Jump to content

Altay Yaratılış Destanı'ndan Bir Bölüm


paranormalfikir

Önerilen Mesajlar

Yeryüzü su ile kaplıydı. Sadece Tanrı Kara Han vardı. Tanrı Kara Han yalnızlıktan sıkılıyordu. Bu yalnızlıktan ürperiyordu. Onun ürpermesiyle sular yarıldı ve suyun derinliklerinden bir ses duyuldu. Bu ses Ak Ana’ya aitti. Ak Ana suyun yüzeyine çıktı ve Tanrı Kara Han’a görününce Tanrı Kara Han buna sen kimsin dedi. O da ben, Ak Ana’yım sular perisiyim ve senin ve senin kulunum dedi. Tanrı bununla konuştukça can sıkıntısı, yalnızlığı gidiyordu. Ak Ana, Tanrı’ya yalnızlıktan sıkılıyorsun “yarat” dedi ve suya gömüldü. Bunun üzerine Tanrı Kara Han, Er Kişi’yi yarattı.

 

Bundan sonra Tanrı Kara Han ile Er Kişi birbirlerine yoldaş olmuşlardı. Ancak Er Kişi kendi kafasından niye ben alçakta uçuyorum da Tanrı hep yüksekte uçuyor diye kendi kendine düşünmeye başladı. Er Kişi, suya değip yükseklere uçmak niyetindeydi. Tanrı Kara Han bunu sezdi ve ondan uçma özelliğini aldı. Er Kişi’den bu özellik alınınca suya düştü. Boğulurken Tanrı Kara Han’dan yardım istedi. Tanrı bunu boğmaktan kurtardı. Er Kişi suyun derinliklerinden su yüzüne çıkardı. Uçamıyordu. Tanrı Kara Han’dan üstüne basacağı bir yer istedi. Tanrı suyun derinliklerinden suyun yüzeyine doğru büyük bir kaya çıkardı. Er Kişi buraya oturdu. Er kişi burada düşerim diye korku geçirirken Tanrı ona suya dal ve bir avuç toprak çıkar diye emretti. Er kişi de suya dalıp bir avuç toprak alarak Tanrı Kara Han’a götürdü. Tanrı, toprağı suya serpmesini söyledi. Er Kişi toprağı suya serpti ve geniş bir düzlük oluştu. Tanrı tekrar emretti. Er Kişi yine suya daldı. Fakat bu defa kendisine ileride daha güzel bir dünya kurmak için toprağın birazını sakladı. Tanrı bu getirdiği toprağı da suya serpmesini söyledi. Er Kişi elindeki toprağı suya serpince toprak geniş bir kara kütlesi haline geldi. Er Kişi artık ağzındaki toprağı yere dökecekti, fakat nereye gitse Tanrı Kara Han vardı. Bütün o su toprak haline geldi. Bu arada Er Kişi’nin ağzındaki toprak da büyüyordu. Neredeyse Er Kişi boğulacaktı. Tanrı ona acıdı ve kurtulmak istiyorsan tükür dedi. Er Kişi tükürünce önceki dümdüz arazide uçurumlar, bataklıklar, tepeler ve çukurlar oluştu. Er Kişi bunu kendisinin yaptığını zannederek Tanrı’ya karşı üstünlük taslıyordu ki bir baktı kendisin toprağın ve suyun en derin katında karanlıklar ülkesinde buldu. Er Kişi buradayken yukarıda dokuz dallı bir ağaç oluştu. Tanrı Kara Han kuşlara ol dedi ve kuşlar oluşup bu ağaçta ötüşmeye başladı.

 

Bu güzellikler içinde Tanrı dokuz daldan dokuz insan yarattı. Bu insanlardan dördü kadın, beşi erkekti. Tanrı Kara Han, insanları görsün diye Er Kişi’yi karanlıklar ülkesinden kurtarıp buraya getirdi. Er Kişi bu güzelliklerin yarısını isteyince Tanrı bu güzellikleri şu gördüğün insanlar için yarattım dedi. Er Kişi insanların yarısını isteyince Tanrı sana verecek hiçbir şeyim yok diyerek uçup gitti.

