Jump to content

Türklerde İnanç Ve Bunların Tiyatro Sanatıyla İkişkisi


nevermore

Önerilen Mesajlar

Kültürün ve sanatın kökenine bakıldığında mitleri ve mitlerin de, inanışlara dayandığını görülür. Bu nedenle Türk Kültürü’nün kökenlerini incelerken de geçmişten günümüze var olan inanışların incelenmesi gerekir. Bu inanışların temelinde yatan kaynakların, inanç biçimlerinin, bu biçimlerin nasıl değiştiğinin de yine incelemeye dahil edilmesi gerekir.


Türk toplumlarının geçmişine bakıldığında karşılaşılan en eski inanış, birçok kaynakta “Şamanizm” olarak adlandırılır. Ancak Şamanizm’in bir “din” olduğunu savunmak yersiz bir tutum olacaktır. Şamanizm’in, Şaman’ın ve Türkçe adıyla “Kam/Kamlık” kavramlarının açıklaması ilerleyen bölümde detaylı olarak yapılacaktır; ancak, kısaca tanımlanması ve oluşumuna katkı sağlayan temellerden bahsedilmesi gerekir.

Türkolog Prof. Jean-Paul Roux’un Türk’lerin dini olarak tanımladığı yaşam biçimi Göçebelikleri ve hayvancılık uğraşları onların bu sınıfta değerlendirilmelerini gerektiriyordur. Bu tanımlama, Türklerin hem doğa kültlerine olan bağlılığını hem de sıkça yer değiştirmelerine bağlı olarak diğer kültürlerle olan ilişkilerini açıklamak adına önem arz eder. Ulaştıkları her yeni toprak parçasında karşılaştıkları yeni kültür ve inançlarla ilişki kuran Türkler, bu inanışları genellikle olduğu gibi kabul etmek yerine, var olan inanışları temelinde, kendi kültürlerine adapte etmeyi tercih etmişlerdir. Diğer taraftan karşılaştıkları her dine aynı hoşgörüyle yaklaşmışlardır. Coğrafi konum değişimleri nedeniyle karşılaşıp etkilendikleri inanç sistemleri; Maniheizm, Buddhizm, Yahudilik, Hristiyanlık gibi köklü ve yaygın inanışlar olsa da, “Gök Tanrı” inanışıyla birlikte, yüzyıllardır sürdürdükleri bir gelenek olan Şamanizm ve Şamanist inanışların içinde kalmışlardır.

“Şamanizm, milattan önceki devirlerden bu yana Türklerin ve çevrelerindeki toplulukların, İç Asya ve Orta Asya’da yaşadıkları bölgelerde uyguladıkları ve şaman ya da kam adı verilen din adamları aracılığıyla gerçekleştirilen bir inanç ve
uygulamalar bütünüdür.

…Hristiyanlık, Budizm gibi tam anlamıyla teşekkül etmiş bir din değil, tanrılar, ruhlar ve insanlar arasında ilişki sağlayan
bir sistem ve tekniktir.
…Şamanizm, erken devir Türkleri ve onların komşuları arasında çok daha eski çağlardan itibaren totemist inançlar, ata kültleri, hayvan kültleri, doğa kültleriyle birlikte görülmektedir.”
(Çoruhlu, 2011:15)
Yaşar Çoruhlu’nun az önce alıntısı yapılan cümlesinde “Tanrılar” ibaresiyle belirttiği üzere Türklerin inanışı çok tanrılıdır; ancak, aynı eserden (Çoruhlu, 2011) edinilen bilgiye göre –Yaşar Çoruhlu da bu bilgiyi Orhun Yazıtlarına dayandırmaktadır- bu inanışlar kavimler arasında farklılık gösterebilir; hatta, zaman zaman halk ile devlet yöneticileri arasında da inanç uyuşmazlıkları mevcuttur.
Ayrıca, az önce bahsedildiği gibi, göçebeliğe bağlı olarak, zaman ve yer değişikliklerinde de inanç farklılıklarından bahseder Çoruhlu. Yine Orhun Yazıtları’nı kaynak gösteren “Dinler Tarihi” adlı eserde ise Türklerin geleneksel dini inanışlarının “Halk Dini” ve “Devlet Dini” olarak iki biçimde var olduğu söylenmektedir. Halkın inanışı Şamanizm’le iç içe iken Devlet dini Şamanizm’i
reddeden taraftır. Ancak yine aynı kaynakta belirtildiği üzere bu iki anlayışın ayrıştığı noktadan çok, ortaklık kurduğu nokta mevcuttur.
Günümüz şamanlarından Asu Mansur ise; geleneksel Türk Kamlığının tek bir yaratıcıya inanılan bir dine bağlı olduğunu; bu dinin adının Töre olduğunu ve Türeyiş anlamına geldiğini; bu dine bağlılığı olanların Törük/Türük/Türk adını almış olduğunu belirtmiş ve Töre dininin kuralları ile öğretilerini koruyarak nesilden nesile aktaran kişiye Kam adı verildiğini aktarmıştır


