Jump to content

Teosofi ve Rudolf Steiner´in Öğretisi


whitepower

Önerilen Mesajlar

45.jpg

Varoluşun Sırrı

 

Avusturyalı bilge, bilim adamı, sanatçı ve eğitimci Rudolf Steiner (1861-1925) tarafından geliştirilen Antroposofi´nin, ana fikri dünya çapında ruhsal bir düşünsel evrime yönelir. Merkezi İsviçre, Basel yakınında Dornach´da bulunan Antroposofi Derneği´nin dünyanın birçok yerinde çeşitli şubeleri bulunuyor. Steiner´in çalışmalarından kaynaklanan öğreti, günümüzde çok daha pratik bir kullanım çizgisinde ve özellikle de sanat, bilim, eğitim, ziraat, tıp ve sosyoloji alanlarında uygulanıyor. Belirgin bir anlatımla "Antroposofi nedir?" sorusunun cevabını almak için Rudolf Steiner´in kendi anlatımını okumak daha yararlı olabilir; Teosofi, ilahi çizgiyi, antroposofi ise ilahiliğin insandaki varoluşunu simgelemektedir.

 

Steiner, "Theosophie" adlı kitabına filozof Fichte´nin şu sözleriyle başlar; "Öğretiyi anlayabilmek için, olağan insanın tanımadığı yeni bir dünyanın kapılarını açacak güçte, yepyeni bir iç duyu organı gerekiyor. Yalnız dokunma duyularıyla algılayabilen körlerden oluşan bir dünyayı düşünün. Bu insanlara renkleri, ışığı, gözün görebildiği herşeyi anlatmaya çalışın. Şanslıysanız, sözlerinize hiçbir anlam veremediklerini söylerler. Gözlerini açabilme yeteneğiniz yoksa kısa bir süre sonra boşa konuştuğunuzu anlarsınız." Ve Steiner devam eder; "Bu konular insanın gerçek varlığı ve amacıyla ilgilidir. Boşuna konuştuğunu anlayıp susanların tüm insanlık adına umutsuzluğa düşmeleri gerekir. Oysa, bu konulara iyi niyetle yaklaşanların gözlerinin açılabileceğinden bir an bile kuşku duyulmamalıdır. İçlerindeki gizli bilgiyi geliştirip, insanı gerçek varlığıyla kavrayabilen pek çok insanın konuşmaları ve yazmaları bu nedene dayanır ve bu yüzden de eski zamanlardan beri ´Gizli Bilgelik´ varolmuştur. Nasıl gören bir insan için renklerin varlığı kanıt gerektirmezse, Gizli Bilgelik´ de onu kavrayabilen için tartışılmaz gerçektir. İşte böyle bir insan kendi yüksek organını geliştirmiş kişilere, kanıt göstermek zorunda olmadığını bilir. Aynen Amerika´yı hiç görmemiş birisine, Amerika´yı anlatır gibi konuşur çünkü karşısındakiler Amerika´ya gittiklerinde aynı şeyleri göreceklerinden kuşku duymayan kişilerdir."

 

Önyargılarla gölgelenmeden

 

46.jpg

Rudolf Steiner, insan algısının aşılması imkansız sınırları olduğu ve bu sınırları tanımayan hiçbir görüşün kabul edilmeyeceği yaklaşımına da karşı çıkar ve; "Kimsenin bilemeyeceği varsayılan şeyleri bildiği iddiasıyla ortaya çıkanlar, kibirlilikle suçlanırlar. Ama suçlamayı yapanlar, önemli bir noktayı görmezlikten gelirler. Daha yüksek bir algı için, insanın olağan kavrama yeteneklerinin bir gelişme göstermesi gerekir. Bu tür bir gelişmeden önce, algı sınırlarının dışında kalanlar, her insanın içinde gizli yetenekler uyandığında, sınırların içine girebilirler. O zaman da, insanlara algılarının ötesi neden anlatılmalı, sorusu sorulabilir. Söz konusu şeylerin farkına varmak için normalüstü yetenekler gerekmekle birlikte, bir kez farkına varılanın başkalarına da aktarılması da olanak dahilindedir. Mantığı açık olan ve sağlıklı bir gerçeklik duygusuna sahip herkes, söyleneni kolayca anlar. Böylece de, bu öğretiyle varoloşun ve insan yaşamının gizlerine doyurucu biçimde yaklaşabiliriz, yeter ki ön yargılarla gölgelenmemiş bir düşünme yeteneğine ve bağımsız bir gerçek duygusuna sahip olunsun."

