Jump to content

De ki İşte ; Oruç Aruoba


Demian

Önerilen Mesajlar

ÖLÜM(de)

Ama ölümden ürkerek kendini çoraklaşma karşısında saf haliyle koruyan yaşam değil, ölüme katlanarak kendini onun içinde elde eden yaşamdır, tinin yaşamı. Tin, kendini mutlak kopmuşlukta bulmakla kazanır ancak, kendi hakikatini. (Hegel)

YAŞAM(ki)

Deniz yolculuğunda, tekne demir atınca; sen de su taşımak için karaya çıkınca, yolda giderken başka birşey de yapabilir, diyelim, midye toplayabilir ya da kalamar yakalayabilirsin; ama, gözünü sürekli geminin üstünde tutmalı, hep dönüp dönüp bakmalısın, acaba dümenci seni çağırıyor mu diye. Çağırınca da, başka herşeyi hemen olduğu gibi bırakıp koşmalaısın, ki tekneye, koyunlar gibi, ayakların bağlı atılmayasın.

Yaşamda da böyledir.

FELSEFE(işte)Kendimi aradım.

Herakleitos

Felsefe yapmak, kişinin, gelmeyeceğini bildiği birisini beklemesine benzetilebilir.

Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey ölümdür.

Öyleyse, yaşamın tek açık anlamı, ölümdür.

Yaşamın tek anlamı ölümse, yaşamın anlamı -- yoktur...

Ölüm, yaşamın anlam içeriği ise, yaşamın anlamı -- boştur...

Ölüm yaşamın belirginleşmiş yanıysa,yaşam, bilinçlendirilmiştir.

Yaşamın tek belirgin yanı ölümse, yaşam her yanıyla -- özgürdür...

***

Yaşmın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmaya çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. --Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur: Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman...

Ama savacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten -- sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? --- Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın -- bu da boşuna olmayacak.

***

Yaşamın, çatışma olacak --- kendinle ve bütün ötekilerle çatışmalar yaşaman...

Yaşam, kendiyle çatışmadır -- çarpışma, savaşma: ki, sonunda da tabii, kaybetmektir -- savaşı da, kendini de...

***

Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.

Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olazlardı -- ama o zaman da, uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.

Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmen olacak.

Yaşam, yükleneceğin yüktür.

Yaşamın, yükündür.

***

Yaşamın ne denli yük olduğunu biliyorsun; bileceksin --- bu yükü omuzlarından atmadığına, atamadığına, ya da atmak istemediğine, isteyemediğine göre de, onu taşımalısın, taşımak zorundasın, taşıyacaksın -- ki, zaten, işte taşıyorsun...

***

Yaşamın öyle noktalara gelecek ki, eski çerçevesinden çıkıp dört bir yana açılan yol ağızlarında duruyor olacak; ama, göreceksin ki, bu yollar hiç de yeni yerlere ulaşmıyor -- hatta hiçbir yere ulşmıyor: 'çıkmaz sokak', hepsi...

Yaşamın 'çıkmaz sokak'lara çıkmakla geçecek

---hem de, bunlardan değil çıkmak, giremeyeceksin bile onlara!

Yaşamın çıkılamazlıklara girememekle geçecek.

***

Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak; hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan: son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz olacak--- sen en son çıkmazına girdiğinde, yaşamın da 'düze' çıkacak.

***

Yaşamının büyük bir bölümü, yaşamına yön verme çabalarınla geçecek --öyle ki, gün gelecek, bakacaksın, yaşamın,, yön bulma çabasıyla döne döne, yola hiç çıkamamış...

Yaşamın yönünü bulmaya çalışırken, yaşamın yolunu bulamayacaksın.

Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak ---yaşamın yönünü bulmaya çalışırken, yaşamın yolunu bulamayacaksın.

Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak --yaşamın yönünü bulacağım derken, yolunu yitireceksin.

--Sonunda, yaşamın yönünü bulsan --bulduğunu sansan-- bile, bakacaksın ki, yolunu yürüyecek durumda değilsin artık...

Yaşamın, yönsüz -- yönü olsa bile, yolsuz -- kalacak: Yönsüz, hem de, yolsuz yaşayacaksın.

Yaşamının yolu hiç olmayacak; belki, yönü olsa bile...

