Jump to content

Ruhların Şafağından, Gölgelerin İktidarına


Firdevs

Önerilen Mesajlar

Arkadaşlar bu denli bi araştırmanın sitemizde olmasını istedim...

 

RUHLARIN ŞAFAĞINDAN

GÖLGELERİN İKTİDARINA Dr. Recai Yahyaoğlu

 

Giriş

Ruhlar milyonlarca yıl önce bedenler daha henüz yaratılmadan evvel annesinden yeni doğmuş masum bebekler gibi saf, temiz ve istenilen tüm güzel vasıflara sahip olarak yaratıldılar.Kirlenmemiş doğal olan her şey gibi onlarda son derece tüm olumsuzluklardan arınmış ve süzgeçten geçirilmiş tüm güzel hislerle donanmışlardı…

Ruhlar yakın zamanlarda ruh bozumlarına sıkça maruz kalarak dünyaya doğmaya ve dünya yaşamında kirlenmeyle birlikte ilerlemeye başladılar.Karanlık ve kötülükten beslenmek, şehvetle kıvranmak, terin kutsallığından utanmak onlar için doğal olmaya başladı.Doğal olmayan her şey doğallıklarını yıpratırken kirlenmiş ve çirkinleşmiş her şey onların ruhlarıyla birlikte tesir ettiği tüm mekan ve mekan üstü ortamlarda hissedilir oldu.

Ruhlar önce tek tek, sonra toplu olarak kirlendiler.Her kirlenen yıkanır durulanır ve kendisini temizler.Fakat ruhların kendilerini temizleyip duru ve pak olma imkanı bulamayışları milyonlarca yıl sürdü.Onlar doğup kısa yaşayan ve sonra kayboldukları sanılan güçlerini insanın bedeni içinde tekrar hayata taşıdılar.Ruhların insan bedeni içindeki yolculukları dünya hayatıyla birlikte çok farklı bir boyut kazandı.Ruhlar içlerine girdikleri bedenleri adeta satın almış gibi hor kullanmaya başladılar…Oysa ki ne ruh bedeni ve ne de beden ruhu satın alabilecek güce sahiplerdi…Birden bire hem beden ve hem de ruh birbirlerine tahakküm kurmaya çalıştılar.Ortalık kan revan olmaya başladı…Bu savaştan ilerde ayrıntılı olarak bahsedilecektir.

Ruhlar kimi zaman tüm acıları kendi içlerine hapsettiler.Dışlarında kısmen onların farkına varanlar maalesef yaşadıkları acıyı hiç anlayamadılar.Bazen tüm cisimler güle oynaya ruhlara bulaşmak istediler.Kaya, ağaç, denizler, bulutlar, toprak ve tüm canlılar ilk yaratıldıkları andan itibaren dünyaya bağışlanmadan önce ruhlarla hem hal olmaya çalıştılar…Kayalar, dağlar, ağaçlar ve hayvanlar dillenip ruhlara seslendiler.Katı olanlar ruhlara sürtünmeyi sıvı olanlar ise onları ıslatmayı istediler…Fakat tüm çağrılarına ve askıntı olmalarına rağmen istifini bozmayan ruhlar değil hem hal olmak onları ciddiye alıp duymadılar bile…

Ruhlar etraflarındaki gezegenleri, Samanyolu galaksisini ve diğer evrenleri yaptıkları paralel yolculuklarla hızlıca dolaştılar.Kara deliklerin kenarından geçtiler.Zamanın yok olduğu ve ayrı bir aleme açılan hiçbir bedenin ve gölgenin ziyaret edemeyeceği hassas bölgeleri gördüler.Böylelikle ruhların akılları başlarına geldi.Gezip gördükçe ve evrenin muhteşemliğine tanık oldukça Sahiplerine şükretmeye başladılar.

İnsanlar ruhların şafağından gölgelerin iktidarına doğru giderler…Gölgelerin iktidarının farkına varan ve onlara yenilenler gölgelerin sahte ışık kapatıcıları olduğunu bir süre sonra etkilerinin kaybolduğunu fark edemeyenlerdir.Sabırlı olamadıkları için kendilerini çoğu kez yetersizlik hisleriyle birlikte kapana kısılmış duygular eşliğinde hayatlarını sürdürmeye mahkum etmişlerdir.Oysa ki içlerinde muhteşem bir potansiyel keşfedilmeyi beklemektedir.Onlar bu keşfi hayatları boyunca yapamazlar yada yaşadıkları çok basit bir hayat olayı onlarda dönüşüm fitilini ateşler ve birden bire olağan dışı bir ivmeye sahip olarak çevrelerindeki insanların şaşkın bakışları altında çok farklı bir insan haline dönüşürler.İşte bu değişimde insanın bedeni aynı bedendir fakat ruhunda yaşadığı değişim bedenini alıp sürükler.Beden ruhun arkasında kalır.Ruh artık ölümsüzlüğe adanmış ve beden ona dar gelmeye başlamıştır.

Ruhun standardı yoktur.Eğer belli bir standarda bağlı olan ruhlar tedavi edilmeleri sırasında bu standart doğrultusunda tedavi edilmiş olsaydılar her şey çok kolay olacaktı.O zaman insanların tedavi edilmeleri, yönlendirilmeleri, iyinin hakimiyeti, kötülüğün yenilmesi ve daha sayılabilecek pek çok şey çok kolay olacaktı.

Ruhların Doğuşu

Dünya yaratılmadan önce ruhlar yaratılmışlardı.Yaratılmaları her ne kadar dünyanın yaratılmasından çok önce olsa da ruhlar sabırla dünyada hayatın başlamasını beklediler.Ruhlar görevlerini gerçekleştirmede ve yaratılış sürecinde çok sabırlı davranmışlardı.

Ruhlar Yaratıcının kendi gücünü yarattıkları tarafından bilinmesini garanti altına almaları için yaratılmışlardır.Ruhlar isyankardırlar fakat aynı zamanda Yaratıcıya karşı her türlü saygıya doyumsuzdurlar.Yaratan zaten Yarattığından kendisine saygı duyarak Onun büyüklüğünün farkına varmasını ister.Her Yaratıcı kendi eserinin üzerinde hüküm sahibidir.Müellifler esrelerinin değeriyle kendi değerleri arasında bir bağ olduğunu bilirler.İnsan kainattaki en değerli canlıdır.Çünkü o en değerli ve güçlü aynı zamanda kainatın da Yaratıcısı tarafından yaratılmıştır.

