Jump to content

Anksiyete


Dolunay

Önerilen Mesajlar

ANKİSİYETE TANIMI

Anksiyete; nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden yada tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten yada dıştan gelen tehlikeler yada tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Anksiyetenin patolojik özellikleri yanı sıra uyuma dönük işlevi de vardır. İç ve dış tehlikelere karşı koruyucu, uyarıcı, önlem alınmasını sağlayan bir yönü de vardır. Algılanan bu tehlikelere karşı benlik (ego) savunma düzeneklerini kullanarak baş etmeye, önlem almaya, kendini korumaya çalışır. Eğer benlik gücü yerindeyse sorun çözülür. Bu nedenle her zaman patolojik ve normal anksiyete arasında ayrım yapmak kolay olmayabilir.

 

OLUŞ NEDENLERİ

 

1. Psikolojik varsayımlar

a. Psikoanalitik varsayım: Bu görüşe göre anksiyete temelde bir iç çatışmanın (intrapsişik) ürünüdür. Buradaki çatışma benlik ile altbenlik, yada benlik ile üstbenlik arasında oluşabilir. Altbenlikden haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüler üstbenliğin gerçekleri tarafından engellenir. Benlik bunlar arasındaki çatışmayı çözerek dürtüyü bastırırsa (represyon) sorun çözülür. Benlik çatışmayı çözemezse, bastıramazsa bunu tehlike olarak algılar. Bütün bu süreç bilinç dışında yaşanır. Bilinç alanında ise ortaya anksiyete çıkar. Buna “serbest yüzen anksiyete” denir. Eğer bastırma işe yaramadığında bu çatışmayla baş etmek için diğer savunma düzeneklerini kullanırsa kullandığı savunma düzeneğine göre diğer anksiyete bozukluklarının klinik tabloları gelişir.

 

b.Davranışçı varsayım: Davranışçı görüşe göre anksiyete öğrenilmiş bir süreçtir. Koşullu uyaranlar koşulsuz tepkilere neden olur. Ayrıca sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri de model olarak alınır.

 

c. Bilişsel (kognitif) varsayım: Bu varsayıma göre anksiyetenin nedeni olayın kendisi değil, bu olayın kişi tarafından nasıl yorumlandığı, nasıl algılandığıdır. Olayların çarpıtılmış düşünce örüntüleriyle algılanması sonucundaanksiyete ortaya çıkar.

 

2) Biyolojik varsayımlar: Anksiyete bozukluklarında otonom sinir sisteminde sempatik etkinliğin arttığı, buna bağlı olarak fizyolojik belirtilerin ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biyokimyasal olarak yapılan çalışmalarda nörotransmiterler üzerinde durulmakta, noradrenalin ve serotonin düzeylerinin arttığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı nörokimyasal maddelerin (sodyum laktat gibi) verilmesiyle yapay olarak panik nöbetleri ortaya çıkarılabilmektedir. Bunların dışında kalıtımsal bir yatkınlığın olduğundan da söz edilmektedir.

 

SINIFLAMA

 

Anksiyete bozuklukları DSM-IV’de alt başlıklar olarak ele alınmıştır. Bunlar:

1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu

 

2. Panik Bozukluk- Agorafobi ile birlikte -Agorafobi ile birlikte olmayan

 

3. Özgül Fobi

 

4. Sosyal Fobi

 

5. Obsesif-Kompulsif Bozukluk

 

6. Posttravmatik Stres Bozukluğu

 

7. Akut Stres Bozukluğu

 

8. Genel Tıbbi Duruma Bağlı Anksiyete Bozukluğu

 

9. Madde Kullanımına Bağlı Anksiyete Bozukluğu

 

10. Başka Türlü Adlandırılamayan Anksiyete Bozukluğu

 

KLİNİK ÖZELLİKLER

 

Temel olarak anksiyete bozukluklarında belirtiler benzerdir. Ancak kullanılan savunma düzeneklerine göre farklı belirtiler eşlik ederek farklı klinik tablolar oluşur. Genel anlamda anksiyetenin 4 temel klinik özelliği vardır.

 

1) Bilişsel belirtiler: Gerçeklik duygusunda değişme, çevrenin değişiyor gibi algılanması, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, kontrolünü yitirme kaygısı, fiziksel zarar göreceği endişesi.

