Jump to content

Sayıların Erdemi


darkmoon1111

Önerilen Mesajlar

Kadimlere göre sayıların nicelik (sayısal) değerleri dışında, bir de nitelikleri (kalite) vardır. Adeta nesnel varlıkları vardır ve çeşitli soyut kavramları içeren ideal yönleri vardır. Platon'a göre bizim her gün temasta olduğumuz duyu aleminden başka birde bir idea’lar (mânâ) alemi vardır. İdea’lar aleminde de, duyu aleminde temas ettiğimiz her şeyin bir modeli olduğu farz edilir. Bu modellere arşetipler de denilir. O halde, kaba bir örnekle bir masayı ele alsak idea’lar aleminde bütün masaların ideal bir maketi olan bir masa arşetipi bulunduğu farz edilir. Aynı şey sayılar için de geçerlidir.

 

Platon'un sayılara verdiği önemi Pythagoras öğretilerine dayanır. Atina'da kurduğu "Akademi"nin girişinde "Bu kapıdan içeri geometri bilmeyen girmesin" asılıydı. Sayılar konusundaki doktrinler sır olarak saklanırdı. Epinomis adlı eserinde bu konuda bazı ip uçları vermişti, "İlk ve en önemli inceleme sayıların kendileri üzerinedir. Somut olanlar değil de, tek ve çift sayıların hepsinin kaynakları ve realite üzerindeki tesirlerinin büyüklüğü üzerinedir. Ondan sonra sıra, o son derece saçma sözcük `geometri' altında toplananlar gelir. Ve o zaman görülür ki, birbirinden farklı sayılar, bulundukları düzeylerde ilişkide bulunurlar. Anlayan için açıkça görülür ki, bunlar beşeri kaynaktan değil, ilahi kaynaktandır. Ondan sonra sıra üç kez çoğaltılmış, üç boyutlu özelliğe sahip şekillere gelir. Sonra da birbirine benzemeyen şeyler, başka bir sanatla birbirine benzetilir. Bu sanata ustadlar Stereometri derler. Her şema ve sayı sistemi, her ahengin terkibi ve gezegen yörüngelerin uyuşmaları doğru bilen için Tek'in ifadesi olarak idrak edilmelidir. Ve dikkatini birlik üzerine çeken için, bu bilgi kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü tefekkür ettiğimiz zaman anlıyoruz ki, bütün şeyleri birleştiren tek bir bağ vardır." (1)

 

5.gif

 

Ustad Pythagoras

Pythagoras (Pitagor) kimdi? Bazı tarihçilere göre ilim, matematik ve felsefenin babasıydı. Arthur Koestler'e göre, Pythagoras büyük bir olasılıkla bilimin gelişmesinde en etkin kişiydi(2). Öğrencileri ve taraftarları ona "ustad" derlerdi. Onun sözlerini iletirken "ustad şöyle der..." diyerek başlarlardı. Onun doğa-üstü güçlere sahip, olağanüstü, hatta yarı-tanrı bir insan olarak görürlerdi.

 

Pythagoras erken yaşta bilgi edinmek üzere ülkeden ülkeye tam 34 yıl sürecek bir keşif yolculuğuna çıkmıştı. Bu yolculuk onu Mısır'ın gizemli mabetlerine insiye olmaya, Galler ülkesinde Druidler'in sırların öğrenmeye, Mezopotamya'da Keldani astrologlar yanında eğitim görmeye ve rivayetlere göre İran, Orta-Asya ve Hindistan'a kadar götürecekti.

 

M.Ö. 580 senesinde Samos (Sisam) adasına doğan Pythagoras, yurduna döndüğünde, oranın Polykrates adında despotun züllümü altında olduğunu görünce (M. Ö. 529), Güney İtalya'da Croton'a yerleşmişti. Etrafında topladığı müritlerle "Kolej" adını verdiği kardeşlik ve sade yaşama dayanan gizemci bir kömün kurmuştu. Yaydığı öğretiler tüm dünyayı aydınlatacaktı. Aslında, Pythagoras çoğu kez, iddia edildiği gibi, birçok bilimlerin ve felsefenin kaşifi değildi. O gezilerinde kadim bilgeliğin kırıntılarını toplayarak, Batı'nın aydınlanmasını sağlamıştı. Peter Tompkins, bu konuda şöyle yazmıştı, "Mısır hiyeroglif ve Babil ve Sümer çivi yazıları üzerinde son araştırmalar saptamıştır ki, M. Ö. en az 3000 sene önce Orta Doğu'da yüksek seviyede bir bilim mevcuttu ve matematiği icat etmekle itibar edilen Pythagoras, Eratosthenes, Hipparchus ve başka Grekler sadece bilinmeyen ataların geliştirdiği kadim bir bilimin kalan parçalarını toplamışlardı" (3).

 

Pythagoras, boylu ve iri cüsseli olduğu, ilerleyen yaşına rağmen genç görünüşlü ve çok güçlü olduğu kaydedilmiştir. Vejetaryendi ve müritlerine et yemeğe men ederdi. Bu yüzden Sokrates, Platon ve Aristoteles gibi onu takip eden birçok filozof da aynı diyeti uyguladılar. Reenkarnasyon veya tekrar-doğuş (tenasüh) olarak bilinen doktrini öğretirdi, ve geçmiş hayatlarından 20'sini hatırladığı söylenir.

 

Felsefe sözcüğü ilk Pythagoras ortaya atmıştı. Bu sözcüğün aslı "Philosophia" olup iki Grek kelimenin birleşiminden meydana gelmiştir: sevgi anlamına gelen "philo" ve bilgelik anlamına gelen "sophia". Dolayısıyla "bilgelik sevgisi" anlamına gelir". Aynı şekilde matematik sözcüğünü ilk ortaya atan Pythagoras'tır. Ayrıca Matematik sözcüğünü ilk günümüzde anladığımız şekilde kullanan Pythagoras'tı.

 

Pythagoras müzik notaların arasındaki matematik orantıları inceleyerek müziğe sistem getirmişti. Kopernikus'den (1473-1543) 2000 sene önce Dünyanın yuvarlak olduğunu, döndüğünü ve güneşin güneş sistemin merkezi olduğunu ortaya attığına dair göstergeler var. Ayrıca güneş sistemin görülmeyen merkezi bir ateş etrafında döndüğünü iddia etmişti. Onun öğretilerinin izleyicisi ve onun gibi Samos'lu olan Aristarchus bu astronomik savları kaleme alarak şu anda kayıp olan bir kitap yazmıştı. Pythagoras ayrıca gezegenlerin yörüngelerinde bir matematik ahenk olduğunu ortaya atmıştı. Gezegenler arasında bir matematik orantı olduğu Johann E. Bode (1747-1826) tarafından saptanmıştı ve adına Bode kanunu veya Titus-Bode serisi Pythagoras'dan asırlar sonra verilmişti.

 

Pythagoras'un bilimsel teorileri gizemci bir sentez oluşturuyordu. Gök mekanizması mükemmel bir ahenkle, her gezegenin bir müzik notasına tekabül etmesiyle kozmik bir senfoni yaratıyordu. Onun, sayıları konusundaki ezoterik öğretileri büyük çapta, onun kurduğu komünün, Croton halkı tarafından yok edilmesi ve taraftarlarının öldürülmesi ile kayıplara karışmıştı.

 

 

Sayı, Harf ve Sembol

İnisiyeler tarih boyunca gizli bilgileri aktarmak için sembollere, simgelere baş vurmuşlardır. Bu şekilde semboller efsanelere, kutsal metinlere ve menkibelere işlenmiştir. Onların anlamını bilenler, onları deşifre ederek gizli anlamlarına kavuşmuşlardır. Ayrıca, harfleri sayılara ve sayıları harflere çeviren çeşitli şifreler, çeşitli kavramları ifade eden geometrik şekiller, piktogramlar ve ideogramlar geliştirildi. Her nesneye ve canlıya çeşitli mecazi anlamlar verildi.

 

Tamamen kuramsal olarak gelişen bu ilimi, ameli / pragmatik bilimlerle karıştırılmaması gerekir. Ameli ilimlerin kökeni insanın duyu ortamından kaynaklanıp, belirli bir evrim sürecinde gelişmiştir. Beşeri bir yapıya sahiptirler. Kuramsal bilimler ise, duyu ötesi bir ruh aleminden kaynaklandığı varsayılır. Hatta ruhsal bir aydınlanmada bu sembollerin çözümümü desteksiz olarak gerçekleştiği inanılır (gnosis). Bu konuda tarihte Jacob Boehme gibi nice örnekler var. Platon'a göre, ruhun yeri mana (idea-fikir) alemindedir ve ruh "stereometri" denilen bir sanatla birbirine tekabül eden farklı şeylerin arasındaki bağı görür ve sembollerin dillini çözer.

