Jump to content

Resim Sanatında Akımlar ve Sanatçılar


pureprision

Önerilen Mesajlar

Öncelikle belirtmek istiyorum ki diğer Sanat akımları konulu başlıktan bağımsız ve daha detaylı bir içeriktir..Teşekkürler.

 

Önce Klasizmle başlamak istiyorum :).

 

KLASİZM:

 

Rönesans sanat geleneklerine uygun resim yapma anlayışının hakim olduğu bir sanat akımıdır. Perspektif, ölçü, plan, kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınarak daha çok realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir.

 

Klasizm; Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır.

Bu akımın başlıca temsilcileri; Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti ve Raffaello'dur.

Leonardo da Vinci:

 

Mükemelliğin ve insan zekasının en son noktasının gelmiş geçmiş en büyük temsilcisi, çok yölü sanatçı,yüzyıllara damgasını vuran mucit, heykeltraş, mimar, mühendis, İtalyan Rönesans ının en büyük ressamı.

 

İtalyan Rönesansının ve hümanizmin en büyük güçlerinden biri olan Leonardo Da Vinci, 1452 yılında ailesinin adını aldığı Vinci kasabasında doğdu. Babası avukat Ser Piero Antonio da Vinci, Leonardo'nun annesi soylu bir aileden gelmediği için onunla evlenemedi ve Leonardo evlilik dışı doğdu. Annesi Catarina sonradan başka bir erkekle evlendiği için Leonardo babasının evinde yetiştirildi. Leonardo, ilk öğrenim yıllarında aritmetik ve geometride öğretmenlerini sorduğu sorularla şaşırtacak kadar çabuk ilerledi. Keskin zekası ve yetenekleri çok küçük yaşlarda bile dikkat çekiyordu. Müzikle de ilgileniyor ve oldukça iyi bir şekilde lut çalıyordu. Fakat çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resimdi. Babası bu yeteneği farkedince, onu Flosansa'nın en önemli atölyelerinden birinin başında olan ve aslen bir kuyumcu ustası olan Andrea del Verroccio'nun eğitimine verdi. Burada Botticelli, Perugino, Lorenzo di Credi, Francesco di Simone, Botticini ve Biagio d'Antonio ile birlikte son derece kapsamlı bir sanat eğitimi aldı. Leonardo,1469 ile 1476 yılları arasında devam ettiği alışılmışın dışında bir eğitim veren 'politeknik labarutuvarından' çizim , mimari ve heykelin yanı sıra optik, botanik ve müzik alanlarında da temel bilgiler edindi. (Leonardo'nun ünlü Arno Manzarası, Müneccim Kralların Tapınması ve Aziz Hieronymus eskizi ile birkaç resim bu döneme aittir.) Veroccio'nun ''İsa'nın Vaftiz Edilmesi'' tablosundaki meleklerden birinini Leonardo'ya ait olduğu düşünülmektedir.

 

1472 yılının Haziran ayında adı Floransa'lı ressamlar loncasının defterine bağımsız bir ressam olarak Lyonardo di Ser Piero da Vinci diye geçti. 1482 yılına kadar ünlü ve zengin bir koruyucusu olmadan bağımsız olarak çalıştı. Sadece kendi seçtiği resim ve heykel konularını çalıştı ayrıca örneklerini doğadan alan ilk ressam oldu. Eski resim anlayışının biçim ve renk çalışmalarından oldukça ileri giderek ışık ve gölge etkilerinin ilk farkına varan ressam da o oldu. Rengin perspektifle değişkenliğini irdeledi. Fakat ışığın özelliklerini sadece görmekle yetinmedi, bilgiye karşı doymaz merakıyla gözün fiziksel yapısını inceledi, optik ve dalga hareketleri üzerine çalıştı. Bununla da yetinmeyen Leonardo, hayvan ve insan bedeninin yapısını inceledi ve adele hareketlerinin kurallarını araştırdı. İlk defa fizyoloji ve botanik'i inceleyerek bu bilimlere de öncülük yaptığını da eklersek onun ne kadar çok yönlü bir zeka olduğu anlaşılabilir.

1482 yılında Leonardo, Milano'ya gitti. O sıralar Milano'yu Ludovico Sforza yönetiyordu. Leonardo ona ilgi çekici bir mektup yazarak hizmette bulunmayı teklif etti. Askerlik ve savaş yönetiminde kendi buluşu olan dokuz yeni fikir ileri sürdü ve onuncu fikrini de şöyle özetledi; ''10. Barış zamanında, mimarlıkta, binalar kurmakta ve su yolları yapımında ustalara eriştim. Mermer bronz ya da tuğladan heykeller yontabilirim. Resim yapmak ise , mesleğimdir; bunu mesleğini yerine getiren herhangi bir adamın becerdiği kadar becerebilirim. Ayrıca, babanızın anısını ölümsüzleştirecek bir anıt yapabilirim.''

Leonardo Milano'ya giderken at başı büyüklüğündeki lutunu da yanında götürmüş, Dükün önünde çaldığı zaman bütün müzisyenleri altetmişti. Ayrıca zamanını en iyi hazırlıksız şiir söyleyicisiydi. Dük bu genç Floransalı ressamın çekiciliğine hemen kapıldı ve teklifini kabul etti. Böylece onun on yedi yıl Milano'eda yaşayıp çalışmasını sağladı.

Dehasını çeşitli çalışmalarıyla ortaya koydu. Ludovico da onun kişiliğini sanatı kadar iyi değerlendirebilmesini bildi. Leonardo bütün saray eğlence ve gösterilerinin de başındaydı. Hicivler, alegoriler ve şarkılar yazıyor ve ayrıca kendi görevleriyle de uğraşıyordu. Bu yoğun çalışma temposunu kendine has bir uyuma düzeniyle gerçekleştirebiliyordu. Günün her saatinde yanlızca 15 dakika uyuyarak verimli bir çalışma sistemi geliştirmişti. 1485 'de Milano'da görülen bir salgın, Leonardo'ya şehri bir sağlık düzeniyle yeniden kurma fikrini verdi. Planları hazırladı ve Ludovico'ya sundu. Ertesi yıl Milano katedrali için planlar hazırladı. Bu arada geometri, astronomi, enerji ve lut yapımı üzerinde çalışıyor, boş zamanlarında da Francesco Sforza'nın at üzerindeki heykelinin modelini hazırlıyordu. Yıllarca süren çalışmanın sonunda 80 metrelik heykeli tamamladı ve Milano'da sergiledi. Fakat bu dev heykelin bronzdan dökümü yapılamamıştı ve altı yıl sonra da Milano Fransızların saldırısına uğradığında okların hedefi oldu ve yıkıldı.

Leonardo Da Vinci , 1494 yılında Lombardiya ovasını baştan başa kaplayacak su yolları şebekesinin planlarını hazırladı ve şimşek ve fırtına üzerine gözlemler yaptı. Ressam Leonardo ise ''Madonna'' resmini bitirmiş ve aynı yıl resimlerinin en ünlüsü ''Son Yemek'' tablosuna başlamıştı. Bu resim Santa Maria delle Grazie manastırının duvarına yapılmıştı, fakat tempera boyası sıvaya, sıva da duvara uymamıştı, kısa zamanda parça parça dökülmeye ve bozulmaya başladı. Son Yemek adlı tablo, bozulmuş durumuna rağmen dünyanın en büyük eserlerinden biridir. Rönesansın kusursuzluğa ulaşan ilk baş eseri ve bütün çağların resim tarihinde en mükemmel kompozisyon diye tanımlanan bu eser, kusursuz tekniği ile ancak yaratıcısının esin kaynağıyla boy ölçüşebilir. Leonardo'nun Milano döneminde aralarında ''Kayaların Bakiresi'' adlı tablosunun da olduğu sayısız iç süsleme ve portre çalışması vardır.

Ludovico düklükten çekilince, Leonardo 1499 yılı sonunda Milano'dan ayrılarak Venedik'e gitti. Venedik'te Düşes Isabella Gonzaga onu son derece iyi karşıladı. Düşesin tebeşirle bir portresini yapan Leonardo, bunu sonradan bir tablo haline getireceğine söz verdi fakat bilim Leonardo'yu gittikçe daha büyük bir güçle kendine çekiyordu ve vaktinin çok büyük bir bölümünü matematiğe ve mühendisliğe ayırıyordu. Leonardo'nun mimari ve askeri mühendisliğe ilgisi, gezilerini ve etkinliklerini de belirlemişti. Savaş makineleri, toplar, nakliye ve kuşatma gereçlerine dair bilgisini dükalığın düşmesinden sonra, Cumhuriyetin askeri danışmanı sıfatıyla Venedik'e gittiğinde pratiğe dökme fırsatı buldu. Leonardo askeri mühendis olarak, Brunelleschi, Taccola, Francesco di Gorgio ve Valturio'nun kavramlarını geliştirdi. Ateşli silahların ortaya çıkmasından sonra karada ve denizde kullanılanılabilecek silahlar tasarladı ve balistik deneylerle bu silahların etkilerini gözler önüne serdi. Leonardo'nun diğer askeri tasarımları arasında çok namlulu toplar, fırlatma mekanizmaları ve patlayıcılar da sayılabilir. Ayrıca bugün kullandığımız haliyle makasın tasarımcısı da Leonardo'dur.

