Jump to content

Altay Dağları'ndaki Kazılarda "Ergenekon" Bulguları


nameste

Önerilen Mesajlar

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Uluslararası Türk Akademisi işbirliğinde Kazakistan'da yürütülen arkeolojik çalışmalarda elde edilen bulgular Türk tarihine ışık tutuyor.

 

 

http://imgz.star.com.tr/imgsdisk/2015/08/27/270820151202160980379_2.jpg

Kazılarda elde edilen bulguların değerlendirilmesi amacıyla Türk dünyasının önde gelen tarihçi ve arkeologlarının katılımı ile "Altın Beşik Altay" Uluslararası Semineri düzenlendi. Karakaba Vadisi'nde Türk ve Altay kültüründe kutsal mezar ve türbe anlamına gelen kurganların olduğu ve kazıların yapıldığı alanda kurulan çadırlarda bulgular üzerine incelemeler yapıldığı anlatıldı. Kazakistan'daki kazıları yakından inceleyen Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Hıdırali, AA muhabirine yaptığı açıklamada, arkeolojik kazılarda Ergenekon Destanı'nda anlatılan yerlerle bire bir ölçüşen buluntular ortaya çıkardığını belirtti. Bulunan kopuz, kılıç, kadak gibi aletlerin yanı sıra bazı mezarların Göktürkler dönemine ait önemli bilgileri ortaya çıkardığı ifade eden Hıdırali, kazılardaki bulguların, bölgenin Türklerin zor zamanlarda sığındığı "Ergenekon" bölgesi olabileceği yönünde ipuçları verdiğini dile getirdi.

 

Hıdırali kazılar hakkında şu bilgileri verdi: "Ergenekon Destanı'nda anlatılan ve Türklerin zor zamanlarda sığındığı topraklar olarak bilinen coğrafya ile şu an kazı yaptığımız Altay Dağları'nın yüksek tepeleri bire bir uyuşuyor. Mezarlarda bulunan müzik aletleri, o dönemde köklü bir kültür hayatının ve ileri bir medeniyetin olduğunu bize gösteriyor. Böyle bir medeniyet, bölgedeki daha elverişli rahat ve bereketli topraklar yerine neden bu sarp kayalarda yaşasın ki? Kazılarda çıkan demirden yapılmış aletler ve daha birçok veri o dönemin insanlarının Ergenekon'da anlatıldığı gibi bir zorluktan, bir kaçıştan dolayı buralara geldiğini gösteriyor. Tüm bunlar, buranın Ergenekon olabileceği konusundaki tezlerimizi güçlendiriyor." Ergenekon'un Türk tarihi boyunca birkaç defa yaşanmış olabileceğini de kaydeden Hıdırali, Türk tarihinin birçok kurtuluş hikayesine sahip olduğunu ve belki de şu an kazı yapılan alanların yine Türklerin bir dönem zor zamanlar yaşadığı ve sonunda kurtuluşa erdiği bir yer olabileceğini söyledi.

 

Destanların insanlık tarihine kaynak teşkil edebileceğinin kazılarla ispatlandığını söyleyen Hıdırali, "Efsane diyip geçememek lazım. Nevruz ve Kurtuluş olarak da bilinen Ergenekon'un Altaylarla irtibatlandırılması ilk değil. Ancak ilk kez bulunan arkeolojik kalıntılarla Altay Dağları ile Ergenekon'un birbiri ile bağlantılı olduğunu görüyoruz" diye konuştu.

 

