Jump to content

Evrenin Oluşumu Ve İnsanın Yaratılışı Üzerine Sümer Dini


nevermore

Önerilen Mesajlar

SÜMER DİNİNİN ÖZELLİKLERİ

Antik çağ inançlarının modern insan için anlaşılması güçtür. Tuhaf ve algılanamaz oldukları için saçma gelir ve bu dar bakış özellikle Mezopotamya dinlerinin anlaşılması hususunda büyük bir engeldir. Bu da insanın içinde bulunduğu uygarlığa paralel olarak düşünce sisteminin şekillenmesinden ileri gelir. Günümüz uygarlıklarının düşünce sistemi ise bahsedilen inançların anlaşılmasını güçleştirir.

Mezopotamya’da Kalkolitik dönemde bulunan köy kültüründe ilkel inanışların izine rastlanır. Bunlar doğa güçlerine dayalı inanışlar olmakla birlikte Mezopotamya’da da Anadolu’daki gibi bolluk, bereket ve doğurganlığı temsil eden “Toprak Ana”ya ibadet edilir. Ayrıca tanrısal gücü ifade eden boğaya da hem Anadolu hem de Mezopotamya Kalkolitik dönem halkları tarafından tapınılmıştır.

Bu bize başlangıçta anaerkil bir inanış olduğunu gösterir. Nitekim Sümerlerde de ilk dönemlerde inanış bu yöndedir. İlk neden ve sonsuz varlık olan Tanrıça Nammu’nun dişi tasvir edilmesi de bunu kanıtlar bir nitelik taşır fakat daha sonra ataerkil bir inanç sistemi hâkim olmuştur. Ayrıca Sümerlerden önce boğaya tapınılması da insanlığın ilk inanışlarından olan Totemizm’in izlerini taşırken Sümerlerde de baskın olmamakla birlikte görülür. Boğaya tapmasalar da boğayı kutsal kabul etmiş, kralları boynuzlu başlık takmıştır.

“Sümer dini daha tarihin şafağında kadim bir din olarak ortaya çıkmaktadır.” der Eliade. Ona göre Sümerlerin dinsel gelenekleri zamanla deformasyona uğramış, ilk anlamlarını yitirmişlerdir. Buna örnek olarak gök tanrısı An’ı göstererek onun bir deus otiosus* örneği olduğunu savunur. Panteondaki liderlik makamını onun çocuğu Enlil’in aldığını belirtir. MÖ 3. binyılda Sümerler bu dini geliştirerek günümüzde özellikle Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ile hayatımıza yansıyan dinsel fikirleri ve tinsel kavramları oluştururlar (ilk tufan hikayesinin Sümerlere ait olması buna örnek gösterilebilir.). Ayrıca eskiçağ Yakındoğu’sunun temel akidesi ve dogması haline gelecek yüksek bir inanç sistemini esas alan bir kozmoloji ve teoloji geliştirirler. 


Sümerler sosyal yaşamlarında dine çokça yer verir. Hemen her türlü faaliyetlerini dine dayandırırlar. Oluşturdukları ve geliştirdikleri uygarlık da bunun hasebiyle büyük ölçüde dini inançlarına dayanır ya da bunlara paraleldir. Sümerli bir birey, dini ritüelleri yerine getirerek tanrıların ihtiyaçlarını giderdiği ve onlara tapındığı sürece saygınlık kazanır. Halk, tanrı ile birey arasındaki mesafeyi her zaman canlı olarak hisseder ve tanrıların çok yüksek, ulaşılamaz mertebelerde olduğunu düşünür. Aralarındaki ilişki ise köle-efendi ilişkisine benzer. 


Uluhiyet ya da ilahlık kavramının Sümerlerde karşılığı ise “Dingir”dir. Gök anlamına gelirken tanrı isimlerinden önce kullanıldığı için tanrı anlamına da gelir. En eski Sümer devirlerinde ise yalnızca gök tanrısı An’ı sembolize eder. Çiviyazısında şekil olarak yıldıza benzer (𒀭). Tüm bunlar Sümer dininin göksel bir din olduğunu tekrar vurgular.Mezopotamya halkı, tanrıların evreni gökten yönettiklerine; güneş, ay ve yıldızlarda oturduklarına inanır. Sümer kral listelerinde de bu yüzden krallık gökten indirildi diye bahsedilir. Bu Türklerin Şaman inancı ile benzerlik gösterir. 1500 civarı tanrısı bulunan Sümer inancına göre tanrılar arasında belli bir hiyerarşi (panteon) bulunur. Bu tanrılar gökte, tanrı ülkesinde yaşar ve evreni buradan yönetirken meclis benzeri bir yapıda (Puhrum) karar alırlar. En eski devirlerde panteonun kralı An iken daha sonra oğlu Enlil onun yerini alır. Tanrıların dünyadaki başkenti ise Enlil’in oturduğu ve Ekur tapınağının da bulunduğu Nippur şehridir. Nippur Sümerlerin en gelişmiş şehirlerindendir ve bilim-eğitim merkezidir. Aynı zamanda Sümer ülkesinin dini başkenti olarak değerlendirilir.

