Jump to content

Hayatta Olmanın Anlamı - Ruh ve Maddenin Ortak Gelişimi


birikinti

Önerilen Mesajlar

Hayatta Olmanın Anlamı

 

Spiritüel anlamda, hayatı yaşamak beden içinde doğmak, yani enkarne olmak demektir. Doğmak için neden bu kadar çok varlık büyük bir yarış halindedir?

Dünya nüfusu büyük bir hızla gittikçe çoğalıyor. 21. yüzyılın başlarında muhtemelen yedi milyarı geçecektir. Sonsuz imkanlar içinde sonsuz seçme özgürlüğüne sahip sonsuz sayıdaki varlık elbette, kendilerine sunulan imkanlardan yararlanmak için enkarne olmayı tercih edebilir. Bu tercih onların en doğal haklarıdır.

Her enkarnasyon, yani maddeyle olan her temas, varlığın madde üzerindeki hakimiyetini ve gücünü artırır. Bu durum varlığın maddeyi çeşitli istikametlerde yöneltmesine sebep olur. Zaten maddenin de istediği budur. Kendisinden daha güçlü, çok daha şuurlu bir varlık tarafından yöneltilmeyi, kendi gelişimi için çeşitli tesirler altında kalmayı yeğ tutar.

Bu yüzden maddenin, binbir türlü maske altında çok işvebaz bir dil kullanarak, bedenlenmiş olan varlığı kendi bünyesinde tutmaya çalışmasından daha doğal bir şey yoktur. Yani baştan aşağı bir cazibe dünyası. Her varlık o cazibenin etkisi altında kalmak zorundadır ve kalıyor. O programın dışına çıkmak mümkün değildir.

 

BEDENSEL İHTİYAÇLARIN ARDINDAKİLER

 

Maddenin bize verdiği beden olmaksızın maddeyle birlikte yaşamanın imkanı yoktur. Bu bedenin ihtiyaçlarının sağlanması için de tam anlamıyla bir cazibe programını yaşamak gerekiyor. Bedeni ayakta tutabilmek için yapamayacağımız şey yoktur. Her türlü imkanı kullanarak sağ kalmaya çabalıyoruz. Her anımız, maddenin bedenimiz üzerinde oluşturduğu çekim alanı içinde geçiyor.

Beden ile ilişkili bu tip büyük ihtiyaçların kasti olarak durdurulmasının, eylem dışında bırakılmasının, arkasında yatan sebep de varlık iradesinin eşyaya olan hakimiyetini kanıtlamak ve sınamaktır. İslamdaki orucun en büyük özelliği budur. Yogileri, kendi bedenleri üzerindeki her türlü acıyı nötr duruma getiren ibadet şekilleri vardır. Kendilerine eziyet ederler. Mesela, göğüslerinden, karınlarından ya da sırtlarından kendilerini çengellerle asarlar. Bazı madeni çubukları bedenlerine sokup günlerce o acıyla birlikte yaşamlarını sürdürürler. Bunların hiç biri gösteri değildir. Temelde yatan husus, fizik hayat programının dışına çıkarak uygulamalar yapmaktır.

Oruçta da bu tür amaç taşınır. Maddenin üzerimizdeki hakimiyetini sınamak içindir. Eğer böyle bir şeye ihtiyaç duyulmuyorsa, zaten bu aşama geçilmiştir. O aşamanın vereceği bilgi elde edilmiştir ve o irade kazanılmıştır. Maddeden gelen çekime karşı direnç göstermemiz daha kolaylaşmıştır ve bunu başka yerlerde de göstermek mümkündür.

 

RUH VE MADDENİN ORTAK GELİŞİMİ

 

Temelde ruhun madde üzerinde hakimiyet kazanması hayatı yaşamaya değer kılan en önemli unsurlarından biri olmaktadır. Sırf bunu öğrenmek, ebedi bir hayat içinde ruh ve maddenin ebedi kardeşliği ve beraberliği için gerekli olan en büyük anahtardır. Maddenin bizden, bizim de maddeden bir şey talep etmemiz sırasında hem maddenin hem de bizim gelişmemiz gerçekleşiyor. Ruh varlığı, maddenin ondan istediği tesir ve imkanları en uygun şekilde üretip en gerekli zaman ve mekan içine nakletmekle maddenin gelişim hızına yardım etmiş oluyor. Ancak maddenin bu ısrarcı istekleri karşısında, ruh varlığını sürekli bir şekilde uyanık tutması, sınamalar içine alarak onlardan yararlandıracak olan ıstıraplı anları ona yaşatması da gerçekleşir. Bunlar ise ruh varlığının yararına olan şeylerdir. O da bu şekilde büyük tecrübeler elde ediyor. Ruh ve madde birbirlerini karşılıklı olarak sürekli geliştiren iki büyük varlık sistemidir.