1500 yılının Nisan ayında Flosansa'ya doğru yola çıktı. Şimdi de coğrafyaya ilgi duymaya başlamıştı, Hazar Denizi'ndeki med ve cezir üzerine araştırmalar yapıyor, yazılar yazıyordu. Aynı zamanda Arno Nehri'nin kanalize edilmesi için planlar hazırlıyor ve diğer yol ve köprü yapımı projeleri üzerine çalışıyordu. Hatta bu tasarımlarının arasında 1502'de Osmanlı Padişahı II. Bayezid'e sunduğu ve Haliç için tasarladığı bir köprü de bulunur. Fakat kabul görmedi. -Bu tasarım daha sonra 2001 yılında Norveç'te yapıldı.- Bu dönemde Soderini Leonardo'ya yontması için bir mermer blok teklif etti, fakat buna ayıracak zamanı olmadığından teklifi geri çevirdi. Bu mermer daha sonra Leonardo'nun çağdaşı olan Michelangelo'ya Davut heykelini yapması için verilmiştir.

Michelangelo, Leonardo'yu sevmezdi. Bir gün yolda karşılaştıklarında, Michelangelo ona '' At ressamı! Bir heykeli bile bronza dökemeyip utanç içinde kaldın.'' diye bağırdığı rivayet edilir.

1502 yılında Cesare Borgia'nın hizmetine giren Leonardo, bütün orta İtalya'yı baş mühendis sıfatıyla dolaştı ve bu yolculukları sırasında yaptığı kusursuz ve ayrıntılı altı harita bugün Windsor Saray Kitaplığı'nda saklanmaktadır. Kısa bir süre sonra Floransa'ya dönen Leonardo, Floransalı bir soylunun sarayının toplantı odası için savaş resmi taslağı hazırlamakla görevlendirildi. Leonardo'nun değişiyle hayvanca bir çılgınlık olan bu savaş resmi bütün ressamların hayranlığını ve övgüsünü kazandı. Leonardo'nun Raphael gibi genç sanatçılar üzerinde bıraktığı etkiler büyük ve kalıcı oldu. Bu dönemde Leonardo, ünlü resmi ''Mona Lisa'' üzerinde çalışıyordu. 1506 yılında tamamlanan bu resimdeki kadın portresi, gülümsemesi, garipliği ve anlamının güçlülüğüyle ün salmıştır.

Aynı yıl bir kere daha Milano'ya gitti ve ünü ordan Fransa'ya kadar ulaşana dek orda kaldı. 1514 yılında Fransa kralı I. Fransuva'nın teklifini kabul ederek Ambois yakınındaki Cloux şatosuna yerleşti. Öldüğü 1519 tarihine kadar da burada yaşadı.

Olağanüstü resim ve heykellerinden başka not defterlerindeki yazıları ve taslaklarıyla yüzyılların en büyük insanı ve en yüce zekası sıfatını hakeden Leonardo, ta o çağlarda bir uçak taslağı çizmiş, buharın kullanılışını da inceleyip, bir buhar topu ve gemilere çark şemaları da çizmiştir. Hidrolik biliminin yaratıcısı ve resim çekiminde karanlık odanın bulucusudur. Suyun molekül yapısı, ses ve ışık dalgaları üzerine geniş bilgisi olan Leonardo, çiçek ve filiz yapısı ve düzeni konusunda da çalışan ilk kişidir.

Eserlerinden örnekler;

http://www.hschamberlain.net/kant/leonardo.jpg

http://www.yeniresimler.net/data/media/245/leo9.jpg

 

http://dabt3000.files.wordpress.com/2009/03/leonardo-da-vinci-painting-leda-and-the-swan.jpg

 

http://www.sanatlog.com/wp-content/uploads/2008/12/leonardo20da20vinci20-20head20measured20and20horsemen.jpg

 

http://www.yeniresim.com/data/media/368/www.yeniresim.com_-_Tablo_-_Leonardo_da_Vinci_-_Mona_Lisa.jpg

http://www.success.co.il/knowledge/images/Pillar8-Thought-and-Art-Vitruvian-Man-Leonardo-da-Vinci.jpg

 

http://www.yeniresimler.net/data/media/245/leo13.jpg

 

http://www.foothilltech.org/bclancy/images/Art%20History%20Gallery/images/leonardo_da_vinci_hands_sketch.jpg

 

 

Michelangelo Buonarroti ;

 

Michelangelo, 6 Mart 1475'te Caprese kasabasında doğdu. Soylu bir aileden gelen babası Ludovici Bounnarroti kasabanın belediye başkanıydı. Fakat Michelangelo'nun doğduğu yıl, babasının başkanlık görevi sona erdirildi ve yoksullaşan aile Floransa'ya taşındı. Burada bir taş işçisinin karısının bakıcılığına verilen Michelangelo, yıllar sonra bunun üzerine,'' Dadımın göğsünden sütüyle birlikte keskiyi ve tokmağı da emdim.'' diyecektir.

 

Çocukluğunda Michelangelo'ya sıkı bir eğitim verildi, fakat çocuğun sanata olan merakı babasının engellemelerine rağmen giderek büyüdü. En sonunda 1488 yılında Ghirlandaio diye bilinen Dominico ile David Currado'nun yanına çırak olarak verilen Michelangelo, resim yeteneğiyle kısa sürede farkedildi. On üç yaşındayken bile Michelangelo, doğayı gözlemlemeden, düşlerinin doğanın gerçeğine uyup uymadığını denemeden hiçbir şeyi renklendirmezdi. Sık sık balık pazarına gider, balıkların şeklini, göz ve solungaçlarını inceler, sonra da büyük bir titizlikle resmederdi.

Ustası Ghirlandaio'nun yanından bir süre sonra ayrılan Michelangelo, Lorenzo de Medici ya da ''Muhteşem Lorenzo'' diye bilinen bir soylunun koruyuculuğunda kurulan okulda heykeltraşlığa başladı. Kısa sürede Lorenzo'nun ilgisini çekti. Lorenzo okulda bir gün, Michelangelo'yu çöpe atılan bir mermerden yaptığı sırıtan bir yüz heykelini parlatırken görür. Bu Lorenzo'nun çok hoşuna gider ve yarı şaka yarı ciddi '' Oldukça yaşlı bir yüz yapmışsın, bu geçkin budalanın tüm dişleri de yerinde. İnsanların yaşlandıkça dişlerinin döküldüğünü bilmiyor musun?'' diye sorar. Michelangelo da keskisini kaptığı gibi üst çeneden bir diş kırar. Bu zekice davranışın üzerine, Lorenzo çocuğun babasını çağırtır ve onu kendi evine aldırır. Michelangelo burada 1492 yılına, Lorenzo'nun ölümüne kadar kalmıştır.

Bu yıllar Michelangelo'nun sanatının yetişme dönemidir ve o döneme ait eserlerde Lorenzo'nun aşıladığı Yunan etkileri görülür.

Şiire ilgisi de bu yıllarda başladı. Dante'den oldukça etkilendi. Tam da bu yıllarda Güzel Luigia de Medici'ye aşık olması edebiyata olan ilgisini arttırmış ve karşılıksız kalan aşkını güçlü bir sone dizisinde dile getirmişti. On sekiz yaşında yalnız yüreği bir kez daha coşmuş ve bir başka aşk şiirleri dizisinde genç Tommaso Cavalieri'ye seslenmişti. Fakat Pescara markisinin dul karısı Vittoria Colonna için yazdığı şiirler, bunlardan daha güçlüdür. Michelangelo, sayıları oldukça kabarık olan bu şiirlerde Vittoria'ya olan aşkını anlatmış, yalnız bu mistik şiirlerinde değil, hristiyanlıkla ilgili eserlerinde ve platonik aşkın mutluluklarını dile getiren, sanatın sırlarını anlatan yazılarında da hep Vittoria'ya seslenmiştir. Michelangelo'nun şiirlerindeki anlatım, kişiliğindeki gibi yoğun ve güçlüdür. Hayatındaki tüm çoşkunluk ve ateşi heykellerinde olduğu gibi yazılarında da yansıtırdı.

Çağdaşlarını gözünde Michelangelo, çabuk kızan, sinirli, kendini beğenmiş alaycı ve aksi biriydi. Hatta gençlik yıllarında alay ettiği ve sert bir dille işini eleştirdiği bir okul arkadaşının yumruğunun izini hayatı boyunca burnunda taşıdı.

1492 yılında Lorenzo ölünce, Settignano'ya dönen Michelangelo burada anatomi çalışmaya başladı. Daha sonra üç yıl süreyle, çalışmalarına Venedik ve Bologna'da devam etti. Vatanı Floransa'ya döndüğünde yaşının küçük olmasına karşın sanatında olgunluk dönemine girmişti bile. 1595 yılında '' Uyuyan Cupid'' adlı eserini bitirdi ve bu eser St. Giorgio Kardinali'ne antika diye satıldı. Bir yıl sonra Roma'ya giden sanatçı, ''Baküs'' adlı mermer heykelini yaptı. Bundan böyle sadece başarılı bir ressam değil, aynı zamanda verimli bir heykeltraştı. 1499 yılında hristiyan heykelciliğinin ilk gerçek eseri olan ''Pieta''yı tamamladı. Olağanüstü güzellikteki bu eser şimdi Vatikan'dadır.

