Jump to content

Osmanlı Devletinde Batı Tiyatrosunun gelişimi ve Güllü Agop


Önerilen Mesajlar

Tanzimat ile yoğunlaşan Batılılaşma süreci içinde, batı tiyatrosu önemli bir yer tutmaktaydı. Osmanlı devleti batı tiyatrosuna önemli bir şekilde yönelmişti. Gerek saray ve çevresi, gerek elçilik görevlileri, gerek Osmanlı topraklarına gelen yabancı topluluklar bu yönelmenin ciddiyetinin göstergesiydi. Batılılaşmanın gereğine içtenlikle inanmış üç padişah (2.Mahmud, Abdülmecid, 3.Selim) batı tiyatrosuna büyük ilgi duymuşlardı. Öncelikle padişahların bu denli ilgi duyması Osmanlı’da batı tiyatrosunun önünü açan en önemli etkendir çünkü padişahların ilgi duyması, gelmesi muhtemel gerici tepkilerin de önünü kesmiştir. Batı tiyatrosunun halka inmesi de az sonra göreceğimiz Güllü Agop’un ve saray çevresinin önderliğinde olmuştur.

BATI TİYATROSUYLA TANIŞIKLIĞI KOLAYLAŞTIRAN ETKENLER

Öncelikle Osmanlı Devletinde batı tiyatrosunun tanışıklığını kolaylaştıran etkenlere bakmamız gerekmektedir. Bu etkenleri de birkaç alt başlık altında incelememiz gerekmektedir. Ama her şeyden önce batı tiyatrosuyla Osmanlı tiyatrosunun farkını ortaya koymamız gerekiyor.

Tanzimat insanı, Batı tiyatrosu ve Osmanlı tiyatrosu arasındaki en büyük ayrımı çerçeve sahneli tiyatro ile yazılı metin olarak görüyordu. İşte başlangıçta bu eksiğin tamamlanması için bir takım erken denemelere rastlıyoruz. Daha Gühane-i Hatt-ı Hümayun’un ilan edildiği 1839 yılında, İstanbul’da dört adet tiyatro binasına rastlıyoruz. Bunlardan ikisi yabancı sirk topluluklarının temsilleri içindi. Nitekim ileride rastlayacağımız Gedikpaşa Tiyatrosu da öncesinde sirk temsilleri için yapılmış bir cambazhane idi.

Yazılı dramatik metinin gelişmesi ise daha geç oldu. Bununla birlikte, burada da daha erken denemelerden söz edilebilir. Önce Avrupa devletlerinin doğu ülkelerindeki elçiliklerinde kullanılmak üzere bu ülkelerin dillerini bilen gençlerin yetişmesi için açılan Doğu Dilleri Okulu’nun çalışmaları arasında yazılmış birkaç Türkçe oyuna rastlıyoruz. Ayrıca, Venedik’te St.Lazar manastırının Ermeni harfleriyle Türkçe yayınladığı oyun çevirileri vardır. Üstelik bu ikinci deneme dizisinin bir özelliği bugünkü Türkçeye, saf bir Türkçe ile yazılmış olmasıydı. Gerçek anlamda ilk Türk tiyatro oyunu ise İbrahim Şinasi Efendi’nin 1859’da Dolmabahçe Saray Tiyatrosu için yazdığı ‘’ Şair Evlenmesi’’ olmuştur.

Batı tiyatrosunun Osmanlı topraklarında gelişimine katkı sağlayan bir başka etken ise Türk devlet adamlarının ve aydınlarının tiyatroya gösterdiği ilgi olmuştur. Yabancı ülkelerdeki Türk elçileri, sefaretnamelerinde ve raporlarında Batı tiyatrosu üzerine Osmanlıyı aydınlattıkları gibi döndüklerinde de gördükleri tiyatro çalışmalarının Osmanlıya uyarlanması için katkı sağlamışlardır. Viyana elçiliği, nazırlık ve sadrazamlık yapmış Arifi Paşa ilk başta tiyatroların sıkıdenetimiyle görevliydi. Nitekim ileride Alman klasiklerini Türkçeye çevirmek bunları oynatmak yolundaki tasarısı gibi çağı için oldukça ileri görüş sahibiydi. Sarayda Safvet Bey, daha 1847’de Moliere’den çeviriler yaparak saraydaki Müzika-i Humayun’da gösterimler düzenlemişti. Bunlara Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa, Adana valisi Ziya Paşa, Trabzon Valisi Ahmet Bey’in tiyatronun gelişimindeki olumlu etkisini de katabiliriz.