 

Pythagoras'ın öğretilerinin tamamı bize intikal etmediği halde, klasik yazarların aktardığı fragmanlar sayesinde doğru veya yanlış bir sentez kurmak mümkündür. Pythagoras, sayıların manevi içeriği olduğu, her şeyin sayılardan türediğini, sayılarla geometri, müzik ve astronomideki ilahi düzen ve ahengin çözülebileceğini öğretiyordu.

 

Pythagoras ekolünün birden ona kadar sayı isimleri şöyledir: Monad, Duad, Triad, Tetrad, Pentad, Hexad, Heptad, Ogdoad, Ennead ve Dekad. Tek sayılar (1,3,5,7, v.s.) erkek sayıları, çift sayılar (2,4,6,8, v.s.) dişi sayılar olarak addediliyordu. Bu sayıların dışında çift cinsiyetli androjen (hermaphrodit) sayılarda addediliyordu. Bunlar hem erkek, hem de dişi rakamları içerir. Örnek olarak 6, 2 çarpı 3'e eşittir. Bunların dışında daha nice sayı türleri ele alınmıştı.

 

Pythagoras öğretisinde sayılar noktalarla gösterilirdi. Tek nokta bir, iki nokta iki, üç nokta üçü vs. gösterirdi. En kutsal sayı Dekad olduğu kabul edilirdi ve sembolü simetrik olarak on noktayı içeren Tetraktys idi.

 

 

6.gif

 

 

Sıfır

Sıfır, sayıları içeren bu bölüm açısından, sayı olmamasına rağmen, ilk sırayı alır. Sıfır boşluğu, yokluğu ifade eder. Yokluk her yerdedir, uzayın uçsuz bucaksız derinliklerinde bütün nesnelerin aralarını doldurur, yenide o nesneleri oluşturan taneciklerin aralarını doldurur. Bizim anladığımız şekilde bir yokluğun dışında birde metafizik anlamda yokluk da vardır. O zaman ve mekan sınırlarının dışında saf varlıktır. Bunu idrak etmek gerçekten güçtür, çünkü beyin ekranı bir şeyi görüntülerken belirli nitelik ve nicelik arar, yarattığı suni görüntüyü onlarla inşa eder. Sıfır gibi bir kavramı algılamak için, bu mekanizmanın ters işlemesi gerekir.

 

 

Birçok eski kozmolojide evrenin ilk hali yokluk olarak tasarlanır. Grek mitolojisinde bu aynı zamanda düzensizlik anlamına gelen Kaos ile ifade edilir. Hindular'ın en eski kutsal kitabı Rig Veda şöyle yazar, "O zamanda ne varolmayış vardı, ne de varoluş vardı. O zamanda ne mekan vardı, ne de uzay... O zamanda ne ölüm, ne de ölümsüzlük vardı. Gündüzü geceden ayıran herhangi bir işaret yoktu. Sadece kendiliğinden havasız nefes alan O vardı. Onun dışında hiç bir şey yoktu. Başlangıçta karanlık karanlığı gizlerdi" (5).

 

Söylentiye göre 2500 yıl önce, Lao-Tzu 90 yaşında ölmek üzeriyken Çin sınırlarını geçip Tibet’te doğru yol almıştı, bir sınır nöbetçisi de eser yazmadan ona geçit vermeyeceğini söyler. Bunun üzerine Lao-Tzu, bir iki günde, Taoizm'in temel ve kısacık eserini "Tao Teh King"i yazmıştı. Bu kitap şöyle başlar:

 

"Sözle açıklanan Tao, gerçek Tao değildir. Sözler O'nu açıklayamaz. Adsız olarak yaratılışın kaynağıdır; bir adla, bütün varlığın Ana'sı olur. Yoklukla, gizini kavrar; varlıkla, yoluna yaklaşırız"(6).

 

Patanjali 2,000 sene önce Yoga Sutra'larını şöyle başlamıştı, "Yoga düşünce nesnenin (çita) çeşitli şekillere girmesini durdurmaktır" (7). Zen Budizm'de gaye zihinsel fonksiyonların üstünde bir boşluk alanına (şunyata) erişmektir. Bunun gerçekleşmesi, akıl ve mantık çarklarının durması ve şuurun saf haline erişmesiyle olur. O anda, satori denilen, ani ve gelip geçici, içsel bir şimşek çakması gibi bir aydınlanma ve şuurlanma yaşanır.

 

İbranilerin gizli ilimlerini içeren Kabala'da bütün feleklerin üstünde evrenin en yüksek mertebesinde "negatif varlığın peçeleri" vardır. Bu peçeler üç tanedir: Ayin (boşluk), Ayin Sof (sonsuzluk) ve Ayin Sof Aur (sonsuz ışık). Bu peçeler insan kavrayışını aşmakta olduğundan onları boşluk olarak ifade edilmeleri, gerçeğe uygun en yakın kavram olarak kabul edilir.

 

İslam'da fenâ, yokluk, yok olma, fenâ hali de Allah içinde eriyip yok olma anlamına gelir. Hz. Mevlana şöyle yazar, "Varlığın aynası nedir? Yokluk. Ahmak değilsen yokluğu seç...Bir yerde yokluk, noksan var mı, orası, bütün sanatların, hünerlerin aynasıdır" (8). Yine Mevlana'dan:

 

"Ben de cansız varlıktan öldüm [maden olarak], biten, boy atıp gelişen nebat [bitki] oldum; nebatken öldüm, hayvan şekliyle baş gösterdim.

 

"Hayvanlıktan öldüm, insan oldum; artık ölüp azalmaktan, noksana düşmekten ne diye korkacakmışım?

 

"Bir daha hamle edeyim de insanken öleyim; böylece melekler âleminde kol kanat çırpayım.

 

"Melek olduktan sonra da ırmağa atlamak gerek; `Her şey yok olur gider, ancak O'nun zâtıdır kalan'.

 

"Bir kere daha melekken kurban olayım da o vehme gelmeyen yok mu, o olayım.

 

"Yok olurum, yok olurum da erganon [org] gibi, `Gerçekten de biz dönüp ona varanlarız' derim." (9)

 

 

Monad

Monad Tek'in ifadesidir. Zihnimizi Tek üzerine almamız için Sıfırı algılamakta kullandığımız yönteminden farklı ve hatta tamamen ters bir yöntem uygulamamız gerekir. Konsantrasyon, zihni tek bir noktaya toplamak, onun dışında hiçbir şeyi düşünmemek, hiç bir şeyin farkında olmamak anlamına gelir. Monad'ı algılamak için bu yöntem uygulanabilir.

 

Birlik kavramı, İslam felsefesinde en önemli yeri tutarı. Bu konuda Hz. Mevlana şöyle der, "İnanlar kardeştir ve `Bilginler bir tek adamdır sanki' sözlerin anlatışı; hele Davut'la Süleyman ve başka peygamberler, selam onlara, birdir; onların birini inkar edersen hiçbir peygambere inancın doğru olmaz; bu da birlik belirtisidir; hani bin evden birini yıktın mı, hepsi yıkılır gider, bir tek duvar bile ayakta kalmaz; çünkü `Onların aralarından hiçbirini ayırt etmeyiz.'... İnanlar sayılıdır ama inanç bir; bedenler sayılıdır ama canlar bir... Hani gökteki bir tek güneşin ışığı da evlerin içlerine vurdu yüz olur ya. Fakat ortadan duvarı kaldırdın mı, hepsinin de ışığı bir olur gider.' (10)

 

Modern kuramsal fizik'de "büyük patlama" savı, evrenin tek bir noktadan ortaya çıktığını varsayıyor, son zamanlarda, bu görüş "sabit durum" savına karşın ağırlık kazanmaktadır. Nedeni de evrenin sürekli genişlemesi ve uzaya doğru yayılmasıdır. Bu durumda evrenin varoluşu bir yaratma olayına bağlıdır. Tabii, bu yaratmanın akılcı bir kaynaktan gelip gelmediği ayrı bir tartışma konusu olmuştur. Ancak bulgular bunu yanıltmak yerine desteklemektedir.

 

Ahadiyyet, İslam felsefesinde Allah'ın bir oluşu anlamına gelir. Ahad ayrıca İbranice'de de Bir anlamına gelmektedir. Panteizm her şeyin Tanrı olduğunu kabul eden bir görüştür. İslam'da karşılığı "Vahdet-i Vücut"tür. Her şeyi canlı olarak kabul eden doktrin de Hilozoizm'dir. Ezoterik öğretilerde Kozmos bütün canlıları içeren büyük bir canlıdır. Bazı fizikçiler büyük patlamadan sonra evrenin iyice genişleyip, sonra tekrar küçülerek merkezinde yoğunlaşacağını ve ondan sonra tekrar bir patlama olup yayılacağını, ve bu işleminde sonsuza dek tekrarladığını ve tekrarlayacağı tezini ileri sürerler. Bu görüş Hindular tarafından binlerce sene önce ortaya koyulmuştu. Onlara göre, Evrenin varoluş, yok oluş çarkı Tanrı Brahma'nın nefes alış verişinden başka bir şey değildir.

