Jump to content

Güneşin İnsan İçin Anlamı: İnanç Boyutu ve Mitoloji


nevermore

Önerilen Mesajlar

Güneş tapımları ve Mitolojide Güneş:

Kadim çağlardan günümüze Güneş, insanı en çok etkileyen gök cisimlerinden biri olmuştur ve insanın fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına etkileri fark edilmiştir.

Bütün dinlerde ve mitolojilerde Güneş’in tanrısal bir figür olarak yer aldığını görürüz.

Mircea Elliad’ın, “Dinler Tarihine Giriş” isimli kitabındaki “Güneş ve Güneş Tapımları” bölümünde yer alan bilgileri şöyle özetleyebiliriz: “Güneş Tapımı Mısır'da, Asya'da ve eski Avrupa'da belli bir başarı yakalayıp gelişim göstermiş ve Mısır’da gerçek bir atılım yapmıştır. Güneş tapımının Atlantik ötesinde yalnızca Peru'da ya da Meksika'da gelişmiş olmasını, yani yalnızca belli bir siyasal örgütlenmeye sahip "uygar" halklarda gelişmiş olmasını dikkate alırsak, güneş hiyerofanilerinin üstünlüğü ile "tarihsel" gelişmeler arasında bir uyum olduğunu görebiliriz.

Güneş’in; krallar, kahramanlar ve imparatorlar sayesinde “tarihin ilerlediği” yerlerde hüküm sürdüğünü söyleyebiliriz. Samoyedler Güneş’in ve Ay’ın, Num'un (Gök) gözleri olduğunu söylerler: Güneş iyi göz, Ay kem gözdür. Göğün Yüce Varlığının Güneş ile özdeşleştirilmesi Afrika'da sık görülen bir olaydır.

Pek çok Afrika halkı “Yüce Varlık”a “Güneş” adını verir. İnsan soyunu yaratan Güneş Miti ve Güneş Tanrısıyla, belli bir sınıftan gelen insanlar arasındaki -soy ve aile- ilişkileri kayda değer olgulardır. Ama bu yalnızca Güneş tanrısına özgü bir ayrıcalık değildir… Avustralya'da insanlar ve Güneş arasındaki ilişkiler başka bir düzlemde de geçerlilik kazanabilir; İnsan, erginleme törenleri aracılığıyla Güneş ile özdeşleşir. Adayın başı kırmızıya boyalıdır, saçlarını ve sakalını kazıtmıştır, simgesel bir biçimde “ölür” ve ertesi gün Güneşle birlikte yeniden doğar (Yazarın görüşü: Hz. İsa’nın (a.s.) çarmıhta ölmesi ve 3 gün sonra dirilmesi ile benzerlik görülmelidir.)…

Bu erginleme sahnesi, adayı Yaratıcının oğlu Güneş kahramanı Grogoragalli'yle özdeşleştirir. Böylece Güneş, her sabah yeniden dirilen “ölümün” ilk örneği olur… Ay’dan farklı olarak Güneş, ölmeden cehennemden geçme ayrıcalığına sahiptir (Yazarın görüşü: İslam inancında da yer alan ölülerin Cehennemi görmeden Cennete giremeyeceği inanışı ile benzerlik görülmelidir.)… Yeni Zelanda'da ve Yeni Hebrid’lerde Güneş’in batışını izleyen kimsenin öleceği inancı doğmuştur. Polinezya'daki öteki adalarda yerin en batı köşesi, “ruhların atladığı yer” olarak adlandırılır.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde, şeflerin doğrudan Güneş’ten geldiklerine inanılmaktadır; Polinezyalı şefler, Natchez ve İnka topluluklarının şefleri, Hitit kralları ("Güneşim" olarak nitelenirler) ya da Babil kralları... ya da Hint kralları “Güneş”, “Güneşin Oğlu”, “Güneşin torunları” sıfatlarına ya da adlarına sahiptirler (Not: Hristiyanlara göre Hz. İsa’nın (a.s.) “Tanrının oğlu” kabul edilmesinin Güneş ile bağlantısını Hristiyanlık ile ilgili bölümde detaylı olarak sunacağız.). Mısır dini kadar hiçbir din Güneş tapımının etkisinde kalmamıştır .