Ancak, bu isimler içinde Tanzimat’ın başta gelen isimlerinden Sadrazam Ali Paşa’nın, ileride değineceğimiz gibi ulusal bir Osmanlı Tiyatrosu kurma yolundaki çabaları çok önemlidir.

Saydığımız Devlet görevlilerinin yanında, Batı tiyatrosunun gelişimine katkı sağlayan bir diğer unsur ise yabancı elçilikler idi. Kimi yabancı elçiler, elçiliklerinin içinde tiyatro salonları yaptırıp burada gösterimler vermişlerdi. Bu gösterimlere yalnızca elçilik görevlileri değil tüm bölge halkı davet edilirdi. Ayrıca, elçilik görevlileri içinde oyun yazıp bunları oynatan kişilerde olmuştu.

Batı tiyatrosunun gelişiminde ülkeye gösterim vermeye gelen yabancı toplulukları da unutmamak gerekir. Bunlar yalnız seyircinin yetişmesi ve tiyatro kültürü oluşması açısından değil, yerli tiyatro sanatçılarının gelişmesinde de büyük rol oynamışlardır. Yerli tiyatro sanatçıları için bir nevi öğretmen görevi görmüşlerdir. İşte Güllü Agop aslında tüm bu elverişi ortam içinde doğmuştur. Gerek ortamın elverişliliği, gerek çeşitli yardımların ve işbirliğinin Osmanlı Tiyatrosunun gelişmesinde büyük payı olmakla birlikte, bunların uyumlu bir biçimde bir araya getirilmesinde, denetim ve yönetiminde en büyük katkı sahibi Güllü Agop’tur.

GÜLLÜ AGOP

Batı tiyatrosunun gelişmesi, Türk yazarlarının dramatik sanatla ilgilenmesi, profesyonel tiyatroculuğun gelişmesi kadar, her bakımdan örnek bir kültür kuruluşu olan ve izleri günümüze kadar gelen Osmanlı Tiyatrosu’nu kuran, geliştiren, ona yön veren Güllü Agop üzerine tiyatroculuğu dışında hayatıyla ilgili bilgi pek azdır.

Güllü Agop Ermeni asıllıydı. Tiyatronun sanatçı kadrosunun çoğu, teknik ve sahne gerisi görevlilerinin hemen hepsi Ermeniydi. Tiyatroda, Güllü Agop’un adına ilk kez 1862’de rastlıyoruz. Şark tiyatrosu, dönemi 1862’de Hugo’nun ‘’Kral Eğleniyor’’u ile kapatmıştı. Bu gösterimde asıl adı Ahop Güllüyan iken bunu Ermeniceye çevirerek Agop Vartovyan yapan Güllü Agop da, sahneye çıkmıştı. Bu oyunda Baron St.Vallier rolünü oynadı. Mego dergisi bu genç yeteneği övüyor, tiyatroya yeni girmesine karşın tiyatronun onu sahneye çıkarmasıyla yerinde bir karar verdiğini söylüyordu. Güllü Agop bu oyundan sonra yalnızca oyunculukla yetinmeyip, yazarlık ve yönetmenlikte yapmıştır.

1869’da Osmanlı tiyatrosu rayına oturmaya başlamış, oyun dağarı belirlenmeye, rengini almaya, sanatçı kadrosu şekillenmeye başlamıştı. Soullier sirki için kurulan Gedikpaşa tiyatrosu, Osmanlı tiyatrosu olmuş ve Güllü Agop’un yönetimine geçmişti. Tiyatro kamuoyunda tanınmaya ve seyircinin ayağı tiyatroya alışmaya başlamıştı.

