Jump to content

Güncel Heykel Sanatında Büyü Olgusu


nevermore

Önerilen Mesajlar

İlkçağlardan beri sanat ve büyü kavramları değişik zamanlarda birbirine geçmiştir. Büyücü ve sanatçının iç içe geçtiği yabanıl inanışlarda, yaratılan kurguyla bu kurgunun niyetleri bakımından arkaik pek çok kültürde benzerlikler vardır. Paganizm ve animizm gibi yabanıl kökenli inanışlarda bu benzerlik oldukça etkileyicidir. Canlandırılan büyü ayinleri ve ritüeller, çağdaş heykel sanatında bazen biçimsel olarak, bazen de bir metafor olarak kullanılmıştır. Gerek malzeme kullanımı gerekse sanatçıların etkilendiği yerel kültürler burada etkilidir. Büyü olgusunun insanlık tarihiyle beraber gelişim süreci, inanışlar bağlamında şekillenmiştir. Bu inanışların pratiklerinde pek çok ritüel ve büyü uygulamaları mevcuttur. Arkaik atalardan itibaren oluşan kolektif bilinç havuzunda bu sürecin ve etkilerin izlerini görmek mümkündür. Çağdaş sanatta sanatçının kolektif bilinç havuzundan beslendiği düşünülür ise büyü olgusunun güncel sanattaki arayışlarını görmek mümkündür

Cueva de las Manos, M.Ö. 7300Cueva de las Manos, M.Ö. 7300

 

Sanatçının ilgi çekiciliği, insanları kurguyla etkilemesine bağlanabilir. Zaten sanatın varoluşunda büyücüler çok etkendir (URL 1). İlkçağdan beri sanatçının büyücü olduğuna dair inanışlar hep olmuştur. Mağara resimleri yapan ve avlanan, hayvanların ruhunu betimleyen işte bu büyücü olan sanatçıdır. Sanatçı belirli bir niyetle bilinçli olarak bir kurgu gerçekleştiriyorsa burada sanat yapıtından söz edilebilir. Yabanıl insanlar topluluk halinde yaşamışlar ve doğal olarak yaşamlarını sürdürmek için avlanmışlardır. Av ritüelleriyle birlikte avın daha bereketli geçmesi amacıyla büyü ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda yabanıllar pek çok büyü ritüeli yapmışlardır. Bunlar önceleri dans, ses ve performans halindeyken daha sonraları mağara duvarına resim çizme şekline dönüşmüştür. İnsanın doğayla kendini bir bütün olarak düşünmesi, doğaya hükmetme ya da yön verme isteği ve doğadan duyduğu korku, onu büyü ritüellerini yapmaya yöneltmiştir. Başlangıçta ilk dinsel temalar olan Animizm, Totemizm ve Şamanizmde pek çok alanda büyü kurguları vardır. Paganizm ise Dünya Uygarlık ve Sanat Tarihinde çok önemli sonuçlar yaratan önemli bir inanç sistemidir.

 

