Jump to content

Bedri Ruhselman-Allah


sidar

Önerilen Mesajlar

Bedri Ruhselman (1898 - 1960) Türkiye' de modern spiritualizmin kurucusudur.

Bu yazıdaki bilgiler Bedri Ruhselman tarafından yazılan Allah (Gayret Kitabevi – 1955) adlı kitaptan derlenmiştir. Kolay okunabilmesi amacı ile, orjinalinden farklı olarak, soru-cevap türü kurgusal bir yazım şekli denenmiştir.

Bu çalışmayı bir dostumun ricası üzerine yapmıştım. Kendisi "Allah" adının yerli yersiz kullanılmasından rahatsızlık duyuyordu ve bu gibi kişilere dağıtmak üzere benden bu çalışmayı yapmamı istemişti

“Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” sözü Tanrı' nın insan şeklinde olduğunu ya da insanın bir anlamda Tanrının parçası ve hatta kendisi olduğunu mu ifade etmektedir?

Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” sözü ile Tanrı' nın insan şeklinde olduğu veya insanın Tanrı' nın bir parçası olduğu türünden yaklaşımlar kesinlikle hatalıdır, kesinlikle yanlıştır.

Öyle ise bu söz ile anlatılmak istenen şey nedir?

Allah insanı yaratmıştır. Fakat insanın serbest iradesini kullanarak kendini yükseltmesi ve insanüstü bir varlık haline sokması kudretini de gene insanın eline vermiştir. Dünyamızdaki başka hiç bir varlığa bu salahiyet verilmemiştir. İnsanüstü bir varlık haline geçebilmesi için insanın ruhunu yüceltmesi, tekamül etmesi gerekmektedir. Böylece “tekamül edeceksin” kaderi ile yeryüzüne gelen insanoğluna, yüksek mertebelere ulaşabilme kudretinin verilmesinin mecazi bir ifadesi olarak “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” denmiştir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Zira insan ne kadar yüksek ve üstün seviyelere ulaşırsa ulaşsın Allah' a ne benzeyebilir, ne Ona yaklaşabilir ne de haşa Allah olabilir.

O halde Allah'ı nasıl tanımlayabiriz? Allah neye benzer? Kuranda Allah için “Semi, Basir veya Alim” gibi tasvirler buluyoruz. Bu ifadelerden yola çıkarak Allah' ı tanımlayabilir miyiz?

Allah' ı bazı sıfatlarla tanımlamaya çalışmak çok yanlış bir yoldur. Kuranda okuduğunuz bu ifadeler birer isimdir, sifat değildir, Allah' ın kutsal mertebelerini göstermek amacıyla verilmiş isimlerdir. Fakat asla sıfat verilmemiştir. Kimsenin Allah' a sıfat vermeye yetkisi yoktur. Zira dünyevi şartlar içinde Ona herhangi bir sıfat atanamaz.

 

Allah hiçbir şekilde tanımlanamadığına göre, O' nu nasıl anlayacağız, O' na nası yakınlaşacağız?

Allah fikri, O' nu hayal etmek derecesi, tekamül ilerledikçe daha az arızalı olarak meydana gelecektir. Şöyle söyleyebiliriz: O' nu anarken kendinizi büyük bir boşlukta hissetmeye çalışınız. Bu esnada zihninizde bazı hayaller ve şekiller oluşmaya başlarsa düşünmeyi kesmek lazımdır. Çünkü o anda zihin yanlış istikamete sapmıştır. İlerledikçe bu boşlukta bir nur göreceksiniz. O nur sizin içinizi kaplayacak. İşte o zaman Allah' ı andığınızı öğreneceksiniz. Bu esnada etrafla çok meşgul olmamak ve zihnin bazı hayallere dalmasına izin vermemek gerekmektedir

 

“Allah insana şah damarından daha yakındır” ayeti bu anlatılanlara ters düşmüyor mu?

İnsan yanlız maddeden ibaret bir varık değildir. Bu maddi oluşumun tamamen ötesinde ruh dediğimiz manevi varlık, insanı yaşatan, sevk ve idare eden kudrettir ve o da Allah tarafından yaratılmıştır. Bu yüzden ruhta kendisini yaratan kudrete karşı üstü örtülü bir duygu, bir bilgi saklıdır. İşte insanoğlu ruh varlığını şuuruyla yöneterek kendinde saklı olan bu bilgi ve duyguya ulaşması kaderiyle yaratılmıştır. Bu ancak, insanın ruhunun derinliklerine dönerek onun yetenek ve kudretini geliştirmesi yoluyla mümkün olabilir. Allah' ı sanki bir yaratık yada cevhermiş gibi maddi dünyada aramak ve bulmak söz konusu olamaz. Oysa ki dışarıdan gelen tecrübelerle ruh varlığını zenginleştiren ve kendi öz varlığına dönen bir insan orada Tanrının kudretini ve nurunu duyumsar. İşte “Allah insana şah damarından daha yakındır” ayeti ile anlatılmak istenen budur.