 

Varlığın ve varoluşun nedeni...

 

Steiner, öğretisini anlatırken gündelik yaşamın gereklerini ve ayrımın çizgilerini de vurgular; "Gündelik yaşamda olağan bilimlerle uğraşmak ruhsal dünyayı tanımaya engel değildir. İnsan bilimin çeşitli dallarından örneğin botanik, matematik veya zoolojiden hiçbirşey anlamadan insanlık görevini yerine getirebilir. Ama duyuötesi algının açıkladığı gerçek varlığa ve varoluş amaçlarına bir şekilde yaklaşmadan kişi, tam anlamıyla ´insan´ sayılmaz. Tanrısallık, insanın düşünebildiği en yüce şeye verilen addır. En yüksek amaç, tanrısallıkla bağlantılı olmalıdır. Bu nedenle ona gerçek varlığını ve varoluş nedenini açıklayan öğretiye ´Teosofi´ denir. İnsan yaşamının ve evrensel ruhsallığın gözlenmesi de "Ruhbilim" diye adlandırılabilir. Teosofi yüzyıllardır kullanılan bir tanımdır... İnsan dünya ile üç biçimde ilişki kurar; Birincisi insanın duyu orğanları yoluyla sürekli veriler gönderen, dokunulur, koklanır, tadılır, duyulur ve görülür nesnelerdir. İkincisi bu nesnelerin insan üzerinde bıraktığı izlenimlerdir yani bir şeyden hoşlanıp veya hoşlanmamaya, yararlı veya zararlı olmasına bağlıdır. Üçüncüsü ise, tanrısal bir varlık olarak kazandığı nesnelerle ilgili algılar ve varlıkların varoluş ve etkinlikleriyle ilgili gizlerinin açıklığa kavuşmalarıdır.

 

Gördüğünüzün anlamını düşünün

 

Bu gerçek şimdilik olduğu gibi kabul edildiğinde, insanın öz varlığının da üç yönü olduğu görülür. Bu üç yön, beden, ruh ve tin diye adlandırılır. Burada beden, yukardaki örnekteki gibi insanın çevresini algılayan organdır; insan ruhuyla dünyayı kendi varlığına bağlar, hoşlanır veya hoşlanmaz, istek duyar veya duymaz, ya mutlu olur ya da acı çeker. Tin ise, Goethe´nin dediği gibi, kendisini dünyayı tanrısal bir varlık olarak gözlediği anda gösterir. İnsan bedeni, duyularıyla algıladıklarına akrabadır dıştaki etkin güçler içinde de etkindir. Bedenimizi dış dünyayı gözleyebildiğimiz gibi gözleyebiliriz. Ama ruhsal bir varlık için bu yöntem uygulanamaz. Zevk almak, almamak, mutluluk ve acı duyuları kişisel ve bedenseldir, bunu bir başkası algılayamaz. Ruhsal alan duyuların ötesindedir. İnsan bedenini herkes görebilir ama ruh kendi dünyasında saklıdır ve Tin sayesinde de dış dünya daha yüksek bir düzeyde algılanır. Dünya denen şey, insanın içinde de gizlerinden sıyrılabilir ama insan asıl tini aracılığı ile kendi dışına çıkıp, varlıkların seslerini kendisi için değil, onlar için önemli olanı duyar. İnsanın yıldızları seyrederken, duyduğu hayranlık kendisinindir. Tiniyle ve düşünceleriyle algıladığı yasalar ise yıldızlara aittir. İnsan üç dünyanın parçasıdır. Bedeniyle yine onunla algıladığı dünyaya aittir, ruhuyla kendi dünyasını kurar. Tiniyle, diğer ikisinin üstünde bir dünya açıklığa, aydınlığa ulaşır..."