Eski çağlardan günümüze kadar değişik süreçlerden geçerek gelmiştir. İnsanoğlunun inancını anlatabilme kaygısıyla doğayı örnek alarak çizdiği sembolik tasvirlerin, resim, piktogram ve yazı sanatını; ürettiği formların heykel sanatını geliştirdiğini söylenebilir (URL 2). Paganizm ritüelleri de kendinden önceki inanışlardaki ritüellerle oldukça benzerlik göstermektedir. Paganizmde ayin sebepleri, insanın yaratıcı olan doğa anaya uyumu ve doğada ki bütün güçlere ve ayrıca ruhlara saygısını göstermesidir. Yani yaşamak için hayatı ve doğa anayı yani tanrıçayı kutsal sayar ve bu doğrultuda onları onurlandıran ritüeller yapar. Paganizmden önce, yapılan ayinlerde büyü nedenleri zaman geçtikçe değişmeye başlar. Ak ve kara büyü olguları bu noktada ortaya çıkmaktadır. C. Levi Strauss; topluluk çevre ve ekonomik koşullar tarafından yoksun bırakıldığı şeyin düşünü kurmaktadır derken bu saptama topluluğun kendi gerçeğiyle imgesel ilişkisinin çaptırılmaya yatkın köklerini göstermesi açısından ilginçtir. Doğaya yabancılaştırılmasının da ötesinde kendi doğasında ve içinde yaşadığı topluma yabancılaştırılan çağdaş insan büyüye, söylene belki de her zamankinden daha fazla gereksinme duymaktadır (Erel, 1997, s. 72). Sanat ve büyü, büyücü ve sanatçı bu noktada yeniden birbirine karışmaya başlar. Yaratmanın büyüsüne kapılan sanatçı aynı ayinsel hissiyatla ve yaratmanın verdiği meditatif durumla sanat eserlerini üretmeye ve kendini anlamlandırmaya başlar. Sanatçıların kolektif bilinçdışından beslendiği bilinmektedir. Bu bağlamda arkaik atalardan beri öğrenilen her şey bir bilinç havuzunda olduğu düşünülebilinir. Kolektif bilinçdışı, Jung’un birinci imgeler diye adlandırdığı gizil imgeler topluluğundan oluşur. Bu imgeler psişenin ilk gelişim aşamasını oluşturur ve insana atalarından aktarılırlar. Yalnız insanlık tarihinin değil, insan öncesi evrimin de ürünüdürler (Gençtan, 2008, s. 26). Bu bağlamda sanat yapıtlarında bu kolektif bilinçdışından izler görmek mümkündür. Sanatçı yapıt üretilmek amacıyla bir takım kurgular yapar. Burada sanatçının, büyücünün yaptığı belirli bir kurguyla benzer materyallerle ve aynı ayinsel yaratma ritüeliyle tılsım ya da büyü izleri taşıyan eserler üretmesi olasıdır. Bu izleri aramak için ilk atalardan beri süregelen sembollere, mitlere ve belli bir gelenekle yapılan halk sanatlarına bakmak gerekir. Sözlü aktarımla nesilden nesile yayılan bir takım ritüelistik kavramlar imgelere, bu imgeler de sembollere dönüşmüştür.

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Büyü ve tılsım gibi kavramların ortaya çıkışı yabanıl insanların yaşadığı dönemlere dayandırılmaktadır. Antrolopoloji, bu bağlamda yabanıl insanı işaret etmektedir. İnsanlığın genel gelişim süreçlerine bakıldığında tek tanrılı dinlere geçene kadar büyü ve büyücülük normal sayılmıştır. Hatta pek çok toplumda oldukça değer görmüştür. Bunu daha iyi anlamak için insanoğlunun temel inanış serüvenini ve bu serüvende ortaya çıkan inanışları incelemek gerekir.

 

ANİMİZM

Yabanıl toplumlardaki ilk din anlayışı ya da ilk inanış Animizm’dir. Bu inancın temelinde ruhçuluk anlayışı vardır. Bu düşünceye göre yabanıl insanlar, insanlarda olduğu gibi her şeyin ve özellikle doğanın canlı bir varlık olarak bir ruhu olduğuna inanmaktadır. Edward Burnett  Tylor’a göre; insanlık dinlerinden en eskisi Animizmdir. Taylor’a göre ilkel topluluklarda görü- 87 AKDENİZ SANAT ISSN 1307-9700 CILT 15 SAYI 2 7 len atalar kültü putlara tapma “fetişizm”; sihirbazlık, cincilik ve fal bakma gibi şeylerin tümü Animizmden doğmuştur (Sarıhan, 2015, s. 17). Bu konuda pek çok kaynakta büyücülük ve büyüsel inanışın kaynağı olarak Animizm düşünülmüştür. Bu inanışın temel prensipleri gereği büyücülük kavramının ilk ortaya çıkış noktası olduğu söylenebilir.