Güneş, Yunanistan'da, İtalya'da ancak ikinci sırada yer alır. Roma'da Güneş tapımı, İmparatorluğa, doğulu gnostikler aracılığıyla girmiş ve imparatorlar tapımının yanı sıra, bu imparatorlukta yabancı bir tapım olarak oldukça yapay bir gelişim göstermiştir. Hindistan’da; Sükta Puruşa'ya göre Güneş, kozmik dev Puruşa'nın gözünden doğmuştur; öyle ki, ölünce insanın bedeni ve ruhu kozmik deve, gözü ise Güneş’e gitmektedir...

Güneş’in, aynı din içinde bile, “çelişkili” demesek bile “farklı” düzlemlerde değerlendirildiği görülmektedir: Örneğin Budha... Evrenin Hükümdarı niteliğiyle Güneş ile özdeşleştirilmiştir... Bununla birlikte Budizm’de de tüm Hint mistik dinlerinde olduğu gibi Güneş başrolde değildir... Meksikalılar, sürekli olarak Güneş’e mahkumları adayarak, güneşin sürekliliğini sağlamak isterler; çünkü kanın, Güneş’in tükenen enerjisini yenileyeceğine inanırlar.” (Elliad, M.).

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yakın Doğu ve Güneş:

Yakın Doğu Mitolojisine baktığımızda; Güneş tanrısının adı Sümerlerde Utu, Akadlarda Şamaş (Arapça; Şems) olduğunu görürüz. Utu her sabah Mezopotamya’nın doğusundaki dağlardan yola çıkar. Gün boyunca canlılar için ışık saçtıktan sonra batıdan doğuya doğru aksi yönde istikamet ederken “Ölüler Diyarı”nı ziyaret eder. Utu hem canlıların hem de ölülerin yargıcıdır. Babil hükümdarı Hammurabi’nin Kanunnamesi’nde Şems, “Göğün ve Yerin Büyük Yargıcı” olarak nitelendirilir. Adalet Tanrısı olan Şamaş, Hammurabi’ye otoritenin simgesi olan bir ölçüm değneği ve halatını teslim eder. Babil Tanrılarından Marduk’un adı “Utu’nun Buzağısı” anlamına gelir .


Marduk efsanesi M.S. 2012 yılında kıyametin kopacağı Maya efsanesi ile paralellik göstermiş ve Yeni bir Çağın gelişi bütün dünyayı etkilemişti. Bu inanışların astrolojik, göksel kökenleri vardır. Babil’in Enuma Eliş Destanı’nda Marduk’un; adaletin, düzenin gücü olarak kaos güçleri ile savaşı anlatılır.

Marduk; mahkûmiyetten kurtulana dek Babil sokaklarında düzensizlik hüküm sürecektir. Daha sonra Marduk, Tiamat ve onun şeytani güçlerine karşı tanrıların gücünü temsil eden bir tören alayına önderlik eder.

Marduk'un, Tiamat'ı ve onun isyankâr güçlerini alaycı bir savaştan sonra yenmesi ve evrende düzeni kurmasından sonra Babilliler onun suretini, Babil sokaklarında gösterişli bir resmi törenle taşıyacaklardır. Bu büyülü yöntemle insanlar, kaderlerini kontrol eden tanrıları etkilemeyi ve bereket, bolluk ve iyi talihle dolu bir yıl getirmeleri için ikna etmeyi ummuşlardır .


