Jump to content

Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiirleri


faust

Önerilen Mesajlar

http://www.kulturevi.de/typo3temp/pics/28b2f01c42.jpg

 

 

 

HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

 

 

orhan kemal'in güzel anısına

 

 

işten çıktım

sokaktayım

elim yüzüm üstümbaşım gazete

 

 

sokakta tank paleti

sokakta düdük sesi

sokakta tomson

sokağa çıkmak yasak

 

 

sokaktayım

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor

yaralı bir şahin olmuş yüreğim

uy anam anam

haziranda ölmek zor!

 

 

havada tüy

havada kuş

havada kuş soluğu kokusu

hava leylâk

ve tomurcuk kokuyor

ne anlar acılardan/güzel haziran

ne anlar güzel bahar!

kopuk bir kol sokakta

çırpınıp durur

 

 

çalışmışım onbeş saat

tükenmişim onbeş saat

acıkmışım yorulmuşum uykusamışım

anama sövmüş patron

ter döktüğüm gazetede

sıkmışım dişlerimi

ıslıkla söylemişim umutlarımı

susarak söylemişim

sıcak bir ev özlemişim

sıcak bir yemek

ve sıcacık bir yatakta

unutturan öpücükler

çıkmışım bir kavgadan

vurmuşum sokaklara

 

 

sokakta tank paleti

sokakta düdük sesi

sarı sarı yapraklarla birlikte sanki

dallarda insan iskeletleri

 

 

asacaklar aydemir'i

asacaklar gürcan'ı

belki başkalarını

pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim

dökülüyor etlerim

sarı yapraklar gibi

 

 

asmak neyi kurtarır

sarı sarı yaprakları kuru dallara?

yolunmuş yaprakları

kırılmış dallarıyla

ne anlatır bir ağaç

hani rüzgâr

hani kuş

hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

 

asılmak sorun değil

asılmamak da değil

kimin kimi astığı

kimin kimi neden niçin astığı

budur işte asıl sorun!

 

 

sevdim gelin morunu

sevdim şiir morunu

moru sevdim tomurcukta

moru sevdim memede

ve öptüğüm dudakta

ama sevmedim, hayır

iğrendim insanoğlunun

yağlı ipte sallanan morluğundan!

 

neden böyle acılıyım

neden böyle ağrılı

neden niçin bu sokaklar böyle boş

niçin neden bu evler böyle dolu?

sokaklarla solur evler

sokaklarla atar nabzı

kentlerin

sokaksız kent

kentsiz ülke

kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

 

 

işten çıktım

elim yüzüm üstümbaşım gazete

karanlıkta akan bir su

gibi vurdum kendimi caddelere

hava leylâk

ve tomurcuk kokusu

havada köryoluna

havada suçsuz günahsız

gitme korkusu

ah desem

eriyecek demirleri bu korkuluğun

oh desem

tutuşacak soluğum

 

asmak neyi kurtarır

öldürmek neyi

yaşatmaktır önemlisi

güzel yaşatmak

abeceden geçirmek kıracın çekirgesini

ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

 

 

ah yavrum

ah güzelim

canım benim / sevdiceğim

bitanem

kısa sürdü bu yolculuk

n'eylersin ki sonu yok!

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor

uy anam anam

haziranda ölmek zor!

 

nerdeyim ben

nerdeyim ben

nerdeyim?

kimsiniz siz

kimsiniz siz

kimsiniz?

ne söyler bu radyolar

gazeteler ne yazar

kim ölmüş uzaklarda

göçen kim dünyamızdan?

 

 

asmak neyi kurtarır

öldürmek neyi?

yolunmuş yaprakları

ve kırılmış dallarıyla bir ağaç

söyler hangi güzelliği?

 

kökü burda

yüreğimde

yaprakları uzaklarda bir çınar

ıslık çala çala göçtü bir çınar

göçtü memet diye diye

şafak vakti bir çınar

silkeledi kuşlarını

güneşlerini:

«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,

memet!»

 

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor

üstümbaşım elim yüzüm gazete

vurmuşum sokaklara

vurmuşum karanlığa

uy anam anam

haziranda ölmek zor!

 

 

bu acılar

bu ağrılar

bu yürek

neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar

bu ağaçlar niçin böyle yapraksız

bu geceler niçin böyle insansız

bu insanlar niçin böyle yarınsız

bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

 

kim bu korku

kim bu umut

ne adına

kim için?