Osmanlı tiyatrosuna önemli katkı sağlayan on yıllık tekel imtiyazından önce Haziran ayına rastlayan iki olayın, Osmanlı Tiyatrosu’nun gelişimini kolaylaştırdığı söylenebilir. Bunlardan biri, 1870 Haziranında Beyoğlu’nda çıkan ve pek çok tiyatroyu yok eden yangın, öteki de gene aynı ayda gerçekleşen Şehzadenin sünnet düğününde oynanan Türkçe oyunun on binlerce kişi tarafından seyredilmesidir. Sultan Aziz’in oğlu Yusuf İzzettin’in sünnet düğününde Dolmabahçe’de büyük parlar harcanarak bir sahne kuruldu. Halktan on binlerce kişi bu gösterimi izledi. Yusuf İzzettin’in sünnet düğünü Güllü Agop’a yalnızca maddi bakımdan değil, manevi yönden de destek oldu. Özellikle ‘’Zor Nikah’’gösterimi ile Güllü Agop, Osmanlı’nın ileri gelen devlet adamları ve Sadrazam Ali Paşa’nın gözüne girdi. Ali Paşa bu gösterimden sonra Güllü Agop’u yanına çağırıp onunla konuştu. Ve bu konuşmadan sonra Osmanlı Tiyatrosu adına bir dönüm noktası sayılan on yıllık imtiyaz süreci başlamış oldu.

Beyoğlu’ndaki büyük yangın ise 5 Haziran Pazar günü oldu. Beyoğlu’ndaki Fransız tiyatrosu dışında bütün tiyatrolar yangında çok ağır hasar gördü, bu arada İstanbul’un en önemli tiyatrolarından Naum Tiyatrosu da yandı. Naum’da o sırada St. Roman adında, Viyanalı bir gözbağcı gösterim veriyordu. Bu sanatçı da Şehzade Yusuf İzzettin’in sünnet düğününde gösterim yapacaktı. Tiyatro yanarken St. Roman’ın bütün eşyaları, araç gereçleri zarar gördü. O dönemlerde Beyoğlu’nda genelde yabancı topluluklar, yabancı dilde gösterim veriyorlardı. Bu yüzden, İstanbul’un o taraflarına geçmek oldukça güç idi. Ancak açıkça belirtmek gerekirse, bu yangın bir ölçüde Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosunda hızla yükselmesinin önünü açtı. Nitekim Ahmet Vefik Paşa’nın yabancı bir dostu anılarında Beyoğlu’nda bulunan tiyatro meraklılarının, geceleri uzun ve çetrefilli yolları göze alarak sık sık Gedikpaşa Tiyatrosuna gittiklerini anlatıyordu.

ON YILLIK İMTİYAZ SÜRECİ

Osmanlı Tiyatrosu’nun tarihinde en önemli olay, onun gelişmesini kolaylaştıran aşama Hükümetin Güllü Agop’a İstanbul’da Türkçe gösterimler için tanıdığı on yıllık tekel imtiyazıdır. Bunun sağlanmasında aydın, tiyatrosever Sadrazam Ali Paşa’nın rolü büyüktür. Ali Paşa, Tanzimat’ın önde gelen mimarlarından biri olarak tiyatronun önemine inanmış, tiyatro kültürü hayli fazla olan bir devlet adamıydı. Onun tiyatro kültürü uzun yıllar Avrupa‘da elçilik yapması ile açıklanabilir. Ayrıca, Tercüme Odası’nda ünlü Fransız oyun yazarı Viktorien Sardou’nun babası George Sardou’dan, Fransızca öğrenmiş olmasının da önemli bir payı vardır. Ali Paşa’nın tiyatromuza olan katkısı ilerleyen dönemlerde de saygıyla anılmıştır.

