Jump to content

Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk


Witch Of Rain

Önerilen Mesajlar

Orhan Pamuk'tan Yeni Roman: Kırmızı Saçlı Kadın

 

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un yeni kitabı 'Kırmızı Saçlı Kadın' Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. Kitapta, 30 yıl öncesinde İstanbul yakınlarındaki bir kasabada geçen aşk hikayesi anlatılıyor.

 

Orhan Pamuk, Türk edebiyatına yeni eserleriyle damga vurmaya devam ediyor. Son olarak Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan 'Kırmızı Saçlı Kız' romanı ile okurlarıyla buluşuyor. 'Kırmızı Saçlı Kız' romanında İstanbul yakınlarındaki bir kasabada 30 yıl önce yaşanan aşk hikayesi anlatılıyor. 1980’lerin ortasında geleneksel usulle kuyu kazan Mahmut Usta ile çırağı 'küçük bey' Cem zor bir arazide su ararlarken, kasabanın hemen dışındaki sarı çadırda esrarengiz bir tiyatrocu kadın her gece eski masal ve hikâyeleri yeniden anlatmaktadır. Roman, bir yandan genç kahramanın aşk, kıskançlık, sorumluluk ve özgürlük duygularıyla derinden tanışmasını hikâye ederken, diğer yandan medeniyetler üzerinden babalar ve oğullar; 'otoriterlik' ve birey olma konularını tartışıyor.

 

 

Kırmızı Saçlı Kadın’da okur, Batı’nın ve Doğu’nun iki temel efsanesi Sophokles’in Kral Oidipus’u (babayı öldürmek) ile Firdevsî’nin Rüstem ve Sührab'ıyla (oğulu öldürmek) yeniden karşılaşıyor.

 

http://img-3.onedio.com/img/719/bound/2r0/56af3a36c1d9690e1c8589a7.webp

 

[h=3]YKY’nin dün servis ettiği romanın ilk 20 sayfasından tadımlık bir bölümü:[/h]YKY’nin dün servis ettiği romanın ilk 20 sayfasından tadımlık bir bölümü:

 

 

"Aslında yazar olmak istiyordum. Ama anlatacağım olaylardan sonra jeoloji mühendisi ve müteahhit oldum. Okuyucularım, hikâyemi anlatmaya başladım diye olayların sona erip arkada kaldığını da sanmasınlar. Hatırladıkça olayların içine daha çok giriyorum. Bu yüzden sizlerin de peşim sıra baba ve oğul olmanın sırlarına sürükleneceğinizi hissediyorum.

 

1985'te Beşiktaş'ın arkalarında, Ihlamur Kasrı'na yakın bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Babamın Hayat adlı küçük bir eczanesi vardı. Eczane haftada bir sabaha kadar açık kalır, babam nöbet tutardı. Nöbetçi olduğu gecelerde babamın akşam yemeğini ben götürürdüm. Uzun boylu, ince, yakışıklı babam kasanın yanında yemeğini yerken ilaç kokusunu koklayarak dükkânda durmayı severdim. Otuz yıl sonra bugün, kırk beş yaşımda ahşap dolaplı eski eczanelerin kokusundan hâlâ hoşlanıyorum.

 

 

Hayat Eczanesi'nin çok müşterisi yoktu. Babam nöbetçi olduğu gecelerde o zamanlar moda olan taşınabilir küçük bir televizyona bakarak vakit öldürürdü. Bazan da babamı, ziyarete gelen arkadaşlarıyla alçak sesle konuşurken görürdüm. Siyasi arkadaşları, beni görünce konuşmayı bırakır, benim, tıpkı babam gibi yakışıklı ve sevimli olduğumu söyler, sorular sorarlardı: Kaçıncı sınıfa gidiyordum, okulu seviyor muydum, ileride ne olacaktım?

 

 

Siyasi arkadaşlarının yanında babamın huzursuz olduğunu gördüğüm için dükkânda fazla kalmaz, boş sefertasını alır, soluk sokak lambalarının ve çınar ağaçlarının altından yürüyerek eve dönerdim. Evde anneme, babamın siyasete meraklı arkadaşlarından birinin dükkânda olduğunu söylemezdim. Çünkü annem, babamın başının yeniden belaya gireceğini ya da durup dururken gene bizi bırakıp gideceğini düşünerek endişelenir, babama ve arkadaşlarına sinirlenirdi.

