istanbul'da Vatan, Tanin, Tevhid-i Efkar, Son Telgraf Adana'da Abdülkadir Kemali Bey tarafindan çikarilan Tok Söz gibi gazetelerle birlestiler. Bu gazetelerle, bize karsi imzasiz yazilarla saldiriya geçtiler. Memleket kamuoyunda genel bir karisiklik yarattilar. Hakkâri bölgesinde, ordumuzla Nasturî ayaklanmasini bastirmaya çalistigimiz bir sirada, Ingiltere de Hükumet'e bir ültimaton verdi. Meclis'i olaganüstü toplantiya çagirdim.

 

Ingiliz ültimatomuna bilindigi sekilde cevap verdik. Harp ihtimalini göze aldik. Iste sözünü ettigimiz kimseler, bu sikintili günlerde ve bir yabanci devletin bize hücum edebilecegi zamanda, kendilerinin de bize saldirarak hedeflerine kolaylikla varabilecekleri hayaline kapildilar. Savasa hazir bir durumda bulundurmaya mecbur olduklari ordularini bassiz birakip, daha önce sevmediklerini söyledikleri politika alanina kostular.

 

Toplanmis olan Meclis'te ortaya atilan bir konu da onlarin bu kosuslarini çabuklastiracak nitelikte idi. Gerçekten, milletvekili Hoca Esat Efendi, 20 Ekim 1924 tarihli önergesiyle, göçmenlerin degistirilip yerlestirilmesi, yatili okullara ne kadar parasiz ögrenci alindigi ve nerelerde ilkokullar açildigi konularinda ilgili bakanlardan birtakim sorular soruyordu. Bu sorularin kapsadigi isler gerçekten milleti ilgilendiren islerdi. Bu konular bakanlari elestirmek için pek elverisliydi. Özellikle göçmenlerin degistirilmesi ve yerlestirilmesi islerinde herkesi düsündüren noktalar açikça bilinmekteydi.

 

Dogrudan dogruya ben bile, yaptigim gezi sirasinda gördüklerime dayanarak, degistirme ve yerlestirme islerinin gidisinden sikâyet etmis; Ankara'ya dönüsümde, bu islerle ilgili bakanligin kaldirilmasini ve Hükûmet'in bütün imkânlariyla harekete geçirilmesini saglayacak bir yol tutulmasini teklif etmistim. Bunda anlasmistik. Bu durum bile, saldiriya geçeceklerin bu konuda çok taraftar kazanmalari ihtimalini artiriyordu.

 

Efendiler, komployu sezdikten sonra tedbirini bulmakta güçlük çekilmedi. Biraktigimiz noktadan baslayarak durumu safha safha bilginize sunayim.

 

KOMPLOYA KARSI ALDIGIMIZ TEDBIRLER

Hoca Esat Efendi'nin soru önergesi 27 Ekim'de yani Karabekir Pasa'nin istifasinin ertesi günü gensoruya çevrilmisti. Fuat Pasa 'nin istifa yazisinin tarihi olan 30 Ekim günü Meclis'te gensoru görüsmeleri baslamisti.

 

O günün aksami, yemege bekledigim Fuat Pasa gelmedi. Fakat Basbakan Ismet Pasa ve Millî Savunma Bakani Kâzim Pasalar geldiler. Çok kisa bir görüsmeden sonra, komploya karsi tutulacak yol kararlastirildi.

 

Derhal telefonla, ayni zamanda milletvekili olan Genelkurmay Baskani Fevzi Pasa Hazretleri 'nden, Meclis Baskanligi'na milletvekilliginden istifa ettigini bildirmesini rica ettim. Bu düsüncesini Millî Savunma Bakani'na daha önce bildirdigini zaten ögrendigim Pasa, ricami hemen yerine getirdi. Milletvekili olan komutanlara da su sifreli telgrafi çektim :

 

3' üncü Ordu Müfettisi Cevat Pasa Hazretleri' ne

 

1'inci Kolordu Komutani Izzettin Pasa Hazretleri'ne

 

2' nci Kolordu Komutani Ali Hikmet Pasa Hazretleri'ne

 

3'üncü Kolordu Komutani Sükrü Taili Pasa Hazretleri'ne

 

5' inci Kolordu Komutani Fahrettin Pasa Hazretleri'ne,

 

7'nci Kolordu Komutani CaferTayyarPasa Hazretleri'ne

 

sifre makine basindadir :

 

1 - Bana olan güven ve sevginize dayanarak, gördügüm ciddî lüzum üzerine, milletvekilliginden istifa ettiginizi bildiren bir yaziyi telgrafla hemen Meclis Baskanligi'na bildirmenizi teklif ediyorum. Birinci derecede önemli olan askerlik görevinize bütün varliginizla kayitsiz sartsiz baglanmak istediginizi gerekçe olarak belirtmeniz yerinde olur.

 

2 - Genelkurmay Baskani Maresal Fevzi Çakmak Pasa Hazretleri de görülen ayni gerekçe ile teklifim üzerine istifa dilekçesini vermistir.

 

3 - 3' üncü Ordu Müfettisi Cevat Pasa, 1' inci Kolordu Komutani Izzettin Pasa, 2' nci Kor. Komutani Ali Hikmet Pasa, 3' üncü Kolordu Komutani Sükrü Nail Pasa, 5' inci Kolordu Komutani Fahrettin Pasa, 7'nci Kolordu Komutani Cafer Tayyar Pasa Hazretleri'ne yazilmistir.

 

4 - Telgraf basinda durum hakkinda bilgi vermenizi bekliyorum.

 

Cumhurbaskani

 

Gazi M. Kemal

 

Efendiler, 30/31 Ekim sabahina kadar, 1' inci Kolordu Komutani Izzettin Pasa'dan Izmir'den, 2' inci Kor. Komutani Ali Hikmet Pasa'dan Balikesir'den, 3' üncü Kolordu Komutani Sükrü Nailî Pasa'dan Pangalti'ndan ve 5' inci Kolordu Komutani Fahrettin Pasa'dan Adana'dan, makine basinda aldigim cevaplarda, teklifimin harfi harfine ve derhal yerine getirildigi bildirildi.

 

Efendiler, bu seçkin komutanlarin bu vesile ile de bana karsi gösterdikleri büyük güven ve itimada burada tesekkür etmeyi bir görev sayarim.

 

3' üncü Ordu Müfettisi ile, 7' nci Kolordu Komutani'nin Diyarbakir' dan verdikleri cevaplar aynen sunlardi :

 

Müfettis Pasa'nin cevabi :

 

Diyarbakir, 30.10.1924

 

Ankara'da Cumburbaskam Gazi Pasa Hazretleri'ne

 

Yüce sahsiyetlerine karsi duydugum güven ve sevgiden emin bulunmalarini arz eder; ancak, böyle bir vatan görevinden acele çekilerek millete ve seçim bölgem halkina karsi sorumlu ve suçlu duruma düsmemekligim için emir buyurulan istifayi gerektiren sebeplerin açiklanmasina zâtidevletlerinin müsaadelerini saygilarimla istirham ederim.

 

3' üncü Ordu Müfettisi

 

Cevat

 

Kolordu Komutaninin cevabi :

 

Diyarbakir, 30.10.1924

 

Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Pasa Hazretleri'ne

 

1 - Siz Cumhurbaskani'nin yüce sahsiyetlerine karsi besledigim saygi ve sevgiye itimat buyurulmasini rica ederim.

 

2 - Seçim bölgem halki ile hiç bir görüsme yapmadan, su dakikada zâti devletlerinin tekliflerini kabul etmekligim beni milletin gözünde sorumlu duruma düsürebilir.

 

3 - Vatanin ve milletin yararlan millet vekilliginden hemen ayrilmami gerektiriyorsa, kesin kararimi verebilmekligim için, durumun aydinlatilmasini arz ve istirham ederim, efendim.

 

Cafer Tayyar

 

1' nci Kolordu Komutani

 

Her iki telgrafta da benim için beslenen güven ve sevgi kesinlikle belirtildikten sonra, seçim bölgeleri halkina karsi olan durumlarindan söz edilmekte ve teklifimin gerekçesi sorulmaktadir.

 

Verdigim cevabi oldugu gibi bilginize sunayim :

 

31.10.1924

 

3' üncü Ordu Müfettisi Cevat Pasa Hazretleri'ne,

 

1' nci Kolordu Komutani Cafer Tayyar Pasa Hazretler i ' ne

 

Komutanlarin ayni zamanda milletvekili olarak bulunmalarinin, orduda, emir ve komutada beklenilen disiplin ile bagdasamadigi görüsüne varilmistir. 1'inci ve 2' nci Ordu Müfettisleri'nin görevlerinden istifa ederek Meclis'e dönmekle, ordulari uygunsuz bir zamanda bassiz birakmis olmalari, bu görüsü dogrulamistir. Seçim bölgenizdeki halk, ordu disiplininin selâmeti için vereceginiz karardan elbette memnun olur. Daha önce yazdiklarim dikkate alinarak kararinizin bildirilmesini rica ederim.

 

Cumhurbaskani

 

Gazi M. Kemal

 

Bu telgrafima Cevat Pasa'nin cevabi sudur :

 

Makine basinda Diyarbakir, 31.10.1924

 

Cumhurbaskam Gazi Mustafa Kemal Pasa Hazretleri'ne

 

Emir ve komutada beklenilen disiplin ile bagdasamadigindan komutanlarin ayni zamanda milletvekili olarak bulunmamalari yolunda affimi yüce sahyetiniz bütün kalbimle katilir ve seçim sirasinda bu görevden istirhamimin da bu inanca dayandigini arz ederim. Ancak, bu gün yüce makamlarindan verilen bir emirle milletvekilliginden çekilmenin, zâtidevletlerincede tahmin buyurulacagi üzere, milletçe ve seçim bölgem halkinca iyi karsilanmayacagi inancindayim. Bu inançla ve hiç de uygun görmedigim su önemli zamanda ordudan ayrilmak zorunda kalacagimi düsünerek üzüntü duydugumu arz ederim.

 

3' üncü Ordu Müfettisi

 

Cevat

 

Cevat Pasa Ankara'ya geldikten sonra durumu anlamis ve teklifimin uygulanmasi gerektigi görüsüne vararak, derhal milletvekilliginden çekilmistir. Kendisinin yaratilmak istenen durumlarla hiçbir ilgisi bulunmadigi bizce de anlasilmistir. Gerçi, Kâzim Karabekir Pasa, istifa ettigini su gün ve su saatte gibi açiklamalarla birçok komutanlara ve bu arada Cevat Pasaya bildirmis ise de bu bildirme Diyarbakir'da iken teklifimin gerçek sebebini anlamakta Pasa yi kararsizliga düsürmekten öteye bir tesir yapmamistir.

 

Cafer Tayyar Pasa da su cevabi verdi :

 

Makine basinda Diyarbakir, 31.10.1924

 

Ankara'da Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal Pasa Hazretleri'ne

 

Milletvekilligi ve komutanlik görevlerinden birini birakmamiz geregi uygun görüldügü takdirde, millî görevlerin en saygidegeri olarak kabul ettigim yasama görevini yapmayi tercih etmekte oldugumu saygilarimla arz ederim, efendim.

