Jump to content

non_serviam

Önerilen Mesajlar

RUH

Tiyatroya gönül veren her insanın yolunun öncelikle sevgiden geçtiğine inanmak istemişimdir hep.

Çünkü insanı insana anlatan bir sanat her şeyden önce insanı barındırmalıdır içinde.

Bugün yazımda size tiyatro insanlarını anlatacağım bir aktör adayının gözüyle...

Tiyatroyu her gün doğuran insanları...

Yazarı, yönetmeni, tasarımcısı, oyuncusuyla...

Bizi derinden yaralayan ve yakalayan Hamlet'i,

Tanrılara karşı bile doğru bildiği uğruna her şeyi göze alan; Prometheus'u,

Kenar mahallenin dilberi Neriman'ı,

Bitirim İzmarit Nuri'yi...

Ete, kemiğe, ruha kavuşturan insanları...

Tek başına anlamsız kalan bu öğelerin her biri; bir araya geldiklerinde ölümsüzlüğe kavuşurlar.

Yazar yazdığı metni tanıyamaz sahnede,

Tasarımcının gözleri kamaşır diktiği kostümü ışığın altında gördüğünde,

Oyuncu karakterinin hayatından aldığı o kareyi yaşar adeta...

Çünkü tiyatro bir sihirdir...

Ama bu sihir gösterisinde sihirbaz tek bir kişi değildir.

Bir aktör olarak, yaşamak istediğim bir çok hayatı bu ölümlü hayatıma sığdırmak için bu yolu seçtiğimi söyleyebilirim.

Peki benimle aynı yolu seçen diğer sanatkarlar...

Bizler için hayatlar, sokaklar, evler, aşklar, ölümler, yaratanlar...

Gerçek hayatla ne kadar örtüşür bilmiyorum ama benim kafamdaki ideal tiyatro düzeninde,

herkesin eşit hak ve özgürlükleri ama farklı görev tanımları var.

Bir oyunun yüzü olan biz aktörler, bir çok defa oyunun kalbinin ve beyninin hakkını vermeyi ihmal ediyoruz düşüncesindeyim.

Biz sahnede ne kadar heyecanlanıyorsak, geriliyorsak, onlar da ışık odasında, perde arkasında o kadar heyecanlanıyor,

geriliyor ve en az bizler kadar emek veriyorlar...

Bir yazarın oyunun ilk defa sahnelenişinde ne kadar heyecan duyduğunu, metninin hakkını veren arkadaşına, nasıl içten sarıldığını geçen seneki tecrübemizde gördüm...

Bana göre anahtar sözcük empati...

Anlamalıyız birbirimizi...

Yazarlar, tasarımcılar kısa bir dönemde olsa küçük bir rolde olsa oynamalı bir oyunda ki anlayabilsin bir oyunun psikolojisini, hislerini...

Yeri geliyor öyle bir cümle yazıyor ki yazar, metin olarak şaheser...

Ama oynarken düğümlüyor oyuncunun dilini, boğazını...

Yahut bir kostüm dikiyor tasarımcı, ağır,hareket etmeyi zorlaştıran...

Yanlış kumaş seçiminin birçok spot ışığı altında nelere mal olacağını,oyuncunun bir yandan izlenmek gibi zor bir psikoloji ile uğraşırken,

diğer yandan karakterini kaybetmemeye çalışırken, bir yandan da yanan tenini, damlayan ve makyajı yüzünden akıtan terini düşünmeye çalışması

ne kadar zorluyor onu...

Aynı şekilde biz oyuncular da yazmalıyız arada, denemeler yapmalıyız.

Yarattığımız şeye nasıl bağlandığımızı o metin de kendimizi, hayatımızı, yüreğimizi ortaya koyduğumuzu görmeli, bir metni budarken, yada yeni bir yorum getirirken yazarın anlatmak istediklerine saygısızlık etmemeyi...

Bir kostümün, bir maskenin yada en basit bir dekorun bile ne kadar uzun süreçte hazırlandığını bilmeliyiz.

Ne aşamalardan geçtiğini, ne kadar emek harcandığını...

Hepimizin ortak bir derdi ve ortak bir aşkı var...

Ama nedense bir türlü paylaşamıyoruz aramızda pastayı...

Herkes de bir önde olma telaşı, bir "en büyük pay benim" takıntısıdır gitmekte yıllardır.

Düzen bozulmuş, bu sihirli dünyanın yaratıcıları, emekçileri sihre inanmaz olmuşlar.

Oyuncu alkışı alıyor diye kıskanılmış, oyuncu alkışı ben alıyorum diye kendini tek sanmış hep.

Ve sonunda "Tanrı ve tanrıcıklardan" oluşan, ne dış dünyayla uyum içinde yaşayan ne de iç dünyalarında huzura eren mutsuz bir topluluk haline gelmiş tiyatrolarımız...

Biz yeni nesil sanatçı adayları olarak bu bozuk düzenin çarklarından olmamalı; aksine bu düzeni yakıp yıkmalıyız.

Çünkü sanatçı ruhu bu değişimi gerektirir...

Büyük usta Muhsin Ertuğrul şüphesiz uzun yıllar önceki bu sözleriyle bize bu ruhu vasiyeti olarak bırakmıştır,

ve sahip çıkmak boyun borcumuz, namus borcumuzdur...

"Tiyatro, üstünkörü bir meslek değildir. tiyatro bir tutku, bir kara sevda, ömür boyu baş döndürücü bir sevgidir. hem de mezara kadar süren bir sevgi!

Her deniz teknesinin olduğu gibi, herkesinde bir pusulası vardır. Bu pusulanın ibreleri çeşitli yönleri gösterir...

Benim pusulamın ibresi hep tiyatro sevgisini gösterir...

Sevgiliden uzak kalmak elbet üzücüdür ama onu size bıraktırdılar diye siz onu bırakamazsınız ki... O sizin içinizde."

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Kapsamdan ziyade sanatı anlatıs tarzınız güzeldi :) bir sevgili gibi , sinema tv öğrencisi olarak hissettiklerimi okudum sanki , tiyatronun takipçisi ve seyircisi olarak bir kez daha anladım ki , tozu dumana katmakla yanıp tutuşan ruhlar ancak sahnenin o güzel kokusunu bize hissettirebilir:)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Pitch çok yoğun bir yaz dönemi geçirdi ve hala kendine gelememişken okulumuz çok sıkı bir başlangıç yaptı.

Ama ben gerekirse kulağından tutup getireceğim merak etmeyin.

Oyun incelemesi bölümüne de bu seneki dersler ışığında klasisizm ve romantizm ile ilgili incelemelerimizi ekleyeceğim en kısa zamanda.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

oyh dersler dersler dersler...:D:D...supersin non...bu yazını gerci daha önce okudum ama kısmet ve niyet diyerekten yogunluk arasında kısa kısa burdayım...:D:D...

 

-evet itiraf ediyorum non-serviam döve döve getirdi beni ama yine arada bi zaman oldu gelmek için amaaaaaaan ne önemi var...:D:D...hepinizi özledim bre zındıklar...!!!

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...