Sümerler şehir devletleri şeklinde bir siyasi yapı oluşturur ve her şehir devleti aynı zamanda “Tanrı Ülkesi” sayılır. Dini faaliyetlerin yanında şehir işleri ve tarım da mabetlerden yönetilir ve bu mabetlere Ziggurat adı verilir. Merdivenli ve piramite benzeyen yapılardır. Babil kulesinin Sümer zigguratlarından esinlenilerek yapıldığı belirtilir. Zigguratlarda genelde iç oda ve boşluk bulunmaz. Zirvesinde de genellikle şehirlerin tanrısı için türbe benzeri yapılar oluşturulur. Ayrıca Hieros Gamos*ların gerçekleştiği yatak odası da bulunur. Günümüze kadar en iyi korunmuş olan Ziggurat ise Ur’da bulunan ay tanrısı Nanna-sin’in tapınağıdır. . Ur hanedanından Ur-Nammu tarafından inşa edilmiştir. Bu tapınaklarda rasathaneler de yer alır. Sümerler tapınakları başlangıçta ibadet için değil, tanrıların barınması için inşa etmişlerdir. Daha sonra gelişen ritüellerle tapınaklar ibadet merkezleri halini de almıştır. Eski Sümer çağlarında eğitim de Zigguratlarda verilirken daha sonra bağımsız ve daha laik Sümer okulları ortaya çıkar.


Sümer inanç sisteminde de diğer eskiçağ inanışlarında olduğu gibi büyü ve kehanet çokça yer alır. Kötü büyü yapmak ise yasaktır. Sümerler ölüye de önem verirler. Ölü törenleri zamanla değişikliğe uğramıştır. Başlangıçta ölülerin cesetlerini yakan Sümerler, daha sonra defin ve gömme ritüelini ortaya koyarlar. Ölümden sonra yaşama inanırlar fakat herhangi bir ceza-ödül sistemi bulunmaz. İnsan yaptığı kötülüklerin cezasını yaşarken çeker. Kralların savaşlarda yenilmesi, tanrılar tarafından cezalandırılmanın bir örneğidir. Aynı şekilde zafer kazanan bir kral da ödülünü bu dünyada tanrılardan almış olur. Tüm bunlar dolayısıyla halk ve özellikle krallar tanrılara boyun eğer ve tüm kült hizmetleri en iyi şekilde yerine getirirler. 


Sümerlerin ölümden sonra yaşama inanmaları mezarlara koydukları eşyalardan anlaşılır. Ölen kişinin ruhunun Habur nehrini geçerek yeraltı dünyasına gittiğine inanılır ve bu ölüler diyarına yalnızca girilebilir, çıkılamaz. Kramer, ruhların mezardan yeraltı dünyasına indiğini belirtir. Yeraltı dünyası kraliçesi Ereşkigal’dir ve burayı Nergal ile birlikte yönetir. Maiyetlerinde 7 tane Anunnaki (An’ın çocukları), cezalandırılan gök-tanrıları ve polise benzeyen Galla adı verilen görevliler bulunur.  Sümerler, ölümden sonraki yaşamın kötü koşullarının müzik ile hafifletilebileceğini düşünür ve defin ritüellerinde müziğe sıkça yer verirler.

Sümer inanç sisteminde, ehl-i kitap dinlerde bulunan cennetin karşılığı sayılabilecek Dilmun kavramı yer alır. Dilmun; hiçbir hayvanın, insanın ve hatta suyun bile olmadığı saf, temiz, bakire bir yerdir. Tanrılar ülkesi olarak da adlandırılır. Bilge tanrı Enki, güneş tanrısı Utu’dan Dilmun’a tatlı su getirmesini ister. Tufandan sonra kral Utnapiştim ölümsüzleşerek burada yaşamaya başlar. Dilmun, Aden körfezinin doğusunda yer alır. Kramer, Sümerlerin Dilmun’u ile Kitab-ı Mukaddes’teki cennetin özdeşleştiğini savunarak deliller sunar. Dilmun’a yalnızca tanrılar ve tanrılaşmış krallar girebilir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

SÜMER TANRILARI 

Sümerler, kontrolleri ya da kavrayışları dışındaki her şey için insanüstü ve gizemli bir gücün dışavurumunu esas alarak insana benzer tanrılara inanırlar. İnsanbiçimcilik (antropomorfizm)* Sümerlere böyle yansır. Bu tanrılara insanın zayıflıkları uğramaz; ölüm, acı, hastalık vb. onlarda görülmezdi (bazı mitolojik istisnalar hariç).