 

7' nci Kolordu Komutani

 

Tümgeneral Cafer Tayyar

 

KOMPLO DÜZENLEYENLERIN MECLIS'E VE KAMUOYUNA KARSI ORDU ILE YAPMAK ISTEDIKLERI BLÖF ORTAYA ÇIKARILDI

Efendiler, ayni zamanda milletvekili olarak bulunan Genelkurmay Baskani ve komutanlar, orduda siyasetle ilgili unsurlarin bulunmasindaki sakincayi anlayarak, bu yoldaki teklifimi iyi karsiladiktan ve bana fiilî olarak güvenlerini gösterdikten sonra, Cevat ve Cafer Tayyar Pasa'larin müfettislik ve komutanlikta kalmalari uygun görülemezdi. Bu bakimdan, derhal askerî görevlerine son verildi. Yerlerine gerekenler tayin edildi ve durum Millî Savunma Bakanligi'nca bütün orduya bir genelge ile bildirildi.

 

Kâzim KarabekirveAli.Fuat Pasa'lara,Millî Savunma Bakanliginca bir emir gönderilerek, askerî görevlerini yerlerine atanan sahislara usulüne göre devir ve teslim ettikten ve sonucu da bildirdikten sonra Meclis'teki yasama görevlerine baslayabilecekleri bildirildi. Bu durum Basbakan tarafindan resmen Meclis Baskanligi'na da yazildi.

 

Meclis'e girmis olan Kâzim Karabekir ve Fuat Pasa'lar Meclis'ten çikarildi. Fuat Pasa, askerî görevinin devir ve teslim isleri için yeniden Konya'ya gitti. Kâzim Karabekir Pasa, Sarikamis' tan kendi yerine gelecek olan komutan göreve baslayincaya kadar Meclis disinda kalmaya mecbur edildi. Milletvekilliginde kalmak isteyen iki komutanin ordu ile ilgisi kesildi. Böylece, komplo düzenleyenlerin Meclis'e ve kamuoyuna karsi ordu ile yapmak istedikleri blöf meydana çikarildi.

 

Efendiler, 1 Kasim 1924 günü Meclis'in ikinci toplanti yiiinin açilis günü idi. Bu münasebetle oturumu ben açtim. Açis nutkunu söyledim. Ben Baskanlik kürsüsünden ayrildiktan sonra, Fevzi, Fahrettin, Ali Hikmet ve Sükrü, Nailî Pasa' larin istifa yazilari ile Basbakan Ismet Pasa'nin ordudaki komuta degisikligi ile ilgili, 31/10/1924 tarihli yazisi sirayla okundu. Meclis'in 5 Kasim günü toplanacagi bildirilerek oturuma son verildi.

 

Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa, 1 Kasim 1924 tarihli bir yazi ile Meclis Baskanligi'na basvurarak, Millî Savunma Bakanligi'nin, kendisinin Meclis'e katilmasini yasakladigindan sikâyet etti. 5 Kasim günü Meclis'te okunan bu yazida, Kâzim Karabekir Pasa diyordu ki : "Ordu Komutanligindan çekilmemden bes gün sonra (30.10.1924 Cuma günü geceleyin) Millî Savunma Bakani'nin Sarikamis' tan yerime gelecek olan komutanin göreve baslayisina kadar benim Meclis'e katilmaktan alikoymak isteyen bir yazisini aldim." Yazi; su cümlelerle son buluyordu : Bununla birlikte, bu konuda yetkili olan yüce Meclis'in kararini bekledigimi arz ederim. "

 

Kâzim Karabekir Pasa, ayni tarihte Millî Savunma Bakanligi'na da bir yazi yazarak : "Devir ve teslim islemleri öne sürülerek belirsiz bir süre için yasama görevine baslamamakligim bildiriliyor." "Istifa ettigim gün yerine gelecek komutani bekleme sarti ileri sürülmemisti. " "Bes gün sonra, bilmem neden böyle bir bahane ortaya atildi." "Meclis'e katildiktan sonra, geçici bir süre için de olsa, yeniden bir görevi kabul hem benim kendi istegime hem de Meclis'in kararina bagli oldugundan, durumu Meclis Baskanligi'na yazdigimi arz ederim."

 

Efendiler, "ordumuzun yükseltilip güçlendirilmesi için" rapor ve tasarilar sundugumdan söz eden ve onlar dikkate alinmadigi için "üzüntü ve endisem çok büyüktür" diyen eski müfettis Pasa, memleketin üçte birine yayilmis koskoca bir orduyu, keyfinin istedigi anda bes satirlik bir kâgitla bassiz birakmanin ne kadar hafif, ordunun yükseltilip güçlendirilmesi açisindan gerekli olan disiplini de ne denli bozucu bir hareket oldugunun farkinda görünmüyor. Dikkate alinmadigini iddia ettigi raporlari ve tasarilariyla yapamadigi bir isi, devletin bir ültimatom aldigi ve ondan dolayi olaganüstü toplanmak üzere çagirdigi Meclis'te yapmaya kalkistigini ileri süren müfettis pasa, kendisi gibi hareket eden arkadaslariyla birlikte ve pek elverissiz bir zamanda, orduya ne kötü bir anarsi örnegi oldugunu anlamak istemiyor...

 

Ordumuzun yükseltilmesi için ileri sürdügü düsünce ve görüslerine gereken degerin verilmemis olmasina gücenmis olan zat, askerî görevlerin devir ve tesliminin kanunî bir vazife oldugunu, ordudaki yönetim ve disiplinin selâmeti için onu yapmaya mecbur bulundugunu bilmez gibi görünüyor. . .

 

Üzerindeki askerlik görevinin sona erdigini Meclis'e resmen bildirecek makamin, ona bu askerî görevi vermis bulunan makam olmak gerektigini dikkate almiyor...

 

Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa' nin Meclis Baskanligi'na sundugu yazinin arkasindan Basbakan'in bir yazisi ile iki eki de okundu.

 

Basbakan, Karabekir Pasa'nin Millî Savunma Bakanligi'na yazdigi yazi ile Bakanligin ona verdigi cevabi oldugu gibi Meclis'e arz ediyordu.

 

Millî Savunma Bakani, Kâzim Karabekir Pasa'nin bütün iddia ve düsüncelerinin dogru olmadigini açikladiktan sonra, ona Ordu Müfettisligi ile ilgili görevlerin ve gizli belgelerin yerine gelecek olan komutana kendisi tarafindann devir ve teslim edilerek sonucun bildirilmesini bir daha belirtiyor ve emrediyordu.

 

Acaba bu son uyaridan sonra, eski müfettis pasa anlamis midir ki, vatanin savunulmasi için ordusu ile ilgili önemli görevi ve gizli belgeleri devlet onun sahsina güvenmis ve teslim etmistir. Onlari, yerine gelecek ve devlete karsi sorumlu olacak bir komutan gösterilmeden, kendiliginden istedigine terk ve teslim etmesi büyük bir suçtur. Hakkinda agir kanunî islem yapilmasini gerektirir. Bunlari anlamis midir?

 

KAZIMKARABEKIR PASA'YI BIRAN ÖNCE MECLIS'E SOKMAKTA ACELE EDENLER YAPTIGIMIZ ISLEMI BOZMAYA ÇALISIYORLARDI

Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa'yi bir an önce Meclis'e sokmakta acele edenler, yaptigimiz islemi bozmaya çalismakta kusur etmediler . Feridun Fikri Bey (Tunceli Milletvekili), ilk olarak ortaya atildi. Vehbi Bey (Balikesir Milletvekili) : "Meclis'e katilan bir arkadasi, bir üyeyi görüsmelere katilmaktan herhangi bir kuvvet alikoyabilir mi? Böyle sey olur mu?" seklinde konusmaya ve suçlamaya basladi.

 

Sayin milletvekili, fikir arkadasini Meclis'te bir an önce faaliyete girebilmek için kanun kuvvetini, onun kahredici kudretini o kuvvet ve kudreti kullanabilmek için yüce Meclisin ve milletin güven ve itimadini kazanmis olan kimselerin azim ve kararlarinida ne derece kesin olduklarini unutmus gibi görünüyordu.

 

Ismet Pasa'nin konusmasi, bu yaygaralari susturdu. Bu konudaki görüsmeler kapandi. Pasalara verilen emirler oldiigii gibi uygulatildi.

 

HÜKÜMET AÇIKTAN AÇIGA VE KARSI KARSIYA ÇARPISMAYI KABUL ETTI

Meclis, genel görüsmeye geçti. Görüsülecek konular "Mübadele,Imar ve Iskân Bakanligi ile ilgili gensoruydu."

 

Basbakan Ismet Pasa, kürsüye çikarak su teklifte bulundu : Birçok konusmacinin imar ve iskân isleri üzerinde degil, çesitli vesilelerle diger bakanliklarla ilgili isler üzerinde durduklarini gördüm. Hattâ, bazi konusmacilar, Basbakan'in devletin iç ve dis siyaseti üzerinde uzun uzadiya genis bilgi vermesini istemislerdir. Bu isteklerin hepsini de memnuniyetle benimsiyorum. Mübadele Bakani, yüce Meclis'in uygun görüp oy vermesiyle Baskan Vekilligi'ne seçilmistir. Ancak, bundan dolayi, gensorunun önem ve kapsaminin hiçbir sekilde hafife alinmamasini teklif derim. Ben, yerinde ve uygun "taktigi" severim.

 

Böylece Hükumet, sahnenin perdesini kaLdirdi ve oyun hazirligi yapanlarin oyunlarini sahneye koymalarini çabuklastirdi. Hükûmet, açiktan açiga ve karsi karsiya çarpismayi kabul etmis bulunuyordu.

 

Efendiler, lehte ve aleyhte olmak üzere otuz kadar konusmaci söz aldi. Adalet ve Millî Egitim Bakanlari da konustular, Tartisma, bes saat hiçbir sonuç alinmadan devam etti. Gensoru görüsmeleri ertesi güne birakildi.

 

Ertesi gün 14.30'da görüsmelere baslandi. Ilk söz alan Içisleri Bakani ve Mübadele, Imar ve Iskân Bakani Vekili Recep Bey oldu. Uzun açiklamalar yaparak konustu. Muhalifler, oturduklari yerlerden Recep Bey'e kisa satasmalar yapiyorlardi.

 

Recep Bey, bir noktada dedi ki : "Bazi gazeteler ve bazi kimseler diyorlar ki, Ankara'da bir Hükûmet varmis. Meclis'in bütün tatil zamanlarinda, memleketi ne kadar usulsüzlükler varsa hep bunlarla idare etmis... Söylentilere göre, bazi arkadaslarin birtakim gizli defterleri de varmis; orada Bakanlarin yaptiklari kanunsuz isler yaziliymis. . . Bir gün gelecekmis Meclis toplanacak ve orada Hükûmet'i hesaba çekeceklermis... O zaman o gizli defterlerin içindekiler, milletin huzurunda Hükûmet'ten sorulacakmis. Iste, o gün gelmistir! O defterlere yazilmis olanlari milletin gözü önüne döksünler!"

 

Feridun Fikri Bey, arkadaslari adina çogul sekli kullanarak cevap verdi : "Sirasinda dökecegiz" dedi.

