Jump to content

Türk Sinemasında Minimalizm: Zeki Demirkubuz


Locked

Önerilen Mesajlar

 

http://www.istegenc.com.tr/content/images/content_2009/ekim/sinema/zeki_demirkubuz_01.jpg

Meksika'nın Alejandro González Iñárritu'su varsa bizim de şehir hayatının insanın ruhunu büzüştüren sıkışıklığını ustaca anlatan Zeki Demirkubuz'umuz var.

Zeki Demirkubuz, Türk sinemasında minimalizm denince ilk aklımıza gelen isim. Liseden atılmış, konfeksiyon atölyesinde ütücülük yapmış, işportacı olarak çalışmış, 1980 darbesinden sonra hapis görmüş biri olarak, dram anlatacaksa buna sonuna kadar hakkı var.

Demirkubuz, İstanbul Üniversitesi'nde İletişim Fakültesini bitirdi ve Zeki Ökten ustanın yanında asistanlık yapmaya başladı. 1994’te ilk filmi "C Blok"u çekti. Bugün izlediğinizde (ki DVD'sini ancak ikinci el bulabilirsiniz), sonraki filmlerine göre olgunlukta geri kalmaz ancak üsluptaki yetersizliğini görebilirsiniz.

Demirkubuz, zamanla anlatımını mükemmmelleştirdi. Gelin görün ki bu mükemmellik, asla bir Nuri Bilge Ceylan filmindeki gibi caka satan sinematografi olmadı. Yani teknik terör estirmedi, bu da zaten kendi tabiri.

Demirkubuz hayatı boyunca yaşadığı zorlukları, dramları filme aktarırken zekice kullandı. İkinci filmi, bizce başyapıtı olan "Masumiyet" (ki Venedik Film Festivali'ne bu filmle konuk oldu) ve 1999'da çektiği "Üçüncü Sayfa" ile bunu net olarak görebilirsiniz.

http://www.istegenc.com.tr/content/images/content_2009/ekim/sinema/zeki_demirkubuz_02.jpg

Sonraki filmleri ise "Karanlık Üzerine Öyküler" adlı bir üçleme idi: 2001'de Cannes'da gösterilen "Yazgı" ve "İtiraf" ile 2003'te çektiği "Bekleme Odası". 2006’da çektiği "Kader"le "Masumiyet"in de başlangıç öyküsünü anlattı.

Zor akan filmlerden sıkılıyorsanız, Demirkubuz'a mutlaka şans verin. "Öteki Türkiye" denen kavramı içinizi boğmadan, hatta bazen sizi şaşırtacak akıcılıkta anlatan, "ezilmiş edebiyatı" yapmadan dram anlatabilen belki de tek Türk yönetmendir kendisi. Zaten şöyle bir şey diyen bir yönetmeni nasıl sevmeyebilirsiniz ki?

"Sinemanın halkı uyandırmak gibi, gerçekleri anlatmak gibi işlevlerinin olduğuna inanmıyorum. Aksine Tarkovski'nin, Bergman'ın yaptığı gibi bir iç yolculuğa gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kişisel olan aynı zamanda zaten toplumsaldır, ama toplumsal olan kişisel değildir."

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Halk Korkusu Bağlamında Türk Korku Sineması Üzerine Bir İinceleme

      KORKUDAN HALK KORKUSUNA Korku, diğer hislerde olduğu gibi belirli bir tek tanıma sahip değildir. Korku üzerine birçok araştırmacı farklı bakış açıları ile tanımlama yapmışlardır. Türk Dil Kurumu, çevrimiçi Güncel Türkçe sözlüğünde korku terimini; “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü” olarak tanımlamaktadır . Korku bilinmez olanın merak edilmesi ile başlamaktadır. Aslında bilinmeyene karşı korku durumu ötekinden gelebilecek zarar düşüncesinden de kaynaklanm

      , Yer: Sinema

    • Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları

      Türk kültüründe cadı ve hortlak olarak anılan bazı doğaüstü varlıklardan bahsedilir. Bunların öldükten sonra dirildiklerine inanılırdı. Bazı bölgelerde kan içtiklerine de inanılırdı.   İşte bu nedenle cadı ve hortlak adlı doğaüstü varlıkların, diğer kültürlerdeki vampir inanışlarıyla benzerlikleri üzerine bazı tartışmalar söz konusudur. Tarihi kaynaklarda ve folklor araştırmalarında konuyla ilgili pek çok bilgi vardır. Türk kültüründeki cadı ve hortlak inanışları yakın zamana kadar ken

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Kadim Türk Geleneği Çam Bayramı

      Kadim Türkler, dağları kutsallaştırıyor ve affı da buralardan umuyordu. Altaylılar her dağı değil, sadece kutsal dağları ziyaret ediyorlardı.   Bir dağ nasıl kutsal sayılıyordu? Neden? Elbette, bugün bunu kimse hatırlamıyor.Üç tepeli Sümer Dağı her zaman için çok önemli olmuştu. Bu dağ, dünyanın, yani Meru’nun merkezidir. Burası Kadim Altay’ın en kutsal yeri idi. Kimse burada yüksek sesle konuşmazdı. Hiç kimse bu dağın etrafında ava çıkamazdı. Otlarını koparamazdı. Aksi günah sayılıyo

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Türk Yapımı Korku Oyunu: Meknun

      Aslında pek korkunç değil ama güzel bir oyun. Üye olabilmek için sorulan 5 soruyu cevaplamanız gerekiyor.(çok zor ama cevapları her yerde paylaşılıyor) Üye olduktan sonra gizleri çözmeye başlayabilirsiniz.   GİRİŞ Ey Alim kişi ! Bilgin ve Kudretinin yetmeyeceği Meknun gizindesin. Yaratıcının sana bahşettiklerini kullanmanın vakti geldi... Kaderindekiler karşına çıktıkça nefsin ve aklınla yüzleşeceksin... Sen intihab edildin ! Sen ! Ey Alim kişi ! Kahin rehberin, nefsin ve ruhun ışığın,

      , Yer: Yararlı ve Eğlenceli Linkler

×
×
  • Yeni Oluştur...