Jump to content

Orhan Alkaya Şiirleri


semuel

Önerilen Mesajlar

ORHAN ALKAYA (1958-....)

 

İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda eğitim gördü. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı. 12 Eylül döneminde 1402 sayılı yasa ile işine son verildi. Günlük gazetelerde ve dergilerde değişik sanat disiplinleri üzerine eleştiri yazıları, siyasi makaleler, denemeler yazdı. . Tiyatro yönetmeni, İstanbul Şehir Tiyatroları'da çalışıyor. Cumhuriyet gazetesinde tiyatro eleştirileri yazıyor.

Şiirleri 1982’den bu yana pek çok dergide yayımlandı. Beş şiir kitabı ve Siyasi polemiklerini kitaplaştırdığı "Türkiye Hâlâ Mümkün" adlı kitabı yayımladı.

 

Yapıtları :

Parçalanmış Divan (1990);

A!Etika (1991)

Yenilgiler Tarihi Cilt 1 (1994

Erken Sözler (1999)

Tuz Günleri (2001)

 

Tuz Günleri

 

bize yapılanları gördüm , hepsini

bin ejder kuvvetinde kötüydüler

bir kuşak yok edilirse belki, çok yılın

öcünü alacaklardı; kimbilir haklıydılar

hepsini gördüm; dağılan beyinler

ucuz bir klişe kadar hakikiydi

dağılan hayatlar tevazu ile romansız

aşklar hep yarına ertelenmiş ve gizli

sırtlanlar ısrarlı sır taciriydi

annem de korkuyordu onlardan

kimdi onlar çün hazır ve nazır

onlar içimizde ve zahiriydi

 

bize yapılanları gördüm, hepsini

kimliksiz bir ülkenin sadık bekçileri

yarınsız memurları dünden ari günün

ve Aryan rü'yaların yanlış Batılıları

harita üzerinde oda ararken

hepsini gördüm, bir el bombası

ellerinde patlayarak yok ediyordu

boydangay boygay bir coğrafyayı

sadakat hep bugüne gönderilmiş ve açık

ebemler ısrarlı yol muhaciriydi

gönlüm de korkuyordu onlardan

onlar ki toprakta mayın suda kolera

havada ihanet kadar çoktu

onlar hem Yeşil hem Hareket bir ordu

 

bize yapılanları gördüm , hepsini

an benimle geçerken zamansız

ve hep bir ukte kadar karanlık

günler hayli sevimsiz hatıra haliyle

isimler ölüm hükmündeydi

kusmuğundan tanıyorduk artık insanı

hırçın ve hükmedici bir hal sinmişti her yere

hata! erken büyüyor burada

Feryat da korkuyordu onlardan

eksik arzu, kayıp çocuk, masum örümcek

onlar boşlukta karşılıksız bir soruydu

 

bize yapılanları gördüm, hepsini

yanlış tariflerle uzatılmış bir yol gibiydik

bizden mütevelli heyeti ve icracı avukat

kötü gün yabancısı ve yatakta hoyrat

sözsüzlüğe tutsak bir aile, sınav çocukları

bizden bir aşağılanmanın hazır özneleri

münasip suçortakları...ve suskunluk hücresi için

bie adım ileri! istendi. yıldırımlar yaratmak

memleketi yarısına kadar demir ağlarla donatmak

memleketin yarısını unutmak beklendi bizden

bir bok vardı gibi sundukları hayatta

vazgeçemezdik sanki güzel ve yetenekli olmaktan

kudretle aptaldılar, hiç bırakmadılar korkuyu

memleket bile korktu onlardan

güzel ölüm, iyi abla, sine qua non hayat

arsenik ve çaydılar, rü'yasız uyku

 

bize yapılanları gördüm , hepsini

açlık gözümüze sokulmak için bekletiliyor

vicdan derin çarpışmaların gazisi

ibne! arkadaşımın müstear ismiydi

havlamamızı istediler, uluyabileceğimiz kestirmeden

onlar; zihnimize kartal salanlar

haklıydılar, postumuza göz dikerken

bedevi yol açacak, nizamcı oturacaktı daima

argonotun yolu vardı ve uzakta

meşkederdi yoksul tanrılar

Adam bile korktu onlardan

yaratılışı yaraladılar sır fabrikalarında

bereketsiz süt ve inançsız başaktılar

 

bize yapılanları gördüm, hepsini

benliği gölgeleyen iktidar ardımızdan ağladı

ve hep ikizini terketti hevesle kutsanan

hayat! merakın sağrısında çok yol alındı

kan tarif etti göbeğinden ayrılanı

kırılan göğün altında kamaşan gözlerimizle

az gittik uz gittik dere tepe biz gittik

iklimden iklime değiştik, evet

zamanın suyu vardı, bir de bunu bildik

ve onlardan azade korkuyu

 