 

Tanrı Kara Han, Er Kişi’nin insanlara kötülük yapmaması için yılanı ve kurdu yarattı. Er Kişi bir yolunu bulup insanlarla konuşmaya başladı ve Tanrı’nın yasak ettiği meyveleri göstererek bunları niçin yemiyorsunuz deyince insanlar Tanrı yasak etti deyince Tanrı da yalan söyler diyerek onlardan birini kandırabildi.

 

O kandırılan Ece (Eje) idi. Bu kadın Tanrı Kara Han’ın yasak ettiği meyvelerden yedi. Bu esnada Er Kişi yılanın içine girerek onu kandırmıştı. Ece meyveyi götürerek kocası Doğanay’a zorla yedirdi. Bunun üzerine Ece ile Doğanay elbisesiz kalınca utandılar ve ağaçların arasına gizlendiler. Tanrı gelip bunlara sorunca Ece suçu yılana attı. Yılan ise hemen içime bir yabancı girdi, ne yaptığımı bilmiyordum dedi. Tanrı, sonra köpeğe sorunca görevi yılana devrettikten sonra uyuyakaldığını söyledi.

 

Bunun üzerine Tanrı bu cennet size göre değil diyerek insanları buradan çıkarıyor. Hepsini kendi haline bırakıyor. Yemelerine, içmelerine karışmıyor. Sonra Ece’ye dönüp sancı çekerek çocuk doğuracaksın ve yüzün pürüzsüz olmasın, izsiz kalmasın diyerek ömür boyu yaşlılığın ve ölümün korkusunu duyacaksın dedi. Tanrı, sonra başını yılana çevirip ondan ayaklarını alarak sürün dedi ve insanlar senin düşmanın olsun, seni nerede görürlerse öldürsünler dedi.

Tanrı, sonra köpeğe dönerek insanlar seni sevecek fakat irdeleyecekler, onların güvenilmez bekçisi olacaksın ve onlar seni hor görecekler dedi.

 

Sonra Kara Han Er Kişi’ye dönerek sürekli kötülüğe yöneliyorsun, bu senin kıyamete kadar yönün ve yolun olsun dedi.

 

Sonra Er Kişi, Tanrı’dan insanlarını saptıracağına dair konuşmalar yaptı. Fakat tanrı bunu dinlemedi bile. Sonra insanlara, köpeğe ve yılana dönerek hepiniz ölümü tadacaksınız. Öldürdüğüm zaman yine bana geleceksiniz diyerek bugünden sonra kendi dünyanızda kendi emeğinizle yaşayacaksınız dedi. Bundan sonra benim adım “Ülger” olacak, Er Kişi’nin ki ise “Erlik” olacak diyerek size Erlik’i musallat ettim. Ben gökler katına çıkacağım sizlere elçim “Gök-Oğul”u göndereceğim dedi ve Erlik’i üç kat yerin dibine ve ayı ve güneşi olmayan bir yere attı.

 

Tanrı bir süre yere inmedi. Gök-oğul ona geldi. Tanrı ona insanların kullanabileceği bazı şeyleri öğretti. Arabayı, yenebilecek otları insanlara bildirmesini söyledi. Bu arada Erlik 60 yıl Tanrı’ya yalvardı. Tanrı Ülger buna acıdı ve ona insanlardan uzak durmasını söyledi. Erlik insanlara geçmişte yaptırdığı kötülüklerden dolayı onların yüzüne bakamayacağını söyleyip kendisine göklerden bir yer yapmasını istedi. Tanrı dileğini kabul etti ve Erlik gökte kendine güzel bir yer yaptı. Herkes buna şaşırmıştı. Meleklerin başı Ulu Kişi, buna şaştı ve göğe yükselip Erlik’in yerini dağıtmak istedi. Fakat ona yenildi. Sonra Tanrı Ülger’in huzuruna çıkıp yardım istedi. Tanrı ona bir kargı verdi. Sonra Ulu Kişi bununla Erlik’in yerini paramparça etti. Erlik’in bütün âvânesi (kötü ruhlar) yere döküldü. Erlik Tanrı’dan bir yer isteyince Tanrı onu yedi kat yerin derinliklerine attı. Erlik orada Tanrı’dan izin alarak eline bir çekiç, bir körük, bir de örs aldı. Körük bir kadın, çekiç de bir erkek oldu. Tanrı bunların yüzüne tükürdü ve bunlar birer kuş olup uçtu, gitti. Bunların adına Yalban Kuşları denildi. Tanrı şimdi on yedinci kat gökten kainatı idare etmektedir. Diğer gök katlarından yedinci katta Gün Ata, altıncı katta Ay Ata oturmaktadır.