 

Ezoterik nümeroloji ve kutsal geometri açısından, sonsuz olan sıfır tek bir noktada yoğunlaşarak Monadı doğurmuştur. Kabala'da da oluşmamış sonsuzluk bir noktada yoğunlaşıp, sayısal değeri Bir olan Keter küresini (sefira) oluşturur. Keter'den de bütün diğer sefirot (sefira'nın çoğullu) tecelli ederek, bütün varlık türemiştir. Monad bütün sayıların türediği kaynaktır. O halde, BİRLİK YASASI'nı da Hermetik Yasalarının bünyesine ilave edebiliriz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Duad, Birlik ve çoğul

 

arasında bir köprüdür"

 

Proklus

 

Duad

Zollar şöyle yazar: "Birinci ilke Gizli Fanustan, Her Şeyin Kaynağından geldiğinden bütün olasılıkları içermektedir. Ancak Tek ve Aynı olduğu için, bütün olasılıklarını tezahür edebilmesi için farklılaşmaya tabi olmalıdır. Böylece Mutlak Birliğini inkar ederek Birlik İkiliğe hareket etmektedir, Böylece Aynılık ve başkalık karşılaşması ile birici ilkedeki olasılıklar ortaya çıkabilir. İkilik veya Duad'ın gelişi ile sayı ve ölçü doğar, zira Platon ve başkalarının da belirttiği gibi bütün sayılar Bir ve İki'nin karşılıklı etkileşimlerinden ortaya çıkar" (11)

 

Elinize bir dosya kağıdı alarak, onu ikiye katlarsanız ve katlı kenarından bir yarım daire şeklinde keserseniz. Tek bir dosya kağıdı, iki parçaya bölünmüş olur. Bunlardan biri yuvarlak bir kağıt parçası, diğeri ise, ortasında yuvarlak bir delik olan bir dosya kağıdı şeklindedir. Bunlardan biri pozitif, diğerini de negatif olarak düşünebiliriz. Aynı şekilde, bir fotoğrafı negatifinin yanına koyduğunuzda, fotoğrafta aydınlık olan kısımlar negatifte karanlıktır, karanlık kısımlar da aydınlıktır. Eğer elinizdeki fotoğraf renkli ise, göreceğiniz ki, negatifinde bütün renkler zıt renklerine bürünmüştür.

 

O halde, birçok nesneyi negatif ve pozitif olarak ayırmak da mümkündür. Matematikte, negatif ve pozitif sayıları biliriz. Aynı şekilde, bir çok somut ve soyut kavram ve ilkeler zıt takımlar şeklinde görülür: iyi ve kötü, doğru ve yanlış, erkek ve dişi, sıcak ve soğuk, artı ve eksi, borçlu ve alacaklı vs. gibi. Tabii, bazı ayırımlar izafidir. Örneğin, bizim sağımız, karşımızda duran başkasının solu olabilir; bizim için soğuk olan, kutupta yaşayan biri için sıcak olabilir; bize iyi olan başkası için kötü olabilir. Nitelikler, ancak birbirine kıyasla zıttır ve karşılıklı tezatlı iletişimler kutuplaşma yaratırlar. Bu yasa en bariz şekilde mağnetizm, elektroliz ve yerkürenin magnetik kutuplarında görebiliriz. Kutuplaşmada zıtlık kavramının bir yasa olarak işlediğini görebiliriz, o halde KUTUPLAŞMA YASASI'nı burada kaydedilim.

 

Kadim Çin Tradisyonunda gelişen Taoizm'de Ta Ki, dişi prensibi içeren Yin ve erkek prensibi içeren Yang'in ahenkli ve dengeli birleşimini görüyoruz. Taocu sıralamada, her zaman dişi Yin önceden gösterilir ve başlangıçta var olan kara denizi simgeler. Yang ise, gök ve aydınlığın sembolüdür. Doğa'da bütün olaylar bu iki ilkeye dayandırılır. Vadiler Yin ise, dağlar Yang'dir. Biri su ise, diğeri ateştir. Biri alıcı ve diğeri vericidir. Bu ayırımlar geleneksel Çin tıbbında önemli bir rol alır ve bazı organlar Yin olup, diğerleri Yang'dir. "Ta ki" şemasındaki karşılıklı beyaz ve siyah noktalar şöyle izah edilir: Bu ilkeler saf değildir, Yin'de biraz Yang vardır ve aynı şekilde Yang'da da biraz Yin vardır. Bu kavram, Jung (Yung okunur) psikolojisinde yer alan anima ve animus'a tekrarlanır. Jung'a göre her erkeğin ve kadının şuur derinliklerinde karşı cinsin bir unsuru vardır ve o unsur sayesinde onda karşı cinsin bir ideal imgesi oluşmaktadır.

 

Çinlilerin "Değişimler Kitabı", Yi King, dünyanın en eski eserlerden biri olduğu kabul edilir(12). Bu kitapta, Trigram denilen şekillere evrendeki olaylar bağdaştırılır. Trigram üç işaret anlamına gelir, aslında Yi King'de gerektiğinde iki, veya altı işaret de kullanılır. Bu işaretler iki şekildedir: Yin ilkesini içeren kesik çizgi (- -) ve Yang ilkesini içeren tam çizgi (¾ ). İki tek şekilli işaret vardır.

 

Trigram:

 

1) ¯¯¯ 2) ¯ ¯ 3) ¯ ¯ 4) ¯¯¯

 

¯¯¯ ¯ ¯ ¯ ¯ ¯¯¯

 

¯¯¯ ¯ ¯ ¯¯¯ ¯ ¯

 

 

 

 

 

5) ¯ ¯ 6) ¯¯¯ 7) ¯¯¯ 8) ¯ ¯

 

¯¯¯ ¯ ¯ ¯ ¯ ¯¯¯

 

¯ ¯ ¯¯¯ ¯ ¯ ¯¯¯

 

 

 

Üç şekilli işaretlerinin (trigram) adeti 8'dir ve Yi King kehanet ve fallında kullanılan 6 şekilli işaretlerin (heksagram) adeti 64'dür. Kuzey Afrikalı Arapların kullandığı remille benzerlik arz eder. Ancak remilde 16 şekil vardır. Afrika kökenli Fa veya İfa kehanetinde 256'lık bir sistem vardır. Bu kehanet sistemlerin hepsi bilgisayarların da kullandığı binar, ikili sisteme dayanıyor. Bilgisayarlarda bütün veriler 0 ve 1'den oluşan birleşimlere dayanır. Bundan dolayı 2'nin katı olan 4, 8, 16, 32, 64, 128 ve 256 gibi değerleri bilgisayarlarda kullanılmaktadır.

 

Hint Tradisiyonuna bağlı Tantrik sisteminde, temel ikilli Şiva ve Şakti'dir. Şiva erkek ve Şakti evrensel diţi enerjisidir. Hindistan'a sonra gelen ve kendi kültürlerini yerlilere yayan Aryanlar'ın kadim kutsal kitapları Vedaları (Vid, bilmek veya kutsal bilim - Sanskritçe) birlikte getirdiler. Vedaları kaynak alarak gelişen Vedanta ve Sankhaya feslsefesinde temel ikilli Puruşa ve Prakitidir. Puruşa, saf ruh ve Tanrısal benliktir ve şuurluluktur. Tek Tanrı Brahma'yı içerdiği gibi insanın öz şuurunu, Atman'ı da içerir. Özde Brahman ve Atman birdir. Prakiti ise maddi ve seyyal evreni, doğayı meydana getiren öz maddedir (Mulaprakiti). Bu iki unsur ayrı veya tek unsurun değişik tezahüratları olup olmadığı Hint felsefesinde uzun tartışmalara neden olmuştur. İki ayrı görüş ortaya çıkmıştır. Sankhaya felsefesini geliştiren Şankara (686-718), bu iki ayrı görüşü birleştirerek bu tartışmalara son vermişti. Şankara'ya göre temel ikili hem özde birdir, hem de ikilidir ve evrende her şey onların karşılıklı iletişim ve etkileşimlerinden meydana gelmişti. İnsanoğullu, temelde Puruşa'ya, ruhsal kaynağına dönmek ister, ancak Prakiti, doğa'nın bütün çeşitlemeleri ile, bütün cazibelerini önüne sererek onu nesnel aleme çeker. Bunu başarmak için Prakiti'den oluşmuş onun sahte benliği olan Ahamkara'dan yararlanır ve etrafına Maya (illüzyon) denilen hayali ve nefsani bir perde örer. Böylece, Puruşa, Prakiti tarafından hapsolunur ve tekrar tekrar nesnel alemde yeniden doğar (Samsara). (13)

 

İkili ilkesini, İbranilerde Kral Süleyman'ın mabedinin girişindeki İkin ve Boz adındaki çift sütunlarda görmekteyiz. Bunlar sembolik olarak Framasonlar tarafından kullanılmaktadır. Aslında, mabedlerin girişlerinde veya mahrem yerlerinde sembolik iki sütunun olması, birçok kadim mister kültlerinde görülmektedir. Ayrıca temel ikiliyi mecazi ve sembolik olarak birçok din, efsane ve inancının içine işlendiğini görebiliriz.

