Jump to content

Şakralar - Bilinç ve Beyinle İlgili Hastalıklar


nevermore

Önerilen Mesajlar

Bayan Kunz'un anatomik terimler hakkında bilgisi olmadığından, gözlemlerini belirtebilmesi için beynin gerçek boyutlardaki bir kopyasını kullandık. Bu, boynu da kapsayan ikiye bölünmüş bir insan kafası; vinil kauçuktan dökme kalıp olarak yapılan gerçek bir insan beyni kesitiydi. Normal ve anormal hallerde herhangi bir değişikliğe dikkat edebilmesi için, Bayan Kunz'a anatomik yollar hakkında kısa bir açıklama yapıldı. Sonra, beyin hakkında daha fazla bilgi alabilmesi için, bir tıp okulunun beyin ve sinir anatomisi bölümüne götürülerek bütün ve parçalara ayrılmış birer insan beyni gösterildi.

Bayan Kunz'un birçok gözlemi beyin kökü ile beynin üst ön kısmının arkasında bulunun beyincikle ilgilidir (Şekil 1). Bu bölüm özellikle tüm kasların koordinasyonu ve bedenin dengesiyle ilgilidir. Bayan Kunz'un beyin ve omurga ile ilgili gözlemlerinin anlaşılabilmesi için Gray'in Anatomi'sinden bir tanım sunuyoruz:Anatomik olarak küçük beyin, vermes adı verilen iki yan ve arkadaki hemisferler arasındaki dar orta bölgeden oluşur. Bu hemisferler, pons (köprü) ve omirilik soğanının arkasında bulunur. Kas faaliyetleri, özellikle sırayla, tekrarlayan veya karmaşık hareketleri gerektiren motor fonksiyonların en üst kesitteki koordinatörü olarak çalışmaktadır. Ayakta durmak, yürümek ve koşmak için kas tonunu ayarlama ve doğru dengeyi sağlamaya yarar.

http://www.spiritualizm.com/kitap/kitapkapak/kitapres2/beyin-sakra-sistemi-resimler0001.jpgBayan Kunz'a göre eterik enerji, omurganın dibinden omirilik soğanına doğru akmaktadır. Omirilik soğanı, beynin omurgaya bağlandığı bölümdür ve orada küçük bir enerji girdabı vardır. Ancak bu merkez astral katmanda eterikte olduğundan daha önemli olarak görülmektedir. Eterik beyincik, alıcı bir organ olarak görülmekte ve bu yüzden de beynin geri kalan kısmından artan enerjiyi çekebilmektedir. Artan eterik enerji için bir sünger veya amortisör görevi görmektedir. Çocuklarda, beyincik ortada dış hatlardan daha aktif olarak algılanmaktadır. Büyüklerde ise bunun tam tersi geçerlidir (Dikkate değer bir nokta ise vermiş denilen beyinciğin orta bölümündeki tümörlerin daha çok çocuklarda görülmesidir).

Beyincik ile eterik katmandaki taç şakra arasında doğrudan bir bağlantı vardır.

Talamusun (Şekil 1) beyincikteki negatif veya eksi yükle dengelenen, pozitif bir eterik yükü vardır. Beynin eterik enerjisinin talamusla bağlantılı olan bölgeden serbest bırakılarak boşaltılıyor gibi görünmektedir. Burada aşırı bir enerji yükü oluşabilir, bu durumda beyincik negatif şarjı ile onu nötralize edebilir.

Beyincik ve kuyruk çekirdek (omurganın devamı olan boşluklardan biri olan at nalı biçimindeki boşluğun tabanının bir kısmı) birlikte bir sistem oluşturmaktadır. Bayan Kunz'un izlenimine göre, iki kuyruk çekirdek ve beyinciğin iki bölümü birlikte hareket ederek dengeleyici ve koruyucu bir etki yaratmaktadırlar. Beynin tüm farklı bölümleri sinir sistemi ile elektrik şarja yanıt veren omurilik sıvısı sayesinde etkileşmektedir. Bu sıvı,beyin ve omurgada enerji iletkeni olarak hareket etmektedir ve fiziğin üstünde daha süptil enerjiler için de iletken görevi görebilir.

Epifiz bezi, köprü ve orta beyin (Şekil 1) kadar taç şakranın da, bilinçli algılamayla şu anda inanılandan daha çok ilişkisi olabilir.

Omurganın bitimindeki şakradan omirilik soğanına uzanan sushumna veya eterik kanaldan enerji akımının omurilik sıvısı ve enerji seviyesi üzerinde etkisi olabilir. Sıradan bir kişide sushumnadaki bu akım oldukça yavaştır, fakat ruhsal olarak gelişmiş bir insanda, hızlı ve güçlüdür. Omurganın bitimindeki kundalini enerjisi uyandırılmış ve omurgadan omurilik soğanına doğru akmaktaysa, bu sadece beyinde değil, bedenin tüm enerjisi üzerinde etkili olur.