Bu karşılıklı gelişim nerelere kadar gider? Eğer varlıklar maddenin bu derecede gelişmesine hizmet edebilecek kadar yoğun bir psişik enerjiyle onu doldurabiliyorsa, fizik dünyadan yeniden kendi spatyomuna, kendi ana dünyasına döndüğü anda eskisinden çok daha süptil bir mekanı bulacaktır. Yani kendi kendilerine gelecekteki dünyalarını burada daha düzgün bir şekilde hazırlamaktadırlar.

Maddeye verdiğimiz taviz, maddenin bizim üzerimizdeki hakimiyeti, ona verdiğimiz imkanlar maddenin giderek daha süptilleşmesine neden olur. Kabalıktan kurtulur. Spatyom dediğimiz mekan zaten, giderek incelmiş, zekice davranışlar gösterebilecek şekilde organize olabilen maddeden ibarettir. Orası da maddedir. Spatyom dediğimiz zaman madde dışı olan bir şeyi düşünmemeliyiz.

 

MANTAL KİRLİLİK DÜNYAYA YANSIYOR

 

Dünyaya ait bu süptil maddeyi çevre kirliliğinden giderek temizlememiz mümkündür. Çevre kirliliğinin kendiliğinden ortaya çıktığını sanmayalım. Teknolojimizin, tembelliğimizin ya da sanayimizin sonucunda meydana gelmiş bir şey değildir çevremizdeki kirlilik.

Çevre kirliliği önce mantal kirlilikten başlar. Dünya ile spatyom arasındaki tampon bölgelerde; yeryüzünde yaşamakta olan varlıkların kötü geri seviyeli ya da enerjisi düşük, negatif imajinasyoları yoluyla meydana getirmiş oldukları bir yığın imajinatif kirlilik bulunmaktadır. Bu düşünsel kirlilik bir ayna gibi yeryüzünde kendine uygun yerler bulur. Onları harekete geçirir, nitekim geçirmiştir de.

Bugün gördüğümüz kirliliğin asıl sebebi yine biz insanların kendi imajinasyonumuzdan, kendi düşüncelerimizden meydana gelmiş olaylardır. Bir pet şişesinin ortaya atılmasından çevre kirlenmez. O olay, işin son kısmıdır. Artık fiziksel bir görünüme dönüşebildiğini orada görmekteyiz. Bize o pet şişesini oraya attıran, çöplükleri yığdıran, petrol artıklarını döktüren, fabrikalardaki zararlı atıkları nehirlere boşalttıran mantalite nedir? O hangi hırstır? Neye büründürülerek, hangi şeylerle süslenerek verilmiştir?

Bunların hepsi insanların zihnindeki temel kirlilikten doğuyor. Bu temel kirliliği kaldırmadığımız sürece, ne kendi varlığımızda ne çevremizde ne toplumumuzda ne kurumlarımızda ne de vatan denilen yerlerde bir huzura ulaşabiliriz.

Bugün ülkemizin en büyük sorunu budur. Her şeyden önce bu ülkenin insanları olarak kendi zihnimizdeki kirliliği ortadan kaldırmamız lazımdır. Sevgisizliği, nefreti, senlik benlik davasını, saygısızlığı yok etmek zorundayız. Metapsişik açıklamaların getirdiği yollarla zihnin nasıl kontrol altına alınacağını, pozitif enerjinin kesiksiz bir şekilde nasıl yayınlanabileceğini öğrenmek durumundayız. Ama önce insanlarda bir değişim yaşanmalıdır.

Pozitif yayını sürekli hale getirebilirsek, bütün sorunlar, bir buzun güneş altında kalması gibi erir gider. Öyle görünüyor ki, sevgisizliğin ve anlayışsızlığın getirdiği sorunlarla daha uzun bir zaman uğraşmak zorunda kalacağız. Herhangi bir yerde zanlı aramayalım. Ne oluyorsa hep bizden olmaktadır. Her şeyi bizler kendimiz yaratmışızdır.