5-e1614255a3.jpg.437edb6571f2e352b4627ceb8b2ad4ae.jpg

Göbekli tepede bulunan M.Ö. 8.400 – 8100 tarihlenen Nevoli Çori Totemi

TOTEMİZM

Animizm’den farklı olarak, pek çok klanda ya da kabilede, topluluk halinde yaşayan insanların koruyucu olduklarına inandıkları bir hayvanı ya da doğal bir varlığı olmuştur. Bu hayvan, toplumda asla yenmez ve ona totemler yapılarak onurlandırılmaktadır. Totem terimi bir klanın bütün üyelerinin kutsal saydıkları yaratıklar ya da şeyler çeşidini göstermektedir. Totem geleneğinde kabile için değerli bulunan bir olguya ya da bir duruma ithafen totem direkleri dikilir. Bunun örneklerine Göbekli Tepedeki Novali Çori de rastlanmaktadır (Bkz. Şekil 2). M.Ö. 8.400 – 8100 yıllarına tarihlenen insanlığın en eski yerleşimlerinden bir olan Göbekli Tepede bulunan Novali Çori toteminin tam olarak neden yapıldığı çözülememekle beraber bazı bilim adamları alttaki kadın figürünün doğum anını betimlediğini düşünmektedir. Bu açıdan bakınca totemlerdeki güçlü sembollerin sadece hayvan ya da bitkilerden oluşmadığı ortaya çıkmaktadır. Mevcut kabilede doğumun yüceliği karşısında bereket olgusuna vurgu yapmak amacıyla bu totemin yapıldığı düşünülebilinir

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Totemler kendi temellerini oluşturan maddî-olmayan gücün maddî temsilleridirler. Ve bu maddî-olmayan güç aslında toplumun kolektif bilinci/vicdanı olarak bildiğimiz şeyden başkası değildir. Bu noktada kolektif bilincin toplumsal şekillenmede aktif olarak rol oynadığı görülmektedir. Émile Durkheim 1893 yılında Kolektif bilinci şu şekilde tanımlar; aynı toplumun ortalama yurttaşlarının ortak inançlar ve duygular bütünü, kendine ait bir hayata sahip özel bir sistem oluşturur; bu sistem kolektif veya ortak bilinç olarak adlandırılabilir ). Durkheim kolektif bilinç kavramını geliştirirken Carl Gustav Jung ise insanın bireyleşme sürecinden bahsederken bilinç, ortak bilinç ve kolektif bilinçdışı kavramlarını kullanmaktadır. Jung; insanın bireyleşme sürecinde evrimi ve psişeye etkisini araştırırken, bu bağlamda çözümlemeler yapmaktadır, ona göre birey; geçmişiyle bağlantılı olup bu bağlantının en önemli noktası olarak kendi bebekliğini değil kendi türüyle olan bağlantısını esas almıştır. Ortak bilinçdışı, bireyin kişisel bilinçdışından farklı olarak bireyin hiçbir zaman bilince çıkmamış içeriklerinden oluşmaktadır. Ortak bilinçdışı, Jung’un başlangıçta ilk imgeler diye adlandırdığı, saklı imgeler hazinesidir. Dolayısıyla, ilk imge ruhun başlangıçtaki gelişiyle ilgilidir. Kalıtımla geçen bu imgeler insan atalarını içerdiği kadar, insan öncesi, yani hayvan atalarını da içeren bir geçmişten gelmektedir (Hall-Nordby, 2006, s. 36). Kolektif bilinçdışının evrimle doğrudan ilişkili olduğu düşünüldüğünde insanoğlunun bazı ortak davranışlarının kökeninde insanoğlunun yabanıl ataları olduğu düşünülür. Bu bağlamda, insanlığın yabanıl atalarının deneyimleriyle şekillenen bir kolektif bilinçdışından bahsetmek mümkündür.

 

ŞAMANİZM

Yabanıl toplumlar için inanışlar evrimle beraber değişmekteyken antropologlar, tek tanrılı dinlere geçmeden her kültürün Şamanist bir dönemi olduğunu ileri sürer. Şamanlar, Şamanizm’de yol göstericidir, tedavi edendir ve ruhlarla özel ilişkilerinden dolayı öngörücüdür. Tabi topluluktaki her kişi şaman olamaz bunun için bir takım işaretler ve yetenek olması gerekmektedir. Babadan oğula (bazı kültürlerde şamanlar kadındır ve kalıtımsal olarak bilişlerini kızlarına aktarırlar) geçebilir ya da şamanın çocuğu yoksa bir çırak yetiştirebilir. Böylece Şamanizm de devamlılık sağlanır. Mircea Eliade’da göre şaman aslında bir sihirbaz ve bir otacıdır; bütün hekimler gibi onunda hastalıkları sağaltığına; ilkel ve çağdaş bütün sihirbazlar gibi “fakirsel” mucizeler gösterdiğine inanılır. Ama o, bunlardan başka, ruhgüderdir (psychopompe) de; ayrıca rahip, mistik ve ozan da olabilir (Eliade, 2018, s. 24). Şaman geleneğinde her canlıya ve doğaya saygı prensibi vardır. Yaşayan her şeyin bir amacı, görevi olduğuna inanılır. Gök tanrı inancı hâkimdir. Şamanizm de büyü kullanımı vardır. Burada büyüyü bir teknik olarak ele almak gerekir