Ruhların doğuşu evrenlerin yaratılmasıyla birlikte olmuştur.Evren olmadan yada evrenin içinde yaşam alanları olmadan ruhların anlamları olurdu elbette fakat bu anlam Yaratıcı tarafından yeterli görülen bir anlam olmaktan öteye gidemezdi…Yaratıcı canlı varlıkları yarattı ve onlara imkanlar sunarak kendisinin yüceliğini ve üstünlüğünü fark etmeleri için bilgilendirdi.Bilgi anlayışı, anlayış heyecanı, heyecan takdiri ve takdirde sevgiyi ortaya çıkardı.Ruhlar Yaratıcıyı sevdiler.Sevgi böylelikle en kutsal anlamını çok önceleri ruhlar sayesinde Yaratıcıya karşı vermiş oldu.

Sevgi kelimesi daha ilk o zamanlar değerini ortaya koyarak evrenin çok uzak köşelerinden dünyaya ışık saçtı.Gerçi o sıralarda dünyada hiçbir canlı yoktu ve bu ışığı sadece dağlar, denizler, ormanlar ve dünyanın tüm güzellikleri fark etti.Bu ışığın tesiriyle denizler ısındı.Yüksek dağlar törpülendi.Kurumuş ağaçlar yeşillendi ve tüm doğada bozulmuş dengeler kendiliğinden düzelerek dünya çok daha yaşanabilir bir yer haline geldi.

Ruhların Yaratıcıya karşı içlerinde beslemeye başladıkları sevgi onların çok uzun yıllar sonra dünya hayatını armağan olarak kazanmasını sağlayacaktı.Fakat bunu ruhlar hemen anlayamadılar.Bunu anlamaları için milyonlarca yıl geçmesi ve içlerindeki sevgi ve Yaratıcıya karşı duymuş oldukları şükran duygusunun artması gerekecekti…Sevgi arttı, şükran duygusu arttı ve hatta ruhlar Yaratıcıyı öyle benimsediler ki Ona daha fazla hürmet ve takdir hislerini göstermek Ona ciddi anlamda ve her koşulda bağlılıklarını bildirmek istediler…

Dünyaya Gelişleri

Her ruh başlangıçta içine gireceği bedeni bilerek yaratıldı.Onlar her ne kadar girecekleri bedeni bilmiş olsalar da yine de kendi bedenlerini seçme hakkına sahip olamadılar.Hatta ruhların milyonlarca yıl önce erkenden yaratılmış olmaları insanları yaratılacağının müjdecisi olmuştur.

Sonsuzluk yolculuğundaki insan hiçbir zaman bu hakka sahip olamayacak.Fakat her ruh; hedefi olan bedeni sonsuzluk yolculuğunun bilinmeyen bir gezegeni yada galaksisinden gelerek bulma becerisi ile yaratılmıştır.Bedenleri karıştıran ruhlar henüz daha ortaya çıkmamışlardır.Mıknatısın demiri çekmesinden çok daha güçlü bir şekilde evrende yaşayan ruhlar anne rahmindeki minik bedeni bulma hususunda olağan üstü bir yeteneğe sahiplerdir.

Dünya yaratılmadan önce evrenin değişik köşelerinde fink atan ruhlar kainatın yaratılma sebebini bir türlü anlayamamışlardı.Ta ki dünyaya inmeye başladılar ilk insanla birlikte et ve kemiklerin arasında gizli görünmeyen bir mekana girdiler işte o zaman her şeyi yavaş yavaş anlamış oldular…

Dünyaya doğan her ruh iki tohumun bir birlerine kavuşmasıyla birlikte meydana geldi.Oysa bazıları bu iki tohuma ihtiyaç hissetmeksizin de dünyaya gelme imkanı buldular.Ruhlar ilk yaratıldıkları andan itibaren isteklerini her şekilde yapabilme gücüne sahiplerdi.Onlar zaman ve mekan kavramlarının ötesine geçer dünyadan çıkar tekrar dünyaya gelirlerdi.O zamanlar daha henüz insan yaratılmamıştı.Dünya denizleri, gölleri, dağları, ırmakları, ormanlarıyla göz kamaştıran bir güzelliğe sahipti.Geniş alanlarında in ve cinler adeta top koşturuyorlardı…

Ruhlar o kadar hızlıydılar ki bazen bir gezegende bazen diğer gezegende bazen de evrenin ıssız farklı canlılarının yaşam sürdüğü alemlerde dolaşıyorlar fakat yine de kendi gerçekliklerini diğerlerinden anladıklarıyla anlamlandıramıyorlardı…Elbette yaratılma nedenleri vardı.Fakat yaratılmanın amacı hakkında bir türlü tatmin olamadıkları bir duyguyu içlerinden söküp atamıyorlardı.

Toz Bulutları

 

Önceleri her türlü sınırlamalardan uzak dünyanın egemenliğini kazanmış ve adaleti devşirmiş ruhlar artık iktidarlarının sönmüş külleri arasında etrafa toz bulutları saçmakla meşgul olmaya başlamışlardı.Ruhların iktidarı gerçi tam olarak ortaya çıkmamış sadece kapalı bir ortamın üstünden rüzgarın geçerken bıraktığı uğultuyu andıran bir sesten öte gidememişti.

Toprağın, çiçeğin, yaprağın, tuğlanın ve her türlü maddenin tozu varsa tozun da bulutları vardı.Nasıl ki yağmur ve kar bulutları var…Toz bulutları da ruhların etrafta dolaşmakta olduklarını fakat bedenlerle uyuşmaksızın artık çılgınca ihtiraslarına kurban olduklarını ispatlamaktaydı…

Kimi ruhlar zıvanadan çıkmışlar asi tavırlarla başıboş yaşamaya ve yaratılma amaçlarından sapmış anlamsız davranışlar içinde bulunmaya başlamışlardı.Onların yaşamları yaşamda değildi anladığımız cinsten…Evrenin sınırsız büyüklüğü içinde nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilmeden sürüklenip gidiyorlardı…Nereye gittiklerini bilmeksizin…Bazen kendi aralarında hiç yoktan saçma sapan nedenlerden dolayı savaşmaya başlıyorlar ve binlercesi binlercesini yok etmeye başlıyordu.Ruh savaşları evrende uzun süreler yankılanmaya devam etmiş ve sessizliği bozan önemli bir sebep olmuştur…

Toz ruhların üzerlerine yapışıp kalmıştır.Ruhlar tıpkı maddi cisimler gibi silkelenmek, yıkanmak ve temizlenerek arınmak ihtiyacı hissettiklerinde önce etraflarındaki tozları silkelemeyle başlamışlardır.Bir kuşun, bir kedi yada köpeğin kendisini silkeleyerek temizlenmesi meşhurdur.Bu temizliği her insan görmüştür…Peki ruhların temizlenmesini kim görmüştür?