Yaşamının yolu yok.

***

Yaşamında hep 'sahici olmaya, yaşadıklarını 'sahiden' yaşamaya -- yaşamı 'sahi' yaşamaya -- çalışacaksın; ama yaşadıklarında hep bir sahtelik arkaplanı, bir yapmacıklık çizgisi, bir uydurulmuşluk havası boy gösterecek.

***

yaşamın, beklediğinin gelmemesi -- ki, işte : senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen olacak.

***

Yaşamın yalnızca anlaşılamaz, bilenemez olmakla kalmayacak, yer yer, yaşanamaz hale de gelecek:--

Garip, çelişkili yönelmelerinle, kendini öyle durumlara sokacaksın ki içinden çıkılamaz bile değil, daha, içine girilemez bile olacaklar.

yaşamdan ne istediğini bilememekle de kalmayacaksın -- bakacaksın ki, ne olduğunu bilmediğin şeyler istemişsin; istediğinin ne olduğunu bilmeden de, ne olduğunu bilmediğin şeyler yapmışsın.

Çelişkili eylemlerinle hem kendini hem de ilişkide olduğun kişileri öyle durumlara sokmuş olacaksın ki, sen de onlar da, ne yapılabileceğini bilemediğiniz durumlarda kalacaksınız.

Anlaşılamaz, bilinemez, giderek, yaşanamaz bir yaşam yaşayacaksın -- bunu, üstelik, ötekilere de yaşatacaksın.

Yaşam yaşanamaz olacak-- senin için de, ötekiler için de...

Yaşamı yaşayamayacaksın--ız.

***

Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak --ve, ilişkin olan, önem ve değer verdiğin kişilere, bunu anlatmak: Yaşamının, yaşadığın kadarıyla, yalnızca senin yaşamın olduğunu; aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu; ilişkide olmanın da, bu temel gerekliliği engellemediğini, engellememesi gerektiğini...

Ama, anlatamayacaksın ki...

---Çünkü, daha kendin bile gereğince anlamamış olacaksın bunu...

***

Yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca, çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş kişilerden hiçbiri yok yanında:--

Sen, bir an, 'Buradayım' demek için durunca, onlar, artık, 'orada' olacaklar-- 'buradayım artık' bile demeyeceler sana, 'orada'larından seslenerek...

'burada'nda kimse bulunmayacak ---'orada'ndan kimse seslenmeyecek sana...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey ölümdür, ölümdür.

Öyleyse, yaşamın tek açık anlamı, ölümdür.

Yaşamın tek anlamı ölümse, yaşamın anlamı -- yoktur...

Ölüm, yaşamın anlam içeriği ise, yaşamın anlamı -- boştur...

Ölüm yaşamın belirginleşmiş yanıysa,yaşam, bilinçlendirilmiştir.

Yaşamın tek belirgin yanı ölümse, yaşam her yanıyla -- özgürdür...

 

okuduğum bir kitapta geçen bir cümleyi anımsattı bana yazının bu kısmı...

bütün ailesini kaybetmiş bir adamın dilinden şu sözler dökülüyor...

-hayatta tüm sevdiklerimi kaybettiğim zaman gerçekten özgür olduğumu hissettim ve özgürlük sanıldığının aksine o kadar da güzel değilmiş...

 

Bu arada başlık güzel olmuş border* eline sağlık:cool:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

FELSEFE(işte)Kendimi aradım.

Herakleitos

Felsefe yapmak, kişinin, gelmeyeceğini bildiği birisini beklemesine benzetilebilir.

Yaşamın sana açıkça söyleyebileceği tek şey ölümdür.

Öyleyse, yaşamın tek açık anlamı, ölümdür.

Yaşamın tek anlamı ölümse, yaşamın anlamı -- yoktur...

Ölüm, yaşamın anlam içeriği ise, yaşamın anlamı -- boştur...

Ölüm yaşamın belirginleşmiş yanıysa,yaşam, bilinçlendirilmiştir.

Yaşamın tek belirgin yanı ölümse, yaşam her yanıyla -- özgürdür..

***

Yaşamın, çatışma olacak --- kendinle ve bütün ötekilerle çatışmalar yaşaman...