Tiyatronun gelişmesi saray çevresinin de ilgilendiği bir konu olmuştur. Üstelik kimi tiyatrolara bir takım imtiyazlar kolaylıkla verilebiliyordu, ancak bu imtiyazlar ilk aşamada yabancı oyunlar ve topluluklar için oluyordu. Ali Paşa ise ulusal bir Osmanlı Tiyatrosu kurma hayalindeydi. İlk tasarısında Osmanlı Tiyatrosu’nda Rum, Ermeni, Bulgar, Türk olmak üzere Osmanlı devletini oluşturan milletlerle birlikte bir bütün halinde bir Osmanlı tiyatrosu kurma düşüncesinde idi. Fakat, bu tekelle ilgili girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. On yıllık tekel imtiyazı daha sonraları yukarıda da değindiğimiz gibi Güllü Agop’a verilmiştir, bu iki yönlü bir sözleşmedir; tekele karşılık kamu kesimi de Güllü Agop’tan bir takım karşılıklar beklemektedir.

İmtiyaz’ın şartlarını inceleyecek olursak; Güllü Agop İstanbul Üsküdar ve Beyoğlu’nda Türkçe drama, tragedya, komedya ve vodvil oynama tekelini on yıl süreyle elinde bulunduracaktır. Opera ve benzeri müzikli türler bu tekelin dışında bırakılacaktır. Tekel olduğuna göre bu süre zarfında başka tiyatrolara Türkçe oyun izni verilmeyecektir.

Ayrıca şartnameye göre; Üsküdar’da altı ay içinde, Galata, Tophane ve Beyoğlu’nda üç yıl içinde, İstanbul’da altı ay içinde bir tiyatro kurmak zorunda olup kurmazsa tekeli kaldırılacaktır. İlk yıl on değişik oyun oynanacak, daha sonraki yıllarda artırılacaktır. Kâr ve zarara bakılmaksızın her yıl Üsküdar’da otuz, Galata ve İstanbul’da en az elli gösterim verilecektir.

Son üç maddede ise, yoksullar yararına verilmesi zorunlu gösterimler, tiyatroda bir zaptiye neferinin bulundurulması zorunluluğu ve bilet fiyatları düzenlenmiştir. Ayrıca Madde 5’te yerlerin denetlenmesi ve Madde 6’da ise eserler için Şehremateniden izin alınması gereklidir.

Görüldüğü üzere kamu kesimi verdiği tekele karşılık, Güllü Agop’tan tiyatro sanatının İstanbul’da gelişmesi bakımından değişik gösterimler vermesini, gösterim sayısını belirli bir sayının altına düşürmemesini ve İstanbul’un belirli semtlerinde tiyatrolar açmasını zorunlu kılmaktadır. Mazbatada söz konusu edilen Gedikpaşa Tüyatrosu için daha evvelde on beş yıllık bir imtiyaz söz konusu idi, ancak bu imtiyaz sirk ve benzeri oyunlar içindi. Ayrıca hükümleri bakımından Güllü Agop’a verilen imtiyazdan çok farklıydı. Çünkü ilk on beş yıllık imtiyazda İstanbul’da başka bir tiyatro açılamayacağını belirtiyordu. Güllü Agop’a verilen imtiyazda ise bu tam tersidir. Osmanlı aydınları ve ileri gelenleri tiyatronun yaygınlaşması için, özellikle tiyatro açılmasını istiyordu. Güllü Agop’un Türkçe gösteriminde ona rakip tanınmıyordu ama Ermenice gösterimlerini kısıtlayan bir hüküm söz konusu değildi. Müzikli gösterimlerde de bir bağlayıcı hüküm bulunmuyordu, Güllü Agop Müzikli gösterimlerde verebiliyordu.

GÖSTERMELİKLER

Güllü Agop, her süremin başında oynayacağı oyunları, sanatçıları, yöneticilerin adlarını, fiyatları, abone koşullarını ve gerekirse seyircisine seslenen kısa bir yazıyı içeren bir göstermelik yayınlıyordu. Böylelikle izleyiciler sene başında tiyatro ile ilgili tüm yaşanacaklardan haberdar oluyor ve kendilerini ona göre ayarlayabiliyorlardı. Bu göstermelikleri, günümüzün fragmanlarına benzetebiliriz. Nasıl ki şimdi bir film veya dizi gösterime girmeden önce seyircisine kısa bir gösterim sunuyorsa, Güllü Agop da o dönemlerde seyircisini haberdar ediyordu. Güllü Agop’tan günümüze ulaşan göstermelik sayısıs ise yalnızca üçtür.

