Jump to content

İnziva: İnsanın Kendine Yolculuğu


Münzevi Büyücü

Önerilen Mesajlar

      İnziva ile ilgili denk geldiğim güzel bir yazıyı paylaşmak istedim.Yaşamın bize yüklediği misyonlar ve insanlığın kurduğu düzenin içinde bazen kendimizden uzaklaşıyoruz.Çevremizin bize yüklediği ve yaşamla mücadelenin içinde bazen nefes aldığımızı bile hissedemiyoruz.Algılarımız kapanıyor ve kendimize yabancılaşıyoruz.Bu noktada inziva konusu çok önemli benim için.Yola devam etmek için ihtiyacımız olan yakıt İNZİVAYA ÇEKİLMEKTİR bazen.

                                                                     ScreenShot_20220607052920.jpeg.853b479552e12ce6c44c30baa3047e67.jpeg 

                                                                                                                                    GİRİŞ

 

       Vico‟nun şu sözü hep anlamlı gelmiştir bana: İnsanın kafası gövdesine gömülü olduğu için gözleri ilk önce kendini değil dış dünyayı görmüş, kendinden önce dış dünyayı merak etmiştir.2 Bu yüzden insanın rasyonel ve gerçekçi bilme çabasının ilk adımlarından birini oluşturan ilk filozofların soruları doğaya ilişkin olmuş, bu nedenle kendilerine “fizikçiler” adı verilmiştir. M.Ö. 400‟lü yıllarda ölen Sokrates, insanın kendini bilmesine değinmiş, bunu bir buyruk olarak formüle etmiştir: “Kendini bil!” M.S. 400‟lü yıllarda yaşayan Augustinus ise kişinin kendini bilmesi (memoria sui) ile Tanrı‟yı bilmesi (memoria Dei) arasında bir ilgi görmüştür. Bu ilgi bir hadiste, “Kendini bilen Rabbini bilir” şeklinde yeniden ifade bulur. Yunus, okumanın bilmenin anlamını, kişinin kendini bilmesinde, iç-benine yöneliminde görür. İnsanın kendine yolculuğu, fizik evrene yolculuğundan daha kolay ve daha zahmetsiz olmamıştır. Mantık alTayr‟da geçen zorlu yolculuk, metaforik bir anlatım olarak insanın kendine yolculuğudur aslında. Bütün bu sözler, insanın kendisini bilmesinden önce başka bir şey söyler: O da bu işin zorluğudur. Eğer böyle bir zorluk olmasaydı, peygamberler, bilgeler, düşünürler, insanın kendini bilmesi konusu üzerinde durmazlardı. Her türlü dini, mistik ve tasavvufi algılayış biçiminin temelinde öncelikle insanın kendini bilmesi anlayışı vardır. Onlar, insanın kendisi hakkındaki bilgisini, bilme ediminin zirvesi olarak görmüşler, diğer bütün bilme türlerini ben bilgisine çıkan yoldaki konumlarına göre değerlendirmişlerdir. Kendini bilmeden elde edilen diğer bilgiler, bir egemenlik biçimine, tehlikeli bir aygıta dönüşebilmektedir. Yunus‟un “İlim kendün bilmekdür”3 ifadesi, bu tür bir bilme biçimine işaret eder. İlim bilmek, kendini bilmeden tamamlanmaz. Bu şekilde insanın kendini bilmesiyle insan olmak arasında açık bir ilgi kurulur.

                                                        

