Jump to content

Berduş'un Söyleşisi / Mutlak Bir'e Dair Yazınlar


SametAras

Önerilen Mesajlar

Berduş’un Söyleşisi

Mutlak Bir’e Dair Yazınlar

 

İlk Yol: Uzatışlar

 

Berduş'a Dair / Kuşburnu Tanlığı / Doğa Seyri

 

İkinci Yol: Yükseliş

 

Sille / Mayhoş Dağ Sinleri / Gök Bağdaşı / Hay / Leylek Bacağı / Kâğıt Lambası / Yaban Türküsü

 

Üçüncü Yol: Ateş

 

Ulu Halk

SametAras tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Berduş'a Dair

Berduş, yirmi yıldan beridir uzana kaldığı, o küf vurulu serap kerevetinden doğruldu.

 

— Yolun ereği odur ki; ne beni bana katmak, ne de seni sana.

 

Akabinde, serap-kalışı terk etti. Meğer ki, bir tutam daha tatsa; yerkabuğun serap-kalışını,

kay edecekti. Dağlara doğru yola koyuldu. Ağaçların gövdesine dek kerpiçten bir kulübe yükseldi.

Toprağı ve göğü tadışlar tecrübe etti. Ve bir esinti oldu, soyutluğa dair; yerkabuğun hallerinden.

 

— Benim tinim ona kaynar ki, yalan onun yüzünü kızartır.

 

Bir gün, kızıl güneş toprağı ışıldadı. Berduş, kuru bir dut kütüğünden mırıldandı.

 

— Ey kızıl dost; nedendir bu ötekine dek gidişleri? Onların bu gidişleri hakikate değil, gitgide bir kalıba dökülüşedir.

Şu ki, kent bir yağma ustasıdır. Ve onun yağmalamak uğruna görkemli serapları vardır.

 

Zaman, derenin suyu denli aktı ve değişti. Berduş, ormanı yuva, halkını ise dost buldu. Onlarla düştü ve kalktı.

Sevinin bağı gün be gün yükseldi. Öyle ki, içten oldu.

 

— O yol ki, dört bir bucaktan da varılır, fakat dört bir bucakta da değildir.

Ve onun esintisinden gelmiştir, dört bir gidişte.

 

Berduş, sıyrıksız ve nasırsız elleriyle toprağı nadas etti. Envai türlü tohumlar serpiştirdi.

Günler bir yeniay inceliğinde aktı ve geçti, hasadına vardığında onu çiğ buldu.

 

— O yoldaştır ki, yolu hep iyi gittiğinde durur ve

kendisine sorar: “Yoksa ben usta bir dalkavuk muyum?”

 

Bir gün, mecali kalmamış vücuduna bir övgü buldu.

Gitgide, bir budak oldu; dört yelde.

 

Yeryuvarlağın nihai merhemi, ölümledir. Şu ki, ocak ateşe gelmedikçe maya çiğ kalır,

ne kadar derinde olsa da.

 

Göğün halleri berduşa duruluk getirdi. Öyle ki, onu yeryuvarlağın seslerinden uzaklaştırdı.

Bir kaklıkta görmese, çehresini dahi unutacaktı.

— Toprağa gelen hangisi gitmiş değil? Ve göğe doğan hangi ay ve güneş batmış değil?

Daha niceleri de gitmiş ve batmış olandır, esasen benimde batışım gelişim,

gelişim de ne elemedir ne de mutluluğa.

 

Bir gün, berduşun tini kaynadı. Velev ki, onda bir bıkkınlık serpildi.

Ve adımlara koyuldu. Güneş, usul adımlarla toprağa sırtını çevirdiğinde,

bir kasabaya inmeyi yeğ gördü.

 

— O bir erdemin göğüdür ki, yaşama dair pek azlığı yeğ tutar.

 

Kasabada, ulu bir çınara denk geldi. Buğday kasvetli bir ak, dostluğu aydınlattı.

Vecd dumanı tüttü ve bir derviş toprağa geldi, gövdesini de bir erdeme yasladı.