Fakat hiç değişmeyen ve Türk dininin temeli olarak adlandırılabilecek şu formül bakidir: Gök-Yer/Su-Atalar. Türkler; büyük, ulaşılmaz, gizemli bulduğu unsurları tanrısallaştırma eğilimindedir. Bu nedenle bir dağa kurban vermeleri ya da bir ağaca tapınmaları mümkündür. Bunun temel sebebi ise “Ruh” inancıdır. Her bedende ve hatta her varlıkta ruh olduğuna, bir bedende farklı işlevleri olan ruhlar bulunduğuna inanılır. “Tın, Kut, Süne ve Sür” bir bedenin farklı bölümlerinde yer alan ve farklı işlevler üstlenen ruhlarıdır. Ancak yalnızca Tın bedeni terk ettiğinde ölüm gerçekleşir  Asu Mansur’un “Şaman Gözü (Kam Karak)” adlı eserinde bahsettiği üzere ise, Geleneksel Türk Kamlığı inancında, insanda üç ruh yer alır. Bunlar: Sülde, Süne ve Özüt’tür 

Yine bu inanışlar da topluluklar arasında farklılık göstermektedir. Cüneyt Bedir’in Dünya Dinlerinden Şamanizm adlı eserinde bahsettiği üzere, Moğollarda; bu üç ruh Suld, Suns, Ami adlarıyla karşımıza çıkmaktadır
Öte yandan farklı görevler ve konumlarda bulunduklarına inanılan çokça tanrıya ya da kimi kaynaklarda belirtildiği üzere farklı işlevler edinmiş ruhlara da inanırlar. Örneğin Dinler Tarihi adlı kaynakta , Türklerin inanışının tek tanrılı olduğu ve diğer güçlerin tanrı olarak değil ruh olarak adlandırıldığına dikkat çekilmektedir. Ancak en yüce ve en güçlü tanrı “Tengri” yani “Gök Tanrı”dır. Başka kültür ve mitolojilerde de var olan Gök Tanrı, gökyüzüyle özdeşleştirildiği gibi, göğün, yaratıcının tahtı olarak algılanması daha yaygın bir inanıştır. Farklı lehçelerde tangrı, tenri, tangara, ture, tenegere gibi söylenişleri de bulunmaktadır 


Gök Tanrı; yani tanrıların en yücesi ve yaratıcı olan, Kayra Han’dır ve göğün onyedinci katında oturmaktadır. Zaman zaman onun yerine geçen; fakat göğün dokuzuncu katında olduğuna inanılan Bay Ülgen de, kimi kaynaklara göre en yüce tanrı olarak görülmüştür. Türk Din Etnolojisi adlı eserinde Prof. Harun Güngör şu şekilde açıklamaktadır:


“Gök Tanrı’nın geleneksel Türk dini tarihi içerisinde deusotiosus durumunu alması, kutsallığın gökten daha aşağı inerek yaygınlaşıp çoğalması, aynı zamanda Gök Tanrı’nın çeşitli etkilerle antropomorfik telakkiler yönünde kişileştirilerek, başka
isimler ve ilahlarla birleştirilmesi sonucu da doğurmuş bulunmaktadır. Örneğin; Altay Türklerinde Gök Tanrı, “büyük” ve “ulu” anlamında “Ülgen” veya “Ulu Zengin” manasında “Bay Ülgen”e, Kuzeybatı Moğolistan’da yaşayan Soyotlarda Tanrı, “Kayrakan”a, Yakutlarda ise, Budist etkilerle şekillendiği anlaşılan “Ürüng Ayı Toyon”a dönüşmüştür.”