Eterik olarak, alta majör merkezi üst kafatası ile omurganın aşağı yukarı birleştiği yerdeki küçük bölgedir. Tam olarak geliştiğinde, omurga ile taç ve alın şakralarının yaşamsal enerjileri arasında bir iletişim merkezi oluşturur.

http://www.spiritualizm.com/kitap/kitapkapak/kitapres2/sakralar-cakralar-sakra-cakra-2.jpg

Okuma Güçlüğü (Disleksi)

"Disleksi" kelimesi Yunanca'dan gelmektedir. Bu terim psikolojide kelimeleri veya sayıları okumakta ciddi zorlukların olduğu vakaları tanımlamak için kullanılır. Görme gücü normal olan bir kişinin, görsel algılamadaki bir rahatsızlık yüzünden yazılı kelimeleri doğru yorumlayamadığı bir durumdur. Vakaların çoğunda kişi harfleri veya sayıları karıştırmakta, b, d olarak veya p, q olarak görülmekte veya harfler dikey olarak da n, u veya w, m de olduğu gibi tersine çevrilmektedir. Benzer şekilde, 6 ve 9 veya 5 ve 8 rakamları yanlış okunabilir. İşitsel ve dokunsal uyarıcılar genelde normaldir ve hastayı, bu sorunu aşmak üzere eğitmede rol oynarlar.

Bozuklukların çalışma şeklini keşfedebilme umuduyla, Bayan Kunz'dan görme ile ilgili eterik patikayı, önce normal bir kişinin sonra da bir disleksi hastasının beyninde takip etmesi istendi. Beynin Yaşam/Form modelinin yardımı ile, normalden uzaklaştığını algıladığı bölgeleri net olarak gösterebildi.

Genelde dislekside, görsel patikanın bazı bölümlerinde eterik alanın beyin maddesinde biraz yerinden oynadığını gözlemledi. Bayan Kunz'a göre, görsel patikalar beyin maddesinde yeter derecede "izler" yapmamıştı. Burada disleksinin yerel bir bozukluk olduğuna dikkat çekmek gerekir.

1973'de Bayan Kunz çocukluğundan beri disleksi hastası olan üç çocuklu bir kadın olan CT'yi gözlemledi. CT, b ve d harflerini ve 5 ile 8 veya 6 ile 3 sayılarını okurken hafif bir "blok" hissettiğini bildirdi. Aynı zamanda sayıları belleğinde tutamıyordu. Doğru rakamlara basamadığı için hesap makinesi kullanamıyordu. On beş yaşındaki oğlu JT daha da yüksek derecede disleksi göstermekteydi. Onları görmemizden yıllar önce, hem anne, hem de oğlu dokunma duyusunu kullanarak görsel bozukluklarını aşmak için bir eğitimden geçmişlerdi.Bayan Kunz'dan bu iki deneğin özellikle beyinlerine bakması istendiğinde, anormallikleri titreşen bir hareket olarak tanımladı. Orta beyindeki Korpora kuadrigemina'dan beynin duyusal ve motor bölgesine giden eterik impulsların arasında hafif bir "zaman süresi" olduğunu gördü. Bayan Kunz CT'nin oğlunda rahatsızlığın daha ciddi boyutlarda olduğunu bilmemesine rağmen, bu anormalliğin onda annesinden daha çok görüldüğünü tespit etmişti. CT endişelendiğinde, eterik enerji akımını bloke ediyordu ve bu Bayan Kunz'un "görmeyi yorumlama" dediği mekanizmayı yavaşlatıyordu.

http://www.spiritualizm.com/kitap/kitapkapak/kitapres2/beyin-sakra-sistemi-resimler0002.jpg

CT'ye okuması için bir sayfa verildiğinde, Bayan Kunz dış lobların her iki tarafında da hafif bir yavaşlama gördü. Fakat ses kullanıldığında işitsel izlenimlerin beyinde alındığı ve yorumlandığı birinci şakak kıvrımı etrafındaki bölgede (Şekil 2) hafif bir parlaklık artışı görüldü (Bu gözlem tıbbi verilerle uyumluydu) Bu parlaklıktan dolayı, Bayan Kunz ahenkli ses kullanımının onun etkiyi senkronize edebilmesine ve görsel yorumlama zorluğunu aşmasına yardımcı olabileceğini düşündü. Sese karşı hassasiyetinin şakak bölgesinde sağ tarafa göre sol tarafta daha fazla olduğu görüldü. Beynin işitsel bölümü görsele göre daha gelişmiş olduğu için, müziğin onun duygularında kesinlikle bir etkisi vardı.

Tek tek rakamlar bir kağıda yazılıp CT'nin gözlerinin önünden hızla geçirildiğinde, Bayan Kunz sağ dış bölgedeki alışın soldaki kadar iyi olmadığını gözlemledi, sanki sağ tarafın rakam ve harflerle daha çok ilgisi vardı. CT'nin rakamları fiziksel olarak görme ve hatırlama konusunda, rakamların görsel algılamasıyla ilgili olarak hafıza eksikliği vardı.

Genel eterik alanı biraz gevşek ve kabaydı. Bir duruma karşı duygusal bir reaksiyon yaşadığında zihni, karışık ve yorgun hissetme eğilimindeydi ve net olarak düşünemiyordu. Gevşek eterik ve astral beden arasındaki bağlardan dolayı, duyguları ona hükmediyordu. Sonuç olarak bu güçlü duygusal reaksiyonlar onun fiziksel gücünde de dalgalanmalar yaratıyordu.