 

Ruh, tin ve beden

 

"Ruh, beden ve tinin arasında yaşar. Beden aracılığı ile aldığı etkiler geçicidir, etkilerin gerçekliği bedensel algıların dış dünyaya açık olduğu sürece vardır. Göz açık olduğu anda, gülün rengini gülün karşısında algılar. Gerek algılanan nesne, gerekse de algılayıcı organ aynı yer ve zamanda bulunmalıdırlar ki, etki, duyum veya algı oluşsun. Yani kişi gül ile karşılaşmazsa bile, gül gerçektir... Belirleyici olan ise kendisini açığa vuran nesnenin tümüyle kalıcı oluşu değil, ruhun onda geçici beden yerine kalıcı olanı, geçiciden bağımsız olarak algılayabilmesidir. Ruhta kalıcı olanın görülebilmesi için ise, geçici özellikleriyle sınırlandırılamayan yaşantıların farkına varmak gerekir. Asıl önemli olan, söz konusu yaşantıların bedensel geçici organlarla değil, ruhta yaşayan ama gerçekliği ile algının geçiciliğinden bağımsız bir şeyi taşımalarıdır. Ruh şimdiki zamanla, ebedilik arasında ve bedenle tinin ortasında yer alır. Aynı paralelde de, şimdiki zamanla, ebediliğin aracısıdır. Şimdiki zamanı bir anı olarak saklar. Bu şekilde onu geçicilikten kurtarır ve tinsel ebediliğe maleder. Gelip geçici etkilere kapılmayıp, şeyleri kendi varlığının davranışlarıyla belirlediğinde ise geçici yaşantılara kalıcılık kazandırır. Ruh, dünü anılarında saklar, davranışlarıyla da yarını hazırlar..."

 

Ruh, tine bilgi toplamakla görevlidir

 

"Dış dünyada gerçekleşen, davranışların da süreklilikleri vardır. Bir ağacın dalı kesildiğinde ruh, dış dünyadaki gelişmelerin tümüyle değişmesine neden olur. Çünkü bu eylem yapılmadığında, ağaç başka bir gelişim gösterecektir. Yani ağaç kesilmezse, bir etkiler dizisi gerçekleşmeyecektir. Bugün yapılan, yarın için geçerlidir. Dün algılananlar, ruhta bellek aracılığı ile kalıcı oldukları gibi, yapılanlar da yapılmış oluşlarıyla kalıcı olurlar... Ruh geçmişin koruyucusu olarak tin için zengin malzeme toplar. Doğruyu yanlışı ayırt etmek, düşünmek, gerçeğin tinde algılanmasından yani böyle bir varlık olmamızdan kaynaklanır. Gerçek, öncesiz ve sonrasızdır. Geçmiş unutulsa, her izlenim ilk gibi olsa da, kişiye erişebilecek niteliktedir. Ama içteki tin, sadece anlık izlenimlerden oluşmaz, ruh aracılığı ile geçmişi de görebilir. Ruh ona geçmişten katkılarda bulunduğu oranda tin zenginleşir. Yani ruh, bedenden aldığını tine aktarır. Bu nedenle, insanın tini yaşam boyunca, şu ikilemi taşır; Birincisi gerçek ve iyiliğin öncesiz, sonrasız yasaları, ikincisi de geçmiş yaşantıların anılarıdır. Ruh, her yaptığını bu iki faktörün etkisi altında gerçekleştirir. İnsan tinini anlamak istiyorsak, iki açıyı bilmemiz gerekir; ilki sonrasızlığın ne oranda açıklanabildiği veya algılandığı, ötekisi ise içindeki geçmişin zenginlik oranıdır..."

 

İnsanın farklılığı

 

