Jump to content

Evrende yalnız mıyız?


KATA

Önerilen Mesajlar

Evrende Yalnız mıyız?

 

 

Evrende Yalnız mıyız? Bu problem artık astronomlar kadar sokaktaki insanı da ilgilendiren ve meraklandıran, astronominin en popüler problemidir. Evrende bizim dışımızda yaşayan varlıkların olabileceği düşüncesi gerçekte oldukça eskilere gider.

M.S. 160 yıllarında, Yunanlı Samosatalı Lucian (yaklaşık M.S. 120-180, Adıyaman’ın Samsat ilçesi) Gerçek Tarih (Ἀληθῆ διηγήματα) adlı kitabında Ay’a yapılan bir yolculuğun hikayesini anlatır. Hikâyede yazar ve arkadaşları Atlantik Okyanusu’nda bir gemiyle yolculuk yaparlarken kuvvetli bir rüzgârla havaya uçarlar. Yedi gün ve gecenin sonunda Ay’a ulaşırlar. Burada onları, üç başlı uçan kuşların üzerlerinde bulunan Ay Askerleri yakalar. Ay adamları çok büyüktürler; kafalarında saç yoktur; yüzleri ise kıllıdır. Çıkarılabilen gözlere sahiptirler; bakmak istediklerinde gözlerini takarlar.

 

 

 

Tanrı Başka Dünyalar Yaratabilir mi?

 

13. ve 14. yüzyıllarda başka dünyalar meselesi felsefi olarak ele alınır ve Tanrı’nın birden fazla sayıda Dünya yaratıp yaratamayacağı tartışılır. Hıristiyanlık tarafından yadsınan konu daha da kışkırtıcı bir hale gelir ve dönemin önemli düşünürler tarafından ele alınır.

 

1277 yılına gelinceye değin diğer dünyaların var olma olasılığı Hıristiyanlarca ciddi bir şekilde ele alınmamıştı. Tanrı tek dünya yaratmıştı ve bunun odağında insan vardı. Aristoteles kozmolojisi ile Hıristiyanlık bu düşüncede uzlaşıyordu. Ancak 1277'de şu soru sorulmaya başlandı: Eğer istemiş olsaydı Tanrı başka dünyalar yaratabilir miydi? 1277'de bu düşünce yadsındı yasaklanan maddeler arasına girdi. Ne var ki, "dünyaların çokluğu olasılığı" yasağa rağmen John Buridan (yaklaşık 1300-1358) ve Nicolas Oresmus (1320-1382) gibi önemli düşünürlerce ele alındı ve Aristoteles fiziğinin ilkeleri çerçevesinde tartışıldı. Konuyla ilgili olarak üç tür olasılık benimsendi: 1) İsteseydi Tanrı başka dünyalar yaratabilirdi. Nitekim Tanrı bunu geçmişte bir kez yapmıştı ve hala da bu dünyayı bir diğeriyle değiştirebilirdi. 2) Tanrı biri diğerinin içerisinde, aynı anda ve birlikte varolan dünyalar yaratmış olabilirdi. Ancak bu düşünceye pek değer verilmiyordu. 3) Tanrı, bütünüyle birbirinin dışında uzanan ve aynı anda varolabilen ayrı dünyalar yaratmış olabilirdi. Ne var ki, ağır cisimden (toprak) yaratılan Yer evrenin merkezindeydi ve eğer bir başka dünya var ise evrenin başka merkezleri de olmalıydı ki bu Aristoteles fiziğiyle uyuşmuyordu. Oresmus, bizimki gibi bir dünyanın var olması halinde, o dünyanın öğelerinin yerli yerinde kalması gerektiğini düşünerek bu düşünceyi Aristoteles fiziği ile uzlaştırmaya çabaladı. Ancak, bu görüşler düşüncede kaldı. Sadece Tanrı’nın isteseydi bunu yapabileceği kabul ediliyordu.

 

 

 

Başka Gezegenlerde Hayat

 

17. yüzyılın başlarında ünlü astronom Johannes Kepler (1571-1630) Düş (Somnium) adlı kitabında, kahramanı Duracotus’un, Ay’a yolculuğunu kaleme aldı. Duracotus’un annesi Ay iblisleriyle ilişki içindeydi ve Ay’a seyahat bu iblisler sayesinde gerçekleşiyordu. Hikaye Kepler’in kendi hayatına dayanıyordu. Kepler’in annesi bir cadı olarak görülüyordu ve 1621 yılında 14 aylık bir gözetimden sonra özgür bırakılmıştı.