 

Geometri açısından, Monad'ı teki bir nokta olarak ele alırsak, Duad iki noktadan meydana gelir. İki noktanın arasındaki en kısa yol, düz bir çizgidir. Ortada sabit bir birinci noktanın etrafında bir ikinci noktanın eş mesafede döndüğünü kabul edersek, o zaman birinci noktanın etrafında bir daire çizilmiş olur. Ortaya çıkan şekil, ortası noktalı bir dairedir. Okült açıdan bu hem güneşin sembolüdür, hem de deruni anlamı olan bir semboldür.

 

Astronomi'de yörüngeler iki karşıt gücün birleşimi olan vektörlerden meydana gelir. Yörüngedeki cisim, ortadaki cisimin yer çekimi ve bir dereceye kadar kendi yer çekimi ile merkezgel bir çekim ile sabit merkeze itilir. İkinci güç ise, dönen cismin merkezden uzaklaşma hareketidir. Eğer, birinci güç fazla olursa, o zaman yörüngedeki cisim sabit cisme düşer. Örneğin, bu da dünyamızın güneşe düşmesi, yanarak buharlaşması sonucunu doğurur. Eğer ikinci güç fazla olursa, o zaman yörüngedeki cisim sabit cisimden hızla uzaklaşır. Bu da dunyamızın fezaya fırlaması, karanlığa gömülüp donması sonucunu doğurur. O halde, güneş sistemindeki gezegenlerin sabit hareketleri mükemmel olarak kurulmuş bir dengenin eseridir.

 

Hint felsefesinde ortası noktalı dairenin merkezi Kendrum (çekirdek) denilir ve ilahi ilkeyi simgeler. Çemberi oluşturan çizgi ise insandır. Onu ortaya çeken güç merkezgel güçe Vidya Maya (bilgi gücü) denilir. Onu dışarıya iten merkezkaç güce Avidya Maya (cehalet gücü) denilir. (14)

 

 

7.gif

 

TRİAD

Geometrik açıdan Monad tek, Duad çift ve Triad üç noktadan meydana geldiğine göre, Triad'daki üç noktayı birleştirdimizde bir üçgen ortaya çıkar. Kadimlere göre üçgen bütün geometrik şekilleri doğurur.

 

Zollar şöyle yazar: "Bütün şeylerin başlangıcı Birliktir. Birden bütün şeyler sayıya göre ortaya çıkar. Birlik bütün çokluğu içerir. Birlik olmadan İkilik olamaz. Oysa İkilik Birlik ve onun aynılığının inkarı ile doğar. Ancak ortaya çıkan gerilim süremez ve üçlük ortaya çıkar. Bu da daireyi tamamlar, zıtlıklar barışır ve birlik veya bütünlük yeniden tesis edilir."(11) Çünkü üçlükle çizgi üçgene dönüşür, çizgi üzerinde üçüncü nokta tekrar birinci noktaya bir çizgi gererek Bir'e dönüşü sağlar.

 

Biri pozitif ve diğeri negatif iki zıt güç bir araya geldiğinde, üçüncü, birleşik nötr bir güç oluşur. Bu güç, kadimlere göre dişi ve erkek güçlerin doğurduğu bir çocuktur. İki gücün özelliklerine sahip olduğu için hem dişi, hem de erkek özelliklere sahip bir androjen olarak da simgelenir. Mitolojide, Hermes ve Afrodit'in aşklarından doğan çocuk çift cinsiyetli Hermafrodit idi. Bu da, mecazi olarak bir yasayı betimler. Onu aseksüel, dengeleyici bir unsur olarak değerlendirmek gerekir.

 

Çağdaş bilim ve felsefede üçlü ilkeyi, tez, antitez ve sentez olarak görürüz. Herhangi bir varsayımı kanıtlamadan önce onun aksini kanıtlayacak verileri de dikkatte almak gerekir, yoksa aldığımız netice tek yanlı olur. Sonuçta meydana gelen sentez her zaman tek yanlı bir tez veya antitezden üstündür.

 

Phythagoras teoremine göre, bir dik üçgenin dik kenar uzunluklarının kareleri toplandığında, hipotenüsün uzunluğunun karesi ortaya çıkar.

 

 

 

 

 

 

 

PHYTHAGORAS TEOREMİ : a² + b² = c²

 

Sembolik olarak bu teorem iki zıt unsurunun karşılıklı iletişimlerinin oluşturduğu üçüncü unsuru açıklar. Örneğin, kıyas yolu ile a'yı bir ana, ve b'yi bir baba olarak kabul edersek, c onların çocuğudur (harfleri ne kadar da uyuştu). Biyolojik açıdan çocuk hem annenin hem babanın genetik yapılarının bir sentezidir. Manevi açıdan ise, ikisinin etkisi ile şahsiyetini oluşturur.

 

Hint felsefesinde, Trimurti üç yüzlü Tanrı anlamına gelir. Bunlar yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu ve yok edici Şiva'dır. Hepsi aslında tek bir tanrının, Nirguna Brahma veya Parabrahma'nın tezahüratlarıdır. Brahma olarak evreni ve insanı yaratır, Vişnu olarak hükmeder ve zamanı gelince Şiva olarak evreni yok eder. Hindu'ların "Aum" mantrasında "A" Brahma'yı, "U" Vişnu'yu ve "M" Şiva'yı simgeler. Bu mantranın bütün seslerin anası olduğu, evrenin ondan tecelli ettiği inanılır. Eski Mısırlılar'ın "Amon", İbraniler'in "Amen", Müslümanlar'ın "Amin" sözcükleri Aum mantrasının karşılıkları olduğu inanılır.

 

Geçmiş, gelecek ve şimdideki zaman bir üçlü oluşturur. Bunlar nesnel alemde tamamen ayrıdır, ama birbirine iç içe bağlıdırlar. Şimdeki zaman, geçmişin bir neticesidir, gelecek bu anın fiilleri ile şekillenecektir. Bu üç zaman birimi ancak ilahi bir planda birleşirler. Orada zaman ve mekanın bir olduğu bir sonsuzluk boyutu olduğundan, zaman yoktur da denilebilir.

 

Nichomachus'a göre Triad Satürn'ün, Zühal'in sembolüdür. Çünkü Satürn Grekçe'de "Kronos" dur ve zamanı simgeler (kronometre'nin kökü). Zamanın üçlü mahiyetini de yukarda anlatıldı. Kabalalistik Hayat Ağacının üçüncü Sefira'sının (Binah) gezegeni Şabatay'dır, o da Satürn anlamına gelir. Antik kozmolojinin 9 felekli göğü yukarıdan aşağı sayıldığında üçüncü feleği Satürn hükmeder.

 

Hint felsefesinde ayrıca tabiat güçleri, başka bir deyişle Prakiti'nin unsurları üç tanedir ve bunlar bütün nesnel olaylarda görülmektedir. Triguna olarak adlandırılan bu güçlerin birincisi Tejas Gunadır. Tejas Guna hareketli ve aktiftir, ateş prensibini içerir. Tamas Guna ise statik, hareketsiz ve pasiftir. Üçüncü prensip ise aydınlık ve dengeyi simgeleyen Satva Guna'dır.

 

Mistisizmde ilahi üçlü ilahi aşk, ilahi kudret ve ilahi hikmettir. İlahi aşk pasif unsurdur, karşılık beklemeden Tanrıya, insana ve doğaya karşı duyulan kayıtsız şartsız sevgidir. İlahi kudret aktif unsurdur ve şuurun değişiklik yaratma gücüne (maji) dayanır. İlahi Hikmet dengeleyici nötre unsurdur ve gücün sevgiyle kullanılmasına dayanır. Altın Şafak cemiyetinin inisiyason ritüellerinden şöyle bir söz geçer, "sevgisiz güç gaddarlığa yol açar. Güçsüz sevgi ise zaafa".