                                                                                         0_9_UwDbprE7sJDcld.thumb.jpg.0972f27ca1f99eddf63eb7d47ae7ada3.jpg

                                                                                                                   1. İNZİVA VE SEYİR

                                              ruya-241.jpg.c4a0483d62ef6aee7748664eee84cad4.jpg

        İnziva, insanın kendine dönüşünü, kendine yaptığı uzun ve çileli yolculuğu en iyi ifade eden sözcüklerden biridir. Bu uzun ve çileli yolculuğun yaşantılarından biri bir tür “kendilik bilgisi”, “ben-bilgisi” diyebileceğimiz bilgi kazanımıdır. İnzivada bir çekiliş, bir uzaklaşma vardır; ama aynı zamanda bir dönüş, bir sokuluş ve kavuşma da vardır. İnziva kişinin gözlerini dış dekordan ayırıp kendi varlığına çevirmesidir. Kendine bakması, kendini tanımaya ve anlamaya çalışmasıdır. İnziva suyun tutulmasıdır. Kişinin kendine yükselmesi, kendinden kendi dışına, kendi dışından kendine doğru yol aramasıdır. Ruhunu ve bedenini denemesidir. Denilebilirse deneysel bir dünya görüşü, deneysel bir felsefedir inziva. Bu istemsel bir faaliyettir. Zorunluluk, inzivanın doğasında yoktur. Bu nedenle fiziksel bir ayrılık değildir, insanın kendi içindeki hareketidir. Onu yalnızlıktan ayıran bu istemsel, bu fikri yönüdür. İnziva, en üst anlamıyla bir seyir olayıdır. İnsanın kendini seyredebilmesi için, kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun dışına çıkabilmesi gerekir. Dışarı çıkma, kavrayıcı bir seyir içindir. Bu hareket, kendinden uzaklaşma değil, kendine dönme eylemidir. “Ben kendimdeyken ne kadar kendimdim?” sorusu üzerine başlayan seyir, kişiyi kendisi ile karşılaştırır, kendisi ile tanıştırır, kendisi ile görüştürür. Kişiyi kendine yaklaştırır, kendine bırakır. İnziva, seyretmek isteyen, görmek isteyen bir eylemdir; kavrayıcı bir bakıştır. İnsanın kendisine ve dış dünyaya kavrayıcı bakışıdır. Münzevi, dış dünyaya da bakar, ama kendini görmek için bakar. Kendini görmek ister¸ kendisiyle birlikte dünyayı, hayatı ve evreni görmek ister. Böyle bir kavrama isteği vardır onda. Bu bakışta, pratikten uzaklaşma, pratiğin üstüne çıkma söz konudur. Uzaklaşma “seyir”in doğasında olan bir şeydir. Seyir, pratik edimli bir eylem değil, kavramaya yönelik bir eylemdir. Onda kavrayıcı bir bakış söz konusudur. Ancak bu sadece aklın seyretmesi değildir, gönlün de seyretmesidir. Zira bu kavrayıcı noktada aklın ve gönlün görebileceği noktalar vardır. Seyir, pratik alanda, ihtiyaç duyduğu seyir noktasına, ihtiyaç duyduğu yüksekliğe erişemez. Hayatı, hayatın içindeyken, kendini kendinin içindeyken kavrayamaz. Onda hem hayatın içinden, hem de kendi içinden uzaklaşma vardır. Bir mesafe koyma isteği vardır. Ancak bu mesafeden kendini, hayatı ve evreni anlayabilir, kavrayabilir. İnsan ancak dünya ile kendi arasına bir mesafe bıraktığında görebilir kendini, kendine çıkan yolları. Kendine çıkan yola girebilmesi için dış dünyadan çekilmesi gerekir. Dış dünyadan çekilmeden, dış göz keskinliğini yitirmeden iç göz açılmaz, kişi kendisinin seyrine dalamaz. Dış dünyanın ritminden kopmadan iç dünyanın ritmine kavuşamaz. Dolayısıyla inziva bir nazar, bir seyir, bir temaşa, bir theoria, bir contemplation, bir anschauung eylemidir. Kavrayıcı bir eylemdir. Ama son aşamada yine de eyleyici olmaktan uzak değildir. Zira hayat karşısında, varoluş karşısında aktif bir tutumu da beraberinde getirir. O, bir eylemden çekilirken bir başka eylem geliştirir. O da sükûnettir; telaştan, kaygıdan uzaklaşmadır. Pratik dünya, bu genişlemiş gönülden daha net, daha derinlikli ve bütünlüklü görünür. Kendi bütünlüğü içinde görünür.

                                                                                       julia-irish-drowning-man-sketch-1-9368424e-1b9i.thumb.png.8a7cefa030af18dea1fe2317e4c3d914.png

 Samsatlı Lukianos, bir oyununda çarıkçı Menippos‟u, bir diğerinde de kayıkçı Kharon‟u, ancak ölümsüzlerin, dünyayı ve ölümlülerin işlerini seyredebilecekleri bir yüksekliğe çıkarır. Bu insanüstü varlıkların bakış açısından her şey farklı görünür ona; insanların hırsları, tutkuları, kaprisleri, sevinçleri, kederleri, birdenbire farklı bir anlama bürünür. Her şeyi çok farklı hisseder. İnsanüstü varlıkların, ölümsüzlerin bakış açısıdır bu. İnziva, bir yanıyla böyle bir şeydir. Ölümsüz bir noktadan ölümlülerin hallerini seyre dalmaktır, böyle bir bakış açısı bulmaktır kendine. Ebedi bir noktadan faniliği, gelip geçiciliği seyre dalmaktır. Kuşkusuz bu yeni bir bilinç, daha derin, daha kavrayıcı bir bilinçtir. İnziva sadece kavrayıcı bir bakış değil, aynı zamanda olgunlaştıran bir bakıştır da. Bu kavrayıcı bakışın amacı olgunlaşmaya yöneliktir. İnzivaya çekilenin bilinci değişir, bakışı değişir, kişiliği değişir. Kişi, inzivadan dönerken inzivaya giden kişi değildir artık; değişmiş ve 3 başkalaşmıştır. Farklı bir gözle bakmayı, farklı bir gözle görmeyi öğrenmiştir. Geçici ve kalıcı olanın, sonlunun ve sonsuzun bilincine ulaşmıştır. Bu bilinçle inziva varoluşun çıplaklaşması durumudur. Burada sahip olduğumuz statülerden, kazanımlardan arınırız. Kendimiz olarak kendimizi anlamaya çalışırız: genç ya da ihtiyar, güzel ya da çirkin, zengin ya da fakir bir kişi olarak değil, bütün bunların paranteze alındığı bir noktada, insan olarak, bizzat kendimiz olarak kendimizi anlamaya çalışırız. Fenomenolojik ifadelerden yararlanarak söyleyecek olursak, burada bir arınma, bir aza indirgeme, bir paranteze alma söz konusudur; öze inmek, özü görülemek için. İnzivanın seyri, özü görülemeye yönelen bir bakıştır.