 

 

«uyarına gelirse

tepemde bir de çınar»

demişti on yıl önce

demek ki on yıl sonra

demek ki sabah sabah

demek ki «manda gönü»

demek ki «şile bezi»

demek ki «yeşil biber»

bir de memet'in yüzü

bir de güzel istanbul

bir de «saman sarısı»

bir de özlem kırmızısı

demek ki göçtü usta

kaldı yürek sızısı

geride kalanlara

 

 

nerdeyim ben

nerdeyim?

kimsiniz siz

kimsiniz?

 

 

yıllar var ki ter içinde

taşıdım ben bu yükü

bıraktım acının alkışlarına

3 haziran '63'ü

 

bir kırmızı gül dalı

şimdi uzakta

bir kırmızı gül dalı

iğilmiş üzerine

yatıyor oralarda

bir eski gömütlükte

yatıyor usta

bir kırmızı gül dalı

iğilmiş üzerine

okşar yanan alnını

bir kırmızı gül dalı

nâzım ustanın

 

 

gece leylâk

ve tomurcuk kokuyor

bir basın işçisiyim

elim yüzüm üstümbaşım gazete

geçsem de gölgesinden tankların tomsonların

şuramda bir çalıkuşu ötüyor

uy anam anam

haziranda ölmek zor!

 

 

 

 

Hasan Hüseyin

 

MASAL KOKUSU

Ben bu kapıları bir bir açarım açmasına ama kırarım

Şehzadelerle gitti ölü devin altın anahtarları

Masallara dönük yüzlerinizde o hiç eksilmeyen kaygu

O donuk maviliği masal cennetlerinin

Bırakın işte gözleriniz alın işte yumruklarınız

ama siz aptalsınız aptalsınız

Birgün masallaşırsam görün işte cüceliğimi

Aktıkca büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım

Ben bu kapıları bir bir kırarım kırmasına ama siz korkaksınız

Daha çocuk bile değilsiniz siz

Devler çizersiniz altın sarayların kapılarına

sonra durup ağlarsınız ağlarsınız

Bu kan sizin kanınız , evet ama ya siz kimsiniz

Neden böyle yorgunsunuz neden böyle aldatılmış

Alıcıkuşlar döner ürpertili etlerınize

Mumyaların gölgesinde piramitler dikersiniz

Atı otu iti eti bırakıp gerçek saraylarda

sürülerle kaçarsınız kaçarsınız

Aktıkça büyüyen sulardı benim şarkılarda aradıklarım

 

 

Hasan HÜSEYİN

 

IŞIKLARLA OYNAMAYIN

 

başımı döndürüp bakamıyorum

nasıl kaldı gerilerde onca yıl

 

 

karanlık bir gömütlüğü düşte geçmiş gibiyim

tatmadığım bir içkiyi bir akşam

afrikasal bir törende içmiş gibiyim

birdenbire kan yağmurlu bir bulut

birdenbire kan kokulu bir duman

şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim

 

 

ışıklarla oynamayın / dedim ben size

yararı yok karanlıkta sürek avının

dedim ben size

yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların

tutanaklar yanlış yazar

dedim ben size

 

 

karanlığı az kullanın / kirliler kokar birgün

birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız

kirlilere sığınmayın / dedim ben size

yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda

kaçın kaçabilirseniz uzak sulara

ışıklarla oynamayın / dedim ben size

 

 

 

Hasan Hüseyin

 

AMENNA

 

 

'Yaşayanlar bir gün ölür'

elbette

ağaçlarla

balıklarla

kuşlarla ben

âmenna

 

'ağlayanlar bir gün güler'

elbette

uyanmakla

anlamakla

bilmekle ben

âmenna

 

'kısa çöp uzun çöpten hakkını alır'

elbette

direnmekle

kurtulmakla

barışla ben

âmenna

 

öyle bir yerdeyim ki

ne karanfil

ne kurbağa

öyle bir yerdeyim ki

biryanım maviyosun

dalgalanır sularda

biryanım çocuk parkı

çığlıkçığlığa

öyle bir yerdeyim ki

anam gider allah allah

dölüm düşmüş sokağa

 

dostum dostum güzel dostum

bu ne beter çizgidir bu

bu ne çıldırtan denge

yaprak döker biryanımız

bir yanımız bahar bahçe

 

 

 

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

 

ACIYI BAL EYLEDİK

 

«pir sultan ölür dirilir»