 

SORULARIMIZIN CEVAPLARI ANINDA GELMEZ

 

Hepimiz belli bir vazife için bu dünyadayız. Ne yaptığımızı sormak genellikle gereksizdir, çünkü zaten onu yapmaktayızdır. Eğer her sorduğumuza cevap almaya kalkarsak bir şey elde etmek mümkün değildir. "Cevap aldıkça yürürüm." diyebiliriz, ama öyle zaman ve mekan meseleleri vardır ki orada sorumuzun cevabı daha oluşmamıştır. O cevap çok daha ileridedir. 25 yaşında bir soru sorabiliriz ama cevap için bizim 35 yıllık bir olgunluk döneminden geçmiş olmamız gerekmektedir. 35 yaşına gelmeden, o cevabı almayabiliriz. Çünkü o cevap, birçok birikimden sonra elde edeceğimiz bir cevaptır. İşte ancak o zaman, "Anladım" diyebiliriz. 35 yaşına gelen bir insana, hayat öyle olaylar yaşatır ki aradığı şeyler yerine oturmaya başlar. Elinde hazır şeyler vardır artık ve soru sormaya gerek duymaz. Kendisine en ufak bir bilgi verildiği zaman, tam yerine oturur. Kendi kendisine hem soruyu sorar, hem de cevabını verir. İşte olgunluk budur.

Bu yüzden her sorumuzun cevabını alamayız hayattan. Belli bir zaman mekan kesiti içinde, verilecek cevabı hemen kavrayabilmemize bağlıdır. Beklememiz gerekecektir. Cevaplar için sabredip beklemeyi bilmek gerek. Tabii çok iyi bir gözlemci olarak. Belki o cevap her gün gözümüzün önünden geçip gidiyordur. Pencereyi açıp baksak onun cevabını görebileceğiz. Ama pencereyi açıp bakmak hatırımıza gelmez. O cevabın sokaktan geçeceğini tahmin etmeyiz. Çünkü cevabı hep başka yerlerden, başka kişilerden bekleriz. Halbuki o cevap bizim kendi özel gelişimimizle ilgilidir ve bu nedenle herhangi bir yerde yazılı olmayabilir. Özel mesajları almayı bilmek lazım. Fırsatları kaçırmadan...

Hiç kimse yalnız değil şu hayatta. Samimiyetle istediğiniz cevaplar gelecektir. Ama hayatın cevabı, "Evet, hayır" gibi kısa ve net değildir. Karmaşıktır ve birçok şeyi kapsayarak gelir. Tek anlamlı, tek yönlü değildir. Küresel bir tarzda gelir. Birçok sorumuzun cevabı onun içinde gizlenmiş bir haldedir. Bu yüzden ucu tam bulmak zorundayız ki, onun arkasından diğer cevaplar gelebilsin. Çoğu kez bu yapılamadığı için o cevaplar bizim açımızdan heba olur gider. Ama bize faydası olmasa bile başkalarının sorularına cevaplar yaratabilir.

 

VAZİFE YAPMAK EN BÜYÜK MUTLULUKTUR

 

Bütün bunlara rağmen hayatı yaşamaya değer kılan nedir? Yaşamaya gelen, yani canlı pozisyonundaki ruh varlığının kendi vazife planını yerine getirme sevincidir, azmidir. Planı tarafından kendisine verilen vazifeyi planıyla birlikte yerine getirme azmi hayatı değerli kılmaktadır. O vazifeyi yapmak en değerli iştir.

Ruh varlığı için evrende en değerli hedef, bir evren varlığı olarak kendisine verilmiş olan vazifeyi hakkıyla yerine getirmek isteği ve iradesidir. Onu Tanrısına benzeten iş budur.

Hayatı yaşamaya değer kılan mesele, her varlığın vazifesini yerine getirmesi arzusudur. Varlıklar kendi planlarına hizmet etmektedir. Bunu başarmak zorunluluğunu kavradığı zaman anlayacaktır ki, onu mutlu kılan şey, onu ölümsüzlüğe hazırlayan bu vazifesidir. Hangi vazife olursa olsun hiç önemli değil. Yeter ki bize verilmiş olanı yerine getirebilelim.

