Jump to content

Yalnızlık - Aramak - Bulmak - Özlemek


schizophrana

Önerilen Mesajlar

Karışık ve kalabalık düzensizliğin somut olarak resmedilmesidir İstanbul.

 

 

http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/16/500/r_ewgxpebkt525ba1ppu63.jpg

 

Adımımı attığım anda, her gün benzer saatlerde aynı kaldırıma, kulağımda dinlemekten usandığım aynı müzikle başlıyorum güne.

Kırıcısın diyorum içimden, bulutları sisten kaybolmuş metropolüme. Kırıcısın. Tanıyorum şurada servis bekleyen kadını, ciğerini biliyorum belki arabasında sigara içen şu adamın. Ama sen varsın. Günaydın diyemiyorum hiç kimseye. Öyle ki gün geliyor kendime bile günaydın diyemiyorum.

 

Zarar verebilir çünkü her hangi birimize bu arsız yakınlık.

Çokluk deryasında yürürken, bazen direksiyon başında stresle ilerlerken, neden diyorum bu derece ıssız bu kent.

 

Aslında tanıyorum herkesi, metre karesine binlerce insan düşen arnavut kaldırımlarını, aşındırdığımız asfaltları en iyi ben tanıyorum. Gözümü açtığımdan beri bu şehre bakıyor ruhum, ben büyüdükçe İstanbul eskiyor, İstanbul eskidikçe ben büyüyorum. Biz bu çıkmazda birlikte yaşlanır ve eskirken birlikte, kurduğumuz ortak paydanın kesişen kümelerine göz atıyorum.

Tıklım tıklım Beyoğlu, yürümek için sıra beklerken yeşil ışıklar görüyorum etrafta, araba trafiğine özenle; sollama yaparken sinyal veriyorum önümdekilere, müsaade eder misiniz? Arkamdan gelen bin yıllık dostlarımla yapayalnız bu ara sokaklarda ne arıyoruz İstanbul?

Üzerine atılan her sigara izmaritinde biraz daha sorgularken sen korumasızlığını, ben boş kalan ellerime bakıyorum. Kimse tutmayınca değersizleşiyor mu yoksa?Ttıpkı senin varoş semtlerin gibi. Senin kadar bende karşıyım gecekondulara, ama benimde oldu açtığım kendimi, gece konup kaçanlara. Ya da ben varoş semtlerde tek katlı bir ev oldum kimi zaman. Senin kadar sahtekâr. Mutfağında karafatmalar gezen lüx restoranların kadar yalancı, iliğindeki her bir hücreyi alkolle dolduracak kadar sarhoş.

 

Benziyoruz İstanbul, en çok yalnızlığımız benziyor. Ben senin üzerindeki kuru kalabalığın en müsveddesiyim belki, sense benim içimdeki egoların en tepesindesin.

Aldatıyorum seni bazen, gözlerim başka şehirlere, başka kaldırımlara takılıyor. Mutlu bile oluyorum, varlığına küfrederken. Ama o içsel aitlik duygusunu sen ne zaman sattın bana? İşte bunu bilemiyorum ve yükleniyorum tüm ağırlığımla.

Bir bak etrafına ne çok insan var, merhaba bile diyemediğim. Senin beslediklerin beni öldürüyor. Senin öldürdüklerin, içimde ki boşluk hissine yeni çentikler atıyor. Biliyorum bu oyunu sen oynuyorsun, yâda teslimsin çoktan gelen tarihsel kaderine. Ama bende katılıyorum sana, kimsesiz ve bunun farkında olmayan milyonlarca insanla.

İstanbul…

Etimi acıtıyor bu kısır döngün.

İçinde oluşumu kabul edemiyorum inkârsız yalnızlık ayinlerinin.

Tüm tutkunlarını tanısam da biliyoruz değil mi, mahkûmum tek başıma adımlara.

