Jump to content

Pir Sultan Abdal ve Şiirleri


MALCOLMX

Önerilen Mesajlar

Pir Sultan’in asıl adı Haydar’dır. Sivas ili, Yıldızeli ilçesi, Çırçır Nahiyesi Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının Piriydi. Sosyal ve inanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay, Kanuni Sultan Süleyman ( 1520-1566) ve Şah Tahmasap (1524-1576) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap, Şah İsmail’in oğluydu ve adı Pir Sultan’ın şiirlerinde geçmektedir.

 

 

Pir Sultan’ın müritleri arasında Hafik ilçesi, Sofular Köyünden gelen Hızır isimli bir derviş vardı. Hızır, Pir Sultan’ın iznini alarak İstanbul’a gitmiş ve şansı açılmış, Paşa ve Beylerbeyi olmuş.

 

 

 

Efsaneye göre, Pir Sultan, Hızır’a: “Gidip okuyacaksın. Paşa, hatta vezir olacaksın. Fakat beni asmağa geleceksin!” diye söylemiş. Pir Sultan Osmanlının zulmüne karşı ayaklandığında, Paşa olan Hızır, isyanı bastırmak görevine tayin olmuş. Pir Sultan Hızır tarafından tutuklanıp Sivas Toprak Kalesine konmuş ve idama mahkum edilmiştir.

 

 

Tekrar efsaneye göre, Hızır Paşa, Pir Sultan’ın hayatını kurtarmak için O’ndan “Şah” kelimesini kullanmadan üç nefes istemiştir. Pir Sultan sazını alıp Şah’ı öven üç nefes söyledi. Fakat bu övgü İran Şahını değil, Şah-ı Merdanı, yani Ali’yi anlatıyordu. Pir Sultan asıldı ve Hızır Paşanın adı lanetle anıldı.

 

 

 

Tarihte, Hızır ismini taşıyan birkaç devlet adamı oldu. Ama büyük bir olasılıkla Pir Sultan’ı asan Hızır Paşa, 1551/2 ve 1567 yılları arasında Paşalık yapmış veya 1560-1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdat Valisi olan Hızır Paşa olabilir. Bahsedilen olaylar Pir Sultan’ın isyanı, yakalanması ve idamı süresinde, Hızır Paşanın Bağdat yolunda iken Sivas’tan geçtiği zaman olabilir.

 

 

 

Ali’yi öven ve Pir Sultan’ın idamına yol açan nefesler her zaman söylenegelmiştir. İlk önce Pir Sultan şu nefesi söylemiştir.

 

 

 

“ Hızır Paşa bizi berdar etmeden

Açılın kapılar Şah’a gidelim

Siyaset günleri gelip yetmeden

Açılın kapılar Şah’a gidelim”

 

 

 

Sonra, mahkeme tutanaklarını yazan katibe seslenip :

 

 

 

 

“ Kul olayım kalem tutan eline

Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

 

Allahı seversen katip böyle yaz :

 

Dünü gün ol Şah’a eylerim niyaz

Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas

Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz…”

 

 

 

 

Pir Sultan üçüncü bir deyişle sözlerini bitirmiş :

 

 

“ Karşıda görünen ne güzel yayla

Nir dem süremedim giderim böyle

Ela gözlü pirim sen himmet eyle

Ben de bu yayladan Şah’a gideriz

 

Pir Sultan Abdal’ım dünya durulm

Gitti giden ömür geri dönülmez

Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz

Ben de bu yayladan Şah’a giderim …”

 

 

 

 

Pir Sultan Abdal efsaneleştirilmiş, ayaklanması ve idam edilişi toplumsal koşularla göre güncelleştirilmektedir.

 

 

 

Halk kahramanı oldu ve isyanı halk haklarını savunmak için ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor.

 

 

 

Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir. Aşağıdaki deyiş herhangi bir olayı protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor.

 

 

 

“Gelin canlar bir olalım

Münkire kılıç çalalım

Hüseynin kanın alalım

Tevekkeltü taallah…

 

Açalım kızıl sancağı

Geçsin yezidlerin çağı

Elimizde aşk bıçağı

Tevekkeltü taallah….