Astral bedeni değişken görünüyordu ve hareketi hem yoğun hem de çok hızlıydı. Yerleşmiş bir endişeyle birlikte kızgınlık ve güvensizlik vardı ve bu gidişatı bırakamıyordu. Ancak müzik, bu duyguların pençesinden kurtulmasına yardımcı oldu ve ona büyük bir tatmin duygusu yaşattı. Daha önceden topluluk önünde şarkı söylemişti, fakat tekrar şarkı söylemeye başlamasının onu rahatlatacağı söylendiğinde, "dinleyiciye ihtiyacım var" cevabını verdi.

Oğlu JT, okurken b ile d ve p ile q harflerini karıştırıyordu. Bu sorunu aşabilmek için bir süre eğitim görmüştü.

Bayan Kunz, beyin modelinin yardımıyla, normal bir insandaki görsel impulsları nasıl algıladığını gösterdi. Disleksi vakalarında, eterik beyin düzeninde hafif bir yavaşlama vardı. Sonuç olarak, optik sinirden korpora kuadrigemina bölgesine yol alan impulslar, dış bölgeye görsel yorumlama için gittiklerinde biraz gecikiyorlardı (Şekil 1). Sağ tarafla karşılaştırıldığında solda minimum gecikmeyle beraber senkronizasyon eksikliği vardı.

Bayan Kunz Yaşam/Form beyin modelinde birinci şakak kıvrımının iki santimetre kadar yukarısındaki bölgeye işaret etti. JT'den okuması istendiğinde, Bayan Kunz onun eterik beyin hareketlerine baktı, b ve d harflerine geldiğinde okumasında duraksamalar olduğuna dikkat etti. Bunlar daha yavaş reaksiyon gösteren dış bölgeyle ilgili görülüyordu, sanki sinir impuislarının izleri sıradan bir insanınkinden daha yavaş ve genişti. Hipotalamustaki meme başına benzeyen kitlede bir zaman aksaması da dikkati çekti.

P ve q gibi harflerin yazılı olduğu bir kağıt parçası JT'nin gözlerinin önünden beklenmeyen bir anda hızla geçirildiğinde, Bayan Kunz çok kısa bir anlık gecikme gözlemledi, sanki görsel impulslar, o odaklanıp doğru yorumu edinemeden beynin başka bir bölgesine kaymışlardı. Ancak bu deney birkaç kere tekrarlandığında ve hangi harfleri göreceğinin farkına vardığında, okuması da ilerledi. Sanki dikkatini odaklaması eterik enerjinin yolundan şaşmasını düzeltiyordu. Bu da, disleksi hastası bir çocuğu eğitmede kullanılan dokunsal ve görsel uyarıcıların, nasıl ve neden elektrik impulsların daha uyumlu bir şekilde "izlerde" ilerlemesini ve görsel uyarıcıları yorumlamak için doğru bölgeye odaklanmasını sağlamaya yardımcı olabileceğini açıklayabilir. JT'ye k ve g harfleri görsel olarak sunulduğunda, beyinde iletim normal göründü.

1981'de Boston'da Doktor Albert Galaburdo ve Doktor Thomas Kemper disleksi hastaları ile normal okurların beyinleri arasında göze çarpan anotomik farklara dikkat çektiler. Yirmili yaşların başlarında ölmüş olan gençler üzerinde çalıştılar ve alışılmadık hücre düzenlemeleri buldular. Bu da onlara beynin her iki tarafındaki lisan bölgelerinin bozulmuş olduğunu gösterdi. Bu bulgu Bayan Kunz'un durugörü gözlemlerini teyit etmektedir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

OtizmOtizm, doğuştan gelen, özellikle seslerin ve deneyimlerin sıralamasındaki beyin rahatsızlığı olarak tanımlanır. En önemli belirtisi iletişim problemidir. Çocuklukta beliren bir sorunun kendi içine kapanma, ulaşılamamak, yalnızlık, başkalarıyla ilişki kuramamak gibi belirtileri vardır, fazla tekrarlı oyunlar ve bazen de öfke reaksiyonları görülür. Ofistik çocuk kollarda ve bacaklarda garip adele hareketleri gösterir, konuşmakta zorlanır ve yeterli derecede iletişim kuramaz.

Otistik çocuklar, hastalığın mekanizması ve nedenlerinin tıbben tespit edilememesi nedeniyle anlaşılamamışlar ve zaman zaman da kötü davranışlara maruz kalmışlardır. Ebeveynler, özellikle anneler, çocuğun durumundan sorumlu tutulmuş ve suçlu hissettirilmiştir. Bilgimiz geliştikçe, bu çok ciddi anormalliği çok daha doğru anlamaya başlayacağız. 1972'de bir televizyon programına çıkarılan çocukları gördükten sonra Dr. Karagülle, otizmin psikolojik değil, nörolojik bir rahatsızlık olduğunu düşünmüştür.

Bayan Kunz, otistik bir çocuğu evinde ziyaret etmiş, ayrıca otizm, Down sendromu ve diğer anormallikleri olan çocukları gözlemleyebileceği bir okulda bulunmuştu.