''Kopuzun atası bulundu'' Hıdırali, kazı yapılan alanların Türk tarihi için önemli bir geçiş bölgesi olduğunu vurgulayarak, "Kanaatimize göre bölge, Doğu Hunları'nın batıya, Doğu Göktürkleri'nin de doğuya göç ederken kullandıkları bir istasyon bölge niteliği taşıyor" dedi. Hıdırali, arkeolojik bulguların müzik tarihine ait önemli bilgileri de değiştirecek nitelikte olduğunu belirterek, 7'nci yüzyıl müzik aleti tarihinin bölgede bulunan kanun ve ud benzeri müzik aletleri ile değişeceğini aktardı. Bulunan müzik aletlerinin günümüzdeki aletlere de benzediğini ve fazla değişim geçirmediğini dile getiren Hıdırali, kopuzun atasını da bulduklarını ifade etti. Kazılarda ilk defa çanak kısmı küçük bir kopuz bulunduğunu belirten Hıdırali, bulunan aletin kopuzun atası olabileceğini belirtti. Kopuzun, üzerinde kullanılan at kıllarından dolayı uzmanlar tarafından kemanın atası olarak gösterildiği ifade ediliyor. Viyolanın da Orta Asya'dan çıktığı tahmin ediliyor.

 

''Göktürkler Büyük Okyanus'a kadar hükmetmiş olabilir'' Türk Akademisi tarafından 2014 yılında yürütülen arkeolojik çalışmaların neticesinde Altay Dağları'nda 6'ncı ve 8'inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen, atı, silahları ve kopuzun atası sayılan müzik aletiyle defnedilen bir Türk askeri ve ozanının mezarı bulunmuştu. Bölgedeki kazıların 2012 yılında başlanan ve 2014 yılında tamamlanan ilk aşama kazılarında mezarlarda bulunan kılıç, sadak, kopuz ve süs eşyalarının Göktürk dönemine ait olduğu tespit edilmişti. Prof. Dr. Darhan Hıdırali, kalıntıların Göktürklere ait olduğunu bulunan aletlerin üzerlerinde kullanılan bitki motiflerinden anlaşıldığının ve kılıç kabzasında kullanılan balık derisinin sadece Büyük Okyanus'ta yaşayan bir balığa ait olması nedeniyle, bu topluluğun Büyük Okyanus'a kadar hüküm sürdüğünü veya iyi ilişkiler içinde olduklarını gösterdiğini belirtti. Ayrıca kılıçların Türk tarzında olduğu, başka bir bölgeden getirilmediği, aksine bu bölgede yapıldığı tahmin ediliyor. - Kurganlarda yatan soylu kişiler Doğu Kazakistan eyaleti, Katon-Karağay ilçesi Karakaba Yaylası'ndaki kazılarda çıkan eşyaların, 1 ve 2'nci yüzyıllarda Hunlar ve Sarmatlar döneminde yaşamış soylu bir kişiye ait olduğu tahmin ediliyor. Daha önce bulunan kurganlarda, defnedilen kişinin başının batıya dönük olması ancak bulunan yeni mezarda doğuya dönük olması ve tabut kullanılmaması, eski dönemin bitişi, yeni dönemin başlangıcı olarak yorumlanırken, mezarın bir geçiş dönemine ait olduğunun göstergesi olduğu kabul ediliyor. İkinci kurgandaki kazılarda ise tayı ile defnedilen çocuğa ait bir mezar bulundu. Mezarın, cesedin halka küpeleri olmasına rağmen bir erkek çocuğuna ait olduğu, birlikte gömüldüğü sadak ve sadağı güçlendirmek için üzerine konulan kemikten anlaşılıyor. Uluslararası Türk Akademisi, kazıların Altay bölgesinde ve Moğolistan'da devam edeceğini, elde edilen buluntu ve bilgilerin "Tanrı Dağları'ndan Ötüken'e" adlı uluslararası bir arkeoloji semineri ile paylaşılacağını bildirdi. Merkezi Astana'da bulunan Türk Akademisi, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye'nin 2012'de Bişkek'te imzaladığı anlaşmayla kuruldu. Türk tarihi, coğrafyası, edebiyatı, müziği, sanatı konularında çalışmalar yapan akademi, Macaristan'da Attilla'nın mezarının bulunması çalışmalarını da yürütüyor. TİKA ile Türk Akademisi işbirliğinde Türkmenistan'ın Merv şehrinde Sultan Alparslan'ın mezarının bulunması için arkeolojik kazı çalışmaları devam ediyor.