 

Zaman, toprakta ve gökte aktı. Halk ise, ulu çınarın dallarına yükseldi.

 

O yol ki, adıma aydınlandı; güneşin ve ayın sarılışında.

 

Berduş, göğün toprağa uzanışlarında, ovaya indi. Kasabaya her vardığında,

gitgide ihtiyarlığı tecrübe etti. Eskiye kavuşmak uğruna,

kendini bu denli toprağa serpti.

 

Berduş kulübeyi terk etti.

 

Gök’ün salt hürriyetinde,

Güneş’in kızıl başkaldırışında,

Ay’ın –örtülü– mistikliğinde (ve)

Yerkabuk’un serap-kalışında; esti durdu.

SametAras tarafından düzenlendi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kuşburnu Tanlığı

 

Bir tan, topraktan göğe el açmış, kuşburnu dalına bir serçe kondu. Toprağa,

– hakikatten uzaklaşmışlara – serap-kalmış insanlara çizgiler eğretiledi.

 

— Seraplarınız, size koyu bir hasat verdi, ve tan yerini dahi aka bürüyecek hasadınız;

göğün toprağı kuşattığı denli, hakikat yolunu kuşattı. Öyle ki, öteye uzanmayasınız diye,

nice seraplar doğurdu; sizi bir yanılsamaya daha düşürecek. Siz ki, mutlak bir yerine serapları yeğ

tuttunuz. Ve erdemi de paldır küldür kovaladınız.

 

— Seraplarınız, ne zavallıdır ki; sanılarında şu da geçer; doğa öyle cılızdır ki,

ona bir kent mahallesi pek heybetli gelir.

 

— Seraplarınız, gökteki küstahlıktır ki; size şunu da tutar; güzelliği bir balkonda derdest edin.

 

— Seraplarınız, size heybetli bir güç verir ki; bu sayede siz doğaya istenciniz doğrultusunda edimler

serpersiniz.

 

— Seraplarınız, yeryuvarlağa iyiliği ve kötülüğü serpti; ve size şunu da söyler; ben neden ova halkını

benim güttüğüm yola serpmiyorum? Dağ halkına da darlığı vermiyorum?

— Seraplarınız, sizi kalıba dökülmüş kuklalar yaptı. Ve sizden, kalıbın çizgilerinin ötesini aldı. Siz ki,

biteviyeye dair bir esinti arayışına koyuldunuz; bir yel değirmeni bekleyişinde.

 

— Seraplarınız, size ebe güdüsü verdi, devleti doğurdu ve onu göğünüze egemen kıldı.

Gün be gün, ona verdiğiniz ipleriniz serpildi. Ve böylece, toprağın altında hareket eder oldunuz.

Fakat bir çınar denli yükselişinizi, elinde bir orakla göğe serptikleriniz tecrübe etti.

 

— Seraplarınızdan doğmuşlar, size buyruklardan bir kisve verdi, ve ırmağınızı sürekli at sürüsü geçer hale çevirdi.

 

— Ah seraplarınıza ki, size şunu ve daha nicelerini unutturdu; halk – hakikate dair – bir kordur.

 

Bu çizgiler ovada titreşti. Toprağa bir gözyaşı düştü. Güzelliğin göğsündeki o yaş, toprağa bir im etti. O,

öteye dair im, yoldaşlığa dair biricik gönül oldu.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Doğa Seyri

 

Berduş, gövdesine sarılmış türküler mırıldanıp ve oraya buraya giderken,

nehirde yüzen çocuklara denk geldi.

— Göze gelmez ellerdir, bana benden geçiş şarabını uzatan. Haydi, alma elini testiden,

çünkü ben sana gelmek isterim.

— Ağacın dalından düşmek isterim, ben. Ve sürülmek isterim, heybetli bir nehrin eliyle,

bilmenin ve adın ötesine.

— Şu sayrı nehre el uzatan çocuklar denli, duruluğu isterim, ben. Bana ne,

sizin yapmacık safiyetinizden! Çünkü ben, göğün ve toprağın hora etmesini isterim.