1972 Ekiminde otistik bir çocuk olan Billy'nin evine ziyarete gittik. Oraya vardığımızda, yakışıklı on dört yaşında bir çocuk olan Billy ön kapıda belirdi ve garip bir pozisyonda durdu, bir bacağı bükülmüş ve bir kolu da belli bir açı yapacak şekilde kıvrılmıştı. Gözleri uyanık, soğuk ve cam gibiydi. Yüzünde hiçbir yumuşak ifade yoktu, bizim iletişim kurma çabalarımıza da yanıt vermiyordu. Bu garip pozisyonda bir müddet durdu, sonra aniden hızlıca eve girdi.

Ziyaretimiz boyunca, yerinde durmadı, sürekli odaya girip çıktı; düzgün bir pozisyonda oturamadan öne arkaya sallanıyor ve sonra da aniden kalkıp gidiyordu. Genel beden hareketleri bir kuşa benziyordu, kol ve bacak hareketleri sertti. Bedeninin hiç bir yerinde herhangi bir felç veya zayıflık yoktu. Koşma gibi fiziksel koordinasyonları gayet iyiydi.

Hüner gerektiren ince el hareketleri ona zor geliyordu, fakat imzasını atabiliyordu. Rock müziği çaldığında, ritme yanıt verdi ve bozuk bir şekilde fiziksel olarak reaksiyon gösterdi. Sesi monoton ve yavandı. Basit soruları anlayabiliyordu, fakat soyut fikirleri anlayıp yanıt veremiyordu. Sık sık televizyon izliyor, ancak sesini kapatıyordu. İzlediği bir televizyon programındaki oyuncuların adlarını hatırlayabiliyordu, fakat programın ne hakkında olduğunu kestiremiyordu. Annesi ona kararlı fakat iyi davranıyordu ve daima annesinin sözünü dinliyordu.

Bayan Kunz eterik beyinde bir bozukluk gözlemledi. Beynin sol tarafında, merkezin arkasındaki kıvrım bölgesinde elektriksel beyin hareketleri anormaldi (Şekil 2). Bayan Kunz genellikle beyinde "halka" dediği iki esas çember; beynin yüzeyine yakın yerde küçük halkalar (yani gri madde) ve beynin yüzeyini (gri madde) daha derin kısımlara (orta beyin ve diğer çekirdekler) bağlayan daha büyük halkalar gözlemlemektedir. Normal bir insanda bu iki çember senkronize olarak görülmektedir. Fakat Bayan Kunz, otistik bir çocukta bu senkronizasyonun olmadığını tespit etti.

Beynin yüzeyinde görünen küçük çemberlerde, otistik bir çocuktaki elektrik impulsları normalden daha yavaş, daha soluk ve daha az canlıydı. Daha büyük çemberler (diğer çekirdeklerle olan bağlantılar, talamus, orta beyin vb.) yavaştı. Küçük çemberlerle de senkronize olmadığı için zaman zaman kendi başına hareket ediyor gibi görünüyordu. Bu da kesik hareketleri yaratıyordu. Beynin sağ tarafı, eterik olarak çocuk konuşmaya çalıştığında yeterli işlemeyen sol taraf kadar rahatsız değildi. Beynin içinde hareket eden elektrik impulsları yavaştı. Kedi veya iskemle gibi nesneler hakkında somut terimlerle imgeleyebiliyor ve düşünebiliyordu, fakat daha fazla birimleri kapsayan "okul" gibi kelimeler onu aşıyordu.

Eterik olarak, başın tepesindeki bölgenin içinde cep gibi solgun bir kısım, sinir impulslarının genel bir yavaşlaması ve koordinasyon eksikliği vardı. Bu da, mantıksal sonuçlandırma ve soyut fikirleri anlayabilerek bütünsel bir bakış açısı oluşturma eksikliğini açıklayabilir. İç beyindeki senkronizasyon eksikliği aynı zamanda hem konuşmada hem de beden hareketlerindeki zayıf koordinasyonu açıklayabilirdi. Dizleri köşeli bir şekilde kıvrılmıştı ve bazen neredeyse yan yan yürüyordu.

Taç şakranın şekli anormaldi ve sınırları düzgün değildi. Bu da, fiziksel beyine giden eterik enerji akımını etkiliyordu.

Eterik, astral ve mantal alanlar arasında çok belirgin bir düzensizlik vardı. Birbirleriyle doğru olarak örülü değillerdi ve sonuç olarak aralarında bir boşluk vardı. Bu, üç alan arasında sadece ritm bozukluğuna değil, aynı zamanda işlevlerinin bozulmasına da yol açıyordu. Örneğin, Billy'nin aklına bir fikir geldiğinde ve bunun hakkında düşünmeye başladığında, tek bir fikri tamamlayabiliyordu. Ancak zihnin koordinasyonuyla, konuşmadaki fiziksel ifade arasında bir boşluk vardı. Sonuç olarak bir fikri, sözlü ifadesiyle bağdaştırmakta zorluk çekiyordu. Bunun etkisiyle, anne veya babasını tek bir kerede sevebiliyordu, fakat her ikisi hakkında aynı anda düşünemiyordu.

Eterik alan herhangi bir hastalık süreci göstermedi, sadece koordinasyon eksikliği vardı. İmpulslar yavaş almıyordu, yani dış dünyadan gelen izlenimleri kaydederken zaman aralığı oluşuyordu. Bunu aşabilmek için, ona her şeyi yavaşça ve dikkatlice tekrar etmek gerekiyordu.