 

Aristoteles'e göre Triad bütünü temsil eder, çünkü bir başı ortası ve bir de sonu vardır. Taoizm'in kurucusu Lao-Tzu'ya göre, "Bir ikiyi meydana getirir, iki üçü meydana getirir ve üç bütün şeyleri meydana getirir."

 

 

 

 

"Tetrad matematik

 

disiplinin evrenselliğini

 

meydana getiren sebeptir."

 

Nicomachus

 

 

 

TETRAD

Tetrad'ın geometrik tanımı dört noktanın meydana getirdiği dörtgendir. Eşkenar dikdörtgen veya kare adaletin ve sabitliğin simgesidir. Dolayısıyla, Jüpiter veya Müşteri gezegenin sembolüdür ve Kabala'da dördüncü sefira Jüpiter'e tekabül etmektedir. Ayrıca, dört istikamet, dolayısıyla arzın ve toprak elemanının sembolüdür.

 

Kutsal geometrinin sırlarına ayrılmış bu sayfalarda, bilmeliyiz ki Tetrad birçok Kozmik Yasayı açıklamaya yarayan evrensel bir semboldür. Tetrad'in içinde Monad, Duad ve Triad'ı bulunur ve bu adı geçen rakamlara nazaran daha geniş tanımlı ve kapsamlı bir semboldür. Eliphas Levi'ye göre: "Doğa'da dengeyi oluşturan iki güc vardır ve bu üç unsur tek bir yasayı içerir. Dolayısıyla burada birlik içinde pekiştirilmiş triad'ı görürüz ve birlik kavramını triad'a ekleyerek Tetrad'a varırız, ilk kare sayısı, mükemmel rakam ve bütün formların ilkesi."

 

En yüksek rakam elbette Tek'in ifadesi olan Monad'dır. Monad'dan sonra rakamların kozmik açıdan değerleri kademe kademe düşmektedir, herbiri bir öncekinden daha karmaşık olmaktadır. Sayı büyüdükçe içerdiği kanun sayısı artmakta ve orijinal Monad'ın saflığı ve sadeliğinden uzaklaşılmaktadır. Daha ileride bu soyut kavramlara açılık getireceğiz.

 

Tetrad ilk birleşik sayıdır (2x2). O halde Duad ile yakın bir irtibatı vardır. Triad yaratmaya, dışa fışkırmaya eğilimlidir. Kadimlerin uğraştığı geometrik problemlerden biri de daireyi matemetiksel yöntemlerle kareye çevirmek, ve tersi. Tetrad'ın içe dönük mahiyetini şöyle açıklarız, Tetrad, Triad ve Monad'ı içerir. Bu monad ilk prensiptir ve Triad onun tecelli olan üç ana prensibi içerir. Formül olarak bunu şöyle belirebiliriz: Öz = artı + eksi + nötr, beyaz = kırmızı + mavi + sarı (ana renkler).

 

Aşağıdaki dörtlü semboller Triad Yasalarını tasvir eder. Ayrıca on noktanın birleşimi olan Tetraraktys'i unutmamak gerekir. İçinde nokta olan üçgen, daha gelişmiş bir sembol olarak üçgen içinde gözdür. Bu sembol Ra, veya Horus'un gözü olarak Mısır'da kullanılırdı, daha da sonra Framasonlar tarafından kullanıldı. Monadı çevreleyen üç ana prensibi gösterir. Üçgen tarafında daire üç prensibin tecelli etmiş hali ile Monadın içinde bulunduğunu gösterir. Aynı ana renkler, kırmızı, mavi ve sarının beyaz rengin içinde bulunması gibi. Haç Hıristiyanlıktan eski bir semboldür, dört element, dört istikamet ve Tek prensibin üç ayrı prensip halinde tecelli edilişini gösterir. Svastika veya gamalı haç, dört prensiple birlikte girdap (vorteks) Yasasını tasvir eder. Yukarıdaki gamalı haç saate yelkovandır ve güneşin hareket yönüne uygundur. Nazilerin İkinci Dünya Şavaşında kullandıkları svastika ise ters istikametliydi (vinderşin). Bazı okült yorumcular Almanların harbi bu yüzden kaybettiklerini iddia ederler, çünkü svastika bir güneş sembolüdür ve güneş istikametinde (diurel) çağrışımlar pozitif enerjiyi, aksi istikamette çağrışımlar negatif enerjiyle rabıta kurar. Ay'ın istikameti güneşe göre ters olduğu için onun tasviri farklıdır.

 

Hermetik öğretilerde dört unsura tabi bir çok kavram bulunmaktadır. Bunlardan dört elementle ilgili olanları daha ilerde ayrı bir yazıda inceleyeceğiz. Dört canlılar alemi ile ilgili doktrin ise şöyle, dört canlılar alemi dört elementin (hava ateş, su ve toprak) çocuklarıdır. Bunlar madenler alemi, bitkiler alemi, hayvanlar alemi ve insanlar alemidir. İlk bakışta madenlerin de canlılar kategorisine alınması radikal bir görüş olarak değerlendirmek mümkün. Ancak, ezoterik hylozoizm doktrininde her şeyin canı vardır. Madde alemindeki en gelişmiş canlar binlerce sene zarfında çeşitli geometrik şekiller alan kristaller ve kıymetli taşlar olarak görülür. Simya da altın başta ve gümüş ikinci olarak çeşitli elementlerin diğerlerine nazaran daha yüksek bir titreşim içerdiği görüşü savunulur.

 

Ezoterizmde en küçük organizma atomdur. Atomun önemli parçaları negatif yüklü elektron, pozitif yüklü proton ve nötr yüklü nötrondur. Onların karşılıklı iletişimleri ve dördüncü unsur olan enerji bir bütün meydana getirir. Hücrede aynı şekilde dörtlü bir bölme görebiliriz, negatif unsur bedensel kütlesini meydana getiren protoplazmadır, aktif unsuru bütün hücre işlemlerini meydana getiren mitokondriyalardır, nötr unsuru DNA ve RNA moleküllerini içeren hücre çekirdeğidir ve dördüncü unsur hayat enerjisidir.

 

İnsanların dört unsuru çağlar boyunca bilinmekteydi. Bhagavad Gita'da insan bir atlı arabaya benzetilirdi. Bedeni araba, atlar hisler ve ihtirasları, araba sürücüsü akıl ve arbanın yolcusu onun asıl sahibi. Bu örnek Sufi menkibelerinde ve Gurdjieff öğretisinde bulunmaktadır. Arabanın gayesine ulaşması için dört unsurun ahenkli çalışması gerekir. Eğer araba fazla ağırsa hareket edemez, atlar iyi terbiye edilmemiş ise veya arabacı acemi ise araba atın istediği istikamete gider, bazan yolcuyu felakete sürükler. Akılı temsil eden araba sürücüsü atlara hakim ise yolculuk daha emin ellerdedir, ancak bazan araba sürücü araba sahibinin sesini duymaz ve arabayı kendi bildiği gibi sürer (Gurdjieff). Bu durumda araba gayesine ulaşmaz. Çünkü araba sahibi insanın asıl benliğidir.

 

Psikolog Carl Gustav Jung, Freud'un talebesi ve onun varisi olarak görülürdü. Ancak Jung, psikiyatri ilminin kurucusu Freud ile birçok konuda hemfikir değildi. Jung, Yoga çalıştı ve hastaların astrolojik horoskoplarını çıkartarak terapiden önce incelerdi. Simya ve diğer okült bilimlerin yorumlarıyla ilgili cilt cilt eserler yazmıştı. Geliştirdiği psikolojik kavramlar ile okült ilimler ve çağdaş ilimler arasında köprü kurmuştu. Jung'a göre insan psişiği dört unsurdan meydana gelmektedir, bunlar duyu, duygu, akıl ve sezgidir. Aslında Sankhya felsefesine göre birinci unsur bedensel işlevlerin sadece pasif unsurlarıdır ve ayrıca aktif unsurları olan bedensel faaliyetleri de ele almak gerekmektedir. Yine de Jung'un tasnifi kadim görüşe uygundur. İnsandaki dört unsuru, ilerde başka bir cilt altında ele alacağız.