 

Ama babamla annemin aralarındaki sessiz kavgaların tek nedeninin siyaset olmadığını da fark ederdim. Bazan uzun süreler küsüşürler, aralarında neredeyse hiç konuşmazlardı. Belki de birbirlerini sevmiyorlardı. Babamın başka kadınları, pek çok başka kadının da onu sevdiğini seziyordum. Bazan annem başka bir kadın olduğunu benim anlayacağım bir şekilde konuşurdu. Annemle babamın kavgaları beni çok hüzünlendirdiği için onları düşünmeyi, hatırlamayı kendime yasaklamıştım.

 

 

Babamı en son ona yemek götürdüğüm bir gece eczanede gördüm. Lise birdeydim; sıradan bir sonbahar akşamıydı. Babam televizyondaki haberleri seyrediyordu. Daha sonra tezgâha yerleştirdiği yemeğini yerken, ben biri aspirin, diğeri de C vitamini ve antibiyotik isteyen iki müşteriye baktım ve parayı çekmecesi hoş bir zil sesi çıkararak açılan eski kasaya koydum. Eve dönerken son bir bakış attım babama; bana kapıdan gülümseyerek el salladı.

 

 

O sabah babam eve gelmemiş. Bunu öğleden sonra okuldan dönünce annem söyledi. Gözlerinin altı şişti, ağlamıştı. Babamın bundan önce olduğu gibi eczaneden alınıp Siyasi Şube'ye götürüldüğünü zannettim. Orada ona işkence eder, falakaya yatırır, elektrik verirlerdi."

 

Zaman

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İlber ortaylı ve çoğu bilgin adamın orhan pamuk hakkındaki olumsuz eleştirilerini okuduktan sonra , bu adamı okumayı kafamdan çıkardım . Masumiyet müzesini 150 sayfa okumuştum sevmemiştim . Ne bileyim ben beğenmiyorum bu adamı , nobel ödüllü olabilir ama onun kitabının ödül aldığı sene ne marquezler bir eser yazdı ne de türk olarak hakan gündaylar , ihsan oktay anarlar . Hayat başarısı ile kalite pek uyuşmaz her zaman :)

 

orhan-pamuk_717356.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İlber ortaylı ve çoğu bilgin adamın orhan pamuk hakkındaki olumsuz eleştirilerini okuduktan sonra , bu adamı okumayı kafamdan çıkardım . Masumiyet müzesini 150 sayfa okumuştum sevmemiştim . Ne bileyim ben beğenmiyorum bu adamı , nobel ödüllü olabilir ama onun kitabının ödül aldığı sene ne marquezler bir eser yazdı ne de türk olarak hakan gündaylar , ihsan oktay anarlar . Hayat başarısı ile kalite pek uyuşmaz her zaman :)

 

[ATTACH]15865[/ATTACH]

Orhan Pamuğu bende pek sevmiyorum.İlber ortaylı güzel bir noktaya değinmiş...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İlber ortaylı ve çoğu bilgin adamın orhan pamuk hakkındaki olumsuz eleştirilerini okuduktan sonra , bu adamı okumayı kafamdan çıkardım . Masumiyet müzesini 150 sayfa okumuştum sevmemiştim . Ne bileyim ben beğenmiyorum bu adamı , nobel ödüllü olabilir ama onun kitabının ödül aldığı sene ne marquezler bir eser yazdı ne de türk olarak hakan gündaylar , ihsan oktay anarlar . Hayat başarısı ile kalite pek uyuşmaz her zaman :)

 

[ATTACH]15865[/ATTACH]

 

Öncelikle belirtmem gerek ki Nobel Edebiyat Ödülü yıl içinde yazılan bir kitaba verilmez. Dolayısıyla Orhan Pamuk da yazdığı herhangi bir kitapla değil oluşturduğu edebi kariyerle Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. İlber Ortaylı'nın fikrine saygım var fakat çok rahat görülebileceği gibi kendisi Orhan Pamuk'u edebi anlamda eleştirmiyor. Orhan Pamuk'un bilgi birikimi, dil kullanımı vs. muhakkak eleştirilebilir. Ancak kendisini Hakan Günday ile kıyaslamak edebiyata saygısızlık yapmak oluyor bana göre. Bunu sıradan bir okur olarak değil fakültede gerçekten çok kötü birçok yazar-eser okumak zorunda bırakılmış, erken yaşta okuma gözlüğüne mahkum olmuş bir edebiyat mezunu olarak söylüyorum. Zevklerinize elbette eleştiri getiremem. Ancak bir yazarı edebi anlamda eleştirecekseniz, edebi dayanaklarınız da olmalı.