Diğer taraftan, Tanrı tasvirlerinde en ağırlıklı olarak kullanılan öge güneştir. Güneş ve ayın kardeş olduğuna inanılır ve çok eski kaynaklarda dahi güneş, ay ve yıldız kültlerine rastlanır. Çin kaynaklarında, Hun hükümdarının her sabah güneşi ve her akşam ayı ululadığı belirtilmiştir

Azerbaycanlı araştırmacı M. Seyidov’dan yapılan alıntıya göre; “Eski Türklere ait tangrı sözcüğünün kökü tan(g)’dır. Eski Türk yazıtlarında ve birçok çağdaş Türk lehçesinde tan, güneşin doğduğu yerdir. Bu nedenle tangrı sözcüğü güneşle ilişkilidir ya da güneşi çağıran, doğmasını sağlayan anlamındadır” der 


Bir Altay şamanının metninde ise Ülgen’in “şimşek ve yıldırım” olarak betimlendiğinden bahseder A. M. Sagalayev:
“Güneşi ve ayı hareket ettiren, Beyaz bulutları yuvarlayan, Siyah ormanları yıkan, Kürek ve kaşıkla (her şeyi) ölçtü.”


Şamanlar, Tanrılarla ilişki kurabilen kişilerdir. Onları toplumdan ayıran en önemli özellik budur. Tanrılar, ruhlar ve insanlar arasında bir köprü vazifesi görmektedirler. Az önce örneği verilen metin de, bir şamanın yolculuğu sırasında görüp deneyimlediği durumları dile getirmesinden oluşturulmuştur. Şamanın yolculuğu, kendinden geçme olarak tanımlanabilecek bir esrime/vecd halidir. Şaman bu esrime halindeyken ata ruhları ve tanrılarla etkileşime geçer; onlara sunulan kurbanların ruhlarına yol göstererek, onlara ulaşmalarını sağlar; hastalıklara sebep olduğu düşünülen ruhlarla ilişki kurarak onlardan verdiği hastalığı ortadan kaldırmasını diler ya da hastalığı yok etmek için yapılması gerekeni öğrenir. Ayrıca şaman doğadaki şifalı bitkileri tanır, yine bu bilgi ve becerileri sayesinde hastalara şifa verir. Büyük avlar öncesinde tanrılardan bereket diler. Şamanın işlevlerinden ve öneminden kabaca bahsettiğimiz kadarıyla, anlaşılacağı üzere Şamanizm için bir din demek yanlış olur. Şaman zor zamanlarda halkın yanında olan bir yol göstericidir denilebilir.


Kısaca eski Türk inanışı için; tanrıların evrendeki tezahürü, yani “doğa” kutsal olandır. Prof.Harun Güngör, W. Eberhard’dan yaptığı alıntıyla geleneksel Türk dinini, “Güneş Ay kültlerinden müteşekkil Türk Gök Dini” olarak tanımladığını
belirtir Ayrıca ekler: “Eski Türklerde, natürist inançlara Orhun Kitabelerinde “Yer-Sub” şeklinde rastlanmaktadır. Yer-Sular “ıduk” yani kutsaldır. Her ne kadar Geleneksel Türk dininde natürist inançların Türklerin hayat şartları ile fonksiyonel bağlarını tam olarak tespit etmek mümkün değilse de, özellikle Yer-Sular söz konusu olduğunda bu, kısmen kendini göstermektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, dağ, orman, ırmak vs. ile ilgili Yer-Su inançları Türklerde gelişmek suretiyle, özellikle imparatorluk döneminde
“vatan kültü” ve Tamir suyunun kaynağı “Tamag ıduk baş” buna örnek olarak gösterilebilir.” 