Ruhlar temizlenmeye ilk kez çöllerde yapılan insan savaşlarında başladılar.Yaratıcıya verilmiş sözleri gereği kendilerini ortaya koydular.Tüm iyiliklere karşı savaş açmış çirkin bedenlerin kötü ruhları onlara saldırdıklarında bir çoğu ilk kez toprakla tanıştılar.Toza bulandılar…Etraf toz bulutlarıyla çevrilmişti…Tozlu insanlar kanlar içinde toprakta yatarken ruhlar yücelmeye başladılar.Toprakla aralarında mesafe belirdiğinde en tatlı ve berrak sularla yıkandıklarını tertemiz ve parlayacak kadar nurlarla kaplandıkları görüldü.Böylelikle ilk kez bir ruh daha bedeninin içindeyken ama havaya yükselmiş bir konumdayken yıkanmaya maruz kalıyordu…

Alemlerin yaratılma sebebi olan yüce insan ilk kez ruhların yıkandığını görmüştü.O daha pek çok şeyi gördü de tüm gördüklerini bizlere ulaştıracak insanlar onları kayıt altına alamadılar.Bazı gerçekleri de bilmememiz gerektiği için özellikle açıklamak istemediler…

Açıklansa bile ruhların dışındaki bedenler akıllı olmadıkları için zaten bu gerçekleri anlayamayacaklar ve hatta ciddi olarak kafaları karışacaktı.Kafaları karışıp ruhlarını perişan edeceklerine kısa süren dünya hayatını riskli kararlar alarak kirletmeyi tercih ettiler.Bedenleri kiri çabuk geçiyordu fakat ruhların kirini çıkaracak deterjan henüz üretilmemişti.

Ruhlar dünyaya inmeye başlamadan önce kendilerinin ne olduğu anlamak için çok gayret gösterdiler.Ne bir cisimleri vardı ve ne de gölgeleri…Oysa gözler kulaklar ve çeşitli uzuvların olması gerekirdi.Aslında onlar tüm bunların farkında değillerdi…Sadece boşlukta görülmeyen fakat fark edilen, hissedilen, hareket eden, sisle, toz ve hafif bir karaltı şeklinden çok daha farklı kılık kıyafetlerin içine girebiliyorlardı.Hatta çoğu kere canlı olmayan bedenlerin içlerinde dolaşmaya çalışıyorlar bazen de cansız maddelerin içine nüfuz ediyorlardı.

Ruhlar; çaresizliği, acıyı, mutluluğu, sevilmeyi ve sevmeyi merak etmeye başladıklarında tüm bu duyguları bir bir yaşamaya başladılar.Ruhlar böylelikle düşündükleri ve istedikleri her şeyin kendilerine verileceğini görmüş oldular.İstemenin ne kadar önemli olduğunu anladılar.İstediler ve istedikleri her neyse o oluverdi…Ruhlar öncelikle kendi sayılarının çığ gibi büyümesini istediler.Ruhlar alemi genişledi ve sayı olarak çok fazlalaştı…Ruhlar maddi bedenlerin içine hala girmiyorlardı…İnsanlar dünyada tek tük yaratılmaya başlanmıştı…İlk insan yaratıldığı anda ilk ruhta dünyaya inmiş oldu…

İnsanlıkta ruhlar alemi gibi kısa sürede çoğalmaya başladı.Fakat insan çok enteresan bir canlıydı.Ruhu kontrol ediyor ruhla birlikte çok daha güçlü, sağlam, tutarlı, akıllı ve mantıklı bir canlı oluyordu.Ruhların şafağı bir bakıma ilk insanla birlikte doğmaya başlamıştı.Ruhlar dünyaya gelen her insana refakat etmeyle görevliydiler…Onlar et, kemik, kas ve kan gibi bir çok organ ve maddi varlıktan meydana gelmiş insan içinde yada dışında onu koruyup kollayan ve akıl veren ölçüye getiren varlıklar olarak çalışmaya başladılar.Ruh olmayınca bedenler boş çuvallar gibi yıkılmaya, yapraklar gibi savrulmaya, tozlar gibi uçuşmaya başladılar.Ruh böylelikle kendisi olmadan bedenin hiçbir şey ifade etmediğini anlamış oldu.

Beden yaratılmadan önce ruhun haberi oluyor ve bedenler daha dünyaya düşmeden anne rahminde bedenin içine giriyordu.Ruh bazen başka bir ruhun içinde oluyordu.Beden içinde beden olduğu gibi…Ruh ikizliği buradan gelir…Beden içinde beden ruhla birlikte hareket etmeye başlar.Bir o yana bir bu yana dönerek kimi zaman etrafındaki kendini çepeçevre sınırlamış alana tekmeler savurur.Bu ruhun ruha tekmelerinden öte yeni ruhun eski ruhun içinde kendini tanıtma amacını gösterir.İlk tekmeler etkisizdir fakat daha sonraki tekmeler çok ciddi ve can yakıcı olmaya başlayacaklar hatta ruhlar ruhların katili olacaklardır…

Katil ve aşık ruhlar

Ruhlar dünyaya gelmeden önce kimin katili olacakları yada kime aşık olacakları belli olarak geldiler.Onlar bunun farkında değillerdi kuşkusuz…Fakat Yaratıcı ruh eşlerini, ruh ikizlerini ve ruh katillerini teker teker görevlendirmiş ve hepsinin eylemleri çok önceden kayıt altına alınmıştı.

İki tohum birleştiğinde ruhlar dünyaya inmeye başlamışlar ve bu iniş çok yavaş gerçekleşmiştir.Yüksek bir tepeden planörle aşağıdaki yaylalara yada denize inen insanın bedeni gibi ruhlarda yavaşça bir paraşüt gibi süzülerek yer yüzüne iner ve kadının rahmindeki bebeğin içine girer.

