Jump to content

Monoteist Gelenekler ve Paganizm


nevermore

Önerilen Mesajlar

Din tarihinde monoteizmden politeizme ya da tek bir üstün güce tapınma ve tazimden birçok metafizik güce, doğal varlıklara ve ata ruhlarına tazim etmeye kadar sayısız örnekler bulunur. Tanrı veya üstün güç düşüncesi açısından ya da tapınmadaki farklı değerler dikkate alınarak hangisinin diğerlerinden daha önce olduğu veya dinsel inançların tarihsel açıdan nasıl bir gelişim çizgisi gösterdiği öteden beri tartışma konusu olmuştur.

Örneğin, kiliseye ve kilisenin değer yargılarına karşı verilen mücadelenin bir ürünü şeklinde ortaya çıkmış olan ve yaklaşık olarak yirminci yüzyıl ortalarına kadar etkisini sürdüren pozitivist bakış açısı, sürekli değişim ve gelişimi temel alan çizgisel tarih anlayışı ve evrimci gelişim teorisi doğrultusunda dinsel inanç ve değerlerde de bir tekamül öngörmektedir. Buna göre, ruhçuluk, atalar kültü ve büyü, geleneksel din ve tanrı düşüncesinin temelinde bulunmaktadır; tanrı inancında ise çoktanncılıktan tektanricılığa doğru bir gelişim söz konusudur. Bu bağlamda Hegel, insanlık tarihinde "din çağı" öncesi bir "sihir ve büyü dönemi" olması gerektiği üzerinde durmuş; Frazer ise insanlığın erken dönem tarihinde, büyü ve sihir gücüyle insanlığın doğayı kontrol altına alabileceğinin düşünüldüğü bir zaman diliminin varlığından söz etmiştir.

Ona göre insanlığın bu çabası doğrudan etkili olmayınca, insanlar bu defa kendilerinden daha üstün saydıkları ruhlara, tanrılaştmlmış atalara ve diğer tanrısal varlıklara yönelmeye başlamışlardır. Tamamıyla hipotetik olan bu yaklaşıma göre, sihir-büyü dönemindeki büyücülerle büyücü hekimlerin yerini bu defa rahipler ve din adanılan almaya başlamış; erken dönemlerdeki sihir-büyü sanatının yerini ise rahiplerce yönetilen kurban ve dua törenleri gibi ritüeller almıştır.3 Bu ve benzeri yaklaşımlara göre, insanlığın din tecrübesinin temelinde içinde yaşadığı doğal çevreyi kontrol altına alma ve doğanın olumsuz etkilerinden sakınma düşüncesi bulunmaktadır. Dolayısıyla bu bakış açısı, sihre, büyüye, doğa tapınmacılığına ve ruhçuluğa dayalı paganizmin, insanlığın erken dönemlerine ait yaygın din anlayışını ifade etmekte olduğunu ileri sürmektedir. Bu teori, 19. yy'da ve 20. yy başlarında çeşitli antropologlarca Polinezyalılar ve Aborjinler gibi Okyanusya yerlileri üzerinde yapılan sınırlı (ve gerçekte oldukça önyargılı) gözlemlere dayandırılmaya çalışılmıştır. 

Tek tanrıcılığı esas alan monoteist dinsel gelenekler, doğal olarak çoktanrıcılığa ve bunun uzantısı olan kült ve ritüellere karşı verdikleri mücadele ile dikkati çekerler. Tektanrıcılık, -her ne kadar Yahudi geleneğinde olduğu gibi zaman zaman tanrı ile ilgili antropomorfik ve antropopetik tanımlamalar yapıyor olsa da- tanrının mutlak birliğini, aşkınlığını, üstünlüğünü, yüceliğini ve başka hiçbir şeye benzemezliğini temel almaktadır. Dolayısıyla tanrı ile ilgili inanç ve tutumlarda, bu inançlara ters olabilecek bir düşünce ya da tavra monoteist gelenekler kesinlikle yasaklama getirmekte; aksi bir durumu tanrıyı inkar ya da tanrıya başka şeyleri ortak koşma olarak değerlendirmektedirler. Örneğin bu aksi davranışlardan birisi tanrının şekil ve suretini/suretlerini yapmak, bir diğeri ise yüce tanrı yanı sıra başka üstün güçlerin mevcudiyetini kabul etmektir. İsrailoğulları geleneğinde oldukça önemli olan 1O emirden birisi yalnızca yüce tanrı Yahve'yi tanrı olarak kabul etmek bir diğeri ise herhangi bir put (tanrısal şekil ya da suret) yapmamak ve onlara tazim etmemektir. Yine -kabul edilen tanrısal üçlemeden/teslisten dolayı her ne kadar tam bir monoteist gelenek olup olmadığı tartışmalı olsa da- Hıristiyanlıkta da benzer şekilde putlara ve suretlere tapınma ve tazimde bulunma yasaklanmaktadır.