Doğaya duyulan saygı, onlar için tapınmanın temelidir. Bu nedenle tapınaklara ihtiyaç duymazlar ve doğada gördükleri yüce varlıklara dua ederler. Bazı özel durumlarda da şaman, insanların yardımcısı, aracısı işlevi görür. Yalnızca simgesel olarak tanrılara yakın olma ihtiyaçlarından doğan bir takım yöntemler geliştirmişlerdir. Örnek olarak, mimarinin temeli sayılan çadırların yapısını verebiliriz. Çadırlar bir nevi ibadethane işlevi de görmektedir.


“Gök Tanrı’nın sanat tarihindeki tasvirleri daha çok simgeseldir. Bunun en güzel örneği, Orta Asya’da ak öy ya da boz öy olarak adlandırılan, yurt denilen çadırlardır. Daha sonra da sözünü edebileceğimiz gibi, bir mikrokozmos sayılan meskenin ve özellikle çadırların üst bölümü (çatısı), kubbe biçimli olanlarında uğların çevlike birleştiği bölüm, göğü dolayısıyla Gök Tanrı’yı temsil etmektedir. Çadırın mimaride en önemli etken ve basamak olması da bundan kaynaklanmaktadır. Gök Tanrı’sının Sanat Tarihi’ndeki Simgeleri arasında başta kurt ve yırtıcı kuşlar olmak üzere yırtıcı hayvanların tasvirleri de bulunmaktadır. Bunlar çeşitli simgesel anlamlara sahip olmakla birlikte tanrıları ve dolayısıyla Gök Tanrısı’nı simgelerler.”


Göğün ve doğanın bir parçası olarak yıldızların da Türk inanışındaki öneminden bahsedilmiştir. Çeşitli kaynaklarda, farklı yıldız kümelerine tapınıldığı söylenmektedir. Bunlardan en çok göze çarpan ve farklı Türk toplumlarında, farklı anlamlar yüklenmiş olanı “Büyükayı” takımyıldızıdır. Ayrıca Jüpiter, Satürn, Mars ile en önemlisi ve eserlerde en çok göze çarpan Kutup Yıldızı, diğer adıyla Demirkazık yıldızıdır. Göğün direği sayılan bu yıldız; yerin göbeği ile göğü birleştiren ve dünya ekseni (Axis Mundi) varsayılan Dünya Ağacı’nın bağlandığı eksenin sahibi olarak görülür. Bu eksenin de, tanrıların atlarını bağladıkları direk olduğuna inanılır. Dünya ağacının tepesinde kuşlar, köklerinde ise yılanlar vardır.


Yaratılış mitosuna göre bu inanışın açıklaması da; iyiliği temsil eden gök ile kötülüğü temsil eden yeraltının yine bu ağaçla bağlılığıdır.


Her tanrının, diğer tüm mitolojilerde olduğu gibi farklı konum ve vazifeleri vardır. Evrenin yaratıcısı Gök Tanrı/Kayra Han, daha önce bahsettiğimiz gibi deusotious konumunda yani yaratımın ardından evrenden elini çekmiş olan tanrıdır.
Evrende var olan olayların seyrini etkilediğine inanılan ve her türlü duanın ulaşması temenni edilen tanrı ise Bay Ülgen’dir. Kimi inanışlarda Bay Ülgen’den de Gök Tanrı olarak bahsedilir. Gökteki üç önemli ilahın ilkidir. Yedi oğlu -bunlardan birisi sanat tarihinde sıkça tasvir edilen kartal/kara kuş imgesidir- ve dokuz kızı olduğuna inanılır. Bu kızlar şaman giysilerinde tözler olarak karşımıza çıkmaktadır. Göksel ruhlar da denilen, Ülgen’den sudur etmiş diğer tanrılar ise; Yayık Han, Suyla, Karlık, Utkucı, Yıldırım Tanrısı, Savaş Tanrıları ve Hastalık Veren Kötü Ruhlardır.  Yayık Han; şamana yol gösteren ve Ülgen’e ulaşmasını sağlayan, insanlarla iç içe olabilen, insanları kötülüklerden koruyan ruhtur. Suyla ve Karlık yeryüzünde, insanlar arasında yaşayan ve şamanı yolculuğu (Ülgen’e ulaşma çabası) sırasında kötü ruhlardan koruyan ruhlardır. Şamanın kurbanını ve dileklerini Ülgen’e ileten, tanrının elçisi sayılan ruh ise Utkucı’dır. Ayrıca şamanın geri dönüş yolculuğunu kolaylaştırmak da onun görevidir. Yıldırım Tanrısı, yeryüzündeki kötü ruhları tespit etmek ve üzerine ateşini salmakla yükümlüdür. Hastalık Veren Kötü Ruhlar ise her