2) Affektif belirtiler: Korku,huzursuzluk, endite, çaresizlik, alarm duygusu, panik .

 

3) Davranışsal belirtiler: Anksiyete yaratan durumlardan kaçınma davranışı, dona kalma.

 

4) Fizyolojik belirtiler:

 

Kardiovasküler sistem: Çarpıntı, kan basıncı değişiklikleri, soluk renk yada yüzde kızarma

 

Solunum sistemi : Nefes darlığı, hava açlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi

 

Gastrointestinal sistem : Yutma güçlüğü, bunaltı, kusma, ishal ,karın ağrısı ),

 

Genitoüriner sistem : Sık idrara çıkma, empotans, cinsel isteksizlik

 

Cilt belirtileri : Terleme, kızarma, sıcak basması

 

Nörolojik : Tremor, parestezi, anestezi, baş dönmesi, bayılma hissi veya bayılmalar, kas gerginliği, motor huzursuzluk

 

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU

 

En az 6 ay süreyle, hemen her gün anksiyete ve enditeli beklenti, huzursuzluk, çabuk yorulma, gerginlik, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle giden toplumsal ve mesleki işlevselliği bozan bir durum olarak tanımlanır. Yaygınlığı %3-8 arasında değişir. Kadınlarda sıklığı 2 kat fazladır. Klinik özellikleri içinde yaygın ve yoğun bir anksiyete, huzursuzluk, irritabilite, titreme, baş ağrısı, terleme, çarpıntı, mide yakınmaları, boğulma hissi, endişeli beklenti gibi belirtiler ön plandadır. Hastaların çoğu bedensel belirtiler nedeniyle psikiyatri dışı hekimlere başvururlar, çoğu kez yanlış tanınırlar. Premenstürel dönemde yakınmalar ağırlaşır. Sıklıkla başlangıçta yaşam zorlarıyla karşılaşmışlardır. Süregen bir gidiş gösterir. Streslerle karşılaştıkça alevlenme gösterir. Tiroid hastalıkları, KVS hastalıkları, diğer anksiyete bozukluklarından ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Sağaltımı en az 6-12 ay sürmelidir. Benzodiazepinler sınırlı sürede kullanılmalıdır. Trisiklik antidepresanlar, beta blokerler, buspiron, antihistaminikler sağaltımda kullanılabilirler. Kognitif-davranışcı, destekleyici psikoterapötik yaklaşımlardan yarar görürler.

 

PANİK BOZUKLUK

 

Kendiliğinden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur. Panik atak aniden ve beklenmedik biçimde ortaya çıkan , ½-1 saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bir anksiyete nöbetidir. Ataklarda çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, sersemlik, kontrolünü kaybedeceği korkusu, çıldıracağı korkusu, ölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanmalar, üşüme, ürperme, çevrenin değiştiği duyguları gibi belirtilerden 4 yada daha fazlasının olması gerekir.

 

İlk panik atak sıklıkla kendiliğinden ortaya çıkar. Herhangi bir uyarılma, fiziksel egzersiz, emosyonel travma, kafein, alkol, madde kullanımı gibi durumlar ilk atağı tetikleyebilir. Ataklar ani başlar, belirtiler ortalama 10 dakikada doruk noktasına ulaşır. Ana belirti ölüm, kontrolünü yitirme ve çıldıracağı korkusudur. Bu korkunun kaynağı belirsizdir. Birlikte anksiyetenin fizyolojik belirtileri yoğun olarak görülür. Bulundukları yeri terk etme, yardım arama davranışı görülür. Ataklar dışında atakların yineleyeceği korkusu yani beklenti anksiyetesi vardır.

 

Sıklıkla geç ergenlik döneminde yada 30’lu yaşlarının ortalarında görülür. Yaşam boyu yaygınlığı % 1,5-3 arasındadır. Kadınlarda 2-3 kat fazladır.