· 1871 Göstermeliği

1871 göstermeliği 19 Şaban 1288 tarihini taşımaktadır. Böylece Güllü Agop yaklaşmakta olan Ramazana bir hazırlık yapmıştır. ‘’Der-aliye’de Gedikpaşa’Da vâki Güllü Agop Efend’nin taht-ı idaresinde bulunan Osmanlı Tiyatrosu’nun ilânnamesidir’’ diye başlaya göstermelikte önce Komedya, Dram ve Tragedya başlıkları altında oyunlar sayılmaktadır. Bunların dışında kalan türlerin adları verilmeyip şöyle genel bir tanıma yer verilmiştir. ‘’Sair Tragedya, Dram, Vodvil, Komedya chansonette ve raks, operalar ve bazı ayak oyunları ve gayrihim ‘’ Göstermelikte oyun yazarları gösterilmemiştir ve daha ileriki yıllardan farklı olarak imtiyaz sahipliği belirtilmemiştir.

Göstermelikte yer fiyatları için ise şu bilgiler verilmektedir:

‘’ Vükel’â-yı Fiham Hazarâtına mahsus Kebir localar: 7 Selim mecidiye, birinci mevki loca, ikinci katta:5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15; 3 Selim mecidiye, birinci mevki loca, ikinci kat: 1, 2, 3, 4, 16, 17, 18, 19; 3 Selim mecidiye’’ diye devam etmektedir.

Göstermelikte abone üzerine ise şu bilgiler verilmektedir:

‘’ Kış gecelerinde mervech-i hâlâ münhasıran icra olunacak yetmiş beş takım lubiyâta abone olmak isteyenler için fiat-ı mukarrere-i mezkûreden ve fakat peşin olarak yüzde otuz kuruş tenzil olunacaktır. Bervech-i bâlâ kâmilen yetmiş beş geceye bâlig olan abone fiyatı: Liray-yı Osmanî 50, Vükelay-yı fiham hazarâtına mahsus kebir localar, 30 birinci mevki için, 20 ikinci mevki için, 10 üçüncü mevki için, 10 koltuk sandalyesi için, 8 numaralı kanepe’’

1870 yılında Ramazan Ocak ayına rastlamıştı. Bir gazete 13 Ocak 1870 gecesi Manon Lescaut’un oynandığını, ancak Gedikpaşa Tiyatrosu’nun ramazanda eski rağbeti görmediğini belirtiyor. Basın genellikle bu yıllarda Osmanlı Tiyatrosu’nu destekliyordu. Günümüze ulaşan diğer göstermelikler ise 1872–73 ve 1874–75 göstermelikleridir, bu göstermeliklerde yukarıdaki örneği gibi yayınlanmıştır.

TİYATRO KOMİTESİ

Osmanlı Tiyatrosu’nun gelişiminde tekel imtiyazının, Güllü Agop’un yöneticiliğinin ve topluluğun sanatçı kadrosu kadar Osmanlı aydınlarının da payı büyüktür. Basında tiyatronun en çok eleştirilen bölümü Ermeni oyuncuların kötü Türkçe telaffuzları idi. Telâffuz konusunda önemli adım Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosu’nda atıldı.

1873 yılında bir gazete, Gedikpaşa Tiyatrosu’nun yeniden örgütleneceğini, Raşit Paşa(Suriye Valisi), Kemal Bey( Namık Kemal), Hâlet Bey, Âli Bey ve Güllü Agop’tan oluşan bir kurulun çalışmalara başladığını duyuruyordu. Bunlardan Namık Kemal ve Âli Bey dönemin önemli oyun yazarlarındandır. Kurulun çalışmaları arasında, oyun metinleri üzerine incelemeler yapılması, bir nevi ‘’okuma kurulu’’ ve ‘’sanat danışma kurulu’’ işlevi yüklenmesi yanı sıra Namık Kemal ve Âli Bey’in telâffuz dersleri de yer almaktaydı.

