Jump to content

İmajinasyon ve Yaşam


nevermore

Önerilen Mesajlar

İmajinatif Yapımız

Bedenlenmiş bir ruh varlığının beden içerisindeki faaliyetlerinin en önemli kısmı, onun imajinatif durumudur. İmajinasyon yeteneğinin hangi yönde, ne şekilde çalıştığı konusunda iyi bir bilgiye sahip olmak lazımdır çünkü imajinasyon melekesi, bedenlenmiş olan varlığın ruhsal melekelerinin en bariz olanlarından biridir. Varlık imajine etmeksizin enkarne olamadığı gibi, yeryüzüne gelişinin gereklerini de imajinasyondan yararlanmadan düzenleyemez.Demek ki, her şey tahayyül ile başar.Bunu, boş hayaller kurmak değil de, ruhta canlandırmak manasında kullanıyoruz. İmajinasyon, ruh varlığının, zaman enerjisini zaman ve mekan aşımına tabi tutarak, kendi amacı ile çok yalandan alakalı olmuşçasına veya amacına ulaşmışçasına kullanması demektir. İmajinasyon kendiliğinden de çalışabilir, kasıtlı veya sistematik olarak belirli yönlerde belirli amaçlar için de çalıştırılması mümkündür. Bazılarımız bunu kendimiz yapabiliyoruz, bazılarımız çağrışımlarla yapıyor, bazılarımız da çağrışıma gerek duymadan bir maksat için yaratıcılık kabiliyetimizi kullanıyoruz.

Gelin, imajinasyonun neler yapabildiğini yakından ele alalım: İçinde bulunduğumuz fizik maddenin vibrasyonel ya da titreşimsel değeri, duyularımıza çarpan kadar değildir. Beş duyumuzun algıladığı kısımlar, madde skalası üzerinde çok küçük bir yer tutarlar. Örneğin, bir kilometrelik mesafe içerisinde ancak bir metrelik yeri algılayabiliriz. Peki ya geri kalan dokuz yüz doksan dokuz metreyi nasıl algılayacağız? Yoksa algılayabiliyor muyuz? Algılıyorsak oradan bize gelen etkileri nasıl değerlendiriyoruz? Ve özellikle, değerlendirme sonucu verdiğimiz cevaplarımız nasıl oluyorlar? İşte, duyularımızın alakadar olduğu bu alanın dışında kalan her şey bizim için okülttür yani bilinmeyendir. Arapların "gayb alemi" dedikleri apayrı bir alem değil, yine maddesel bir alemin duyular vasıtası ile incelenmesi mümkün olmayan kısımlarından ibarettir. Zaten bunları duyularımızla inceleyip anlayabilmiş olsaydık, bugün yeryüzünde geçerli olan pek çok görenek, adet vs. ortadan kalkardı; bazı işlerimizin ne kadar gereksiz olduğunu anlar ve bunlardan vazgeçerdik. Ancak, bizler madde skalasının belirli bir titreşimde olup duyularımızla algılayabildiğimiz kısmını inceleyebiliyoruz. Bu skalanın dışında kalanlar da yine kendine özgü bir titreşim içerisindedir; bu titreşimler yükseldikçe giderek inceleşirler. Dolayısıyla, titreşimleri yükselip inceldikçe yetenekleri yani etkileme güçleri artıyor demektir.

İmajinasyonumuzun kendiliğinden çalışması sırasında, esiri madde üzerinde değişimler olmaktadır. Leptonlar ile ilgili bahsi hatırlayacak olursanız, esiri maddeye modern fizik­te leptonik madde denmektedir. Her yere esneyebilen, uzanabilen ve her şekli alabilen seyyal bir madde bütün kainatı doldurmuştur. Temelde bedenden ayrılan bir ruh varlığının, duyularının dışındaki saklı alemde ilk karşılaştığı da işte bu yapıdır. Yine madde alemi içerisindeyizdir, onun dışına çıkmış değilizdir ama burada artık duyularımızın dışına taşmış, giderek seyyalleşen ve titreşimi arttıkça o oranda kabiliyeti, içindeki irfanı da artan bir maddeden oluşan esiri alemle karşılaşırız. Bazı tebliğlerde, gelişmesiyle bir zeka eseri gösteren bu maddeyi izah etmek için "akıllı madde" tabirini kullanmışlardır. İşte, imajinatif düşüncelerimizin asıl ulaştığı nokta ve etki gösterdiği yer, bu esiri evrendir. Esiri evren içerisinde bütün imajlar, taşımış oldukları amaca uygun hareket ederler. Düşüncemizdeki, imajinasyonumuzdaki amaç ne ise o esiri madde içinde bir biçime girer.