 

NOT

 

Altay Türklerinde bu efsane şu şekilde anlatılıyor. Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer. Uçsuz bucaksız, sonsuz, sular içindeydi her yer Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak uçuyor, arıyordu, bir katı yer, bir bucak. Kutsal bir ilham ile nasılsa gönlü doldu. Kayıptan gelen bir ses, ona bir çare buldu.

 

Bu efsanede adı geçen Tanrıları “Bay-Ûlgen” yaratıcı bir Tanrı idi. Kendisi gökle yerin arasında yüce Tanrı’nın bir elçisi olarak bulunuyordu. Bu dünyayı yaratmak için Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilmişti.

 

Yine Altay efsanelerinde, büyük bir okyanusun ve suyun esas olmasına rağmen, onlara göre insanoğlu, sudan yaratılmamıştı: “İnsanın aslı yine topraktı.” Bu olay şöyle anlatılır:

 

Yine günlerden bir gün, Tanrı Ülgen denize,

 

Bakarak duruyordu, şaşırdı birdenbire

 

Bir toprak parçacığı, sularda yüzüyordu,

 

Toprağın üzerinde, bir kil görünüyordu.

 

“Toprak üstündeki şey, dedi, nedir acaba?

 

İnsanoğlu bu olsun, insana olsun baba”

 

Görünmeye başladı, insan gibi bir şekil

 

Birden insan olmuştu toprak üstündeki kil

 

“İnsanoğlu bu olsun, insana olsun baba”

 

Bu ilk insanın ise, adı olmuştu Erlik.

 

Bu efsaneden anlaşılıyor ki Altay yaratılış efsanesinde insanoğlunun aslı, su değil, topraktır. (Türk Mitolojisi, Bahaeddin ÖGEL)

KAHRAMANLAR

 

Tanrı Kara Han: Tanrı’dır. İyilikleri ve güzellikleri sever ve bunları emreder. Kötülükleri ve çirkinlikleri yasaklar. Bağışlayıcıdır. Yaratıcıdır. Herşeyi o yaratmıştır.

 

Ak Ana: Sular altında yaşayan, suların perisi bir kadın onun isteğiyle Tanrı Kara Han Er Kişi’yi yaratmıştır.

 

Er Kişi: Kanatlı, uçabilen, Tanrı Kara Han tarafından yaratılmış olmasına rağmen Tanrı’ya ortak olmak isteyen hatta Tanrı’ndan üstün olmak isteyen, sürekli kötülükleri, çirkinlikleri seven, nankör, tanrı tarafından yaratılmış ilk insandır. İslam dinindeki şeytana benzer.

 

Doğanay: Tanrı’nın ağaç dallarından yarattığı ilk insanlardan biridir. Hanımı Ece’ye kanarak Tanrı’nın men ettiği meyvelerden yiyerek cezaya çarptırılmıştır. İslam dinindeki Hz. Adem’e benzer.

 

Ece (Eje): Er kişi tarafından kandırılıp Tanrı’nın yasak ettiği meyvelerden yiyen ilk kişidir. Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yüzünden pürüz geçmemesi ve sürekli sancı çekmesi gerekiyor cezası gereği.