 

1638 yılında, İngiliz Francis Godwin’in (1562-1633), Ay’daki İnsan (The Man in the Moon ya da A Discourse of a Voyage Thither) adıyla bir kitabı yayımlandı. Kitapta, Domingo Gonzales adlı İspanyalı bir kaşifin Ay’a yolculuğu konu edilmekteydi. Kaşif, bir kuş ile 20 günlük yolculuktan sonra Ay’a ulaşıyor ve bir tepeye iniyordu. Gonzales burada kendinden dört kat büyük fakat dost canlısı insanlar tarafından karşılanıyordu. Burada savaş yoktu ve en yaşlı insan 5000 yaşındaydı.

 

1686 yılında Bernard de Fontanelle (1657-1757) adlı Fransız bir yazar da gezegenleri ve burada yaşayanları tasvir eden Dünyaların Çokluğu Üzerine Bir Konuşma (Entretiens sur la pluralité des mondes) adlı bir kitap yayımlar. Fontanelle burada gezegenlerdeki yaşamı betimler. Ona göre Merkür insanları, gezegen Güneş’e çok yakın olduğundan ateşe çok maruz kalırlar ve bu yüzden de çok kızgındırlar. Venüs aşk gezegenidir ve Venüs üzerinde hiç kimse çalışmaz. Venüslüler dans ederler, şarkı söylerler, birbirlerine aşk hikayeleri okurlar. Satürn çok soğuktur ve insanları buz gibidirler.

 

19. yüzyılda, astronomideki gelişmelere bağlı olarak başka dünyalarda yaşama ilişkin değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu yüzyılın başlarında Franz von Paula Gruithuisen (1774-1852) adlı bir astronom, Ay hilal evresindeyken Ay'ın kursunun karanlık olan kısmının parlaması olarak bilinen ve gerçekte Dünya'dan Ay'a yansıyan ışığın neden olduğu Ashen Işığı olgusunun bir benzerini Venüs'te de görüldüğünü iddia etti ve bu olguyu büyük bir hayal gücüyle açıklamaya çalıştı. Bu olgu 1756 ve 1806 yıllarında görülmüştü ve aralarında 47 Dünya yılı (ya da 76 Venüs yılı) vardı. O bunun nedenini şöyle açıklar: "Venüs'te o anda İskender veya Napolyon gibi bir imparatorun gezegenin mutlak hakimiyetini ele geçirmiş olduğunu varsayıyoruz. Bir Venüslünün ortalama yaşam süresini 80 Dünya yılına karşılık gelen 130 Venüs yılı olarak kabul edersek, bir Venüs imparatorunun saltanatı 76 Venüs yılı kadar sürebilir. Gözlemlenen olay, yeni imparatorun tahta çıkış töreni sırasında yapılmakta olan genel bir şenliğin aydınlatılmasından başka bir şey değildir." Bir süre sonra da bu görüşü değiştirir. Işık, yeni tarım alanları elde etmek için yakılan ormanların ateşi olmalıydı. Böylece büyük miktardaki insan gücü engellenecek ve savaşlar çıkmayacaktı. Irk da bir arada tutulmuş olacaktı! Gruithuisen, ayrıca Ay yüzeyinde karanlık ve yüksek surlarla çevrili eski bir kent bulunduğunu da iddia ediyordu.

 

 

 

Mars'taki Kanallar

 

19. yüzyılın sonlarında ilk Mars haritaları yapıldığı sıralarda Mars’ın yüzey şekilleri burada canlıların olduğu düşüncesini geliştirdi. İlk Mars haritalarını 1659 yılında Christian Huygens (1629-1695) çıkardı. 1877’de İtalyan astronom Giovanni Virginio Schiaparelli (1835-1910), 22 santimlik mercekli teleskopu ile Mars’ın yüzey şekillerini daha ayrıntılı olarak çizmeyi başardı. Ancak haritada anlaşılmayan düz çizgiler vardı. Bu çizgilere İtalyanca “canali” adı verdi; bu sözcük İngilizce'ye “canal” yani kanal olarak çevrilince ünlü Mars kanalları söylencesi ortaya çıktı. Bunlar Marslıların yaptıkları su taşıma kanallarıydı. 1886 yılında Henri Perrotin (1845-1904) ve Louis Thollon (1829-1887) adlı iki Fransız gözlemci, Nice'teki güçlü teleskoplarıyla Schiparelli'nin gördüğü kanalları gördüklerini iddia ettiler. 1895'te Arizona'da gözlemlerine başlayan ve 1916 yılına kadar gözlem yapan Amerikalı astronom Percival Lowell (1855-1916) da 60 santimlik teleskopuyla bu kanalları gözlemlemişti ve bunların Marslılar tarafından buzlarla kaplı kutuplardan ekvatora yakın kuru bölgelere su taşıma amacıyla yapılmış sunî sulama kanalları olduğunda emindi. Hatta daha da ileri gidiyor ve şöyle diyordu: "Mars'ta şu ya da bu tür canlıların yaşıyor olduğu, o canlıların ne olduklarının bilinmediği kadar açıktır."