 

Panik atak eğer kişinin kaçması yada yardım alması güç olan bir durumda yada yerde ortaya çıkıyor ve böyle bir durumdan kaçılıyorsa “Panik bozukluk (agorafobili)” olarak adlandırılır. Tipik olarak bu ortamlar evden dışarıda yalnız olma, kalabalıkta kalma, otobüs, tren gibi araçlarda seyahat etme, köprü üstünde, asansörde olma gibi durumlardır. Kişi yoğun bir sıkıntıyla bu ortamlara katlanır. Çoğunlukla böyle ortamlarda bulunmaktan kaçınır yada birinin eşlik etmesiyle dayanabilir. Kaçınma davranışı kişinin sosyal ve mesleki yaşamını bozar. %20-80 depresif belirtiler eşlik eder.

 

Ayırıcı tanısında hipertroidi, hiperparatroidi, feokromasitoma, vestibuler işlev bozuklukları, epileptik bozukluklar, aritmi ve supraventriküler taşikardi gibi kardiyak sorunlar, madde kullanımı, hipoglisemi değerlendirilmelidir.

 

Sağaltımda trisiklik antidepresanlardan kloimipramin, imipramin birinci seçenektir. Eğer yan etkileri nedeniyle tölere edilemezse ya da kullanılamazsa SSRI’lar, MAO inhibitörleri kullanılabilir. Ortalama 8-12 haftada ilaca yanıt alınır. Başlangıçta birlikte benzodiazepinler (alprozolam, klonazepam, lorazepam) kullanılabilir. Betablokörler otonomik belirtileri yatıştırmak için eklenebilir. Ortalama 8-12 ay sağaltım sürmelidir. Birlikte kognitif-davranışçı psikoterapötik yöntemler kullanılabilir.

 

ÖZGÜL (SPESİFİK) FOBİ

 

Özgül bir nesne yada durumun varlığı, yada bununla karşılaşacak olma beklentisiyle başlayan aşırı, anlamsız bir korkudur. Fobik uyaranla karşılaşılınca birden başlayan anksiyete tepkisi ortaya çıkar. Panik atak halini alabilir. Kişi korkunun aşırı yada anlamsız olduğunu bilir.Yine de bu durumlarla karşılaşmamak için kaçınma davranışına girer. Fobik uyaranla karşılaşma ile ilgili kaçınma, korku yada anksiyöz beklenti, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini yada toplumsal yaşamını belirgin ölçüde bozar.

 

Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışa vurulabilir.

 

6 aylık yaygınlık %5-10 dolayındadır. Kadınlarda 2 kat fazladır.

 

Fobilerin oluş nedenleri içinde temel psikodinamik görüş biliçdışı benlikçe kabul edilmeyen dürtülerin yer değiştirerek (replacement) dış nesnelere aktarılmasıdır.

 

Tipleri:

 

Hayvan tipi: Genelde çocukluk çağlarında başlar.

 

Doğal çevre tipi: Fırtına, yüksek yerler gibi ortamlardır. Sıklıkta çocuklukta başlar.

 

Kan-enjeksiyon-yara tipi: Genellikle aileseldir. Çoğu zaman vazovagal tepki görülür.

 

Durumsal tip: Tünel, asansör, uçağa binme, araba kullanma, kapalı yerler gibi durumlarla karşılaşılınca ortaya çıkar. Çocukluk çağında ve yirmili yaşlarda sıktır. Diğer tip: Boşluk fobisi, çocuklukta masal kahramanlarından yada yüksek seslerden korkma gibi.

 

Ayırıcı tanıda agorafobili panik bozukluktan ayrımı yapılmalıdır. Durumsal tip fobide korkunun odağı o ortamlarda ne olacağına ilişkindir (düşeceği, yaralanacağı gibi). Agorafobili panik bozuklukta ise korkunun odağı yardım alamayacağı, kaçamayacağı ile ilgilidir.

 

Sağaltımında TCA’lar, SSRI’lar, betablokörler yararlıdır. Ayrıca davranışçı yaklaşımlardan (üstüne gitme) yarar görürler.

 

SOSYAL FOBİ

 

Sosyal ortamlarda (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) bir eylem gerçekleştireceği ( konuşma, yemek yeme, telefon etme gibi) zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından, küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı duyma ve korkma ile belirlidir. Korkulan sosyal ortamda kaldığında her zaman anksiyete belirtileri çıkar, panik atağa varabilir. Kişi bunun aşırı yada anlamsız olduğunu bilir. Ancak böyle durumlardan kaçınır, bu da toplumsal ve mesleki işlevselliğini bozar.