Yaşam, kendiyle çatışmadır -- çarpışma, savaşma: ki, sonunda da tabii, kaybetmektir -- savaşı da, kendini de...

 

***

Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.

Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olazlardı -- ama o zaman da, uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın.

Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmen olacak.

Yaşam, yükleneceğin yüktür.

Yaşamın, yükündür.

 

Yazı olduğu gibi süper, bu kısımlarsa en hoşuma gidenler..

Çok teşekkürler Borderliner, kesinlikle paylaşımlarının devamını bekliyorum..:thumbsup:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Biliyormusun Nereden Geliyorum

 

 

Oradan:

senin gidecegin yerden-

en dibinden

acilarin

en içinden

sevinçlerin:

ikimizin gidecegi yerden.

 

Oradan:

ikimizin oldugu yerden-

çevremizden gelen

etkilerden siyrilip,

kendiligimizden

olustugumuz yerden.

 

Oradan:

bizim yerimizden-

ikimizin de geldigi yerden:

yenilgiden

üzüntüden

yesillikten

mavilikten.

 

Biliyor musun

nereden?

 

Yasamin en dibinden.

Içtenligin en içinden.

 

Sen ve ben

neden

gelmissek ve gideceksek

o yere, o yerden

kendiligimizden,

gidecegiz ve gelecegiz

o yere

yeniden-

 

Sen ve ben

yeniden ve yeniden.

 

senin elin

serin elin

benim elim

derin elim

 

senin elin

benim elim

benim elim

senin elin

 

senin elim

benim elin

 

dingin elin

suskun elim

 

Gidiyorsun:

Bütün isiklarimi göndersem seninle

aydinlanir misin?

 

Gidiyorsun:

Bütün sevinçlerimi göndersem seninle

mutlanir misin?

 

Gidiyorsun:

Bütün hüzünlerimi göndersem seninle

üzülür müsün?

 

Gidiyorsun:

Bütün acilarimi göndersem seninle

yikilir misin?

 

Ben

üzüntülü ve yikik

kalirken

sen

aydinlik ve mutlu

git

isiklarimla ve sevinçlerimle:

üzülme

yikilma

aydinlan

mutlu ol.

 

isik ol

aydinlik ol

sevinç ol

mutluluk ol.

 

Birak bana

hüzünleri, üzüntüleri

acilari, yikimi-

al götür

isiklari, aydinligi

sevinçleri, mutlulugu.

 

Gidiyorsun:

Bütün kendimi göndersem seninle

götürür müsün?

 

Bak, denizdeyim

diyecektim:

bir serin ürperti

yaladi geçti dalgalari-

diyemedim.

 

Zaten

yoktun ki.

 

Kim bilir

nasil kuru, nasil tozlu

nasil gürültülü-

ama, belki

nasil da renkli, nasil canli

nasil dingin

bir yerdeydin

günboyu.

 

Simdi son piriltilar çekilirken

sularin üstünden

sen, belki

nasil kuru, nasil cansiz

nasil bogucu

bir yerdesin-

ama, belki de

nasilsa renkli, canli, dingin-

yerliyerindesin.

 

Ama

yoksun ki.

 

Bak, denizdeyim

diyeektim-

diyemedim.

 

Oraya

senin oldugun yere baktim.

Bir serin ürperti gibi

yaladi geçti dalgalari

o eski deyis:

How do I love thee?

Let me count the ways-

 

Gördüm seni.

Geldin gözümün önüne:

nasil da duru, nasil ari

nasil canli-

kuru, cansiz, bogucu

yerinde,

bütün bezginliginin içinde

denizde gibiydin.

 

Ama

yoktun ki.

 

Bak, denizdeyim

diyecektim:

bir islak esinti

düstü dalgalarin üstüne-

diyemedim.

 

Zaten

yoktun ki.

 

Yokum ben sensiz

yoksun sen bensiz

 

benimle sen

seninle ben

 

Var misin?

Yok musun?

 

Yok musun?

Var miyim?

 

Orada

beni düsünüyorsun

Hissettim bunu:

Bir siddetli rüzgar gibi

asarak tepeleri

geçerek bogazlari

ulasti buraya

geldi dokundu bana

düsünmen beni.