Bunun yanında tanrılar; insanlar gibi doğar, evlenir, çocuk sahibi olur, üzülür, sevinir, kıskanır, kızar, intikam alır, yer, içer, uyur, hatta suç işler. Onlara da sonraki diğer eskiçağ tanrıları gibi ulaşılamaz.
En eski çağlardan beri tanrısal varlıkların işaretinin boynuzlu taç olması, Sümerlerde de aynen görülür. Ayrıca gök gürültüsü de tanrıların öfkesi olarak nitelendirilmesi yine Sümer dininin gökselliğini ispatlar. Sümerler tanrılarını gezegenlere – bilhassa yıldızlara – atfederler. Tanrı ve tanrıçaların yıldızlar gibi ışık verdiğine inanırlar. Bu yüzden Sümercede tanrı, yıldıza benzeyen ve tam karşılığı gökyüzü olan “Dingir ” kelimesi ile ifade edilir.


Sümer mitolojisi tanrıları insan boyutuna indirirken bunu anlayış, saygı ve her şeyden önce özgün ve yaratıcı sıfatıyla donatarak yapar. Onlara göre evrenin işlemesini sağlayan şey insana benzeyen ama insanın zayıflıklarını barındırmayan bir grup canlıdır. Bunlar, eylemlerini yerleşik kurallara göre yönlendiren herhangi bir varlığın sorumluluğuna haizdir. Gök, yer, deniz, hava, güneş, ay, gezegenler, fırtına, ırmak, hendek, tarla ve hatta kazma ile tuğla kalıbının bile tanrısı vardır (ancak bu tanrılar nesnenin kendisi mi yoksa tecellisi mi olduğu kesin değildir.). Bunlar her biri eşit olmamakla birlikte aralarında bir hiyerarşi bulunur. Tüm tanrılar bu hiyerarşiye göre büyük bir panteon oluştururlar. 


Sümerlerce tanrıların insan biçiminde tasvir edilme nedeni ise insan olmadan görüngülerin ve sistemin aksamasıdır. İnsan olmadığında evler, tarlalar, kentler harap olur. Sümerler de bu sebeple kozmosu ve her türlü Me’yi* yürüten, işleten ve denetleyen canlıların insan biçiminde olduğunu düşünür. Ancak bu kozmos bütün insan yerleşiminde çok daha büyük ve karmaşık olduğu için sıradan insanın yönetemeyeceğini düşünürler. Çünkü eğer tanrılar ölürse kozmos çöker, kaos ortaya çıkar ve evrenin sonu gelir.

Sümerlerde insanlar ve tanrılar arasındaki çarpıcı bir görüş ise Kürşad Demirci’ye aittir: 


 “Mezopotamya’da tanrılarla insanlar arasındaki ilişkinin, res divinae (tanrılar alemi) ve res humanae (insanlar alemi) arasındaki ideal bir pax deorum’a (karşılıklı barış) dayanması gerektiği bilinmelidir. Buna göre gerek tanrılar gerekse insanların talep ettiği normal durum karşılıklı iş birliğidir. Bu iş birliği sadece tanrılar ve insanları tatmin edecek bir ideal değil, aynı zamanda kozmik düzenin varlığını sürdürmesine katkıda bulunacak derin bir ilişkidir. Pax deorum’un lura (insanların tanrılara ödevi) ve fas (tanrıların insanlara karşı sorumluluğu) şeklinde iki temel yanı vardır. Tanrıların ihtiyaçlarını gidermek için yaratılan insanın, ritüeller aracılığıyla ödevlerini yerine getirmesine karşılık, insanlar da hem bu hem öte dünyada rahat yaşamak üzere tanrılar tarafından korunmak durumundadır.”

Sümerler tanrılar arasındaki hiyerarşiyi kendi devletlerinin siyasal örgütlenme-siyle benzeştirirler. İçerisinde çeşitli gruplar yer alan panteonun bir de lideri olması gerekir. Panteonun kralı başlangıçta gök tanrısı An iken deus otiosus’un bir örneği olarak yerini oğlu hava tanrısı Enlil’e bırakır. Panteondaki diğer ayrım ise yaratıcı olan ve yaratıcı olmayan tanrılardır. An, Ki, Enki ve Enlil yaratıcı tanrılardır. Bunlar “tanrısal sözün yaratıcı gücü”ne sahip tanrılardır. Bu güce göre tanrının yaratacağı şey için tüm planlarını yapması, sözcüğü söylemesi ve adını koyması yaratması için yeterlidir. Tanrısal sözün yaratıcı gücü fikri, insanların sıkıntı ve felaket zamanlarında dileklerin yalnızca istemekle gerçekleşmesi umuduna kaçma güdüsünden gelir. Panteondaki diğer iki ana ayrım ise yazgıyı belirleyen yedi tanrı ile elli tanrıdan oluşan büyük tanrılardır.