 

Başlama yaşı ergenlik dönemidir. 6 aylık yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazladır.

 

Sosyal fobinin çekirdeğinde başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteği ve bunu yapabileceği konusunda güvensizlik vardır. Sosyal fobikler olumsuz değerlendirileceklerine ilişkin düşünce ve inançlarına kanıt bulmak için dikkatlarini seçici olarak olumsuz durumlara yoğunlaştırmaları da anksiyete durumunu arttırmaktadır. Başkalarının, ellerinin yada seslerinin titrediğinin farkına varacakları ile ilgili kaygılarından dolayı toplum önünde konuşmaktan korkabilirler yada düzgün bir biçimde konuşamıyor gibi görünmekten korktukları için başkaları ile karşılıklı konuşurken aşırı anksiyete duyabilirler.

 

Çekingen (avoidant) kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ile sosyal fobi birlikte görülebilir. Kişilik bozukluğu ile birlikte sosyal fobide yüksek belirti sıklığı, sosyal anksiyete ve işlevde belirgin bozulma vardır, bu hastaların sağaltıma yanıtı kötüdür.

 

Sağaltımında MAO inhibitörleri (moklobemid), SSRI’lar, benzodiazpinler kullanılabilir. Ayrıca bilişsel ve davranışçı sağaltım yöntemleri, sosyal beceri geliştirme eğitimi yararlıdır.

 

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

 

Obsesyon (saplantı) yineleyici, ısrarlı, anksiyeteye neden olan, istenmeden gelen benliğe yabancı (ego distonik) düşünce, dürtü yada düşlemlerdir. Kompulsiyon ( zorlantı) ise; obsesyonları kovmak için yapılan, yineleyici, kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı davranışlar yada zihinsel eylemlerdir. Kişi obsesyonlarını kendi zihninin bir ürünü olarak görür, mantıksız yada saçma olduğunu bilir. Kompulsiyonlar ise obsesyonun doğurduğu anksiyeteyi azaltmak amacıyla yapılır, gerçekle ilgisi yoktur, belirgin olarak abartılıdır, geçici rahatlama sağlar. Obsesyonu etkisizleştirmeye yöneliktir. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişinin zamanının harcanmasına, günlük işlerinin aksamasına, toplumsal ve mesleki işlevselliğin bozulmasına yol açar.

 

Ortalama başlangıç yaşı 20’li yaşlardır. Yaşam boyu yaygınlığı %2-3 dolayındadır., Çoğu zaman sinsi başlar, süregen alevlenip yatışan bir gidişi vardır. Bu alevlenmeler stresle ilişkili olabilir.

 

Oluş nedenleri içinde biyolojik nedenler önemli bir yer tutmaktadır. Sağaltımında kullanılan serotonin gerialım inhibitörlerinin etkili olması, bozuklukta serotonerjik dizgenin rolü olduğunu düşündürmüştür. Beyin görüntüleme çalışmalarında özellikle kaudat çekirdekte küçülme olduğuna ilişkin bulgular vardır. Kalıtımsal çalışmalarda OKB’li hastaların birinci derece yakınlarında 5-10 kat daha fazla benzer hastalık öyküsüne rastlanmaktadır.

 

Klasik psikoanalitik kurama göre anal döneme gerileme ana düzenektir. Bu dönem özellikleri (cimrilik, kararsızlık, aşırı düzenlilik, titizlilik, inatçılık) bu kişilerde sık görülür. Bu kişiler büyüsel düşünceleri yoğun olan, katı ve cezalandırıcı üstbenlikleri olan kişilerdir. İzolasyon, yap-boz (undoing), karşıt tepki kurma (reaksiyon-formasyon), yer değiştirme sık kullanılan savunma düzenekleridir.

 

Klinik özellikleri: Bir fikir yada dürtü kendiliğinden ısrarlı ve kalıcı biçimde kişinin bilincine girer. Bunun doğurduğu anksiyete kişiyi önlem almaya iter. Bunlara karşı koymak için, etkisizleştirmek için kompulsiyonlar ortaya çıkar. 4 ana belirti örüntüsü vardır.