Ruhların cinayetleri çok acımasızdır.Ruhlar diğer ruhun acısına ortak olamazlar.Onlarda empati yapma yeteneği yoktur.Empati yeteneği için ruhun bedene ihtiyacı vardır.Ruhların kılıçları keskindir.Bir savurmada bir çok ruhu aynı anda ortadan kaldırabilirler.Ruhların kendi aralarında eşyanın diğer yanında görünmeyen ve hissedilen savaşları her daim olur.Yenenler yenilenleri, yenilenler yenenleri bir daha karşılaşmak üzere terk ederlerken içlerindeki öfke kendi ruhsallıklarına hiçte yakışmayacak bir seviyeye yükselme eğilimi gösterir.Ruhun ruha öfkesi çok gaddarcadır.

Katil ruhlar bazen hiç kimsenin farkında olmaksızın aniden katil olabilirler.Hatta kısa süre içinde seri cinayetler işler ve dışındaki bedeni konuştururlar.Beden bazen bu cinayetleri sırf zevk olsun diye yaptığını söyler.İşte bu ruhlar çok ciddi bir şekilde hastalanmışlardır.Bunların tedavi olma şansı ortadan kalkmıştır.Ruhlar bedenlere göre, gölgelere göre ve daha pek çok yaratılmışlara göre çok daha çabuk ve kolay hasta olma potansiyeline sahiplerdir.Onlar rüzgarda savrulan yapraklar gibi kötü olaylar karşısında savrularak kontrollerini kaybederler.Ruhlar kendi kontrolleri kendilerine emanet verilmiş yegane varlıklardır.Buna rağmen kontrolden çok kolay çıkarlar.

Kontrolsüz güç, güç değilse ruhsuz beden de beden değildir.Hatta amaçsız ruh, ruh olarak işlevini tamamlayamaz.Ruh bedenin kontrolörüdür.Her ruh yaratılırken bir amaç için yaratılmış ve bu amacı gerçekleştirmek üzere görevlendirilmiştir.Hiçbir ruh kendi yaşam amacına hizmet etmiyorsa asla tatmin ve mutlu olamaz.Tüm hastalıkların en önemli yaratılıştan ve sonradan gelen sebebi kendi yaratılma nedenlerine ruhların tekamül edemeyişleridir.Amaç; ruhun kaynağıdır.Bu kaynak sınırsız bir güce sahiptir.Tüm ruhlar evrenin ilk yaratıldığı andan itibaren şimdiki zamana kadar hep bir yada birkaç amaç için yaşamaya devam etmişlerdir.Amaçsız ruh kanatsız kuşa benzer.Hareket edemez ve asli görevini yerine getiremez.Ortalıkta şaşkın tavuklar gibi dolaşır durur fakat bir türlü havalanamaz…Kanadı olup havalanamamak kolu olup da kullanamamak gibidir…

Aşık ruhlar ilk aşklarının tesir alanı içine dünya hayatından çok önce girerler.Onlar bu yüzden maddi bedenler olarak ilk karşılaştıklarında dizlerinin bağları çözülür.Kalpleri hızla aymaya başlar.Heyecanlanır elleri ayaklarına dolaşır…Maddi bedenlerin bir birlerine olan bu olağan üstü tepkilerinin sırrı ruhlar aleminde bir birlerine uygun kabul edilmelerinden kaynaklanır.Ruhlar çoktan bir birlerine aşık olmuşlardır da şimdi de bedenler bir birlerini ilk gördüklerinde adeta şaşkına dönerler.İlk görüşte aşk; ruhsal dünyanın insanın içine şimdi düşürdüğü fakat eskiden alınmış bir kararın kabul edilmesinden başka bir şey değildir…

Ruhların sevgisi ölümsüzdür..

Ruhların aşkları öfkeleri gibi güçlüdür.Öfkesi keskin olanın sevgisi ve aşkı da keskin olur.Ruhların aşkı ölümsüzdür.Ruhların zaten kendileri ölümsüzdür.Kendisi ölümsüz olanın aşkı ölümlü olur mu?Hatırlanmaya değer tüm gerçeklerin içinde en katmerli olanı belki de ruhların karşılıklı yaşadıkları aşk yada sevgileridir…Ruhlar aşktan ziyade bir birlerini gerçek anlamda sevmektedirler.Sevgi aşktan çok üstündür.Hatta mukayese etmek bile şaşkın aklın çabasıdır ancak…

Aşk kolaycılıktır.Aşk sevginin sadece basit bir görüntüsüdür.Basit görüntüler kumdan kaleler gibi sahile vuran dalgalarla birlikte yerle bir olurlar.Aşklar hayatın dalgalarına direnemez.Sevgi her şeye katlanır.Her türlü sıkıntının üstesinden gelir.Aşk bir balon gibi hemen sönüverir.Aşkta şehvet sevgide muhabbet vardır.Ruh muhabbetin ortaya çıkarıcısıdır.Her muhabbette ruhlar varlıklarını ortaya koyarlar.şehvet gelip geçici muhabbet sınırsız ve kalıcıdır.Şehvet bedenden bedene uzanan auralarla etkileşerek zevk verir muhabbet ise ruhu doyurur.Zevk doyurmaz acıktırır muhabbet acıktırmaz doyurur.

Ruhların karşılıklı sevgileri hayatın anlamını sorgulayanlar için bir çok ibretlerle doludur.İbret nazarıyla bakan insan her sabah ruhların şafağından yansıyan ışıklarla yönünü rahatlıkla bulabilir.Diğer yandan farklı ve yanlış yönlere giderek evrensel sağlıktan kopup ruhsal tekamül yolculuğundan sıvışarak kaçar.Hem kaçtığını zanneder ve hem de diğer yandan aslında sorumluluk almak istemez.Bilir ki her sorumluluk kendi çirkin özgürlüğünden onu uzaklaştıracaktır.Duygularından zevkleri için faydalanamayacak kendince değil bekli fakat akıllı insanların tabiriyle ot gibi yaşamaya başlayacaktır.