 

Yılan ve Köpek: Tanrı Kara Han tarafından insanların korunması için yaratılmıştır. Görevlerini ihmal ettikleri için cezalandırılmışlardır.

 

Gök-Oğul: İnsanlara bir çok şeyi öğreten bir melektir. Tanrı Kara Han’ın elçisidir.

 

Ulu Kişi: Meleklerin başıdır. Tanrı Kara Han’ın en sevgili yoldaşıdır. Er Kişi’nin göklerini paramparça etmiştir. Kötü ruhları öldürmüştür.

 

Ağca dağ, Gün Asan, Alma Ata: Tanrı Kara Han’ın yarattığı meleklerdir. İnsanlara kötülüklerden korumaya çalışmışlardır. İnsanlara güzel şeyler öğretmişlerdir.

 

MOTİFLER

 

Bu destanda hem tarihî hem dinî hem de olağanüstü özellikler vardır. Motif olarak yaratma Tanrı Kara Han’a has bir özelliktir. Er Kişi’ye ait kötülük etme motifi var. Bunu şeytan olarak da alabiliriz. Sürekli kötülüğü emretmektedir. Buna mukabil sürekli iyiliği emreden melekler de vardır. Yasak ağaçtan yeme motifi vardır. Bu da İslam inancındaki Hz. Adem ve Hz. Havva’ya yasaklanan ağaç gibidir. Bu destana, insanların yaratılışından, tarihinden bahsettiği için tarihilik, Er Kişi’ye uçma özelliği verildiği için olağanüstülük, dini motifler taşıdığı için yani Doğanay ile Ece’nin Hz. Adem ile Hz. Havva’ya benzemesi, Er Kişinin şeytana benzemesi hasebiyle dini özellikler taşıdığını söyleyebiliriz.

 

Bu destandan şu sonuçlar çıkarılabilir:

 

1- Türklere göre kainatı yaratan tek bir kuvvet vardır. Kainat sudan ve topraktan yaratılmıştır.

 

2- Kadın hayatta mühim bir unsurdur. Tanrı Kara Han yaratma ilhamını bir kadın olan “Ak Ana” vermiştir.

 

3- Şeytan çok büyük kudretlere malik olmakla beraber esas itibari ile insandır. Hiçbir zaman Tanrı Kara Han’a denk kuvvette değildir.

 

4- İnsanlar bir ana babadan üremiş değildir. Dokuz ayrı ırk vardır ki ataları ayrı insanlardır.

 

MESAJ

 

Tanrı’nın her şeyi yarattığını ve kainatta her şeyin insan için yaratıldığını, insanların iyilik ve güzellik yolunda çalışması gerektiği sonucunu çıkarabiliriz. Her şeyin bir sonu olduğunu ve herkes yaptığının karşılığını göreceğini, iyilik yapanların ödüllendirileceğini, kötülük yapanların ise cezalandırılacağının sonucunu çıkarabiliriz.

 

KAYNAKLAR:

 

1- Nihal Atsız, Türk Edebiyatı Tarihi

2- M. Necati Sepetçioğlu, Türk Destanları

3- N. Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı, c.I

4- S. Kemal Karaalioğlu, Türk Edebiyatı Tarihi, c.I

5- Şükrü elçin, Halk Edebiyatına Giriş.

6- Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c.I

7- M. Necati Sepetçioğlu, Karşılaştırmalı Türk Destanları

8- Z. Veledi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş

9- P. Naili Boratav, Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği

 

Adresinden bir kısmı alıntı edilmiştir. >>> https://uqusturk.wordpress.com/2011/06/03/yaratilis-destani/

paranormalfikir tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Cennetten Kovuluş

 

Tevrat'tan Bir Bölüm

 