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

PAGANİZM

Gök Tanrı inancının hâkim olduğu Şamanizm’den sonra doğayı ve toprağı kutsal sayan Paganizm, en eski inanç sistemlerinden biridir (Uzelli, 2017, s. 182). Paganizm doğayı onurlandırır ve doğanın sahip olduğu güçlere saygı duyar. Doğa temelli eski inanışları ifade etmek için kullanılır. Paganizm bir din değil inançtır, Dünya’nın ve kaynaklarının tükenmesine karşıdır, kutsallığa inanır. İnsanoğlunun doğadaki bu güçlerle uyumlu yaşamasının gerekli olduğunu düşünür. Bu doğrultuda çeşitli ayinler yapar. Bu özel güçleri onurlandırmak, gerektiğinde uyandırmak, çağırmak hatta bu güçlerden yararlanmak için kişisel ve toplumsal eylemler yapar (Altunay, 2018,s. 76). Pagan sembolizminde pek çok katman vardır. Sayı sembolizmi, dört element, kutsal geometri, pentagram, altın oran, kutsal dans-kutsal ses ve hayvan sembolizmi bulunmaktadır. Bütün bu sembollerin kullanımı insanlığın ilkçağlarına kadar dayanmaktadır. Bu bağlamda insanlığın kolektif bilinçdışında bu sembollere rastlamak mümkündür. Hatta Paganlar bu bilinçdışına ulaşabilmek için çeşitli ritüeller (ayin, törenler) yaparlar.

Özellikle bilinçdışına hitap eden ritüeller, gerek kolektif bilinçdışının sembollerini kullanması nedeniyle, gerekse de binlerce yıllık içeriğinden ötürü insan üzerinde etkili olmakta ve onu kendi özüne daha da yakınlaştırmaktadır (Altunay, 2018, s. 47). Paganizm’i Animizm, Totemizm ve Şamanizmden ayrı düşünmemek gerekir. Bunların arasında bir armoni vardır. Yabanıl insanlar için bütün bu inanışlarda pek çok ortak birleşen vardır; yaşayan, ruhu olan doğayı onurlandırmak ve doğayla birlikte bir bütün olarak yaşamak temel hedeftir. Yabanıl insanlar için bütün doğa olayları, vahşi yaşam ve doğal güçlerin hepsi merak konusu olmuştur. Yaşadıkları bütün coğrafyalarda bu olguyu derinlemesine anlamaya çalışmışlardır. Bu noktada dinsel inanışlar geliştirmişler ve toplumsal olarak benimsemişlerdir. Bu inanışlar, halk kültürlerinin yapısal ve yerel şekillenmesi bakımından büyük bir rol oynamıştır. Toplumsal gelenekler ve sözlü anlatım ile kuşaktan kuşağa geçen öğretiler insanlığın atalarından izler taşır. Jung’un kolektif bilinçdışı ya da ortak bilinçaltı olarak değerlendirdiği alanda bu izler bulunabilir. Ortaçağ’da kilise, Paganizmden kalan inanışlara tepki olarak, paganist ayinler ve ritüeller yapanları cadılıkla suçlayıp engizisyon mahkemelerince idam etmiştir. Bu idamlar halka açık olarak bir şov gibi yapılmaktadır. Burada amaç Hristiyanlığa geçmeyen paganlara gözdağı vermektir. O tarihlerde paganlar ve doğal güçlere inanlar kendilerini toplumun baskılarına karşı korumaya almışlardır. Bazı tarihçilere göre, paganlar o dönem yapılan ritüelleri, büyü ya da tılsımları kiliseden saklamak amacıyla bir takım sanat eserlerine saklamışlardır. Tabi bu eserlerde sembolik anlatımlar söz konusudur. Bu durum da tek tanrılı dinlere inanmayan ve pagan kültürünü yaşatmaya çalışan bir takım gizli örgütsel yapılandırmayı mecburen ortaya çıkartmıştır.