Bu alanda bize en büyük rehberliği vicdanımız gösterir. O istikamete bizi yönlendirecek olan şey bizim gerçek benliğimiz, yani vicdanımızdır. Onun sesini çok iyi dinlemeliyiz. Onu saf bir şekilde tutmaya çalışmalıyız. Gerçek saflık budur. Vicdan, daha büyük bir gücün, içimize konmuş olan bir vasıtası gibidir. Özel bir verici, bir sinyal mekanizması gibi.

 

Ergün Arıkdal

Alıntı

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Varlıklar kendi planlarına hizmet etmektedir. Bunu başarmak zorunluluğunu kavradığı zaman anlayacaktır ki, onu mutlu kılan şey, onu ölümsüzlüğe hazırlayan bu vazifesidir. Hangi vazife olursa olsun hiç önemli değil. Yeter ki bize verilmiş olanı yerine getirebilelim.

Bu alanda bize en büyük rehberliği vicdanımız gösterir. O istikamete bizi yönlendirecek olan şey bizim gerçek benliğimiz, yani vicdanımızdır. Onun sesini çok iyi dinlemeliyiz. Onu saf bir şekilde tutmaya çalışmalıyız. Gerçek saflık budur. Vicdan, daha büyük bir gücün, içimize konmuş olan bir vasıtası gibidir. Özel bir verici, bir sinyal mekanizması gibi.

 

Her ne kadar reenkarnasyonu farklı açılardan yorumluyor olsam da Ergun Arıkdal bir çok ayrıntıda okunmaya değer bir insandır. özellikle yukarıda alıntı yaptığım kısım tüm tecrübe-bilgi sistemime eşdeğer denilebilecek özellikte ve aslında insanlığın perdelerini aralayacak nitelikte. forumda böyle şeyler görmek huzur verici:)

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

evet bişeyleri gayet açık bi tarzda yansıtmaya çalışmış..ama yeterli derecede deil bence..sadece başlangıç için iyi sayılabilir..en azından araştırmaya ve insanların, kendilerini denemeye yöneltecek değerde...

 

paylaşım için teşekkürler...

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Dezenkarnasyon durumunu hayattaki bir insanın yaşaması mümkünmüdür?

Yani daha açıklayıcı bir şekilde sormam gerekirse ,

Spiritüalist terminolojideki terimlerle dezenkarnasyon (muhtemelen bilenler çoğunluktadır ama :)), ruhun , perisprisini bedenden çekerek konsantrasyonunu spatyuma kaydırmasıdır.

Perispri, klasik ruhçuluk anlayışına göre, ruh ve beden bağlantısını sağlayan yarı maddî bir bağdır, ruhun normal koşullarda göremediğimiz esiri bedenidir. Madde-dışı bir varlık olan ruh madde evreninde icraatte bulunabilmek için doğal olarak bir araca gereksinim duyar ki, bu araca perispri adı verilir. Bu, ruhun bir bakıma mantosu, örtüsü ve dışa ait, maddi uygulama aracıdır. Fiziksel beden, perispri kalıbı üzerine kuruludur; insan bedeninin ruhtan beslenmesini sağlayan ve insan bedenini ayakta tutan perispridir. Ölümden sonra yok olmaz, ruha bağlı kalmaya devam eder. Perispriyi teozoflar astral, mantal, kozal bedenler şeklinde kısımlara ayırırlar.

 

 

Bu bilgilerden sonra benim sorumda tam olarak şudur ki ; Bir insanın hayatta psişik güçleri varsa ve bu tanımlanamayan güçler ; bu kişinin dezenkarnasyon yaşaması ve ruhunun perisprisinden ayrılarak Spatyuma kayması sonucu bazı bilgilere ulaşmasını sağlayabilir mi?lütfen onlarca üyeden biri buna cevap versin ? eminim yüzlerce üye astralde fıldır fıldır gezip paralel evrenlerde fing attığına göre cevabını tam olarak bulamadığım bu soruyu mutlaka biri yanıtlar diye düşünmekteyim :D

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
...........