 

Tekamül nedir ruh varlığının gelişmesi midir?

Allah' ı dışımızda değil, içimizde arayacağız sözünden yola çıkarak - Onun öz varlığımızda bulunduğu anlamına gelmemekle beraber - öz varlığımızı, ruhumuzu yaratanın da Allah olması itibarıyla Onun kudretinin yansımalarına, izlerine, nuruna içimize dönerek yaklaşabileceğimizi söylemiştik.

İnsanoğlu muhtelif hayatlarda muhtelif faaliyetlerle öz varlığını zenginleştirmekte ve öz varlığı zenginleştikçe gerekli olan ruh kudretlerini faaliyete geçirmekte ve Allahı biraz daha ileri derecede hissetmekte, Onun sınırsız mutlak hakimiyetinin izlerini biraz daha anlamakta ve bu aydınlanmanın, bu nurun sonsuzluğunu kavramaktadır. Sonsuz bir döngü içinde bu nurdan ve aydınlanmadan insanın hissesine düşen ve insana bahşedilen kısmına da tekamül diyoruz.

 

Doğayı incelememiz, doğayı araştırmamız Allah' a yaklaşmada yardımcı olabilir mi?

Doğayı incelemekle insan orada Allah' ın yüksek kanunlarının bir kısmının izlerini görür. Bu görüş insanın öz varlığının gelişmesine tekamül etmesine yardımcı olur. Böylece Allah' ı duymak ve onu biraz daha hissetmek imkanı kazanır. Bazen öyle yüksek bilgiler, duygular kazanır ki bunları hiç bir kitapta bulmak mümkün değildir. Fakat tekrar edelim, doğayı inceleme faaliyeti Allah' ın varlığını ispat etmek, Allah' ı tabiatın içindeki eşyada aramaya çalışmak veya Allah' ı o eşyanın şekline göre betimlemeye çalışmak gibi tamamen yanlış bir amaç için yapılırsa fayda yerine zarar getirir.

 

Allaha yaklaşmış olan kamil insanlar bize Allah' ın kudreti hakkında bilgi verebilir mi?

Allah' ı değil, Allah' ın kudretini değil, Allah' ın kudretinin sonuçlarını bile hiç bir varlık idrak edemez, en küçük şekilde dahi kavrayamaz. O büyük varlığın lütfuna erişenler bile bunu kavrayamaz. İçlerine doğan ilahi bir duygu ile öyle bir cevherin varlığını hissedebilirler ama yine de anlatamazlar, tarif edemezler. Güzel bir manzara gördüğünüzü ve daha sonra bu manzarayı yakınlarınıza anlatmaya çalıştığınızı hayal edin. Bir takım gösterişli cümleler arasında fikirleriniz bocalar, gezinir. Güya başkasına da aynı duyguları yaşatmaya çalışırsınız ama imkansız. Bu da öyle olur.

 

Daha iyi anlamamıza yardımcı olması için Allah' ı bilinen bazı kavramlarla karşılaştırabilir misiniz?

Allah hiçbir sıfata sahip değildir. Netice olarak, Onda beyazlık, siyahlık yaşlılık gençlik kemal veya kemalsizlik gib hiç bir sıfat sözkosusu olamaz.

Allah hakkında hiç bir şeyle eşlik, benzerlik veya zıddiyet kabul edilmez.

Allah eksiklik veya tamamiyet kavramlarından münezzehtir. Zira noksanlık veya tamammiyeti dahi O yaratmıştır.

Allah hakkında yeryüzünde kıyaslanabilecek hiçbir varlık veya kavram sözkonusu bile olamaz. Zaten bu yüzden Onun varlığını hiç bir varlık idrak edememiştir, edemez, edemeyecektir.

Allah hakkında değişmek, başka türlü olmak, yükselmek, alçalmak veya tekamül etmek gibi kavramların hiç birisi düşünülemez, söz konusu olamaz.

 

Peki ama Allah hakkındaki bu düşüncelerden sonra O' nun varlığına dair söylenebilecek hiç bir söz, düşünülebilecek hiç bir kavram ve konu kalmıyor. Böyle bir şey olabilir mi?

