Jump to content

Uğur Polat


schizophrana

Önerilen Mesajlar

Sesini mi oyunculuğunu mu daha çok sevdiğime karar veremediğim bir oyuncu.

 

http://media.film.gen.tr/resim//menuver20/starresim/ugurpolat/resim005.jpg

 

Gerçek Adı: Uğur Polat

Doğum Yeri: İstanbul, Türkiye

Doğum Tarihi: 01.01.1961

Boy : 1.78 m

 

Onu Ünlü Yapan Ne? Bütün Kapılar Kapalıydı (1990) filmiyle tanınmaya başlamıştır.

 

Ailesi: -

Ödüllerinden Bazıları:

1990: 3. Ankara Film Festivali, Umut veren erkek oyuncu, Bütün Kapılar Kapalıydı

1996: İsmet Küntay Tiyaro Ödülü

1999:Antalya Film Festivali, En İyi Erkek Oyuncu, Salkım Hanımın Taneleri

 

 

 

 

 

 

 

Hakkında

  • 1978 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’na katıldı. 1985 Adana Devlet Tiyatrosu'da, 1987 İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda çalışmıştır Aynı zamanda seslendirme sanatçısı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmıştır. Bir söyleşi de "Oyunculuk benim için önce sezebilmek, sonra da hayal edebilmektir. Elbette okumak, araştırmak, gözlem yapmak, bilgi görgü arttırmak bir oyuncu için önemli besin kaynaklarıdır; ama sezgi oyunculuğun olmazsa olmaz anahtarıdır." demişti.
  • Sıcak Saatler, Yeditepe İstanbul, Sultan Makamı gibi dizilerde rol almıştır.
     
     

Filmografi

 

 

  • Sis Ve Gece (2006)
  • Mavi Gözlü Dev (2006)
  • Pars: Kiraz Operasyonu (2006)
  • 2 Süper Film Birden (2006)
  • Karşılaşma (2003)
  • Ayna(2002)
  • Güz Sancısı (2002)
  • O da Beni Seviyor (2001)
  • Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (2000)

  • Filler ve Çimen (2000)
  • Salkım Hanımın Taneleri (1999)
  • Bir Erkeğin Anatomisi (1997)
  • Bir Kadının Anatomisi (1995)
  • Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri (1992)

Ben Ruhi Bey Nasılım'dan

http://www.istdt.gov.tr/asp/images/benruhibey/colorless_2.jpg

 

http://www.istdt.gov.tr/turkce/images/oyunlar/ben_ruhibey_nasilim/1big.jpg

 

Kaynak

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Uğur Polat ile yapılmış bir röportaj

 

Hakkınızda tek bir olumsuz söz duymadım. Pek de medya önünde olmayıp bu kadar sevilmek nasıl bir duygu?

Açıkçası özel bir şey yapmıyorum. Yapım bu, elimden başka bir şey gelmez. Böyle yetiştim, böyle gördüm, böyle bir gelenekten geliyorum. Özel bir şey yapmıyorum, içimden böyle geliyor.

"2 Süper Film Birden"in çekimleri nasıl geçti. Ortaya çıkan film, beklentilerinizi karşıladı mı?

Ben 2 gün çalıştım o filmde. Küçük bir rolüm var. Ama bu 2 güne değdi. Henüz filmi izleme şansım olmadı. Antalya'da festivalde izleme şansım olacak. Oraya da seçilmiş 9 filmden biri olmuş, ona da çok sevindim.

Bu yıl "Babam ve Oğlum" gibi geniş izleyici kitlesine ulaşmış bazı filmler festivalde yer alamıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Öyle bir şartname varmış, o şartnameye uymuşlar. Çok film başvurmuş. Baktılar ki başa çıkılamayacak, böyle bir şartnameyi devreye sokmuşlar. O durumda da birkaç film de elenmiş oldu ister istemez ama keşke hepsi katılabilseydi. Gönlüm onu isterdi tabi ama böyle bir şartname varsa da yapılacak bir şey yok.

Genelde depresif rollerin oyuncusu olarak anılıyorsunuz. Bu filmde yine psikolojik yönü ağır basan bir karakteri mi canlandırdınız?