 

Pir Sultan’ım geldim cuşa

Münkirlerin akla şaşa

Takdir olan gelir başa

Tevekkeltü taallah …. “

 

 

 

Hüseyin’in kanını almak ve düşmanlarını kırmak, yani Yezid ve Mervan’a karşı bir direniş çağrısıdır. Sözlerindeki gizli mana, baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi anlaşılmaktadır.

 

 

 

Edebiyat bakımında Pir Sultan Abdal’ın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve doğa güzelliğini O’nun gibi kimse ifade edemez. Dili ve yazış tarzı yeganedir ve kimse ile mukayese edilemez.

 

 

 

Aynı zamanda şiirlerinin derinliği eşsizdir. Mistik düşüncelerini ifade etmek için şair, doğa dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanıyor.

 

 

“ Uyur idik uyardılar

Diriye saydılar bizi

Koyun olduk ses anladık

Sürüye saydılar bizi

 

Halımızı hal eyledik

Yolumuzu yol eyledik

Her çiçekten bal eyledik

Arıya saydılar bizi

 

Aşk defterine yazıldık

Pir divanına yazıldık

Üzüm olduk şerbet ezildik

Doluya saydılar bizi

 

Pir Sultan’ım Haydar şunda

Çok keramet var insanda

O cihanda bu cihanda

Ali’ye saydılar bizi. “

 

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

 

koyun benı hak aşkına yanayım

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

Yolumdan Dönüp Mahrum Mu Kalayım

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

Benim Pirim Gayet Ulu Kişidir

Yediler Ulusu, Kırklar Esidir

On İki İmamın Server Başıdır

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

Kadılar Müftüler Fetva Yazarsa

İşte Kemend, İste Boynum Asarsa

İşte Hançer, İste Kellem Keserse

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

Ulu Mahşer Günü Olur Divan Kurulur

Suçlu, Suçsuz Gelir Anda Derilir

Piri Olmayanlar Anda Bilinir

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

Pir Sultan'ım Arsa Çıkar Ünümüz

O Da Bizim Ulumuzdur Pirimiz

Hakka Teslim Olsun Garip Canımız

Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

 

 

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez

 

Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez

Eser Bâd-ı Sabâ Yel Bozuk Bozuk

Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez

Yıkılmış Aşiret İl Bozuk Bozuk

 

Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım

El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım

Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım

Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk

 

Elim Tutmaz Güllerini Dermeye

Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya

Dört Cevabin Mânasını Vermeye

Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk

 

Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye

Zalim Paşa Elinden Mi Öl Diye

Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye

Gideceğim Amma Yol Bozuk Bozuk

 

 

 

Kul Olayım Kalem Tutan Ellere

 

Kul Olayım Kalem Tutan Ellere,

Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.

Sekerler Ezeyim Şirin Dillere,

Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.

Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

 

Sivas Ellerinde Sazım Çalınır,

Çamlı Beller Bölük Bölük Bölünür.

Yardan Ayrılmışam Bağrım Delinir,

Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.

Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

 

Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa,

Gör Ki Neler Gelir Sağ Olan Basa.

Beni Hasret Koydun Kavim Kardaşa,

Kâtip Arzuhalim Yaz Yare Böyle.

Güzelim Ey Güzelim Ey Güzelim Ey Ey.

 

 

Ilgıt Ilgıt Esen Seher Yelleri

 

Ilgıt Ilgıt Esen Seher Yelleri

Doğru Gelir Doğru Gider Mi

Hakkın Emri İle Çürüyen Canlar

Bin Yıl Yerde Yatsa Çürür Mü

 

Pazarlık Mı Olur Adil Dükkanda

Mevl-i Muhabbetim De Kaldı Yar Sende

Bu Divan Olmazsa Ulu Divanda

Dost Benim Sualim Verir Mi

 

Bahçede Açılmış Yar Gonca Güller

Gülün Figanından Sefil Bülbüller

Aşuktan Maşuğa Da Sarılan Kollar

Bin Yıl Yerde Yatsa Çürür Mü

 