 

Recep Bey, karsilik verdi : "Dökünüz efendim, bekliyoruz. Hükumet, milletin huzurunda bagrini sorumluluga açmis olarak daima karsinizdadir" dedi ve su sözleri ekledi : "Memleketin gizlilige kapaliliga, belirsizlige ve kararsizliga tahammülü yoktur. Açiktan açiga tenkit yapilmadan, her gün ufukta birtakim tehlike bulutlarinin dolastigini fisildayarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bu körpe varligin yapisinda zararli karisikliklar varmis gibi göstermek bu memlekete karsi hainliktir. "Herkesin kösede bucakta, koridorlarda, surada burada, gerçek disi asilsiz birtakim kuruntularla kamuoyunu bulandirmaktansa, bu herkese esitlikle açik olan millet kürsüsüne çikip gerçegi oradan söylemesi lâzimdir. Gerçekler söylenmez ve yine bu asilsiz, kuruntuya dayanan telkinlerde bulunulmaya devam edilirse, bunu yapanlarin, bu memleketin kaderi ile içten ve saglam bir baglantilari bulunmadigina hükmedecegim. Ben kendim bunu böyle kabul edecegim. Sanirim ki, millet de böyle kabul edecektir. Bu kürsüye davet ediyorum. . . Ta ki millet bilsin : Gerçek ne taraftadir, zan, kuruntu, lekeleme, suçlama ne taraftadir?"

 

Recep Bey'den sonra, aleyhte konusan birtakim milletvekilleri dinlendi. Onlara da Ticaret Bakani Hasan Bey (Trabzon Milletvekili) ve Millî Savunma Bakani Kâzim Pasa cevap verdiler.

 

Aleyhte söz alanlar arasinda Rauf Bey de vardir. Ona da söz sirasi geldi.

 

Rauf Bey, Imar ve Iskân Bakanligi ile ilgili soru ve gensorunun, bütün Hükûmet'e yöneltilmesini uygun bulmamakla birlikte, Basbakan Pasa'nin bu davranisini mertçe buldu ve sözlerinin basinda : "Meclis, bir kasit karsisinda bulunan Hükûmet'e hücum durumuna geçmistir" dedi.

 

Yunus Nadi Bey : "Anlamadik" dedi. Rauf Bey açikladi. Dedi ki : "Tenkit edenler, Hükûmet'e karsi konusurken, kasitli bir is yapmislar ve ona hücum ediyorlarmis gibi bir durum görüyorum."

 

Rauf Bey, konusmacilarin agir kelimeler kullanmamalari, konusmalarinda Hükumet'i küçük düsürücü ifadelere yer vermemeleri gibi, ögüt verircesine yumusak bir tavir takinarak Feridun Fikri Bey'in teklifine dokundu ve o teklifi savundu. Tunceli Milletvekili'nin teklifi bir "parlamenter anket" idi. "Meclis sorusturmasi" yapacak bir komisyon kurulmasi için acele karar alinmasi isteniyordu. Feridun Fikri Bey'in bununla ilgili bir önergesi ve bu önergenin isim okunarak oya konmasi için de Feridun Fikri Bey'le birlikte daha on alti arkadasinin baska bir önergesi vardi.

 

Rauf Bey dedi ki : "Sorusturma komisyonu" diye tercüme ettigim bir komisyondan söz edildi. Bundan söz eden Feridun Fikri Bey 'dir. Rauf Bey, sözüne söyle devam etti :

 

"... Bakanlar böyle bir komisyonun kabulünü, bu ana kadar saygiya deger olan vatan ve millet duygularina karsi bir leke bir horlama saydilar."

 

Yunus Nadi Bey, Rauf Bey'in sözünü kesti. "Biraz öyle" dedi. Rauf Bey tekrar devam etti : "Hepimizin yanilmaz olmadigimizi kabul ederek arz ediyorum ve bunun gerekli bulundugunu ben de ilgili oldugum için, herkesten önce ben istiyorum" dedi.

 

CUMHURIYET SÖZÜNÜ SÖYLEMEYE RAUF BEY'IN DILI VARMIYORDU

Rauf Bey, söz söylerken, Meclis'e karsi çok saygili oldugunu göstermek için de firsat düsürmeye dikkat ediyordu. Bir puntuna getirerek dedi ki : "Bu yüce Meclis'in çikardigi kanunlara bazi sifatlar yakistirilmistir. (Koridor Kanunlari) denilmistir."

 

Rauf Bey, yüce Meclis'e saygi gösterilmesini istiyordu.

 

Rauf Bey, yüce Meclis'in Cumhuriyet'i ilân eden kanunu kabul etmesi üzerine, takindigi saygisiz tavrin unutuldugunu zannetmis olacak!

 

Mazhar Müfit Bey (Denizli Milletvekili) : "Onu ilk önce, sayin arkadasiniz Muhtar Beyefendi söylemistir" dedi. Bu söz, Rauf Bey'e konusma yönünü degistirtti. Fakat Muhtar Bey alindi.

 

Saip Bey (Kozan) söze karisti. Nihayet Basbakanlik makaminin araya girip uyarida bulunmasi üzerine Rauf Bey sözüne devam ettirildi.

 

Rauf Bey, döndü dolasti ve sonunda ilke meselesine dayandi. "Tutumumuz, siyasetimiz kayitsiz sartsiz millî hâkimiyet ilkesidir" dedi.

 

Yunus Nadi Bey'in sesi isitildi : "Cumhuriyet!"

 

Rauf Bey, cevap vermedi. Basladigi cümleyi su sekilde bitirdi : "Millî hâkimiyetin varligini gösterdigi tek yer Büyük Millet Meclisi dir."

 

"Cumhuriyet" sesleri bütün Meclis salonunu doldurdu.

 

Ali Saip Bey (Kozan) : "Cumhuriyet!" dedi.

 

Rauf Bey, Ali Saip Bey ile konusmaya basladi. Ihsan Bey söze karisti.

 

"Yüksek ifadenizde açiklik yoktur Rauf Beyefendi" dedi.

 

Rauf Bey : "Açiktir. Çok rica ederim Ihsan Beyefendi.

 

Ihsan Bey : "O kadar açik degildir. Uzun süreden beri sizinle anlasamadik!" dedi. Rauf Bey, Ihsan Beyin yüksek adalet duygusuna sahip bulundugundan, hâkimlik etmis oldugundan söz ederek ona dedi ki : "Suçsuzluk esastir. Aksini ispat edemedikçe bir tarafi töhmet altinda tutmak ve bunu böyle ifade etmek dogru degildir." Ihsan Bey cevap verdi : "Gerçegi söylemeyen saniktan süphe etmekte hâkim haklidir" dedi.

 

Rauf Bey ile Ihsan Bey arasindaki bu karsilikli konusma biraz uzadi. Baskan söze karisti. Rauf Bey devam etti ve "Teskilât-i Esasiye Kanunu'nda Bakanlarin görev ve yetkileri ile ilgili bir kanunu yapilmasi söz konusu idi. Bu yapildi mi? Bunu sorarim" dedi.

 

Efendiler, kanunlarin Meclis tarafindan yapilmasi tabiî oldugu halde, Rauf Bey, bu soruyu Hükûmet'ten degil de kendisinin de içinde üye olarak bulundugu Meclis'ten soruyordu.

 

Rauf Bey, Danistay teskilâtina temas ettikten sonra, "Men'i Sekavet Kanunu uygulanmis midir?" seklinde, Içisleri Bakanindan baslayarak Bayindirlik, Ticaret, Ziraat, Milli Savunma, Adalet ve Milli Egitim Bakanlarina çesitli sorular yöneltti. Bütün bu sorularla Rauf Bey'in millet ve ordunun dikkatini çekmek istedigi anlasiliyordu. Söz gelisi, basinda Karadere ormanlari ile ilgili bir islem oldugu gözüne ilismis; "O is nasil olmus?" Fedakâr ve kahraman ordumuzun Istiklâl Savasi'ndan sonra, barisa geçerken büyük bir intizam ve olgunluk gösterdigini isittik ve gögsümüz kabardi. Ancak, ondan sonra, beslenme ve barindirma isleri bakimindan durumun yine ayni sekilde kuvvetli oldugunu kabul edip düsünebilir miyiz? Bu noktada bizi aydinlatmalarini rica ederiz" dedi.

 

Rauf Bey'in bu sorusunun ortak bir soru oldugu kendi ifadesinden anlasiliyor. "rica ederiz" diyor. Gerçekten de bu sorunun, o güne kadar ordularin basinda bulunan iki ordu müfettisiyle birlikte hazirlanmis olduguna hükmetmemek elde degildir.

 

Rauf Bey, adalet teskilatindaki degisiklik dolayisiyla ortaya çikan uygulamanin, adaleti saglayabilecek en uygun usul ve sekil olup olmadigini ögrenmek istiyordu.

 

Millî Egitim Bakani'ndan da, ilk ögretim süresinin kanuna aykiri olarak niçin azaltildiginin açiklanmasini istedi.

 

Rauf Bey, Istanbul Valisinin gece manevrasindan, Istanbul'un "Emanet" ile idaresinin halkin haklarina tecavüz oldugundan da sözettikten sonra; Millî Egitim Bakani Vasif Bey'le basin arasinda çikan bir olaydan ve bu münasebetle ögretmenlerden de söz ederek dedi ki : "Ögretmen ordusunun, bu aydin ordunun su veya bu tarafi tutar ve destekler sekilde yayin yapmalari dogru mudur?"

 

Rauf Bey, bunun olmadigini söyleyerek konusmasini su cümle ile bitirdi. "Allah vatanimi, milletimi ve hepimizi korusun."

 

Bu cümlenin alkislarla karsilanmasindan sonra, Içisleri Bakani kürsüye çikti. Gümüshane Milletvekili Zeki Bey daha önce kendisinin görüsmesi gerektigini ileri sürdü. Vehbi Bey "Efendim bu mesele, Bakanlarin Meclis'i sorguya çekmesi sekline girdi. dedi. Baskanlik, Bakanlarin söz hakki ile ilgili iç tüzük maddesini hatirlatti. Recep Bey de, çok genis bir gensoru karsisinda bulunan Bakanlarin, tüzük ile saglanmis olan söz söyleme haklarini kullanmalarina müsaade edilmedigi takdirde, gerçeklerin açiga çikmasina yardim edilmemis olacagini söyledikten sonra, yöneltilen sorulardan kendisi ile ilgili bulunanlara birer birer cevap verdi. Konusmasi sirasinda, Rauf Bey'in kürsüye ögüt verircesine bir tavirla çiktigina isaret ederek, "bu Meclis ne tam bir sessizlik içinde hareket etmeye mecbur olan bir okuldur ne de bir bilim akademisidir" dedi. Rauf Bey'in kürsüde bu gün bile açik konusmadigina; "sorusturma" sözünü kullanmadan, Feridun Fikri Bey'in, üç Bakanligin bir yillik çalismalari ile ilgili anlamsiz, haksiz, mantiksiz, kanunsuz ve hükûmet dengesini bozucu nitelikteki "Meclis sorusturmasi" teklifini desteklemis olduguna Meclis Genel Kurulu'nun dikkatini çekti. Feridun Fikri Bey, yerinden, Recep Bey'in "mantiksizdir" sözüne itiraz etti. Bu sözü geriye almasini istedi. Recep Bey : Geriye almiyorum, efendim; mantiksizdir. Gerçek oldugu gibi ifade edilir" dedi. Feridun Fikri Bey'in "mantiksiz sözünü "kabul etmiyorum" sözüne, Recep Bey cevap verdi : "Feridun Fikri Bey" dedi, "Siz daha agir seyleri kabul etmeye alismalisiniz. . . "

 

Daha agir seyler, Adalet Bakani Necati Bey tarafindan söylenmis. . . Feridun Fikri Bey : "Adalet Bakani sözlerini geri aldilar" dedi. Necati Bey, yerinden firlayarak "Sözlerimi geri almadim" dedi. Biraz gürültü oldu. Nihayet Baskan : "Rica ederim, gürültüyü keselim!" dedi. Recep Bey, açiklamalarina devam ederek : ".... Birçok kimsede defterler varmis, demistim. Simdi Rauf Bey'in sözlerine göre, hazirlanmis sorulardan on, on bes tanesinin silinmesi firsatini bulacagiz. Iste, Efendiler, dedi. Defterlerin yavas yavas ilk sayfalari görünmeye basliyor. "

 

Recep Bey, Rauf Bey 'in konusmasinda kullandigi taktige dikkati çekerek dedi ki : "Rauf Bey hem bütün bu sorulari soruyorlar hem de asla bir sorumluluk töhmeti altinda tutmak veya Hükumeti düsürmek gibi maksat gütmüyorum, diyorlar. Bir gensorunun görüsüldügü günde, millet kürsüsüne çikan kimse, ya lehtedir ya aleyhtedir. Lehte ise, Hükumet'in desteklenmesini ister. Aleyhte ise, düsürülmesini ister. Bunu da açik seçik söylemek gerekir. Yoksa, Rauf Beyefendi 'nin sözleri bos ve anlamsiz sözlerden ibaret kalir."