Ama biraz olsun kandırıyorum seni aslında, ruhumda bir yerler senin koca plazaların kadar heybetli hala, bedenimde bir yerler güzel boğaz manzaran gibi eşiz hala…

Hala…

Umudum var senden ayrı, tekrar tekrar tarumar olmaya

Hala…

Koy verebiliyorum kendimi arayıp bulamayacağım tüm adamlar adına…

Ama denemekten ne çıkar, benim kadar yalnız bir vücut bulmak için?

Ne çıkar,

Hadi bu akşam söyle bana…

 

 

Nasıl olur diyorum kendime. Nasıl bu kadar insanın olduğu yerde ben böylesine yalnız olabilirim. Niceliğin bir şey ifade edemeyeceğini bu şehir öğretti bana, hiç acele etmedi bu ders sırasında. Sadece kocaman çığlıklar attırdı kocaman görünümlü ufak insanlara.

Ben huşu içinde, tahta masalara vururken 35 lik sulu biraları, hiç düşünmedim bunun mutluluk olmadığını. Hayır, kesin ve net mutluluk buydu işte, en sevdiklerimle birlikte aslında benimle hiç ilgisi olmayan şarkılara eşlik edip etrafta olan bitene göz gezdirmekti. Bir an sonrasını düşünmemek. Mutluluk içki damarlarımda kendine bir yuva kurduğunda sabahın ortalarına doğru çıkıp Mardinli bir adamın elinden midye yemekti. Mutluluk; sinema izlemek için çıkıp, boş yer bulamayıp o zaman içelim demekti. Mutluluk; kendini koy verebildiğin bu şehirde, olmak istediğim ile gerçek ben arasındaki farkı sadece selpak satan çocukların gördüğünü bilmekti.

Beklide bu mutsuzluğun ta kendisi idi. Yaşadığı kabusu bedeninde sergileyemeyen metropolün, çığırtkan insanlarına baktım. Bakmak ile ayrımına varmak arasındaki o kısa anda ilk arafı ben gördüm. Baktım ve sordum, nasıl burada olmaz? Herkes buradaydı, her şey buradaydı. Şehir nefes alıyor, etrafımdan insanlar bir sel olmuş tüm değer yargılarını yıkmak için ilerliyor fakat ben her zaman dibinde tortu bırakmış boş şarap kadehleri buluyordum.

Gerçekten arıyor musun diye sordu şehir, alaycı sesini benden başka birde Haydarpaşa tren istasyonunda yumurta satan adam duydu. Biz ikimiz aynı anda kaldırdık başımızı. Aynı anda şaşırdık, sen mi konuştun diyerek. Aramızda onlarca km de aynı delilikte aynı gereksizliği arıyorduk besbelli. Kapa çeneni dedim şehre, sen yok ettiklerinle baş başa kal.

Tasviri zor, tabiri caiz olmayan bir şekilde yüklü bir kahkaha attı. Kalacağım yere geleceksin derken ben alet olduğum bu oyuna sırtımı döndüm.

- Zaman hesabı yapmadan, sadece olduğum anda bile karşıma çıkan bu kadar insan içinde nasıl olurda bana istediğimi vermezsin İstanbul?

- Sen ne istediğini bilebildin mi hiç?

- Sana tarifler bile verdim ben…

- Elbette, ne istemediğine dair geniş tarifler. Hep karşına istemediklerin çıktı elbet, sen kör çağın kaybetmiş insanlarındansın. Varlığın tahammül edebilir mi hiç gerçekten istediğine.

- Neyin acizliği bu, yoksa çok mu büyütüyorsun kendini?

- Senden çok fazla gördüm ben, asırlar boyu şekil değiştirdiniz. Bir içtiğiniz bardağın hammaddesi, birde içinizdeki o bulma korkusu aynı kaldı.

- Bulmaktan korksam neden arayayım?

- Çünkü yapmayı bildiğin tek şey bu. Ararsın, ararsın ve en sonunda seni bulana kapılır gidersin. Bulduğuna sarılsan sen, ertesi gün ne yaparsın?

Düşünceli bir bakış gözlerimde, retinam yırtılıyor hayır demek için, peki ama gerçekten aramayı bıraksam ben

- Ne yaparım?