 

bak şu bebelerin güzelliğine

kaşı destan

gözü destan

elleri kan içinde

 

kör olasın demiyorum

kör olma da

gör beni

 

damda birlikte yatmışız

öküzü hoşça tutmuşuz

koyun değil şu dağlarda

san kendimizi gütmüşüz

hor baktık mı karıncaya

kırdık mı kanadını serçenin

vurduk mu karacanın yavrulusunu

ya nasıl kıyarız insana

 

sen olmasan öldürmek ne

çürümek ne zindanlarda

özlem ne ayrılık ne

yokluk ne yoksulluk ne

ilenmek ne dilenmek ne

işsiz güçsüz dolanmak ne

gün gün ile barışmalı

kardeş kardeş duruşmalı

koklaşmalı söyleşmeli

korka korka yaşamak ne

 

kahrolasın demiyorum

kahrolma da

gör beni

 

kanadık toprak olduk

çekildik bayrak olduk

döküldük yaprak olduk

geldik bugüne

 

ekmeği bol eyledik

acıyı bal eyledik

sıratı yol eyledik

geldik bugüne

 

ekilir ekin geliriz

ezilir un geliriz

bir gider bin geliriz

beni vurmak kurtuluş mu

 

kör olsanı demiyorum

kör olma da

gör beni

 

 

 

 

Hasan Hüseyin

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

nehirler aka aka

 

Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin

kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu

coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel

Sana selam, sana saygı

ey yolcu.

 

Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu?

Neler var yolunun üstünde, düşündün mü?

Koşar-adım aşabilecek misin şu dağı, geçebilecek misin?

bu hızla şu beli, tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı?

Ovada dikenler yollara uçmuştur, kuru dereleri seller basmıştır,

kar yağmıştır belki o tepelere? Böyle, uçar gibi geçip

gidebilecek misin oralardan, hemen varabilecek misin oraya?

Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere, kuzgunlar tutmuştur belki

yolları. Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların.

Bütün bunları düşündün mu ey yolcu?

çünkü sen, ne ilk yolcususun

bu yolun, ne de son.

 

Derim ki sana :

Nehirler boyu git

Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,

nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,

nerelerde ve niçin mendereslidir,

nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,

gözlerinle gör, duy kulaklarınla

Gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere.

 

Derim ki sana :

Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu

Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın.

Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar

üstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yolu, koşamıyorsa

menderesler çizer nehir. uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini

nehir, açar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya denize.

 

Derim ki sana:

Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını

sen de bir nehirsin ey yolcu

Senin de varmak istediğin bir yer var

Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak

Engeller

nasıl aşılır, öğren nehirlerden

Yarı yolda yokolup gitmek değildir

amaç, nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya

Varmaktır oraya, ey yolcu.

 

Derim ki sana:

iyi oku yolunu, avucunun içi gibi bil

Dizlerini, ciğerlerini,

yüreğini sıkı tut, iyi dengele

Ovada koşar gibi vurma kendini

dik yokuşlara

uçuruma atlar gibi bindirme kayalara

"daha koş, daha koş" diye alkış tutanlara kanıp da, kesilip

kalma yarı yolda

Dipdiri varmalısın oraya

Hız koşusu değil bu,

ey yolcu, engelli koşudur bu

Engelleri aşa aşa, gücünü koruya

koruya varmalısın oraya

çünkü oraya varmaktır amacın, koşmak değil

Boşuna sevmedim nehirleri

Aktıkça büyümesi boşuna değil

nehirlerin

Akan büyür, ey yolcu

"erişir menzil-i maksuduna aheste giden" demiyorum ben sana,

"tiz reftar olanın payine damen dolaşır " demiyorum. Böyle

demiyor çünkü nehirler. Duracaksın, dolacaksın, atlayacaksın,

aşacaksın, koşacaksın ve varacaksın oraya, diyor nehirler.

öyle diyorum ben de

Beni dinle, beni anla ey yolcu.

 

adım adım

kulaç kulaç

ilerliyor nehir

yoklayıp

araştırarak

tartıp

dengeliyerek

adım adım

pençe pençe

ilerliyor nehir

birdenbire koçbaşı

birdenbire ipek bir çarşaf

ve balıklar kurbağalar yosunlar

köprüler ve yoksul değirmenleri bozkırın

birdenbire bir uğultu

birdenbire bir kıyamet

bindirip

çekilerek

çekilip

toparlanarak

varıyor cüceleşip

devleşerek

varıyor

nehirlerce kahkahalarla.

 

şarkılar söylemeliyim

nehirler gibi uzun

nehirler gibi kollu

nehirler gibi hırçın

ve yumuşak

ve nehirler gibi

dur

durak bilmeyen şarkılar söylemeliyim.

 

gitmek

nehirlerle yanyana

gitmek

nehirler gibi zor

nehirler gibi çetin

nehirler gibi umutlu

gitmek

nehirlerden de öteye

oraya

taaa oraya

o büyük kurtuluşa

yüreğim

yaralı kuşum

topla ve aç kanatlarını.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...