                                                                              1460655817_Gerekstsanat(14).jpg.dc83c613ea2cecc68b5634e438ad90d2.jpg

      An'da, kişi, bedensel istekleri ile birlikte yaşar. İstemenin, arzunun etkisi altındadır. Kaygılanır, kazanmak ister, kaybetmekten korkar. Pratik hayatta hep şu anda yaşar. Bu nedenle geç kalır, acele eder, yetişmek ister, kavuşmak ister. İnzivadaki kişi, bulunduğu yükseklikte geniş bir zamanda yaşar. Burada kişiye gerçeği yanlış gösterecek ya da hiç göstermeyecek bir bencillik, hırs, telaş, panik ve acele yoktur. Adeta zamanın sesi duyulmaz. İnziva noktası, bedenin hafiflediği bir noktadır. Alışılmadık bir noktadır. Burada bedenin sesi kesilir, daha çok ruhun, gönlün sesi duyulur. Bu bir üst seviyedir. Kişi bu aşamada, aşmış olduğu beden, zaman ve nefis, kaygı, hırs yoğunluklu varoluşun etkisinden kurtularak hafifler. Eşyayı olduğu gibi kavrayabilecek bir noktaya erişir. Bu mutasavvıfları, sözgelimi Mevlana‟nın, Yunus‟un betimlediği gönlün arınması durumudur. Onlar, hakikatin, benliğini arındıran, gönlünü bir ayna gibi parlatan kişinin iç alemine yansıyacağını söylerler. İnziva, gönlün arınması sürecidir.

     İnziva, kişinin kendi potansiyelini görmesi ve harekete geçirebilmesi de demektir. İnziva, tıpkı suların, enerji üretmek için bir duvarın ardında toplanması gibidir. Bir değer ortaya koyabilmek için kişinin kendini biriktirmesidir. Yalnız biriktirme değil, bu birikimi enerjiye dönüştürebilmesidir de. İnzivanın ölçütü üretimdir. Üretmeyen, çoğaltmayan, büyütmeyen, derinleştirmeyen, olgunlaştırmayan, terbiye etmeyen inziva, kendi içinde eksik kalmış demektir. İnzivanın yaşama gücünü kestiği kişi, eyleme geçmek için bir neden bulamaz. Yer Altından Notlar‟da olup biten budur. Bu anlamda inziva ancak bir değerin, inancın ve iyi niyetin eşliğinde kişiyi olgunlaştırır, aksi halde toplumdan, toplumsal sorumluluklardan kopma yaratır. İnsanları sevmemeye doğru giden hastalıklı bir eğilime dönüşür. İnzivadaki sağduyu, iyi niyet, onu eninde sonunda insanlarla kavuşturur. Bu, inzivanın ölçütüdür. İnsanlara kavuşmayan inziva yolda kalmış, tamlanmamış demektir. İnzivaya çekilmek, insanın kendisine bir köşe, bakış açısı bulmasıdır. Hem köşe, hem bakış açısı olarak inziva, seyir eylemiyle ilgilidir. İnziva, kendi köşesinden, kendi bakış açısından seyir kılmaktır. Başımdaki gözleri yumuyorum, içimdeki gözler açılıyor. Kendimi, içimdeki ve dışımdaki sırrı görmeye çalışıyorum. Sonlu ve sınırlı varlığımla kim olduğumu anlamaya çalışıyorum. Kendim derken, kedimden öte yollar arıyorum. Kendimi evrenin özü ve özeti olarak görüyorum. İnziva kendimi kaybetmek için değil bulmak için, gizlemek değil açmak için. Olgunlaşmak için, kemale ermek için. Bana kendimi vermeyen inziva, inziva değildir. Beni insanlığa kavuşturmayan inziva, inziva değildir. İnziva bir yola girmektir, bir yolda yürümektir. Beni geliştirmeyen inziva, amacına ulaşmamış demektir. İnzivadan sonra dünyaya bir değer katmak ister kişi, davranışı ile, sözü ile, eseri ile; bir örnek, bir model, bir ölçüt oluşturmak ister. Yeryüzünde insanlığı, kendi insanlığını anlayarak yaşamak ister. İnsanın kendine olan yolculuğu başkalarına ulaşmadan, insanlara kavuşmadan tamamlanmaz. İnziva, insanın insandan uzaklaşması değil, öncelikle kendine yaklaşmasıdır. İnziva, inzivada kalmak için değildir. İnziva, kendi içine düşmek, kendi içinde kaybolmak için de değildir. O sağlıklı bir bakış açısıdır. İnzivaya çekilen eninde sonunda geri döner, ancak onun geri dönüşü ayağında polenler taşıyan arıların dönüşü gibidir. Kendi içinde çok yollar yürümüş, çok duraklardan geçmiş, çok manzaralar seyretmiştir. Farklı bir bilinç olmuştur artık. Beden olarak tanıdık gelen bu yüz, bilinç olarak farklılaşmış, kendini anlık ve günlük telaşın içinden sıyırmış, bir üst bakış açısına taşıyabilmiştir.