Abdal Pir Sultan'ım Da Kalbi Zar Olan

Döner Mi Sözünden Gerçek Yar Olan

Senin Gibi Aht-ı Sadık Yar Olan

Verdiği İkrardan Döner Mi

 

Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma

 

Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma

Erilir Gam Yeme Divane Gönül

Er Başımda Duman, Dağ Başında Kış

Erilir Gam Yeme Divane Gönül

 

Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz

Şah-ı Merdani' nin, Biz De Kılavuz

Üç Günlük Dünyada, şu Yahşi Yavuz

Erilir Gam Yeme Divane Gönül

 

Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada

Bu İş Böyle Oldu, Kalsın Burada

Cümlemiz Niyetlendiği Murada

Erilir Gam Yeme Divane Gönül

 

alıntı

Pir Sultan ülkemiz in yetiştirdiği en önemli halk ozanlarından ve halk ve hak savunucularındandır...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

cok güzel bir paylaşım malcom teşekkürler bunlarda benden.....

 

Ceke Ceke ben bu dertten ölürüm

 

Çeke çeke ben bu dertten ölürüm

Seversen Ali'yi değme yarama

Ali'nin yoluna serim veririm

Seversen Ali'yi değme yarama

Bu yurt senin değil konar göçersin

Körpe kuzulardan nasıl geçersin

Ali'nin dolusun bir gün içersin

Seversen Ali'yi değme yarama

Ilgıt ılgıt oldu akıyor kanım

Pir yoluna kurban verilir serim

Benim derdim bana yeter efendim

Seversen Ali'yi değme yarama

Abdal Pir Sultanım deftere yazar

Hilebaz yar ile olur mu pazar

Pir melhem çalmazsa yaralar azar

Seversen Ali'yi değme yarama

Şu yalan dünyaya geldim giderim

Gönül senden özge yar bulamadım

Yaralandım al kanlara bulandım

Gönül senden özge yar bulamadım

Güzel olan neyler altın akçayı

Arif olan düzer türlü bohçayı

Vücudunda seyreyledim bahçeyi

Dosta el değmedik nar bulamadım

Güzellerin zülfü destedir deste

Erenler Hak için oturmuş posta

Bir zaman sağ gezdim bir zaman hasta

Hasta halin nedir der bulamadım

Felek kırdı benim kolum kanadım

Baykuş gibi viranlarda tünedim

Bugün üç güzelin nabzın sınadım

Can feda yoluna der bulamadım

Felek benim kurulu yayım yastı

Her köşe başında yolumu kesti

Keskin kadeh ile dolumdan içti

Yandı yüreciğim kar bulamadım

Pir Sultan Abdal'ım dağlar ben olsam

Üstü mor sümbüllü bağlar ben olsam

Alem çiçek olsa arı ben olsam

Dost dilinden tatlı bal bulamadım
.....

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

GELDİM

Çıkıp gökyüzünde sökün eyleyen

Şam'da kul Yusuf'u görmeye geldim

Eğildim turaba yüzümü sürdüm

Hakkın divanına durmaya geldim

 

Nurdan kuşak kuşattılar belime

Hak Muhammed Ali geldi dilime

İnem gidem imamların yoluna

Yusuf'tan bir haber almaya geldim

 

Pir Sultan Abdal'ım dünyadan göçtü

İdris peygamber de donunu biçti

Suyu suya köpreyledi kim geçti

Yusuf'tan bir haber almaya geldim

 

Yapusu var usul ile yapulu

Hocası var kapusunda tapulu

Bir şar gördüm üç yüz altmış kapulu

Kimini açıp kimini örtmeye geldim

 

 

Pir Sultan Abdal

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bugün Yardan Haber Geldi

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Eğildim Bir Buse Aldım

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Güzel Olanı Severler

Yanağından Gül Dererler

Kulakta Mengiç Küpeler

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Baş Koydum Yarin Dizine

Uykular Girmez Gözüme

Ağ Ellerin Sür Yüzüme

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Şekerden Şerbet Ezerler

İnce Tülbentten Süzerler

Dört Yanım Almış Güzeller

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Pir Sultanım Gel Yanıma

Seni Sarayım Canıma

Dola Kolların Boynuma

Bir Bir Yandan Bir Bir Yandan

Pir Sultan Abdal

Yazdıkları hala aşıkların dilinden düşmez. Aşık Hüdai'nin "Gönül, çalamazsan aşkın sazını, ne perdeye dokun , ne teli incit" mısrasındaki gibi, sadece yüreği yangın yeri olanların sazında telinde dirilir. Bir bir yandan, bir bir yandan...