1501 yılında yeniden Floransa'ya dönen sanatçı, bir yıl sonra '' Bruges Madonna'' adlı eserini, üç yıl sonra da ünlü ''Davut'' heykelini yaptı. On sekiz ayda tamamlanan bu heykel dört buçuk metre boyundadır. Aynı dönemde '' St. Mattew'' heykelini ve ''Pisa Savaşı''nın taslağını yapmıştır.

1505 yılında Papa II. Julius, Michelangelo'yu Roma'ya davet etti ve onu kendi türbesini yapmakla görevlendirdi. Yıllarca süren çalışmanın sonunda tamamlanan eser olağanüstü güzelliğiyle görenleri kendine hayran bırakır.

Üç yıl sonra Michelangelo'ya Sistine Kilisesi'nin tavan süslemeleri görevi verilir. İlk başta bu görevi reddeden Michelangelo, sonunda kabul ederek sanat tarihine kusursuz bir eser kazandırmıştır. Kilisenin tavan süslemeleri üç yıl sürmüştür.

1527 yılında toplumda iyice saygın bir kişi olarak tanınan Michelangelo, Levazım Generali seçildi. 1534 yılında görevinden ayrılan sanatçı, Floransa'yı terkederek Roma'ya yerleşti. Roma'da, Papa III. Paul, atmış yaşında olan Michelangelo'yu Vatikan'ın baş mimarı, ressamı ve heykeltraşı olarak görevlendirildi. Aynı yıl Sistine Kilisesi için ''Kıyamet Günü'' freskine başlayan Michelangelo bu eseri yedi yılda bitirdi. Ayrıca Paulin Kilisesi'nde freskler, resimler ve heykeller yapmış, 1574 yılında St. Peter kilisesinin mimarlığını da üstlenmiştir. 1564 yılı Şubat ayının bir öleden sonrasında hayata gözlerini kapayan Michelangelo hiç evlenmedi. Sadece sanatıyla evli olan sanatçı, tüm hayatını ve enerjisini eserlerine verdi. Bir papaz arkadaşı, evlenmemesine ve çalışmalarının ürününü ve ününü bırakacak çocukları olmamasına çok üzüldüğünü söylediği zaman, Michelangelo, ''Sanat bana fazlasıyla eş oldu. Beni daima çalıştırdı, çabalattı. Geride bıraktığım eserlerim ise çocuklarımdır. Hiçbir değeri olmasa bile ben onlarda yaşarım'' dedi. Gerçekten de dediği gibi yüzyıllardır eserleriyle yaşamaktadır.

 

Eserlerinden örnekler ;

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ef/Michelangelo_Buonarroti_016.jpg

 

http://www.malaspina.org/gif/david2.jpg

 

http://d1shzm2uca9f83.cloudfront.net/large/michelangelo_pieta.jpg

 

http://static.artbible.info/large/slang_appel.jpg

 

http://www.windoweb.it/guida/arte/arte_foto/michelangelo_buonarroti_2.jpg

 

http://pet-portraitartist.com/old-masters/artists-pics/michelangelo.jpg

 

http://www.christusrex.org/www1/citta/P-Saul.jpg

schizophrana tarafından düzenlendi
Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Raffaello

 

Raffaello, (d. 6 Nisan1483 - ö. 6 Nisan1520) ünlü İtalyan ressam. Raffaello, Raffaello Sanzio, Raffaello Santi, Raffaello de Urbino veya Rafael Sanzio de Urbino gibi isimlerle de anılmıştır.

İtalya 'nın Urbino kentinde 6 Nisan 1483'te doğdu. Raffaello, Rönesans hareketlerini, erken gelişmiş becerikli bir genç olarak görmüş, işe on altı yaşında yaptığı “Havva’nın yaratılışı” ve “Trinite” tabloları ile başlamıştır. Raffaello’in babası olan Giovanni Santi de Urbino da ressamlık yapıyordu. Babası 1494 senesinde ölünce Raffaello, kendi evinde dış etkilerden uzak bir şekilde çalışmalarını sürdürdü.

Raffaello, Floransa’ya gidince kendisini Rönesans’ın içinde buldu. Leonardo da Vinci ve Michelangelo etkisinde kalarak sanatına yenilikler kattı. Floransa’da 1508 senesine kadar yaptığı tabloları “Sistine Madonne” “La Belle Jandinière”, “Madonna of the Chair” ve “Entombmeut”tur.

Raffaello, Roma’da PapaII. Julius için çalıştı. Roma’ya geldiği zaman, Michelangelo, Julius’un yaptırdığı Sistine kilisesinin süslemesini çiziyordu. Raffaello, burada ilk olarak Papanın kütüphânesini dekore etti. Çizdiği teolojik, felsefî, lirik tablolarında sükûnet; renklerde âhenk; konularda berraklık ve bir bütün ifâde hâkimdir. Raffaello’in yaptığı işlerden biri de kumaş üzerine koyduğu süslemelerle, duvar örtüleri hazırlamasıdır. 1513-1521 seneleri arasında hazırladığı on adet büyük duvar süsleme örtüleri, Sistine kilisesinde kullanılmıştır. 1514 yılında, Papa Leo X'in emri altında da Saint Peter Bazilikasının baş mimarı olarak görev yaptı.

37. doğum gününde, 6 Nisan 1520'de, Roma'da öldü. Raffaello, Avrupa’da klâsik ressamlığın temelini atmıştır. Michelangelo’dan farklı olarak görünen her şeyi bütün zenginliğiyle tabloya aktarmış, târihî ve Hıristiyanlığa âit dînî konulara sâdık kalmış, pozlara konuşuyormuşcasına ifâde niteliği kazandırmıştır.

 

Eserlerinden örnekler ;

http://img149.imageshack.us/img149/8440/raph3vs6.jpg

 

http://www.fotos.org/galeria/data/559/Raffaello-The-Three-Graces.jpg

 

http://www.tamsquare.net/pictures/R/Raphael-%5BRaffaello-Sanzio%5D-Madonna-della-Sedia.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f3/Sanmichele_satana_raffaello.jpg

 

http://www.gliscritti.it/blog/images/raffaello_madonna_del_cardellino.jpg

 

http://www-groups.dcs.st-and.ac.uk/%7Ehistory/Diagrams/School_of_Athens.jpeg

 

http://3.bp.blogspot.com/_PM5ZX5pn0QU/SLmqwlnZT3I/AAAAAAAAAcc/QqK7cpIQTiI/s320/Raffaello-Dama-con-Liocorno.jpg.

 

BAROK;

Barok, Avrupa'da yaygınlaşan sanatta bir anlatım biçimidir. Başlangıcı ve bitişi için kesin bir tarih verilememekle birlikte 16. ve 18. yüzyıllar arasında oluşup şeklini almış bir dönemdir. Mimarlık, müzik, resim ve heykelin etkileyici temalar altında birleştirilmesi amacını güder. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detayları ile dönemin müzik ve edebiyatında da kendini gösterir. Yoğun bir etki bırakan bu anlatım biçimi kendi alanında fazla eser verildiğinden bir dönem adı olarak anılmaya başlanmıştır. 1600'lerde Roma'da kilise etkisinde doğmuşsa da tüm Avrupa'ya yayılmıştır.

Mimaride Mimar Louis Le Vau ve bahçeci André Le Nôtre tarafından yapılan Versailles Sarayı, Barok mimarisinin en tipik örneklerindendir. Bunun yanında resimde Caravaggio, Rembrandt, Rubens, Vermeer; heykelde Gianlorenzo Bernini; müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, Domenico Scarlatti, Georg Friedrich Handel, Georg Philipp Telemann Barok tarzında eser vermiş kişilere örnek teşkil eder.

 

SANATÇILAR

 

Carravagio;

 

 

http://static.flickr.com/54/172168341_5ffd25d33b_m.jpgKuzeyli bir ressam olan ve o sıralarda Roma’da misafir olarak bulunan Van Mander’in Michelangelo Merisi Caravaggio’yu gördükten sonra yazdığı bir cümledir bu. Yaşadığı dönemde gücü ve dehası kabul edilmiş bir kişi. Kendisinin fazlaca farkında olan ve bunun sınırsız tatminini kimi zaman gösterişli tavırları, kavgacılığı ve serseriliği ile dışa vurmuş bir sanatçı.

Kimisi ondan “sanatçı kimliğinin” ilk abartılı ifadesi olarak bahseder.

Caravaggio Markizi Francesco Sforza’nın kâhyalığı yapan, mimarlık ve dekorasyon gibi işlerle uğraşan (anlayan) Fermo Merisi isimli bir baba ve Lucia Aratori isimli bir annenin muhtemelen en küçük çocuğudur Michelangelo. Ailenin diğer bütün çocukları büyük ihtimalle Milano’da doğmuş. Kesin olmamakla birlikte söylenen salgın hastalıktan kaçan ailenin Milan’a 30 km uzaklıktaki Caravaggio’ya yerleşmiş olduğudur.