Elbette olur ve elbette öyle olacaktır. Onun içindir ki Allah' ın varlığı hakkında insan ruhunda yükselebilecek en güzel söz, O' na karşı duyulan sonsuz bir sevgi ile dolu hayranlık duygusu içine dalarak susmaktır deriz.

 

Günlük işlerimizde sık sık Allah' ın adını anmak, Allah ismini öne sürerek yemin etmek bizi ruhen zenginleştirebilir mi?

Tüm varlıklar Allah' ın adını korkarak anmalıdır. Her gündelik cümlenin ucuna yerli yersiz Allah' ın adını koymak çok kötüdür. Çıkış noktası önemlidir, iyi niyet ve iyilik adına yapılmış bazı masum hatalar,bir fenalık bir azap başlangıcı olmakla beraber, mazur görülebilir.

İyi niyetli bu tür hareketler dahi bir fenalık ve azap başlangıcı olarak tasvir edildiğine göre maddi bir işte, bir hainlik, kötülük maksadı ile yapılacak bir yeminden doğacak azaplar hayal bile edilemez.

Allah' ın ilahi kudretini anma ve idrak etme yolunu tutmuş bir insan hiç bir bahane ve sebeple, hiç bir şey hakkında Allah ismini öne sürerek yemin etmemelidir. Sen kimsin ki yanlız şükranla borçlu bulunduğun ve yanlız niyaz ve istirhamlarınla lütfuna mazhar olma liyakati kazanmaya çalıştığın Tanrı' yı, şekli ve sonuçları ne olduğu belli olmayan günlük daleveraların için, işlerini keyif ve hevesine göre yürütmek gibi basit ve seviyesiz amaçlar için bir emniyet sübabı olarak kullanma cürretini, talihsizliğini göze alabiliyorsun! Allah seni böyle bira hataya düşmekten korusun.

 

İlk çağ insanları veya günümüzde çok ilkel ortamlarda yaşıyan bazı kabileler Allah' ı güneş, dağ, nehir gibi bazı maddesel kavramlarla eş koşmuşlar, koşmaktalar. Onların bu yaklaşımları yanlış, boşuna ve son derece geri olsa gerek.

Her insan kendisinin ve toplumun ulaşmış olduğu tekamül seviyesine göre Allah yolunu farklı şekillerde , farklı kudretlerde tutar. Taş devrinde yaşayan basit düşünceli ve basit duyguları olan bir varlığın Allah tasviri, günümüzün ileri durumunda bulunan bir insana göre elbette geridedir.

Allah duygusuna sahip olmak ilkel insanların da bir ihtiyacıdır. Bu insanlar Allah' ın kudretini ararken, çevresi ve kendisi için yararlı, korkunç veye esrarengiz olarak gördükleri bazı hadiseleri göz önüne almış ve neticesinde nehir, ateş, güneş, firavun, öküz gibi bazı kavramları birer kudret, birer tapınılacak mevzuu haline getirmiştir. Bu gibi olaylar, basit yaşayan, ruh seviyesi henüz fazla gelişmemiş varlık ve toplumlar için bir hata olmaktan ziyade bir zorunluluktur. Ve Allah bu durumdaki varlıkarın kendisine yönelmesi için bu çeşit bir kapı açmıştır.

İlkel ve basit toplumlarda Allah' a iman ihtiyacının bu iptidai yaklaşımı samimi ve iyi niyetle yapıldığı müddetçe, böyle bir iman da makbuldür.

 

Gününmüzde de bu tür eski inanışları devam ettiren insanlar görüyoruz. Bu davranışları da mazur görebilir miyiz?

Binlerce sene önce dünyaya gelmiş, büyük fedakarlıklar yapmış bir insan, kavrayışı az olduğu için bazı yanlış yollara sapmış ise bu mazur görülebilir. O insan tekamülünü yapmıştır. Günümüz insanı elindeki olağanüstü imkanlara rağmen hala yanlış bir istikamet takip ediyorsa, gelişmişlik seviyesi ilkel insanın ulaştığı seviyeden daha düşük olduğu söylenebilir. İlahi adalet bunu gerektirir.