Yok, tam tersi. Tam böyle çakal çukal takımından birini oynuyorum (gülüyor). İnsanlara seks kasetleriyle şantaj yapıp para kaldırmaya çalışan üçkağıtçının birini oynuyorum.

Sizi komedi filmlerinde görmek isteyenler de var. Komedi ya da korku sineması gibi diğer film türlerine nasıl bakıyorsunuz?

Hepsine çok sıcak bakarım. Yeter ki senaryo iyi olsun ve rol de benim oynayabileceğim bir rol olsun. Yani senaryo iyi olduktan sonra hiçbir problem yok. Hani bir eşcinsel de oynanır. Yeter ki senaryo iyi olsun, o eşcinsel bir şeyler anlatsın, bir derdi olsun, karikatür olmasın. Yoksa komediye de çok sıcak bakıyorum ama bizdeki komedi anlayışı biraz Türk sinemasında ya Hababam Sınıfı mantığıyla çekiliyor ya da çekilmiyor. İki arada bir derede. Bir derdi, bir sıkıntısı olmalı, insanın söyleyecek sözü olmalı diye düşünüyorum. Yoksa Hababam Sınıfı gibi bir komedide olmak istemem beceremem yani öyle karikatür bir şeyi beceremem...

Filmlerde canlandırdığınız karakterlerin gerçek yaşamınızla örtüşen yanları var mı?

Hayır. Karşılaşma'da çok büyük bir travma yaşamış bir adamı canlandırdım. Oğlu trafik kazasında ölmüş, kendisi kanserle mücadele ediyor, mutsuz bir evlilik... Yani benim daha hiç evliliğim olmadı, bir oğlum yok, başıma çok şükür öyle bir hastalık gelmedi, öyle bir travma yaşamadım. Hani ben de bir takım travmalar yaşadım çocukluğumda. Her insan yaşamıştır ama oynadığım rollerle özdeşleştirme kurmuyorum, geçmişimde de öyle benzerlikler yok, çoğuyla yok. Salkım Hanım'ın Taneleri'nde de Levon'u oynadım. O da içine kapanık bir adamdı ama hayatta öyle bir şeyim olmadı.

"Filler ve Çimen"deki performansınız biraz tartışıldı. Onun dışında sinemada, tiyatroda yaptığınız her iş ve seslendirmen olarak katkıda bulunduğunuz eserler hep büyük beğeni kazandı. Kendinizi bu alanların hangisinde daha başarılı görüyorsunuz?

Hepsini ben keyif alarak yapıyorum, seslendirme hariç, seslendirme yapmıyorum uzun süredir. O çünkü keyif alınacak bir şey değil. Yani saatlerce stüdyoda bekleyip başka birine ses vermek, hiçbir şey yaratmadan sadece zaman tüketmek, karşılığında çok cüzi paralarla iş yapmak keyifli değil ama sinema ve tiyatro gerçekten olmazsa olmaz şeyler. Çünkü ben oyuncuyum, benim mesleğim bu. Elimden başka bir şey gelmez. Oyunculuk yapacağım. Bunu ya sinemada, ya tiyatroda, ya da televizyonda yapacağım. "Filler ve Çimen"le ilgili olarak da Derviş Zaim'in ikinci filmiydi. Benden böyle bir dayanışma rica etti. Ben de o dayanışma içinde olmak istedim.

Keşke oynamasaydım dediğiniz bir film var mı?

Yok, hayır bütün filmlerimi seçerek, isteyerek oynadım.

http://www.film.gen.tr/resim/sohbet/ugurpolat/ugurpolat_fgtr.jpg

Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun; arkadan geçmeye bile razıyım.

Sizce oyunculuğun ideal bir yaşı var mıdır? Şu an oynadığınız filmlerde, oyunculuğa ilk başladığınız dönemki heyecanı duyuyor musunuz?