Burak Eldem’in “2012: Marduk’la Randevu” isimli kitabında Marduk konusu etraflıca ele alınmış ve kadim bilgeliğin M.S. 2012 için neyi haber verdiği anlatılmıştır. Bu bilgilerden yararlanarak Marduk ile ilgili şu bilgileri aktarabiliriz:
“... Babil efsanelerinde büyük Tanrı Marduk’tan söz ediliyordu. Marduk dünyayı büyük afetlerle cezalandırıyordu. Günümüz gökbilim araştırmacılarından bazıları onun ne olduğu üzerine bir tez ortaya koymuştu… Buna göre Babil Tanrıları Güneş Sistemi’nde yer alan gök cisimlerinden başka bir şey değildi. Tanrılar arasında olan savaşlar da göklerde gök cisimleri arasında yaşanmış ve eski çağlarda insanlar bunları gözlemleyerek efsaneler aracılığıyla gelecek nesillere aktarmışlardı…

Mezopotamya Yaratılış Efsanesi’ne (Enuma Eliş) bakıldığında, anlatımın Güneş Sistemi’nin yaratılışından başlaması, buna bir kanıt niteliğindeydi. Buna göre efsanede adları geçen Tanrıların hangi gök cisimlerine denk geldikleri bulundu. Efsane şöyle başlıyordu: 

‘Yükseklerde Gök henüz isimlendirilmemişken, Ve aşağıda, Dünya çağırılmamışken; Boş ama başlangıçta mevcut olan Apsu; Vücuda getiren onları Mummu ve Tiamat hepsini doğurandı o; Birbirine karışmıştı suları Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı.
Tanrıların hiçbiri vücuda gelmemişti, Hiç birinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti; İşte tam ortalarında Tanrılar şekillendi.’ 

Bu efsanenin tamamına göre Tanrıların hangi gök cisimlerine denk geldiklerini öğrenebiliriz. Güneş Sistemi’nin yaratılışından bahseden bu efsaneye göre başlangıçta mevcut olan APSU, GÜNEŞ’ti. Diğerleri: Mummu, Merkür’dü; Venüs, Lahamu’ydu; Mars, Lahmu’ydu.


İsimleri ‘Lhm’ kalıbından gelen ve SAVAŞ anlamında olan lahamu dişil bir sözcük, lahmu eril bir sözcüktü. Venüs ve Mars’ın birçok mitolojide Savaş Tanrı ve Tanrıçası olması şaşırtıcı değildi. Ay; Kingu’ydu; Jupiter, Kişar’dı; Satürn, Anşar’dı; Plüton, Gaga’ydı… Ve efsanenin en can alıcı noktası Tiamat’tı!
Bugün Mars ile Jupiter arasında bir “ASTROİD KUŞAĞI” mevcuttur. Oysaki bu astroid kuşağı, bir zamanlar var olan ve bir çarpışmayla parçalanan gezegenin kalıntılarıdır. Bu kayıp gezegen, Mezopotamya Yaratılış Efsanesi’ndeki Tiamat’tı.

 

Tiamat, Marduk’la çarpışmış ve yenilmişti. Bu savaş, efsanede şöyle anlatılmıştır:

‘Efendi (Marduk) onu (Tiamat) yakalamak için ağzını yaydı; Kötü Rüzgâr’ı, en arkadakini, onun yüzüne doğru fırlattı.
Tiamat ağzını açıp onu yutmaya kalkınca Kötü Rüzgârı ileri sürdü ki dudaklarını kapayamasın.
Derken şiddetli fırtına Rüzgârları göbeğine saldırdı.
Bedeni ayrıldı, ağzı kocaman açıldı.
Oraya bir ok fırlattı, göbeğini yardı.
İçini parçaladı, rahmini yardı.
Sonra bir midye gibi onu ikiye ayırdı.
Onu böylece alt edip, yaşam nefesini söndürdü.’