Ruhların yaratılışı dünya hayatından çok önce gerçekleşmiştir.Yaşadığımız karmaşa biraz da bundan kaynaklanır.Ruhlar bedenlerini gerçek anlamda özlemişler fakat onlarla olan uyumlarını bir türlü sağlayamamışlardır.Ruhların sevgisi ölümsüzdür.Kendi bedenlerine olan tutkuları hastalıklı hale gelene değin sürekli farklı şekillerde tezahür eder.Hatta bu hastalık öyle ileri düzeylere kadar çıkar ki insan aynadaki kendisine aşık olur.Kendisi ile hitabet sanatını geliştirmek için konuşmaya başlar ve sonrasında aynadaki kendisinin kendisinden farklı bir şey olduğuna inanmaya başlar.Sanki konuştuğu insan kendisi değilmiş gibi davranır.Hatta bazı insanlarda bu durum kendisine olan sevgisini ifade etmede kullanılan bir yol iken diğerlerinde ise kendisine sövüp sayması için bir imkan da olur.

Genel olarak insanın kendisine olan bu ayrıcalıklı tutkusu onun ruhundaki hastalığından başka bit şey değildir.Sağlıklı bir akıl kendisinin farkında olan akıldır.Bu insan kendisinin iyi ve kötü yönlerini kabul ederek kimi zaman hata yapabileceğini baştan kabullenen insandır.Ruhsal dünyasındaki sıkıntıları açıkça kabul etme ayrıcalığı yaşar.Kendine olan bakış açısı sağlıklıdır.Kendisini kaf dağında ulaşılmaz bir insan değil, bilakis her yerde olabilecek kolay ulaşılan ve eksiklerini bilip onları gidermeye çalışan yapısıyla sürekli kendisini geliştirmeye çalışan bir insandır.

Sağlıksız ruhların sevgisi sağlıklı ruhların sevgisine göre çok daha katıdır.onlar sevdiklerine çok farklı anlamlar yüklemişlerdir.Onlar adeta kutsal görülmeye bağlanmışlardır.Hiç bir insan kutsal değildir.Onun kutsallığı cennete kabul edildiği zaman gerçekleşecektir.

Bedenlerin aşkı kötürümdür…

Bedenler ruhlar gibi duyguların yaratıcısının emanetleridir.Her dünya emanetinin canı kıttır.Genellikle bu yüzden insanlar emanete hıyanet etmeye çalışırlar.Kaza olur emanet zarar görür.Ticari iflas gerçekleşir içinde emanet servet ziyan olur ve buna benzer bir çok örnek verilebilir.O yüzden eski tarihlerden beri insanlar emaneti ehline vermeye çalışmışlar fakat sürekli bu çabada başarısız olmuşlardır.Neden mi? Çünkü önce ehil görünenler genellikle çömez, çömez görülenler ehil çıkarlarda ondan…Yada insan iyi niyetini değiştirerek kendi kalesine son dakika gölünü atmaya çalışır.

İnsanlar bedenlerinin bir zaman sonra kötürümleşmeyeceği garantisini veremezler.Geçirilen bir kaza, yaşanan bir hastalık ve yaşlılık gibi nedenlerle insan bedeni zaten kötürümleşmeye doğru bir ilerleme yaşamaya başlar.İnsan yaşlandıkça kemikleri zayıflar ve kemikleri gençlik dönemlerine göre çmk daha kolay kırılmaya eğilim gösterir.Kırılan kemikler kötürüm bedenleri ortaya çıkarır…..

Ruh ve beden savaşları

 

Ruh ve beden savaşı insanın ilk yaratıldığı dakikada başladı.Ruh bedeni beden de ruhu kabullenmekte zorlandı.Çünkü hem beden ve hem de ruh özgürlükten yanaydılar.İkisi bir araya gelince özgür olamayacaklarını zannettiler.Oysa birlikten kuvvet doğar ilkesini onlar henüz o zamanlar fark edememişlerdi.Sonradan anladılar fakat anlayana kadar epeyce savaşmaları gerekecek ve bu savaşlarda bir çok beden ve ruh tarumar olacaktı.

Beden ve ruh ayrı ayrı zarar görür.Bedenin zararı kalıcı ruhun zararı geçicidir.Beden savaştan çıktığında yorgun, bitkin, gözle görülür yaralar ve kanlar içinde ortalıkta dolaşır.Bu arada ruh dinlenmiş hatta özgürlüğüyle güçlü bir şekilde mutluluğu daha yoğun yaşıyor olarak çıkabilir…Ruhun ve bedenin savaşları ayrı kategorilerde değerlendirilmelidir.Ruhun savaşı seccadenin üstünde secde anında bedenin savaşı toprak yada kum üstünde cesaret vaktindedir.

Ruhun savaştığı alan keşke sadece secde anı olsa…Ruhun savaşı bazen kendisiyle bile olur…Nefis ruhtan bağımsız çalışır ve bazen ruhun beden üzerindeki egemenliğini ödünç alarak insanın hayrına bir şeyler yapmaya yeltenir…Nefsin hayrı yoktur.Nefis kendisini hayırlı göstererek son dakika gölünü iyi atan bir forvet futbolcu gibidir…Maç boyunca durur sallanarak sahada dolaşır fakat son dakikada görevini başarıyla gerçekleştirir…Hayatın maçı son dakikalarda çok değişkendir…İnsan kazandığını sandığı bir anda kaybedebilir yada kaybettiğini sandığı bir zamanda ise büyük zafer kazanabilir.Kimin kazanacağı yada kimin kaybedeceğinin hiçbir garantisi yoktur…

Ruh nefisle savaşır.Bedenle savaşır….Çünkü bedenler de ruhlar gibi kontrolü zor maddi cisimlerdir.Çok kolay alışırlar.Alıştıkları şey her neyse onu sürekli yapmak ister…Yemek yemek, sigara içmek, yalan söylemek, cinsel dürtülerin esiri olmak ve daha pek çok sebep bedenlerin kolay alışan ve aynı zamanda hastalık derecesine kadar çoğalan alışkanlıklarından sadece bir kaçıdır…Milyonlarca hastalık ve sayısız ruh hali farklılıkları içinde insanın ruhuyla ve bedeniyle savaşmadığı an neredeyse yok gibidir.Bu savaşı günlük rutin davranışlarımızdan görmeli ve doğal olarak kabullenmeliyiz.Savaş dünyanın ve evrenin doğasında vardır.Yakın zamanda sık bahsedilen yıldız savaşları dünya üzerinde insanların bir birleriyle yaptıkları minik savaşları gölgede bırakacaktır…Çünkü evren geniş ve büyük dünya dar ve miniktir…