"İnsanlar dünyada fiziksel biçimleriyle hayvanlardan ayrılırlar. Biçimleri yönünden bir noktaya kadar birbirleriyle benzeşirler. Yalnız tek bir insan cinsi vardır. Irk, soy, etnik veya kişilikler ne kadar değişik olursa olsun, insanla hayvan arasındaki benzerlik, insanla herhangi bir hayvan cinsi arasındakinden çok daha büyüktür. İnsan cinsinde belirgin olan herşey, kalıtım yoluyla atalardan torunlara geçer. İnsanın biçimi de, bu kalıtıma bağlıdır. Aslan nasıl biçimini, aslan atalarından alıyorsa, insan da biçimini ancak insan atalarından alır... Her insanın bir yaşam öyküsü vardır, insanın eğer cinse bağlı bir varlığı olsaydı, bir yaşam öyküsü olamazdı. Bir aslan, güvercin, aslan veya güvercin oldukları için ilgi çekerler. Cinslerinin özellikleri belirlendiğinde varlık olarak anlaşılmış olurlar. Baba, oğul ya da torun olmalarının önemi yoktur. İnsanın anlamı ise, tür veya cins değil, birey olduğu yerde başlar. Yani Schlutz adlı bir insanın öz varlığını algılamak için onun babasını ve dedesini tanımak yeterli olmaz, onun kendi yaşam öyküsünü bilmek gerekir. Yaşam öyküsünün öz varlığı üstünde düşünüldüğünde, tinsel anlamda her insanın başlıbaşına bir cins olduğu görülür. Buna karşın, yaşam öyküsünü, dış yaşam kronolojisi olarak görenlere göre, bir köpeğin de yaşam öyküsünün yazılabileceği söylenebilir. Ama bir yaşam öyküsünde, insanın özgünlüğünü dile getiren düşünce, orada bir hayvan cinsinin tümünün kapsayan bir şeyin varolduğunu görecektir. Bazı hayvan uzmanları, aynı cins hayvanlarda bireysel farklar olduklarını öne sürerler ve gözlerler. Böyle düşünenler, bireysel değişiklikle yalnız bireysellikten gelen değişiklik arasındaki farkı anlamamış demektir."

 

Ölümün kardeşi; uyku

 

"Ruhsal yaşantılar böylece yalnız doğum ve ölümün sınırları içinde değil. ölümün ötesinde de korunurlar. Ama ruh, yaşantılarını yalnız içinde parlayan tine değil, açıklandığı gibi eylemleriyle dış dünyaya da aktarır. İnsanın dünkü eylemi, etkisiyle bugün de vardır. Etki-tepki ilişkisinin bu bağlamda bir imgesi, uyku ve ölümün karşılaştırılmasında görülür. Uykuya sık sık ölümün küçük kardeşi denir. Sabahları uyanırız, gece günlük etkinliğimizi böler, olağan ortamlarda sabah kalktığımızda etkinliklerimizi herhangi bir biçimde sürdüremeyiz. Yaşamda düzenin ve anlamın olması isteniyorsa, dün yapılanlarla bağlantı kurulması gerekir. Dünkü eylemler, bugünkülerin ön koşullarıdır. Böylece dün yaptıklarımızla, bugünkü yazgımızı hazırlarız. Gece, hepimizi bir süre için etkinliklerden uzaklaştırır. Ama yapılanlar kişiye aittirler, bir süre kişiden uzak kaldıktan sonra kişiyi yine geri çekerler. Geçmiş kişiye bağlıdır, şu anda kişiye eşlik eder ve geleceği izler. Dünkü eylemler, bugünkü yazgılardır, bu olmasaydı sabah sadece uyanılmayıp yoktan var edilmek gerekir... İnsan nasıl sabah uyandığında yeniden yaratılmıyorsa, insan tini de dünyasal yaşamına başladığı anda doğmaz. Yaşamı anlamaya çalışalım; önce ortaya biçimini fiziksel kalıtım yasalarıyla elde eden bir fizik beden çıkar. Bu beden, eski bir yaşamı yeni bir biçimde yineleyen bir tinin taşıyıcısıdır. İkisinin arasında da kapalı bir iç yaşamı sürdüren ruh vardır. Zevkler, istekler ve tutkular ruha hizmet ederler, zaman içinde düşünmeyi de hizmetine alır sonra izlenimlerini tine taşır ve sürekliliği sağlar... Aslında insan dünyasal yaşamına ruhuyla bağlıdır. Bedeniyle fiziksel insan cinsinin bir organıdır. Tiniyle daha yüksek bir dünyada varolur. Ruh ise, belirli dönemlerde bu iki dünyayı birleştirir."

 

Yeniden doğmanın anlamı

 