Gedikpaşa Tiyatrosu’nda Tiyatro Komitesi’nin olumlu etkileri hemen görüldü. Bu basına da yansıdı ve basından da güzel tepkiler alındı. Yani özetlersek kötü Türkçe telâffuz sonucu kulağa hoş gelmeyen ve basında da tepkiler gösterilen Ermeni sanatçılara telâffuz dersleri verilmiş ve olumlu geribildirimler alınmıştır.

GERİLEYİŞ YILLARI VE GÜLLÜ AGOP’UN AYRILIŞI

1.Meşrutiyet’in ilânı ve sürgünden dönen yazarlarla düzelmeye yüz tutan ortam, birden Osmanlı-Rus savaşı ile bozuldu. Güllü Agop 1877 yılının ortalarına dek yönetimi Dikran Kalemciyan’a bırakmıştı. Osmanlı Tiyatrosu bir yandan müzikli gösterimler verirken, bir yandan da vatanseverlik konulu savaşa uygun gösterimler veriyordu. Bu arada ‘’ Vatan yahut silistre’’ de günün havasına uygun olduğu için sürekli oynanıyordu. Savaş bittikten sonra Güllü Agop’un birçok sanatçısı görevi başka yerde sürdürme kararı aldı.

İlerleyen yıllarda, Güllü Agop karmaşık nedenlerden ötürü görevi bırakma kararı aldı. Basın Güllü Agop’un son yıllarında onu çok kez hedef almaya başlamıştı. İç siyasetin karmaşıklığı sebebiyle hükümetin de Güllü Agop’u yalnız bırakması ve basınla tartışmaların şiddetlenmesi üzerine Güllü Agop görevini bırakmıştır. Osmanlı Tiyatrosu Mınakyan yönetimine geçse de Güllü Agop dönemindeki kadar birlik sağlanamamış ve yavaş yavaş Osmanlıda tiyatroya gösterilen ilgi kaybolmaya başlamıştı. İlk önceleri Mınakyan yönetimindeki Osmanlı Tiyatrosu biraz soluk kazanmış ve basınla arasını iyi tutmuş gözükse de bu çıkış çok uzun ömürlü olamamıştır.

 

Gedikpaşa Tiyatrosu’nun yıktırılmasına yol açan gelişme ise ‘’ Çengi ‘’ ve ‘’ Çerkez Özdenleri ‘’ oyunlarının oynanması olmuştur. Aslında yasaklanma daha çok ‘’ Çerkez Özdenleri ‘’ içindi. Çünkü ‘’ Çengi ‘’ daha bir ay önce Verdi Tiyatrosu’nda ve Yeni Tiyatro’da oynanmıştı ve hükümetten belli başlı kişiler canlı takip etmişti. Buna karşın ortada Çerkezlerle ilgili bir hava esmekteydi. Birtakım kimselerin Çerkezlerin tarihi üzerine yazılan bir kitap için para topladıkları polisçe öğrenilmişti. Gazeteye ‘’ Bir Çerkez ‘’ imzasıyla bir yazı gönderilmiştir. Bütün bu haberler, yasaklanmanın ‘’ Çengi’’den çok ‘’ Çerkez Özdenleri’’ ile ilgili olduğunu göstermektedir.

Gedikpaşa Tiyatrosu’nun yıkılışı basına yansımamıştır. Yıkılışı ise 1884 yılında olmuştur. Tiyatroda oynanan yukarıda belirtilen oyunlar saraya ihbar edilmiş ve yerleşmiş bir kanıya göre tiyatro bir günde yıktırılmıştır.

KAYNAKÇA

AND, M. (1999), ‘’Osmanlı Tiyatrosu’’, Dost Kitapevi Yayınları, Ankara.