"...Ve henüz yerde bir kır fidanı yoktu. Ve bir kır otu henüz bitmemişti. Rab Allah, yerin üzerine yağmur yağdırmamıştı. Ve toprağı işlemek için adam yoktu. Ve yerden buğu yükseldi. Ve bütün toprağın yüzünü suladı. Ve Rab Allah, yerin toprağından Adamı yaptı. Ve onun burnuna hayat nefesini üfledi. Ve Adam, yaşayan can oldu. Ve Rab Allah, görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında 'Hayat Ağacı'nı ve 'İyilik ve Kötülük Bilgisi Ağacı'nı yerden bitirdi. Ve bahçeyi sulamak için Aden'den bir ırmak çıkardı, dört kola ayırdı. "Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye, fakat 'İyilik ve Kötülük Bilgisi Ağacı'ndan yemeyeceksin. Çünkü onu yediğin günde mutlaka ölürsün..." (Tevrat 2. Bab, 5. - 17. Ayetler'i)

 

İşte sembollerle dolu bir anlatımın sergilendiği Tevrat'tan küçük bir alıntı... İçindeki sırların çözümüne girmeden önce aynı temayı anlatan bir başka metne göz atalım:

 

Altay Yaratılış Destanı'ndan Bir Bölüm:

 

"...Bir ağacın meyvesiyle beslenen bir topluluk vardı. Ağacın bir tarafındaki meyveyi yiyorlar, diğer tarafındakileri ağızlarına almıyorlardı. 'Erlik' bunun sebebini sordu. İnsanlar da ona cevap verdiler: 'Tanrı bize bu dört dalın meyvesini yemeyi yasak etti. Güneşin doğduğu yanda bulunan beş dalın meyvelerinden yemeyi buyurdu. Yılan ile köpeğe bu ağacın dört dalından yemek isteyenleri bırakma diye emretti. Bundan sonra Tanrı göğe çıktı. Beş dalın meyveleri bizim aşımız oldu.' dediler. Erlik bunları duyduktan sonra, Tanrı yalan söylemiş. Siz bu dört dalın meyvelerinden de yiyiniz dedi. Sonunda Törüngey ile karısını kandırıp yasak meyvelerden onlara yedirdi. O an da her ikisinin de 'tüyleri' dökülüverdi. Derken Tanrı geldi. Törüngey'e şöyle dedi: Beni dinlemedin ve şeytanın sözüne kandın. Onun sözüne kananlar onun ülkesinde yaşayacaklar, benim 'nurum'dan mahrum olacaklar, karanlık dünyada bulunacaklardır." (Altay Efsanesi'nde Yerin Yaradılışı Bölümünden)

İnsanlığın kökeni denildiğinde, hep bir cennetten kovuluş mizanseniyle karşılaşırız. Bu dinlerde böyle oldu gibi, mitolojilerdeki anlatımlarda da böyledir. Tüm eski yazıtlar insanın kökenini cennete bağlar. Niçin cehennem değil de, cennettir acaba insanlığın kökeni... En büyük sırlardan biri, belki de burada yatmaktaydı...

 

(Gizli Sırlar Öğretisi, Sayfalar: 75 - 76)

paranormalfikir tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ece (Eje): Er kişi tarafından kandırılıp Tanrı’nın yasak ettiği meyvelerden yiyen ilk kişidir. Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yüzünden pürüz geçmemesi ve sürekli sancı çekmesi gerekiyor cezası gereği.

 

İsmimin bu kadar eski bir kullanımı olduğunu bilmiyordum. Altay destanından da bihabermişim bu arada :) Mitolojiler, Destanlar ve tek tanrılı dinlerde anlatılanlar ne kadar çok birbiriyle örtüşüyor değil mi? Sanki tüm eski insanlar bir gerçeği biliyorlardı da bunu değiştirilmesine izin vermeden aktarmak için sembolleştirerek uğraşmışlar gibi duruyor...

 

Paylaşım için teşekkürler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet, hepsi bizi Adem ile Havva, yasaklanan meyve, insanlığın düşmanı şeytana yönlendiriyor. Birkaç tane daha benzer mit var, akşam bakayım bulursam onları da eklerim. :)

 

İsmimin bu kadar eski bir kullanımı olduğunu bilmiyordum. Altay destanından da bihabermişim bu arada :) Mitolojiler, Destanlar ve tek tanrılı dinlerde anlatılanlar ne kadar çok birbiriyle örtüşüyor değil mi? Sanki tüm eski insanlar bir gerçeği biliyorlardı da bunu değiştirilmesine izin vermeden aktarmak için sembolleştirerek uğraşmışlar gibi duruyor...