Yazgıyı belirleyen yedi tanrı; An, Enlil, Enki, Ninhursag, Nanna-sin, Utu ve İnanna’dır. An, kelime olarak gökyüzü anlamına gelir (Sümerce yazılışı  dingir’dir.). Yaratılışta ilk hareketi sağlayan Sümer panteonunun baş tanrısıdır. Bütün tanrıların babası sayılır. Karısı toprak ana Ki’dir. An, yeryüzünden ayrıldığında göğü ele geçirerek bildiğimiz evreni yaratmıştır. Tanrı An’ın tapınağının bulunduğu şehir ise Erek’tir (Uruk-Eanna tapınağı). An’ın sahip olduğu güçler zamanla panteonun kralı olan Enlil’e geçmiştir. Krallara krallığı An verir, yine o geri alabilirdi.Ancak bu da Enlil’e geçen güçleri arasındadır.

Enlil, Sümer panteonunun en önemli tanrısıdır. Hava tanrısı Enlil’in ismi birçok ilahi, ibadet, ritüel vb. yerde geçer. Kozmosun en önemli özelliklerinin planlayıcısı kabul edilir. Enlil, Nippur şehrinde bulunan Ekur – ya da Duranki -- tapınağında oturur. Eşi tanrıça Ninlil’dir. İnanna ve Nanna-sin bu ikisinin çocuklarıdır. Enlil’e zaman zaman Nunamnir de denilmiştir. Kızgın fırtına ve vahşi boğa onun sıfatları arasındadır. Enlil, annesi ile babasını ayırıp evreni ve aralarındaki boşlukta da insanı yaratan büyük tanrıdır. Ayrıca tohum, kazma, saban vb. bolluk bereket getiren nesneleri de o yaratmıştır. Sümer halkı Sümer ülkesine bolluk ve bereket getirdiği için tanrı Enlil’e büyük saygı duymuştur.


Enki (Ea), Sümerlerin su ve bilgelik tanrısıdır. Enlil evreni yarattıktan sonra Enki evreni düzenlemiş ve Me’leri oluşturmuştur. Enki’nin diğer adı olan Ea, su evi anlamına gelir. An ve Enlil’den sonra tanrısal sözün yaratıcı gücüne sahip . tanrıdır. Tapınağı Eabzu, Eridu şehrinde bulunur. Dilmun’a temiz suyu getiren odur (bunu güneş tanrısı Utu’ya yaptırmıştır) ve evrendeki tüm tatlı suyun kaynağı olan yeraltındaki Abzu’dan sorumludur.


Ki (Ninhursag-Ninmah); Sümerlerin “ulu hanım” olarak nitelendirdikleri toprak ana, yer tanrıçasıdır. An’ın eşi ve tüm tanrıların annesidir. Panteondaki en büyük ana tanrıçadır.

Nanna (Samilerce Sin olarak anılmıştır.), Sümerlerin ay tanrısıdır. Enlil ve Ninlil’in çocuğudur. Enlil evrenin karanlığından sıkıldığı için ay tanrısına hayat vermiştir. Nanna da güneş tanrısı olan Utu’ya hayat vermiştir. Eşi tanrıça Ningal’dir. Ayrıca aşk ve savaş tanrıçası İnanna da Nanna ve Ningal’in çocuğudur. Ur şehrinin koruyucu tanrısıdır ve tapınağının adı É-kişnugal’dir. Sümerler gecenin gündüzü getirdiğine inanmış ve gece bitkilerin büyüdüğünü düşünmüşlerdir. Bu yüzden Nanna’ya bereket tanrısı misyonu da yükleyip ona çokça saygı göstermişlerdir. Kral Ur-Nammu, onun adına çok büyük bir Ziggurat inşa ettirmiştir. Teolojiye göre Nanna, ölüler diyarında doğduğu için* karanlığı ve geceyi benimsemiştir. 


İnanna (İştar), Ki’den sonra en önemli tanrıça ve en popüler tanrıçadır. Uruk şehrinin koruyucu tanrıçasıdır ve tapınağının adı Eanna’dır. Güneş tanrısı Utu erkek kardeşi, yeraltı kraliçesi Ereşkigal ise kız kardeşidir. Ulağının adı Ninşubur’dur. Kutsal fahişelik kurumunun iki temsilcisinden biridir (diğeri çoban tanrı Dumuzi’dir*). 