Psikopat gençlerin kendi bedenlerini jiletlerle kesip doğramaları bedenin kendisiyle olan savaşıdır.Bedenin görünen savaşları kısmen az ve pasif fakat asıl görünmeyen savaşları çok ve yoğundur.Tüm yenmesi içilmesi yasaklanmış gıdalar!, bedenin doğru beslenmeyişi, hareketsiz yaşam, manyetik alanı bozulmuş modern kent şartları, kitle ulaşımında kullanılan araç ve gereçler, modernlikle gelen hastalıklı yalnızlık ve daha pek çok yaşanan sebep ve ruh hali insanın kendisiyle yaptığı savaşlara örnek verilebilir.Savaş sadece meydanda değil asıl olarak masalarda, gölgelerin iktidarında, sümsük bedenlerin liderliğinde kaybedilir…İnsanın kaybı ve kazancı her an değişir.Bazen kazandığını zannederken kaybetmiştir.Bazen de kaybettiğini sanarak üzgün ve bezgin bir haldeyken kazanmıştır.Kazanmayı çok ister olmaz fakat olmamasından dolayı birkaç dakika sonra şükretmeye başlar…Dolayısıyla her istediğimizin olması yada olmaması tamamıyla arzın en derin noktalarından gelen ruhsal dünyamızın içinde bulunduğu samimiyetle bire bir bağlantılı olarak ortaya çıkar.

Ruhun Dönemeçleri

Ruhlar mütemadiyen standart olmayan görevlerini sürdürürken insanın akıl sağlığını koruyarak çok önemli bir görev üstlenmişlerdir.Kendi kabuğu içinde dış ortamdan kendisini soyutlayan canlıların ruhsal gücü vardır fakat onlar sadece kendi kendilerinin farkında oldukları bir yaşam sürerler.Etraflarını değerlendirmeleri sınırlıdır.Sadece beslenme ve korunma içgüdüleriyle hareket ederler.

Ruh aslı itibarıyla oynak değildir.Yaratılma nedeni bir çok dengeleri düzenleme amacı taşır.Bozma, yıkma, yolunu sapıtma yada farklı yönlere giderek yaratılış amacı dışında kullanılır hale gelmesi sık değildir.Fakat buna rağmen o hep kuralları aşar.Asileşerek kimsenin hükümranlığına girmeyi istemez.Hem asidir hem mülayim…Farklı reaksiyonlar göstererek her insanda diğerine karşı hayal kırıklıklarının meydana gelmesini sağlar…

Ruhlar genel geçer yasalara göre çalışmaz.Disipline edilmiş emir ve yasalara harfiyle uymaya temayül göstermezler.Bununla birlikte hasta beden içindeki ruhun dönemeçleri sınırsızdır.Kimi zaman bu insanların verdikleri sözleri ve asıl yapmaları gereken görevlerini başaramadıklarına rastlanır.Aslında ruhların yapamayacakları hemen hiçbir ğey yok gibidir.Güçleri fazla olmasına rağmen genellikle olumsuz yönde inisiyatif kullanmazlar…Fakat bir kullanmaya bağlarlarsa işte o zaman önleri alınamaz olur…Dağın tepesinden yuvarlanmaya başlamış bir avuç kartopunun zemindeki ortama yaptığı çığ yada heyelan tesiri gibi bir etki oluşturur..

Ruhlar zorlanmaya başladıklarında karşılarında bulunan engelleri geçmek için her türlü sıkıntıyı aşmayı bilirler.Çok sert ve engebeli ortamlarda onların yaratılışlarından gelen olağan üstü güçleri ortaya çıkar.Dünyevi olmayan bu güç ruhlar aleminden yaratıcı tarafından kendilerine emanet olarak verilmiş kutsal bir güçtür.Bu gücün sınırı ve etki süresi vardır.Bu sınır dünyanın çok ötelerine uzanır ve süresi dünya hayatıyla bir değildir.

…..

Ruhun Labirentleri

Ruh karmaşıktır.Ruhun derinliği vardır.İnsan yaşamında var olup da onunla yaratılan insanın en önemli servetidir.Servet insanı zengin yapar yada fakir…Bu yüzden iyi değerlendirenler şanslı ve akıllı, değerlendiremeyenler ise beceriksiz ve maalesef akılsızlardır.Akıl ruhun çocuğudur.Ruh aklı yetiştirir.Ruhun dengeli kullanımı aklı insanın hayatına yön veren ve onu diğerlerinden farklı kılan yegane yeteneği yapar.İnsan nasıl ki kendinden olanı ve kendine bağlı olanı büyütür sever ve onun gelişmesi için yardımcı olursa ruh da insanın aklının gelişerek büyük bir yetenek haline dönüşmesini sağlar…Akılsız insan ruhsuz insandır…Ruhumuz aklımızın cevheridir.Dürtülerimizin, güdülerimizin ve gizlediğimiz en saklı çirkinliklerimizin örtüsüdür.Ruh bedeni örter…Beden ruhun bir birimidir…Ruh karanlığı aydınlatan aydınlığı da karanlık eden algı boyutumuzun hologramıdır*…

*Hologram:….

Bedensiz değil genellikle ruhsuz oluruz.Bedenimiz değil ruhumuz satılmıştır.Bedenli dünyada yaşar fakat hep ruhsal dünyadan konuşuruz.Oysa dünyada beden öteki alemde ruh işimize yarayacaktır.Çaresizce bir çok kere bedenimiz iş göreceği halde ruhumuzu ön plana çıkarmaya çalışırız.

Ruhun zaman kavramı

Ruhlar yaşadıkları şimdiki zamanın içindedirler.Bu zaman onların aynı zamanda son anlarıdır…Diğer taraftan son anı yaşayan ruh bu andan başlamak üzere sonsuzluk yolculuğuna çıkmış ve yolu asla bitmeyecek sonsuz bir yolcunun hücresi içindeki yerine yerleşmiştir.Ruhun zamanı bize göre zaman neyse elbette o değildir…Ruhun zamanı sonsuzdan gelip sonsuza giden farklı bir boyuttur.İnsanın aklı ve şu anki yetenekleri bu zaman kavramını tam ve tüm açıklığıyla anlayabilme yeteneğine sahip değildir.