 

Paylaşım için teşekkürler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

James Churchward Mu kıtasıyla ilgili yazdığı bir kitapta, Ağaca sarılı yılan üzerinden bu hikayenin Ezra tarafından uydurulduğunu ve diğer kitaplara da buradan geçtiğini, ama aslında bu simgenin batan kıtayı tarif ettiğini iddia ediyordu. Sanırım bu düşüncesinde yanılmış. Belki simge gerçekten batan kıta Mu'yu temsil ediyordur ama Ezra uydurmamış, eskilerden alıntılamış sanırım.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Cennetten kovuluş yerine Mu'dan kovuluş ve Mu'nun batması. İnsanlığın ilkelliğe dönmesi... Mantıklı bir yaklaşım aslında. Ama birbirlerinden haberleri olmayan toplumların ortak noktada buluşmaları düşündürücü. Bu arada o kitabın yeni siparişini vermiştim. :) Birde kurt sembolü var. Dogon'larda da varmış bu sembol. Gökten gelenleri kurtla simgelemişler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet, o da olabilir. Her şey mümkün :) James Churchward'ın 3 kitabını birden bir sahafta bulmuştum :) Zamanında bayıla bayıla alıp hemen okuyup bitirmiştim kitapları. Hala arada aklıma takılan şeyler için dönüp bakıyorum. Gerçekten çok yararlı...

 

Dogonlar hakkında sitede mükemmel bir yazı var. Gerçekten çok ilginç bir kabile ve köpek başlı atalardan bahsediyorlar. Sirius B gezegeninden gelen atalar... Anubis de bu bağlamda ilgi çekici :)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bu da nevermore'nin paylaşımı; >>> http://www.gnoxis.com/kurt-ve-mitoloji-39433.html

 

 

Geçen bir konuya yazmıştım bunu.

 

Meselâ kurt sembolü ve kurtla ilgili anlatımlar hangi efsanelerde, destanlarda, mitolojilerde karşımıza çıkar?

 

Türk destanlarında kurt anlatımı... (Türeyiş ve Göç Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon Destanı) (Gökyüzünden ışık huzmesinden gelen gök-kurt, kurtun Türk çocuğunu emzirmesi, büyütmesi, kurtun Türk kızıyla evlenmesi ve neslin yeniden çoğalması...)

 

Roma mitlerinde kurt sembolü... (İki küçük çocuğu emziren kurt sembolü...)

Mısır hiyerogliflerinde köpek - kurt... (Hiyerogliflerde yer alan siyah bekçi köpek - kurt, eski Mısır'da Sirius yıldızının en önemli yıldızlardan biri olması ve Sirius yıldızının hareketlerine göre takvim düzenlenmesi...)

 

Dogon mitlerinde kurt sembolü... (Dogonlar'ın astronomik bilgileri şaşırtıcı düzeydedir. Dogonlar atalarının Sirius yıldızından geldiklerini söylerler. Ve bu yıldızı kurt başıyla sembolleştirmişlerdir...)

 

Günümüz astronomisinde, Sirius yıldızının içinde yer aldığı takım yıldızı Büyük Köpek Takımyıldızı olarak adlandırılır. Şekil olarak da bir köpeğe, kurta benzer.

 

Büyük Köpek Takımyıldızı

 

ayseunluer_Sirius_1.gif

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Son ekleme...

 

Semboller ve Metinlerin Karşılaştırılması - - - Kur'an-ı Kerim Ne Diyor?