Tabi ben de yaşlandıkça bana gelen roller de değişmeye başladı. Yaşım 45 oldu ve artık bundan önce oynadığım rolleri oynama şansım giderek azalıyor. Çünkü daha gençtim, şimdi daha olgun yaşa geldim, giderek daha da yaşlanıyorum. Ona göre roller oynuyorum. Şimdi yeni gelen oyunculara bıraktık o rolleri. Onlar çok başarıyla canlandırıyorlar. Ama tabi ki oyunculuk yaşla da doğru orantılı gelişiyor. Hani derler ya "şarap gibi"dir. Gerçekten öyle. Tecrübeyle doğru orantılı bu, yaşadıklarınızla, biriktirdiklerinizle, oyunculukla beslenmesiyle doğru orantılı. O yüzden oyunculukta da yaşlanmak güzel.

Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak da çalıştınız. Genç oyuncu adaylarıyla deneyimlerinizi paylaşmak nasıl bir duygu?

3 yıl ders verdim. Artık vermiyorum, elimden geldiğince vermeye çalıştım ama hocalık başka bir şey gerçekten. Hem Eskişehir'in yapısı gereğiyle taşıma suyla değirmen dönmüyor. İstanbul'da yaşıyordum buradan apar topar ders verip tekrar dönüyordum. Olmuyordu orada olmak lazım, orada yaşamak lazım, öğrencilerle mesai geçirmek lazım. Haftanın bir günü ders vermekle olmuyor. Bir de hocalık başka bir şey. Yani daha farklı psikolojilerden de anlamak gerekiyor. O da bir tecrübe, biraz erken olduğunu düşünüyorum. İnşallah daha ileride, daha olgunlaşınca... Güzel bir şey çünkü gençlerle haşır neşir olmak çok güzel. Hem kendinizi de besliyorsunuz, kendinizi de diri tutuyorsunuz onlar sayesinde ama yine de bu konuda eksikliğim çok.

Sıradan bir filmde başrol oynamak mı, yoksa daha geniş kitlelere ulaşan bir yapımda yan rol almak mı sizi daha çok cezbeder?

Başrol oynamanın keyfi de ayrı, böyle yardımcı rollerde oynamak da çok keyifli. Senaryo iyiyse, benim içimi kaşıyacak, böyle karnıma ağrı saplayacak bir senaryoysa, hangi rol olursa olsun arkadan geçmeye bile razıyım. Yeter ki iyi bir senaryo olsun, iyi bir yönetmenin elinden çıksın, usta işi olsun. Önemli değil.

Halkın içinde yaşadığınız söylenir hep. Dışarıda size karşı tepkiler nasıl?

Çok sevdiklerine şahit oluyorum. Yolda, otururken, sohbet ederken... O hayat, başka bir hayat. Sokağa çıktığım zaman ben oyuncu değilim. Bana herkes saygıyla, sevgiyle yaklaşıyor. Memnunum çünkü ben çok ortalarda olan biri değilim.

Birçok TV dizisinde de rol aldınız. Şu an TV dizilerinin durumunu nasıl görüyorsunuz? Bu dizilerde ve sinemada tabi, oyunculuk eğitimi almamış ünlülerin fazlaca başrollerde görünmesi sizi rahatsız ediyor mu?

Televizyonda gerçekten iyi paralar kazanılmaya başlandı. Hem yapımcısına, hem oyuncusuna iyi para kazandırıyor. Durum böyle olunca da bu pastadan pay almak isteyen bir sürü insan var. Aklına gelen ilk fikirle bir senaryo yazıp ortaya çıkıyorlar bir dizi çekmek adına ama gerçekten olmamış senaryolar bunlar. Yani çoğu iyi değil, bir sürü de dizi var şu an, çoğu elenip gidecek. Bu bir furya. Herkes ne kapmak isterse atlıyor bu işe.

Sizin yayından kaldırılan dizleriniz oldu mu?

Oldu tabi, 2 tane üst üste dizim kalkmıştı: "İstanbul Şahidimdir" ve "Seher Vakti" dizileri.

Sizce senaryoları mı yetersizdi, yoksa tamamen rating sorunları mı?