 

Oysa bu görüntüler bir göz aldanmasından başka bir şey değildi; sorun 1965’de Mars’ın yakınından geçen Mariner 4 adlı uzay aracı ile çözüldü. Mars üzerinde herhangi bir şekilde "Marslılar" tarafından yapılmış kanallar yoktu. Gerçekte insanların gördükleri şey, "görmeyi ümit ettikleri şey"di.

 

 

 

Dünya Dışı Zeki Varlıkları Araştırma Projeleri

 

1960 yılında Batı Virginia'da Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi'nde Frank Drake (doğumu 1930) başkanlığında bir grup bilim adamı, eğer herhangi bir yerde bizden başka gelişmiş yaratıklar varsa büyük bir olasılıkla onların da radyo dalgalardan haberdar olduklarını ve özel bir dalga boyu olan yıldızlar arasındaki hidrojen bulutlarının 21,1 santimetrelik ışınıma dikkat edeceklerini varsayarak bize yakın olan ve Güneş'e benzeyen Tau Balina ve Epsilon Irmak adlı iki yıldızı iki ay boyunca taradılar. Projenin adı "Ozma Projesi" olan proje "Küçük Yeşil Adamlar Projesi" olarak tanındı ancak başarısız oldu ve bir süre sonra da durduruldu. Daha sonra Ozma II Projesi başlatıldı ancak o da başarılı olamadı. 1978 yılında P. Horowitz, Porto Riko'daki Arecibo radyo teleskopunu kullanarak 180 yıldızı taradı ancak başarısız oldu.

 

1970 yılında NASA'nın önderliğinde California'daki Ames Araştırma Merkezi'nde sistemli gök taramaları başlatıldı. 1972'de ise Pioneer 10 (Öncü 10) uzay aracı ile Dünya Dışı Zekalarla İletişim (CETİ, Communication with Extraterrestrial Intelligence) kurma girişimi başlatıldı ve bu amaçla Pioneer 10'a "biz buradayız" mesajı yerleştirdi. 1992 yılında NASA, Arecibo radyo teleskopunu kullanarak yapılan dünya dışı zeka ürünü radyo yayınlarını izlemek üzere SETI Projesi (Dünya Dışı Zekaları Araştırma, Search for Extraterrestrial Intelligence) adı altında bir araştırma başlattı. Günümüzde NASA, SETI projesi kapsamında, internet üzerinden, kişilerin izniyle, elde edilen sinyalleri kısa zamanda değerlendirmek amacıyla kişisel bilgisayarları kullanan bir programla projeyi tüm dünya insanlarına yaymayı başarmıştır.

 

 

 

Drake Denklemi

 

Dünya dışı varlıklar var mı? Varsa sayıları nedir? Ozma I Projesi'nin başında bulunan Frank Drake, 1961’de Dünya dışı zeki varlıkların olabilirliğini bir dizi fonksiyonlarla açıklama yoluna gitmiş ve “Drake Denklemi” adı verilen dünya dışı zeki varlıkların sayısını bir dizi olasılıklara bağlayan denklemini sundu. Drake Denklemi, halen bu alanda yegâne matematiksel formül olarak anılmaktadır. Buna göre, herhangi bir galaksideki gelişmiş uygarlıkların sayısı bir takım olasılıklara bağlıdır. Bir galaksideki uygarlık sayısına N dersek, N şu şekilde bulunur;

 

N = R . Pp . Pe . Ne . Pl . Pi . L

 

Burada; R, galaksideki yıldız sayısı; Pp, galaksideki bir yıldızın gezegen barındırma olasılığı; Pe, galaksideki bir yıldızın yaşamaya elverişli gezegen barındırma olasılığı; Ne, galaksideki bir yıldız sistemindeki yaşama elverişli gezegenlerin sayısı; Pl, bu gezegenlerden birinde yaşamın gelişme olasılığı; Pi, bu gezegende evrim sonunda teknolojik uygarlığa ulaşma olasılığı; L, teknolojik uygarlığa erişmiş zeki varlıkların yaşam süresidir.