 

Pamuk, edebi açıdan baktığımızda, Türk Edebiyatı'nın en büyük 3-5 yazarından biridir. İlla ki birileriyle kıyaslayacaksanız Tanpınar ile kıyaslayın. (Bana göre Tanpınar daha iyi bir yazardır.) Zaten kendisi de Tanpınar ekolünden gelmektedir. Pamuk'a yönelik eleştirilerle ilgili son olarak önce Nobel Edebiyat Ödülü notunu sonra da Murat Uyurkulak'ın Kara Kitap ile ilgili söylediklerini ekleyerek konuyu noktalayayım:

[TABLE=class: cquote, align: center]

[TR]

[TD] "2006 Nobel Edebiyat Ödülü 'Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulan' Orhan Pamuk'a verilmiştir."

 

2006 Nobel Edebiyat Ödülü Notu[/TD]

[/TR]

[/TABLE]

 

"Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı çünkü ben onun yüzünden İdare Hukuku finaline giremedim. Boz koridorları, şahsiyetsiz sınıfları, tuğla gibi kitapları, takım elbiseli gestapo hocalarıyla tecrübe etmesi azaptan farksız bir okulun, sınıf atlamam açısından hayati önemdeki sınavını "Kara Kitap" yüzünden kaçırdım. Sıfır mübalağadır. Unutmam hiç; küçük bir odada, küçük bir masa... masanın üzerinde idare hukuku kitabı, kitabın yanında fotokopi notlar, onların yanında da Kara Kitap... Elim asıl kara kitaba değil, diğer "Kara Kitap"a gitti. Kitabı açtım ve sabah kuşlar cıvıldayıp, perdelerden gün sızarken, ben de hüşu içinde sızdım. Şimdi dönüp baktığımda hayata dair bir nevi tercihte bulunduğumu görüyorum. Zira o günden sonra hukuk fakültesine bir daha doğru düzgün uğramadım. Şunu da söylemek mümkün: Şimdi lise mezunu bir romancıysam, bir sebebi de Orhan Pamuk belki. Ve işte o yüzden ben, Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü neden aldığını çok iyi biliyorum."

 

Murat Uyurkulak

 

Orhan Pamuk hakkında önyargısı bulunanlara ya da okuyup da sevemeyenlere her zaman Kara Kitap'ın üçüncü bölümünü, Boğaz'ın Suları Çekildiği Zaman adlı Celal Salik'e ait köşe yazısını öneriyorum. Dilerseniz aynı kitaptan "Hepimiz Onu Bekliyoruz" isimli bölümü de okuyabilirsiniz. Zaten kısır olan edebiyatımızda Orhan Pamuk, üstü çizilecek en son yazarlardandır. Saygıyı hak ediyor.

 

Son kitabı içinse ne yazık ki bir şey söyleyemeyeceğim çünkü henüz edinmedim. Okuduktan sonra mesajımı editlerim.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sene derken aslında o zaman aralığı içerisindeki huşu bulan eserleri kastetmiştim . 2006 yılındaki nobel edebiyatı ödülünüde eserini ingilizceye ve fransızcaya süper çeviren çevirmenlere borçludur onu da söyleyeyim . Evet edebi açıdan yetenekli bir adam sayılır . Daha doğrusu kolektif bir kurgusallığa sahip . Derya içerisinde olan bir balık gibi , derya içerisinde olduğunu bilmeden akıntıya kaptırabiliyor insan kendisini , daha doğrusu bu deryayı yansıtacak eserlerden iyi faydalanıyor ( Murat bardakçıya ve çoğu edebi eleştirmene göre benim adım kırmızı adlı romanı ,Norman mailerin ancient evenings adlı kitabının neredeyse bire bir kopyası niteliğindedir ve birçok eseri ) .

 

Mesela albert camus yabancı kitabında ; franz kafkanın dönüşüm ve dava kitaplarından etkilenmiş ve ikisini kendi eserinde harmanlamıştır . Ama bu adamda harmanlamada yok .Bazı kitaplarında , direk geçiriyor abi . Çok açık örnek vermek istemiyorum ..

 

 

Dil bilgisi birikimi ve tarih birikimini edebi ifadeden nasıl ayrı görebiliyorsunuz anlamıyorum ?

 

 

https://www.youtube.com/watch?v=EMtjn5pIzCs...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Edebiyat eleştirisi okuyacaksınız Murat Bardakçı'yı sonlara saklamanızı öneririm. Zira kendisi edebiyatçıdan ziyade tarihçi. Ülkemizin hemen her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da yeterince gelişememesinin öncelikli sebeplerinden birisi nitelikli eleştirinin olmayışıdır zaten.