Şehrin yüzüme vurdukları ile sarı sıvıyı dikiyorum kafama. Haksızsın İstanbul demek istiyorum. Çok haksızsın.

Diyemiyorum ve kalkıyorum mutlulukla oturduğum sandalyeden.

Sandalyelerin hammaddeleri değişti mi İstanbul?

Yürüdüğüm kaldırımda gerçekten aradığını bulan oldu mu?

Kimleri saklıyorsun fahişe bedeninde, kimleri döktün sokaklara polis copu kadar lüzumsuz acılarla.

Şimdi neden cevap veremiyorsun bana?

Yoksa ;

Küstük mü İstanbul?

Kelimelerin ardında kendisine ait olmayan anlamlar ararken, bir baktım o anlamları ben yüklemişim onlara. Onlar ise üstlerine aldıkları sorumluluktan bihaber, yüzüyorlar benim dimağımda.

Uzun bir zamandır yoldayım, anlamını eğip büktüğüm kelimelerimle.

Uzun bir zamandır yalnız ve arıyorum,

Acımadan kendime ve hissettirmeden kimseye

Kadere acımaz insan,

Kendine hiç kıyamaz…

 

 

Bir bardak su aldım elime, saflığına ve gerekliliğine inanamadım. Her şeyi yeniden keşfedebileceğimi ben o an anladım.

Tekrar tekrar düşeceğimi,

Ama birisinin yanımda olabileceğini,

O birisinin hiç değişmemesini isteyebileceğimi,

Kalbimin bir gün aklımı susturabileceğini,

Tüm şehrin bana el sallayarak hoşça kal demesini isteyebileceğimi,

Aklımdan ve ruhumdan tüm biriktirdiğim olmayanları yeniden var edebileceğimi…

İlk defa anladım,

Dünyanın büyüden ibaret olduğunu

Bulduğumu sevebileceğimi

Ve

Geçmişte aradığımı sandığım şeyin aslında hep yanı başımda olduğunu

Tam beş yıl,

Sadece orada.

Ama artık burada...

 

Söylediğin tüm sözlerini sana teker teker armağan ettim İstanbul. Beni kucağına bıraktığın belirsizliklerden çıktığımda beklide sana ilk zaferimi kazandım.

Belki eşitlendik kim bilir?

Artık sen eksiksin, benim istediğim sende yok. Biz hiç böyle atıl kalmamıştık birbirimize. Caddelerin, otobüs durakların, cafelerin, insanların bana sadece gülümsüyorlar artık. Hiç aklına gelir miydi; benim en büyük özlemimi senden bağımsız yaşayacağım.

Sinemaya gitmek istiyorum, geçmişte koltuklarında aradığım o sinsi koku umurumda değil artık. Yayıla yayıla izliyorum filmi, çoktan anladım anılarımın beni cezp etmediğini.

O kadar çok çalıştıktan sonra beni cezp etmek için, bir başka şehre kaptırmak üzüyor mu acaba seni?

- Yine çok ciddiye alıyorsun kendini.

- Bırakta keyfini çıkarayım, senden bağımsız özlemlerin.

- Senide bırakmamı ister misin? Benden bağımsız sokaklara.

Gözlerim buğulanıyor birden. İster miyim gerçekten?

Tüm yitirmişliklerimi saklayan bu kentten, gerçeği bulduğum için gidersem yanılmış olmaz mıyım geçmişime karşı,

Kalırsam mutsuzluktan ölmez miyim?

Ölmek ne zaman bir sıkıntı oldu benim için İstanbul, bunun cevabını da biliyor musun? Yoksa sende mi kaybettin bende duyduğun ve bulduğun hazları.

Başka bir şehirde özlüyorum, kalbimin ağırlığını sana akıtarak.

Sence senden daha mı bencil oldum ?

Gitsem, yine böyle sevgiyle linç eder misin damarlarımı?

Sağlama almak istiyor bir yanım, dönsem ve tek olmasam, kabul eder misin beni küflü odana

Tekrar?

 

Kaynak

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yokluğuna bulandı yine gece

bir çığlık duydum ta uzaktan

bir bebek doğdu.. bir bebek öldü içimde..