Astral beden normalden daha küçüktü, gelişmemiş ve sadece birkaç belirsiz ve soluk renkle beraber solgundu. Billy çok güçlü duygular hissetmiyordu, ancak hissettiğinde bunlar onu ters etkiliyordu. O zaman da katılaşıp fizik bedeniyle beraber mantal bedenini de kapatıyordu. Mesela bir öfke anında, aniden katılaşır, bir an hareketsiz dururdu ve fiziksel reaksiyonları yavaşlardı. Bunun sebebi, kısmen beynin uzun çemberlerindeki işlevsizlik ve senkronizasyon bozukluğuydu. Normal bir insanda, duygusal ve eterik/ fiziksel bedenlerde bir anda bir koordinasyon olur. Fakat bu vakada fiziksel olarak çabuk reaksiyon vermekten acizdi. Bu yüzden öfkeyle bağırdığında bile tehlikeli değildi.

Mantal beden de küçüktü, az renkliydi. Bu da fikirlerinin kısıtlı ve az gelişmiş olduğunu gösteriyordu. Zayıf bağlantılarından, ritm bozukluğundan ve zayıf koordinasyondan dolayı, mantal ve astral alanlar arasında senkronizasyon yoktu.

Eterik alın şakrasmda anormallik vardı. Bezin kendisi bir dereceye kadar normal gözükmesine rağmen, çekirdekte ve hipofiz bezi yakınındaki enerji dolaşımında bozukluk görülüyordu.

Bayan Kunz'un genel sonucuna göre otizm, beynin gri maddesi ve diğer merkezler arasındaki sinir impulslarının bozuk çalışması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Eteriğin beyin maddesinden ayrılması çok ciddidir. Eterik, astral ve mantal katmanlar arasında hem senkronizasyon hem de etkileşim eksikliği vardır. Ek olarak, eterik alandaki iç bağlantılarda bir boşluk vardır.

http://www.spiritualizm.com/kitap/kitapkapak/kitapres2/down-sendromu.jpg

Down SendromuDown sendromu, ekstra bir kromozomun (21 numara) etkilediği ciddi bir zihinsel eksiklik veya geri zekalılık şeklidir. Down sendromu olan çocukların karakteristik olarak küçük kafaları, göz kapaklarının yukarısında içte bir kıvrımları olan çekik gözleri (bu yüzden çoğunlukla "Mongol" denir) ve genelde geniş ve dışarı doğru çıkan çatlak dilleri vardır. Zihinsel problemli sekiz çocuktan birinde Down sendromu görülür. Bu sendrom, kısıtlayıcı, yavaş işleyen bir hastalık olarak tanımlanabilir, beyin korteksinde elektrik impulslarının hissediliş şeklini etkileme veya kısıtlama eğilimi gösterir.

Altı yaşındaki Michael 1972 Ekiminde görüldü. Onun vakasında, en göze çarpan rahatsızlıklar hipofiz, tiroit ve timüs bezlerinde ve küçük beynin eterik bölgelerinde bulundu. Eterik beynin sol tarafında, tüm beynin sınırları ile etkileşen bir kısa devre mekanizması vardı. Beynin bazı bölümleri fiziksel hareketlerine sebep olan ani enerji sıçramalarını aldığı halde, düzenli bir yavaşlama vardı. Belirgin beden pozisyonlarına kilitlenen otistik çocuğun tersine Michael'ın hareketleri dürtülere dayanıyordu.

Hipofiz bezinin hormon dengesi anormaldi, bu yüzden iyi çalışmıyordu. Bayan Kunz, hipofiz bezinin eller ve ayaklar dahil, fizik bedenin bütününde etkisi olduğunu belirtti (Hipofiz bezinin bir hastalığı olan akromegalide eller, ayaklar ve baş epey büyür). Aynı zamanda bu bez, bedene tüm hormonların salgılanmasını etkiler (Bu da tıbben doğrudur).

Michael'ın tiroit bezinin fonksiyonları da, hem kendi başına hem de hipofiz beziyle bağlantılı olarak anormaldi. Bu da ikisi arasında bir dengesizlik olduğuna işaretti. Ek olarak, tiroit ile timüs bezleri arasında da dengesizlik vardı. Timüs bezindeki faaliyet normal bir insanınkinden daha fazlaydı.

Beyincik, enerji sistemini bastırıyordu ve bu yüzden normal zihinsel gelişim gerçekleşmiyordu.

Eterik taç şakra normalden daha küçüktü, normal limitlerde olmasına rağmen çekirdek de küçüktü. Ritm yavaştı ve renk solgundu, taç yapraklarda düzensizlikler vardı.

Eterik bedenin tümü normal değerlerdeydi, fakat dokusunda normalden biraz daha gevşekti.

Astral beden normalden daha az renk gösteriyordu, fakat ofistik çocukta olandan fazlaydı. Hakim rengi kırmızımsı gül rengiydi ve bu biraz sevecenlik belirtisiydi. Doku genişleyebilirdi, fakat duygusal reaksiyonlar kısa süreliydi ve dikkat süresi kısaydı.