Hangimiz ruhumuzun bize ilk indiği anı hatırlıyoruz.Kim onu mutlu olarak karşılıyor.Yada şaşkınlıkla…Ruhumuz bize ulaşmadan önce hangimiz ona şu gün dünyaya doğacağız sende o gün gel ve bedenimizin içine gir diyebilme imkanına sahip olduk…Yada hangimiz dünyadan ayrılacağımızı biliyor ve ruhumuzla irtibatımızı bu süreye göre organize ediyoruz.Ruh tüm zaman ve mekanlardan muaftır…O her yer ve zaman içinde geçmişte yaratıldığı zamandan gelerek insanın yaşadığı zamanının içine geçer…Bu geçiş suyun toprağa yada kuma geçmesine benzer…Yada taşın suyun içine girmesine, bulutun suya dönüşmesine, kartalın havanın içinde yüzmesine benzer…

Kalp gözüyle bakanın dünya gözü ile bakmaya başlaması, yada dünya gözü ile bakanın artık kalp gözüyle görmesi insanın yetenekleri hakkında sonsuz bir imkana sahip olduğunu gösterir.

Ruhların savaşları insanlarla birlikte görünür olsun istenmiştir.Sesler çıksın, toplar patlasın, insanın kendi sesi ve savaşının sesi bir birlerine karışarak dünya üzerinde bu karmaşaya tanık olmayan insan kalmasın istenmiştir…Oysa ruh hesabını kendi içinde yapar…Dünya yanar yıkılır da kimsenin haberi olmaz…İnsan ruhların bağırışlarını, cisimlerini, renklerini v rüzgarlarını hissedemez çoğunlukla…İnsan ruhlara göre çok acizdir fakat buna rağmen bazı bedenler içinde aciz görülen insanlar muhteşem bir ruhsal tekamül yaşayarak ruhların güçlerini fazlasıyla aşıp hatta geçme yeteneğine kavuşmuşlardır.

Gerçek, gerçek olduğunu ispatlama telaşı ve çabası göstermez.Ruh gerçektir…Kendisinin varlığını göstermeye hiç çalışmamıştır…Yaratıcı onu değerlendirerek dünya nizamını dengelemek adına insan hayatını ilgilendiren her şeye müdahale etmeyi ruhun üzerine vazife yapmıştır.

Ruhların Egemenliği

Ruhlar stabil olmayan her an ve her koşulda değişen, şekilden şekle giren yapılardır.Ruh kavramı üzerinde insanlık ilk yaratıldığı andan günümüze kadar bir çok farklı anlamlar yüklemiş fakat hiç birisinde tam olarak karar kılamamışlardır.Bir çok farklı değerlendirmeye rağmen ruh kabul edilir ve insanın gerçek kendisi olarak değerlendirilir.bu yüzden diğer yaşama alanı olan ahiret hayatında ruhlar tüm acıları ve ödülleri tadacaklardır.Ruhlar sadece insan yapısı yada sadece Yaratıcı yapısı değillerdir.Önce Yaratıcı tarafından yaratılmakla birlikte sonra cisimsel bedenin içine girmiş haliyle insanın şekillendirmeye devam ettiği bir aygıttır.Gözle görülmez elle tutulmaz fakat her an hayatımız içinde yanı başımızdadır.Bizi hayata bağlayan hayattan alıp onunla harmanlayıp tekrar toprağa eken bir emektardır.Tüm emekler boşa gitse de ruhun emeği asla kaybolmaz.Sonuç bazen kaybolmuş emekler ziyan olmuş gibi gelebilir.Hayatta her zaman emeğimizin karşılığını tam olarak alma gücü ve şansına sahip değilizdir.Sahip olmadığımız sanal zenginlikleri yapay mutluluklar peşinde koşarak temin etmeye çalışırız.Haplar, uyuşturucular, cinsel sapkınlıklar, kanun ve insanlık dışı tüm uygulamalar bu kapsamda çoğaltılarak sayılabilirler.

Bedenimize yada ruhumuza egemen olarak yaşamaya devam ederiz.Bedenimize egemen olmakla ruhumuza egemen olmamız çok farklı şeylerdir.Bedenimizin yemek yeme, su içme yada çeşitli gıdalar alarak kendisine bakma ihtiyacı olduğu gibi asıl ve çok daha önemlisi ruhumuzun da ciddi ihtiyaçları vardır.Ruhumuz kendi etrafını saran yada içini bir nebzecik doldurmaya çalışan bedene yoğunlaşırsa sürekli ben demenin hafifliği altında kendini kendi acizliği içine hapseder.Ruhun tozu alınmaz.O zaten tozda tutacak bir yapıya sahip değildir.Fakat benliklerimiz iğreti olmalarının yanında her türlü pörsümüşlüğü ve pespayeliği kainata ispatlama telaşı ile adeta yanıp tutuşurlar.Benlikler bu kadar alçalırken ruhlar nasıl olurda kainatın içinde kalıp ona egemenliklerini kabul ettirecek kadar büyük güçlere kavuşurlar? Ruhun gücü sadece bu egemenlikten kaynaklanmaz.Hayatın ve gerçekliğin kendisi ruhsaldır.Hayattan ve gerçeklikten köken alan ruh yaşamın tartışılmaz dinamiğini oluşturur.

Yaşadığı dünya ve içinde taşıdığı eşyaların yanında insan ruhu kendi değerini biçip görevini bulmuşsa işte o zaman ruhun egemenliği başlamış demektir.Bu durum aynı zamanda kişisel bütünlük hissinin de temel kaynağıdır.Kişisel bütünlük bu yüzden son derece önemlidir.Kişisel bütünlüğü olmayan bir insanın bu anlamda ruhun egemenliği altına girerek hayatın anlamını keşfetmesi mümkün değildir.Hatta bu anlamı bulamamış insan ruhu hastadır.Kısacası az yada çok hastalığı yaşama potansiyeline sahip olan insan ruhu tüm canlılar arasında birinciliğe sahiptir.Onun dengesini bozacak bir çok etken karşısında neredeyse tam olarak bir kuşatılmışlık yaşamaktadır.Bu kuşatılmışlığı aşıp hastalanmış ruhlarını kendilerine egemen ruhlar haline dönüştürenler genellikle yaşlanmış insanlardır.Çünkü onlar her şeyi görüp yaşamış olarak hayatın bilgisini zihinlerine doldurmuşlardır.