 

Öncelikle kavranması gereken şey Orhan Pamuk'un kurgu metin yazarı olduğudur. Dolayısıyla tarihsel içerik, metin değerlendirmesinde ön planda tutulmamalı. Muhakkak ki Murat Bardakçı, İlber Ortaylı vb. tarihçiler Orhan Pamuk dahil olmak üzere hemen her yazarı, bu yazarların eserlerindeki tarihi yanlışlıklardan ötürü eleştirebilirler. Fakat bu eleştirilen yazarı kötü yazar, eseri kötü eser yapmak için yeterli değildir. Özellikle yazar, hikaye ve karakter yaratma konusunda Orhan Pamuk kadar usta bir yazarsa. Dile gelecek olursak, ben, dil bilgisini edebiyatın dışında tuttuğumu söylemedim. Orhan Pamuk'un dil bilgisi açısından eleştirilebileceğini söyledim. Kaldı ki bu konuda kendisini ben de eleştiriyorum. Neyse ki yazı dili konuşma dilinin fersah fersah ötesinde. Üstelik yazı dili de bir şekilde üslupla açıklanabilir. Her yazar gibi kendisi de sık sık anlatım bozukluğu yapar. Zaten kurgusal metin yazarlarının dil bilgisi profesörü gibi yazmasını bekleyemeyiz diye düşünüyorum. Metnin akıcılığı, dilin bozukluğundan etkilenmiyorsa -Pamuk'un hiçbir kitabı böyle bir etkileşimle açıklanamaz- yazarı, dili ile alakalı eleştirmek, daha doğrusu yazara dil üzerinden yaklaşıp "kötü yazar" demek ne derece doğru bilemiyorum.

 

Bu arada intihal konusunun derinleşmesini isterim. "Birçok eseri" demişsiniz, intihalden bahsederken. Hangileri onlar acaba ve nerelerden kopyalanmışlar?

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sorunuzu cevaplamayı etik bulmuyorum ( Araştırırsanız göreceksiniz ) . Kurgu metin yazarlığı yeteri kadar özgün olamıyor evet ( Psikodinamizm gibi ruhsal iç süreçleri betimleyen romanlar gibi değillerdir ). Genellikle beğenilen kurgular harmanlanıyor bir karakterin etrafında bu yüzden . Edebiyattan anlamak için edebiyat mezunu falan mı olmak gerekiyor illa ? . Tarihçi dediğin edebiyat ilede ilgilenir zaten . Ayrıca bir tarihçinin , sosyoloğun veyahut bir psikianalistin bir edebi eseri yorumlamasıda son derece ilgi çekicidir benim açımdan . Dışarıdan bakmak iyidir . Çünkü bir edebiyatçı bir edebiyatçıyı çekemez veyahut kendi eserleri ile karşılaştırdığı için çarpabilir ancak ..

 

Oğuz atayın - tutunamayanlar adlı romanı yaşadığı dönem içerisinde kaç tane edebiyatçı tarafından tutuldu sence ? sorarım size . Adam öldü gitti ve ancak bir posmodernist roman olarak literatüre geçti . Bir dönemin otoritesi tarafından bazı yazarlar tutuluyor ve kişiler onlara edebi açıdan tapıyor , yüceltiyor . Her yerde olduğu gibi ..

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bazı kısımlara cevap vermeyi atlamışım bu arada özür dileyerek ekliyorum. Nobel Edebiyat Ödülü belli aralıktaki kitaplara da verilmez. Zira Orhan Pamuk Nobel almadan önceki son kurgu romanını 2002'de çıkartırken, G. G. Marquez, Benim Hüzünlü ******larım'ı 2004'te yayımlamıştı. Normalde konuşmaya gerek görmesem de adı geçtiği için söyleyeyim Hakan Günday'ın ise kendi kronolojisinde önemli sayılabilecek romanlarından bazıları 2000-2006 aralığında çıktı. Bunlardan bazıları şöyle: Kinyas ve Kayra (2000), Zargana (2002), Piç (2003). Çeviri konusunda size katılıyorum. Eserlerin çevirisi, eser ait olduğu dilden başka bir dile geçerken, eserin değerini koruması açısından büyük önem taşıyor. Örnek vermek gerekirse ben Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü hala Turfan Oflazoğlu çevirisinden okurum. Kafka'yı okurken Kamuran Şipal'i tercih ederim. Ama bu demek değildir ki Nietzszche'yi Nietzsche yapan Turan Oflazoğlu veya Kafka'yı iyi yazarlardan biri saymamın nedeni Kamuran Şipal'dir. Bu yazarlar zaten iyi oldukları için okunuyor ve seviliyorlar. Hiçbir çevirmen kötü bir romanı iyi bir roman haline getiremez. Şayet getirebiliyorsa kitabın yazarı, çevirmen olur. Sizin verdiğiniz örnekten hareketle Kara Kitap'ın Fransızca ve İngilizce çevirilerinin birbirinden farklı eserler olması gerekir misal. Birebir aynı anlamı taşıyorlarsa burada bir çeviri mucizesinden söz etmek mümkün değildir. Ancak iyi çeviri der geçeriz. "Edebi açıdan yetenekli bir adam "sayılır"." cümlenize ise nasıl yaklaşsam bilemedim.