AND, M. (1976), ‘’Osmanlı Tiyatrosu; Kuruluşu-Gelişimi-Katkısı’’, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara.

AND, M. (1972), ‘’Tanzimat ve İstibdat döneminde Türk Tiyatrosu(1839–1905), Ankara.

SEVENGİL, R. A. (1962), ‘’Tanzimat Tiyatrosu’’, İstanbul.

AND, M. (1970), ‘’ Güllü Agop ve Osmanlı Tiyatrosu’’, Tarih Mecmuası.

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Osmanlı Devleti’nde Cadı Avı Var mıydı?

      İnsanlık, tarih boyunca elde etmek istediği şeyler için pek çok değişik yola başvurmuştur. Bu yollardan biri de hiç şüphesiz, istenilen şey ya da güdülen amaç uğruna doğaüstü güçlerin imdadını çağırmaktır. Böylece büyü, tarih boyunca izi sürülebilecek bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Tarihte bilinen en eski cadı/kâhin, MÖ. 10. yüzyılda, İsrail’in ilk kralı Savulma, savakta öleceğini söyleyen Ender bilicisi Doruğundadır. Eski Yunan’da, Somer da cadılardan söz eder; otlardan, kabuklardan ve sular

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Tüm Osmanlı Padişahlarının Resimleri

      http://img109.imageshack.us/img109/563/01osmangazi6kj.jpg osman gazi http://img109.imageshack.us/img109/7374/02orhangazi9uh.jpg orhan gazi ı. murad http://img109.imageshack.us/img109/1032/04ibayezid3ln.jpg ı. bayazit ı. mehmed ıı. murad ıı. mehmed ıı. bayazit ı. selim ı. süleyman ıı. selim ııı. murad ııı. mehmed ı. ahmed ı. mustafa ıı. osman ıv. murad ibrahim ıv. mehmed ıı. süleyman ıı. ahmed ıı. mustafa ııı. ahmed ı. mahmud ı

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

    • Osmanlı Dönemindeki İlginç Yasaklar

      İşte 1500'lü yıllarda getirilen o yasaklardan bazıları...     1554 - KAHVE VE KAHVEHANE YASAĞI   Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türkiye'ye Halep ve Şam'dan gelen kahve, kısa sürede sosyal yaşamın bir parçası olmuş, ilk kahvehane 1554 yılında açılmıştır. Kahvehaneler giderek çoğalmış, insanların uğrak noktası olmuş, kahve önce ulema tarafından hoş karşılanmamış ve yasaklanmış ancak sonra payitahtın tanınmış uleması ve şeyhleri kahve müdavimlerini hoş görerek yasağı kaldırmıştı. Dördüncü

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

    • Osmanlı Döneminin En Popüler İsimleri ve Anlamları

      CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken. CENGEL: (Fars.) Er. – Orman. CENGER: (Fars.) Er. – (bkz. Cengaver). CENGİZ: (Tür.) Er. – Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu, asıl adı Timuçin’dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi. CENK: (Fars.) Er. – Harp, savaş, kavga. – İsim olarak kullanıl

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

    • Evliya Çelebi’nin Anlatımıyla; Osmanlı Devrinde Cadılar, Vampirler, Tıslımlar ve Büyü

      Cadılar Savaşa Tutuşuyor Evliya Çelebi, hicri 1076 şevvalinin 20. gecesi Hatukay Çerkez diyarının 300 küsur haneli Pedsi köyünde cadıların gökyüzündeki savaşına şahit olur. Zifiri karalık bir gecede yıldırımlar aniden kıyametler gibi kopmaya başlar. Ortalık Çerkez kadınların nakış işleyebilecekleri kadar aydınlanır. Durumdaki harkuladeliği sezen Evliya civardaki Çerkezlere sorup, “vallahi yılda bir defa böyle karakoncolos gecesi olur, Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları gökl

      , Yer: Paranormal Varlıklar

Arka Oda

Arka Oda

    Chat izniniz bulunmuyor
    ×
    ×
    • Yeni Oluştur...