 

1.Bulaşma (kontaminasyon): En yaygın görülenidir. Kişi idrar, dışkı, toz yada mikrop bulaştığını düşünür. Bu bulaşmanın nesneden nesneye, insandan insana geçtiğine inanır. Bunu yok etmek için yıkama, temizleme eylemlerine girişir, yada onlardan kaçınmaya çalışır

 

2.Kuşku: Kişi bazı eylemleri yapmadığına, unuttuğuna, ihmal ettiğine inanır ( Kapıyı, musluğu, hava gazını açık bıraktığı şeklinde). Bunu kontrol etme kompulsiyonları izler. Defalarca ocağı, kapıyı kapatıp kapatmadığını kontrol eder.

 

3.Cinsel yada saldırgan eylem düşünceleri (çocuğunu öldüreceği, cinsel tacizde bulunacağı düşünceleri gibi)

 

4.Simetri-kuralcılık: Bazı durumların belli bir düzen içinde olmasını isteme biçimindedir. Yineleyen eylemler şeklindedir (yemek yeme, yüz yıkama gibi).

 

5. En sık görülen obsesyonlar bulaşma (%55), kuşku, cinsel yada saldırgan düşüncelerdir. En sık görülen kompulsiyonlar ise yıkama, temizleme, kontrol etme, sayı sayma, dua etme, soru sorma gibi kompulsiyonlardır.

 

Sağaltımında kloimipramin, SSRI’lar yararlıdır. 8-16 haftada yanıt alınır. Antidepresan dozundan daha yüksek dozlarda kullanılmalıdır. Gerekirse anksiyolitikler, antipsikotikler eklenebilir. Davranışçı psikoterapi (yüzleştirme, tepki geciktirme, duyarsızlaştırma) oldukça yararlıdır.

POSTTRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU

 

Hemen herkeste ciddi bir sıkıntıya yol açabilecek stresli bir olayla karşılaştıktan sonra ortaya çıkan; travmatik olayın düşlerde ve düşüncede tekrar tekrar yaşanması, travmayı hatırlatan olaylardan yada durumlardan kaçınma, duygusal tepkisizlik, otonomik aşırı uyarılmışlık hali , tetikte olma, irkilme ile giden bir klinik tablodur. Bu duruma yol açabilecek travmalar savaş, doğal afetler, yaşamı tehdit eden kazalar, saldırı yada tecavüz gibi durumlardır. Kişi bu olaylarda ölüm yada yaralanma tehditi yaşamıştır yada tanık olmuştur. Travmatik olayı çağrıştıran her şeyden kaçar. Karşılaşmak durumunda kalırsa yoğun anksiyete yaşar. Travmayı tekrar tekrar düşlerinde ve düşüncelerinde yaşar. Kaçınma davranışı nedeniyle insanlardan uzaklaşır, işlevselliği bozulur. Aşırı irkilme, uyarılmışlık durumu, uykuya dalmakta güçlük, konsantre olamama, irritabilite görülebilir.

 

Posttravmatik stres bozukluğu çocukluk dönemini de içine almak üzere herhangi bir yaşta başlayabilir. Yaygınlık % 1-3 dolayındadır. Belirtiler travmatik olaydan sonra 3 ay içinde başlarsa akut, 3 aydan sonra başlarsa süregen olarak değerlendirilir.

 

Eğer travmatik olaydan sonra ortaya çıkan durum 1 aydan kısa sürerse “Akut Stres Bozukluğu” olarak tanı konur.

 

Sağaltımında hastaya ruhsal destek sağlamak, olayı tartışmaya yüreklendirmek, gevşeme egzersizleri ve imipramin, amitriptilin gibi farmakoterapötik yaklaşımlar yararlı olur.

 

GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

 

Başlıca özelliği genel tıbbi bir durumun fizyolojik etkilerine bağlı, klinik açıdan belirgin anksiyetenin bulunmasıdır. Belirtileri arasında yaygın anksiyete bozukluğu, panik atakları yada obsesyonlar bulunabilir. Öykü, fizik bakı ve laboratuvarda genel tıbbi duruma bağlı kanıtlar bulunabilir. Hipertiroidi, hipotiroidi, feokromasitoma, vit B12 eksikliği, kardiyak aritmi, hipoglisemi, anemi, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, SLE, parkinson, multipl skleroz sık olarak anksiyete bozukluklarına yol açan klinik durumlardır. Altta yatan hastalığın sağaltımı yapıldığında genellikle düzelir. Gerekirse özgül sağaltım verilebilir.