Afrika’da kullanılan Ataları temsil eden maskeler en yaygın olarak bir insan kafatası şeklindedir

 7-70e3b17945.jpg.806acc5b29cc395696cd70b4c43eb2c8.jpg

 

Yabanıl sanatta gerçeklik kaygısı olmadığı için, Afrika masklarında görüldüğü gibi, form olarak daha yalın ve pürdür. Bu bağlamda ilkel sanatçılar benzetme kaygısından daha çok ruhsal olanın imgesini şekillendirirler. Bu mana arayışı pek çok kültürde ortak değerlere sahiptir. Büyünün ve dinsel temaların iç içe geçtiği zamanlarda biçimsel arayışlar yerini metaforik sembollere ve arayışlara bırakmıştır. Bu sebeple arkaik atalardan gelen bu etkiler çağdaş sanatta bir merak konusu olmuştur. Formların primitif yorumlamaları ve büyüselliğe dair izler ile bugün arasında bir bağlantı oluşmuştur. Bu bağlantının kaynağı ilkel sanatın toplumsal bellekteki hazır algısından yararlanmaktadır. Güncel sanatın ruhsallık arayışının temeli olarak, büyüsellikle harmanlanan yabanıl sanat olarak kabul etmek mümkündür. Andre Breton zaman içinde, büyünün işlevini sanatın yüklendiğine inandığını belirtir (Aydın, 2007, s. 31). Bu bağlamda tarih boyunca büyü ve sanat pek çok zaman birbirine karışmıştır. Yabanıl insanlardan başlayarak günümüze kadar gelen bir takım biçimsel evrimin sonucunda insanlığın bağlı bulunduğu “kolektif bir bilinç” in varlığı bilinmektedir. Bu noktada toplumsal bir hafıza olduğu düşünülebilir. Jung psikolojisinde kolektif bilinçdışının yanı sıra gölge arketipi de vardır. Gölge evrim tarihinde çok derinlere uzanan kökleri yüzünden arketipler arasında belki de en güçlüsü, gizilgüç olarak da en tehlikelisidir (Hall-Nordby, 2006, s. 45). Buna göre gölge, insanın en ilkel yapısının kaynağıdır. Sanatçının en çok bu gölge yandan beslendiğini savunanlar olmuştur. Gölge genelde negatif olarak algılansa da aslında en temel hislerin olduğu aklın kontrol etmediği bir bölümdür. Gölgenin kabulünün sanatsal yaratıcılığı desteklediğini savunanlar olmuştur. Bu bağlamda sanat eserlerinde ilkel atalardan gelen büyü ve tılsımların izlerini aramak mümkündür. Sanat yapıtlarının oluşum sürecinde pek çok etken vardır. Sanatçı istediği etkiyi alana dek denemeler yapar. Anlam ve içerik ilişkisini sürekli sorgular. Bu süreç anlamsal olarak tatmin edici bir biçime bağlanana kadar devam eder. Formsal kaygıların yanı sıra günümüz sanatında, sanatçının yaratım sürecini ve sanatta ruhsallığa eğilimlerini görmek mümkündür. Güncel heykel sanatında pek çok yönelim vardır. Bazı sanatçılar fikirsel üretimin önemini vurgulayarak nesnesiz sanat yapıtına ilerken, bazı sanatçılar ise hiperrealizmin sınırlarını zorlamaktadır. Diğer bazı sanatçılar ise dijital heykel alanında ilerleyip teknoloji ve sanatın ilişkisini yeniden yorumlarlar. Bu yönelimlerin dışında bir de ilkel sanatı yeniden değerlendirip buradaki görsel grameri kullanarak yorumlama yapan sanatçılar olmuştur. Bu bağlamda ritüelistik ve büyüsel temaları merkeze alan yapıtlar görülmektedir. Buna bağlı olarak aşağıdaki güncel heykel sanatı içerisindeki sanatçı örnekleri değerlendirilmiştir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

FELİX KULTAU (1984- )

Felix Kultau, işlerinde ritüelistik alanlar yaratmaktadır (Bkz. Şekil 4-5). Bu bağlamda sanatçı kendi ruhsal aurasını yaratan ve gözlemlenebilir olan heykellere şekil vermiştir. Yapıtlarında kullandığı malzemeler güncel olmasına karşın, arkaik ritüelleri işaret eden heykellerini tam olarak kategorize etmek mümkün değildir. Tinsel öğeleri, ritüelistik bir tavırla birleştirmiş ve  kendi büyüsel sınırları olan heykeller yaratmıştır.