Hareket ve macera dolu yaşamı, Milano yakınındaki ona ismini veren Caravaggio kasabasında başlamış. Eğitimini, çağının pek çok sanatçısının izlediği yollardan geçerek tamamlamış: 11 yaşında Simone Peterzano’nun yanına girmiş ve usta-çırak ilişkisi içerisinde yetişmiştir.

http://static.flickr.com/70/172168577_11518a3b98_m.jpgDaha sonra, 1588- 1592 arasındaki bir tarihte Roma’ya gitmiştir. Bazılarının bahsettiği kadarıyla; Roma’ya geldiğinde beş parasız, “yarı çıplak”, kalacak yeri olmayan, yarı sefil bir haldedir. Birkaç ay sonra Papa VIII. Clement’in en iyi ressamlarından Giuseppe Cesari’nin yanında çalışmaya başlar. Bilinen ilk tablosu “Meyve Sepetli Oğlan”1 1593 tarihinde yapar. Tablosunda modellik yapan kişi, Roma’daki arkadaşlarından biridir. Bu 16 yaşındaki Sicilyalı Mario Minniti’dir. Ressam Prospero Orsi ve Mimar Onorio Longhi ile de önemli dostluklar kurmuştur bu dönemde.

Roma’ya geldikten birkaç yıl sonra 1594 yılında Cesari’nin yanından ayrılır. Kendi ayakları üzerinde durmaya başlamıştır artık. Roma bu dönemde “Karşıreform” hareketinin etkisiyle kilise tarafından sanata büyük önem verildiği canlı bir sanat merkeziydi.

Caravaggio’nun Roma’da bulunduğu sıralarda Rönesans’ın tüm etkilerini inceleme imkânı bulduğunu, antik kalıntıları, Michelangelo ve Raffaello gibi büyük ustaların eserlerini gördüğünü, incelediğini düşünmek sanırım yanlış olmaz. Ancak erken çalışmalarında daha çok Giorgione ile ifadesini bulan bir kuzey duyarlılığı söz konusudur ve Roma’daki ilk dönemlerinde de bu anlayışı sürdürmüştür.

http://static.flickr.com/77/172205906_bc1204ab1b_m.jpgZamanla natürmort gerek dinsel gerek günlük hayattan sahneleri içeren erken dönem çalışmalarının ayrılmaz bir parçası olmuştur. 1596 (bazı kaynaklarda 1597) tarihli “Meyve Sepeti ” adlı resmi, bağımsız bir natürmort çalışması olarak batı resim sanatında bu alandaki erken örneklerden birisidir. Caravaggio’nun bilinen tek natürmort eseridir. Milano’da, Pinacoteca Ambrosiana’da bulunmuştur. Tablonun kardinal Borromeo tarafından satın alındığı veya kardinal del monte tarafından kütüphaneye bağışlandığı düşünülmektedir.

Bazı konuları farklı ele alışlarının yanı sıra Caravaggio, erken çalışmalarında bile üslupsal bir yenilenmenin ipuçlarını vermektedir. Resimler, tek bir kaynaktan gelen yoğun ışık kullanımı, nesnelerin dokularının sunumu konusundaki ustalık ve olayın doruk anının aktarımı ile barok özellikleri yansıtmaktadır. Onun dramatik etkiyi arttırıcı ışık kullanımı, tenebrizm* ya da Caravaggioculuk adı verilen bir yaklaşımın doğmasıyla sonuçlanacaktı. Figürler, koyu bir fon üzerinde sunulurken, yoğun bir ışık huzmesiyle aydınlatılan resimsel mekânda oluşan ışık-gölge karşıtlığı sonucu hacim kazanmaktadır. 1596-1600 arasına tarihlenen “Emmaus’da Yemek“, tenebrizmin izlenebildiği erken Caravaggio resimlerinden birisidir. 1600-1601 yıllarında yaptığı bu tablo İngiltere’de London National Gallery’de bulunmaktadır.

http://static.flickr.com/61/172458657_0634c8b329.jpg?v=0

Caravaggio’nun en önemli özelliği o dönemde geçerli olan standart güzellik anlayışını göz ardı ederek insanı zorlayan, şok eden bir gerçeklikle resim yapmış olmasıdır.

Resimlerindeki doğal gerçeklik, Caravaggio’nun yaşadığı dönemde kazandığı şöhretin temel nedeni olmalıdır. Ancak gerek resimlerini ele alışındaki bu tutum, gerekse sanatçının skandallara yatkın kişiliği, şöhretinin etrafında pek çok tartışmanın yaşanmasına neden olmuştur.

Daha birçok şeyde olduğu gibi bazı sanat yapıtlarının tadına varılmasında, alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı aşmaktaki isteksizliğimizden daha büyük bir engel yoktur. Bildiğimiz bir konuyu alıştığımızdan farklı bir biçimde ortaya koyan düşünceler, yazılar hatta resimler tarih boyunca “doğru” olmadığı gibi gerekçe ile eleştirilmiştir.

“Bir öykünün sanatta canlandırılışını ne kadar sık görmüşsek, aynı konunun hep aynı örneğe uygun olarak betimlenmesi gerektiğine o kadar körü körüne bağlanırız. Kutsal konulara gelince, özellikle bu konularda duygular o doruk noktasındadır. Bilindiği gibi Kutsal Kitaplar, İsa’nın dış görüşüne ilişkin en ufak bir ip ucu vermezler. Ama Tanrı’nın bile insan biçimli hayal edilemeyeceği ve giderek, alıştığımız imgeleri ilk kez o sanatçıların yarattıkları bilindiği halde, birçokları hala, bu geleneksel biçimlerden uzaklaşmanın günah işlemek gibi bir şey olduğuna inanırlar.”

“Kocaman yürekli, devrimci” İtalyan ressamı Caravaggio, bir Roma kilisesinin sunak masasına konmak üzere kendisine sipariş edilen “Aziz Matta” tablosunu işte böyle farklı bir biçimde yorumluyor. Kendisinden istenen “şapkadan tavşan çıkarmak” gibi bir mucize. Oysa, onun gözünde Matta, bir tavşan yetiştiricisi ve asıl resmedilmesi gereken o.

http://static.flickr.com/61/172168486_bad34dfe7b_m.jpgKutsal kitabın içeriğindekileri yeni bir bakış açısıyla yorumlama çabası bazılarına göre sadece kiliseyi bazılarına göre bir çok kimseyi kızdırdı. Skandal 1600 yılları dolayında etkinlik gösteren cesur ve devrimci İtalyan ressamı Caravaggio’nun etrafında koparıldı. Aziz, vahiyleri yazarken betimlenecek ve vahiylerin Tanrı’nın sözü olduğunu kanıtlamak için Aziz’in yanına esin perisi bir melek konulacaktı. Üstün bir hayalgücüne sahip ve uzlaşmasız bir genç olan Caravaggio, Aziz Matta’yı, hiç ummadığı bir anda kitap yazma durumunda kalan kalan yaşlı, yoksul bir emekçi, sıradan bir halk adamı olarak tasarlamaya çalıştı. Çalışması sonucunda, koca bir kitabı kabaca elinde tutmaya çalışan ve hiç alışık olmadığı her halinden belli yazma eylemi nedeniyle tedirginlikle alnını kırıştıran, ayakları çıplak ve kirli, başı kel bir Aziz Matta çizdi. Yanına da göklerden inip, öğretmenin küçük bir öğrenciye yaptığı gibi, azizin elini yumuşakça yöneten genç bir melek koydu.

Caravaggio tabloyu kiliseye teslim ettiğinde, halk bunu azize karşı yapılmış bir hakaret olarak saydı ve ortalık birbirine girdi. Tablo kilise tarafından geri çevrildi ve Caravaggio yeni bir çalışma yapmak zorunda kaldı. Solda gördüğünüz Aziz Matta ve Melek tablosunun ilk haliydi. Tablonun orijinalini 1815 yılında marki Giustiniani satın almış ve mirasçıları tarafından Berlin müzesine bağışlanmışsa da II. Dünya Savaşı sırasında ortadan kaybolmuştur.

http://static.flickr.com/44/172168554_abd35390c5_m.jpgBaşına yeni bir bela gelmesini istemeyen sanatçı, melek veya azizlerin nasıl görünmeleri gerektiğiyle ilgili en geleneksel kalıp düşüncelere özenle bağlı kaldı. Kuşkusuz yine iyi bir tablo çıktı ortaya, çünkü Caravaggio tabloyu elinden geldiğince canlı ve ilginç kılmaya çalışmıştı. Ama buna rağmen, içimizde uyanan duygu bu ikinci tablonun, ilk tablodan daha az dürüst ve içten olduğudur. (Sağda)

Caravaggio, günümüzde kimilerine göre devrimci ruhlu, geleneklerin boyunduruğundan kendisini kurtarmaya çalışan, bir o kadar da kibirli ve asabi yaradılışlı düşünmeden bıçağını karşındakine saplayabilecek kadar da deli dolu biridir. Hayatı üzerine yazılmış eserleri okursanız, kısa süren yaşamının büyük bir kısmının fakirlik içinde geçtiği, hapishanelere girip çıkan, çoğu zaman kaçak olarak yaşayan bu arada yanında şehirden şehire sanatını taşıyan biri olduğu görülmektedir. Alışılagelmiş kalıpların dışına çıkarak azizleri bile sıradan birer insan gibi betimleyerek çığır açmıştır.