 

Recep Bey 'in bu cümlesi, Rauf Bey'le aralarinda kisa bir tartismaya yol açti : Fakat saldiriyorsunuz, "siz de sözlerimi kesiyorsunuz. . . " gibi karsilikli sözler söylendi. Sonunda Recep Bey, konusmasina devam ederek dedi ki : Saygideger Efendiler! Birtakim sorular soruyorlar. . . Ahmet gelmis midir? Kanun uygulanmis midir? Böyle bir gensoru görüsülürken, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsü hedefsiz olarak sorulacak ve söylenecek sözlerin yeri degildir." "Buraya çikiyorlar, söylüyorlar söylüyorlar. Sonunda da söylüyorum, söylüyorum ama bir sey yoktur, diyorlar. Böyle olunca, söylenenler anlamsiz bos sözlerdir ve gayesizdir. Durumun tarifi budur." Recep Bey, sözlerine su yolda devam etti : Çok dikkat ettim. Rauf Bey buraya çiktilar; sirasi geldi, icap etti, baska bir tarif yaptilar; fakat Cumhuriyet kelimesini söyleyemediler. . ."Sayin arkadaslar!" dedi. Oyun oynamiyoruz. Büyük bir inkilâptan çiktik, aydinlik bir gelecege dogru gidiyoruz. Bütün gerekleri bütün sartlari ve bütün açikligi ile bir hedefe yürüyoruz. dedi: bu Rauf Bey'deki küskünlük ki, sirasi gelmis ve arkadaslar, dolayisiyla firsat vermisken, bu kutsal ismi söylememekte inat edip direnmislerdir." "Fakat dikkate deger bir noktadir ki, bu zat, Istanbul'da kiyametleri koparmistir." "Elinden gelen her seyi yapti. Karsiniza çiktigi zamanda bütün bu yaptiklarindan döndü ve yemin ederek dedi ki, ben Cumhuriyetçiyim." "Bugün kendisinden süphe ediyorum."

 

Beni bu süphenin yanlis olduguna inandirmayi kendileri için gerekiz buluyorlarsa, çiksinlar; kürsüden veya baska bir yerden söylesinler ki, böyle bir süpheye yer yoktur. Aksi takirde, Rauf Bey'in Cumhuriyet'e olan bagliligindan süphem vardir ve bu süphem devam edecektir. Gerçek budur.

 

Recep Bey açiklamalarini bitirirken : Sayin arkadaslar, bugüne kadar, bogazimiza kadar kan içinde yugrularak bu davayi, bu kutsal vatanin kesin olarak yükselisini saglayacak olan bu dâvâyi, bu günkü durumuna kadar getirdik. Bugünden sonra yapilacak olan en büyük yanilgi, kararsizliklar, süpheler ve belirsizliklerdir. Bunlarin, sonunda bizi nereye götürecegini kimse bilemez."

 

Recep Bey kürsüden inerken, Baskanlik makami, istegi üzerine, kendisini savunmak üzere Rauf Bey'e söz verdi.

 

Rauf Bey : "Sizin her kararsizlik ve süpheye düstügünüz zamanlarda ben yeni bastan yemin etmeye, ant içmeye mecbur muyum?" dedi, "Mecbursun" sesleri yükseldi. Rauf Bey bu seslere"Hayir Efendiler, kimsenin kimseden süphe etmeye hakki yoktur! cümlesiyle cevap verdi.

 

Buna Afyonkarahisar milletvekili Ali Bey, yerinden karsilik verdi : Sen de o vakit bu toprakta oturamazsin. Atalarinin, babanin ve dedenin geldigi yere gidersin. Bu toprak bunu istiyor" dedi.

 

Bunun üzerine, Rauf Bey, kendileri ile görüs ayriliginda bulundugu noktayi açiklama yollu bir konusma yaparak dedi ki : "Millet bizi, kayitsiz sartsiz millî hâkimiyet ilkesine dayanan bir rejimin, demokrasi denilen halk rejiminin esaslarini kurmak üzere, kendi temsilcileri olarak seçmistir. Birtakim arkadaslarimiz, milletin bu hakkini Meclis'ten alip su veya bu makama, Meclisi dagitma, kanunlari geri çevirme gibi yetkiler verme düsünce ve egilimini benimsediler. Iste ben buna karsiyim. "

 

Recep Bey, bu sözlere cevap verdi ve açikladi ki, Rauf Bey itiraz ettigi zaman, daha Teskilât-i Esasiye Kanunu ve böyle birtakim haklarin kimseye verilmesi veya verilmemesi söz konusu bile degildi. Bu meseleler ancak aylarca sonra ele alindi. Recep Bey, "Efendiler bu demagojidir" dedi.

 

Rauf Bey, muhalif olusunun sebebini iyice anlatabilmek için söyle bir açiklama yapmayi gerekli gördü : "Efendiler, degil halifeci ve sultanci, bu makamin haklarini elinden alabilecek olan herhangi bir makamin da karsisindayim" dedi.

 

Rauf Bey, halifeci ve sultanci olmadigini söylerken, Cumhurbaskanligi makamina ve Cumhurbaskanina karsi oldugunu da açiklamis ve ilân etmis oluyordu. Daha önce, yeri gelince de belirttigim üzere, Rauf Bey, "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti" seklinde israr ediyordu. Ismin degismesine, yani Cumhuriyet adini almasina ragmen, teskilâtin o niteliginin korunmasini istiyordu. Ne için? Çünkü, Cumhurbaskanligi makami, hilâfet ve saltanat makamlarinin haklarini alabilirmis...

 

Efendiler, sahsî görüs diye ortaya atilan bu sözler, Recep Bey' in dedigi gibi "bos ve anlamsiz sözler" degil de nedir? Bu gibi sözler üzerine kurulan "mantik demogoji" degil de nedir?

 

Bu görüsün ve bu mantigin tasidigi anlam ve özü Rauf Bey 'in bu günkü gayret ve çalismalari pek güzel göstermektedir. Fakat, biz bunu anlamak için bugünlere kadar beklemek gafletinde kalamazdik. Bundan dolayi bizi mazur görsünler.

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

MECLIS'TE YAPILAN GÖRÜSMELERIN MUHALIF BASINDAKI YANKILARI

Efendiler, o gün de gensoru görüsmeleri bir sonuca baglanamadi; ertesi güne birakildi. 8 Kasim günü yapilacak görüsmeleri beklemek üzere, biraz da o günlerdeki bazi yayinlari gözden geçirelim.

 

Vatan gazetesinin 5 Kasim l924 tarihli sayisindaki basyazida, Hükûmet'i tenkit edenler ve muhalefette yer alanlar ögülmekte, Hükûmet taraftarlari suçlanmaktadir. Basyazar : "Daha agzini açmayan tenkitçi adaylarina karsi, her gün kulaktan kulaga yeni bir saldirgan söz fisildaniyor. Hükûmetçi gruptan olan her kimse rastlarsaniz, o günün gizli günlük emrindeki sözleri oldugu gibi isitirsiniz" dedikten sonra, sözlerini dogrulamak için birtakim örnekler sayiyor ve "körükörüne emre uymayan, gerçegi görüp söylemek isteyen kimseleri daha baslangiçtan susturmak için her vasitaya basvuruyorlar" ve "keyfî irade, tabiî ve istikrarli durumun üstünde, hâkim olma niteligini korumaya devam edecektir" diyor.

 

Efendiler, yazar "gizli günlük emir" ve "keyfî irade" deyimleriyle, millete neyi haber vermek istiyordu. Gizli günlük emirler veren, keyfî iradesini hâkim kilan kimdi? Bu gizli kapakli sözleri kullanan makale yazari, sonunda biz. "Taraf tutmaksizin, bir hakem durumunda, her iki tarafi da çagirip dinlemek, Cumhurbaskanligi'nin en nazik ve önemli görevidir" ögüdünü veriyor. Bu görevin hemen yapilmasini istiyor ve "çünkü yarin pek geç olabilir!" diye tehdit ediyor.

 

Bir gün sonra, benim Meclis'in yeni dönemini açis nutkumdan söz eden ayni yazar, "tenkit egilimi gösteren en hür düsünceli vatandaslari, zaman zaman susturmaya çalisan tekelci bir siyasî sistem, gelisme ve ilerleme için kahredici bir cehennem demektir" cümlesiyle, uyguladigimiz sistem için pek haksiz ve insafsiz bir iftirada bulunuyor ve : Ugursuz gidisin belli bir noktada durdurulmasi, yeni bir çigir açilmasi lâzimdir." diyerek, bize yeniden görevimizi hatirlatiyordu.

 

Vatan yazari, bir gün sonra yazdigi "sokaktaki adam" baslikli bas makalesini : Insallah iyi olur, demekten baska yapacak sey kalmamis gibi görünüyor" cümlesiyle bitiriyordu.

 

8 Kasim 1924 tarihli Vatan gazetesinde yayinlanan bir Ankara telgrafinda : "Meclis, yüksek mevkide bulunanlar uygun görmedikçe kabineyi düsüremeyecektir" tarzinda büyük harflerle yazilmis ve "Rauf Bey'in dünkü konusmasinda, gensoru disinda önemsiz seylerden söz etmekle, gensoru isteyenlerin durumunu sarstigi ve gensoru dâvâsinin etkisini azalttigi söylenmektedir" gibi haberler vardir.

 

Vatan gazetesinin, gensoru dâvâsini takip için özel olarak gönderdigi muhabiri, izlenimlerinde pek isabet göstermiyorsa da, gensoru meselesinin etkisini azaltma sebebi ile ilgili haberinde aldanmis görünmüyordu.

 

Efendiler, Tevhid-i Efkâr basyazari da, bir sürü basmakalelerle muhalefeti destekleyip cesaretlendiriyor; kendini savunan Hükumet'in ve Hükumet'i tutan milletvekillerinin kendilerini savunmalarini ve söz söylemelerini bile istemiyordu. Bu basyazar diyordu ki : "Meclis'te Hükumet'i tutan milletvekilleri, böyle her önemli isi, gürültüye bogmak eglencesinde devam ederek, bunlari tenkit edenleri susturdukça, hiç süphe yokki, Ismet Pasa Hükumeti güvenoyu alacaktir. Ancak, bu güven oyunun gerçek degeri, nihayet, küçük bir sandigin içine çok sayida beyaz kâgit atilmis olmasindan ibaret kalacaktir."