Paylaşım için teşekkürler...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş

 

Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş

Korudur Da Benli Dilber Korudur

Gülünü Dererken Dalını Kırmış

Kurudur Da Benli Dilber Kurudur

Neredesin De Dudu Dillim Nerede

Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

Bu Meydanda Serilir Postumuz

Çok Şükür Mevlaya Gördük Dostumuz

Bir Gün Kara Toprak Örter Üstümüz

Çürüdür De Benli Dilber Çürüdür

Neredesin De Dudu Dillim Nerede

Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

Pir Sultan Abdal’ım Başımdan Başlar

İyisini Korda Kemini Taşlar

Bin Çiçekten Bir Kovana Bal İşler

Arıdır Da Benli Dilber Arıdır

Neredesin De Dudu Dillim Nerede

Neredesinde Kömür Gözlüm Nerede

 

Pir Sultan Abdal

--------------------

BİR SÖYLENCENİN İZİNDE

 

 

Üzerinde çok şey yazılmış, çok yorumlanmış bir kişidir Pir Sultan Abdal. Sanatın, gerçek anlamda değerin kalıcılığı, zaman çarkına karşı alabildiğince direnir. Belki de zaman çarkına koşut biçimde döner. Gerçek sanatı, zaman kesiti değil, bireyin algılama süreci olarak tanımlayabileceğimiz zamanın tümü değerlendirir.

Pir Sultan Abdal budur işte. O, yaşadığı dönem ve ortamın dışına aşmış gerçek bir ozandır. O’nu asanlar, O’nun deyişlerini silememişlerdir. O’nu yargılayanları, tarih çoktan süpürüp çöplüğe atmıştır, ama O kalıcı olmuştur. O yokluklar içinde kıvranırken, bir koyunun kuzusu için yazdığı sözcükler birey belleğinde iz bırakmıştır. Ölüm buyruğunu verenler ise, konaklarında yüzlerce ayakçı ve koruma ile yaşamışlar ne yazık ki, yalnızca O’nun kin dizelerinde lanetle anılan adlar olarak kalmışlardır.

Söylenceye dönüşen bir yaşam

Pir Sultan Abdal’ın yaşamını dört başı bayındır olarak niteleyen Cemal Süreya, söylence sözcüğünün anlamını şöyle özetler : “Olayların ya da kişilerin, kitlenin ortaklaşa düşgücünde değiştirilip abartılması, yeni görüntüler kazanması.”

Bir yerde ütopya anlamını da taşır efsane sözcüğü. Kitlenin birtakım derin özlemleri vardır; kitle bir olayı, bir kişiyi, o özlemler çerçevesinde hayatın atomlarını indirir. Onu kendine özgü bir dışavurum biçimi haline getirircesine çarpıtır, düzeltir. Ama içinde o özlemin karşılığını taşımayan bir efsane değeri kazanamaz. Bunun için sözkonusu olayın ya da kişinin elverişli olması gerekir. Dikkat edersek, yurdumuzda efsaneleşme koşulları bu ana ögelerin bir araya gelmesi, ya da bunlardan birinin ilginç biçimde başat olmasıyla tamamlanıyor.