 

Orada

beni düsünüyorsan

hissetmelisin bunu:

Bir rengarenk isin gibi

asarak tepeleri

geçerek bogazlari

ulasmak oraya

gelip dokunmak istiyor sana

düsünmem seni.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

"Yerini yitiren kişi,

Yola çıkmak zorundadır.

 

Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur

-ama yola hep bir (eski) yerden

çıkıldığını da unutmaz: her varılan yerin de

(yeniden) bir yola çıkış yeri olabiliceğini...

 

Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,

Yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;

ve tersi:yerleşikliğinden rahatsızlık duyan

kişinin kalıcı bir yabancılık bulması...

........

 

Yola çıkan kişinin, hep,

ayağına takılır yerleşikler

-her ne kadar "yardım etmek", "yol göstermek",

gibi bir "iyi niyetleri" olsa da-:

Yerleşikler nereden bilsinler ki yolu?!

..............

 

Yol, iki yer arası değildir-

yer, iki yol arasıdır.

........

 

Yolda yürüyenin yüzü

yönüne çevrilidir

-yöneldiği yer

yüzünden okunur.

.......

Bir yaşam, bir yönün yol olup

olmayacağının deneme sürecidir.

 

.......

Ama bir yerden bir kez kalkıp

yönü tutturup, yükü sırtlayıp,

yola çıkan kişi, artık,

dursa, hatta yerleşse bile bir yerde,

hep hazırdır artık,

yola da, yöne de, yüke de,

......

 

Yolda olan kişi için,

her yerleşik yer, yüktür

-bulunduğu yer artık, hep,

yöndür...

 

Yönelen

yerleşemez."

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Oruç Aruoba

      şiirde bir kelimeye bin anlam yükleyebilen filozof şair.bazı şiirlerini paylaşmak istedim.   YAZILAMAYAN ZAMAN   Herşeyi yazarım da zamanı yazamam - o yazar çünkü beni.   Yazar beni yavaş yavaş özenli - azalta azalta görkemli - sanki dolduracakmış olduracakmış gibi.   Halbuki sıyırıp düşürmüştür tırnağımdaki çürüğü parmağımdaki yarayı kabuk kabuk geçirmiştir - geçerken, sanki çoğalta çoğalta yazarak beni: özenli görkemli.   O. ARUOBA       BURADA   "Şimdi buradayım

      , Yer: Şiir

    • 'İşte Ben' Dedikleriniz...

      Benzer bir konu varsa kusuruma bakmayın, aramalarda bulamadım...   Anlık ruh halinizi, şaşkınlığınızı veya o anki durumunuza karşılık gelen bir fotoğrafı, resmi bu başlık altında paylaşabilirsiniz...   İlk resim benden;   Şu aralar düşünceli, çulsuz bir yüzsüzüm... Ne kadar da bana benziyor...  

      , Yer: Forum Oyunları

    • İşte Irakta yapılmış bilimsel içerikli tartışma programı

      Dünya düz mü yoksa yuvarlak mı diye oturmuş ciddi ciddi tartışıyorlar. Evet arkadaşlar acı gerçekle yüzleşelim, dünya tepsi şeklindedir. Bunlar hep illuminatinin oyunları, dünya yuvarlak diye kandırmışlar   http://www.youtube.com/watch?v=kjjYXOIHCaY

      , Yer: Bilim & Teknoloji

    • İşte size gerçek bir kara wicca büyüsü

      Yasak olan şeyleri paylaşmayın lütfen  

      , Yer: Witchcraft

    • İşte Benim Neslim Bunlar

      ATATÜRK kendisini ulusunun hizmetkarı gören, ulusuna aşık, ender insanlardan biridir. O, ulusunun acı ve sıkıntılarını yüreğinde hisseden, bu sıkıntıları aşması için sürekli mücadele eden, insanların gülümsemelerinde en büyük mutluluğu bulan Türk ve Türkiye sevdalısı bir insandır.   O, Türkiye’nin gülen, mutlu, sevinç çığlıkları atan çocuklarını Türkiye’nin gelecekteki yüzü olarak görmektedir.   Aşağıdaki anekdot bu bakış açısını yansıtan güzel örneklerden birisidir.   İzmir Hakimiyeti Milliy

      , Yer: Atatürk'çü Düşünce Kulübü

×
×
  • Yeni Oluştur...