                                                                                                                    2.İNZİVA BİÇİMLERİ

                                                                                                                     ruya-112.jpg.2bf18cda11b487bfe3db2d401c4c50fe.jpg

     Nietzsche, Zerdüşt Böyle Buyurdu’da, “Görüp geçirebileceğiniz anların en büyüğü büyük yadsıma anıdır. Mutluluğunuzun da, aklınızın da, erdeminizin de size iğrenç geldiği andır” der.4 Büyük yadsıma anı, Nietzcshe‟de baştan sona her şeyin, bütün değerlerin yadsındığı andır. Varoluş, servetin, altının, zevkin, eğlencenin, bilgiçliğin, gevezeliğin amaç haline getirilmesi ile sahteleşir. İnziva, sahteleştiren değerleri yadsıyan bir bakıştır. Yadsıma biçimleri, inziva biçimlerini de oluşturur. Yadsıma biçimleri sonucu üç tür değer yargısına ulaşır insan. Bu değer yargılarından hareketle bir sınıflama yapacak olursak üç tür inzivanın olduğunu söyleyebiliriz. Bunların her birine edebiyattan ve felsefeden pek çok örnek bulabiliriz. Biz bu makalede konuyu aydınlatması açısından belirli ve sınırlı örnekler üzerinde duracağız.

Bu örneklerden ilki, Samsatlı Lukianos‟un bazı oyunlarında ve Dostoyevski‟nin Yeraltından Notlar isimli eserinde görülür. Söz konusu bu eserleri okurken ister istemez şöyle bir duyguya kapılır insan: “Her şey boş!” İkinci tür inziva, Netizsche‟nin Zerdüşt Böyle Buyurdu ve Albet Camus‟nün Sisyphos Söyleni isimli eserinde ortaya çıkar. Onlardan da şöyle bir duygu ediniriz: “Evet, her şey boş, ama her şeyin boş olduğunu söylemek de boş.” Üçüncü tür inziva örneği ise yine her şeyin boş olduğunu söyler, ancak bunu doluluğu, anlamı ve değeri netleştirmek adına söyler. O, “her şey boş” derken şunu söylemek ister aslında: “Boşluk dekorunun ardındaki doluluğu gör!” İnzivanın bu türüne edebiyat ve felsefeden pek çok eser örnek gösterilebilir. Platon, “İstersen bir ayna al eline, dört bir yana tut. Bir anda yaptın gitti; güneşi, yıldızları, ayı, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları”5 derken “mağara metaforu”yla ortaya koyduğu bilinç durumunu, inziva hali ile erişilen bilgeliği aydınlatır; asıl ve gölge olanı netleştirir. Ferideddin-i Attar, Mantık elTayr‟da yine bir yadsıma süreci içinde, geçici ve kalıcıyı birbirinden ayırarak, öze doğru yapılan içsel yolculuğu betimler. Tasavvuf edebiyatı baştan sona bu söylemin örneklenmesinden ibarettir. Bu inziva türünde, geçicinin, değişkenin, oluş ve bozuluş içinde olanın bilincine sahip bir bilge tipi ortaya çıkar. Bu aşamada yadsıma, geçiciyi kalıcıdan, sonluyu sonsuzdan ayıklar. Saflaşma mutlak tözü açık hale getirir. Tözün olduğu yerde mutlak boşluk olamayacağından, varoluşun her bir anı, öze inen kutsal bir sürece dönüşür. Şunu söylemek ister: “Boşluk doluluğa perdedir. Boş denilen hayat, aslında sanıldığı gibi boş değildir. Bakmasını bilirsen sana sonsuz değerde görünür, yaşamasını bilirsen seni sonsuzluğa ve aşkın benliğe götürür. Yeniden bakmayı ve görmeyi başarabilmelisin.” İnziva bu yenilenmenin ve zihinsel dönüşümün yöntemidir.”