"Bir makinist veya bankacı olmak, yeni bir yaşamı biçimlendirecektir. İlkinde kişinin çevresinde makineler, ikincisinde bankalar vardır. Önceki yaşam yeni ortamı belirler, tüm çevresinden yakınlık duyduğu şeyleri seçer ve alır. Bu tinbenlik için de geçerlidir. Yeni yaşamında, daha önceden yakınlık duyduğu şeylerle çevrelenmeye zorunludur. Bu nedenle, uykunun ölümün imgesi olduğu söylenir çünkü insan uyurken yazgısından uzaktır, yaşam uyurken de devam eder ama insan uykuda yaşamını etkileyemez. Yine de yeni bir gün başladığında, yaşamımız önceki günlerde yaptıklarımıza bağlıdır. Kişiliğimiz, gerçekten her gün yeniden eylem dünyamızda bedenlenir. Gece bizden ayrılan, günrüz çevremizdedir. Eylemler, kişiye yazgı olarak bağlıdırlar. Zifiri karanlık bir mağaraya göçüp, yaşadıkları için görme yeteneğini yitiren canlılar vardır. Nasıl bu canlılar, artık sadece göçtükleri yerlerde yaşayabiliyorsa, insan tini de ancak eylemleriyle kendi yarattığı ortamda yaşayabilir. Olayların gidişi, dün oluşturduğumuz durumu sabah uyandığımızda yine bulmamızı sağlar. Yeniden bedenlendiğimizde, önceki yaşamın eylemlerinin sonuçlarına uygun ortamı bulmak, tinin çevresindekilerle yakınlığını belirler. Böylece ruhun insan varlığında nasıl yer aldığı tasarlanabilir."

 

Yazgı, önceki yaşamlara göre belirlenir

 

"Fiziksel beden, kalıtım yasalarına bağlıdır. İnsan tini ise, durmadan bedenlenmek zorundadır. Bağlı olduğu yasa gereğince, önceki yaşamın ürünlerini bir sonrakine taşır. Ruh, şimdiki zamanda yaşar ama şimdiki yaşamı öncekinden bağımsız değildir. Tin yazgısını önceki yaşamlarından getirir ve bu yazgı yaşamı belirler. Ruhun hangi izlenimleri alabileceği, hangi sevinç ve üzüntülerle karşılaşacağı, hangi insanlarla biraraya geleceği gibi şeyler tinin önceki bedenlenmelerindeki eylemlerine bağlıdır. Ruhun bir yaşamında bağlandığı insanları, sonraki yaşamında yine bulması gereklidir çünkü aralarında gelişenler sonuçlanmalıdır. Bir ruh, belirli bir zamanda yeniden bedenlenmek istediğinde, ona bağlı ruhlar da bedenlenmek isterler. Böylece ruhun yaşamı insan tininin kendi yarattığı yazgının sonucudur. İnsan yaşamı, yaşamla ölüm arasında üç biçimde belirlenir. Beden kalıtım yasalarına bağımlıdır. Ruh ise kendi yarattığı yazgıya bağımlıdır. Buna yani insanın kendi yarattığı yazgısına, eski bir tanımla ´Karma´ denir. Tin ise yeniden bedenlenmek, dünya yaşamını tekrarlamak zorundadır. Öyleyse tin, ruh ve bedenin ilişkisi şöyle açıklanabilir. Tin ölümsüzdür, doğum ve ölüm fiziksel dünyada bedenin yasalarına uyarlar. Yazgıya bağlı ruhsal yaşam, bu ikisini dünya yaşamı sırasında bağlar. İnsanın özvarlığıyla ilgili daha öte algılar, insanın ait olduğu üç dünyayı tanımlamakla olasıdır."

 

Ölüm bir değişimdir

 

"Ölüm, fiziksel dünyanın bir gerçekliği olarak gözlenince, bedenin çalışmasında bir değişimın olduğu anlamı ortaya çıkar. Beden ölümle birlikte ruhla tinin aracılığını bırakır. Tümüyle fiziksel dünyanın yasalarına uyar, ayrışır ve onun bir parçası olur... Ruhla tinin ne olduklarını, fiziksel dünyanın duyularıyla izlemek mümkün değildir. Zaten yaşam sırasında da, ruh ve tin ancak fiziksel olaylardaki dışa vurumlarıyla gözlenebilirler. Ölümden sonra bu anlamda bir dışa vurum söz konusu olmaz. Bu nedenle fiziksel duyulara ve onlara dayalı bilim için ruh ve tinin ölmünden sonraki yazgıları konu dışı sayılır. Burada ruh ve tin evreninin görülmesi için daha yüksek bir algı gereklidir. Tin bedenden ayrıldığında yine ruha bağlıdır. Bedenin onu fiziksel yaşam süresinde, fiziksel dünyaya bağlaması gibi, şimdi de ruh ruhsal dünyaya bağlar. Ama bu ruhsal dünyada, tinin gerçek özvarlığını bulmak olanaksızdır. Ne var ki, ruh fiziksel dünyaya bulaşmıştır. Ölümden sonra ise, ruh artık bedene değil, yalnız tine bağlıdır. Ruhsal bir ortamda yaşar yalnız bu dünyanın güçlerinden etkilenir. Genelde belirtilmesi gerekir ki, ruh ve tin bedeni terketmezler, beden insanın varoluşu için gerekli güçlerini yitirince onları özgür bırakır. Yani ruh insanın ruhsal varoluşu için gerekli güçleri yitirdiğinde, tini özgür bırakır ki, yüksek tinsel evrene yönelebilsin. Ne zaman ruh bedene bağlı yaşantılarını bırakıp, tinde yaşanabilecek olanları sürdürdüğünde tinin özgürlüğüne kavuşacağı an gelmiştir. Demek ki ruhun ölümden sonraki yazgısını izleyebilmek için bu ayrışım sürecini gözönünde bulundurmak gerekir..."