Caravaggio’nun Temmuz 1610 tarihinde Napoli’den Roma’ya doğru kaçak olarak çıktığı yolculuk son yolculuğu olur artık. Papa’dan bir af belgesi beklemektedir. Eline ulaşmayan belge yüzünden Papalık devletinin kıyılarına çıkmak tehlikeli olabilir düşüncesiyle Toskana garnizonuna ulaşır. Ancak burada tutuklanır. Tutuklanmasında bir yanlışlık yapılmıştır ve İspanyol askerler tarafından serbest bırakılır. Ancak kötü talih yakasını bırakmaz. Eşyaları ve yanında getirdiği düşünülen Vaftizci Yahya tablosu, beraber geldiği yelkenli ile birlikte ayrılmıştır karadan. Umudunu yitiren Caravaggio bazı kaynaklara göre yakalandığı ateşli bir hastalıktan, bazılarına göre Napoli’de karıştığı bir kavgada aldığı yaralardan ötürü veya bir diğer iddiaya göre de bir cinayet sonucu Porto Ercole’de karaya çıktıktan sonra 18 Temmuz 1610 yılında hayatını kaybeder ve aynı yere gömülür.

http://static.flickr.com/47/172168385_25af7fefb1_m.jpgCaravaggio’nun umutlarıyla beraber, eşyalarınıda götüren yelkenlide olduğu düşünülen Vaftizci Yahya tablosunun Borghese’de veya Vincenzo Bonello’nun koleksiyonunda bulunan tablolardan biri olduğu düşünülmektedir.

Caravaggio’nun ünü ölümünden sonra 1630 yıllara kadar devam eder. Ancak 18. yüzyıl unutulduğu dönemdir. 19. yüzyıla gelindiğinde tekrar hatırlanmaya başlar. Toplumsal beğeninin sürekli değişmesi sanatçı hakkındaki kararsızlığın yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Bu yüzden hakkındaki belgeler ve biyografiler tutarlı ve kesin değildir. Caravaggio’ya duyulan ilginin artması sonucu ona ait olduğu şüpheli olan ve literatürde adı geçmeyen bazı eserler de ortaya çıkmıştır. Bilinen bazı eserlerinin akibeti bilinmemekle birlikte, bazılarından ise sadece kopyaları yoluyla bilgi sahibi olunmuştur. Roma’da Galleria Nazionale’de sergilenen Narcissus** ve yakın geçmişte restore edilen İsa’nın yakalanması*** da bunlar arasındadır. Bu tablolarla ilgili herhangi kayıt bulunmamasına rağmen teknik açıdan, ikonografik açıdan Caravaggio özellikleri taşıyan tablolar oldukları söyleniyor. Ara ara eserlere yer verilmiş fakat ben yetersiz buldum alıntı olduğundan daha geniş kapsamlı yer vermek istiyorum resimlere.

ESERLERİ;

 

 

http://www.malaspina.org/GIF/BAR_Caravaggio_10.JPG

 

http://www.bestpriceart.com/vault/abc_caravaggio22.JPG

 

http://dcartnews.blogspot.com/uploaded_images/Caravaggio%20Taking%20of%20the%20Christ-797656.jpg

 

http://www.crystalimagesinc.com/tl-caravaggio_judith_beheading_ca103.jpg

 

http://www.joyfulheart.com/easter/images/caravaggio_emmaus760x600.jpg

 

http://www.griseldaonline.it/foto/checcoli/2A-%20caravaggio-testa-di-medusa1590-1600-firenze-Uffizi-.jpg

--------------------

RUBENS;

 

Peter Paul Rubens (d. 28 Haziran1577, Siegen30 Mayıs1640, Anvers), Flamanressamı ve barok tarzın önde gelen isimlerindendir. Reform karşıtı sunak resimleri, portreler, manzara resimleri ve mitoloji ve canlandırma öğeleri içeren resimleri ile tanınır.

Anvers'te Avrupa'nın onde gelen soyluları ve koleksiyoncularına resim üreten büyük bir atölye kurmasına ilave olarak, Rubens klasik Rönesans humanizmi ile eğitim görmüş bir ilim adamı, sanat koleksiyoncusu ve de İspanya ve İngiliz kralları tarafından şovalye yapılmış bir diplomattır.

 

Eserlerinden örnekler ;

 

http://i.cnn.net/money/.element/img/1.0/widgets/enlarge/rubens/rubens_large.jpg

 

http://www.toerismevlaanderen.nl/tvl/download/nl/39619371/hoofdimage/rubens_copy-2007-1.jpg

 

http://www.ayton.id.au/gary/photos/art/1622_PeterPaulRubens_NGV.jpg

 

http://www.telegraph.co.uk/telegraph/multimedia/archive/01367/Rubens_1367325c.jpg

 

http://allforthegreatergood.com/Peter%20Paul%20Rubens%20-%20The%20Garden%20of%20Love%201630-32.jpg

 

http://www.mlahanas.de/Greeks/LX/Rubens/FallOfPhaeton.jpg

 

http://records.viu.ca/~mcneil/jpg/rubens.jpg

 

http://www.masterandmargarita.eu/images/03karakters/oprichtingkruis.jpg

schizophrana tarafından düzenlendi
Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Arkadaşlar devamı gelecek fakat bu günlük bu kadar yoruldum :D ilginize ve alakanıza teşekkürler.

--------------------

NEOKLASİZM;

 

18. Yüzyılda, sanatta bir takım yeni gelişmeler kendini göstermiştir. Örneğin sanatçılar için tabiat, aile, aile hayatı, iyilikseverlik gibi çeşitli duyguların sanatçıları ilgilendirmesi ve bu konuların ele alınıp işlenmesi, bu gelişmelerin kayda değer bir bölümüdür. Fransa'da doğan bu anlayış, Sanat Tarihi dilinde "Neo-Klasik Dönem" olarak adlandırılmıştır.

Bu dönemde, eski Yunan ve Roma tarzı tekrar canlandırılmıştır. Bu akım özellikle Barok Sanatı'nın aşırı süslemeciliğine duyulan bir tepkidir.

Neoklasik resmin teknik özellikleri; ışığın getirdiği etkilerden uzak, perspektif ve derinlik aramayan, arka plana ağırlık veren -keskinleşen- çizgilerdir.

Bu akımın en büyük ustası Jacques Louis David'dir.

 

SANATÇILAR;

 

Jacques Louis David

 

Jacques-Louis David (30 Ağustos1748 - 29 Aralık1825), Neoklasik tarzı tasarımlarıyla tanınan sanat tarihinin en önemli ressamlarından biriydi. 1780'lerde, tarihsel resimleriyle Rokoko tarzından klasik bir tad ile kullandı.

Arkadaşı Maximilien de Robespierre ile Fransız Devrimi'nin aktif bir destekçesi olan David, Fransız Cumhuriyeti'nin aktif bir sanat diktatörüydü. Robespierre'in devrilmesi üzerine hapse giren David, Napolyon döneminde İmparatorluk tarzını kullanmış ve Venedik renklerine önem vermiştir. Oldukça fazla hayranı vardı ve Fransız sanatının 19. yüzyıldaki temsilcisi olmuştu.

 

Eserleri ;

http://www.shafe.co.uk/crystal/images/lshafe/David_The_Oath_of_the_Horatii_1784.jpg

 

http://www.beardedroman.com/images/david_sabines.jpg

 

http://www.villavillanola.com/demos/wp-content/uploads/2008/05/800px-jacques-louis_david_004.jpg

 

http://www.artwallpapers.net/paintings/jacques-louis_david/03/jacques-louis_david03_800.jpg

 

http://www.estadistica.net/FernandoVII/Napoleon/bonaparte-emperador-grande.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d7/Jacques-Louis_David_-_Mars_desarme_par_Venus.JPG/300px-Jacques-Louis_David_-_Mars_desarme_par_Venus.JPG

 

http://z.about.com/d/cleveland/1/0/p/i/-/-/cma6.jpg

 

--------------------

EMPRESYONİZM;

 

İzlenimcilik veya empresyonizm, 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan ve bütün sanat dallarını, özellikle resmi etkileyen akım. Doğadaki unsurların kişinin içinde yarattığı izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar, doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme (veya edebi esere) aktarırlar.

 

Resimde izlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Resmedilen nesnelere veya olaydan çok günün belirli bir zamanına özgü ışğın sanatçı üzerinde yarattığı izlenimlere önem verilir. Akımın öncüleri Claude Monet ve Camille Pissarro'dur.

İzlenimcilere göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır.

İzlenimcilikte, yorumlar ve izlenimler, sanatçıdan sanatçıya değiştiği ve her sanatçı eserinde kendinde oluşan duyguyu ve izlenimi anlatacağı için, meydana getirilen edebî eser, yazarın veya şairin kişiliğine dair izler taşır.

Bu dönemin en önemli temsilcileri Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezzanne, Toulouse Leatrec, Sisley, Camille Pissarro'dur.

 

SANATÇILAR

 

Vincent van Gogh;

 

http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/533.jpg

 

Vincent Van Gogh, bir papazın oğlu olarak 1853 yılında Hollanda’nın güneyinde bir köyde dünya’ya geldi. 19.yüzyılın yazgısı en trajik sanatçılarından biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltılar yaşar ve hiçbir işe yaramadığına olan inancı, bir şeyler yapma, bir çıkış bulma isteğidir bunaltılarının nedeni. Acı çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnızdır ama resimleriyle neşe ve sevinç uyandırmak istemiş, acıları sevince, hüzünleri neşeye ve yalnızlığı birlikteliğe döndürmeye çalışmıştır.

 

İnsanların yalnızlık, hüzün ve acı içindeki hallerinden etkilenip bunları da resimlerinde yansıtmıştır. Acı çekenlere ilgi duymuştur; içinde yaşadığı dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi. Mutsuz olması yalnızlığındandır. Hiçbir zaman hiçbir şeyi başaramayacağına olan inancı, kendisinden kuşku duyması, trajik yazgısı, yaşamına son vermesidir onu melankolik yapan.