 

Bu safsatalar üzerinde durmaya gerek yoktur. Biraz da Tanin gazetesine bakalim : Tanin'in "Siyasî Mayalanmalar" adli bir basmakalesinde "Kutsal Milli Mücadele'de büyük hizmetleriyle taninmis, saygideger ve güvenilir bazi kimseler arasinda bir isbirligi yapilmakta oldugu" haberinin alindigindan; "Halk Partisi'ni ve Hükûmet'i samimî olarak tutan basinin" bu haberleri büyük bir hosnutsuzlukla karsilayip yorumlamalarindan" ve "kurulmakta olan yeni partiyi, daha simdiden gözden düsürecek sekilde düsünceler ileri sürülmesine kalkisildigindan" söz edilmektedir. Makalede, program konusu üzerinde de durularak, Halk Partisi'nin bir programinin bulunmadigina isaret edildikten sonra, "Biz Halk Partisi'nden hiç memnun degiliz, fakat Halk Partisi'nin ilkeleri adina söylenen ve görülen seyleri tamamiyle benimsiyoruz" deniliyor ve Halk Partisi'nin ilkelerinden ne anlasildigi açiklanarak : "Fakat acaba gerçektede öyle midir?" sorusu ortaya atiliyor. Yazar, bu soruya olumsuz cevap veriyor ve "gönlümüz, karsisinda böyle yenilikçi ve reformcu bir partiyi görmek istedigi için, Halk Partisi'ni bu dedigimiz sekilde hayal ediyoruz" diyor. Ondan sonra yazar, sunlari söylüyor : "Halk Partisi'nin programi ve sözleri baskadir, tuttugu yol baskadir. Halk Partisi nin demokratligi dudaklarindadir."

 

Bu görüsün sahibi, birinci cümlesiyle, "Halk Partisi, Cumhuriyet ilân edecegini, hilâfeti kaldiracagini programina yazip ilân etmedi ve söylemedi; fakat fiilî olarak yapti" demek istiyorsa, dogrudur! Ancak, ikinci cümle ile Halk Partisi'ne yönelttigi suçlama dogru degildir.

 

Makale sahibi, muhalif kimselerin iktidar mevkiine geçmek istemelerinin kanunî haklari oldugunu ispatlamak için kullandigi birçok söze sunu da ekliyor : "Vatan düsüncesiyle hareket etmek, yalnizca Tanri'nin iktidar mevkiindeki kimselere hak olarak bahsettigi bir fazilet midir?"

 

Tanin basyazari, 4 Kasim 1924 tarihinde yazdigi "Ordu ve Siyaset," adli bir basmakalede de su düsünceleri ileri sürüyor : "Hükumet sekli Cumhuriyettir. Fakat, hükumetin yalniz adini "degistirmek hiçbir yarar saglamaz. Asil degistirilmesi gereken nokta, isin ruhudur, prensipleridir. Bugün Amerika'da, Birlesik Amerika Devletleri disinda daha yirmi kadar memleket vardir ki, hepsinin adi da Cumhuriyettir. Hattâ, hep senelerden meydana gelen Haiti bile bir Cumhuriyet idi. Fakat, buralarda, Cumhuriyetin istibdat rejiminden farki pek azdir. Soydan gelen bir hükümdar yerine, zorla Cumhurbaskanligina gelmis bir zorba görürüz. Iste bu kadar! Reisicumhur adini tasiyan bu zorba devleti keyfince yönetir. Mutlak bir hükümdar gibi, keyif ve hevesinden baska bir kanun tanimaz."

 

Tanin basyazari, söz konusu ettigi Amerika Cumhuriyetlerinden Sili'yi bir yana birakarak, digerleri için diyor ki : "Hiçbirisi, bugün, gerçek Cumhuriyet adini tasimaya lâyik degildir. Çünkü demokrasiye... dayanmiyorlar; "Cumhuriyet adi altinda mutlak hükumetlerin hâkim olmasi, liderlerin asker olmasi yüzündendir."

 

Burada bir an durmak isterim. Efendiler, bu makale, milletvekili olan komutanlarin, milletvekilliginden istifalari üzerine ve o münasebetle yaziliyor. Fakat öyle bir zamanda yaziliyor ki, ordularimizin müteftisleri, ordulari birakip Hükûmet'i düsürmek için Meclis'e gelmislerdir. Bu yazar da, onlarin iktidar mevkiine geçmek istemelerinin kanunî haklari oldugunu ispat için, daha bir gün önce sütunlarca yazi yazmistir. Cumhuriyet'in, mutlak hükûmet rejiminden farksiz olabilecegine örnekler siralayan ve bunun sebebinin de demokrasiye dayanmamak oldugunu söyleyen yazar, "Hükûmet partisinin demokratligi dudaklarindadir" diyen zattir. Bunun böyle olmasi "askerî liderler yüzündendir" diyen kimse, Türkiye Cumhurbaskani'nin da askerî liderlerden biri oldugunu bilen kimsedir. Bu kimsedir ki, askerî liderlerden olan filân ve filânlari, yine askerî liderlerden olan Türkiye Cumhurbaskani ve Türkiye Basbakani ile karsi karsiya getirip biribirlerine cephe aldirmak için, bütün gücüyle çalisiyor ve sonra sevmedigi tarafin yikilmasini millete gerekliymis gibi gösterebilmek için, sözde dikkate deger ve ibret alinacak örnekler veriyor ve hangi general, basina daha çok âsi toplayabilirse, Cumhurbaskanligina o geçer; "ordu komutanlari ve eskiya reisleri birbirleriyle çarpisarak Cumhurbaskanligi makamini zorla ele geçiriyorlar" diyor.

 

Efendiler, bu ve buna benzer sözlerin ne maksatla ve nasil bir duygu içinde yazildigini fark etmemek ve bu gibi yayinlarin Meclis üyeleri üzerinde ve kamuoyunda birakacagi olumsuz ve zararli etkileri anlamamak mümkün degildi. Ne yazik ki, bu bozguncu etkiler gerçekten de fiilî tepkilerini göstermistir.

 

Refet, Kâzim Karabekir ve Ali Fuat Pasa'larin, Millî Savunma Komisyonu'na seçilmemis olmalarindan üzüntü duyan ayni cumhuriyetçi yazar, bu defa da, ordu komutanlarinin, ordulara etki yapabilecek bir komisyona seçilmemis olmalarini dogru bulmuyor. Bu noktada, pek sevdigini anlatmak istedigi demokrasiye uygun davranistan bile vazgeçiyor. Bu düsünceleri içine alan cümleleri hep birlikte gözden geçirelim :

 

"Siyaset" basligi altinda yazilmis yazilar arasinda "Millî Savunma Komisyonu, Millet Meclisi'nin hemen hemen en az siyasî olan, hattâ siyasetle hiç ilgisi bulunmayan bir çalisma koludur" cümlesi okunur. Yazar, bu cümle ile, Meclis'e giren ordu müfettislerinin siyasetle ilgisi bulunmayan bir alanda çalismalarina neden ve ne için meydan verilmedi? demek istiyor. Buna su yolda cevap vermek mümkündür : Millî Savunma Komisyonu siyasî islerle ilgisi bulunmayan bir komisyon olduguna göre oraya sirf siyasî islerle ugrasmak üzere Meclis'e gelmis olanlari sokmakta sakinca vardi da onun için !

 

Yazar, bu cümleden sonra devam ederek diyor ki : "Burada, vatanin namus ve istiklâlini savunacak orduyu yönetmeye daha düzenli ve mükemmel bir duruma getirmeye ve gelismis bir sekle sokmaya yarayan kanunlar yapilacaktir. Kendilerini politikacilik hirsina kaptirmayip da yalniz vatani düsünenlerin, bu görevi, ordu ileri gelenleri arasinda en muktedir kimselere vermeleri bir vatan borcudur."

 

Bu cümleler üzerinde de biraz duracagim :

 

Ordunun yönetimi, daha düzenli ve mükemmel bir duruma getirilmesi ve daha da gelismis bir sekle sokulmasi hususu çok önemlidir. Bu hususla görevli bulunan ve ugrasan makam "Genelkurmay" dir. Yazarinda dedigi gibi, bu makamda en seçkin komutanlarimiz bulunmaktadir. Ordunun yönetimi, düzenlenmesi ve daha mükemmel bir duruma getirilmesi islerini üzerine almis bulunan Genelkurmay, gerektikçe, bu konularda Hükumet'e tekliflerde bulunur.

 

Genelkurmay'in ve Hükûmet içinde yer alan Millî Savunma Bakanligi'nin enine boyuna düsünüp tespit ettikleri meseleler, her yil toplanan "Yüksek Askerî Sûrâ" tarafindan incelenir ve görüsülür. Yüksek Askerî Sûrâ; Genelkurmay Baskani, Millî Savunma Bakani, Bahriye ve Ordu Müfettislerinden olusur. Yüksek Askerî Surâ'nin incelemesinden geçen ve uygulanmasi kabul gören hususlardan, gerekli bulunanlar hükumete teklif edilir. Bu teklifler içinde uygulanmak üzere kanunlasmasi gerekenler varsa, iste onlar Meclis'e sunulur. Meclis'te usulüne uyularak Millî Savunma Komisyonu'ndan ve ilgisi varsa baska komisyonlardanda geçtikten sonra, Meclis Genel Kurulu'nda görüsülür ve kanunlastirilir.

 

Millî Savunma Komisyonu'ndaki üyelerin askerlikten anlamasi gerekir. Fakat yalniz askerlikten anlamasi yeterli degildir. Devletin maliyesinden, siyasetinden ve daha birçok seyden de anlamasi gerekmektedir. Yalniz askerlikten anlamak, ordu ile ilgili kanun tasarilari hazirlamak için yeterli sayilsaydi, Genelkurmay'in tespitinden ve Yüksek Askerî Sûrâ'nin da onayindan sonra, tasarilarin ayrica baska bir komisyonda veya komisyonlarda incelenmelerine gerek kalmazdi. Zira, politika ile ugrasan kimseler, askerlikten gelmis olsalar bile, bütün hayatlarini ilim ve teknikle ve askerî gelismeleri günü gününe takip ve uygulamakla geçiren kimselerden daha uzman ve daha yetkili olamazlar.

 

Ordunun yönetimi, düzenlenip daha mükemmel bir duruma getirilmesi için pek yerinde görüsleri ve büyük tecrübeleri oldugunu zanneden ve Yüksek Askerî Surâ'da kanun geregince üye bulunan ordu müfettisleri için en uygun çalisma alani, ordularin basindaki ve Yüksek Askerî Surâ içindeki yerleriydi. Ciddiyet isteyen ve mevkiin deger ve önemini anlayip; Hükumet'i, Millî Savunma Bakanligi'ni, Genelkurmay'i begenmeyip; onlari, kendilerinin askerlikle ilgili düsünce ve tasarilarini degerlendirmekten uzak görerek, siyasî alanda çalismayi tercih eden komutanlarin Millî Savunma Komisyonu'na girmelerini saglamaya çalismak; Onlarin, Hükumet'ten Meclis'e gelen ordu ile ilgili her türlü teklifin sonuçlandirilmasini engellemek ve bunlari elde bir koz olarak kullanmak suretiyle Hükumet'i düsürmek ve Genelkurmay Baskani'ni degistirmek gibi kötü heveslerini gerçeklestirme maksadina dayanabilir. Tanin bas yazarinin da, bu noktadaki gayesinin baska bir sey oldugunu zannetmek abestir.