 

Steiner´in sevgi anlayışı

 

"Tinsel algı yolu üzerinde söylenenler rahatça yanlış anlaşılmaya yol açabilirler. Burada yaşamın neşe ve olaylarından uzak bir ruh hali önerildiği sanılabilir. Buna karşın, tinin gerçekliğini aracısız yaşayabilmek için gereken ruh halinin genel bir kural olarak tüm yaşamı kapsamayacağı belirtilmelidir. Tinsel varoluşun araştırmacısı, genelde dünya yabancısı bir insan olmadan kendisini tinsel araştırmaları için duyusal gerçeklikten uzaklaştırmayı başarabilir. Öte yandan gerek algı yoluna girerek, gerekse de tin bilimsel gerçekleri ön yargısız, sağlıklı bir insan anlayışı ile özümleyerek tinsel evrenin kavranmasının, daha yüksek ahlaklı bir yaşam biçimine, duyusal varoluşun gerçeğe daha uygun olarak anlaşılmasına, yaşamda güvene ve iç ruhsal sağlığa götüreceği bilinmelidir..." Antroposofi, Steiner çizgisinde düşüncelerde sevgi etkisinin doğması veya parlamasıdır. Bilgi, sadece dünya ruhundaki ışığın kalpteki yansımasıdır ve orada insan düşüncesinin aydınlığı bulunur. Steiner, Antroposofi´den başka bir yöntemle sevgi gücünün algılanamayacağını söyler; Bu sevgi aslında insanın doğal yapısındadır. Antroposofi, yaşamın hissedilmesidir, Antroposofistler yaşamın elemental gereklerini, evren ve insanla ilgili soruları doğal olarak hissederler, merakları açlık ve susuzluk kadar doğaldır.

 

Antroposofi, ruhun bilimselliği ve bilgelik yoludur

 

Rudolf Steiner, genç yaşlarda sorular soruyordu. Görünümlerin ve deneyimlerin peşindeydi. Bunun için katı bilimsel metodların kullanılmasını yeterli görmüyor ve fizik dünyanın duyulara ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Duyu ötesinin farkına varmak için günlük yaşamın her açısının güvenilir ve çabuk olması gerekliydi. Bu da insanın varoluş onurunun yeniden yapılanması çizgisinde, insan yaşamının ve kültürünün yenilenmesi demekti. Steiner, bilincin kapasitesinin tanımlanmasını ve bu şekilde her insanın varoluşunda uyuyan algının konsantrasyon ve meditasyon tarzı pratikler yoluyla uyandırılmasını düşünüyordu. Bu oluşumun ilk adımı, düşünce eylemini arttırmak ve disipline etmekti. Düşüncenin canlanması için Antroposofi Steiner´e göre temeldir, böylece yaşamı hissederken uyumluluk ve çabukluk oluşacak ve dünyadaki eylemlerimiz odaklanarak yeni bir anlam kazanacaktır. Steiner, Antroposofi´yi ruhun bilimi ve bilgelik yolu olarak tanımlıyor ve böylece insansal varoluşdaki ruhsallığın, evrensel ruhsallıkla buluşabileceğini anlatıyordu. Geleneksel anlamda Steiner´in tüm çalışmalarında insanın beden, ruh ve tin bütünlüğü olduğu gözlenir ve İsa olayı insanlık tarihinin açılması ve insan özgürlüğünün ortaya çıkmasının anahtarı anlamındadır.

 

"..açıkladıklarım yaşantılarımın sonuçlarıdır..."