 

Drake Denklemi’nde üç tür etmenin hesaba katıldığını görüyoruz: 1) Astronomik ve fizik etmenler: Galaksinin yıldızlarının yaşamına ve yaşam süresine bağlı durumlar. 2) Biyolojik ve kimyasal etmenler: Herhangi bir yıldız sistemine bağlı gezegenler üzerinde yaşamın oluşmasını sağlayan ve yaşamı destekleyen durumlar. 3) Sosyolojik etmenler: Zeki bir uygarlığa doğru gelişimin başlaması için gereken durumlar.

 

Drake Denklemi'ni Samanyolu için düşündüğümüzde sonuç ne olacaktır? N, yani galaksideki uygarlık sayısı bu fonksiyonların tümüne bağlıdır. R’yi kesin olarak biliyoruz; R = 4 x 1011 ‘dir. Pp ise yaklaşık 1/3’dür. Yani galakside bulunan yıldızların en az üçte biri gezegen barındırmaktadır. Pe ≈ 2; Ne ≈ 1/3; Pl x Pi ≈ 1/100’dür. L’yi yaklaşık 1/108 olarak alırsak N ≈ 10; L’yi yaklaşık 1/100 alırsak N ≈ 107 çıkar. Bu demektir ki, galaksimizde en kötü ihtimalle 10, en iyimser ihtimalle 10 milyon uygarlık vardır. Ancak olasılıkları elersek N = 1 çıkacaktır. Bu durumda, Samanyolu Galaksisi'nde yaşam barındıran tek bir gezegen var olacaktır; içinde yaşadığımız yeryüzü, yani Dünya.

 

 

 

Fermi Paradoksu ve Hayvanat Bahçesi Varsayımı (Zoo Hypothesis)

 

Drake Denklemi'ne göre sadece Samanyolu Galaksisi'nde 10 ila 10 milyon arasında zeki uygarlıkların olma olasılığı vardır. Bu bir başka soruyu gündeme getirmektedir: Bu kadar fazla Dünya-dışı uygarlık olma olasılığı varsa, Dünya-dışı uygarlıklar nerededirler?

 

1949 yılında Enrico Fermi konuyla ilgili kendi adıyla anılan bir paradoks geliştirir ve üç cevap önerir: 1) Teknolojik uygarlıkların yaşam zinciri çok kısadır; kısa sürede kendilerini yok edebiliyor olabilirler. 2) Kendi kendilerine yetebilirler ve bu nedenle kendileri dışındaki uygarlıklarla ilişkiye girmek istemiyor olabilirler. 3) Onlar hep buradaydılar.

 

Üçüncü görüş daha sonra Harvard Üniversitesi'nden John A. Ball tarafından Hayvanat Bahçesi Varsayımı olarak adlandırıldı. Bu varsayıma göre, Dünya-dışı zeki uygarlıklar bizleri, bizim hayvanat bahçesindeki hayvanları incelememiz gibi inceliyorlar. Yani bizler sadece onların laboratuarlarında araştırdıkları birer canlıyız. Üstelik onlar kendilerini gizlemeyi çok iyi biliyorlar; bizler onları belirleyemiyoruz ve asla belirleyemeyeceğiz.

 

 

 

 

 

Kaynaklar

 

Abetti, Giorgio, The History of Astronomy, London 1954.

 

Grant, Edward, Ortaçağda Fizik Bilimleri, Çeviren: Aykut Göker, Ankara 1986.

 

Gürel, Osman, Yaşamın Kökeni, İstanbul 1999.

 

Hoskin, Michale (Editör), The Cambridge Illustrated History of Astronomy, Cambridge 2000.

 

Lightman, Alan, Yıldızların Zamanı, Çeviren; Murat Alev, Ankara 1996.

 

Moore, Patrick, Gezegenler Kılavuzu, Çeviren; Özlem Özbal, Ankara 1996.

 

Schussler, Eileen and Raymond Schussler, Starbound the Story of Rocketry, New York, 1960.

 

Unat, Yavuz, İlkçağlardan Günümüze Astronomi Tarihi, Ankara 2001.

 

Vaas, Rüdiger, "Is There Anybody Out There? The Search for Extraterrestrial Intelligence", Astronomy, 2, 1994, s. 122-137.

 

 

 

 

http://humanity.ankara.edu.tr/~unat/yu/ddy.htm

--------------------

yanlıs bölume actım sanırım sımdıden özur dılerım....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...