bize yapılanları gördüm, hepsini

kır hayvanını okşayıp isteğe uzandık

kırk yıl ayrı koydular kadın ile erkeği

bize bir harf öğreteni kırk yıl hayattan kovdular

öğüt, tütsü ve fal tutuşturdular elimize

cinayetimizi çaldı onlar nesebi gayri sahih

sevgiyle. oysa ne güzel yenilmiştik

öğrenmekteydik tam acının kudretiyle

: sabit kalemlerle silinir kan

insan yok etmeye yazgılıdır ve varlık

bu şiddetle sınanır. işte şöyle

: romanımızı yakarlar, hayvanımız yaralanır

kalbimiz kırılır soludukça çok yıllık ölümü

ırmağımızı ateşe salar semender tıynetan-ı aşk

gül yanlış kokarsa, tuz yakaya takılır

 

bize yapılanları gördüm , hepsini

gül yanlış kokarsa tuz yakaya takılır

 

 

Yenilmişler İçin İki Parça

 

peki beni kim intihar etti

kim tedavülden kaldırdı böyle erken

inlerken görülmem hoşlarına gitmedi mi

bir içevurum fazla mı geldi bu sığlıkta

nasıl da dijital şimdi yakınlıklar

parlak kanatlarıyla gökyüzüne kaybolurken anka

kimse tanrıyım demesin, hepimiz sarhoş kaldık

varedene duyulan hasret gibi yoksul anda

nerde şimdi Burgonya Beyleri, Kara Şövalye

gölgeye dokunanlar nerde

böyle erken mi kesilecekti sözüm, tam da burada

ciltler dağıldı, dağıldı olmayan ne varsa

güzel sözcüklerim, Mallarme'm, Yahya'm nerde

beni de beni de beni de... intihar ettiler

dosya kapandı katilim nerde.

 

Gündüz Körlüğü

 

yatışmak için sığındım bütün dikenler gül

karanlık dişleri gıcırtılı arka sokaklar

iki sene mektep tatili oluyor

dövüşmek için yöneldiğim o meçhul silüetlerde görüyorum

umulmaz aşkın Daphne’sini

yirmi dokuz yaşındayım gene, şairim, sakallarım bitkin

eksik yaşanmış kağıtları yırtmak için açtığım çekmecede

ah geri gelse yıllarımı buluyorum, henüz yaşanmamış

cebime sığmayan bir şişeden fışkırıyor Köhne akşamlar

Selahaddin Bey’in udu, diyorum

Todori’de bir şişe rakı açılıyor

Travis McGee ve ben, bir intihardan yeni kalkmış gibi

Sırılsıklam aşık oluyoruz bütün kızlara

Modigliani’lere, annelere

üniversiteden içeri dalıyorum, yakamda paraşütlerle

şenlik için birkaç molotof kokteyli

kürsüye kalın sesli bir bildiri

kızların rüyasına örgüte giriş formu bırakıyorum

sonra çekip gidiyorum

ne kadar çok gidiyorum hiçbir yerlere

geceler boyu huysuz bir pardösü ve ufalanmış düşlerle

kendi içimde dolanıp duruyorum

bir şiir nasıl yazılır?ı öğrenerek şair

uzun uzun unuttuklarımı söylememeyi öğreniyorum

 

 

 

 

işte böyle, usul bir kımıltıyla sabah oluyor

 

 

 

 

(Parçalanmış Divan’dan)

--------------------

Nen Bilgisi'nden

 

1.

 

ölü şairler geçiyordu uzun ırmağımdan

seyrelen sesleriyle hepsi benden bir zerre

ve ben onlardan yekûn bir şaşkınlık, işte

 

nereden gelmişim, nereye? yalan

bu yersiz sorularla kurcala beni

ağzımın parçalanmış gönyesinden içeri

bir söz daha sıkıştır bâtın olan

kavuşulur ve unutulur bir sabah saati

o usul ses imiş,sessizliğe dolan

 

bunlara doğru haydi! itele kakala beni

çünkü hep şairler geçiyor ırmağımızdan

örtünürken bir şehir, tanede saklanıyor şer

 

örtün evet, ey haile...örtün, evet ey şehr;

örtün ve müebbet uyu, ey facire-i dehr!... (1)

 

 

2.

 

ölü şairler geçer gider ırmak uzunsa

seyrelir sesleri, benden zerre eksilir

kimbilir aşktım, bendim, onlardım işte

 

dilimizin üzerinden çelik gıcırtısıyla kaydı bir kılıç

melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma baktıydık

aşk mı idi, -ki aksi ne kâbil-, biz sever iken incindik

kıskanmamayı edindik, bardaktan boşanıp terk ettik

öldürerek yaşıyordu, biliyordu oysa bütün canlılar

hilkaten ehildik, biz de bilirdik ve öldürmedik

gündeki geceydi ey arab! merdiveninde yaşananlar

 

gökkuşağının altında idik; kız yahut oğlan

geçemeyenler için ağıt yaktık, dans ettik

çoğumuz dipte, kimimiz ise üzerindeyiz

 

melâli anlamayan nesle âşina değiliz (2)

 

 

(1) Sis, Tevfik Fikret

(2) Ahmet Haşim

 

(...)