Utu (Şamaş), Sümerlerin güneş tanrısıdır. Sippar ve Larsa şehirlerinin tanrısıdır ve tapınağının adı Ebabbara’dır. Karısı tanrıça Şerida’dır. Ulağı Bunene’dir. 


Nammu, Sümer kozmogonisinin ilk nedenidir. Öncesi yoktur. Nammu, her şeyi içinde barındıran sonsuz su ya da okyanustur. An ve Ki, Nammu’nun çocuklarıdır. Evrenin tamamını çevreleyen okyanusun kişileştirilmiş ve dişilleştirilmiş halidir. Enki’nin de annesi olarak kabul edilir. 


Anunnakiler, gök tanrısı An’ın çocuklarıdır. Diğer tanrılardan çok önce var olmuşlardır. Bir kısmı yeraltı ile sorumluyken çoğunluğu gökyüzünde, tanrılar katında yaşarlar. Evrenin yaratılma sebebi de Anunnakilere yer oluşturmaktır.
 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

EVRENİN OLUŞUMU

TANRILAR NİÇİN EVRENİ YARATMA İHTİYACI DUYMUŞLAR?

Sümerlere göre tanrılar, insan imgesine uygun kurgulandıkları için insanlarla aynı kozmosta yan yana yaşamışlardır. Bunun içindir ki tanrılar en başından itibaren doğa ve kültürün büyük gerçekliklerine bağlı kalmışlardır. Tanrıların çok eski zamanlardan beri var olduğunu kabul eden Sümerler, evrenin varlığının da o kadar uzun olduğuna inanmıştır.

Başlamamış olan bir şeyin tasarlanamadığı bu dinsel düşüncede, en eski zamanlardan beri, evrenin kökeni ve işleyişini anlamayı mümkün kılan tanrısal topluluğun üyelerinin nasıl var oldukları Sümerlerce cevaplanamamış sorular arasındadır. Yönetimi sağlayan tanrılar panteonunun kurucusu olan An’ın ataları hakkında karmakarışık çokça bilgi mevcuttur. Bilinen en eski tanrı çiftine arkaik yerleşmenin beyi ve arkaik yerleşmenin hanımı adı verilir. Bu tanrıların kökeni sorunu hep daha derinlere itilerek Sümerler tarafından sorgulanmamıştır.


Bunca tanrı mevcutken ve gökte, tanrı katında, bu kadar tanrı varken; bu tanrıların insani ihtiyaçları nasıl giderildi? Özellikle Anunnakiler’in yeme içme ihtiyaçlarının giderilmesi için sığır tanrısı Lahar ile kız kardeşi tahıl tanrıçası Aşnan, tanrıların yaratma odasında (Dulkug) yaratıldılar. Daha sonra bu ikisi yeryüzüne indirildi.2 Yeryüzü; Lahar’ın sığırlarını otlatması ve Aşnan’ın tahıllarının büyümesi, dolayısıyla tanrıların ihtiyaçlarının giderilmesi için yaratıldı.

 

YERİN VE GÖĞÜN AYRILMASI, EVRENİN ORTAYA ÇIKIŞI


Nammu, Sümerler için asıl madde, çıkış noktasıdır. Evren tamamen bu Nammu adını verdikleri okyanustan oluşmaktaydı. Sümerli teologlar bunun öncesini düşünmemişlerdir. Tanrıça Nammu, dişil bir varlık kabul edilmiş ve aynı zamanda birçok tanrının annesi sayılmıştır. 


Sümerler evrene “An-Ki” adını vermişlerdir. Anlamı tanrılardan bilindiği üzere “gök-yer”dir. Dünya düz bir disk şeklindedir ve üzerinde devasa bir boşluk bulunur. Bu boşluğun üzeri katı bir maddeyle kubbe şeklinde kapatılmıştır. Kramer bu maddenin “Kalay” olduğunu savunur.

Nammu’nun içerisinden bu şekilde bir kubbenin nasıl yükseldiği bilinmezken bunun gök ve yerin birleşimi (kozmik dağ) olduğu su götürmez bir gerçektir. Gök ile yerin birleşimi bir dağ olarak düşünülmüştür. Dağın altı yeraltı dünyası, etekleri yeryüzü, zirvesi ise gökyüzüdür. Bunu aşağıdaki dizelerden çıkarmak mümkündür.