Böylece Marduk Tiamat’ı parçalayarak bir Astroid Kuşağına dönüştürmüştü… Hz. İbrahim (a.s.) Kâbe’deki tüm putları parçalayıp birini sağlam bırakmış, onun boynuna baltasını asmıştı. O sağlam kalan put Marduk’u simgeleyen puttu…

Marduk’un yörüngesi üzerinde bulunan, Mars ile Jüpiter arasındaki astroid kuşağının bulunduğu yerden, her geçişinde büyük afetlerin olduğundan söz edilmektedir. Marduk’un son geçişi M.Ö. 1.649 yılına denk geliyordu. Bu yıllarda dünyayı sarsan büyük doğal afetlerin olduğu görülmektedir. Mısır M.Ö. 1.650 dolaylarında yaşadığı doğal afetlerden sonra Hiksosların işgaline uğramıştır. M.Ö. 1.900’lerden sonra yavaş yavaş Ön Asya’ya yerleşmeye başlayan Hititler, M.Ö. 1.650 dolaylarında ani ve etkili bir biçimde bu toprakları ele geçirmişlerdir.


Girit’te görkemli bir uygarlık kuran Minos Uygarlığı MÖ 1.650 dolaylarındaki depremler ve tsunamilerin ardından bugünkü Santorini ismiyle bilinen Thera Adası’ndaki volkanın patlamasıyla çok kısa bir sürede güç kaybetmiş ve kuzeyden gelen savaşçı Yunan kabilelerin işgaline uğramıştır. Yine aynı zamanlarda başta Harappalıların Mohenjo-Daro kenti olmak üzere İndus Vadisi ve eski Sarasvati Irmağı kıyısındaki kentler kuzeyden gelen barbar ve göçebe uygarlıklar tarafından işgal edilmiştir.

Marduk 3.661 yıllık bir periyot izlemektedir. Buna göre M.S. 2012 yılında yine astroid kuşağının olduğu yerden geçecek ve dünyayı etkileyecektir… Tıpkı ezoterik kaynakların bildirdiği gibi… Böylece BEKLENEN TUFAN için süreç başlamış olacaktır. Marduk’un geçişiyle insanlık yeni bir çağa girecek ve UYANIŞ başlayacaktır! Babillilerin Marduk dedikleri bu gezegene daha önceleri Sümerler NİBURU adını vermişlerdi. Günümüzde NASA onun varlığı
hipotezini kabul ederek ondan GEZEGEN X olarak söz etmektedir… Gezegen X’in yörüngesinin
Güneş Sistemi’ndeki tüm gezegenlerin yörünge yönüne zıt olduğu kabul edilmektedir… Marduk’un 3.661 yıllık periyodunu inanılmaz bir şekilde Babilliler hesaplamış ve şifrelemişlerdi…


Babil’de 20’li sayma sistemi kullanılıyordu. Bu sistem bize saat birimleri olarak ulaşmıştır: 1 saat 60 dakika, 1 dakika 60 saniyedir. Babilliler göklerle ilgili hesaplamalar için büyük sayılar kullanıyorlardı. Bu sayıları çivi yazısıyla ifade ediyorlardı. İşte 3 çivi çiziğiyle belirttikleri büyük bir sayıya ŞAR adını vermişlerdi. Üç çizikle bildirilen Şar 60 sayısının üslerini ifade etmekteydi. Buna göre; 

III (ŞAR); Üçüncü çizik; 600 = 1, İkinci çizik; 601 = 60, Birinci çizik; 602 =3600 sayılarının toplamıydı. 1 + 60 + 3600 = 3661 sayısı Marduk’un periyod süresini veriyordu.
Şar, diğer uygarlıkların mitoslarında da sembolize edilmişti. Yunan Okyanuslar Tanrısı Poseidon’un 3 dişli yabası bunlardan biriydi. Marduk, Hıristiyanlıkta Şeytan’la özdeşleştirilmiş, Poseidon’un 3 dişli yabası Şeytan’ın eline verilmişti. Romalılar bu çizikleri birer adet olarak kabul etmişler ve ‘III = ŞAR’ onlar için 1 + 1+ 1 = 3’e denk gelmiştir. Üçün Romalılarda ve daha sonra Hıristiyanlarda “uğursuz sayı” olarak ilan edilmesinin nedeni buydu. Yuhanna İncili’nde ise şar başka türlü şifrelenmişti: Kıyamet öncesi ortaya çıkacak olan Canavar’ın sayısı olarak… Bu sayı 666’dır. Şar’ın (III), 60’ın üstü olarak ifadesiyle, 1 olarak ifadesinin karışımı olarak oluşan 666 sayısı, kıyamet öncesi Marduk’un, 2012 yılında geçişiyle BEKLENEN TUFAN’ın olacağı ve Kıyamet’in gerçekleşeceğini anlatır. ‘666’ Marduk’un sayısıdır, Hıristiyanlar onu Şeytan’la özdeşleştirdikleri için bu sayı Şeytan’ın da sayısıdır...” (Eldem, B.,2003). 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Mısır ve Güneş:


Kadim Mısır’da Horus’u hatırlamak gerekir. Osiris ve İsis’in oğlu olan Horus; Gök Tanrısı kimliğiyle Güneş’in ve Ay’ın koruyucusu idi. Güneş, Horus’un SAĞ gözü idi. Ay ise Horus’un SOL gözü idi. Bu bilginin ne anlama geldiğini anlayabilmek için Orjinal YOGA Sistemi’ni de bilmemiz gereklidir. Aşağıda, ilgili bölümde bu konuyu da inceleyeceğiz. Osiris’in, kardeşi Seth ile olan hükümdarlık kavgasında Horus’un AY olan gözü Seth’in darbesiyle ağır yara alır Toth, Horus’un gözünü iyileştirir. Bu nedenle Mısır’da şifa için Horus’un gözüne yakarılırdı. Mısır’da mezarların içinde, yeniden doğuş sürecine yardımcı olacağına inanılan Horus’un gözü ile ilgili tasvirlere rastlanır .

Mısır’da Güneş ile ilgili olarak Ra, Amon-Ra, Aton ve Hathor’dan da söz etmek gerekir.


NTV Yayınlarından çıkan “Mitoloji” isimli kitaptan özetle şu bilgileri sunabiliriz: “Amon; Hermopolis’in dördü erkek dördü kadın sekiz tanrısından biridir. Teb’de Güneş Tanrısı Ra ile birleştirildi. Beyaz tüylü yüksek bir taç giyen adam olarak resmedildi. Sekiz tanrı evreni yarattıktan sonra ölür ama Güneş’in doğuşunu ve Nil’in taşkınlarını etkilemeyi sürdürür.


Amon’un kendi varoluşunu düşündükten sonra içinden çıkacağı yumurtayı yaptığı söylenir. Bu kozmik yumurta tanrısal kaz olarak ortaya çıkar.
Ra; her sabah gündüz teknesiyle gökte 12 saatlik bir yolculuğa çıkar. Gece batıdan aşağı iner ve 12 saatlik ölüler diyarındaki yolculuğunu yapar. Yılan Apep ve diğer karanlık güçler ile çarpışır ve doğudan yeniden doğar (Yazarın görüşü: Güneş tanrılarının doğudan doğup batıdan batması ve gece karanlık güçlerle savaşı Kur’an’da anlatılan “Zülkarneyn Kıssası ile karşılaştırılabilir ve ayrı bir çalışma konusudur.).


Mısır’ın 18. ve 19. Hanedanları Luksor Tapınağı’nda Amon-Ra ve ailesine tapar ve her yıl bir kez bu tapınakta şenlik düzenlerdi.
Aton; Ra’nın bir veçhesiydi. Firavun IV. Amenhotep adını Aheneton (Aton’a hizmet eden) olarak değiştirdi. Amon ruhban sınıfını dağıttı. Tek tanrı olarak Aton’a taptı. Aton’un imgesi önce şahin başlı Ra-Horakheti oldu, sonra ise ışınlar saçarak yeryüzüne inen güneş kursu imgesi kabul Hathor, doğurganlık tanrıçasıdır. Adı ‘Horus’un konağı’ anlamına gelir. Horus’un hem eşi hem annesi hem kızı kabul edilirdi. Hathor çoğu kez bir inek (kozmik inek) olarak tasvir edilirdi. Aşk, müzik ve neşe Hathor’un koruması altındadır. Yedi Hathor perisinin yeni doğmuş bir bebeğin yazgısını öngördüğüne inanılırdı. Hathor ölüler diyarına girişte ölüleri karşılardı. Güneş kursu takmış boynuzlu bir kadın veya inek olarak tasvir edilirdi .”