 

 

Kaynak: Altay Dağları'ndaki Kazılarda "Ergenekon" Bulguları - Tarih

2.jpg

3.jpg

4.jpg

5.jpg

6.jpg

7.jpg

8.jpg

9.jpg

10.jpg

11.jpg

12.jpg

13.jpg

14.jpg

15.jpg

16.jpg

17.jpg

18.jpg

19.jpg

20.jpg

600-400.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Altay Türklerinde Kıyamet Anlayışı

      Çok eski zamanlardan beri, çeşitli tabiat afetleri insanları korkutmuş, bu kort ular kavimlerin ve insanların birbirleriyle de olan mücadelesiyle karı­şarak kıyamet,* ahır zaman, Altay Türklerinde ise kalgançı çak ckalan son zaman' tabirleriyle,dünyanın çökmesi tasavvurları anlatılmış olsa gerek. Her afetten ve harpten kurtulmalar sonunda, hayatın devamı görüldüğün­den, bu afetlerin, harplerin ve kıyamet'in sonunda da yeniden yaşama, is­lam dininde al-kıyame‘ ayağa kalkma, ölümden sonra dirilme,

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Altay Yaratılış Destanı'ndan Bir Bölüm

      Yeryüzü su ile kaplıydı. Sadece Tanrı Kara Han vardı. Tanrı Kara Han yalnızlıktan sıkılıyordu. Bu yalnızlıktan ürperiyordu. Onun ürpermesiyle sular yarıldı ve suyun derinliklerinden bir ses duyuldu. Bu ses Ak Ana’ya aitti. Ak Ana suyun yüzeyine çıktı ve Tanrı Kara Han’a görününce Tanrı Kara Han buna sen kimsin dedi. O da ben, Ak Ana’yım sular perisiyim ve senin ve senin kulunum dedi. Tanrı bununla konuştukça can sıkıntısı, yalnızlığı gidiyordu. Ak Ana, Tanrı’ya yalnızlıktan sıkılıyorsun “

      , Yer: Mitoloji

    • Altay Prensesinin Laneti

      http://cdn.ruvr.ru/2014/10/23/1496647313/9Mumiya-3.jpg Herşey 1993 yılında başlamıştı. Rus arkeologlardan oluşan bir grup, Rusya, Kazakistan, Moğolistan ve Çin’in sınırlarının birleştiği güney Altay’daki Ukok Yaylasında bulunan kurganın kazılarını yapıyordu... Herşey 1993 yılında başlamıştı. Rus arkeologlardan oluşan bir grup, Rusya, Kazakistan, Moğolistan ve Çin’in sınırlarının birleştiği güney Altay’daki Ukok Yaylasında bulunan kurganın kazılarını yapıyordu. Bilim adamları çok ba

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

    • Nerede Benim Ural-Altay Dağlarım

      Evde şu arkasında ibretlik hikayeler olan takvim yapraklarından birini buldum ve arkasında bu şiirin kısaltılmış hali vardı. Daha dini ağırlıklı şeyler beklerken canım turanım ne güzel mavisin diye yazı bulunca şaşırdım Güzel bir ağıt, yazarı Sovyetlerin dağıldığını görememiş maalesef.   Yıllardır, yıllardır hayaller kurdum, Seni anam gibi aradım durdum, Ey benim sevgilim, ey Ana yurdum, Nerde benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım.   Gövden bir yerde başın bir yerd

      , Yer: Şiir

    • Aşk Filmine İki Kişilik Bilet Alınmaz/Altay Öktem

      Hiç kimseyi özleyecek kadar sevmiyorum kendimi. O yüzden sevdiğim her kadını, bırakıp gittiğim her şehri, katlayıp arka cebime koyduğum, ayılınca bulamadığım her şiiri bir daha asla hatırlamıyorum. Yalnızca kadınları, şehirleri şiirleri değil, kendimi de unuttuğumu gösteriyor bu. İnsan en çok kendini terk ediyor.   Aşk anlatan filmlere bir bilet alıyorsak ve karanlık bir salona girip filmin başlamasını bekliyorsak terk edilmişiz demektir. Hem de bir başkası terk etmemiştir, düpedüz kendimiz te

      , Yer: Not Defteri

×
×
  • Yeni Oluştur...