Nelerdir bunlar ? Sanırım şunlardır : mazlumluk (ezilmişlik), haklılık, haklılığın kitlenin hak anlayışıyla birleşmesi, bir de gözüpeklilik. Efsaneleşmiş kişide, efsaneleşmiş olayda kimi zaman bu ögeler yan yana gelir. Kimi zaman sadece birinin çektiği derin çizgi, o olayı bir efsane, o kişiyi bir efsane kişisi haline getirir. Kısacası, efsane, halk duygusunun, bir ortaklaşa bilincin malıdır. (Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Ada Yay. İstanbul 1976)

Pir Sultan Abdal’ın yaşam öyküsü, bütün bu ögeleri içerir. Olay üç önemli kişilik üzerinde kurulmuştur. Pir Sultan Abdal (mazlum), Hızır Paşa (zalim) Pir Sultan Abdal’ın musahibi Ali Baba (dönek) olarak bu söylencede yerlerini alırlar.

Günümüzde, Sivas topraklarında söylencenin canlı izlerini süreriz. Yıldız Dağı sırtlarındaki taş yığınını andıran bir yer için “Pir Sultan’ın Ağılı” tanımlaması kullanılıyor. Banaz’ın ortasında eski bir tekke ayakta kalmak için son direnişini verir gibi duruyor. Bakımsız küçük bir bahçe içinde yer alıyor. Yakın zamana dek, halkı kubbesi altında birleştirici işlevini sürdürmüş. Söylendiğine göre, tekkedeki çok sayıda yazma kitap kısa süre önce yitmiş. Şimdi boş, loş ve nemli tekkede üç dört boş tabut durmakta. Tekkenin hemen başucunda bir kaya yer alıyor. Bu, bir tür “dilek kayası”. Kayanın altında mumlar yakılır, dilekler dilenir, adaklar adanır. Biraz ileride ise, köyün ortak pınarı ve yunağı bulunuyor.

Çok renkli giysiler içinde, Pir Sultan Abdal’ın bacıları pınar başında çalışıyorlar. Köyü boylu boyunca geçip, Pir Sultan Abdal yontusu görülüyor.

Köyün içinde Pir Sultan Abdal’ın bir anısı daha var. Bu kocaman bir kaya. Kayanın ucunda üç parmak kalınlığında bir delik yer alıyor. Söylenceye göre, Pir Sultan Abdal, bu kayayı asasının ucuna takıp Horasan’dan getirmiştir. Önceleri köyün bir başka yerinde bulunan kaya, 1979 yılında şimdiki durduğu küçük bahçeye yerleştirilmiş. Bu küçük bahçe ise Pir Sultan Abdal’ın bostan yeridir.

1979 yılında yapılan Pir Sultan Abdal heykeli Banaz’ın kuzeyindeki tepe üzerinde kondurulmuş. Köye yaklaşık yarım km. uzakta. Yontuda, Pir Sultan Abdal, bağlamasını iki eli ile başının üzerinde tutuyor. Yüzü ise Yıldız Dağına dönük. Yontunun yer aldığı bu tepenin üzerinde bir düşek bulunuyor.

Bir harman yeri büyüklüğündeki alan, Pir Sultan Abdal’ın oğullarından Seyit Ali Sultan’ın adını taşıyor. Seyit Ali’nin cem yapıp semah döndüğü yer olarak biliniyor. Orada bulunan taş yığını, Seyit ali’nin ya oğullarından birinin mezarını simgeliyor. Pir sultan’ın mezarı Banaz’da değil.

Akla yatkın bir anlatışa göre, Pir Sultan asıldıktan sonra Sivas’ın Kepçeli mezarlığına gömülmüştür. Kızılbaşlarca gizli gizli ziyaret edilen mezar, bir süre sonra yitip gitmiştir. Bu nedenle günümüzde Pir Sultan Abdal’ın mezarının yeri bilinmez.

 

Hızır Paşanın Pir Sultan ile ilişkisi de söylenceye dayanır. Buna göre Hızır Paşa, Sivas’ın Hafik İlçesi Sofular köyünde doğar. Pir Sultan’ın adını duyup Banaz’a gelir. Pir’den nasip alır. O’nun ilkin azapı (hizmetkarı) sonra mürüdi olur. Kapısında yedi yıl hizmet görür.

Günlerden bir gün Pir’e : “Bana himmet et de bir makama geçeyim” der.