 

Bu bilgilerden sonra benim sorumda tam olarak şudur ki ; Bir insanın hayatta psişik güçleri varsa ve bu tanımlanamayan güçler ; bu kişinin dezenkarnasyon yaşaması ve ruhunun perisprisinden ayrılarak Spatyuma kayması sonucu bazı bilgilere ulaşmasını sağlayabilir mi?.........:D

 

ben hiç astral seyehat yapmadım, tek astral'im uyku:)

ancak bir cevap olabilir diye yazıyorum:

 

bu sağlanabilir, ancak dezenkarnasyon sonucu bu kişi zaten ölüdür, edindiği bilgileri de bize taşıyacak durumu olmayacağına göre, o bilgi sadece onunla kalır.

 

ayrıca;

bizim ruhumuz zaten tam tanımlanamayan psişik bir güç!

ancak ruhumuzun o gücünü bu hayattan yoksun bırakan bu bedenimize (zoraki, sıkıntılı, baskılı, köle) bağlılığıdır ve sadece 5 duyu oranımızla algılayabilirliğidir.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ölüm ve yaşam arasındaki farklar ve yaşamda verilen coşku,

insan-madde ilişkisi.. madde için çabalar direnir savaşır bir süre sonra doğruyu bulur her doğruyu buluşunda patlamalar yaşar.. paralel olarak vazifedir..

 

bergsonun-elan vital felsefesi gb.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bakın,aslında A.P.'da bir çeşit spatyum durumu yaşanabilir.

Tabi ki her psişik çalışma öncesi uygulanması gereken ŞART olmuş uygulamaları,bilinç düzeyinin yükseltilmesi şartı ile.Yoksa birçok kişinin 'şu teknik süper, astrale çıktım sevgilimi gördüm 'gibi inandırıcılıktan uzak söylemlerini örnek almadan söylüyorum bunu..Dezankarnasyona ulaşabilen farkındalık ve insiye eğitimini belli ölçüde almıs biri için astral prejeksiyon da konsantrasyonunu spatyuma kaydırabilmesi zor gibi görünsede dikkatli çalışma ile başarabileceğine inanıyorum..

Tabi astral seyahatı,sahilde gezinme gibi algılayan paralel evrenlerde varlıklarla karsılasıp!! sohbet eden gezginlerden ziyade maddi bedenin perispri üzerine kurulduğunu bilen ve bundan ayrılarak spatyuma kayabilen kişiler de astral projeksiyonda edindikleri bilgi ve tecrübeleri aktarabilir ki bunun örnekleri mevcuttur.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Bu bilgilerden sonra benim sorumda tam olarak şudur ki ; Bir insanın hayatta psişik güçleri varsa ve bu tanımlanamayan güçler ; bu kişinin dezenkarnasyon yaşaması ve ruhunun perisprisinden ayrılarak Spatyuma kayması sonucu bazı bilgilere ulaşmasını sağlayabilir mi?lütfen onlarca üyeden biri buna cevap versin ? eminim yüzlerce üye astralde fıldır fıldır gezip paralel evrenlerde fing attığına göre cevabını tam olarak bulamadığım bu soruyu mutlaka biri yanıtlar diye düşünmekteyim :D

 

ölüme en yakın deneyimin trans olduğunu biliyoruz;

transla neler yapılabileceğeni hiç bilmiyoruz;

sıralama şöyle- fiziksel yaşam-uyku-hipnoz-trans-ölüm ya da bedensizlik,

hipnoz ya da transla ilgili alternatif şeyler deneyebilirsiniz, denek ya da suje ya da kontrolör;

bizler her şeyi denemeliyiz ve keşfetmeliyiz bu yaşam denen şeyi, varlık denen şeyi, oturup duruyoruz; hep beraber

 

ama şu var zihin ve bilincin bilmesi- farkındalık olarak bilme (ya da vecd olaraka bilme-) (duyusal-sezisel biliş) (ya da yaşam kavrayışı)

ile yetiniyorsa ve yetinebiliyorsa kişi hiç bir özel deneyime ihtiyacı yoktur;

yani özel deneyimler aramıyorsa

bilmekle doludur ve dopdoludur;

fiziksellik hiç bir özel deneyim olmaksızın ve görülmeksizinde zihinsellik ile aşılabilir;

algı uçmalı ya da beden benzeri bi algı gerçekliklerde uçmalı değiildir;

fiziksellik aşılabilir ama siz bunu bir deneyim olarak arıyorsunuz; kavrayış ya da deneyim sana ve bilincine akar; ama bunda özel coşkun görüntüler-doğa üstü şeyler paranormal olaylar ya da fenomenler yoktur, her şey doğal olarak biliştir ve biliş olur; bir zihin durumudur; ama neredeyse hiç fiziksel hissetmessin;

bu mümkün;