                                                                                       ca30fcb89462957a0e62f7816d38aaa2.jpg.6ad5a8f35feeaaab32d2add4838bf846.jpg

                                                          2.1. Her Şey Boş:

     İnziva‟nın bu biçiminde boşluğun görülmesi söz konusudur. Samsatlı Lukianos, Öte Dünyada Konuşmalar‟da insanların sıradan yaşantılarını, uğrunda ömür tükettikleri değerleri yadsır; zenginlik, servet, hırs, şeref, ün gibi durumları hafife alır; bütün bunları hayatın sahici ve içtenlikli yönünü bozan durumlar olarak görür. Nedir hayatın sahici ve içtenlikli yönü? Değerleri değersizleştiren, anlamlıyı anlamsız, önemliyi önemsiz hale getiren büyük yadsımaya bakılırsa, onun boşluğu. Samsatlı Lukianos, bu dünyada bir bıçağı ve birkaç parça köseleden başka hiçbir şeyi olmayan Menippos tipini, dünya hayatını bir üst bakış açısından, ölümsüzlerin bakış açısından görebildiği ve bu seyrin sonunda bir yadsına tutumu geliştirebildiği, bu şekilde dünyanın zenginlik ve zevklerini yadsıdığı için yüceltir.

                                                           2.2. “Her Şey Boş” Demek de Boş:                                                                                                             İnzivanın bu türünde de yadsıma vardır. Yadsıma çarkı, burada da “her şey boş” diyene kadar döner. Ancak inzivanın bu türünü ilkinden ayıran, bir bilinç farklılaşmasıdır. Burada yadsıma yeni bir değer üretmek adına yapılır. Alışılmış değerlerin yadsınması yanında, inzivanın bu türünde bir değer oluşturma çabası öne çıkar. Bir şeyler yadsınır, alışılmış olan kabul edilmez. İnsanlarla aynı havayı solumazlar, aynı değerleri paylaşmazlar, aynı şeylere sevinip aynı şeylere üzülmezler. Onları farklılaştıran, her şeyin boş olduğunu anladıktan sonra takındıkları tavırdır: “Evet, her şey boş, ama her şeyin boş olduğunu söylemek de boş. Hayatı kendi bakışınla, kendi çabanla sen dolduracaksın.” demek isterler.

inzivanın bu türünü Nietzsche‟nin Zerdüşt Böyle Buyurdu ve Camus‟nün Sysiphos Söyleni adlı eserleri ile örnekleyebiliriz. Şöyle başlar kitap: “Zerdüşt, otuz yaşında, yurdunu ve yurdunun gölünü bırakıp dağlara çıktı. Orada ruhunun ve yalnızlığının tadını çıkardı ve on yıl bundan bıkmadı. Ama en sonunda gönlünde değişme oldu ve bir sabah tanla kalktı, güneşin karşısına geçti ve şöyle dedi: “Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, ne olurdu senin mutluluğun?” O anda, kendisi de insanlara ve onların yaşadıkları dünyaya bir değer katmak, bir “armağan sunmak” için geri dönmesi gerektiğini düşünür ve şöyle der: “Pek çok bal toplamış bir arı gibi bilgeliğimden usandım; onu almaya uzanacak eller gerek bana.”16 Böylece insan dünyasına bir değer katabilmek, bir armağan sunabilmek için “uyanmış biri olarak uyuyanların arasına” geri döner. Zerdüşt‟ün inzivada keşfettiği cevher, üstinsan (übermensch)‟dır. Onu insanın önündeki ulaşılması gereken bir hedef olarak görür. İnsan aşılması gereken bir varlıktır. O, kendisini aşıp üst insana ulaşmak zorundadır; yoksa solucandan üstinsana doğru giden evrim zincirinin en zayıf halkası olacak, ileri aşamaya ulaşamayacaktır. “Siz bu büyük meddin cezri mi olmak istiyorsunuz?” diye seslenir. Bunun sırrını da verir: Dünya ötesi umutlardan söz ederek insanı evrim yolundan alıkoyan, bir takım sözde erdemlerle onu oyalayan dini, ahlaki ve metafizik söylemlerdir. Bütün bunların özeti Zerdüşt‟ün ihtiyar ermişin ardından söylediği bir cümlede gizlidir: “Tanrının öldüğünü daha işitmemiş ormanında.”17 Zerdüşt‟ün inzivadan dönüşte getirdiği bu armağan çağdaş dünyayı, düşüncesiyle, sanatıyla derinden etkilemiş, hala da etkilemektedir. Onda Batı kültür ve yaşantısına, din ve ahlak anlayışına karşı köklü bir eleştiri söz konusudur.