Gök ile yer dağından sonra,
An Anunnakiler’in doğumuna neden oldu…

Nammu, An ve Ki’yi dünyaya getirdikten sonra Hieros Gamos ritüeli ile hava tanrısı Enlil dünyaya gelmiştir. Lil Sümercede boşluğu dolduran madde anlamına gelir ve havayı temsil eder. Bu kurguya uygun olarak hava tanrısı Enlil, annesi ve babasını ayırarak evreni yaratmayı planlar. Ayrıldıklarında ise An gökyüzünü alarak 7 kat yukarı çıkarken, Enlil ise annesi Ki ile birlikte yeryüzüne hâkim olur.


Gök ve yer ayrıldığında yukarıdaki büyükte gök ve yeryüzü tanrıları otururken, aşağıdaki büyükte yeraltı tanrıları hakimdir. Yeraltındaki ölüler diyarı bir bakıma cehenneme benzetilebilir. Ölen ruhlar buraya gitmektedir. Yeraltı dünyasına girilir fakat çıkılmaz. Ölüler diyarı da denen bu yeraltı dünyasının kraliçesi ise İnanna’nın kız kardeşi Ereşkigal’dir. 

Gök yerden uzaklaştıktan sonra,
Yer gökten ayrıldıktan sonra,
İnsanın adı konduktan sonra;
An göğü ele geçirdikten sonra,
Enlil yeri ele geçirdikten sonra,
Ereşkigal Kur’un* ödülü olarak ele geçirilip götürüldükten sonra…

Efendi, verdiği nimetlerin gerçek yaratıcısı olan
Kararları değiştirilemeyen efendi,
Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil,
Yerden göğü ayırmayı düşündü,
Gökten yeri ayırmayı düşündü…

Bu Sümer mitleri ile evreni yaratma fikrinin Enlil’e ait olduğu ve evrenin gök ve yer olarak ikiye ayrıldığını kanıtlamak mümkündür. 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İNSANIN YARATILIŞI

SÜMER TANRILARI İNSANI NİÇİN YARATTI?

Sümer mitolojisine göre insan, öncelikle tanrılara hizmet için yaratılmış, tapım da tanrılara hizmet olarak algılanmıştır. Ancak insanlar tanrılara ne kadar tapınsa ya da hizmet etse de onların köleleri değillerdir. Sümerlerde bir günah ya da kefaret unsuru olmadığı için insanların; tanrıların yalnızca hizmetkarı değil, aynı zamanda taklitçileri ve iş birlikçileri oldukları düşünülebilir. Çünkü hem insanlar hem de tanrılar, evrensel yasalara – yani Me’lere – uymak zorundadır. Tanrıların bu konuda insanlara tek üstünlüğü Me’lere sahip olmaları ve onları düzenleyebilmeleridir.


Başka bir görüşe göre insanlar bütün hayvanları yönetmesi amacıyla kilden yoğurulmuştur. Ya da bu konjonktürde farklı bir bakış açısı söylemek mümkündür; An’ın çocukları olan Anunnakiler; sığır tanrısı Lahar, tahıl tanrıçası Aşnan ve giysi tanrısı Uttu yaratılmadan önce yemeyi, içmeyi ve giymeyi bilmezdi. Tanrılar yiyebilsin ve içebilsin diye bu tanrılar göğün yaratılış odasında yaratıldılar. Ancak bunun sonucunda Anunnakiler ekmek yiyemiyor, giysi giyemiyordu; koyunlar gibi ot yiyip arklardan su içiyordu. Tanrılar bunun sonucunda insanı hem kendine hizmet etsin hem hayvanlarla ve tarımla ilgilensin ve hem de bu nimetlerden yararlansın diye yaratıldı.

Aşnan adı henüz doğmadığından, henüz biçimlenmediğinden,
Uttu henüz biçimlenmediğinden,
Uttu için hiçbir kutsal alan kurulmadığından,
Hiç koyun yoktu, hiç kuzu inmemişti,
Hiç keçi yoktu, hiç oğlak inmemişti,
Koyun iki kuzusunu yavrulamıyordu,
Keçi üç oğlağını yavrulamıyordu.
Çünkü bilge Aşnan’ın ve Lahar’ın adını,
Anunnakiler, büyük tanrılar, bilmiyordu,

İnsanoğlunun ilk yaratıldığı zaman gibi,
Onlar (Anunnakiler) ekmek yemeyi bilmiyorlardı,

Giysi giymeyi bilmiyorlardı,
Koyunlar gibi ağızlarıyla ot yiyorlardı,
Arklardan su içiyorlardı,

Lahar ve Aşnan yaratıldıktan sonra onların yeryüzüne indirilme süreci tabletlerde şu şekilde geçer:

Lahar ve Aşnan’ın ürünlerini
Dulkug’un Anunnakiler’i yiyor, ama doymuyorlardı;
Has ağıllarındaki sütü, … ve iyi şeyleri,
Dulkug’un Anunnakiler’i içiyor, ama doymuyorlardı;
Has ağıllarındaki iyi şeylerin hatırına,
İnsana soluk verildi.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ENKİ’NİN İNSANI YARATMASI VE EVRENİ DÜZENLEMESİ


Eliade, insanın yaratılışı ile ilgili 4 teori öne sürer; insanların yerden ot gibi yeşermesi, bazı zanaatkarlar tarafından kilden yoğrulması, insanı tanrıça Ninhursag'ın yaratması ve öldürülen tanrıların – Lagmaların – kanından yaratılması. Sonuncusu meşhur Babil kozmogoni şiiri Enuma Eliş’e dayanır. Sümer mitlerinde en çok öne çıkan ise ikincidir.


Kramer’in isimlendirmesiyle insanın yaratılışı olarak adlandırılan mitte, insanın Enki tarafından nasıl yaratıldığı anlatılmıştır. Bu mit şiiri tanrıların – ve özellikle tanrıçaların – ekmek sağlamakta ne kadar zorlandığından ve onların bu durumdan yakarışlarından giriş kısmında bahseder. Tanrılara yardım edebilecek tek kişi bilge tanrı Enki’dir ancak Enki öyle derin uykudadır ki hiçbir yakarışı duymaz. Enki’nin annesi ezeli deniz tanrıça Nammu, tanrıların gözyaşlarını oğluna getirerek onu uyandırır. Enki biraz düşünüp iyi ve soylu şekilleyicilere insanı yaratmalarını emreder. İyi ve soylu şekilleyiciler insanı kilden yoğururlar. Tanrıça Nammu onun yüreğini ve uzuvlarını yaratmakla sorumlu tutulur. Mitte aynen şu şekilde geçer:

Nammu:
Ey oğul, kalk yatağından, …dan bilgeliğini göster,
Tanrılara hizmetkarlar biçimle, onların … onlar üretsin.
Enki:
Ey ana, sözünü ettiğin yaratık, var edildi,
Onun üstüne tanrıların … yerleştir;
Deniz dibinin yüzeyindeki kilden yüreğini yoğur,
İyi ve soylu şekilleyiciler kili berkitecekler,
Sen, sen onun uzuvlarını ortaya çıkar;
Ninmah (toprak ana) senin üstünde çalışacak,
… (doğum tanrıçaları) sen biçimlerken yanında olacaklar; 
Ey ana, yazgısını belirle,
Ninmah onun üstüne tanrıların … yerleştirecek,
… insan olarak …

Böylelikle Enki tanrıların hizmetkarı olan insanları yaratmıştır.

Evrenin düzen ve işleyişine dair Mezopotamya mitolojisinde dokuz Sümer miti bulunmaktadır. Bunlar; “Enlil ve Ninlil: Nanna’nın Döllenmesi”; “Nanna’nın Nippur’a Yolculuğu”, “Emeş ile Enten: Enlil Çiftçi Tanrıyı Seçer”, “Kazmanın Yaratılışı”; “Sığır ve Tahıl”; “Enki ve Ninhursag: Su tanrısının İşleri”; “Enki ve Eridu: Su tanrısının Nippur’a Yolculuğu”; “Enki ve Sümer: Yeryüzünün Düzenlenmesi ve Kültürel Süreçleri”; “İnanna ve Enki: Eridu’dan Uruk’a Uygarlık Sanatlarının Geçişi” adındaki mitlerdir.


Enlil evreni yarattıktan sonra tüm sistemi ve kozmosun kurallarını belirlemesi için bilge tanrı Enki’yi görevlendirmiştir. “Enki ve Sümer: Yeryüzünün Düzenlenmesi ve Kültürel Süreçleri” miti tam da bu konuya değinir ve zaten asıl ele alınması gereken en önemli mit budur. Kozmosun yasaları dediğimiz Me’leri Enki oluşturur ve kendi gözetimi altında tutar. Ancak bir gün kızı İnanna babasını ziyarete gelip onu sarhoş etmek suretiyle Me’leri kendi şehri Uruk’a götürmeye çalışır ama başarısız olur. Enki’nin ulağı iki yüzlü İsimud, Me’leri geri almayı başarır.