 

 

Özgür Edebiyat, sayı 1, 2007

 

 

Anlamlar I

 

 

 

yalnız bir hata mı, sarsak adımlarıyla hayatı yürür

hayat da yürür, dil ağır prangasıyla sürüklerken hayatı

kuytu bir gül yaprağına sinmiştir, ne gam

söz eksilmeseydi, yangın nereden nerelere yürür

 

akşam koyu bir hatadır, telafisi üzerimize yürür

gündoğumu ayrı şölen, her dilde ayrı yürür

yalnız bayancı yabancılaşmaz, alışmak ağır ölüm

ölüm gelir, her seferinde başlangıca yürür

 

benim bu yok edici tutkum, hep içimden yürür

bir adam kalır dışarda, yükü ömrüme yürür

kuytu bir masal, bir mermi olur, kalbime yürür

--------------------

Yol Sözleri

 

 

 

ağır yaralı geceler boyu kenti sürükleyen

 

ıssız yakınlıklar, gözlerimde boğazlanmış isyan

 

gözlerimde kırılgan duruşlar saklayan hayat

 

erken sözler hükmüdür- kuytuya sızan

 

 

 

kar suyuna saldığım düşler: köpüren

 

bir nadastan elimde son kalanlar, ağır

 

kitaplara çivilenmiş avuçlarım kadar benimdir

 

bitti işte! hiçin her şey olduğu bu yerde

 

terk edilmiş bir cumhuriyetin gıcırtılarıyla örtülür

 

gece

 

oysa ben remil açmıştım hazin hüznüme

 

en ince parmaklarında şeytan tırnağı büyüten

 

bu ülke! varidatına ağlayan tahta suratlar

 

buruk şarap tadında yalnızlığımız bu gece

 

buruk bir yalnızlıktan başka ne

 

sodome saatlerini yaşarken sokaklar

 

ve zırhlarla kuşatılmış bir gök altında

 

bütün cesetler açık toplantıdayken gene

 

elbet günlüklerde kalacak benim adım

 

çünkü ben, sessiz sözlerle arkadaşım

 

 

 

işte: olmasa da olur bir remil açtığım, yolumdayım

 

 

 

 

 

(Erken Sözler’den)

--------------------

A! ETİKA

 

"bizi hep erdemlere ittiler" ve "kendi

isteklerime uygunluğumdur erdem" ise

ben beni ittim, bizdim

 

I

 

aşkın atasözleriyle bayağılaşmış esrik dehlizler

kara gülüşün ağısı, unutkan inanış

bir ânâ sığınan ölüm, labyrinthos, gözler

şiir formülleri: a yoktuydu, e idi, ö!

uyuklayan kedi mırıltılarıyla aydınlan ey! kalp

sen kısa sabah yürüyüşlerine söylenmemiş

birşeyler bıraktıydın; kim sordu

sabuklayan zihin dolambaçlarında etika

bir ova, bir nehir, bir yer adıydı: viva la vita

 

II

 

düz'gün dokusu unutulurken gömüsünde hayatın

sırdır ki sözüm yedi gök altında

gömülen büyük aile: es! çözülürdü ars

hars söner, asılır yedi askı çöldolabına

ayağımı toprağa vurduğum yerden fışkırırdı serap

a! kör ölür savaş biter. Hektor'un cenaze şöleni

"atları iyi süren"... atları... ad... atikada hayat

est! indi sin yeryüzüne, sır döküldü; feryat

 

III

 

görmezlerdi, göstermezdik, büyür uçlarında uçurumun

uyumsuz ölüm yasaları uydururdu atonal tanrılar

dizboyu cinayet bono kırdırır: gülüş

üşüşür diplerde, gelirdi eşkenar sevicileri

agora ve ün! tokuşturmaları ıskalayarak

gelir ve sararmış sabah buluşmalarını bulur

ne dediydin neler oldu İthaka: dur!

 

IV

 

aziz Jean-Luc göstermişti, ansızın kesilir sürmekte olan

uy ve uydur erdem sözüne şehvetini

yoksul akşam kırıntılarında majör dalgalar muare

yalnızgezeri götürür limansız hollandalılar müzesine

sürgit taşıyacak mısın bu zıkkım izleği

ey hakik: öl ve dağılsın kentin belleği

--------------------

DÜNYANIN

EN GÜZEL DÖNÜŞÜ

 

ölümün uzun atları götürürdü şairi

sonsuzluğun rahmine; hüznün gölgesini silerken

kendi ateşiyle dans eder gece

serhôş bir rüzgar genişletiyor yangını

tek heceli yılgıların uçsuz güzelliğinde

 

alnını en son bulutun kıyısına yerleştirmiş

yitirişin kaynağına sızıyor usulca

ve ardından binlerce dize aktı toprağın gergefine

yeryüzüne erimiş insan hem var hem yoktur daima

ölmek en uzun şiirdi ölümü bilene

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...