Joseph Campbell “Doğu Mitolojisi” isimli kitabında Hathor için şöyle yazmaktadır:

“Neolitik kozmik inek tanrıçası olan Hathor’un dört bacağı dört bucağın sütunlarıdır. Böylece tüm ufku çevreleyen Hathor Ufukların Tanrıçası olarak da bilinir. Hathor’un karnı gök kubbedir. Ayrıca güneş, altın güneş şahini, Tanrı Horus doğudan batıya uçarak her akşam onun ağzına girer, ertesi şafak tekrar doğar. Horus, böylece “annesinin boğası”, kendi babasıdır. Adının anlamı hat-hor “Hor’un evi” olan kozmik tanrıça da, böylelikle aynı anda alıcı kuş olan kendini doğuran tanrının eşi ve annesidir.” .

Bu bilgilere tamamlayıcı olması için tanrıların isimlerinin kökenleri üzerine bazı bilgiler vermemiz konu hakkında aydınlanmamıza daha da yardımcı olacaktır.
Metin Bobaroğlu’ndan öğrendiğimize göre; AMON ismi iki ismin birleşiminden oluşur: Am-On. Am; Kozmik sevgi anlamındadır. On; Varlık anlamındadır. Ontoloji; Varlık Bilimdir.


Amon; Kozmik Sevgi Varlığı anlamına gelir (Bobaroğlu, M., 2006). Kubilay Aktaş da “Celcelutiye” isimli kitabında aynı bilgileri tekrarlamaktır: Am-on-Ra. “Kozmik Sevgi Güneşi” dir. (Yazarın Görüşü: Bizce; Orijinal YOGA Sistemindeki en önemli mantra olan AUM (Om) ile Semavi dinlerdeki dua sözü “Amen, Amin” de AMON ile bağlantılıdır.).
Ra; Mısır’da Güneş Tanrısı, Güneş, Güneş Işığı, Işık, İlahi Işık, Nur demektir. İbranice Abba (=Baba) sözcüğü ile birleşince semavi dinlerdeki tanrı ismi Rab oluşur. Ra + Abba= Rab.


Rab; Işık Babası demektir. Yoga Üstadı Akif Manaf’tan (Manaf, A., 2014a) konu ile ilgili olarak Guru hakkında bilgiyi de sunabiliriz. Hindu inanç sisteminde mürşit yerine Guru sözcüğü kullanılmaktadır. Gu: Karanlık; Ru ise Ra ile aynı anlamda, Işık demektir. Guru da karanlıktan aydınlığa kavuşturan anlamına gelir ki; Rab ile birebir aynı anlamı taşır .

Burada Hathor’a tekrar dönerek insanlığın sonu ile ilgili bir mitolojik bilgiyi daha GÜNEŞ bağlantılı olarak sunalım. NTV Yayınları Mitoloji kitabından:

“Ra yaşlanınca insanların kendisine karşı entrikalar çevirdiğini öğrenir. Gizlice tanrıları toplar ama insanlar bu buluşmadan haberdar olur ve çöle kaçar. Ra yıkıcı kisvesini Hathor kisvesiyle peşlerine gönderir. Hathor aslan tanrıça Sekmeth’e dönüşerek insanları kıyıma uğratır. Ra, onun herkesi öldürmesini önlemek için, kırmızıya boyanmış bol miktarda birayı tarlaların üstüne boşaltır. Hathor kan sandığı birayı çok içince artık avlanamaz. Hathor’un sakinleşmesi ve geri kalan insanların kurtulması üzerine, Ra da Nut’un sırtında gökyüzüne çekilir.” 