— Yelin omuzundaki muhabbeti isterim, ben. Bir pay almak değil,

dört bucağında bir yeli olmak isterim.

— Ve ben, esmek isterim, doğrulmak isteyenlere yükselişi, eğrilmek isteyenlere de batışı,

vermek isterim.

— Hasat isteyenlere, Güneş’i ve Toprak’ı tutmak, yolda olana da, Ay’ı ve Yıldız’ı getirmek,

isterim ben.

— Ben yoldaş isterim, halkı serap-kalışından alacak, yoldaş. Ben göğe serpilenleri,

halkın omuzuna yükseltmek uğruna, ateşe esmek isterim.

— Ben dağa sürülenden, ovaya esmek isterim. Ben, esip dağıtmak isterim, dolmuş olanı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sille

 

Berduş, kasvete yükselmiş bir kavak ağacına gitti.

Asayı toprağa vurdu ve bir yel kuyusu kazdı.

 

— Ah onlara ki, bir kandırış iledirler ve bu onlar için bir kıvançtır.

Meğer ki, onlara uğrayan bataklığa adım atmamış olsun.

Onların deyişinde, safiyet bir erdem değil, bir avanaklıktır.

 

— Onların iki eliyle tuttuklarını görmedin mi?

Şu ve niceleri vardır; saflık bir düşkünlüktür.

— Bir zorbadır ki, özünden başka nicelerine gelir ve gider.

Oysaki özüdür onun Her’i ve Hiç’i.

 

— Dostum, Yel denli metanetli misin? Esip kükrer misin?

Ve serper misin, gelmeyi ve gitmeyi?

 

— Hiç ırmağın altındaki taşlara baktın mı? Onlar, zaten gelecek olan

suya ne hasret duyarlar, ne de ona seslenirler.

— Hiç gönlün seviye sarıldı mı? Ve yanıp, ötesini Ben’liğine yeğ tuttun mu?

Sen senliğinin gidişini istedin mi?

— Yalın güzeli mi arıyorsun? Elin örtüyü kaldıracak denli hüzünlü mü?

— Tufandan önce sarılmak mı istiyorsun? Ve cenk edip, sen,

senliğinin fatihi olabilir misin?

— Yaman kalabalığın gömdüğü hakikati mi arıyorsun?

Hiç dağın eteğindeki sinleri görmedin mi? Onu ne toprağa gömdüler, ne de göğe.

 

Yel kuyusu, esti ve bitti.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kâğıt Lambası

 

Berduş, göğe doğan güneş gençliğinin tadışındayken,

bir kağnı sesi duydu. Ve kağnı, dereden beri yakada devrildi.

Hasadı ise, heybetli nehir sürükledi.

 

— Kayanın bitişiğinde ateş yakanda kimdir?

 

Dedi, hala kağnının üstünde duran.

 

— Sana gidişi veren, öküzden başkası değilim. Ve ben,

daha nicelerim ki; ne bilinmeye gelirim ne de ada.

 

— Sana, sende batmış olan bir merhemi yükselteceğim.

 

— Ve sana omuzunu taşıyacağım. O ki, cılız ağzıyla yükünden

dem vurur ve sabırsızlanır.

 

— O der ki; bana ne güne tutabildiğini yüklersin,

ve sonra da onları bende unutursun.

 

— O der ki; bana ne güne zaaflarını yüklersin, ve senin adımın,

yola değil onu çepeçevrelemeyedir.

 

— O der ki; ben senden bıkmış iken, sen daha nicelerini yükleyip durursun,

yoksa asıl bıkmış olan sen misin?

 

— O der ki; eğer benim heybemi silkeler, ve dostun elini uzatırsan,

o halde var olmaktan bana ne!

 

— Ve onun deyişi şöyle kendini toprağa bırakır; ben dört bucağa da silkelenmek isterim,

guruldayan midelere, kurumuş boğazlara, tutmak istencindeki akıllara

ve daha nicelerine silkelenmek isterim.

 

— İşte budur, o m z u n u n s i l k e l e n i ş i. Haydi, senden başkası olmayan omuzuna,

hakkını ver!