Mantal beden bazı anormallikler göstermesine rağmen, otistik çocuğunkinden daha iyi bir kalitedeydi. Kısıtlamalar yoktu ve biraz gevşek olmasına rağmen, mantal alan ile eterik ve astral arasındaki bağlantılar daha iyiydi. Bu yüzden, Down sendromu olan bir çocuğun zihinsel potansiyeli dış dünya ile iletişim kurabilme çabaları sayesinde gelişme olanağı sağlayabilmektedir. Otistik çocukta ise iletişim çok zordur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Obsesif - Kompulsif Sinir HastalığıObsesif-kompulsif sinir hastalığı ender görülen bir psikiyatrik vakadır. Hastalar, genellikle zeki ve kompulsif davranışlarının tamamen farkındadır, ancak bunu engelleyemezler. Enfeksiyon veya kurtulamadıkları bazı kompulsif düşüncelere karşı korkuları sürekli el yıkama şeklini alabilir. Bu kompulsif düşünceler ve eylemler hastaların toplum içinde normal yaşamalarını engeller.

1977'de Bayan Kunz, on üç yaşındayken Eski Ahit'in kutsal kelimeleri hakkında tekrarlanan düşüncelerin farkına varan RS'i gördü. Davranışları bir ritüel haline gelmişti ve kutsal kitapları ve diğer şeyleri temiz ve düzenli tutma tutkusu onu sürekli meşgul ediyordu. Ayrıca sesler duymaya başlamıştı. On beş yaşında zihninde onu ellerini yıkamaya ve kitapları temizlemeye zorla­yan ihtarları fark etti. Bir akıl hastanesine gönderildi, orada yoğun psikiyatrik ve yüksek dozlu vitaminlerin de kullanıldığı ilaç tedavileri gördü. Fakat belirtilerde gerçek bir iyileşme görülmediğinden hastaneden taburcu edildi.

1977'de RS görüldüğünde, obsesif zihinsel süreçlerini çok net olarak tanımladı. Onların mantıksız, ancak kontrolü dışında olduğunu kabul ediyordu. Ancak, güzel melodili müziğin kompulsif düşüncelerini yatıştırdığını ve azalttığını gözlemlemişti. Tetkik sırasında hiçbir işitsel halüsinasyon yoktu.

Bayan Kunz genel eterik alanın normal boyda olduğunu, enerji düzeyinde çok hafif bir dalgalanma dışında herhangi bir ciddi rahatsızlık olmadığını gözlemledi. Ancak ritmde bir dengesizlik vardı. Eterik bedenin sol tarafı sağ taraftan daha küçük ve daha az aktif görünüyordu. Ayrıca eterik, fizik bedenden biraz kopuk olarak, dokuda süngerimsi görülüyordu. Beyinde hipotalamus bölgesindeki elektrik devresinde eşitsizlik vardı. Buradaki enerji parlaklığı da dalgalanmalar gösteriyordu ve optik sinirin yakınında sanki akım, noktalı gibi soluklaşıyordu. Tiroit bezi hareketsiz görünüyordu ve eterik enerjisi dengesizdi. RS ilaç kullanıyordu ve bu rahatsızlıkların kısmen ilaçların etkisiyle oluşup oluşmadığı anlaşılamıyordu.

Sesler duyma, düşünüldüğü gibi boğaz şakrasından değil, solar pleksüsteki bozukluktan kaynaklanıyordu. Eterik solar pleksüste ritm bozuktu ve genelde "işlemez" durumdaydı. Hasta duygusal olarak kolaylıkla tedirgin oluyordu. Bu endişe nöbetleri sırasında eterik enerjisi azaldığında fiziksel olarak umulmadık sonuçlar doğuruyordu.

Astral bedenin genel biçimi normal düzeydeydi, fakat yırtık pırtık görünen auranın tepesinde ve sınırlarında belirgin bir anormallik vardı. Aurada büyük miktarda gri renk vardı, aralarda da kızgınlığı belirten kırmızılıklar bulunuyordu. Lekeler halinde görülen rahatsız edici yeşilimsi sarı ise kıskançlığı belirtiyordu. Auranın iki tarafında da tam ritmsizlik vardı, sağ taraf daha çok bozukluk gösteriyordu.

Daha önce belirtildiği gibi, eterik ve astral enerji alanlarının birleştiği nokta astral dünyanın giriş kapısıdır. RS'de solar pleksüs şakrasının hem astral hem de eterik düzeyleri, Bayan Kunz'un "sallanma" dediği biçimde ritmsizdi ve etkileşimleri anormaldi.

Mantal beden orta derecede netti ki, bu da düşünce süreçlerinin çalıştığına işaretti, ancak yavaş çalışıyordu. RS düşüncelerini düzenleyebiliyordu fakat onları yansıtamıyordu. Mantal bedenin ritmi, astral ve eterik bedenlere göre daha düşüktü. Bir düşünce üretebiliyordu, fakat kendisini onunla özdeşleştiremiyordu. En önemlisi de, düşünce şeklinin duyguları üzerinde hiç etkisi olmayışıydı. Sanki düşünce ve hissetme tamamen ayrı iki bölmedeydi. Düşünebiliyordu, fakat düşüncelerini hayata geçiremiyordu. Çünkü hayata geçirme mekanizması, düşüncenin mantal bedene, astral ve eterikten geçerek ulaşmasını gerektirmektedir. Ondaki blok mantal ve astral arasında ortaya çıkıyordu. RS'nin kompulsifliğini yaratan düşünmenin geçersiz kılınmasıydı. Bencil olduğu için, eterik enerjisi dışa çok az akım verip içe doğru aktığında kesiliyordu. Bu da eterik bedenin canlılığını etkiliyordu.