 

Ayrıca, Jung'a göre insanda dört temel dürtü vardır, bunlar sırası ile yaşama dürtüsü, cinsel dürtü, sosyal dürtü ve dini dürtüdür. Bunların ilk üçünü Freud ortaya koymuştu, ancak sonuncusu Jung'un ilavesidir. Bu dürtüleri şöyle tanımlamak mümkün: Yaşam dürtüsü en ilkel dürtüdür ve organizmaların yaşamlarını tehdit eden bir durum olduğunda nefsi koruma olarak bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. Yaşam mücadelesini yürütmek, korku ve açlığı gidermek onun en belirgin özellikleridir. En saf hali ile bu dürtü tamamen bireysel olup ego ön plandadır. Cinsel dürtüsünün faaliyette geçmesi için, yaşam dürtüsünün uyarlanmamış durumunda olması gerekir. Cinsel dürtüsü bir varlığın bireysellikten çift hüviyetli bir varlığa ve daha geniş kolektif alanlara geçişini temin eder. Çünkü kişi diğer bir egoyu keşfeder ve onunla bütünleşmek ister. Sosyal dürtü ise tamamen cinsiyet üstü ve henüz yeni oluşmakta olan kolektif ve komünal bir dürtüdür. Komünizm ve Faşizm onun saptırılmış şekillerini ifade etmektedirler, ancak her ikisinde doğru unsurlar vardır. Dini dürtü ise, ki ona kozmik dürtü demek daha doğru olur, insanlarda yeni oluşmaktadır ve kozmos ile birlik duygusndan yola çıkarak, bütün diğer dürtüleri mükemmel bir ahenk içerisinde kapsar. Okült zihniyetinin menşei işte budur. Kozmik şuurun uyanması da evrenle bütünleşme isteğini doğurur.

 

 

183.jpg

 

 

184.jpg

 

İNSAN BİR TERAZİ OLARAK

 

 

Kadim felsefede üç ilahi unsur bulunur: İlahi Aşk, İlahi Hikmet ve İlahi Kudret (veya Tanrısal Sevi, Tanrısal Bilgelik ve Tanrısal Güç). Bir de arkalarında bir dördüncü unsur vardır ki, o da saf şuurluluktur. Bu üç ilahi unsur, üç ayrı yolla ayrılır: mistisizm veya aşk yolu, Felsefe veya bilgelik yolu, ve Maji veya güç yolu.

 

Bilgelik, sevgi ve güç unsurlarını dengeler. Aslında bilgelik gücün sevgi ile kullanılmasıdır. Bunların arasında en tehlike olanı sevgisiz, bilinçsiz güçtür, ancak dengesiz bir sevgi de zafa ve eksikliklere yol açmaktadır.

 

Ayrıca, dörtlü ilke Tetragamatonu, adının boş yere söylenmesi yasak olan dört harflı tanrı adı YHWH'i simgeler. Cennet bahçesindeki dört nehiri ve doğu, güney, batı ve kuzey olarak dört istikameti ve onları idare eden dört başmeleği, sırasıyla İsrafil, Mikail, Gebrail ve Azrail (Kabala'da Uriel) ve dört elemanı, sırasıyla hava, ateş, su ve toprağı ifade eder.

 

 

 

 

 

 

 

"Mikrokozmosun sembolü olarak Pentagram,

 

PENTAD insan tarafından elemental varlıları

 

hükmetme ve onların kötüllük

 

yapmalarını engellemede kullanılır."

 

Eliphas Levi

 

 

 

PENTAD

Pentad, biri dişi olan Duad, ve biri de erkek olan Triad'ın birleşiminden meydana gelen bir sayıdır. Çeşitli geometrik şekillerde ifade edilir. Beş noktanın kesişmeden birleşimi bir pentagonu meydana geitirir. Pentagon ise, beş uçlu bir yıldızın uç noktalarını çizgilerle birleştirdiğinde ortaya çıkar. Beş köşeli yıldıza pentakl veya pentagram denilir. Beş "A" harfin birleşiminden geldiği için "beş a" anlamına gelen pentalfa da denir. Beş köşeli yıldız en yaygın ve benimsenmiş tanımı "beş harf" anlamına gelen pentagram'dir. Bir pentagram üç üçgeni içerir. Piramid de, beş kenarlı olduğundan Pentad'a tabidir.

 

Eski Mısır'da takvim 360 gün olarak sayıldığı için, fazladan olan beş gün kutsal bayram günleri olarak tutuluyordu (ayrıca 360 beşle bölündüğünde kutsal metinlere göre insan yaşı olan 72 sayısı çıkar). "Kutsal" Tetraktys'in sayısı on olduğuna göre, onun yarısı olarak beş rakamı Phythagoras okulunda özel bir yeri vardı. Makrokozmosun rakamı on ise, insan olan mikrokozmosun rakamı beş olmalıydı. Çünkü mikrokozmosun altında da daha ufak kozmoslar da vardır ve insan bu küçük kozmoslar ve evren arasında bir köprü kurmaktadır ve orta yeri tutmaktadır. O halde, beş insanın sayısıdır. İnsan kollarını ve bacaklarını açtığı zaman, başı ile birlikte beş köşeli bir yıldızı benzemektedir. Gerek elinde, gerekse de ayaklarında beşer parmağı vardır. Ayrıca insanda görme, işitme, koklama, tat alma ve dokunma olmak üzere beş duyusu vardır. Hindular, duyulara bağlı olarak, bedensel işlevlerin de beş aktif unsuru içerdiğini inanırlar.

 

Blavatsky'e göre insanın beşe tabi olması, onun şu anda beşinci kök ırkına tabi olmasından kaynaklanıyor. Ona göre yakında ortaya çıkacak altıncı kök ırkında insanlar daha farklı titreşimlere tabi olacaktır. O zaman bilinen beş duyu yanında altıncı duyu, ESP veya duyu-üstü algılama günlük hayatın bir parçası olacakmış.

 

Tarih boyunca beş kenarlı yıldız veya pentagram, korunmak için kullanılmıştır. Eski Mısır, Mezopotamya ve Yunanistan'da bu maksatla kullanıldığı bilinmektedir. Bu sembolün şer güçleri geri püskürttüğü, insanı her türlü kötü büyüden koruduğu tarih boyunca inanılırdı. Efsaneye göre Kral Süleyman'ın bir pentagram mühürünü içeren yüzüğü vardı, onun sayesinde cinleri, elemental varlıkları hükmediyormuş. Eliphas Levi'e göre "Dört elemanın fiziksel özü olan Astral Işığın üzerinde irade gücünün hakimiyeti Maji'de pentagram ile temsil edilir...Pentagram zihnin elemanlar üzerindeki hakimiyetini belirtir. Hava elemenalları, ateş cinleri, su perileri ve toprak elementallar bu işaretle bağlanırlar... bu simge evokasyonda (çağrı) bilinçli bir şekilde kullanıldığında, elemental varlıklar ona tabi olurlar."

 

Diodurus'a göre pentad, "dört elemanın esirle birleşmesidir". Bu açıdan pentagramın okült anlamı beşinci eleman olan esirin (Hintçe'si Akaşa) diğer dört eleman üzerine hükmetmesidir. Esir veya Akaşa diğer elemanların tecelli ettiği kaynaktır. Doğa ruhları veya cinlere, elemental varlık denmesi onların dört elemandan meydana gelişlerinden kaynaklanır. Bu dört eleman dışında bir de üstün beşinci unsur sadece insanda vardır. O halde, o elemental varlıkları hükmetmeye yarar. İşte pentagramın elemental varlıklara karşı bir silah, kalkan veya hakimiyet işareti olarak kullanılmasının nedeni budur. Bu tip koruma tedbirlerinde pentagram çizerken onum irade ve inançla şarj edilmesi de şarttır. Maksat olumlu düşünce ile donatılmış bir düşünce formu yaratmaktır. Bu açıdan ruhsal bir disiplinle eğitilmiş bir kişi hiç şekil çizmeden sırf yaratıcı imgeleme ile arındırıcı bir pentagram etkisi gönderebilir.

 

Psişik korunma bazı insanlara safsata gibi gelebilir. Ancak, yaşadığımız ortamda sadece hava, kara ve su kirlenmiyor, içinde yaşadığımız psişik atmosfer de negatif düşünceler ve ihtiraslarla sürekli kirlenmektedir. Ruhsal bir disipline giren birisi, bu negatif etkilere karşı başkasına nazaran daha hassas ve açıktır. Çünkü onun psişik merkezleri açılmaktadır.

 

Korunma için kullanılan pentagram modern majisyenler tarafından genellikle imgeleme ile parmak veya bir kama ile havada çizilir. Pentagramın tek kenarının yukarı bakması önemlidir. Aşağı bakan pentagram genellikle karanlık bir sembol olarak görülür ve şer varlıkları çağırmakta kullanılır. Sembolik olarak bazen iki boynuzu ve kulağı ile bir keçi kafası olarak gösterilir.

 

Beş sayısını kendisiyle çarptığımıza her zaman geri döner (son hanesi): 5 x 5 = 25, 5 x 5 x 5 = 125, 5 x 5 x 5 x 5 = 625.

 

 

 

 

"Nesnelerin şekli, ruha uyan tek rakam,

 

evrenin parçalarının birleşimi, ruhun

 

ve ahengin yaratıcısı."