 

Gayesinin gerçeklesmemesi yüzünden "kaygili ve üzüntülü" olan yazar : "Eski Atina Cumhuriyeti'nde demokrasinin koydugu ilkelere o denli siki sikiya bagli idiler ki, yönetimle ilgili kollarin hiçbirinde, bilgi ve uzmanlik bakimindan bile bir üstünlük kurali kabul edememislerdi." Demokrasideki bu asiriliga ragmen, Atina demokrasisinde, generaller bu kurallarin disinda tutulmuslardir" diyor.

 

Halk Partisi'nin demokratliginin dudaklarinda oldugunu ve Cumhuriyet'in mutlak hükûmet rejiminden farksiz bulundugunu millete anlatmaya çalisan bir kimsenin, bu safsatasini daha gazetesinde okunmakta oldugu günlerde, iktidar mevkiine geçirmek gayretine koyuldugu generallerin demokrasi kurallarinin bile disinda tutulabilecekleri görüsünü ileri sürmesi, sanirim ki, dürüst insanlarin yapabilecekleri hareketlerden degildir.

 

Efendiler, kin ve ihtiras, bir insanin düsüncesini ve vicdanini kararttigi zaman o insan nasil konusur, buna bir örnek ister misiniz?

 

Iste buyurunuz, ayni yazarin su sözlerini dinleyiniz : "Halk Partisi'ne Ismet Pasa Hükûmeti'nin memlekete gösterdigi çirkin çehre! Sahsi ihtiraslarinin peSinde bu kadar esîr olan önderler, milli bir parti kurmak ve milleti temsil etmek iddiasina kalkisamazlar."

 

Gelecegin ümidiyle kaynayip cosan gençler, taze ve temiz canlarini feda ettiler : Memleketi kurtarmak için! Memleketi, kendilerinden ve ihtiraslarindan baska birsey düsünmeyen politikacilar elinde oyuncak etmek için degil!

 

Gerçegin tam tersini dile getiren bu demagoji ve safsata sahibi yazar, bizim kurdugumuz partiyi, bizim hükûmet kurmakla görevlendirdigimiz Ismet Pasa'nin ve Hükûmeti'nin çehresini çirkin görüyor ve gösteriyor.

 

Efendiler, bizim çehremiz her zaman temiz ve akti; her zaman da temiz ve ak kalacaktir. Çehresi çirkin, vicdani çirkinliklerle dolu olanlar, bizim vatanseverce vicdan temizligi ile ve namusluca davranislarimizi, kendi bayagi ve çirkin ihtiraslari yüzünden çirkin göstermeye kalkisanlardir.

 

MECLIS'TEKI GENSORU GÖRÜSMELERININ SON GÜNÜ

Efendiler, 8 Kasim günü, Meclis'te gensoru görüsmelerine devam edildi. Feridun Fikri Bey'in "Meclis sorusturmasi" nin kabulü ile ilgili konusmasi, birçok konusmacinin sözleriyle karisarak hayli uzadi. Ondan sonra Yunus Nadi Bey kürsüye çikarak : "Efendiler, dedi, memleketin rejimi söz konusudur. Cumhuriyet rejimi söz konusudur. Herseyden önce bu meseleyi görüsmek lâzimdir! " Yunus Nadi Bey, Rauf Bey'in bir gün önceki sözleri üzerinde durarak, millî hâkimiyet mi Cumhuriyet'in gelismesinden dogmustur? Yoksa Cumhuriyet mi millî hâkimiyetin gelismesinin sonucudur?" seklinde bir nazariyenin tartisilmasinin yersiz oldugunu açikladi.

 

Rauf Bey'in "Degil halifenin, saltanatin, bu makamin haklarini elinden alabilecek olan herhangi bir makamin aleyhindeyim" seklindeki sözlerini, Yunus Nadi Bey, söyle yorumladi : Rauf Bey'e göre bu makamin haklari vardir. Ifade açiktir. Sakli haklari vardir. Sakin kimse almasin, günün birinde belki lâzim olacaktir." "Halbuki Teskilât-i Esasiye Kanunu çikmistir. Bütün makamlar tespit edilmistir. Bütün durumlar kanunda yerini almis, belirtilmistir. Ama hâlâ efsaneden safsatadan söz ediyor."

 

Bundan sonra Yunus Nadi Bey sunlari söyledi : "... Cumhuriyet'i begenmeyen kimseler vardir. Açikça söyleyemediklerini düsüncelerinde besleyen yaratiklar vardir ve bunlar içimizdedirler. "... Öyle adamlarin kafasi ezilir, efendiler!"

 

Yunus Nadi Bey, Rauf Bey ve arkadaslarinin gösteri yaparcasina davranislarindan, müfettis pasalarin istifalarindan ve Meclis'in içinde oyun oynanilmayacagindan söz ettikten sonra, dedi ki : Özel ve gizli tertiplerle bazi maksatlari gerçeklestirebiliriz kuruntusuna kapilarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kösesinde oturarak bu türlü seyleri yapmak saygisizliktir. Kabul edemeyiz, efendim.

 

Yunus Nadi Bey, Refet Pasa'ya iliserek sunlari söyledi :

 

"Yüksek malumunuz oldugu üzere, Refet Pasa Hazretleri, alti yedi ay önce, basinda yer alan gösterisli ve yersiz... bazi açiklama ve demeçlerle milletvekilliginden istifa etmislerdir. Garip bir olaydir. Gerekçe olarak eklemislerdi ki, milletvekilliginden çekilmelerinin sebebi, karanlik odada, yalniz arkadaslari arasinda bir millî and mi ne, bir sey varmis. Orada toplanan arkadaslari is basina getirecekmis. Efendim, çok merak ettim bu isi."

 

Afyonkarahisar Milletvekili Ali Bey, yerinden söze karisti ve : "Yani generaller hükûmeti" dedi. Yunus Nadi Bey : "Çok merak ettim bu isi :" diyerek sözüne devam etti ve dedi ki : "Teskilât-i Esasiye Kanunu vardir. Cumhuriyet kurulmustur. Hükûmetin nasil teskil edilecegi orada yazilidir. Bütün bunlari idare eden bir Türkiye Büyük Millet Meclisi vardir. Hayir, bunlar yeterli degildir. Istenir ki, Refet Pasa milletvekilliginden istifa etsin ve gitsin hükûmet kursun; yakin arkadaslar toplansin... Ne kanaattir bu?"

 

"Efendim, dag basinda miyiz? Demirci Efe'yi alip gelip de hükûmet mi kuracakti? Meclis yok mudur? Teskilât-i Esasiye Kanunu yokmudur? Bu ne mantiksizca harekettir."

 

Refet Pasa, Yunus Nadi Bey'e cevap vermek üzere kürsüye çikti. Kendisini savunmaya çalisirken, Rauf Bey iIe aralarinda bir fikir birligi oldugundan, Rauf Bey'in söyledigi her seyin onun hesabina da kaydedilmesi gerekeceginden söz ettikten sonra : "Iki asker milletvekilinin Meclis'e dönmelerini istemissem, acaba Çin'de oldugu gibi bir cumhuriyeti mi yapmak istemis olurum?" dedi. Refet Pasa'nin sözlerine, birçok milletvekili oturduklari yerden kisa cevaplar vermeye basladilar. Hemen hemen karsilikli tartismalarin yapildigi bir konusma oldu. Nihayet, kürsü baska bir muhalif konusmaciya birakildi. Bundan sonra kürsüye çikan Mahmut Esat Bey ( Izmir), "...Günlerden beri sürmekte olan ve sonu bir türlü gelmeyen görüsmelere ne inkilâbin ve ne de milletin tahammülü vardir" dedikten sonra durumun inkilâp adina, inkilâbi ileri götürmek adina hükumeti düsürmek" ten ibaret olmadigini belirtti.

 

Mahmut Esat Bey, her seyden önce gidilecek yollarin belirtilmesi gerektigini, o takdirde daha samimî ve daha kesin olarak yürünebilecegini söyledi ve Rauf Bey'in görüsüne tenias ederek söyle bir degerlendirme yapti : "Millî hâkimiyet baska bir konudur. Cumhuriyet, mesrutiyet, mutlakiyet rejimleri ve istibdat daha baska konulardir. Bunlardan bir kismi devlet sekilleridir. Digerleri millet iradesinin kullanilmasi ve uygulanmasidir. Bu dört sekil içinde, millî hâkimiyetin çesitli yollarla uygulandigini görüyoruz. Hattâ bir parça istibdat seklinde bile vardir. Mesrutiyette biraz daha fazla, Cumhuriyet'te daha fazla. Bundan dolayi, burada iki seyi birbirine karistirmamak gerekir, Millî hâkimiyet Cumhuriyet'in gelismesinin eseridir, denemez. Çünkü millî hâkimiyet, sekil degildir. Ruh ve öz meselesidir. "

 

Mahmut Esat Bey, Rauf Bey'in sahsî görüs diye ortaya attigi sözler üzerinde, gerektigi kadar durduktan sonra : "Türk inkilâbi yükseliyor. "Ancak, bu inkilâbi sür'atle hedefine, milletçe beklenen hedefine ulastirabilmek için, bir an önce gerçek durumun açiklik kazanmasi lâzimdir. Türk milleti, ortada, demokrasi adina çekilmis bir kiliç gibi, bunu beklemektedir sözleriyle konusmasina son verdi.

 

Bundan sonra, Adalet Bakani Necati ve Millî Egitim Bakani Vasif Bey'ler, muhalif konusmacilarin sorularina uzun konusmalar yaparak cevap verdiler.

 

 

RIZA NUR BEY'IN ARNAVUTLARI TÜRKLÜGE KARSI AYAKLANDIRMAYA ÇALISANLARDAN BIRI OLDUGU ANLASILDI

Maliye Bakani, Mustafa Abdülhâlik Bey, konusmasina baslamadan önce, Riza Nur Bey'den, zabittaki sözlerinden bazilarinin açiklanmasini istedi. Riza Nur Bey, Yanyali'larin Türklügünü süpheli gösterecek sekilde sözler söylemisti. Abdülhâlik Bey, Riza Nur Bey'in düsüncesindeki yanlisligi söyle düzeltti : Doktor Bey alti yüz yil önce, Arnavutlugun bir parçasi olan Yanya'ya giden atalarimin orada biraktiklari torunlarini baska bir soydanmis gibi göstererek onlari itham ediyor. Hem de kim? Maalesef öyle savgideger bir arkadasim ki, alti yildan beri mutaassip bir milliyetçi olmustur. Daha önce öyle degildi. Kendisi daha iyi bilirler. Ben, o Yanyali dedikleri adam, Türklük için silâhla savasirken kendileri tam tersine, Arnavutlari "Türklüge karsi" ayaklansinlar diye kiskirtmistir.

 

Gerçekten de Riza Nur Bey'in siyasî hayatinda birçok mücadelelere katildigi biliniyordu. Bu durumu, milliyetçi olarak Millet Meclisi devrinde, ona hizmet ve çalisma alanlari gösterilmesine engel sayilmamisti. Fakat, Türklerin Rumeli'den çikarilmasi gibi, her Türk'ün kalbinde sonsuz ve unutulmaz bir aci yaratan büyük felâket olayinda asiri milliyetçi Riza Nur Bey'in, Arnavut âsileriyle birlikte Türklere karsi çalistigini bilmiyorduk. Bu durum anlasilinca Büyük Millet Meclisi'ni hayret ve dehset kapladi.