Pir Sultan :“Hızır, sana himmet ederim, büyük bir adam olursun, sonunda gelip beni asarsın!” der

Hızır, Pir Sultan’ın himmetiyle İstanbul’a gider. Orada ilerler. Paşa olur. Sivas’a da vali gelir. Yoksul halkı ezmeye, haram yemeye, namus gözetmemeye başlar.

Sivas’ta bir Kara-Kadı, bir de Sarı-Kadı vardır. İkisi de haram yer. Bunun üzerine, Pir Sultan, köpeklerine Kara Kadı ve Sarı Kadı adlarını verir. Bunu duyan kadılar, Pir Sultanı Sivas’a getirtip sorguya çekerler.

Pir Sultan :

“Evet, benim köpeklerim sizden iyidir. Siz haram yersiniz, benim itlerim haram yemez.” der. “Nerden biliyorsun ?” diye sorarlar. “İsterseniz deneyelim” diye karşılık verir.

Şehrin hacıları, hocaları toplanır. Gizlice bir kap haram, bir kap da helal yemek hazırlatırlar. Kadılar oturup haram yemeği yerler. Bu kez köpekler getirilir. Köpekler, yemekleri kokladıktan sonra, haram yemeği bırakırlar, helal yemeği yerler. Bunu gözleriyle gören hacılar, hocalar :

“İyi köpek kötü kadıdan üstündür” derler.

Bunun üzerine Pir Sultan kadıları yeren bir deyiş söyler. Bu sırada Hızır Paşa’nın buyruğu üzerine, kocabaşlı Kör Müftü, “Şah” kelimesinin anılmasını yasaklayan, anaların ise dillerinin kesilip öldürüleceğini bildiren bir “fetva” verir. Pir Sultan Abdal, bu fetvayı dinlemez. Nereye gitse “ela gözlü” şahını över. O’nun yolunda ölümü göze aldığını bildirir. Bunu duyan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas’a çağırır.

Hızır Paşa eski Pirine ilkin saygı gösterir. O’na güzel yemekler hazırlatır. Pir Sultan bu yemekleri yemez.Hızır Paşa nedenini sorunca Pir Sultan:

“Sen yoldan çıktın, haram yedin, yetimlerin ahını aldın, bu haram yemekleri ben değil, köpeklerim bile yemez.” der.

Pencereden seslenip Banaz’daki köpeklerini çağırır. Yemekleri köpekler de yemez. Buna kızan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas’ın Toprak Kalesine atar. Ne de olsa eski Pir’i olduğu için kıymak istemez. Bir süre sonra Pir Sultan’ı huzuruna çağırtır. İçinden “ŞAH” adı geçmeyen üç deyiş söylerse, bağışlayacağını söyler.

Pir Sultan Abdal söylediği üç deyişte de, baştan sona Şah’ı anar. Hızır Paşa büsbütün öfkelenir. Şeyhin asılmasını ister. Sivas’ta Keçibulan denen yerde darağacı kurulur. Pir Sultan asılmağa giderken, çoluk çocuğunun yas tutmamasını dileyen bir deyiş söyler.

“Ali Baba eğer söze uyarsa

Emir Hudadandır Beyler kıyarsa

Ala gözlü yavrularım duyarsa

Alın çözüp kara bağlamasınlar.”

Hızır Paşa bir buyruk daha verir. Pir Sultan asılırken halkın Pir’i taşlamasını ister. Taşlamayanların ise öldürüleceğini bildirir. Pir Sultan Abdal’ın müsahibi Ali Baba buyruğa uymak zorunda kalır. Ancak taş atmaya kıyamaz ve aldığı bir gülü atar. Pir Sultan atılan taşlardan çok bu gülün kendisini yaraladığını bildiren son deyişini o zaman söyler. Pir Sultan Abdal idam edilir.

Ertesi sabah kahvede toplanan halk Pir sultan’ın idam edilişini konuşmaya başlar. İçlerinden biri :

“Hızır Paşa bu gece Pir Sultan’ı astırdı” der. Bir başkası :

“Olamaz, ben O’nu bu sabah Koçhisar yolunda, Seyfebeli’nde gördüm” der.Bir üçüncüsü :

“Ben Malatya yolunda, Kardeşler gediğinde gördüm” diye karşı çıkar. Bir dördüncüsü :

“Yeni-Han yolunda, Şahna geçidinde” gördüğünü söyler. Beşinci bir kişi :

“Tavra Boğazında” karşılaştığını bildirir.