                                                                                                       2.3. Boşluğun Ardındaki Doluluğu Gör:

     İnzivanın bu çeşidinde inziva bir terbiye, olgunlaşma, kendine ve Tanrı‟ya yaklaşma biçimi, bir süzülme, saflaşma, arınma yaşantısı, insanın kendi iç-benliğine ulaşabilmesinde bir yöntem olarak görülür. Bu yaklaşımın en ileri örneklerinden biri Ferideddin-i Attar‟ın Mantık al-Tayr isimli eserinde ortaya çıkar. Attar bu kitabında kuşların Simurg‟a olan aşklarını ve bu uğurda giriştikleri zorlu yolculuğu anlatır. Kuşların yolculuğu, insanın kendine yaptığı uzun, derin ve çileli inziva yolculuğunu simgeler. İnsanın saflaşması, kendi içindeki öze ulaşması, toprağın altındaki madene ulaşmasından daha zordur. Mantık el-Tayr‟da “kuşların yolculuğu” metaforik anlatımı ile dile getirilen öze ulaşma çabası, inziva yolunun hemen bir çırpıda yürünüp bitiriliverecek bir yolculuk olmadığını, aksine Simurg‟un, ancak belirli aşamalardan geçerek ulaşılması gereken bir hedef olduğunu dile getirir. Burada inziva boşluktan geçme çabası olarak betimlenir. Boşluğun derin ve zorlu vadilerinden geçemeyenler, Simurg‟a, Varlığa, doluluğa ulaşamazlar.

Bu yaklaşımın temel fikri şu şekilde özetlenebilir: Varlıkta boşluk yoktur. Varlıkta anlamsız, absürt bir şey yoktur. Boş ve anlamsız gibi görünen her ne varsa, o şeyin boş ve anlamsız olmasından değil, bizzat bakıştaki boşluk ve anlamsızlıktan kaynaklanır. Boşluk, varlığa bakan bilincin bakma tarzından kaynaklanır. Bakma tarzı, varlığı, kimine boşluk, kimine de sonsuz doluluk, güzellik ve anlam olarak gösterir. Boşluk da, doluluk da kendine bakan göz için vardır. Aksi halde boşluk ya da doluluk diye bir şey söz konusu değildir. Boşluğu gören, yapan, üreten ve yayan insan bilincidir. Boşluk, insanla doğar, insanla büyür, insanla yaşar, insanla ölür. Boşluk doluluğun sırrıdır, sıvasıdır. İnziva, bütün bu boşluk vadilerini geride bırakarak kişiyi kendine doğru uçuran zorlu bir yolculuktur.

                                                                                                                     SONUÇ

                                                                                                              9d7da505c942e55c003a5d71b50d4800--christian-artwork-digital-art.jpg.09739f46b12dbb4fdf1aa95aa81a8ed3.jpg

     Mağaradan geri dönen kişi, hayatı yeniden keşfetmiştir. Bu yüzden inziva birinci aşamada yadsımayı, yıkılışı, ikinci ve üçüncü aşamada yeniden yapılışı, yeniden kuruluşu, yeniden doğruluşu ifade eder. Bu inşa süreci içinde bilinç yeniden yapılanır, varlık ve varoluş yeniden değerlenir. Bakmak ve görmek yeniden öğrenilir. Hayat ve ölüm yeniden anlamlanır. Kişi, geniş boşluğun üzerinde kendi varlığını sonsuzluk bilinciyle yeniden keşfeder. Hayat, hayatın boş olduğunun keşfi ile bitmez, asıl ondan sonra, dolu olduğunun keşfi ile yeniden başlar. Hayatın boşluğu, çok kolay keşfedilebilecek bir şeydir. Büyük tutkuların, büyük hırsların gerisinde olan hakikat odur. İnzivada hem bir yadsıma (alışılmış düzenin yadsınması), hem onu aşma, hem de onu yeniden yapılandırma girişimi söz konusudur. İnzivanın mağarasındaki kişi ise her şeyi aydınlatan güneşi görmek için oradadır. Bu güneş kendisine göründükten sonra yavaş yavaş iner oradan, halkın arasına katılır. Mağara, ruhu olgunlaştıran, terbiye eden bir üst seyir noktası gibidir. Kişi bu noktadan her şeyi en iyi şekilde görebilmekte ve değerlendirebilmektedir. Mağara, insanın ilk sığınağıdır. Sadece bedeninin değil, ruhunun da sığınağıdır. Orada kendisine, hayata, evrene ve dünyaya ilişkin kavrayıcı bir bakış elde eder.