Bu hasta eterik, duygusal ve mantal, her üç enerji alanını kapsayan, Bayan Kunz'un o ana kadar gördüğü en güçlü ritm bozukluğunu gösteriyordu. Astral ve mantal arasındaki etkileşim alışılmadık şekilde zayıftı. Örneğin, bir an bir problemi düşünebilir ve analiz edebilirken, bir sonraki anda duyguları onu "yalpalatıp" dengesini bozabiliyordu. Mantal ile astral bedenler arasındaki kilitleyici mekanizma sağlıklı bir yapıda değildi. Bu yüzden kozal ve mantal alanlar, duygusal alanı kontrol edemiyordu.

Bir karar verirken çok zorluk çekiyordu. Ne zaman bir şey yapmayı düşünse, fikrin negatif yönü ortaya çıkıyordu. Bu nedenle de eyleme geçme konusunda bir isteksizlik hissi geliyordu. Korku doluydu ve endişe nöbetleri geçiriyordu.

Bayan Kunz küçük görevler verilerek bunları tamamlamaya teşvik edilmesinin yardımcı olacağını ifade etti. Karar vermedeki zorluğunu aşmaya zorlanması gerekiyordu. Aynı zamanda, küçük başarılardan tatmin duymasına da yardımcı olmak gerekiyordu.

Bu vakadan ortaya çıkan en açık gerçek, değişik bedenler veya alanlar arasındaki etkileşimin çok önemli olduğuydu. Çünkü bunlar kişiliğin bütünlüğünü sağlayarak eylemi mümkün kılıyordu.

http://www.spiritualizm.com/kitap/kitapkapak/kitapres2/manik-depresif-durumlar.jpg

Manik Depresif Durumlarİncelemelerimizde ikisi oldukça tipik olan birkaç manik depresif vaka gördük.

Yirmi beş yaşında, evli ve iki çocuklu olan VJ, 1979'da şizofrenik özelliklerle manik depresif olarak teşhis edilmişti. On altı yaşında intihara kalkışmış ve anormal davranış biçimleri sergilemişti. Hastaneye kaldırılmadan evde tedavi görmüştü. 1979 Şubatında tekrar intihar teşebbüsünde bulunmuş, aynı senenin Ha­ziran ayında, evini ateşe verdikten sonra bir akıl hastanesine gönderilmişti. Birkaç ay içinde geçici bir iyileşme göstermiş, fakat 1980'de yüksek dozda ilaç alarak intihar etmiştir.

VJ, Bayan Kunz tarafından, 1979'un Haziran ve Kasım aylarında görüldü. Tekrarlayan ses duyma ve vizyonlar görme olaylarından şikayetçiydi. İştahı yoktu ve uyku ritmi bozuktu.

Bayan Kunz hastanın, tüm hayatı boyunca, hareketi devamlı değişen hızlı eterik enerji akımı olduğunu gözlemledi. Eterik solar pleksüs şakrasının çekirdeği ritmsiz ve astral eşiyle uyum içinde değildi. Bu da sorunlarının en büyük kaynağıydı. Hastanın aktif solar pleksüsten kaynaklanan bir güç duygusu vardı, fakat bunun enerjileri ile başa çıkamıyordu. "Berbat bir huysuzluğu" ve farklı şekillerde patlayıcı olan aşırı astral enerjisi vardı. Daha sonra da ne yaptığını hatırlayamıyordu.

Denek şarkı söylemeye başladığında, Bayan Kunz sürekli nefes almanın solar pleksüsü etkilediğini gördü. Ancak, ilgisini hemen kaybedip kızıyordu. Bu da solar pleksüs merkezinin da­ha çok açılmasına sebep oluyordu. Sonuç olarak merkez aynı anda hem daha fazla güçle doluyor, hem de ritmi bozuluyordu. Kısaca, solar pleksüsün astral ve eterik katmanları onun ürettiği enerjilerle başa çıkamıyordu.

Eterik alın şakrası solar pleksüsle aynı tip ritm bozukluğu gösterdi, yalnız merkezin sınırları biraz gevşekti. Eterik taç şakra taç yapraklarda ritm bozukluğu ve merkezin çevresinde gevşeklik sergiledi.

Bayan Kunz hastaya bir derin nefes alma tekniği göstererek solar pleksüs merkezini dengelemesine yardımcı olmaya çalıştı. Bu onun rahatlamasını ve solar pleksüs şakrasındaki kırılmaları tamir etmesini sağlayabilirdi. Hastanın başkalarını iyileştirme isteği çok kuvvetliydi, fakat onları sevmek istemiyordu. Hayata karşı kızgınlıkla doluydu. Ne yazık ki, bir sonraki yıl intihar etti.