Felix Kultau, Monster Energy, 2017, Metal, Boya, Enerji İçeceği ve Kutusu, 150 x 90 x 40 cm

9-df2f70040e.jpg.33e49121d51cdac8440789a5bf95f5a8.jpg

ERİC BERGRİN (1983 - )

Erik Bergrin, “Son projesi ‘Shadowwork’ adlı 9 fiber heykelin oluşan bir koleksiyondur. Buradaki hikaye, ezici olumsuz düşüncelerin zihinsel bir biçim yaratan zihni devraldığı, ritüel bir törenin görsel olarak yeniden anlatılmasıdır. Parçalar dokuma, sarma ve dikiş gibi teknikler kullanılarak yapılmıştır. Her parça yaklaşık 7 feet uzunluğundadır" . Geçmişte aldığı psikoloji eğitiminin kendisini yönlendirdiği doğu mitolojisine ait imgeler Bergrin’nin işlerinde oldukça hissedilmektedir. Kendisi meditasyon yapar ve rüyalarını bilinçli olarak yönlendiren teknikler bilir ve uygular. Bu bağlamda sanatının bilinçdışından geldiğini ifade etmektedir. Onun sanatında ritüellerin, ölmeden ölümün ve sonrasının hesaplaşmaları görülmektedir. Beden içi boş bir kabuktur onun yapıtlarında ve ruhu ancak büyüyle temizlenir. Bu temizlik ritüellerini anlattığı ‘Shadowwork’ ) serisi oldukça dikkat çekicidir. Bu seri, ruh, beden, büyü ve ayin arasındaki etkileşimden çıkmıştır

Erik Bergrin, Shadowwork Serisi, 2015, Çuval bezi, Kemik, Diş, Kil, Çivi

10-d9bef9aaae.thumb.jpg.bec32baa9a107bdbf1e47a283067a289.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

UGO RONDINONE (1964- )

Sanatçının en çok bilinen son dönem işlerinden biri, Seven Magic Mountains (Yedi Sihirli Dağ) isimli, yaklaşık 11 metre uzunluğunda olan enstalasyon çalışması olmuştur. Nevada çölünde sergilenen enstalasyon çalışmasını Ugo Rondinone şu cümlelerle açıklamaktadır: Seven Magic Mountains, insan-doğa ve yapay-doğal arasındaki süreklilikleri ve dayanışmayı ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır . Nevada çölündeki bu renkli primitif tabanlı totemler oldukça dikkat çekicidir. Pürüzlü taş ve parlak renk kombinasyonuyla, Seven Magic Mountains, Vegas Vadisi’ni oluşturan kaya oluşumları ile onun içinde yükselen parlayan, tektonik şehir arasındaki kayıp halka olarak görülebilir .

Ugo Rondinone, Seven Magic Mountains, 2016, Kaya

11-9778784d59.jpg.c2ec09fc479bf3f8d0439cc2bf8f43bf.jpg

Renkli kayalardan oluşan bu totemler, geçmiş değerlere bugünün anlayışıyla bakmayı sağlamaktadır. Çölün ortasındaki bu heykelleri görmek için kilometrelerce yol gitmek gerekmektedir. Bu bağlamda heykellerin bulunduğu çöl yeniden bir uğrak yeri olmuştur. Heykel, mekânla olan ilişkisi bakımından, çöl ve şehir arasında kaybolan bir bağlantı gibidir. Şimdi ve geçmiş arasında, yaban ve modern arasında bir bağlantı kurmaktadır. Rondinone, pek çok çalışmasında primitif sanatla olan ilişkisini yeniden farklı biçimlerde sorgulamıştır. Biçimler ilkel atalardan tanıdık gelse de malzeme kullanımı bakımından yenilikçidir. Dolmen yapısını anımsatan bu figür ve yerli büyü ayinlerinde kullanılan masklarına benzeyen bu maske , pek çok kültür için oldukça tanıdıktır. Malzeme bazında ise oldukça şaşırtıcıdır. Figürdeki taş parçalar ve maskedeki kauçuk kullanımı, günümüz malzemeleriyle kabile sanatı yapmaktadır.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

 

Yaban insanların gündelik hayatının bir parçası olan büyünün, kolektif belleğe kazındığı ve bu bakımdan da ortaya çıkış nedenleri ne olursa olsun, her türlü yabanıl inanışta, önemli ve vazgeçilemez bir yeri olduğu söylenebilir. Büyünün, kültürü ya da kimliği yoktur, insanoğlunun bilinmeyeni bilme ve yönetebilme arzusundan beslenmiştir. İnsanın ilk başta doğa karşısındaki acziyetinden ve medet umma isteğinden dolayı büyü, giderek kabile toplumlarında gereklilik haline gelir.