Sümer mitolojisine göre tanrı Enki, yazgıları belirleyen, Me’lerin koruyucusu ve dağıtıcısıdır. Akadca adı Parsu olan bu evrensel yasalar, tanrıların başta din olmak üzere toplumsal hayatı düzenleyen güçleridir. Bu evrensel yasalar, Sümerler için oldukça önemlidir. Çünkü geleneklere göre, yasalar hangi tanrı ya da tanrıçanın elindeyse, onun koruyucusu olduğu kent zenginleşir, diğer kentlerin önüne geçerdi. Enki kehanetlerde de bulunurdu. Yeryüzünü, özellikle de Sümer ve çevresini düzenleyen Enki’dir. Sümer, Ur ve Meluhha’nın* yazgılarını belirler. Birtakım işler için de ikinci derece ilahlar atar. Aynı zamanda insanların işlerini yönetirdi. Tanrı Enki, uygarlık için gerekli tüm zanaatların da tanrısıydı. Bu yüzden, marangozların, demircilerin veya taş kesicilerin patron tanrısı olarak görülürdü.


Enki; bitkileri, rüzgarları, nehirleri, dağları, şehirleri, insanları, hayvanları, kazmayı, tuğla kalıbını ve daha birçok şeyi düzenleyip kontrol altına almış ve hemen hemen hepsine birer ikinci derece ilah atamıştır. Bundan sonra evren hem tanrılar hem de insanlar için yaşanılabilir bir yer haline gelmiştir.

 

Orhancan AYHAN

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme

      Ulaşabildiğimiz kadarıyla en erken XVI. asrın ortalarından itibaren, aynen batılı vampirlere benzeyen Osmanlı “cadı”ları vardır. Rumeli’de gayrimüslim milletlerdeki muhtelif inanışların etkisi altında şekillenmiş bulunan “cadı”ların varlığından çok, Osmanlı Devleti’nin bunlara karşı takındığı tavır ilginçtir. Şeyhülislamın onayını  arkasına alan devlet, mezarların açılmasına ve açılan mezarlardaki cenazelerin her türlü yok edici işleme tabi tutulmasına izin vermektedir. Hatta XIX. asrın ortaları

      , Yer: Şehir Efsaneleri

    • Sümer Mitolojisinde Öte Dünya

      TANRI ANLAYIŞI Sümer dini inanç yapısının temelini tanrılar panteonu oluşturmaktadır. Oldukça çok sayıda olan Sümer tanrıları bir sistem içerisinde düşünülmüştür, Sümerlerin zihinsel tasavvurları sayesinde bu tanrılar teolojik bir inanç olarak kalmayıp, kültür, edebiyat ve mitolojide köklü varlıklar olarak betimlenmiştir. Evrenin sürekliliğinin ve işleyişinin bu tanrıların denetimi ve idaresi sayesinde devam ettiği düşünülmüştür. Her tanrının kendi kült şehrinin olduğu, konumuna göre say

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İinceleme

      KORKUDAN HALK KORKUSUNA Korku, diğer hislerde olduğu gibi belirli bir tek tanıma sahip değildir. Korku üzerine birçok araştırmacı farklı bakış açıları ile tanımlama yapmışlardır. Türk Dil Kurumu, çevrimiçi Güncel Türkçe sözlüğünde korku terimini; “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü” olarak tanımlamaktadır . Korku bilinmez olanın merak edilmesi ile başlamaktadır. Aslında bilinmeyene karşı korku durumu ötekinden gelebilecek zarar düşüncesinden de kaynaklanm

      , Yer: Sinema

    • Dünyaya Teslim Olan İnsanın Karakteristik Durumu

      Sorunu ortaya koymadan, sorunun çözülmesi çok zordur. Gelin şimdi sorunu maddeler halinde bir gözden geçirelim: 1.Duygularının  esiridir. 2.Kalıplar içinde sıkışıp kalmıştır. 3.Gurur-kibir içindedir. 4.Dünya ile özdeşleşmiştir. 5.Gerçek bilgiden uzak, sadece kulaktan dolma bazı dinsel bilgileri ve terkedemedikleri kendisine sürekli olarak engel olmaktadır. 6.Bireysellik içindedir. Dilinden "ben" sözcüğü düşmemektedir. 7.Aç gözlüdür. 8.İç güdüsel yaşar.

      , Yer: Witchcraft

    • İnziva: İnsanın Kendine Yolculuğu

      İnziva ile ilgili denk geldiğim güzel bir yazıyı paylaşmak istedim.Yaşamın bize yüklediği misyonlar ve insanlığın kurduğu düzenin içinde bazen kendimizden uzaklaşıyoruz.Çevremizin bize yüklediği ve yaşamla mücadelenin içinde bazen nefes aldığımızı bile hissedemiyoruz.Algılarımız kapanıyor ve kendimize yabancılaşıyoruz.Bu noktada inziva konusu çok önemli benim için.Yola devam etmek için ihtiyacımız olan yakıt İNZİVAYA ÇEKİLMEKTİR bazen.                                                        

      , Yer: Witchcraft

×
×
  • Yeni Oluştur...