Bir diğer manik depresif vaka Harvard Üniversitesinde öğrenci olan VT'ydi. Esas şikayeti kendini işine adayamamasıydı. Bu durumu üç senedir devam etmekteydi.

Hastanın ailesinin geçmişi, anne tarafında manik-depresif semptomları olan akıl hastalığını gösterdi. Anne tarafında bir büyük amca intihar etmişti. Baba tarafında ruh hali değişiklikleri ve mevki saplantılarına eğilim görüldü. Babası kaprisli, endişeli ve duygularını kontrol edemeyen bir yazardı.

Bayan Kunz onu 1955'te depresif ve intihar eğilimliyken gördü. Fazlasıyla hassastı ve etrafındaki seslerden rahatsızdı. Genel eteriği sisli mavi renkteydi, arada farklı renklerin karışımı vardı. Pırıltı normalden fazlaydı, hareket ritmik ve yine normalin üstündeydi. Boyut normaldi, fakat enerji alanı bedenin sol tarafında daha genişti ve solar pleksüs bölgesinde düşüktü. Esneklik normaldi ve dokusu inceydi, fakat eterik bedenin her yerinde hafif kırılmalar vardı. Bu da psikosomatik rahatsızlığın işaretiydi.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ŞizofreniPCK, akıl hastanesinde paranoid şizofreni teşhisiyle bulunan bir hastaydı. 1960'da değerlendirilmesi için bize getirildi.

Bayan Kunz onu incelediği zaman eterik taç şakranm, taç yapraklarda çekirdekten daha gri olduğuna dikkat etti. Bu kesin bir bozukluğa işaret etmekteydi. Parlaklığı azdı, hareket hem çekirdekte hem de taç yapraklarda ritmsiz ve değişkendi. Şekli de normalden farklıydı, taç yaprakların çevreleri bir testere gibi dişliydi. Çekirdeğin kendi kenarları da düzensizdi, fakat daha alışılmadık olan, tüm şakranın önden arkaya doğru saat altı/on iki ekseninden geçen bir kırılmaydı ve bu aşırı ritm bozukluğu yaratıyordu.

Şakranın çekirdeğindeki keskin belirginliğin eksikliği yüzünden biraz enerji sızıntısı vardı. Merkezin tamamının dokusu hem kaba hem de gevşekti ve esnekliği zayıftı. Grilik anormallik yaratıyordu; şakranın çekirdeğindeki gri "bulutlar" onu benliğin daha yüksek derecelerinden bloke ediyordu. Bu yüzden duyguları ön plana çıkıyordu ve hiç öz kontrolü yoktu.

Talamus düzensiz eterik enerji impulslarıyla belirgindi, ritm bu nedenle gecikiyordu. Epifiz bezi normal olarak çalışmıyordu.

Eterik alın şakrası da her iki komponentinde de gri tondaydı, bu da bir bozukluk işaretiydi. Çekirdekte griyle beraber biraz kırmızı görülüyordu, taç yapraklarda ise gri, kırmızı ve yeşil vardı. Boyu normal derecedeydi, fakat parlaklık soluktu ve hareket hızı hem değişken hem de ritmsizdi. Şekli normalden sapmıştı, çevresi yırtıktı. Şakranın bütününde garip bir "bantlama" vardı, bazı normal bantlar anormal olanların arasında yer alıyordu. Çekirdek ortada taç şakrada olduğu gibi kırıktı, çevresi de yırtık pırtıktı. Esneklik zayıftı, hem çekirdek hem de taç yaprakların dokusu kaba ve gevşekti. Bu şakranın işlevi, gri rengin belirttiği gibi anormaldi ve düzensiz hareket algılama ve imgelemeyi etkiliyordu. Hipofiz bezi normal sınırlar içindeydi.

Eterik boğaz şakrasında, taç yapraklar mavi ve griydi, çekirdek ise çok koyu, neredeyse siyah gibi bir maviydi. Bu PCK'in yüksek benliğini engellediğini gösteriyordu. Parlaklık solgundu, çekirdek ve taç yaprakların hareketi ritmsizdi, hız yavaştan orta hıza değişiyordu. Boyut normaldi, fakat taç yapraklar biraz düşüktü, saat altı yönünde enerji sızıntısı vardı. Esneklik zayıftı, doku kaba ve gevşek, tiroidin işlevi de değişkendi.

Eterik solar pleksüs şakrası solgun ve anormaldi, taç yaprakları sarı, gri ve kırmızıydı. Burada kırmızı, öne çıkan ve onun davranışını kontrol eden öfkenin belirtisiydi. Bu tür anlarda, bilincin esas konumu taç şakradan solar pleksüse transfer oluyordu.

Bayan Kunz bu vakadaki en çarpıcı özelliğin tüm şakralarda görülen kırılma olduğunu belirterek bu konuyu özetledi. Ek olarak, eterik ile grinin fazlalığının depresyonu belirttiği astral arasındaki ilişki sıradışıydı.

Görüşme sırasında yapılan ve anlatılan vakanın temel alındığı kontrol listesi ek bölümde bilinç ve beyinle ilgili kısımda bulunabilir.

( Şakralar ve Enerji Alanları - Dr.Şefika Karagülle & Dora Van Gelder Kunz )

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...