şeyden önce kötü duyguların (kıskançlık, düşmanlık, acımasızlık) insanlara yayılmasına sebep olmakla sorumludur. Aynı zamanda Savaş Tanrısı olarak da anılırlar. Kimi zaman Yeraltı Tanrısı da bu sıfatla anılır. Yeraltı Tanrısı ise, yaratılış mitosunda yer aldığı üzere; Bay Ülgen’den, dünya üzerinde asasının ucu kadar yer isteyip, asanın yere vuruluşuyla açılan delikten insanlara düşman olması öğütlenen sürüngenlerin yeryüzüne dağılmasına sebep olmuş olan Erlik Han’dır. Ölümün efendisi olarak bilinir ve sanat tarihinde cin tasvirleriyle yer alır. Gök ile yeraltı arasında konumlanmış olan Yer-Su (Orta ve Aşağı Dünya) tanrıları ise; dünyanın merkezi olan Dünya Ağacı dibinde oturduğu varsayılan, tüm canlı varlıkların koruyucusu Yo Kan; denizlerin ve tüm suların hakimi, ölülerin koruyucusu Talay Han ve çocukların, insanların koruyucusu, güneşle ve ocakla özdeşleştirilen, bereketli mahsuller sağlayan, “toprak ana” düşüncesini doğuran Tanrıça Umay ya da Umay Ana; Ülgen’e yaratma kudreti ve ilhamını veren Ak-ene; ulusun koruyucusu Ana Maygıl’dır.


Bunlar dışında Türk inanışının temelini oluşturan başka iyeler (ruhlar) de mevcuttur. Rüzgar ve Yağmur, Dağ, Orman iyeleri ile, Ateş özellikle en kutsal iyelerden birisidir. Ateşin temizleyici, kötü ruh ve hastalıklardan koruyucu gücü olduğuna inanılır. Kirli olduğuna inanılan şeyler ateşe gösterilerek temizlenir ki bu da hala günümüzde varlığını sürdüren “tütsüleme” eylemidir. Ayrıca ateşin haberci niteliği de olduğu düşüncesiyle doğmuş, ateş falı da bu kültürün bir parçasıdır.
Türklerde “ocak” kavramının kutsallığı da yine ateşe olan saygıdan doğmaktadır.


Doğanın iyelerinin yanında “ev iyesi” kavramı da oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir. Her evin bir ruhu olduğuna, o ruhun koruyuculuğuna inanılır. Ancak bu ruh, memnun edilmesi gereken, bu nedenle tıpkı diğer ruhlar gibi saçı ve kurban bekleyen ruhlardır. Aksi halde ev iyesi memnun kalmaz ve eve hastalık getirir. Bu inancın günümüz Türklerinde de varlığını sürdürdüğünü söylenebilir  “Ocağın sönsün” tabiri ise geleneğin en büyük bedduası olarak görülür çünkü “Kutsallığın yok olsun, soyun kurusun” anlamlarındadır.
Türklerin ibadet biçimleri ise birçok Türk Kültüründe benzerlik göstermektedir. İbadethane kavramının olmadığından daha önce bahsedilmiştir. Ancak dini lider olarak adlandırılabileceğimiz Şaman (Kam) yönetiminde çeşitli ibadetler yürütülmektedir. Her ibadet anında Kam bulunmaz, ancak ve ancak önemli şahsiyetlerin cenaze törenlerinde, liderlerin taç giyme törenleri ve bütün toplumu ilgilendiren durumlarda (Örn: Yağmur Duası) Kam ibadetin, duanın öncüsü olarak orada bulunur ve töreni yönetir. Bu durumlar dışında ise Türklerde ibadet, bireysel olarak gerçekleştirilir. Kişinin; tanrılara, ata ruhlarına ya da doğanın iyelerine, niyetini ve/veya dileğini, belli ritüeller çerçevesinde iletmesiyle ibadet gerçekleşmiş olur. Bu ritüellerin temelinde yatan duygu ise saygıdır. Çünkü saygısızlığın ruhları ve tanrıları kızdıracağına inanılır. Kızmış tanrılar ise, hastalıklar ve felaketler demektir.
Bunlardan korunmak için çeşitli yöntemler bulunmuş, şamanlar tarafından salık verilmiştir. Bu yöntemler ise, Şamanizm’in de temelini oluşturan inanışlara dayanmaktadır. Animizm ve Totemizm kökenli bazı gelenekler Şamanizm’i ortaya çıkardığı gibi, günümüzde dahi varlığını sürdürmektedir. 