Senaryoları yeterli olduğu için ben evet dedim. Yetersiz bir senaryo olsaydı evet demezdim ama burada başka şeyler, bizi aşan şeyler giriyor: yayın saati, yayınlandığı kanalın politikası, karşısında tutulan bir dizi var mı yok mu gibi parametreleri var. Benim hiç anlayamadığım, hiç bilmediğim şeyler. Olan biz oyunculara oluyor, gerçekten üzülüyorum. Sanki benim yüzümden kalkmış gibi bir psikolojiye giriyorum. O yüzden ben geçen yıl hiçbir TV dizisinde oynamadım. Yani biraz küstüm, uzaklaştım o piyasadan. Bir sürü insan oradan ekmek yiyor ve ona göre planını yapıyor, pat diye kalkınca bir anda ortada kalıyor. Bir de tabi çok dizi olunca bu kadar elemanı nasıl karşılayacaksınız? İstihdam sorunu var. Türkiye'de bu kadar görüntü yönetmeni yok, Türkiye'de bu kadar senarist yok. Birbirimizi kandırmayalım yani. Bu kadar iyi ışıkçı, iyi kostümcü yok, iyi sanat yönetmeni yok, iyi oyuncu yok, iyi nakliyeci yok. Bu kadar çok dizi olunca... Ama hayat akıp gidiyor, yani yarış içindesiniz. Kalitesiz elemanlarla bu iş ne kadar iyi oluyor işte görüyoruz. Çamur gibi diziler izliyoruz. Çok kötü senaryolar, çok kötü oyuncuların oynadığı maalesef...

Şimdiye kadar çalıştığınız yönetmenler içerisinde birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığınız isimler kimler oldu?

Son filmimde sevgili Ömer Kavur'la keyifle çalıştım. Ben bütün yönetmenlerimle keyifle çalıştım ama tabi Ömer Kavur çok başka bir tecrübe oldu benim için. Bir oyuncuyla nasıl diyalog kurulması gerektiğini iyi bilen, oyuncuya karşı hiçbir kompleks duymayan, sevgi saygı duyan, onu özgür bırakan, rahat bırakan bir yönetmen. Bir de çok donanımlıydı. Çok bilgili, çok görgülüydü. Hani bir ders gibiydi, okul gibiydi onunla çalışmak. Onun dışında genç yönetmenlerle de çalışmaktan çok keyif aldım. Derviş Zaim'le, Serdar Akar'la, en son Murat Şeker'le, daha bir dolu var, Çağan Irmak'la çalıştım.

Yurtdışında yaşamış Türk yönetmenlerin çektiği filmlerde daha farklı bir hava mı oluyor? Hikayeleri daha farklı mı işliyorlar?

Mesela Fatih Akın. Onların da başka dertleri var orada. Yani hem orada yaşayıp hem oralı olmak ama aslında bir Türk olmak gibi sıkıntıları var. O sıkıntıları anlatmak daha farklı bir dil gerektiriyor olabilir ve gerçekten Fatih Akın yaratıcılığı üst düzeyde olan bir yönetmen. Hem senarist olarak, hem yönetmen olarak. Tabi ki ortaya çıkan sonuç çok farklı. Bir de ellerinde iyi paralar var, prodüksiyon olanakları çok zengin. Gerçekten Türkiye'de ilk filmi çeken bir yönetmenle kıyasladığımızda Fatih Akın'ın arkasında iyi bir sektör var en azından, Alman film sektörü var. Türkiye'yle kıyaslandığında çok avantajları var. Üstüne bir de yaratılıcılık eklendiği zaman iş zaten kendiliğinden çözülüyor...

Türk sineması, 90'ların başında durağan bir dönem geçirdi. Şimdi yeniden bir hareketlenme var. Sizce Türk sineması eski havasını yakalayabilecek mi?