 

Steiner, bunları düşünürken Viyana Üniversitesi´nde matematik, bilim ve felsefe okudu, daha sonra da Rostock Üniversitesi´nde doktorasını yaptı. Goethe´nin eserleri üzerinde bilimsel çalışmalar yaptı ve temelde doğal gözlemlerin bulunduğunu saptadı, bu çalışmalar kendi çalışmalarının temeliydi. Steiner´in doktora tezi, Fichte´nin Bilgi Kuramı´nın geliştirilmesi ve yayınlanmasıydı. 1894´de Steiner, "Özgürlüğün Felsefesi" ni yayınladı. Bu kitap, onun en önemli felsefe çalışmasıydı. Ölünceye kadar 30 kitap yayınladı, hemen her konuda yaklaşık 6.000 konferans verdi. Değindiği konuların arasında, eğitim, tıp, tarım, sosyal sorunlar, bilim ve sanat da vardı. Waldorf´daki eğitmenlik döneminde biodinamik ziraat ve bahçecilik üzerine dersler verdi. Antroposofik tıp çalışmaları yaparken, yanısıra da "Eurythmy" adını verdiği sanat ekolünü başlattı. Aynı dönemde İsviçre´de ilk ve ikinci

47.jpg

"Goetheanum Binaları" nı inşa etti. Steiner´in mimari tarzı bugün Avrupa´da ve Amerika´da kullanılmaktadır. Onun orijinal ve çoğu zamanda devrimci fikirleri dünyanın birçok yerinde etkili oldu ve oluşumlar yarattı. Seslendirdiği fikirlerin merkezinde ruhsal gelişime verdiği önem vardı. Bunun için de, sosyal sağlık, estetik ve bilimsel öncellik gerekliydi. Rudolf Steiner, duyusal dünyanın ötesine uzanan yolları arayanlara sesleniyor ve insan yaşamının değer ve anlam kazanması için başka bir dünyanın gözlenmesi gerektiğini öğretiyordu. Bu yolla yaşamın nedenleri tanınacak ve görünen etkinliklerin kör bir gelişigüzellik sonucu olmadığı anlaşılacaktır. Rudolf Steiner, kendi deneyimleriyle kanıt gösteremeyeceği hiçbir şeyden söz etmediğini söylüyor ve ekliyordu; "Tüm açıkladıklarım, kendi yaşantılarımın sonuçlarıdır."

 

Rudolf Steiner Koleji

 

Kolej, California´da Sacramento yanında Fair Oaks´da, 1976´da kuruldu. Öğreti, kültürel zenginlik, sanatsallık ve komünyel yaşam üzerine. Geçtiğimiz yıllarda Kolej, çok farklı ülkelerden gelen öğrencilerin katılımıyla, tam anlamıyla kozmopolit bir kişiliğe büründü. 5.5 hektarlık bir alanda yer alan kampüsde çok büyük bir yeşil alan, bisiklet ve yürüme yolları, ve çiçek bahçeleri bulunuyor. Rudolf Steiner Koleji´nde, dünyanın ve insanlığın anlaşılması için yeni yollar aranırken, gençlere çevre eğitimi de veriliyor. Kolej´e davet edilenler anlamlı tatiller yaparken, bilginin değişik açılarda yansıtılmasını ve insanın iç dünyasını anlamayı öğreniyorlar. Programlar Rudolf Steiner´in çalışmaları üzerine kurulu. Onun yenilikçi fikirleri ve keşifleri Kolej´de, yaygın ve pratik aktivitelerle anlatılıyor ve açıklanıyor.

 

48.jpg

Çalışmalar, çeşitli sanat dalları, eğitim, biodinamik tarım, risklerden korunma, tıp ve ekonomi gibi dallarda yapılıyor. Eğitimin kökeninde, Steiner´in Waldorf Eğitimi´nin metodolojisi uygulanıyor. Öğretmenler, dünyanın birçok yerindeki Waldorf okularından eğitildikten sonra Kolej´de görev alıyorlar. Uygulanan programlar şöyle;

 

* Vakfın amacının tanımı.

 

* Waldorf Öğretmenliği Eğitimi.

 

* Sanat Programları.

 

* Goethean Mimari Çalışmaları.

 

* Japon öğrenciler için sanat ve doğa çalışmaları.