Hilal KUVVET

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Ritüeller Ve Tiyatro

      Öncelikle konunun daha geniş detayları için http://www.gnoxis.com/rituel-nedir-rituel-kavraminin-incelenmesi-62619.html okumanızı öneririrm ama yok ben zaten biliyorum diyorsanız buyrun   RİTÜEL TİYATRO NEDİR? Ritüel tiyatronun tanımını yapabilmek için öncelikle farklı bazıbileşenlerinin ayrımını iyi yapmak gerekir. Bunlardan ilki tiyatro ve drama arasındaki farktır. Tiyatro her ne kadar dramayı içerse ve dramatik öğeler barındırsa da, drama anlam ve içerik olarak daha geniş b

      , Yer: Tiyatro ve Sahne Sanatları

    • Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar

      Geleneksel Türk Dini   Türkler iki bin yılı aşkın tarihleri boyunca başta İslamiyet, Gök Tanrı İnancı ve Şamanizm olmak üzere, Tabiat Kuvvetlerine İnanma, Atalar Kültü, Taoizm, Totemizm, Budizm, Zerdüştilik,Mani Dini, Hıristiyanlık, Musevilik gibi dinlere inanmışlardır.Ancak bu dinler içinde Türklerin Geleneksel Dini de diyebileceğimiz birtakım inançlar vardır ki bunlar Türklerin ilk çağlardan günümüze kadar taşıdıkları bazı geleneksel adetleri ve ibadetlerinden oluşmaktadır. Bu dinler, Atal

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • 23. İstanbul Tiyatro Festivali

      İKSV tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda düzenlenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali, 13 Kasım-1 Aralık tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor   Ayrıntılı bilgi : https://tiyatro.iksv.org/tr/program   Biletler : https://www.biletix.com/etkinlik-grup/211926167/ISTANBUL/tr

      , Yer: Pano

    • Tiyatro ve Sahne Sanatları Haberleri

      İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 1 Ekimde perdelerini açacak. Yeni sezona ilişkin düzenlenen basın toplantısında konuşan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, geçen hafta yeni dönem projelerini açıkladıklarını hatırlatarak, bu projelerin hayata geçtikçe daha çok ilgi toplayacağını söyledi. Alkaya, Türkiye’nin ilk çocuk tiyatrosu sahnesinin Kağıthane’de kurulacağını, bunu Gaziosmanpaşa’da çocuk tiyatrosu sahnesinin izleyeceğini anlatarak, Beyoğlu Sahnesi Mimari P

      , Yer: Tiyatro ve Sahne Sanatları

    • Eski Türklerde Şamanik Ocak Kültü ve Tedavi Şekilleri

      TÜRKLERDE OCAK KÜLTÜ KÜLTÜRÜ – Arşt. Turan Ali ÇAĞLAR   Türklerin kam (Şaman) kültlerinin en önemlilerinden birisi de , OCAK kültüdür, Önem sıralaması yaparsak; Gök tengri, güneş, ay, yer – su, ata kültlerinden sonra, Ocak kültü yer alır.   Kült: Dinsel, inanç duyulan objelere denir.   Eski Türk tarihinde ateş kutsaldır. Yalnız bunu, eski İran dini olan ateşe tapma ile karıştırmamak gerekir. Çünkü eski İran, da ateş, fanatik bir görüşle, her şeyi yaratan güç sayılırken; Türk inancında ateş,

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

×
×
  • Yeni Oluştur...