Tabi çok farklı. Giderek daha iyi olacaktır mutlaka ama bir şeyin ayrımına varmak lazım. TV dizilerindeki başarı yakalandıktan sonra bunu bir de sinemada deneyelim mantığına karşıyım ben. TV mantığıyla sinema yapmaya karşıyım. Televizyon mantığıyla, televizyon formatıyla çekilen senaryolar, konular sinema mantığına uymuyor. Oyunculuğu farklı. Sinema sanat bir kere, televizyon bir sanat değil. Sinema bir sanatsa o sanatın gerekliliğini yerine getirmek lazım. Hem senaryonuzda, hem kameranızda, hem ışık kullanımınızda, hem de oyunculuk anlamında o sanatın gerektirdiklerini yerine getirmeniz lazım. Ama televizyon mantığıyla çekerseniz hani 5 günde çekelim, 6. gün dublajını yapalım, 7. günde yayına sokalım gibi. Yalapşap, ucundan değinerek konulara, kazımadan, karton karton tiplerle... Karton tipler bitti, onlar eski Yeşilçam sinemalarındaydı, arkası yoktu, tek boyutluydu, şimdi 3 boyutlu her şey. Yani kazıdıkça altından bir sürü dert çıkıyor, sıkıntı çıkıyor. O anlamda böyle Hababam Sınıfı gibi, Hırsız Var gibi filmler, asla küçümsemiyorum, onlarda da bir sürü emek var ama sinema değiller benim gözümde...

Yerli sinemamızda filmler biraz acele mi çekiliyor? Profesyonellik konusunda eksiklik var mı sizce?

Profesyonel çekilmediği konusunda katılıyorum. Yurt dışında 6-7 ayda çekilen bir film Türkiye'de 1, 1.5 ayda çekiliyor. Rekorlar var, 15 günde, 10 günde çekilen sinema filmi var. Sinemanın doğasına aykırı. Neden? Teknik olanaksızlıklardan, maddi olanaksızlıklardan. Bir tekrarda kabul edilecek sahneler... Halbuki olana kadar çekmek lazım.

Kendi filmlerinizin çekim sürecinde, sık tekrar oluyor mu?

Olana kadar çekmekten yanayım. Ben içime sinmediyse yönetmenden rica ediyorum bu sahneyi tekrar çekelim diye. Ama nereye kadar ısrarcı olabilirsin. Çünkü bir film harcanıyor ve para gidiyor. Maalesef buralarda kilitleniyor işler Türkiye'de...

Bir hazırlanma süreci oluyor mu? Oynadığınız roller için özel bir çalışmaya gerek duyuyor musunuz?

Tabi, dersimi çalışarak gidiyorum. Okuyorum çekilecek sahneleri, kendi kafamda dramatizesini yapıyorum, ezberliyorum rolümü. Ama oynadığımız roller öyle çok özel karakterler değil, sıradan karakterler. Üzerinde uzun uzun ön hazırlık yapılacak karakterler değil. Çünkü edebiyat uyarlaması çekmiyorsanız Yağmur Adam gibi özel karakterleri, üzerinde çalışılması gereken rolleri oynamıyoruz.

"Şu kitap sinemaya uyarlansa, çok güzel film olurdu" dediğiniz bir kitap var mı?

Çok ender. "Salkım Hanımın Taneleri" uyarlandı. Yılmaz Karakoyunlu'nun bir romanı. Benim oynadığım 15 film içinde uyarlama bir tek o var yanlış hatırlamıyorsam. Hepsi özgün senaryolardı. Beyoğlu'na çıktığımızda karşılaştığımız sıradan insanlar. Tabi kazıdığınız zaman altından bir sürü şey çıkıyor ama fiziksel bir özelliğe dikkat çekmek gerekiyorsa onun üzerine özel bir çalışma yapmak gerekir. Ama normal sağlıklı bir adamsa sadece içinde psikolojik sıkıntıları varsa özel bir çalışma yapmaya gerek yok. Tiyatroda öyle değil. Tiyatroda oynadığınız karakteri gerçekten irdelemek lazım. Biz Shakespeare de oynuyoruz, bir sürü dünya klasiği de oynuyoruz. Onlara çalışmak gerekiyor.

Sinemayı internetten takip ediyor musunuz?

Internetle aram çok yok. Bir iki site var: Tiyatro, sinema sitelerine giriyorum ve günceli takip etmek için haber sitelerine bakarım. Günümün büyük bölümünü bilgisayar başında geçirmiyorum, çok da kapılmak istemiyorum.

Kaynak

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...