Monoteist dinler, insanın tapınma ve tazimini içeren bütün ibadetlerin tek yüce varlığa yönelik olarak yapılmasını şart koşmakta ve bu doğrultuda yalnızca diğer metafizik varlıklara değil, canlı ve cansız doğal varlıklara ve ruhlara tapınmayı da yasaklamaktadır. 
Monoteist bir gelenek olarak İslam, en dikkat çekici bir özellik olarak inanç sisteminde Allah'ın mutlak birliği ve tekliğine dayalı tevhid inancına yer vermektedir. İslamın diğer dinlerle, hatta Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlerle- karşılaştırıldığında en çarpıcı karakteristik özelliğidir tevhid. Tek üstün güç olarak Allah'ın kabul edilmesi, ona hiçbir şeyin/varlığın denk tutulmaması ve yalnızca Allah'a ibadet edilmesi ilkelerini içeren tevhid, Kur'an'a göre, tarih boyu Allah'ın dinini insanlara tebliğ etmekle yükümlü olan peygamberlerce insanlara anlatılmış: Allah tarafından insanlara gönderilen ilahi mesajların özünü tevhid akidesi oluşturmuştur. Kur'an, tarihin başlangıcından itibaren insanları tevhide taraf olan müminler ve tevhide ya da Allah'ın mutlak birliğine karşı çıkarak ona çeşitli varlıkları/değerleri ortak koşanlar şeklinde iki gruba ayırmaktadır. Dolayısıyla, Kur'an'a göre tarih, aslında bir tevhid ve şirk mücadelesidir ve bu mücadele insanlık varoldukça sürecek gözükmektedir. Kur'an'da sıkça anlatılan kıssalarda bu mücadeleden örnekler verilmekte; tevhide karşı çıkan insanların tavır ve tutumları kınanmakta ve onların sonunda nasıl hüsrana uğradıkları vurgulanmaktadır. Böylelikle insanlara, geçmişten ibret alarak Allah'ın mutlak üstünlüğünü, biricikliğini ve aşkınlığını kabul et­
meleri, ona hiçbir konuda hiçbir şeyi ortak tutmamaları, yani şirkten sakınmaları anlatılmaktadır. 

Tevhid inancı doğrultusunda İslam, Allah'ın dışında başka tanrılar, üstün güçler (ilahlar) kabul etmeye, bunların put ve suretlerine tapınmaya, gök cisimlerine ve diğer doğal nesnelere /varlıklara tazim etmeye şiddetle muhalefet etmektedir. Yine İslam, genellikle atalan yücelterek körü körüne onların yolundan gitmek şeklinde ortaya çıkan atalar kültüne ve hatta kişinin kendi çıkar ve menfaatlerini ilahlaştırmasına da karşı çıkmaktadır. İslamın bu taviz vermez ve kimilerine göre radikal monoteizm!, Hıristiyanların ve Yahudilerin inançlarını da tevhid ilkesi  çerçevesinde sorgulamaktadır. Örneğin Kur'an, bugün kendilerini monoteist olarak tanımlayan ve teslisi tek tanrı inancı doğrultusunda tevil etme konusunda öteden beri sıkıntı yaşayan Hıristiyanların Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un tanrısallığına dayalı inançlarını, bir olan Allah'a ortak koşma olarak değerlendirmektedir.  Aynı şekilde Kur'an, kimi Yahudilerin Üzeyr'i "Allah'ın oğlu" olarak değerlendiren yaklaşımlarına da karşı çıkmaktadır. 
Kur'an, pagan geleneklere yönelttiği birçok eleştiri ile paganizmin en temel referanslarını ortadan kaldırmayı hedefler. Tarih boyu bu geleneğin temsilcilerinin inanç ve tavırlarından ör­nekler vererek ve onlarca tapınma objesi olarak kullanılan nesnelerle varlıkların da aslında Allah'ın mutlak egemenliğinde olan şeyler olduğunu vurgulayarak paganizmi eleştirir. Örneğin müşriklerin tapındıkları ve tanrısal ruhlar ya da güçler taşıdıklarını düşündükleri suretler, semboller ve şekiller (asndm), aslında, bırakın başka şeyleri, kendilerine bile zarar ya da fayda vermekten aciz olan nesneler olarak tanımlanır;9 bütün bunları yaratanın Allah olduğu vurgulanır. Buna göre Allah'ın izni, bilgisi, iradesi ve kudreti olmadan hiçbir şeyin olması söz konusu değildir. Yine Kur'an, atalar kültü çerçevesinde hemen her fırsatta kendilerine başvurulan ve referans alınan ataların/geçmiş babaların, aslında, inanç ve ibadetler açısından referans alınamayacağını; dolayısıyla onları körü körüne taklit etmenin kişiye fayda  sağlamayacağını belirtir.

Prof.Dr Şinasi Gündüz

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...