Bu bağlamda ilkel topluluklar pek çok farklı şekilde büyü ritüelleri yapmaya başlarlar. İlk ritüellerin dans ile yapıldığı düşünülür. Bu dansa, yabanıl müzik ve insan tınıları da eklenir. Adeta bir kendinden geçiş (trans) durumu ve "olmayanla bir olabilme" hali yaşanır. Bu olaylar dizgesinde resimleme de büyüsel ritüeller için kullanılır hale gelmektedir. Kabilede ava giden erkekleri korumak ve bereketli bir av olmasını sağlamak adına, resimsel ritüelleri kabiledeki kadınların yaptığı bilinmektedir. Bu bağlamda ritüellerin, toplumsal bir görev, sağaltım ve katarsis olarak yapıldığı düşünülür. Kabiledeki büyücüler pek çok kurgu gerçekleştirmektedir.

Büyü ve sanatın iç içe geçtiği zamanlarda, büyücülerin yaptığı kurgular en nihayetinde bireysel yorumlara dayanır. Büyücülerde yaşanan ruhsal bilişler ve giderek olgunlaşan uhrevi temas, onun kutsanmış gücünü temsil eder. Bu bağlamda büyücünün gücü yaşadığı kabileye ruhani bir önder olarak, kabilenin ruhsal temalarına yön vermekte, diğer bir deyişle, kolektif bir bilinç oluşturmaktır. Önceleri büyü ritüelleri, toplumsal kaygılara çare olması bakımından değerlendirilmiş, daha sonraları insanın içsel olarak kendini farkediş ve kendini buluş aşamalarında toplumsallıktan bireysel faydacılığa dönüşmüştür.

Büyü zaman içerisinde, insanın niyetsel farklılığından kaynaklı, ak ve kara büyü olarak şekillenir. Bu kavramların ortaya çıkmasıyla büyüsel imgeler sembollere dönüşür. Daha sonra, kara büyüye ve kötücül enerjiye karşı tılsım ve amuletler ortaya çıkar. Sembolleşen yani ortak bir dile bürünen büyü temaları ortaçağ dünyasına kadar popülerliğini sürdürür. Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyla beraber, ak ve kara büyü ayrımı olmaksızın, büyü ilk başta toplumsal pratikten daha sonrada toplumsal bellekten silinir. Bu bağlamda ilkel atalardan gelen bu inanış sistemi kolektif bilinçdışına itilir. İnsanlık tarihi boyunca büyü ve tılsımların kullanımı şekil değiştirmiştir. Büyülerin, ruhsal güçlerin ve ruhani olguların nesilden nesile sözel aktarım geleneği oluşmuştur. Bu aktarım mitlerin, mitolojinin, hikâyelerin, masalların ve hatta şarkıların kaynağını oluşturur. Arkaik atalardan gelen bilgiler bu yolla devşirilmiştir. Böylelikle de her kültürün, değerlerinin yoğunca işlendiği halk sanatlarında arkaik atalarından gelen izleri görmek mümkündür. Bununla birlikte, kullanılan araçların ortaklığı sebebiyle farklı topluluklarda yapılan büyü ritüellerinin de benzerlikler gösterdiği görülmektedir. İnsanlık arkaik atalarından beri bu olguları kabul etmiş ve bunların etkisiyle yaşamıştır. Dolayısıyla da oluşan bu etkiler kitlesel bellekten kolay silinemeyecek kadar güçlü imgelere dönüşmüştür. Simgelere ve sembollere dönüşen bu imgeler sanatla harmanlanmıştır. İşte bu noktada çağdaş sanatçıların aradığı değerlere bir gramer oluşturmaktadır.