 

Bundan sonra Maliye Bakani öteki konular üzerindeki açiklamalarina geçti. Onun arkasindan Tarim Bakani Sükrü Kaya Bey söz aldi. Sükrü Kaya Bey, özellikle Tarim Bakanligi'ni tenkit eden bir konusmaciya cevap verdi ve ziraat islerinin güzel cümleler, güzel sözler ve güzel mantiklarla gizlenecek bir sey olmadigini açikladiktan sonra : Bu topraga yazilan bir eserdir. Onun sayfalari açik ve herkes tarafindan okunmaktadir" dedi ve ilâve etti : "Kalkip da yüce Meclis'in huzurunda, söyle yapildi, böyle yapildi gibi demagoji yapilabilir mi? Bu ne cür'ettir?"

 

Ticaret Bakani Hasan Bey ve Bayindirlik Bakani rahmetli Süleyman Sirri Bey'den sonra konusma sirasi Disisleri Bakanligi'na ve Basbakanlik'a geldi.

 

Efendiler, Basbakan Ismet Pasa, gensorunun genel olmasini teklif ettigi günden sonra, görüsmelere katilamayacak kadar, hastalanmis, yatiyordu. Millî Savunma Bakani Kâzim Fasa, Ismet Pasa adina kürsüye çikarak gereken açiklamalari yapti.

 

Artik gensoru görüsmelerine son verme zamani gelmisti. Görüsme yeterligi kabul edildikten sonra, Feridun Fikri Bey'in Meclis sorusturmasi önergesi reddedildi.

 

 

BÜYÜK MILLET MECLISI'NIN ISMET PASA KABINESI'NE GÜVENOYU VERMESI MUHALIF KALEM SAHIPLERINE DAHA NELER YAZDIRDI

19 oya karsi 148 oyla Ismet Pasa Hükümeti güven oyu aldi. Bir kisi de çekimser kalmisti. Efendiler, Meclis'te yenilmis olanlarin gazeteci arkadaslari, bu sonucu elbette hiç begenmediler. Daha küskün ve inatçi bir sekilde hücumlara geçtiler.

 

9 Kasim tarihli Vatan gazetesinin basmakalesi : "Bugünkü idare sekli, adina göre milli hakimiyetin en yüksek sekli olmustur. Fakat hükûmetçilerin zihniyeti biraz kazilsa, hemen hiç degismemis oldugu görülür" ve : "Bugün gerici kelimesi yeniden sik sik kullanilir olmustur" seklinde tenkitlerle doludur.

 

10 Kasim tarihli Vatan'in "Meydan Muharebesi'nin Neticesi" baslikli basmakalesinde Timurlenk'in fil hikâyesi tekrarlandiktan sonra, Hükûmet'i düsürmeye çalisanlarin iyi hareket edemediklerinden yakinan su düsünceler yer aliyordu : "Ankara'da ilk gensoru görüsmeleri basladigi zaman, ortada tenkitçi, azimli bir çogunluk vardi." "Tenkitçiler bu durumu idare edemediler. 'Teskilâtsiz kimseler olarak teker teker tenkitlerde bulundular." "Teker teker yapilan tenkitler bile, saglam ölçülerle yürütülemedi. Gensoru genellesince, tatil zamanindaki not defterlerini açan olmadi. En keskin tenkitçiler bile, dillerinin altindakini söylemekten çekindiler.

 

Makale sahibi, duruma , politikacilik açisindan bakarak, diyor ki : "Hükûmetçilerin mükemmel bir ayarlama ile ve basindan sonuna kadar iyi düsünülmüs bir plânla hareket ettikleri görülür."

 

Burada, insanin makale sahibine söyle bir soru soracagi geliyor :

 

Milletin kaderinin sorumlulugunu ellerine aldirmak istediginiz kimseler, aylarca ve aylarca hazirlandiktan ve Istanbul'daki arkadaslariylada uzun boylu görüstükten sonra, sizin de belirttiginiz gibi, dillerinin altindakini söylemekten çekinecek kadar kendilerine güvenemezlerse, topu topu on dokuz buçuk kisinin Meclis'teki hareketini birlestiremeyecek kadar güçsüz olurlarsa, bu kimselerin devletin basina geçmeye lâyik olduklari düsünülebilir mi?

 

Efendiler, Tanri'nin "Mirsad-i Ibret" sütunundan da birkaç cümle okuyacagim. Bu sütunu dolduran yazar, bütün memleket Meclis'in genel görüsünü seyrettiriyor ve ona : "Eyvah! Bu da ötekiler gibi çikti dedirtiyor."

 

Pusuya yatan bu yazar, kulagina su sözlerin fisildandigini da isitiyor : ".. Eski yikintilarla yapilan bir binadan ne umarsin ki!..." acaba, bu yazilari yazmis olan kimse, o gün gerçekten böyle mi duygulanmisti? Yoksa, bu anlamsiz sözleri, milleti bize karsi kiskirtmak için bile bile mi yaziyordu? Ister öyle, ister böyle olsun, her ikiside dogru degildi. Bu türlü yazarlar Cumhuriyet'e kötülük etmislerdir.

 

Efendiler, Tevhid-i Efkâr'in da "Faydasiz ve kiymetsiz bir Zafer" diye yazdigi yararsiz ve degersiz yazilari devam ediyordu.

 

TERAKKIPERVER CUMHURIYET FIRKASI VE EN HAIN KAFALARIN ESERI OLAN PROGRAMI

Saygideger Efendiler, komployu konusunu açiklarken ve komplonun Meclis içindeki safhasini anlatirken, önemsiz gibi sayilabilecek bazi ayrintilar üzerinde durdum. Bunda beni hakli bulacaginizi umarim.

 

Hatira gelir ki, her hükûmet, her zaman bu gensoru önergesi ile sorguya çekilebilir. Bir gensoruya bu kadar önem vermek dogru mudur? Arz etmeliyim ki, söz konusu olan gensoru normal bir gensoru denildi. Hazirlanan komplonun özel bir safhasiydi. Bu gensoru sahnesinden sonradir ki, muhalifler, maskelerini atmaya mecbur edildiler. Bilindigi üzere "Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi" diye bir parti kurdular. Bu partinin gizli eller târafindan çizilen programini da ortaya attilar.

 

"Cumhuriyet" kelimesini agizlarina almaktan bile çekinenlerin, Gumhuriyet'i dogdugu gün bogmak isteyenlerin, kurduklari partiye "Cumhuriyet" ve hem de "Terakkiperver Cumhuriyet" adini vermis olmalari, nasil ciddîye alinabilir ve ne dereceye kadar samimî sayilabilir.

 

Rauf Bey ve arkadaslarinin kurduklari bu parti "Muhafazakâr" adi altinda ortaya çikmis olsaydi, belki bir anlami olurdu. Fakat bizden daha çok oumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarini iddiaya kalkismalari elbette dogru degildi.

 

"Parti, dinî düsünce ve inançlara saygilidir" ilkesini bayrak olarak eline alan kîmselerden iyi niyet beklenebilir miydi? Bu bayrak, yüzyillardan beri cahilleri, bagnazlari ve hurafelere inananlari kazdirarak özel çikarlar saglamaya kalkmis olanlarin tasidiklari bayrak degil miydi? Türk milleti, yüz yillardan beri, sonu gelmeyen felâketlere, içinden çikabilmek için büyük fedakârliklarin gerekli oldugu pis batakliklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemis miydi :

 

Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduklarini zannettirrnek isteyenlerin, yine bu bayrakla ortaya atilmalari, dinî bagnazligi costurarak, milleti, Cumhuriyet'e" ilerlemeye ve yenilesmeye karsi kiskirtmak degil miydi? Yeni parti, dinî düsünce ve inançlara saygi perdesi altinda : "Biz Hilâfet'i yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, seyhler, müritler biz sizi koruyacagiz; bizimle birlikte olunuz ! Çünkü, Mustafa Kemal'in partisi Hilâfet'i kaldirdi. Islâmiyet'e zarar veriyor; sizi gâvur yapacak, size sapka giydirecektir" diye bagirmiyor muydu? Yeni partinin kullandigi slogan bu gerici haykirislarla dolu degil miydi ?

 

Efendiler, bu slogana bagli olanlardan birinin, çok zaman önce ( 10 Mart 1923 tarihinde) idam edilmis olan Cebranli Kürt Halit Bey' e yazdigi mektuptaki su cümlelere bakiniz : " Islâm dünyasinin ebedîligini saglayan ilkelere saldiriyorlar." "Bu konudaki açiklamalarinizi arkadaslara da okudum. Hepsinin gayretlerini artirdim "Batiyi örnek almak, tarihimizi, medeniyetimizi, kaybetmeyi" zarurî kilar. "... Hilâfet'i yikmak, lâik bir idare kurmayi düsünmek, hep Islâmligin gelecegini tehlikeye sokacak sebepleri yaratmaktan baska bir sonuç veremez.

 

Efendiler, olaylar ve olup bitenler ortaya koydu ve ispat etti ki, "Terakkiperver ve Cumhuriyet Firkasi'nin programi en hain kafalarin eseridir. Bu parti, memlekette suikastçilarin, gericilerin siginagi ve ümitlerinin dayanagi oldu. Dis düsmanlarin, yeni Türk Devleti'ni körpe Türk Cumhuriyeti'ni yikmayi hedef alan plânlarinin kolaylikla uygulanmasina yardim etmeye çalisti. Tarih, (gizli maksatlarla hdzirlanmis, genel ve gerici nitelikteki) Dogu isyaninin sebeplerini inceleyip arastirdigi zaman, onun önemli ve belirli sebepleri arasinda "Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'nin dinî konularda verdigi sözleri, dogu ya gönderdigi sorumlu sekreterinin kurdugu örgütü ve yaptigi kiskirtmalari bulacaktir.

 

Hatira defterini "fazladan ve gece kilinan namazlar' in sevabini anlatan hadislerle dolduran bu sorumlu sekreter, dogu illerimizde dinî kiskirtmalarda bulunurken, partisinin programini uygulamiyormuydu? Mâsum halka, bes vakit namazdan baska, geceleri de fazla namaz kilmayi vaaz ve nasihat eden, belki de ömründe hiç namaz kilmamis olan bir politikaci olursa, bu hareketin hedefi anlasilmaz olur mu ?

 

Efendiler, yaptigimiz inkilâbin genisligi ve büyüklügü karsisinda eski hurafelerin ve müesseselerin birer birer yikilisini gören bagnaz ve gerici unsurlar, "dinî düsünce ve inançlara saygili" oidugunu ilân eden bir partiye ve özellikle bu partinin içinde isimleri ün yapmis kimselere dört elle sarilmazlar mi? Yeni parti kuran kimseler bu gerçegi kavramis degiller midir? O halde, ellerine aldiklari din bayragi ile, millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardi? Böyle bir soruya verilmesi gereken cevapta iyiniyet, gailet, kayitsizlik gibi sözler, memleketi ileriye götürecegim diye ortaya atilan bir partinin ileri gelenleri için mazeret sayilamaz!