Günümüz insanlarının çoğu kendisine verilen imkanlar dahilinde, asırlardan beri her devirde insanlığa verilmiş olan bilgilere kolayca ulaşarak istedikleri anda nurlanabilecekleri yerde statik bir ruh haliyle uyuşukluk içinde kalmayı tercih etmekte ve vicdanın gösterdiği ilahi yoldan ayrılmaktadır. Bir kısmı “ne olur ne olmazcı” bir zihniyetle ruhunun derinliğindeki nurları görmeme, incelememe yolunu tercih eder. Ruh gücünü bu yolda harekete geçirme konusunda en küçük bir gayret ve cehit göstermez. Babasından, dedesinden kendisine intikal etmiş, çok eski inanışlara –güneşe ateşe tapmak gibi- körükörüne uyar. Allah yolunda yükselerek Onun kudretine yaklaşmak gibi çareleri bir an bile aklına getirmez.

İşte böyle hala ilkel insanların devrinden kalma bir ruh hayatına otomatik olarak uymaya razı olan günümüz insanlarının putperestliği hiç bir zaman makbul değildir, mazur görülemez.

 

Tarih boyunca bazı din büyükleri kendilerinin bizzat Allah olduğunu veya Allah' tan bir parça olduğuna inanmışlar. Bu insanlar çok büyük bir hataya mı düşmüştü?

Bir önceki bölümde ilkel insanların Allah' ın kudretini idrak etme yolunda kendi sınırlı imkanları ile bazı maddesel kavramları Tanrı olarak kabul etmelerini belirli şartlar altında mazur görebileceğimizi söylemiştik.

Daha ileri dönemlerde bazı insanlar Allah nurundan nasiplenme yolunda maddi kavramların çok ötesinde bir Allah anlayışına ulaşmışlardır. İşte bu yolda kendi öz varlıklarından fışkırdığını hissettikleri ruhani kudretlerin tesiri altında kalmış, bu kudretlerin cazibesine kapılmışlardır. Ve bunun neticesi olarak da kendi öz varlıklarını evrenin en büyük kudreti sanmışlar ve kendilerine Allah demişler veya Allah' a olan münasebetlerinden bahsetmişlerdir.

Öncelikle şöyle düşünülmelidir: İçinde büyük yanılgılar olmasına rağmen bu varlıkların gelişmişlik derecesi maddeye tapan ilkel varlıklara göre daha ileridir, daha makbuldür ve yine kendi içinde mazur görülebilir. Çünkü bu insanların gayesi Allah' tı ve onlar bu gayelerinde gayet samimiydiler.

Fakat tekrar hatırlatalım: İnsan ruhu aynı tekamül seviyesinde durmamak kaderindedir. Kazanılan bir nokta önceki bir noktaya göre bir ilerlemedir, bir yükseliştir. Ancak daha ileri daha yüksek bir seviye için bir vasıta olarak kabul edilmek şartı ile.

Ayrıca şunuda söyleyelim: Bu tür ifadeleri sarf eden bazı insanların ima ettikleri mana daha farklı idi. Önceden söylemiştik, her zerreyi her maddeyi yaratan Allah olduğu için Onun ilahi kudreti ruhun içinde meknuzdur. Bu kudreti ruhtan ayırmak mümkün değildir. Ruh ancak bu kudretin mevcudiyeti ile var olabilir. Burada ilahi kudretten kastedilen mana Allah' ın kendisi değil Onun tarafından yaratılan yüksek kudretlerdir. İşte kendisinin Tanrı olduğunu veya Tanrı' ya ulaştığını söyleyen bazı eski din ulularının ifade etmek istediği mana bu olmuştur.

 

O halde Allah' ı anma ve O' nun lutfuna, nuruna mahsar olabilme yolunda nasıl bir anlayış tavsiye edersiniz?

Öncelikle susalım ve Allah hakkında bütün düşünceleri tasavvurları, tahayyülleri bırakalım. Ve yanlız Onun ebedi ve ezeli kanunları ile vicdanımızdan akseden sezgileri gücümüz yettiği kadar yerine getirmeyi bir zevk, bir ihtiyaç bir zaruret halinde hissedelim. Ruhumuzun güçlerini ilahi titreşimlere uyumlu hale getirerek cömertlik, sevgi, merhamet ve iyilik younda hareketlere sevk edelim. Kendimize yapılmasını istemediğimiz hiç bir kötülüğü bir başkasına reva görmeyelim ve kendimize yapılmasını özlediğimiz her iyiliği –büyük fedakarlıklar pahasına dahi olsa- başkasına yapmakta bir an bile tereddüt göstermeyelim. İşte böyle yapa yapa vicdan berraklaşır, ruh temizlenir, ve insan kalbi başka hiç bir yolla idrak ve hayal edilmesi mümkün olmayan ilahi titreşimleri en yüksek manaları ile duyarak çarpmaya başlar. İşte böyle duygularla insan Allaha yaklaşmaya ve Onu her yerde ve bizzat kendi öz varlığında hissetmeye layık bir duruma girebilmek saadetine ulaşır. En büyük ibadet budur. Ve Allah' ı içinde duyabilmenin tek yolu da budur. Bunun dışında yapılabilecek her hareket, her merasim insanı bu yola sevk edici ilkel bir araçtır, ancak asla amaç değildir!