Topluca, darağacının bulunduğu yere giderler. Bakarlar ki, darağacında Pir Sultan’ın hırkası asılı duruyor, kendisi yok. Darağacından inip yola düşen Pir Sultan’ın peşine askerler düşer. O’nu yakalamak isterler. O sırada Kızılırmak Köprüsünün öte başına geçen Pir Sultan :

“Eğil Köprü” der. Köprü eğilir ve suya batar. Irmağın beri tarafında kalan askerler bir şey yapamadan geri dönerler.

Pir Sultan Abdal, doğruca Horasan’a gider. Şah’ın huzuruna çıkıp iki deme söyler. Oradan Erdebil’e gider ve orada ölür. Orada gömülür. “

Pir Sultan söylencesinde birkaç veriyi şöyle özetleyelim. Pir Sultan’ın ocağında büyüyen Hızır Paşa, yediği yemeği inkar eden bir haindir. Pir Sultan eski öğrencisinin yanlışlarını onaylamamıştır.

Yolkardeşi Ali Baba ile bu direnişe girmiştir. Ali Baba ölüm korkusu karşısında döneklik yapmıştır ve Pir Sultan asılmıştır.

Pir Sultan’ın kimi şiirlerinde bir ayaklanma hazırlığı içersinde olduğunu göstermektedir.

“Yetmiş üç er idik girdik bu yola

Yalbırdaki kılıçlar hep aldık ele

Mevlam Kur’an nasip olsa bir kula

Kudretten okunur onun yasini”

Toplu bir ayaklanma yaşanır. Yetmişüç kişilik kalabalık arasında Pir Sultan aranır. Pir Sultan bu evrede Ali Babadan yardım ister. Ne var ki, korkudan Ali Baba yardım etmez.Bunun üzerine Pir Sultan Abdal :

“Hani benim ile lokma yiyenler

Canı başı dost yoluna koyanlar

Sen ölmeden ben ölürüm diyenler

Dostlarım geriye kaçtı bulunmaz.” dizelerini okur.

Müsahibi Ali Baba taş yerine bir gül atar, oysa bu gül atılan taşlardan daha çok yaralar Pir Sultan’ı :

“Şu kanlı zalimin ettiği işler

Garip bülbül gib zareler beni

Yağmur gibi taşlar yağar başıma

Dostun bir gülü yareler beni.”

Söylenceyle tarihin örtüştüğü noktalar bizi bir insana götürür. Bu insan, tüm sesi ile Anadolu insanının duygularını ve düşüncelerini yansıtır. Cemal Süreya, ün ile söylenceyi şöyle karşılaştırır :

 

“Ün, türlü koşullar içinde koşuyu kazanan bir attır. Efsane, koşuyu kaybetse de, “kaybettikten sonra da” koşuyu sürdüren bir at. Zapata’nın atı gibi. Vurulduktan sonra da uçan bir kuş. Halk onu alır, can kafesinin içine sokar, orda besleyip durur can yongasıyla. Budur efsane. Efsanemiz ise başkalarının yazgısında .

 

 

Alıntıdır

 

“Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal “ kitabı - Fuat Bozkurt

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Beni Görüp Yönün Öte Döndürme

Beni görüp yönün öte döndürme

Yine gitmez meylim sendedir sende

Yıkıp hilâl kaşlariını yere indirme

Günah sende değil bendedir bende

 

Şeker vardır dudağında dilinde

Arzumanım kaldı gonca gülünde

Sen bir padişâhsın hükmün elinde

Senin ile dâvam sendedir sende

 

Sensiz çıkıp yaylaları yaylamam

Engeller içinde sırrın söylemem

Çok günah işledim inkâr eylemem

İk'ellerim kızıl kandadır kanda

 