 

Tevrat'ta sözü edilen 'İyilik ve Kötülük Bilgisi Ağacı' sembolüyle bu husus mecazi bir şekilde dile getirilmiştir. 'İyilik ve Kötülük Bilgisi Ağacı', iyilik ve kötülüğü birbirinden ayırdedebilecek bir şuur hâli demektir. Yani bilgiyle yaşamaya dayanan bir şuur hâlidir. Buna karşılık Tevrat'ta bu ağacın meyvelerinden yemeyeceksin emrinin bulunduğu söyleniyor. Yani iyiliği ve kötülüğü birbirine karıştıracak bir insanlık çağının başlamak üzere olduğu anlatılmaya çalışılıyor...

 

...Altay Yaradılış Efsanesi de bu durumu son derece benzer bir dille anlatmıştır. Hatırlayacağınız gibi, efsanede yasaklanan meyvenin yenilişiyle Törüngey ile karısının tüylerinin dökülmesinden söz ediliyordu.

 

Türk Mitolojisi'nde çok sık karşımıza çıkan, eski devirlerde yaşayan insanların vücutlarının tüylerle kaplı olması, atalarımızın maymun olduğu anlamına gelmemektedir. İnisiyatik öğretileri ve ezoterizmi inceleyenlerin hemen hatırlayacağı gibi 'tüy' bütün geleneklerde 'gerçeğin' sembolü olarak ele alınmıştır. Örneğin Mısır Mitolojisi'nde, ölen bir kimsenin ruhu cennete gidebilmesi için, Anubis tarafından bir sınavdan geçirilir. Ölen kişinin kalbi terazinin bir kefesine, bir tüy parçası ise diğer kefesine konarak Anubis tarafından tartılır. İşte bu mitolojik anlatımda da tüy sembolünün gerçekle eş değer anlamda kullanıldığı görülmektedir. Vicdanı sembolize eden kalbin tüle tartılması, o kişinin yaşamı boyunca gerçeklerle karşılaştırıldığında, ne kadar vicdani bir şekilde hareket edip etmediğinin sembolik bir anlatımıdır.

 

Tüyün gerçeğin sembolü olarak ele alındığını dikkate alırsak, Altay efsanesindeki yasaklanan meyveyi yedikten sonra Törüngey ile karısının tüylerinin dökülmesi de, artık gerçekleri kolaylıkla anlayamayacak bir şuur hâliyle yaşamaya başlayacak olan bizim devremiz insanının sembolü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

 

Kur'an-ı Kerim Ne Diyor?

 

İnsanın cennetten kovuluşuyla ilgili benzer yaklaşımların, İslâm geleneğinde ve Kur'an-ı Kerim'de de yer aldığını görmekteyiz.

 

Kur'an-ı Kerim de, cennetten bahseder. Orada da bir ağaç vardır. Ve ağacın meyvesi yasaklanmıştır. Adem ile Havva'nın yasaklanmış meyveyi yemesi onların oradan kovuluş sebebi olmuştur...

 

 

A'râf Sûresi'nden Bir Bölüm

 

"Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz." (19. Ayet)

 

Derken seytan, kendilerinden gizlenmis olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: (Öyle ise, yasak agacin meyvesinden yiyin ki melek olasiniz yahut cennet'te ebediyyen kalasiniz)" Rabbiniz size bu agaci ancak, melek olmayasiniz, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasiniz diye yasakladi." (20. Ayet)

 

"Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti. (21. Ayet)

 

Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi. (22. Ayet)

 

Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (23. Ayet)

 

Allah dedi ki: "Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır." (24. Ayet)

 

Allah dedi ki: "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız." (25. Ayet)

 

 

Tâhâ Sûresi'nden Bir Bölüm

 

Andolsun, bundan önce biz Adem'e (Cennetteki ağacın meyvesinden yeme diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. (115. Ayet)

 

Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı. (116. Ayet)

 

Biz de şöyle dedik: "Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis) sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun." (117. Ayet)

 

"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur." (118. Ayet)

 

"Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın." (119. Ayet)

 

Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" (120. Ayet)

 

Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı. (121. Ayet)

 

Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi. (122. Ayet)

 

Allah şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker." (123. Ayet)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...