 

Alıntıdır....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Bedri Ruhselman'ın Eserleri

      ESERLERİNE GENEL BAKIŞ   Bedri Ruhselman, uzun sayılamayacak yaşamı boyunca, spiritizma konusunda devamlı bir şeyler veren, çok üretken bir insandı. Dergilere yazılar yazmış, dergiler yayınlamış, makaleler yazmış, kitaplar yazmış, konferanslar vermiş, dersler vermiş; araştırmalarını, öğrendiklerini, bildiklerini hep başkalarına aktarmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de, hayatından ve hayatına kronolojik bakıştan anlaşılacağı gibi, çok zor şartlarda mücadele etmiştir. Yazılarının, makalelerinin

      , Yer: Yazarlar

    • Bedri Ruhselman'a Göre Spatyom Hayatı

      Spatyom Hayatına Bir Bakış Şimdi aklımıza şu sual gelebilir : Acaba dünyada cari olan kaideler spatyomda da aynen mevcut mudur? Bu sualin cevabını verebilmek için evvelce başka yerlerde spatyom hakkında neşredilmiş kanaatlerimizi okuyucularımıza kısaca hatırlatmanın lüzumunu duyuyoruz. Spatyom bilgisi hakkındaki anlayış ve görüşümüzün başlangıç ve bitim noktaları arasında kalmak şartiyle, neo-spiritüalizma incelemelerine dayanarak, biz, oranın hayatım umumî görüşte üç merhaleye ayırabiliyor

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Bedri Ruhselman ve Farkındalık Getiren Sözleri ...

      Bedri ruhselmanın sözlerinin , İnsanların farkındalık kazanmaları açısından önemleri büyük ,Forumda Yazıları ve eserlerinden Alıntıları var , Direk böyle bir konsept bulamadım . Sizlerde ekleyebilirsiniz kısa ve anlamlı sözlerini . Başkasına acımayan insan, her şeyden önce, kendisine acınacak biçaredir. Acımayan insan, sevemez. Acımayan insan, fedakar oIamaz. Acımayan insan, yararIı oIamaz. Acımayan insan, duyguIanamaz, içIenemez. DuyguIanamayan, içIenemeyen insan, güzeIIiği biImez, sanatta

      , Yer: Evrensel Enerjiler ve Farkındalık

    • Prof. Dr.Bedri Ruhselman – Öteki Alem Tebliğleri

      Şimdi arz edeceğimiz müşahede ne klasik ne de modern araştırmalarda rasgelinmemiş bir tecrübenin bir mahsulü olmak itibariyle cok mühim ve öğretici kıymeti haizdir. Bu müşahede son aylarda Allah'ın büyük bir lütfu olarak gene cemiyetimize manevi yardımlar yapmak üzere vazifelendirilmiş yüksek bir varlığın (Kemal Yolcusu'nun) yardım ve delaleti ile elde edilmiştir. Bu tecrübenin mahiyeti şudur: Şimdiye kadar ölüm esnasında söz konusu olan meseleler hep bu eşiği geçmiş olan öte alem varlık

      , Yer: Ölüm ve Ötesi

    • Bedri Ruhselman'dan Gerçeğimiz...

      Bölüm 1:   Hani ruh dedik ya, O Allah’ın nefesi dedik ya, işte O dur tek tek dolaşan her alemde ve Dr. Bedri Ruhselman batıda yeşermiş olan klasik spiritüalizmi ele alıp geliştirmiş ve insanlık ufkunu sonsuzluğa yönelterek Ruhçuluk anlayışını doktoriner tarzda insanlığa sunmuştur.   1- Bütün yaratılmış olanları var eden, yaratan Allah'tır. Yaradan, her dilde başka isimle anılmış ve herkesin görecelik anlayışına göre kimlik almıştır.   2- Allah'ın vücut verdiği yaratıklar bizim idrak alanımıza

      , Yer: Evrensel Enerjiler ve Farkındalık

×
×
  • Yeni Oluştur...