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaban Türküsü

 

Berduş, gölgeler gidene dek bitki arayışındayken, usandı ve bir kayaya oturdu.

Günler geldi ve geçti, nihayet uyku getiren bir bitki keşfetti.

 

— Hür oluşu vereceğim, sana. Şu da var ki, hür oluşta,

ben denli bir berduş değil midir?

 

Bir avuç buğday ile yabani inciri aş etti. Ve kazan buharı kestiğinde,

onu demlediği uyku getiren bitki ile harmanladı.

 

Hazır ettiği lapayı, tane tane ayırdı ve dağın dört bucağına da serpti.

Gök elini tanlığa bıraktığında, taneleri serptiği yerlere doğru yola koyuldu.

 

— İşte bana el uzatmış, bir gelincik. Haydi, yoldaş! Kasabaya bir şölen götürelim.

 

Berduş, gelinciği omuzuna aldı ve bir kasabaya doğru yola koyuldu.

Usulca kasabanın çarşısına geldi, asayı toprağa dikti ve kisvesini de asaya bağladı.

Bitişiğine, gelinciği bıraktı. Üstünü de, bir ak ile örttü.

 

Gök, usulca aydınlığa vardı. Bir ulak, deli bir yel denli, kasabanın yollarında nidalar atıp durdu.

Ve nihayetinde, halk şaşkın ve bönce çarşıya doluştu.

 

— Bu da nedir?

 

Dedi, kalabalıktan biri.

 

— Kimdir bunu yapan? Gayesi nedir ki? O aklı kıt bir çocuktan başkası mıdır?

 

Diye nice bağrışlar yükseldi. Fakat aralarında aklığı kaldıracak bir yürekli de çıkmadı.

 

Çarşı bu denli kaynaşırken, türkü söyleye söyleye bir deli geldi.

Gelinciğin bitişiğine bağdaş kurdu ve asayı dizlerine aldı.

 

— Ey toprak ile dost, ne var o aklığın altında?

 

Dedi, kalabalıktan bir ihtiyar.

 

— Şu yüreksiz kalabalıktan ona ne? Onlar nerede tel bir köprü görseler, ödleri kopar ve

başka bucaklara üşüşürler. Ben hür oluşu, şu sinmiş ve serap doğuran kalabalığa mı vereceğim?

 

— Bir yiğit istencidir onun doğası. Hani sizin en ve orta olmuşlarınız?

Yok mudur, bu denli gözü kara? Çünkü yolda olana hasrettir hür oluş,

oturan ise size yoldaşlık eder.

 

—Yok mudur, hür oluşa kıvanç duyduracak?

 

Dedi, deli.

 

Ve ak devinmeye başladı. Gelincik, onu çepeçervelemiş kalabalığı görünce, güldü.

Dört bir bucağı da tatmaya koyuldu.

 

— Yahu sizlerin aklı nereye gitti? Görmez misiniz, delinin sakladığı şey ne olabilir ki,

avlamış olduğundan başka. Yoksa siz bir cevher mi bekliyordunuz?

 

Dedi, halkın göğe serptiklerinden biri.

 

Halk, sopaya ve dirgene doğru üşüştü. Hem bağrıştılar, hem de ellerine ne geçirdiyseler,

gelinciği ve deliyi kovmak uğruna harcadılar.

 

— Hür oluşu tecrübe edene, neden kızarsınız? Ah sizlere ki, utanmak yerine kıskanırsınız.

Yoksa kâğıda yazdıklarınız mı, sizi ovaya egemen kıldı?

 

— Dağlara sürdüklerinizi mi istiyorsunuz? Onlar için, hala çiğsiniz.

Ne gülüşünüz bir çocuk, ne de ağlayışınız bir ihtiyar.

 

— Y a b a n t ü r k ü s ü, neden gelsin size? Onu sizden önce sürecek olan;

göğünüze serptiğiniz uysallığınız ve yargıçlarınız var.

 

Dedi, hala asa dizlerinde olan deli.

 

— Berduş ki, ne yola koyuldu ne de o gelincik ve deliden başkasıydı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...