 

Dünyada kendisini alçalmış, sevgilerden uzaklaşmış görmüştür Van Gogh. Yararsızlığının kendi elinde olmadığını, yazgının çizdiği olaylar dizisi sonucu bir kafese tıkıldığını, bir şeyler yapmak istediğini ama bunun yolunu bulamadığını yazar Theo'ya mektuplarında. Daha sonra yapacağı işi bulmuş ve kendini tamamıyla ona adamıştır büyük bir coşkuyla.

"Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini arıtır. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum. Ve insan kendi kendine sorar; Tanrım bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?"

 

 

İlk dönem karakalem çalışmalarında maden işçilerini, köylüleri ele almış, patates yığınları, dokuma tezgahı gibi konuları işlemiş bir yandan da kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartıcı manzaralar resmetmiştir. Patates Yiyenler tablosu bu kasvetli ve iç karartıcı dönemini simgeler ( Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). 1885 tarihli resimde iç mekanda günlük yaşam konu edinilmiştir. İşçiler kendi ektikleri patatesleri paylaşarak yerken gösterilmişlerdir. Tek ışık kaynağı yukarıdan sarkan bir lambadır. Lambanın ışığı patatesleri aydınlatır. Resmin genelinde aynı renk ve tonlar hakimdir. Yeşilin ve kahverenginin koyu tonları. Patatesin tozlu rengini elde etmeye çalışıyordu. Bütün resme hakim olan renk yabani patates rengiydi. Resmin kasvetli ve karanlık görünümü ve insanların yüzleri, yoksulluğu melankolik bir atmosfer yaratıyor. Bu tür insanları gözlemleyen Van Gogh da yoksulluğun ne demek olduğunu biliyordu Bu dönemlerde kardeşine yazdığı bir mektupta " Böyle devam ederse hedefime varamayacağım. Bu kadar uzun zaman aç kalmasaydım bünyem daha kuvvetli olurdu. Fakat her seferinde daha az çalışmak ya da aç kalmak şıklarından birini seçmem gerektiğinde ben hep aç kalmayı tercih ettim. Bir insan buna nasıl dayanabilir? Açlığın etkisini resimlerimde öylesine görebiliyorum ki geleceğim için kaygılanıyorum".

 

1882 tarihli Hüzün adlı taşbaskısında oturan çıplak bir kadın tasvir edilmiştir (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Kadının başı dizine doğru eğilmiştir ve kolları arasında kalmıştır. Koyu renk uzun saçları çıplak sırtından aşağıya dökülmektedir. Saçlar ten rengiyle kontrast oluşturur. Figürün dış hatları belirginleştirilmiştir. Kolları arasında kalan yüzü görülmez ama büyük ihtimalle ağlamaktadır ya da üzgün bir ifade içindedir. Tek başına bırakılmış, çaresiz bir durumu vardır. Kederleriyle birlikte yapayalnızdır, itilmiştir. Kederin dokunaklı bir ifadesine tanık oluyoruz. Buradaki kadın Van Gogh'un birlikte yaşadığı alkolik, gebe ve fahişe Sien'dir. Bu resmin bir de karakalemle yapılmış deseni vardır.

 

Van Gogh'un 1890 yılında Sonsuzluğun Eşiğinde - 1890- adlı resminde de yine kederler içindeki bir insanın tasviri vardır (Rijksmuseum Kröller Muller, Otterlo ). Resimde sandalye üzerinde oturan mavi pantolon ve gömlekli yaşlı bir adamın derin acısı yansıtılmıştır. Yaşlı adam yumruk yaptığı elleriyle yüzünü kapamış, dirseklerini bacaklarının üzerine dayamış ve öne doğru eğilmiştir. Gözleri ve yüzü görünmüyor ama o da ağlamaklı ve yıkılmış bir durumdadır. Yine aynı yıl yaptığı Doktor Gachet'in Portresi -1890- adlı resimde de masaya dirseğini dayamış oturan bir adam görülür (Musee du Jeu de Pavme,Paris). Beyaz kasketli figürün yumruğu yanağında be başını destekler. Düşünceli ve kederli görünümlü Doktor Gachet'in kendisine sinirli olduğu kadar hasta göründüğünü de belirtir Van Gogh. Figürün yüzünde melankoli, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk hakimdir. Bu hüzün resmin her yanına yayılır. Bütün renkler ve çizgiler bu melankolik atmosfere uyar. Figürün çizgileri kasvetli görünümü izler ve bu duygusal ruh halini açığa vurur. Üzerindeki lacivert ceket ve arka planın koyu mavi rengi ve yüzün solgunluğu ifadeyi güçlendirir.

 

van Gogh resimde kendini yaşamdan koparıp alacak yolu arıyordu. Coşkusunu, içinde kopan fırtınaları, hüzünleri, aşırı hislerini portrelerine yansıtan ikinci bir ressam daha yoktur. Kendisiyle sürekli hesaplaşan, bir türlü emin olamayan, bir başkasının eline bakmaktan dolayı sürekli ezik ve hassas olan ama gittiği, inandığı yoldan vazgeçmeyen, çevresindekiler tarafından anlaşılamamış bir Van Gogh. Acılarıyla, mutsuzluğuyla, huzursuzluğuyla, arayışları, hırsı, coşkusu, sonsuz yalnızlığı, sevgiye açlığı, yoksulluğu, yaptığına duyduğu saygı, kısa yaşantısına sığdırdığı onca yapıtı, erkek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, hastalığı, krizleri, bir tas çorba ile boya tüpü arasındaki seçimleri onu Van Gogh yapanlar. "Çoğu zaman 30 yaşında olduğuma inanamıyorum. Çok daha yaşlı hissediyorum kendimi. En çok beni tanıyanların çoğunun bana 'rante' gözüyle baktıklarını düşündüğümde ve bazı şeyler değişmezse belki de haklı çıkacaklarına inandığımda içim kararıyor, sanki bu şimdiden gerçekleşmişçesine bir umutsuzluğa kapılıyorum"

 

 

 

Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece -1888- adlı manzarasında yıldızlı gecenin tasviri göz kamaştırıcıdır. Işık saçan yıldızlar, kıyıdan denize vuran yapay ışıklar ve lacivertle mavi tonları resmin bütününe yayılır. Ön planda yürüyen bir çift görülür. Buradaki ve başka resimlerinde görülen çiftlerden erkek olanı kızıl saçlı olarak tasvir edilmiştir. Hayatı boyunca yalnız olan ressam gerçek hayatta asla bulamadığı eşini resimlerinde hep yanında çizmiştir. Figürler manzarada çok küçüktür ve yüzleri seyredene dönüktür. Bir mektubunda " Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta" diye yazmıştı. Gökyüzündeki yıldızlara gitmek için ölümün bir araç olduğunu belirtir. Ölümle ulaşılan yıldızların erişilir olabileceğini düşünüyordu. Gece karanlıktır, korkudur, ölümdür, uykudur, yalnızlıktır, hüzündür.

 

Bulutlu Göğün Altındaki Buğday Tarlası -1890-resmi için "bunlar kasvetli gökyüzünün altında uzanan uçsuz bucaksız buğday tarlaları...derin kederi ve sonsuz yalnızlığı ifade etmekte zorlanmadım" diye yazar Theo'ya mektubunda. (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Ancak ona göre üzüntü ve üzgün yine de iyileştiricidir ve neşelidir. Resmin yarısından çoğunu kaplayan koyu mavi tonların hakim olduğu gökyüzü altında sarılar ve yeşiller beyazlarla ışıklandırılmış tarlalar uzanmaktadır. Önde birkaç küçük gelincik başı vardır. "Kanımca somurtkan yeşil renkler toprak rengi tonlarıyla iyi bir uyum içinde; bunda sağlıklı ve bu yüzden itici bulmadığım bir üzüntü havası var"

 

Buğday Tarlası ve Kargalar ' da -1890-yine kasvetli ve karanlık bir gökyüzü tasviri vardır (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Van Gogh bu resimle de yine kederini ve aşırı yalnızlığını iletmeye çalışmıştır. Geniş tarladan üç ayrı yol ayrılır. Seyreden resmin köşesinde veya tarlada patikanın sonunun ve ufkun nerede olduğunun bilinmezliğiyle sarsılır. Geniş açık tarlaların normal perspektif kurgusu tersine dönmüştür. Çizgiler resmin önünde buluşmak için ufuktan kaçar. Vincent bu resmi yaparken önünde malzemeleriyle ufka doğru yükselen iki yolun böldüğü buğday tarlasının - üçüncü yol resmin sağ alt köşesinde kalmıştır- karşısında yere çökmüş ve önce sola sonra sağa iki kez ateş etmişti. Kara kuşlar ölümü çağrıştırır. Fırtınalı alçak gökyüzünde uçuşan kargalar ve gökyüzünde belirgin mor fırça vuruşları izleyende yalnızlık ve keder duygularını uyandırır. 29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüştür. Ölümünden sonra üzerinde bulunan kardeşine yazdığı ama göndermediği mektupta " kısaca sanat uğruna hayatımı tehlikeye atıyorum ve bu yüzden aklımın yarısını yitirdim" diye yazmıştır.