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Hayatta Olmanın AnlamıAlıntı

 

anlamın hayatta olması;

anlam yaşıyor;

 

hayatta olmadan da hayatta olunur mu?

canlı olmak-var olmak;

hayatta olmak dediğimiz ne?

hayatın anlamı dediğimiz ne?

varoluşun anlamı ve doğası mı?

neliği-nasıllığı, anlam aranan sırrı mı?

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Ostara Anlamı ve Denklikleri

      21 Mart Bahar ekinoksu, Pagan geleneklerinde önemli bayramlardan biridir. Cadılık ve Paganizmde genel olarak "Ostara" diye bilinen bu bayram, gece ve gündüzün eşit olması sebebiyle, dengelenme zamanı olarak bilinir. Ayrıca artık toprak kendine gelir ve ekim işlemi için uygundur. Bu yüzden bereket, bolluk ve toprağın eski gücünü yeniden kazanması anlamına gelir. Kıştan kalan endişe, korku ve benzeri tüm duygular geride bırakılır ve bu günde umutla geleceğe istenilen tohumlar ekilir.   Ostara kel

      , Yer: Witchcraft

    • Bu sembolun anlamı nedır

      http://www.gnoxis.com/images/avatars/s401132239192_73182.jpg   bu sembolun anlamını bılen varmı ?

      , Yer: Gnoxis Cafe

    • Osmanlı Devletinde Batı Tiyatrosunun gelişimi ve Güllü Agop

      Tanzimat ile yoğunlaşan Batılılaşma süreci içinde, batı tiyatrosu önemli bir yer tutmaktaydı. Osmanlı devleti batı tiyatrosuna önemli bir şekilde yönelmişti. Gerek saray ve çevresi, gerek elçilik görevlileri, gerek Osmanlı topraklarına gelen yabancı topluluklar bu yönelmenin ciddiyetinin göstergesiydi. Batılılaşmanın gereğine içtenlikle inanmış üç padişah (2.Mahmud, Abdülmecid, 3.Selim) batı tiyatrosuna büyük ilgi duymuşlardı. Öncelikle padişahların bu denli ilgi duyması Osmanlı’da batı tiyatros

      , Yer: Tiyatro ve Sahne Sanatları

    • Büyü ve Sanatın Ortak Kökenleri Üzerine

      İnsan toplumunun çekirdeğini küçük bir göçebe topluluk oluşturmuştu. Bunları insansı maymunlardan ayıran özellik, elleriyle bazı ilkel araçlar yapmaları ve ateşten yararlanmalarıydı. İnsan toplumu bu ilk çekirdeğin bölünmesi sonucunda gelişti. Bu göçebe topluluk, ilkin, her ikisi de dıştan evlenme kuralına bağlı iki yarıma bölündü. Bir yarımın erkekleri öteki yarımın kadınlarıyla çiftleşti. Doğan çocuklar analarının bağlı olduğu yarımın üyesi sayıldılar. Daha sonra bu yarımlar da kendi içlerinde

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Hayatımın Anlamı Ne ? Neden Yaşıyorsun ? Anket!

      Merhaba Sevgili Gnoxis Ailesi;     -Kimimiz bazen mutlu olduğunda, -Bazen mutsuz, -Bazen her şeyini kaybettiğinde, -Bazen ise artık arzulayacak bir şey bulamadığında, -Anlamsız bir eksiklik hissi içerisinde, -Hatta kişi artık ölümü arzulamaya başladığında, -Hiç Bir Şey Yokken Bu Sorunun Akla Gelmesi,     Sorduğu bir soru "Hayatımın Anlamı Ne?" sorusunu cesaret edip kendine sormakta, cesaret etmekte çünkü bu soru cevabı keskin, net veya hemen bulunabilecek bir soru olmadığı için

      , Yer: Felsefe

Arka Oda

Arka Oda

    Chat izniniz bulunmuyor
    ×
    ×
    • Yeni Oluştur...