Ruhun egemenliğini kabul etmeyen ruhsuzlar aynı zamanda genel çoğunluk tarafından kimi zamanlar soysuzlar olarak da anıla gelmişlerdir.Ruhsuzluk nasıl olur da soysuzluğa dönüşür.Kınından çıkarılmış kılıç kuru ve temiz şekilde tekrar beldeki yerine takılıyorsa, ucundan kıpkırmızı kan damlamıyor ve elinde kılıç bulunan bu insan savaş meydanında dolaşıyorsa nasıl galip gelebilir? Yada galip gelmek için kesin bir kararlılıkla karşıdaki düşman imha edilmeli midir? Yoksa affetmek büyüklükten denilerek düşmanın düşmanlığına boyun mu eğilmelidir?

Tam olarak hiç birisi değildir.Çünkü ruhun egemenliğinin bile bir amacı vardır.Bu amacın da bir anlamı.Anlamı olmayan amaç ne işe yarar? Anlamı olmayan amaç amaç mıdır? Tüm bu soruların çok çetin sorular olduğu ortadadır.Zaten çok çetin oldukları için şimdi şu anda akla gelerek satırlara düşmektedirler.Tüm bu sorular insanın aklından çıkan kelimeler halinde insanın ağzından etrafa ses telleriyle yada yazıda olduğu gibi satırlar üzerine düşerek mürekkebiyle birlikte insanların gözlerinden tekrar akıllarına hücum ederler.Ruhun egemenliği; beyinlerden beyinlere sıçrayan bulaşıcı düşüncelerin kurduğu hegamonyaların saltanatlarından sonra anlaşılmaya başlanır.Çile çekilmeden ve düşülmeden mutluluğun ve kalkmanın değeri kavranmaz.Ruhun egemenliği; bedenimizin, zihnimizin ve kendi ruhumuzun Yaratıcının egemenliğine boyun eğmediği sürece soyut ve tam tarif edilmekten aciz kalınan bir kavram olmaya devam edecektir.

İnsan ruhunun egemenliği eğer yaşlılık döneminde güç kuvvet bularak kendisine geliyorsa işte o zaman kalıcı ve durağan dingin bir ruh halini yaşadığı ana davet ediyor demektir.Yaşlı insan yaşadığı anın içinden geriye bakarak şimdiki anın ne kadar değerli olduğunu genç bir insana göre çok daha iyi anlama imkanı yakalamıştır.Onun bakışının ardında Yaratıcının nuru gizlenmeye başlamıştır.Yaratıcıya yaklaştıkça insan bu nura daha çok sahip olmaya başlar.Manevi dünyası gelişmiş insanların bu yüzden ruh dünyaları da gelişmiştir.Çünkü onlar Yaratıcının nuru ile çok keskin bakmaya başlamışlar ve hayatın gerçeğini anlamışlardır.Ruhun egemenliğinden beslenen tatmin olmuş zihinlere sahiplerdir.Onlar için hem bu dünyada hem de ahiret hayatında asla hayal kırıklığı olmayacaktır.Onların yaşlılığı dünyanın cennete dönüştüğü mekanlardan farklı değildir.

Ruh Çağırırsan Cinlerden Korkarsın

Bazı insanlar özellikle meraklı tipler bir oyun oynar gibi kendi aralarında toplandıklarında ruh çağırma seansları tertiplerler.Yaptıkları şey her ne kadar ruh çağırma olsa da aslında onları ziyarete gelenin cinler olduğunu bilirler.

Her ne kadar onlar yaptıkları bu işlemin korkulacak bir uygulama olduğunu bilmiş olsalar da bir türlü meraklarına gem vuramayarak böyle alışkanlıklar edinmişlerdir.İnternet ortamında google arama motoruna ruh çağırma diye yazılarak arama yapıldığında kırk dokuz milyon yedi yüz bin adet yazılı belge ile karşılaşılmaktadır.Tabi bu ruh ve çağırma kelimelerinin her ikisinin de geçtiği yazıların toplamını oluşturmaktadır.Bu kadar yazının sadece ruh çağırma işleminden bahsediyor olması beklenemez.Bu örneği her iki kelimenin ne kadar çok yazılıp çizilmiş olduğunu ortaya koyması bakımından son derece önemlidir

“Cinler, orijinleri Nur denilen kuantsal enerjinin mikrodalga enerji şekline dönüşmesiyle meydana gelmiştir.Bilinç mükemmeliyeti olarak, evrende insan’dan sonra gelmektedir.

Karakter olarak insandan daha zayıf bir yapıya sahiptirler… Olumsuz olarak adlandırılan davranışları çokça ortaya koymaya yatkındırlar… Ve genellikle bu çeşit işlerle uğraşırlar… Ancak buna rağmen içlerinde, iyileri, dine bağlı olanları ve hattâ ender de olsa evliyaları vardır…

En büyük özellikleri ve eğlenceleri, insanların zayıf taraflarından faydalanarak, müsait olan yapıları dolayısı ve sebebiyle, onları kendilerine bağlı kılmak, istediklerini yaptırmak, âdeta kulları olarak kendilerine hizmet vermelerini sağlamak, taptırtmaktır…”*

*http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/ruhcagirma/index.htm

Ruh çağırdığını sanarak cinlerden faydalanmaya çalışmak ayrı bir ilimdir.Bu ilimle ilgili çok önemli eserler yazılmışlardır.Bunların en meşhuru ‘Kenzül Havas’ ismiyle bilinenidir.Bu eser Seyyid Süleyman el Hüseyni tarafından yazılmıştır.Burada anlatılan bilgilerden yola çıkarak insanlar bazı cinleri kendilerinin faydalarına yada başka insanların faydalanması adına kullanabilirler.Fakat genellikle bu ilimlerle ilgilenerek cinleri kullanmaya çalışanlar cinler tarafından kullanılmaya başlanır ve çok sıkıntılı durumlarla karşılaşmaya başlayabilirler.

 

 

ayrıca Noradan da aldığım bi kaynak adresi

http://www.bilgikitabi.net/ikizruh.htm

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

"...Cinler, orijinleri Nur denilen kuantsal enerjinin mikrodalga enerji şekline dönüşmesiyle meydana gelmiştir..."

Bu tanimlamaya katilmiyorum.. Ben bu cümleyle meleklerin tasvir edilebilinecegi kanisindayim.

aktarim icin tesekkürler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...