Eserler;

http://www.poster.net/van-gogh-vincent/van-gogh-vincent-cafe-at-arles-1889-8700393.jpg

 

http://img357.imageshack.us/img357/5822/starrynightb9xd1my7.jpg

 

http://www.digischool.nl/kleioscoop/gogh%20van.jpg

 

http://cuetable.com/LaFortune/images/vincent-van-gogh-night-cafe.jpg

 

http://www.canvasreplicas.com/images/Fishing%20in%20the%20Spring%20Pont%20de%20Clichy%20Vincent%20van%20Gogh.jpg

 

http://media-2.web.britannica.com/eb-media/05/84705-004-B4C00CAB.jpg

 

Ayrıca benim en sevdiğim sanatçılardandan ve en sevdiğim sanat akımlarından biridir.:)

--------------------

PAUL CEZANNE

 

Cézanne Aix-en-Provence'da doğmuş ve orada okula gitmiştir. 1859-1861 arasında hukuk okurken resim dersleri almıştır. 1861 yılında resim sanatını öğrenmek için Paris'e, çocukluk arkadaşı Emile Zola'nın yanına gitmiştir. İsviçre Akademisi'nde ve Louvre'da çalışmıştır. Renoir, Pissaro, Sisley, Guillaumin gibi sanatçılarla tanışmıştır. Delacroix, Courbet, Manet'ye karşı hayranlık duymuştur. Güzel Sanatlar Akademisi'nin giriş sınavlarında başarılı olamamış ve bu sebeplede Aix'e geri dönmüştür. Bütün zamanını resme ayırmıştır ve Salon'a gönderdiği bütün tabloların geri çevrilmesine karşın resim çalışmalarını sürdürmüştür. Eski İtalyan ustalarının yapıtlarını kopya ederek, portreler, natürmortlar ve bazen de manzara resimleri yapmıştır. Paris Salon jürisi Cézanne'in eserlerini gösterime sunmayı 1864'den 1869'a kadar her sene reddetmiştir. Bu nedenle Cézanne tablolarını ilk kez, Paris Salon tarafından reddedilmiş eserlerin gösterime sunulduğu Salon des Refusés'de 1863 yılında gösterime sunmuştur. Yaşamı boyunca eserleri nadiren gösterime sunmuş, sakin bir hayat yaşamış, belli başlı birkaç konuda resim yapmayı tercih etmiştir.

Bu dönemde yaptığı çalışmalar arasında Ressamın Babası, Zenci Scipio (1865, Sao Paulo Müzesi), Louis-Auguste Cezanne'in l'Evenement'i Okurken Portresi (1866), Pamuk Takkeli Adam (1865-67), Ressam Achille Emperaire'ın Portresi (1866), Zola'yı Okuyan Paul Alexiş (1869), Hasır Şapkalı Boyer'ın Portresi (1869-70) ve Magdalen ya da Elem (1866-68) adlı resimleri, Siyah Mermer Saat (1869-70, özel kol., Amerika) ve Teneke Çaydanlıklı Natürmort (1869-70) adlı natürmortları ve Estaque'da Eriyen Karlar (1870) ve Şarap Pazarı (1872) adli manzaraları sayılabilir. Bu eserlerde kalın renk katları ve siyah gölgeler dikkati çeker. Siyah, kahverengi, gri ve Prusya mavisinin ağır bastığı köyü ve kasvetli renklere ek olarak alışılmadık bir beyaz renk kullandığı görülür.

Cezanne'in Empresyonistlerle ve özellikle İsviçre Akademisi'nde tanıştığı Pissarro ile olan dostluğu onun dönük renkleri bırakarak Empresyonistlerin parlak, açık tonlu renklerini kullanmasını sağlamıştır. Kalın renk katmanları tekniğinden vazgeçip hafif fırça vuruşlarıyla noktalama yöntemine yönelmiş, pıhtılaşmış gibi görünen yüzeyler kullanmıştır. 1872-82 yılları arasındaki bu dönem Cezanne'in Empresyonist dönemidir. Modern Bir Olympia (1873), Asılmış Adamın Evi (1873, Louvre Müzesi, Paris), Yidizciçekleri (1875), Kırmızı Koltuklu Madame Cezanne (1877, özel kol., Amerika), Victor Chocquet'nın Portresi (1876-77), L'Estaque (1878-79, Louvre), Pontoişe'da Cote dü Jalais (1879-82) Kavaklar (1879-82) ve Maincy Köprüsü (1879, Louvre) gibi birçok ünlü eseri bu döneme aittir.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a3/Paul_Cezanne%2C_A_Modern_Olympia%2C_c._1873-1874.jpg/250px-Paul_Cezanne%2C_A_Modern_Olympia%2C_c._1873-1874.jpg http://tr.wikipedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png

Modern Bir Olympia (1873)

 

 

Cezanne'in izlenimciliğin kurallarından ayrılan sanatı hızla, daha yalıncı ama daha çok işlenmiş ve yapıya daha çok önem veren bir tutuma doğru gelişti. Tarzını düş gücünden ve gözlemlerinden kaynaklanan ögelerle zenginleştirdi. Desen güclülügü ile renklerin anlatım duyarlılığını birleştirdi. Klasik perspektif kurallarına pek uymayan Cezanne'in tutumu sonradan büyük ölçüde etkilediği Kübistlere öncü oldu.

Bu arada 1886 yılında Emile Zola ile L'Oeuvre isimli romanı yüzünden araları açıldı. Hortense Fiquet ile evlendi. Karısının Portreleri, Mavi Vazo ve Sepetli Natürmort (Louvre) Kırmızı Yelekli Çocuk (18900-95), Cezveli Kadın (1890-95, Louvre) ve Kağıt Oynayanlar (1890 yıllarında çeşitli versiyonları), Gustave Geffroy'un Portresi (1895) ve Bir Soytarı adlı tablolarıyla sanatı dengeye ve yetkinliğe ulaştı.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/82/Paul_C%C3%A9zanne_222.jpg/250px-Paul_C%C3%A9zanne_222.jpg http://tr.wikipedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png

Kağıt Oynayanlar

 

 

Çalışmalarında derinliği kaldıran sanatçı katlama bir perspektif uyguladı. Peppermint Lisesi, Elmalar ve Portakallar (1895-1900, Louvre) gibi natürmortları bu yönelisi vurgulayan başlıca yapıtlardır.

Sanatçının son on yıllık dönemi lirik dönemi olarak bilinir. Bu dönemde belli bir lirizme ve daha özgür fırça vuruşlarına yönelerek gösterişli ve cüretkar yapıtlar verdi. Aynı zamanda daha hızlı bir yöntem olan suluboya tekniğini de kullanıyordu. Eserlerinde henüz başlamakta olan kübizme özgü kesin akılcı yaklaşımın belirtileri seçilir. Aynı zamanda renkleri ve biçimleri lirik bir anlayışla kullanan Fovist akımın özellikleri de göze çarpar. Sainte-Victoire Dağı, Annecy Gölü (1896), Bibemuş'daki Kayalar ve Dallar (1904) ve Kara Sato (1904-06) adlı tabloları bu tarz çalışmalardır. Yaşamının son yıllarında gerçekleştirdiği Les Grandeş Baigneuses-Yıkanan Kadınlar (1902-06) adlı tablosuyla Cezanne'in sanatı doruk noktasına ulaşti. Bu tablo, ritmik kompozisyonu, kesin hatlarla üst üşte konulmuş düzlemleri ve resmin bütününün taşıdığı uyumla görkemli bir eserdir ve Picasso'nun hemen hemen aynı zamanlarda yaptığı Avignon'lü Genç Kızlar adlı tablosunu anımsatır.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1a/Paul_C%C3%A9zanne_047.jpg/250px-Paul_C%C3%A9zanne_047.jpg http://tr.wikipedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png

Yıkanan Kadınlar(1906)

 

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f5/Paul_C%C3%A9zanne_108.jpg/250px-Paul_C%C3%A9zanne_108.jpg http://tr.wikipedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png

Sainte-Victoire Dağı(1904)

 

 

Cezanne'in yapıtları, özellikle 1907'de Paris'te açılan Salon d'Automne'dan sonra XX. yy. resminin en önemli kaynakları arasında sayıldı. Cezanne, sonradan modern resmin doğmasına yol açacak olan fovlar, kübistler ve soyut sanatçılar gibi yeni kuşağı büyük ölçüde etkiledi.