 

Nicomachus (3)

 

8.gif

 

 

HEKSAD

Heksad'ın geometrik ifadesi heksagram, biri yukarı, biri de aşağı bakan iki üçgenden meydana gelir. Heksagram Milat'tan sekizyüz yıl önce Mogan David olarak Hz. Davut'un kalkanında kullanılmıştır. Hz. Davut'un fatihlerinden sonra oğlu Hz. Süleyman altında o zamanki İsrail devleti, tarihinin en parlak, en çilesiz dönemini yaşadı. Dolayısıyla, ilerki yıllarda İsrail devletin bir amblemi olarak alındı. Ancak, bundan da önce evrensel bir sembol olarak çeşitli kültürlerde yer almaktaydı. Her şeyden önce doğada sık sık görülen bir şekildir, örnek olarak kar tanecikleri heksagram şeklindedir. Bal petekleri ise heksagon şeklindedir. Heksagon heksagramın kenarlarını birleştirdiğimiz zaman ortaya çıkar.

 

Bir cinsel sembol olarak, eski tradisyonlarda yukarı bakan üçgen erkeklik prensibini temsil eder, aşağıya bakan üçgen ise, dişilik prensibini içerir. Bu yaklaşım da cinsel uzuvların görünüm ve işlevlerine dayanır. Hint Trantrik sisteminde bu ikilem, lingham ve yoni'dir, Grek tradisyonunda ise phallus ve kteis'dir. O halde, bu iki sembol iki zıt gücün ahenkli birleşimini gösterir. Bu da, cinsel birleşme dışında, ayrıca farklı zıt unsurların birleşimi için de geçerlidir. Dolayısıyla Uzak doğu'daki Taoist ying ve yang sembolü ile eş anlamlıdır. Simyada yukarı bakan üçgen ateşin sembolüdür, aşağıya bakan üçgen suyun semboldür. Çünkü ateş yukarıya uçar, su ise, yer çekimine tabi olarak aşağı akar. Ateş ve su heksagramında yukarıya bakan üçgen kırmızı ve aşağa bakan üçgen mavidir. İki unsurun birleşmesinden meydana gelen heksagram de hava elemanını temsil eder. Hint Tantrik sistemimde de, bu semboller aynıdır. Ancak, su için ayrıca aydınlık kısmı aşağıda olan hilal da kullanılır.

 

Heksagram altı rakamının simgesidir. Eski çağlarda altı sayısı zaman ve mekanın birimi olarak kabul edilirdi. Çünkü hem zamanın hem de mekanın devresel oldukları ve daire oluşturdukları inanılırdı ve bir daireyi bir pergele çizildiğinde, pergelin açısını bozmadan daire cizildiğinde daireyi tam altıya böler. Bu yüzden bu zaman ve mekan birimleri altı ile bölünür, 12 ay, 24 saat, 60 dakika, 60 saniye gibi, veya bir dairenin 360 dereceye bölünmesi gibi. Bu yüzden Tevrat ve Kuran'da dünyanın altı günde yaratıldığı yazılır. Yedi de sonsuzluğu ifade eder.

 

Özellikle Mecusilikte görülen, evreni iki zıt gücün, hayır ve şerin boğuşması olarak betimleyen inançlarda aşağı bakan üçgen Şeytani ve karanlıktır, yukarıya bakan üçgen ise Tanrısal ve aydındır. Başka bir yoruma göre, yukarı bakan üçgen insanoğlunun yükseliş ve tekamüllünü ve aşağa bakan üçgen ona inen rahmeti simgeliyor. Bu açıdan heksagram Yaradılış ve Tekamül Yasalarını simgeler ve bu iki yasa arasındaki ilişkiyi gösterir. O halde, heksagram genelde insani ve ilahi olanın kesişmesinin sembolüdür. Burada kilit sözcük "Denge"dir. Eğer pentagram insanın simgesi ise, heksagram onun yasaya, çevreye uyumudur. Pentagram bireysel, heksagram kitleseldir. Eliphas Levi'ye göre "Yedi nasıl mecazi olarak sonsuzluğun rakamı ise, altı da haftanın (içi) gün sayısıdır, o sınırlı maddi ortamda dengeyi temsil eder, üçün üç ile dengelenmesi, başka dir deyişle ruhun madde ile mücadelesi"(4).

 

Kabala'da altı güneşin değeridir. Güneşin ortasında olduğu bir heksagon'da da etrafında altı gezegen heksagonun her bir kenarında gözükür (Kadimler, güneş ve ay ile birlikte yedi kutsal gezegen tanırlardı. Bu gezegenler evrende mevcut yedi ilahi ilkenin maddi tezahüratlarıdır).

 

Tevrat ve Kuran'a göre Tanrı dünyayı altı günde yaratmıştır. O halde, altı nesnel alemin rakamıdır ve evren altı prensibi üzerine kurulmuştur. Grek ebcedinde Kozmosun rakam değeri 600'dür. Sümerler ve diğer kadim uygarlıklar bütün zaman-mekan hesapları seksajisimal birimi olan 60'a dayanan sistem üzerinde kurmuşlardır. Çünkü zaman ve mekan dairevidir, siklüslere tabidir, ve altı dairenin rakamıdır. Heksagon kübik bir dairedir, ve bir pergelle çizilen dairenin çevresi aynı pergel açısı ile altı eşit bölüme ayrılır. Ayrıca daire 360 derecedir (6x60). Siklüslerin seksajisimal özellikleri üzerinde ileride, siklüs bölümünde geniş açıklama yapılacaktır.

 

Tevrata göre Tanrı yedinci günde yarattığı dünyadan çekilmiştir. Burada Heksad ile Heptad arasındaki ince ayrılım belirleniyor. Altı tecelli olmuş ve siklüslere tabi maddi alemi simgeliyorsa, yedinci prensip tecelli olmamış ve altıgen evrenin üstünde yer alır. İnsan bedeni yedi parçalı olduğuna göre, altı başsız bir gövde olup, İlahi prensipten yoksun, zaman ve mekan çarkında, yani maddeye tutsak bir varlığı, dünyevi insanı gösterir.

 

İncil'in son kitabı Yuhannanın Vahyisi, baştan sonuna kadar rakamlar ve sembollerle donatılmış bir kehanet kitabıdır. Vahiy'de 666 canavarın rakamı ve ayrı yeten insanın rakamı olduğu yazılır. İncil'in yazıldığı Grekçe aslında canavar Therion'du. Bu kelimenin tem tercümesi olmamakla birlikte, vahşi hayvan, insan kılığında hayvan veya nefsani insan anlamına gelir. O halde, Vahi'nin kehanetlerindeki canavar veya Deccal, tek bir şahıs yerine çağdaş dünyadaki materyalist insanın gelişi olarak tefsir etmek de mümkündür ve altı rakamı hem evrenin ölçü birimi hem de insandaki ilahi kıvılcımı tutsak eden nesnel alemin simgesi olarak idrak etmek mümkündür. Altı, ayrıca güneş sisteminin merkezi olan güneşin Kabalistik rakamıdır.

 

"Hayat Çarkı" Tibetli Tantrik Budizmi'nde önemli bir semboldür. Uzak doğu felsefesinde doğumdan ölüme dek uzanan insan hayatı daha büyük bir hayat devresinin bir zereciğidir. Reenkarnasyon ve Karma Yasası ile sadece ruhların yaşamlarında elde ettikleri dersler kalıcıdır. Ölüm sonrası alemlere bir rehber olarak yazılan Tibetlilerin ölüler kitabı "Bardo Tödol"da anlatılan Hayat Çarkı altı parmaklıdır ve içi de altı alemi barındırır. Bunların hepsi, orta yeri işgal eden insan aleminden, en alttaki cehennem ve en üstteki cennet alemleri de Samsara'ya, ego-ilüzyon'a tabidir. Samsara alemlerinden tek kurtuluş da, arzu ve hırsları yok eden, nefslerine hakim Bodişatvalar'ın yoludur. Sadece bu yolla sonsuz acı ve zevklerin birbirini kovaladığı, ve sonsuza dönen hayat çarkından kurtulup yedinci bir alem teşkil eden Bodişatvalar'ın diyarına girmek mümkündür. Budistlere göre gerek zebanilerin türlü işkence yaptığı, gerek Deva'ların güzellikler içerisinde bulundukları cennetler de hepsi Samsaraya bağlıdır. Bu çarkın ortasında Tanka denilen Tibetli dini resimlerde üç hayvan gösterilir. Yeşil yılan, kırmızı horoz ve siyah domuz. Üçü de birbirini kovalar. Yeşil yılan kin ve nefreti simgeler, kırmızı horoz hırs, ihtiras ve malik olma tutkusu ve siyah domuz cehalet ve aptallığı. Bu üç unsur insanın ilahi kıvılcımını kararttığı müddetçe o hayat çarkında batmaya mahkumdur. İyi davranışların sonucundan ötürü o yükselip Devaçan, veya Deva'ların cennetine ulaşması gerçek bir kurtuluş olmayıp, her an alt bir aleme düşme durumundadır. Çünkü çark dönüyor ve insan Samsaraya bağlı olduğu müddetçe tekrar tekrar doğar. Çarkın çemberinde on iki sembolik figür gösterilir. Bunlardan birincisi cehaleti simgeleyen kör bir kadın, ikincisi bir testi yapan sanatkarı gösterir. Testi şahsiyeti veya karakteri simgeliyor. Her insan kendi şahsiyetini oluşturur. O halde, karakteri geliştirmekte davranışlar önemlidir. Kötü davranışlar karakter testisi üzerinde çirkin izler bırakır. Kötü alışkanlıklar ise testinin şeklini hepten bozar. Testiye şekil veren eller de bizim düşünce, söz ve hareketlerimizdir. O halde birinci figür Avidya anlamına geliyor, ikinci figür Samskara veya Karmik şekillendirme anlamına geliyor.