 

Ek olarak, Çocukları Geliştirme Programları ve bitkilerin yararları öğretiliyor. Yaz kurslarında ve kamplarında, özel biodinamik bahçecilik öğretiliyor ve festivaller düzenleniyor. Kolej´de Antroposofik Çalışmalar yoğunlaştırıldıktan sonra B.A. derecesiyle mezun olunuyor veya M.A. düzeyi için San Francisco´daki Waldorf Education´da öğrenim sürdürülüyor.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Şaman öğretisi mistik değildir, ezoterik değildir

      Şamanizm sözcüğünün, mistisizm ile yeni çağ spritüalitesiyle karıştırılarak ezoterik bir öğreti zannedilmesi yanlışına sıkça rastlanmaktadır. Oysa günümüzde antropolojik olarak bilimsel anlamda anlaşılmaya ve öğrenilmeye çalışılan Şamanizm, kadim insanlık tarihine özgü bir inanç sistemi ve bu inancın uygulamalarıdır. Kişinin kendi özünden, insan, hayvan, bitki, mineral ya da göksel diğer tüm diğer varlıkların özlerine uzanan bağların farkındalığı ve iletişimini içerir. http://yuvayayolculuk.c

      , Yer: Witchcraft

    • Kadim Cadılık Öğretisi

      Paganizm, wicca, atlantis hakkında bilgilerin bulunduğu bir kitap. kitap okumayı sevenlere tavsiyemdir. kötü büyü yok içinde bilginize...   http://www.hermeskitap.com/catalog/images/sinir_otesi_9789758312696.jpg Kitap Adı: Kadim Cadılık Öğretisi Yazar:Erhan Altunay Sayfa Sayısı: 184 Dili: Türkçe Tür: Parapsikoloji Fiyat: 15 TL Yayınevi: Sınır Ötesi Yayınları[TABLE=width: 100%] [TR] [TD] İnsanoğlunun bugüne kadar getirdiği toplumsal yaşamın yanında mutlaka bir ezoterik taraf d

      , Yer: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri

    • Gizli Sırlar Öğretisi

      Merhaba arkadaşlar, öncelikle selamlar..   Bu başlığı açma sebebim, tahminimce bir çoğumuzun okumadığı, Ergun CANDAN'ın, 1. baskısı Nisan 1998 olan Gizli Sırlar Öğretisi kitabında, büyük bir özen ve titizlik göstererek sunduğu araştırmaya açık başlıklardan bir kaçını, bu başlık altında tarafınızdan ve tarafımdan açıklığa kavuşturulmasını istediğimi düşünmemle gerçekleşti.   Bu başlık altında karşılaşacaklarınızı kesin doğrudur, ya da kesin yanlıştır diye bir ön yargıyla ele almadığımı bilmeniz

      , Yer: Evrensel Enerjiler ve Farkındalık

    • Horbiger öğretisi

      http://www.hanifislam.com/zigzag/photos/horbiger.jpg   Nazizm’in, aydınlara karşı olduğu, kitapları yaktığı herkesçe bilinir; ancak nasıl bir Dünya görüşüne sahip oldukları pek bilinmez. Nazizm’in Dünya görüşü, “Hans Horbiger”in, “Wel Welteislehre” (Ebedi Buz Öğretisi) adıyla bilinen teorisine dayanmaktaydı.   Tüm bilimsel kavramlara karşı çıkan bu teoride, “Evrenin bütün geçmişi, Güneş sisteminin oluşumu ve gelecekte olacak değişimleri”, eski kehanetlere, mitoslara ve efsanelere dayanılarak a

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Madam Blavatsky’nin Gizli Öğretisi

      EVRİM       Emerson, “Hakikati gördüğümüz zaman tanırız, tıpkı uyanıkken uyanık olduğumuzu bildiğimiz gibi,” der. Bu incelemede kişinin karşı karşıya kaldığı ve daha ileri gitmeden önce biraz aydınlatılması gereken iki büyük problem vardır. “İnsan” ve “Tanrı” terimleriyle kast edilen şey nedir? Teosofik eserlerde, özellikle Teosofinin Anahtarı ve Gizli Öğreti adlı eserlerde her ikisi hakkında dolu dolu birçok tanım verilmiştir. Ancak bu doluluk, bazen başlangıç aşamasında olan kişi içi

      , Yer: Tarihteki Majisyenler

×
×
  • Yeni Oluştur...