Sözünü ettiğimiz üç basamaklı inzivada, en zayıf halka ilk aşamadır. İnzivanın bu türünde boşluğun ağırlığı ezici bir şekilde hissedilir. İkinci aşama, onu doldurma isteği ile daha sağlam bir tutumu ve iradeyi gösterir. O, ortaya koyduğu kendi anlamını kendisi üretme iradesiyle, bir arayışın, bir isteğin, bir direnişin simgesidir. Adeta şöyle haykırır: “Hayatın bir anlamı varsa, onu sen arayıp bulacaksın!” Bu tutum, her şeyin boş olduğu yönündeki kanıyı aşar, onu küçümser, yetersiz ve güçsüz bulur. Hayatın boş olduğunu söylemek sadece bir tespittir. Asıl olan boşluğun nasıl doldurulacağını söyleyebilmek, bu yönde bir irade ortaya koyabilmektir. Üçüncü aşamada ise şöyle der insan: Hayat üç boyutlu bir resim gibidir. Size kaos, düzensizlik ve boşluk olarak görünen o resmin derinliklerinde aslında sonsuz bir anlam, güzellik ve doluluk gizlidir. Hayatın boş olduğunu söylemek, kendi başına bir şey söylemek değildir. Onu anlamlı kılan kendisinden sonra söylenecek cümledir. Bütün varlık, bütün hayat, boşluğun seyrinden sonra başlar, oradan sonra gelir. Bu ise bir bakma, görme ve algılama meselesidir. Asıl olan hayatın boşluğunda bir derinlik, bir doluluk görebilmek, boş gibi görünen o yüzeyin altındaki sonsuz zenginlik ve doluluğa ulaşabilmektir. Yunus Emre, bu seyir‟i nitelemek için “gönül gözü” veya “bâtın gözü” ifadelerini kullanır.

                                                           ScreenShot_20220607062332.jpeg.c0e145268b6fd6ceb00b5cb8caf21e7d.jpeg

     İnzivanın ilk biçimini örneklediğimiz Yeraltından Notlar‟da, bir hedef yoktur. Roman kahramanı, kendini de, insanların sahip olduğu değerleri de yadsımaktadır. Bu hiçleme durumunda, her şey hiçte kalır, bir değer ortaya çıkmaz. İkinci aşamada, hiçlemeden bir değer, bir irade gücü, bir varolma değeri ortaya çıkar. “Üst-insan” ya da “Sisyphos”, bu hedef değerin somutlaştığı tiplerdir. Aynı şekilde Mantık al-Tayr‟da da bir hedef-değer vardır: Simurg. İnziva yolu, yokluktan varlığa, hamlıktan kemale, cehaletten bilgeliğe doğrudur. Burada da her şeyin boş ve yalan olduğu vurgulanır, ancak bu yokluğu bulmak için değil, varlığa, değere ve anlama kavuşabilmek içindir. Görüleceği üzere, inzivada kalbin, gönlün, zihnin, bilincin durumu, ne öğüttüğü, ne işlediği önemlidir. Sadece yalnızlık değildir inziva, kendi içinde çoğalmadır, yenilenmedir, yeniden varolmadır da.

Bütün bunarlın sonucunda şöyle denilebilir: Ancak arındıran yalnızlık inzivadır, ancak geliştiren yalnızlık inzivadır, ancak olgunlaştıran yalnızlık inzivadır, ancak gözeten yalnızlık inzivadır, ancak insanın kendine giden yalnızlığı inzivadır, ancak biriktiren yalnızlık inzivadır, ancak bir değer üretebilen yalnızlık inzivadır. Nietzsche bir sözünde şöyle der: Kimisi kendini bulmak için gider komşusuna, kimisi kaybetmek için.” İnziva da böyledir: Kimisi kendini bulmak, kimisi de kaybetmek için çekilir inzivaya. Kaybettiren inziva inziva değildir, yoksullaştıran inziva inzivadan beridir. Bir değer üretmeyen, bir müjde vermeyen, bir armağan getirmeyen inziva inziva değildir. İnsanı Tanrı‟ya, kendine ve diğer insanlara yaklaştırmayan inziva inziva değildir. Hayatın boşluğunu keşfetmeyen, onu yeniden dolu ve anlamlı bir hale getirmeyen inziva inziva değildir. Ölüm gerçeği karşısında sahih bir tutum sergileyemeyen kişi, ne kadar yalnız da kalsa, ne kadar insanlardan uzak da yaşasa inzivada değildir. Bu anlamda inziva bir çekiliş değil, bir kavuşmadır, bir kaçış değil bir kucaklaşmadır. Bir düşüş değil, bir yükselmedir; böyle bir şeydir.