Soğuk ,

kasvetli ,

tuğla bir duvar örülü tam karşımda

Ardında sen..

biliyorum,gidiyorsun..

Her adımın seni bana döndürüyo sanıyorum

ses gittikçe uzaklaşıyor

kanıyorum..kalakalıyoruz..

gece..ben..ve sessizlik..

bir bebek doğdu.. bir bebek öldü içimde..

Adını İstanbul koydum bebeğin .... Mezar taşında da istanbul öldü yazmalı .. Zannımca :D

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Her yer karanlık...

..Yüreğimde gölgeler

Yaşıyorum dünyadan birhaber...

Batıyorum..Bana ellerin yeter..

Kalbime gömemem seni.

Nasıl unuturum o güzel gözlerini..

Yeter sus artık konuşma!

İstanbul şahit aşkımıza..

Sözler yetmiyor..Anılar delirtiyor,

Ben bittim artık İstanbul...

 

Bir arkadaşımın yazıp bestelediği bir şarkının ilk yarısı.İkinci yarısını yazamadım çünkü bunun kaydını yaparken şarkının ortasında bir olay olmuştu herkez gülmeye başlamıştı : )

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • KİNYAS VE KAYRA.(Hakan Günday) Yalnızlık hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı.

      Kolay değildir yalnızlık. Öğrenilmesi gerekir. Tabiî eşleri öldükten sonra otuz dört yıl evlenmeden yaşayan yaşlı kadınların yalnızlığı değil bahsettiğim. Daha çok benim gibi, kendini dünyada üzerinde yaşayan tek canlı olarak gören ve hisseden adamların yalnızlığından bahsediyorum. Böyle bir tercihin nedeni yıllarca düşünülse bulunmaz. Çünkü tek bir nedeni yoktur insanları reddetmenin. Uzun bir süreçtir. Dokuz yaşlarında başlar ve gerçekten yalnız kalana kadar devam eder. Yalnızlık paranın çekti

      , Yer: Yazarlar

    • Akarsularda Altın Aramak

      >>> https://vizyonpara.com/akarsuda-derede-altin-aramak-ve-cikarmak/   >>> https://vizyonpara.com/altin-nasil-bulunur-nasil-olusur/   >>> https://vizyonpara.com/gercek-altin-nasil-anlasilir/        

      , Yer: Yararlı ve Eğlenceli Linkler

    • Özlemek Nedir?

      özlemek nedir bu duyguyu kenndince nasıl yasarsın

      , Yer: Gnoxis Cafe

    • Hayatın yolunu bulmak

      YAŞAM YOLUNU BULMAK       Kendinizi geliştirin!       Her şey okulda öğrenilemez. Ne okuduğunuz ya da kariyeriniz önemli değil. Önemli olan hayatta ve kendi içinizde nerede durduğunuzdur.   Yaşam yolumuzu bulmak için yıllarca iniş çıkışlar yaşarız.       Sıkıntılar bizi sürekli dürter durur ki uykudan uyanalım ve yaşam yolumuzu bulalım.       Örneğin; birine aşık oluyorsun. Onu mutlu etmek için farkına varmadan onun yoluna giriyorsun. Artık kendi yolunda değilsin… Sevgilinin yolunda ile

      , Yer: Evrensel Enerjiler ve Farkındalık

    • Sadhguru, Gerçeği Aramak - Türkçe Altyazı

      Google'a adını yazdığınızda kendisi hakkında tek bir türkçe kaynak bulunmayan.   Ara sıra youtube'da ingilizce videolarını altyazı çevirisiyle izlediğim Sadhguru isimli bana göre felsefeci veya üstad.   Hindistanda ise bizdeki mevlana gibi saygı gören birisi olduğunu öğrendim.   İşte bu videolardan bir tanesini üşenmeyip bir kullanıcı türkçeye çevirmiş.   Bu videodaki görüş kendisinin gerçek konusundaki felsefesini yansıtıyor izliyoruz.  

      , Yer: Felsefe

×
×
  • Yeni Oluştur...