 

Efendiler, yeni parti kendine ad olarak seçtigi "Terakkî" ve "Cumhuriyet" kelimelerinin tam tersi olan anlamlarla gelismistir. Bu partinin liderleri, gericilere gerçekten ümit ve kuvvet vermistir. Buna örnek olarak arz edeyim : Ergani'de, âsîlerin valiligini kabul eden ve sonra asilmis olan Kadri, Seyh Said'e yazdigi bir mektupta : "Millet Meclisi'nde, Kâzim Karabekir Pasa'nin partisi, seriat hükümlerine saygili ve dindardir. Bize yardimci olacaklarina süphe etmem. Hattâ, Seyh Eyüp'ün yaninda bulunan sorumlu sekreterleri, partinin tüzügünü getirmistir..." diyor. Seyh Eyüp de yargilanmasi sirasinda : "Dini kurtaracak tek partinin, Kâzim Karabekir Pasa'nin kurdugu parti olup, seriat hükümlerine uyulacaginin, parti tüzügünde ilân edildigini" söylemistir.

 

Efendiler, "Terakkiperver" ve "Cumhuriyet" kelimelerini kullanarak, bize ve milletin aydinlarina karsi din bayragini gizlemeye çalisanlarin, memlekette genel bir gericilik ve ayaklanmaya yol açmak için içeride ve disarida türlü düzen ve kiskirtmalarla ugrasanlarin varligindan habersiz olduklari düsünülebilir mi? Yeni partiye girenlerin bütün üyelerî söz konusu olmasa bile, dinî vaatleri basariya ulasmanin en etkili unsurlari sayan ve bununla ilgili slogani tüzüklerine de koymus olan kimselerin, sahislarimiza ve memlekete karsi yöneltilmis olan suikastlerden habersiz olduklari kabul edilemez!

 

Diyelim ki, bunlarin isyanin patlak vermesinden aylarca önce, memleketin surasinda burasinda yapilan gizli toplantilardan, "Cemiyet-i Hafiye-i Islâmiye" teskilâtindan, Istanbul'da Naksibendi seyhlerinin yaptigi toplantida, hazirlanacak ayaklanmaya yardim için söz verildiginden ve nihayet millî sinirlarimizin disinda bulunup da Dogu isyanini kiskirtanlarin bildirilerinde, Kâzim Karabekir Pasa'nin partisinden ümitle söz edildiginden haberleri olmadigini düsünelim. Ancak, Bunlarin, Fethi Bey Hükûmeti zamaninda, dogrudan dogruya Fethi Bey vasitasiyla kendilerine, partilerinin zararli, isyan ve gericiligi kiskirtici bir durum ve nitelikte oldugu bildirildigi zaman olsun, gerçegi görüp anlamalari gerekmez miydi? Hükûmetin ve benim tertemiz düsüncelerle yaptigimiz bu uyarmalardan sonra olsun, gerçegi kavrayip ona uymalari beklenirdi. Onlar tam tersine, bu defada "dinî düsünce ve inançlara saygiliyiz" sloganini büsbütün zit bir anlamda yorumlamaya kalkistilar. Sözde, bu sloganla, her dinin ve her dinden olanlarin düsünce ve inançlarina saygili olduklarini belirtmek... genis ölçüde hürriyetçi olduklarini anlatmak istiyorlarmis... Efendiler, böyle bir tutuma dürüst ve samimîdir denemez!

 

Politika dünyasinda birçok oyunlar görülür. Fakat, kutsal bir ülkünün kendini ortaya koydugu Cumhuriyet rejimine, çagdas yenilesmeye karsi, cahillik, bagnazlik ve her türlü düsmanlik ayaga kalktigi zaman, özellikle yenilikçi ve cumhuriyetçi olanlarin yeri, gerçekten yenilikçi ve cumhuriyetçi olanlarin yanidir. Yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynagi olan saf degil...

 

Ne oldu Efendiler? Hükûmet ve Meclis olaganüstü tedbirler almayi gerekli gördü. Takrîr-i Sükûn Kanunu'nu çikardi. Istiklâl Mahkemeleri'ni kurdu. Ordunun savasa hazir sekiz dokuz tümenini, uzun zaman isyani bastirmak üzere görevlendirdi. "Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi" denilen zararli siyasî kurulusu kapatti.

 

CUMHURIYET DÜSMANLARININ SON ALÇAKCA TESEBBÜSLERI

Bütün bu yapilanlar, elbette Cumhuriyet'in basarisi ile sonuçlandi. Âsîler yok edildi. Fakat Cumhuriyet düsmanlari, büyük komplonun bütün safhalari ile son buldugunu kabul etmediler . Alçakcasina son bir tesebbüse giristiler. Bu tesebbüsler Izmir suikasti olarak kendini gösterdi. Cumhuriyet mahkemelerinin ezici pençesi, bu defa da Cumhuriyet'i suikastçilarin elinden kurtarmayi basardi.

 

MEMLEKETTE HUZUR VE GÜVENLIGI SAGLAMAK IÇIN UYGULANAN OLAGANÜSTÜ TEDBIRLERIN IYI SONUÇLARI

Saygideger Efendiler, durumun ciddîlesmesi üzerine, hükûmetçe olaganüstü tedbirler alinmasi gerektigi yolundaki görüsümüzü ilk defa ortaya koydugumuz zaman, bunu iyi karsilamayanlar vardi. Takrîr-i Sükûn Kanunu'nu ve Istiklâl Mahkemeler'ini bir baski vasitasi olarak kullanacagimiz düsüncesini ortaya atanlar ve bu tiüsünceyi benimsetmeye çalisanlar oldu.

 

Süphe yok ki, zaman ve olaylar, bu nefret verici düsünceyi asilamaya çalisanlari, elbette utanilacak bir duruma düsürmüstür.

 

Biz, alinan fakat kanunî olan bu olaganüstü tedbirleri, hiçbir zaman ve hiçbir sekilde kanunun üstüne çikmak için bir vasita olarak kullanmadik. Aksine, memlekette huzur ve güvenligi saglamak için uyguladik. Biz o tedbirleri, milletin medenî ve sosyal alandaki gelismesinde yararli kildik.

 

Efendiler, aldigimiz olaganüstü tedbirlerin uygulanmasina gerek kalmadigi görüldükçe, onlarin uygulamadan kaldirilmasinda tereddüt edilmemistir. Nitekim, Istiklâl Mahkemeleri, zamaninda kaldirildigi gibi, Takrîr-i Sükûn Kanunu da yürürlük süresinin sonunda, yeniden Büyük Millet Meclisi'nin incelemesine sunuldu. Meclis, Kanunun bir süre daha yürürlükte kalmasini gerekli bulmussa, elbette, bu milletin ve Cumhuriyet'in yüksek yararlari içindir. Yüce Meclis'in elimize istibdat vasitasi verme gayesi güderek böyle bir karar aldigi düsünülebilir mi?

 

Efendiler, Takrîr-i Sükûn Kanunu'nun yürürlükte ve Istiklâl Mahkemeleri'nin faaliyette bulundugu süre içinde yapilan isleri gözönüne getirecek olursaniz, Meclis'in ve milletin güven ve itimadinin tamamen yerinde kullanilmis oldugu kendiliginden anlasilir.

 

Memlekette çikarilan büyük isyan ve hazirlanan suikast tertipleri bastirilarak saglanan güvenlik ve huzur, elbette bütün milletçe memnunlukla karsilanmistir.

 

Efendiler, milletimizin basina giymekte oldugu, cahillik, gaflet, taassup, yenilik ve medeniyet düsmanliginin belirgin isareti gibi görünen fesi atarak, onun yerine bütün medenî dünyaca baslik olarak kullanilan sapkayi giymek ve böylece, Türk milletinin medenî toplumlardan zihniyet bakimindan da hiçbir ayriligi bulunmadigini göstermek kaçinilmaz oluyordu. Bunu, Takrîr-i Sükun Kanunu yürürlükte iken yaptik. Bu kanun yürürlükte olmasaydi yine yapacaktik. Fakat, bu uygulamada, kanunun yürürlükte olusu da kolaylik saglamis oldu denirse, bu, çok dogrudur. Gerçekten de Takrîr-i Sükun Kanunu'nun yürürlükte olmasi, bazi gericilerin, milleti genis ölçüde zehirlemesine meydan vermemistir. Gerçi, bir Bursa Milletvekili, yasama görevi boyunca, hiçbir zaman kürsüye çikmamis ve hiçbir zaman Meclis'te milletin ve Cumhuriyet'in çikarlarini savunmak için agzina bir tek kelime bile almamis olan Bursa Milletvekili Nurettin Pasa, yalniz sapka giyilmesinin aleyhine uzun bir önerge vermis ve bunu savunmak için kürsüye çikmistir. Sapka giydirilmesinin "temel haklara, millî hakimiyete ve kisi dokunulmazligina aykiri bir islem " oldugunu iddia etmis ve bunun "halka uygulanmamasini saglamaya" çalismistir. Ancak, Nurettin Pasa'nin, millet kürsüsünden alevlendirmeyi basarabildigi taassup ve gericilik duygulari sonunda birkaç yer de, o da yalniz birkaç gericinin, Istiklâl Mahkemeleri'nde hesap vermeleriyle söndü.

 

Efendiler, tekke ve zaviyelerle, türbelerin kapatilmasi ve bütün tarikatlarla, seyhlik, dervislik, müritlik, çelebilik, falcilik, büyücülük ve türbedarlik v.b. birtakim ünvanlarin kaldirilmasi ve yasaklanmasi da Takrîr-i Sükûn Kanunu yürürlükte iken yapilmistir. Bu konularla ilgili yüriiitme ve uygulamalarin, toplumumuzun, hurafelere inanan, ilkel bir kavim olmadigini göstermek bakimindan ne kadar gerekli oldugu takdir olunur.

 

Bir takim seyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babalarin, emirlerin arkasindan sürüklenen, kaderlerini ve hayatlarini falcilara, büyücülere, üfürükçülere, muskacilarin ellerine birakan insanlardan meydana gelmis bir topluluga bir millet gözüyle bakilabilir mi?

 

Milletimizin kendine has niteligini yanlis sekilde gösterebilen ve yüzyillarca göstermis olan bu gibi unsurlar ve kuruluslar, yeni Türkiye Devleti'nde Türkiye Cumhuriyeti'nde devam ettirilmeli miydi ? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenilesme adina pek büyük ve düzeltilmesi imkânsiz bir yanilma olmaz miydi? Iste biz, Takrîr-i Sükûn Kanunu'nun yürürlükte olmasindan yararlandik ise, bu tarihî hatâyi bir daha islememek için, milletimizin alnini oldugu gibi açik ve ak göstermek için, milletimizin mutaassip ve ortaçag zihniyetinde olmadigini ispat etmek için yararlandik.

 

Efendiler, milletimizin sosyal, ekonomik, kisacasi bütün medenî is ve iliskilerinde feyizli sonuçlar veren yeni kanunlarimiz da, kadin hak ve hürriyetlerini saglayan ve aile hayatini saglamlastiran Medenî Kanunda bu sözünü ettigimiz devrede çikarilmistir.

 

Görülüyorki, biz her vasitadan yalniz ve ancak bir tek temel görüse dayanarak yararlaniriz. O görüs sudur : Türk milletini medenî dünyada, lâyik oldugu mevkie yükseltmek, Türkiye Cumhuriyeti'ni sarsilmaz temeller üzerinde her gün daha çok güçlendirmek... ve bunun için de istibdat fikrini öldürmek...

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...