Cézanne, 1906'da fırtına esnasında dışarıda resim yaparken rahatsızlanmış, bir hafta sonra, 22 Ekim'de zatürreden vefat etmiştir. 20. yüzyıl modernistlerine göre Cézanne modern resimin babasıdır

 

ESERLERİ;

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/9d/Paul_C%C3%A9zanne_-_La_Maison_du_pendu.jpg/721px-Paul_C%C3%A9zanne_-_La_Maison_du_pendu.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/58/Paul_C%C3%A9zanne_032.jpg/491px-Paul_C%C3%A9zanne_032.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a3/Paul_Cezanne%2C_A_Modern_Olympia%2C_c._1873-1874.jpg/730px-Paul_Cezanne%2C_A_Modern_Olympia%2C_c._1873-1874.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/93/Cezanne_Harlequin.JPG/389px-Cezanne_Harlequin.JPG

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f2/Cezanne_The_Card_Players_Barnes.jpg

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/83/Paul_C%C3%A9zanne%2C_Pyramid_of_Skulls%2C_c._1901.jpg/751px-Paul_C%C3%A9zanne%2C_Pyramid_of_Skulls%2C_c._1901.jpg

 

 

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/2/26/Paul_C%C3%A9zanne_123.jpg/492px-Paul_C%C3%A9zanne_123.jpg

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sisley ;

 

Alfred Sisley, Fransız okuluna bağlı İngiliz ressam. Paris‘e yerleşmiş bir tüccarın oğluydu. Babası onu 13 yıl Londra‘ya göndererek ticaret işlerine ilgi duymasını sağlamaya çalıştı. Ancak Sisley 1862‘de Gleyre‘nin atelyesine girdi. Orada Bazile, Monet, Renoir ile tanıştı. Bu sanatçılarla birlikte çalıştı. Artık yaşamını resimleriyle kazanmak zorunda olan Sisley‘i Monet Durand Royal ile tanıştırdı. Bir kaç istisnanın dışında Sisley‘in yapıtlarının tümü manzara resmidir. Sanatçı izlenimcili akımının en katkısız öncüsü sayılır. Üslubu hemen hemen hiç değişmemiştir. Sanatı yaşadığı yerlere göre çeşitli dönemlere ayrılır.

George Petit bir Sisley Retrospektifi düzenledi; ancak Tavernier‘in coşkulu makalelerine rağmen sergi tam bir başarısızlıkla sanuçlandı. Bununla birlikte 1899'da atelyesini sattıktan sonra sanatçının tablolarının fiyatı yükselmeye başladı ve ertesi yıl Camondo Su Baskını'nı alarak Louvre‘a hibe etti.

 

 

ESERLERİ ;

 

http://www.mpfa.ie/images/Alfred_Sisley_Gelee.jpg

 

http://www.penwith.co.uk/artofeurope/sisley_village_seine.jpg

 

http://sunsite.nus.sg/wm/paint/auth/sisley/flood-port-marly/sisley.flood-port-marly.jpg

 

 

http://cyrano.blog.lemonde.fr/files/2006/11/sisley-alfred-moret-sur-loing-1891.jpg

 

 

 

Camille Pissarro

 

Ticaretle uğraşan varlıklı bir Yahudi ailesinin çocuğuydu. Sanata yakınlığı 12 yaşında,eğitim amacıyla yollandığı Paris'te ortaya çıktı. 5 yıl öğrenim gördükten sonra babasının yanında çalışmak üzere Batı Hint Adalarına geri döndü,asıl amacı ressam olmaktı. Çevreyi ve insanları betimlediği ilk çalışmalarını bu yıllarda yaptı.

Babası ressam olmasina izin vermeyince Varacas'a kaçtı ve 2 yil Danişmarkali ressam Fritz Melbye'nnin yanında kaldı. Sonuçta babasınun iznini olarak 1855'te Fransa'ya gitti. Bu dönemde yaptığı ilk resimler tropik manzaralar; Fransa'dan kır görünümleri ve figür çalışmalarıydı.

Girdiği Güzel Sanalat Yüksekokulu'ndaki akademik eğitim sistemine yakınlık duyamayınca, Corot'un izinden gitmeye başladı. Aynı dönemde Barbizon okulu ressamlarından Jean-François ile Gustave Courbet'nin yapıtlarına da ilgi duydu.. Zaman içinde kendini geliştirdi ama yeni-izlenimci türdeki yapıtları sanat çevrelerinde de tepkiyle karşılanmış buda onu maddi açıdan sor günlere sürüklemişti. Açtığı bir iki sergiyle az da olsa maddi durumunu biraz düzeltebildi lakin sağlık sorunları başladı. 1893'de Paris'te bir otel odası tuttu ve penceresinden gördüklerini resmlemeye başladı. Aynı görünümleri günün değişik saatlerinde betimlediği 24 resim bu döneme aittir. 1890'larda da bir süre Rouen'da ırmak manzaraları yaptı. En verimli dönemi son yılları oldu. Sanat Yaşamında 1.600 resim ve 200 baskı gerçekleştirmişti.

 

ESERLERİ;

 

http://www.canvasreplicas.com/images/Boulevard%20Montmartre%20Camille%20Pissarro.jpg

 

http://www.fabulousmasterpieces.co.uk/userimages/Camille_Pissarro_Church_at_Kew.jpg

 

http://img228.imageshack.us/img228/1974/1175245917camillepissarcs5.jpg

 

http://www.paintinghere.com/UploadPic/Camille%20Pissarro/big/Haymakers%20Resting.jpg

--------------------

KÜBİZM;

 

Kübizm, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir sanat akımıdır. Kübizm'de nesneler parçalanıp, ayrıştırılır ve tekrar düzenlenir. Sanatçı objeyi tek noktadan bakarak resmetmek yerine, pek çok noktadan bakarak objeyi daha geniş bir baglamda gözler önüne serer. Genelde yüzeyler, hiçbir tutarlı derinlik duygusu gözetmeden, görünüşte rastgele köşelerde kesişir. Arka fon ve figür, kübizmin karakteristik özelliklerinden olan belirsiz, sığ alanı yaratabilmek için birbirinin içine işlemiş olarak yer alır.

Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından 1907 yılında başlatılmıştır. Picasso ve Braque, fovistlerden(fovizm), Afrika heykelinden, ressam Paul Cezanne ve Georges Seurat’tan etkilenmiştir. Kübizm, 1910 yıllarında iyice yaygınlaşmıştır.

 

SANATÇILAR

 

PABLO PİCASSO;

 

Picasso 25 Ekim 1881'de Malaga, İspanya'da doğdu. Babası çoban ve bir baytar öğretmeniydi. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895'te Barcelona Güzel Sanatlar Okulu'na girdi. [1901]yılından itibaren anne soyadı olan Picasso'yu kullanmaya başladı. Desenleri İspanyol bir dergi olan Juventut'ta yayımlandı. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Picasso, çatanov tarafından hor görülmüstür.

1900'de ilk kez Paris'e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre semtinde bir süre para içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirkpalyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi 'Mavi Dönem' olarak tanımlanır.

 

Pembe dönem

 

Bu dönemde Picasso, çiş rengi soğuk renklerin aksine neşeli portakal ve pembe renkleri kullandı. Bunun muhtemel nedeni ise o dönemde arkadaş olduğu Fernande Olivier ile olan ilişkisiydi. Bu dönemde de akrobatlar ve palyaçoları eserlerinde kullandı. Bu dönem, Mavi Dönem’in aksine Fransız etkisindeydi. Bu dönemin en ünlü eserleri Garçon a la pipe, Woman in chemise (Madeleine), Lady with a Fan, Two Youths, Harlequin Family, Harlequin’s Family With An Ape, La famille de saltimbanques, Boy with a dog, nude boy ve The girl with a goat’tur.

Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907'den 1914'e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir.

I. Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma'da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova'yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)

20'li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).

Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı'na göre, toplam resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir.

Bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa'da 1907 yazında çizilmiştir.

En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937'de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir. Bu resim Picasso'nun savaşa ve Guernica'nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.

 

ESERLERİ ;

 

http://threes.com/cms/images/stories/art/picasso/three%20bathers%20picasso.jpg

 

http://www.sodev.org.tr/kisiler_sanat/picasso/148_1951_picasso.jpg

 

http://img2.blogcu.com/images/u/f/u/ufuks/picasso20alayan20kadn_poster_tablo_resim.jpg

 

http://www.sinavonline.net/komikks/img/picass1.jpg

 

http://www.chess-theory.com/images1/09007_pablo_picasso.jpg

 

 

BRAQUE

Georges Braque (d. Fransa, 13 Mayıs 1882 – ö. Paris, 31 Ağustos 1963) Fransız ressam ve Heykeltıraş. Pablo Picasso ile Kübizm akımını başlatmıştır.

nasardion' da Belediye Güzel Sanatlar Okulu'nda temizlikçi olmuştur.bu döneminde çocukların ona gülmesine aldırmayan braque resimlere devam etmiştir 1900'de Paris'e gitmiş; 1902 – 1904 arası Humbcrt Akademisi'ne devam etmiştir. Cezanne'in eserlerinin etkisiyle geometrik çizimlere yönelmiştir. 1907'de tanıştığı ressam Picasso ile birlikte Kübizm akımının temellerini oluşturmuştur. Picasso ile I. Dünya Savaşı'nın başlamasına değin birlikte çalışmıştır. Savaşta başından aldığı ağır yaralar nedeniyle 1915'te tedavi altına alınan Braque, bu dönemi, sanat olgusunu ve sanatın ilkelerini irdelemekle geçirmiş, düşüncelerini "bacak show" (1917 – 1952) (Le ]our et la Nuit, Cahiers) adıyla 1952'de yayımlamıştır. Braque'ye, 1948 Venedik Bienali'nde resim dalında Büyük Ödül verilmiş; 1951'de de Légion d'Honneur nişanı verilmiştir.

 

ESERLERİ ;

 

http://www.artchive.com/artchive/b/braque/man_guit.jpg

 

http://www.artchive.com/artchive/b/braque/housesle.jpg

 

http://www.poster.net/braque-georges/braque-georges-le-jour-1929-2600205.jpg

 

http://www.redkettle.com/images/products/contemporary-canada/braque-still-life-pitcher.jpg

 

http://www.mcs.csuhayward.edu/~malek/braque5.jpg

 

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...