 

MADDE KULLANIMININ YOL AÇTIĞI ANKSİYETE BOZUKLUĞU

 

Madde kullanımının yol açtığı anksiyete bozukluğunun başlıca özelliği; bir maddenin fizyolojik etkilerine bağlı olduğu yargısına varılan , belirgin anksiyete belirtilerinin bulunmasıdır. Alkol, amfetamin, kokain, kannabis, hallüsinojenler, inhalanlar, fensiklidin ve benzeri maddelerin entoksikasyon durumlarında ; alkol, kokain, sedatifler, hipnotikler ve anksiyolitiklerin yoksunluğu sırasında anksiyete belirtileri ortaya çıkabilir. Anestetikler, analjezikler, insülin, tiroid preperatları, oral kontraseptifler, antihistaminikler, antiparkinson ilaçlar, kortikosteroidler, antihipertansifler, kardiovasküler ilaçlar, antikonvulsiyonlar anksiyeteye yol açabilirler.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Gabbard,anksiyete türlerini gelişimsel hiyerarşiye göre aşağıdaki biçimde sıralanmıştır:

 

-Süperego anksiyetesi,

-Kastrasyon anksiyetesi

-Sevgiyi yitirme korkusu,

-Obje yitirme korkusu (ayrılık anksiyetesi),

-Kovuşturulma anksiyetesi,

-Dağılma korkusu.

--------------------

fobik tepki korkulan obje ya da durum

 

Akrofobi yüksek yerler

 

Agorafobi sokak ya da uzak yerler

 

Astrofobi gökgürültüsü ve şimşek

 

Eritnofobi insanların karşısında yüz kızarması

 

Hematofobi kan

 

Klostrofobi kapalı yerler

 

Monofobi yalnız kalma

 

Nikrofobi karanlık

 

Patofobi hastalık

 

Zoofobi hayvanlar ya da belirli bir hayvan

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hipnozla tedavi çalışmaları vardı. Tabi önemli olan işini bilen doğru dürüst bir terapist bulabilmek. Sonuçta bilinçaltını emanet ediyosun bir başkasına.

Osmanlı Devleti'nde de bazı padişahlar da bu hastalıktan muzdaripmiş. Sebebi ise uygulanan Kafes Yöntemi.

 

Ben İstanbul halkının büyük çoğunluğunun bu ve benzeri hastalıklara sahip olduğunu düşünüyorum. Öyle bir şehir ki burası... Stres stres stres, gürültü, kalabalık, trafik, yetişme çabası... Bir süre sonra bünye kaldıramıyor. Kadıköy Rıhtımda bir binanın tepesinden gün boyu caddeyi ve İETT duraklarını izleyeceksin. Kurulmuş robotlar gibi herkes, hepimiz... Evde kuruluyosun okul, iş, alışveriş her neyse akşama kadar mandal dönüyor. Sonra batarya ısınmış bir şekilde eve geliyosun. Tekrar kurulmak için uykuya dalıyosun ve ertesi günü gene aynı... Herkes cinnet geçirmek üzere, taksicisi, minibüsçüsü; insanların birbirine tahammülü yok artık. Böyle bi ruh halinde her türlü hastalık ürer.

 

Anksiyete vb. hastalıklarına sahip kişilerin bitkiyle, ilaçla tedavi olacağını zannetmiyorum. Problem beynin kendini takip etmesi. Düşünceni ve kendini izleyen bir kamera gibi sürekli bir tedirginlik hali. Bence yeni tedavi yöntemleri geliştirilmeli. Mesela sporla tedavi. Örnek olarak, atletizm. Anksiyeteye sahip bir insan oturdukça daha da kötü olur. Direkt açık alana çıkıp elinde bir su şisesiyle koşmalı. Düzenli spor. Kalpte durduk yere çarpıntı olacağına koşarak doğal bir şekilde hızlanmalı kalp atışları. Ve o kuruntular koşarken akla getirilmeli.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Ruhsal bir hastalığın uzun seyirli olması durumunda insan fizyolojisi bu hastalığı sahiplenip sanki normal işleyişin bir parçasıymış gibi algıladığından kurtulması imkansıza yakın bir hastalık. İlaç tedavisi bir parça yardımcı olsa da asla bitmiyor. Çok ağır biçimde yaşayanlardan birisiyim ne yazık ki.