 

Üçüncü figür ise, ağaçtan ağaca atlayan bir maymun gösterir ve Vijnana, anlamına gelir. Vijnana bir duyu nesnesinden diğerine sıçrayan insanın huzursuz zihnini tanımlar. Erdeme ulaşmış Bodişatvalar'da zihin huzuruna sahip olup, beş duyuya tabi olmaktansa duyuları zihinlerine tabidir. Diğer dokuz figürü anlatmak konumuzu aşar.

 

Altı loki veya alem şunlardır: İnsanlar alemi, hayvanlar alemi, cehennem alemleri, Petras veya hayaletler alemi, Titanlar alemi ve Devalar alemi. Ezoterik görüşte hayvanlar alemine geçiş mümkün değildir ve mecazi alınması gerekir. Petraslar ise, dünya ortamından kopamamış başıboş ruhlar topluluğudur. Titanlar'ın kim olduğu tam açık değil, belki de mücadeleye dayılı batı alemi. Titanlar ve Devalar alemi arasında Hayat Ağacı gösterilmektedir. Hayat Ağacı da Şaman veya Majisyenin Deva alemine girip çıkmak için kullandığı araçtır. Devalar bazen ilahlar diye tercüme edilir, en doğru karşılığı tabiat ruhları ve meleklerdir. (4)

 

Heksagram ayrıca İslam kültüründe çeşitli motiflerde kullanılmıştır. Tılsımlarda, sihir ve havasta kötülüğün etkilerine karşı korunmak için kullanılmıştır.

 

Altı rakamının matematik özelliği parçaların hem toplamı, hem çarpımı kendisine eşittir (1+2+3 = 1x2x3=6). Bu rakam tabiatta muntazam bir şekilde sürekli olarak ortaya çıkar. Arı petekleri ve kar tanecikleri gibi birçok örnek göstermek mümkün.

 

Altı sayısını kendisiyle çarptığımıza her zaman geri döner (son hanesi): 6 x 6 = 36, 6 x 6 x 6 = 216, 6 x 6 x 6 x 6 = 1296.

 

 

 

 

 

"Ve Allah yedinci günü mübarek kıldı,

 

ve onu takdis etti, çünkü Allah

 

yaratıp bütün işten o günde istirahat etti."

 

Tekvim

 

 

9.gif

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ayrı bir başlık açmaktansa Pisagor'un bilgileri alt alta durmalı diye düşündüm...

 

 

Pisagor'un Sembolik Aforizmaları

 

 

 

 

Iamblikhus, Pisagor’un 39 sembolik sözünü toplamış ve yorumlamıştır. Bunlar Thomas Taylor tarafından Yunanca’dan İngilizce’ye çevrilmiştir. Aforizmasal yargı Crotona’daki Pisagorcu üniversitenin en sevilen öğretim yöntemlerindendi. Bu aforizmaların en kapsayıcı olanlarından 10 tanesi gizli anlamlarıyla birlikte aşağıda verilmiştir;

 

1. Halkın yolundan çekil ve fazla çiğnenmemiş yollardan yürü; Bilgelik arayanlar onu yalnız aramalıdır.

 

2. Tanrıların örneğini takip ederek her şeyden önce diline hakim ol; İnsan sözü onu yanlış temsil edebilir ve ne söyleneceğinden emin olunmadıkça kişi sessizliği seçmelidir.

 

3. Rüzgar esiyor, sese tap: Pisagor burada Tanrı’nın ol kelimesinin elementlerin sesinde işitildiğini ve doğadaki her şeyin uyum, ritim, düzenle Tanrı’nın özelliklerini tezahür ettirdiğini öğrenciye hatırlatıyor.

 

4. İnsana yükünü kaldırmada yardım et, ama onu yere bırakmasına yardım etme: Burada gayret gösteren kişiye yardım edilmesi gerektiği, ama sorumluluklarından kaçmaya çalışan kişilere de asla yardım edilmemesi gerektiği ve tembelliğe teşvik etmenin büyük günah olduğu hatırlatılmaktadır.

 

5. Elinde ışık olmadan Pisagorcu konularda konuşma: Burada, ruhani ve entelektüel bir aydınlanma olmadan gizli bilimler ve Tanrı’nın sırları konusunda yoruma kalkışmama konusunda uyarılmıştır.

 

6. Evinden çıktıktan sonra asla geri dönme, çünkü periler sana yoldaşlık etmektedirler: Hakikati aramaya başlayıp sırrın bir kısmını öğrendikten sonra eski cehalet ve kusur yaşantısına geri dönenler büyük acılar çekeceklerdir; çünkü ilahi dünya hakkında hiçbir şey bilmemek, öğrenmeyi yarıda kesmekten daha iyidir.

 

7. Bir horoz besle, ama asla onu kurban etme. Çünkü o ay ve güneş için kutsaldır: Burada iki ders mevcuttur. Birincisi canlıları tanrıya kurban etme konusunda uyarıda bulunmaktadır çünkü hayat kutsaldır ve Tanrı’ya bir sunu olarak bile yok edilmemelidir. İkincisinde horozun simgelediği insan bedeninin güneş (Tanrı) ve ay (Doğa) için kutsal olduğu konusunda uyarı yapmaktadır. Beden ilahiliğin en değerli ifade aracı olduğundan korunmalı ve ona özen gösterilmelidir.

 

8. Kırlangıçların evine yuva yapmasına izin verme: Hakikat arayıcısı, geçici düşünceleri aklından uzaklaştırması ve düzeysiz insanları hayatına sokmaması konusunda uyarılmıştır. Kişi etrafını her zaman ilham veren düşünürler ve çalışkan insanlarla çevirmelidir.

 

9. Sağ elini kolayca herkese verme: Burada müridi kendine hakim olması ve takdir edemeyeceklere hikmetini ve bilgeliğini (sağ elini) sunmaması konusunda uyarmaktadır. Burada el, cehalet yüzünden düşenleri kaldıran Hakikati temsil ediyor; fakat kalbi ve aklı ölü olanların çoğu hikmet istemediği için, onlar kendilerine nezaketle uzatılan eli keseceklerdir.

 

10. Yataktan çıktığında pijamalarını katla ve çarşaftaki uyku izlerini sil: Pisagor, cehalet uykusundan uyanan öğrencilerine daha önceki ruhani karanlıklarının izlerini silmeyi öğretmektedir. Çünkü yoldan geçen bilge ardında daha akılsız ve kör olanların put yapmak için kullanacağı izler bırakmaz.

 

 

Pisagorcu fragmanların en ünlüleri Altın Dizeler denilen fragmandır ancak bunların yazarının gerçekte kim olduğu konusunda kuşkular vardır. Altın Dizeler, Crotona öğretilerinin, ya da daha yaygın adıyla İtalyan Okul’un temelini oluşturan tüm felsefi sistemin kısa bir açıklamasını içermektedir. Bu dizeler okuyucuya Tanrı’yı sevme, büyük kahramanların adını aziz tutma, demonlar ile elementsel varlıklara saygı gösterme konularında nasihatlerle başlar. Sonra, insanı gündelik hayatı konusunda dikkatle ve etkin bir biçimde düşünmeye, aklın ve ruhun hazinelerini, dünyevi faydaların biriktirilmesine yeğlemeye teşvik eder. Dizeler ayrıca insana aşağı maddi doğasının üstüne çıkıp öz-hakimiyet kazandığı zaman eninde sonunda tanrılar huzuruna kabul edileceği, onlarla bir olacağı, ölümsüzlüklerinden pay alacağı sözünü verir. (Historia Deorum Fatidicorum, Genova, 1675)

 

 

Manly P. Hall

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...