Nice beyler ile gezdim yoruldum

Kan bulanık aktım duruldum

Sencileyin çok güzele sarıldım

Dahi sevgin candadır canda

 

Pîr Sultan Abdal'ım böyle deyiptir

Âşıklar güzeli sevegeliptir

Bir güzel sevmeyle kanlı m'oluptur

Kellem terkidedir yandadır yanda

 

Pir Sultan Abdal

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yalan Dünya

 

Yürü bire yalan dünya

Yalan dünya degil misin

Hasan ile Hüseyin'i

Alan dünya degil misin

 

Ali bindi Düldül ata

Can dayanmaz bu firkata

Boz Kurt ile kiyamete

Kalan dünya degil misin

 

Tanri'nin Aslan'in alan

Düldül'ü daglara salan

Yedi kere işsiz kalan

Kalan dünya degil misin

 

Bak şu kişa, bak şu güze

Ciger kebap oldu köze

Muhammed'i bir top beze

Saran dünya degil misin

 

PIR SULTAN'im ne yatarsin

Kurmuş çarkini dönersin

Ne konarsin. ne göçersin

Kalan dünya degil misin

 

PIR SULTAN ABDALhttp://img515.imageshack.us/img515/5526/pirsultanabdal.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Atatürk Şiirleri - Serdar Yıldırım

      EŞSİZ ASKER ATATÜRK O, bir millete baştı. Yel oldu, dağlar aştı. Sel oldu, düşman kaçtı Tüm dünya buna şaştı Eşsiz asker Atatürk. --------------------------------- ATATÜRK VE CUMHURİYET O'nsuz tarih olmazdı. O, doğmasaydı. Tarih kitaplarını yırtardım, Cumhuriyet kurulmasaydı. --------------------------------- CUMHURİYET Haykır durma, Cumhuriyet 96 yaşında. Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında. *     *     *      * Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın

      , Yer: Atatürk'çü Düşünce Kulübü

    • Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri

      En sevdiğim ile başlıyorum... Seni   Öyle uzun seviyorum ki seni Ya yaradılışta doğmuşum Ya ölümsüzün biriyim ben... Hasret Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye Oyun Oynasak Biri yıldız olsa Biri ben olsam.   Oynasak Gelse gecenin biri Çağırsak gündüzün birini Biri ben olsam.  

      , Yer: Şiir

    • Aşık Veysel Şatıroğlu Hayatı ve Şiirleri

      “Üçyüzonda gelmiş idim cihana”   Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in dünyaya geliş öyküsü, Anadolu köylerinde hemen birçok çocuğun yaşadığı olağan bir doğum biçimidir. Ama, bugün özellikle dışarıdan bakanlar için ilginçtir, olağandışıdır. Anlatmak gerekirse, annesi Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken sancısı tutmuş, oracıkta dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çap

      , Yer: Yazarlar

    • Etkilendiğiniz Şiirleri, Dörtlükleri Yazın

      ben kendimle başlayayım   BAYRAMLAR BAYRAM OLA   Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine   Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..   Eli öpüldükçe içi burkuldu Konuşmak istedi, dili tutuldu Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu   Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..   Düşündü kış yakın, evde odun yok Tenekede yağ yok, çuvalda un yok Yok yoka karışmış; tuz yok, s

      , Yer: Şiir

    • Palmira Kraliçesi Sitti Zeynep Sultan

      Palmira Kraliçesi Leyla Zeynep Sultan (240- 275) Asya Sahilini (Selezya) yöneten Sultan Zeynep (Leila Zenobia), 14 Şubat 270’de Roma’da, öldürülmeden önce ev hapsinde tutulduğu sarayın balkonunda, temsili olarak, zincire vurulmuş resmedildi. İtalyan Ressam Herbert Şmals, tablonun sağ alt köşesinde, gardiyan Valentin’i kraliçe Zeynep’e hayran bakarken resmetmeyi de ihmal etmedi. Öldürüldüğü gün, odasında, genç gardiyan Valentin’in ona yazdığı kâğıt parçası bulundu. Kâğıtta “Seni seviyorum Ze

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

×
×
  • Yeni Oluştur...