 

Anksiyete'yi basit bir İngilizce ile çok açıklayıcı anlatan bir video da burada ;

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Anksiyete, paranoya, obsesif kompulsif, şüphecilik, bunlar hep zeki insan hastalığı. Zeki insanın zihni rahat durmaz. Bence hastalık değil tam tersine kendini koruma içgüdüsünün sonucu bu. Kaotik bir dünyada bir şeylerden kaygı duymak mantıklıdır ve seni bir ölçüde koruyabilir. Ama tabi ki dozunda olmalı.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İleri boyutlarda yaşıyorum bu rahatsızlığı. İlaç tedavisi işe yaramadı, kısır döngü içerisinde dönüp duruyorum. Sadece endişe duymakla kalmıyorum bir de krizlere giriyorum korkudan. Çok zor bir rahatsızlık yaşamaktan nefret ediyorum bazen.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İleri boyutlarda yaşıyorum bu rahatsızlığı. İlaç tedavisi işe yaramadı, kısır döngü içerisinde dönüp duruyorum. Sadece endişe duymakla kalmıyorum bir de krizlere giriyorum korkudan. Çok zor bir rahatsızlık yaşamaktan nefret ediyorum bazen.

nata ruhunda bir açlık olduğunu hissediyorum. ilaçtan umudunu kestiysen yardıma muhtaç varlıklara gönüllü yardımcı olmayı dene sana seni düşündürmeyi unutacak sağlığa zararlı olmayan hobiler edin. bayansan küçük bir bebeğe bakmaya çalış en azından bir iki saat dene sonucunu yaz buraya.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sosyal anksiyete nedir? Kimlerde en sık sosyal fobi gözlenir? Sosyal fobiden nasıl kurtulurum? Fobi çeşitlerinden olan sosyal anksiyete bozukluğu nasıl yenilir? Çekingenlik ve utangaçlık ile sosyal anksiyete aynı şey midir? Çekingenlik neden olur? Toplum içinde sosyal anksiyete neden olur? Tüm bu soruların cevaplarını birlikte inceleyeceğiz.

Hepimiz sosyal bir durumda gergin veya rahatsız olma hissini biliriz. Büyük bir sunum yapmadan önce yeni biriyle tanıştığınızda ya da avuçlarınız terlediğinde susmuş olabilirsiniz. Topluluk önünde konuşmak veya bir oda dolusu yabancıya girmek herkes için tam olarak heyecan verici değildir, ancak çoğu insan bunun üstesinden gelebilir.

Sosyal fobi olarak da bilinen sosyal anksiyete bozukluğunuz varsa, yaşanan stres düzeyi baş edemeyeceğiniz kadar fazladır.

Örneğin, diğer insanların “normal” olarak kabul ettiği şeyler, küçük konuşmalar ve göz teması kurmak gibi , sizi çok rahatsız edebilir. Bu nedenle tüm sosyal temaslardan kaçınabilirsiniz. Sadece sosyal değil, hayatınızın tüm yönleri dağılmaya başlayabilir.

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Depresyon ve Anksiyete tespiti

      Bu rahatsızlıkların ikisine de aynı anda sahip olmak, hiç bir zaman kazanamayacağınız anlamına gelmez; herkesi farklı şekilde etkiler. İkisiyle aynı anda baş edenlerin sayısı oldukça fazladır; depresyon teşhisi konulmuş insanların neredeyse yarısı, aynı zamanda anksiyete bozukluğuna da sahiptir ve her biri tamamen kişiseldir. Gelin bu süreçte neler yaşanabiliyor birlikte bakalım.   1. Bir testten iyi bir puan yerine daha azını alma fikri insanı çok korkutuyor; ancak yine çalışacak ene

      , Yer: İnsan Psikolojisi

×
×
  • Yeni Oluştur...