Bu mitolojik hikâyenin insanlığın sonu-kıyamet ile Güneş ilişkisini anlatması dünyamızın yaratılışı ve sonu hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir. Bu anlatımın Tevrat ve Kur’an karşılığı olması gerektiği üzerine yaptığımız araştırmalar sonunda, bugüne kadar güneş, kozmik inek ve kıyamet üzerine, erişildiğine rastlamadığımız sonuçlar elde ettik. Bunu yazımızın “İslam ve Güneş” isimli bölümünde ele alacağız.


Bu bölümde Heliolitik Kültürden de söz etmemiz gerekir. Helios (Bkz: Antik Yunan ve Güneş bölümü) ile bağlantılı olarak dünyanın büyük bir bölümüne yayılan ve neolitik ile megalitik kültürlerden ortaya çıkan gelenekler bileşimine Heliolitik Kültür adı verilir. Heliolitik, Güneş’e tapınmayı ifade eden bir kavramdır. En çok Mısır’da gelişmiştir ve bazılarının inanışına göre buradan da tüm dünyaya yayılmıştır.


W. B. Crow’un “Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi” kitabından aktarılan bilgilere göre; Piramitlerin yapılması ve işlevi, mumyalama, sünnet gibi uygulamalar Heliolitik kültür ile ilişkilidir (Evren ve İnsan, Devlerin dansı).

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Benim İçin En İyi Dost

      Evet arkadaşlar, sizin için en iyi dost ne şekilde olmalıdır? Kısa bir tanımın yapar mısınız?   Benim için en iyi dost, zihninde bolca düşünülmüş ret yanıtlar bulunan dosttur.

      , Yer: Forum Oyunları

    • Büyü için kaynak olabilecek öneri yabancı siteler var mı?

      Önerebileceğiniz büyü için kaynak olabilecek bu foruma benzer yabancı siteler var mı?

      , Yer: Witchcraft

    • Hayatımın Anlamı Ne ? Neden Yaşıyorsun ? Anket!

      Merhaba Sevgili Gnoxis Ailesi;     -Kimimiz bazen mutlu olduğunda, -Bazen mutsuz, -Bazen her şeyini kaybettiğinde, -Bazen ise artık arzulayacak bir şey bulamadığında, -Anlamsız bir eksiklik hissi içerisinde, -Hatta kişi artık ölümü arzulamaya başladığında, -Hiç Bir Şey Yokken Bu Sorunun Akla Gelmesi,     Sorduğu bir soru "Hayatımın Anlamı Ne?" sorusunu cesaret edip kendine sormakta, cesaret etmekte çünkü bu soru cevabı keskin, net veya hemen bulunabilecek bir soru olmadığı için

      , Yer: Felsefe

    • Aşk için kan büyüsü

      Regl kanıyla yapilabilcek bir büyü arıyorum bilgisi olan varsa yazabilrmi 

      , Yer: Witchcraft

    • 3. Gözü Açmak İçin Mevlana'nın Sırrı

      Benim 3. göz açmakla ilgili çok araştırmam oldu mesela yüklediğim resimlerden bir tanesi 3. gözü yani pineal glandi açmak ve onarmakla ilgili tarifler vermiş o bitkileri nereden bulabilirim aktara sordum yoklar. Benim çok severek takip ettiğim bir parapsikoloji sayfası var instada sayfa Mevlana ve ayahuasca iksiriyle 3. göz açmayı ele almış çok güzel ve açıklayıcı paylaşım yapmış okumak isteyenlere bırakıyorum; https://www.instagram.com/p/CHLZ0S7H70K/?igshid=Y   Bir de 3. göz açmakla

      , Yer: Psişik Yetenekler

×
×
  • Yeni Oluştur...