 

Tarihçiler edebiyat eleştirisi yapmasın da demedim bu arada. Okuyacaksanız, onlarınkini sonlara saklayın dedim yalnızca. Psikoloji, felsefe ve sosyoloji temelli eleştirileri ise tarihçilerin eleştirilerinden daha önce ele alabilirsiniz.

 

Ülkemizde postmodern edebiyata yönelik pek hoş bir tutum olduğu söylenemez. Bu öncelikle okurun bilinçsizliğinden kaynaklanıyor bunu kabul etmek lazım. Zamanında değer görmeyen Oğuz Atay'ın ise bugün ne kadar anlaşılabildiği Facebook paylaşımlarından açıkça ortaya çıkıyor sanıyorum. Tamamıyla pompalanan popülizmin eseri Oğuz Atay'ın bugün patlamış olması. Yani bugün hak ettiği değeri görüyor gibi görünse de ortada sabun köpüğü bir beğeni var. Aynı şey Sabahattin Ali için de geçerli mesela. Sabahattin Ali demişken şu alıntıyı intihal konusunda uygun görüyorum:

 

"Düşünüyorum: Elimizden ne yapmak gelir? Hiç!.. Milyonlarca senelik dünyada en eski şey yirmi bin yaşında... Bu bile biraz palavralı bir rakam. Geçen gün bizim felsefe hocasıyla konuşuyordum. Lafı gayet ciddi tarafından açtım ve "hikmet-i vücudumuzu" araştırmaya çalıştım. Dünyaya ne halt etmeye geldiğimize o da cevap veremedi. Yaratmak zevkinden, hayatın bizatihi bir hikmet olduğu hakikatinden dem vurdu, fakat çürük. Ne yaratacaksın? Yaratmak yoktan var etmektir. En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları, şeklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret. Bu gülünç iş bir insanı nasıl tatmin eder bilmiyorum."

 

Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan, YKY, s.s. 14.

 

Tüm bunların üstüne aklıma -yanlış hatırlamıyorsam Voltaire'in söylediği- "Aslan sindirdiklerinden oluşur." cümlesi geliyor. Bildiğim kadarıyla Beyaz Kale ve Benim Adım Kırmızı kitapları, intihal suçlamasıyla karşı karşıya kalan kitaplar. Orhan Pamuk ikisiyle alakalı olarak da açıklama yapmadı. Ancak Beyaz Kale'nin son İletişim ve YKY baskılarında bildiğim kadarıyla yararlanılan kaynaklar bölümü mevcut. Benim Adım Kırmızı ile alakalı ciddi bir okuma yapıp yorumumu yine buraya eklerim. Kara Kitap'ın Hüsn-ü Aşk'ı kendine bir alt metin olarak aldığını ise, kitabı intihalle suçlamadan önce bilmek gerekiyor. Bununla alakalı Berna Moran'ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış serisinin 3. kitabının 9. bölümü olan Üstkurmaca Olarak Kara Kitap adlı yazısı okunabilir. Demek istediğim şu, olaya bu açıdan yaklaşacaksak Madam Bovary ve Anna Karenina arasındaki benzerlikleri konuşup Tolstoy'un Gustave Flaubert'ten intihal yaptığını söyleyebiliriz.

 

Konuşmaktan cidden zevk aldım fakat ben sizin Orhan Pamuk hakkındaki fikirlerinizi henüz göremedim. Eleştirileriniz İlber Ortaylı ve Murat Bardakçı'nın fikirleri üzerinden yürüyor. Sizin fikriniz nedir? Hangi kitabını niçin sevmediniz mesela?

eisenheim tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...