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                

 

 

 

 

 

 

 

 

0_9_UwDbprE7sJDcld.jpg

ruya-241.jpg

julia-irish-drowning-man-sketch-1-9368424e-1b9i.png

ruya-112.jpg

15-superstitions-and-hidden-meanings-about-dreams.jpg

Münzevi Büyücü tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Dünyaya Teslim Olan İnsanın Karakteristik Durumu

      Sorunu ortaya koymadan, sorunun çözülmesi çok zordur. Gelin şimdi sorunu maddeler halinde bir gözden geçirelim: 1.Duygularının  esiridir. 2.Kalıplar içinde sıkışıp kalmıştır. 3.Gurur-kibir içindedir. 4.Dünya ile özdeşleşmiştir. 5.Gerçek bilgiden uzak, sadece kulaktan dolma bazı dinsel bilgileri ve terkedemedikleri kendisine sürekli olarak engel olmaktadır. 6.Bireysellik içindedir. Dilinden "ben" sözcüğü düşmemektedir. 7.Aç gözlüdür. 8.İç güdüsel yaşar.

      , Yer: Witchcraft

    • Kendi Kendine Telkin (oto - ipnoz)

      Başlıktan da anlaşılacağı üzere telkin başlı başına bilimsel bir araştırma konusudur. Telkinden amaç şuuraltına bir takım emirlerin verilmesidir.   Şuuraltının özelliğinden dolayı, şuuraltımıza iletilen hemen hemen her emir çok kısa bir sürede fiziğe yansır ve verilen emir şuuraltı tarafından derhal yerine getirilir.   İnsan doğasının bu mucizevi özelliğini uzun yıllar önce farkeden çeşitli ülkelerdeki birçok araştırmacı, telkin üzerinde önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Yapılan deneysel

      , Yer: Psişik Yetenekler

    • Bir Nantes Yolculuğu Festivali

      Fransa'nın Nantes kenti ilginç bir sanat festivaline ev sahipliği yaptı.   http://i.hizliresim.com/8zZadk.jpg   “Bir Nantes Yolculuğu” adlı festivalde sergilenen heykeller sanatseverlere görsel bir şölen sundu. Tanınmış Fransız heykeltıraş ve fotoğrafçı Philippe Ramette’in çalışmaları ülkenin batısında yer alan şehrin sokaklarını adeta süsledi.   http://i.hizliresim.com/7DgaNa.jpg   Ramette’in bu festivaldeki temalarından biri “Tembelliğe Saygı” olurken, kaide üzerinde bir ayağı boşta du

      , Yer: Pano

    • Binlerce İnsanın Aynı Adamı Rüyasında Gördüğü İddiası

      İDDİA: 2006 yılından bu yana dünyanın farklı yerlerinden binlerce insan aynı adamı rüyasında gördü. YANLIŞ --> http://www.gnoxis.com/herkesin-ruyasinda-gordugu-adam-43558.html     http://i.hizliresim.com/dB29VX.jpg   İnternette yüzlerce web sitesi üzerinden duyurulan, belki de binlerce kez çeşitli sosyal medya kanalları aracılığıyla paylaşılmış ve neredeyse bir şehir efsanesine dönüşmüş olan iddiaya göre dünyanın dört bir yanından binlerce insan aşağıdaki görselde yer alan adamı

      , Yer: Şehir Efsaneleri

    • Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu - Jaroslar Kalfar

      Jaroslar Kalfar'ın Arthur C. Clarke Ödülü adayı sürprizlerle dolu kitabı, "Bir Astronotun Sonsuz Yolculuğu" galaksilerarası bir aşk, azim ve keşif seyahatini anlatıyor.     Çocukken öksüz kalan, dede ve ninesinin Çek kırsalında büyüttüğü Jakub Procházka’ya, kendi halinde bir biliminsanıyken Çek Cumhuriyeti’nin ilk astronotu olması teklif edilir.   Venüs’le Dünya arasında ortaya çıkan Chopra isimli bulut, gökyüzünü mora çevirmiştir. Yapacağı bu tek kişilik tehlikeli uçuş Jakub’a hem kahrama

      , Yer: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri

×
×
  • Yeni Oluştur...