Bu bağlantıyı kuran pek çok sanatçı olmuştur. Sanatçılar için, Freud’un ortaya attığı bilinçaltı ve Jung’un ortaya attığı bilinçdışı gibi kavramlar sanat yapıtının üretimine bir kaynakça oluşturmuştur. Öncelikli olarak sanatçı bu yolla, toplumdaki rollerini sorgulamış ve daha sonra onu sanat yapmaya iten temel sebeplerin problematiğini çözmeye çalışmıştır. Bazı noktalarda ise sanat yapma ihtiyacının, en temeldeki yeri olarak, ilkel toplumlardan başlayan insanı doğadan ayıran ve doğaya hükmetme arzuyla şekillendirdiği, bilinmeyenlerin, mitosların, mitlerin, masalların ve imgelerin dünyasına girmek olduğu düşünülebilir. Yabanıllar kendilerini, bilinmeyenin korkusu ile gerçeklik ve hayal arasında bir yerlerde konumlandırır. Burada büyü ihtiyacı ortaya çıkar, bu öyle bir ihtiyaçtır ki sanatla beraber şekillenir. Sanat bu uygulamada teknik bakımdan benzersizliği sağlamaktadır. Kişisel parmak izinin benzersizliği gibi büyüsellik taşıyan sanat yapımı da benzersizdir. Güncel sanat pek çok anlatım şeklini denedikten sonra, en temeldeki dürtüleri harekete geçirmiş ve büyünün gölgesinde şekillenen yabanıl sanatı yeniden ele almıştır.

 

ŞEYMA MÜGE İBA

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Büyü Hakkında Soru - Cevap

      büyü, bir çok insanın ne olduğunu bilmediği, ya da hakkında eksik bilgiye sahip olduğu bir terim. bu konu başlığı altında eskiler ya da yeni başlayanlar fark etmeksizin hep birlikte sorularımızın yanıtlarını arayalım ve bildiklerimizi paylaşalım... bu konu hakkında soruları ya da sorunları olanlar lütfen çekinmeden buraya yazsınlar. ben ve eminim diğer konuya hakim arkadaşlar elimizden geldiğince açıklamaya çalışacağız bu konuyu... sevgi ve ışıkla...

      , Yer: Maji ve Türleri

    • Cadılık büyü ve korunma hakkında.

      Merhaba,9 aya yakın bir süredir araştırmalarımı yapıp kendimi gelşitiriyorum cadılık üzerine.Artık büyü yapmaya başlamam için tek eksiğim olduğunu düşünüyorum.Korunma konusunda yeterli bilgim yok ve bu konu önemli olduğu için es geçmemeliyim diye hissediyorum.Rica etsem bu konunun altına bilgisi olanlar cadılıkta korunma hakkında ne biliyorlarsa yazarlarsa sevinirim.Korunma büyüleri,keseleri,spell jar'lar vb.Korunmak istediğim şey günlük hayatta veya çalışma yaparken bana zarar vermek isteyen va

      , Yer: Witchcraft

    • 5 Antik Büyü Kitabı - Metni

      ABRAMELİN'İN BÜYÜ KİTABI Bu kitaplardan biri Kabalistik bilginin ezoterik (gizli, özel) kitabı olan Büyücü Abramelin'in kitabıdır.  Batı ezoterik düşüncesinin kökleri Doğu Akdeniz'deki Geç Antik döneme dayanır. Bu, doğunun batı ile buluştuğu bölgeydi. Dolayısıyla bu aynı zamanda Babil, İran, Mısır, Levant ve Yunanistan'ın din ve entelektüel geleneklerinin birbirine karışabildiği bir alandı. Bu türden çeşitli geleneklerin karışmasıyla ana akım Hristiyanlıktan farklı olarak Hermetizm, Gn

      , Yer: Maji ve Türleri

    • Büyü

      Büyü çok korkunç değil mi ya da korkunması gereken bir konumu merak ediyorum. Bir insanın hayatını komple değiştirebilicek bir etkiye sahip olması fikri beni korkutuyor açıkcası

      , Yer: Paranormal Resim ve Videolar

    • Büyü ve sanatın ortak kökenleri üzerine

      İnsan toplumunun çekirdeğini küçük bir göçebe topluluk oluşturmuştu. Bunları insansı maymunlardan ayıran özellik, elleriyle bazı ilkel araçlar yapmaları ve ateşten yararlanmalarıydı. İnsan toplumu bu ilk çekirdeğin bölünmesi sonucunda gelişti. Bu göçebe topluluk, ilkin, her ikisi de dıştan evlenme kuralına bağlı iki yarıma bölündü. Bir yarımın erkekleri öteki yarımın kadınlarıyla çiftleşti. Doğan çocuklar analarının bağlı olduğu yarımın üyesi sayıldılar. Daha sonra bu yarımlar da kendi içlerinde

      , Yer: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri

×
×
  • Yeni Oluştur...