Örneğin, imajinasyon pozitif yönde iyilikle, sevgiyle gitmişse orada meydana getireceği yeni form; bu türden yayın yani iyilik, hayır, sevgi vs. yayını yapmaya başlar.

Diyelim ki, normal zaman ve mekan içerisindeyiz, zihnimizde gelecek için bir şeyler tasarlıyoruz: "Şöyle bir olayı yaratabilir miyim? Şöyle bir hedefe ulaşabilir miyim?" diye düşünüyoruz. Biz tasarladığımız şey üstünde düşündükçe, imajinasyon melekemiz mekanı ortadan kaldırır; o durum içerisine zaman da, seneler de, yollar da, fiziksel engeller de, oluşlar da, mevsimler de kısacası her şey girer. İmajinatif düşüncemiz, mekanın kapsadığı bütün imkanları aşmaya başlar ama bu zaman enerjisi ile olur. Beş duyu ile anlaşılması gerekirse, görünüşte ortada olan biten hiçbir şey yoktur ama o şey artık oluşmuştur. Bu, duyularla algıladığımız enerjetik alanın dışındaki bölgelerde oluştuğunu farz ettiğimiz hedeflerin zaman içerisinde kontrol altına alınmasıdır ve bunu imajinasyon melekesi ile sağlarız. İleride başımıza gelecek olan şeylerin hepsinin prototiplerini, bizler şimdi, burada imajinatif olarak meydana getirmiş durumdayız. Daha biz oraya fiziksel olarak ulaşmadan önce, ulaşacağımız o nokta veya ulaştıktan sonra elde edeceğimiz şeklin aynısı, esiri alemde böylece mevcut olur. Yani bizim şimdiden tahayyül ettiğimiz şeyler, gelecekte bizi karşılayacak olan şeylerdir.

Bu, bizim yaratıcı imajinasyonumuz ile meydana gelir. Elbette, bunun içerisinde hem pozitif, hem de negatif değerde olanlar da vardır çünkü hayatın mayasında, bu iki enerjinin birarada bulunması gibi bir zaruret vardır.

Gerçekten de, imajinasyon irade ile başlayıp irade ile biter. Bir şeyin tahayyül edilmesi için bizi herhangi bir şeye zorlayan yoktur; bu ancak kendi irademizle olan bir iştir. Tek sorun, irademizin çalışmasının nereden, ne zaman başladığını her zaman kontrol edemeyişimizdir, çünkü kendimize vakıf varlıklar değiliz. İşte bu nedenle, imajinasyon yeteneğinin hangi yönde, ne şekilde çalıştığı konusunda iyi bir bilgiye sahip olmak çok önemlidir. Kendimize vakıf olmayışımız nedeniyle, imajinasyonu çalıştıran mekanizmaları sanki bizim dışımızdaymış gibi düşünürüz. Halbuki o mekanizmalar bizim içimizdedir; tahayyülümüzü biz kendimiz çalıştırırız. Dolayısıyla, elde edeceğimiz sonuçlarda herhangi başka bir varlığın yorumu veya yargılaması yoktur yani hiç kimseden şikayet edemeyiz. Hepsi bizden dolayı olmuştur.

İmajinasyon melekemiz genellikle hiç durmamacasına çalışır durur; bazen kendiliğinden, otomatikman oluşur, bazılarını da bilerek yaparız. Bunların bir kısmı yeryüzündeki hayatımızın işlemleri ile alakalıdır ve bunlar meyvelerini kısa zamanda verirler, onların gerçekleştiklerini görürüz.

Peki, her istediğimiz gerçekleşir mi? İstediğimizin gerçekleşebilmesi yani o şeyin formunun esiri alemde oluşabilmesi için düşünce faaliyetimizin, konsantrasyonumuzun ve bir de hedef diye saptadığımız amaçların; gerçek varlıksal ihtiyacımızı karşılayacak olması lazımdır. Gerçek ihtiyacımızı karşıladıklarında, biz cevap alabiliriz. Eğer gerçek ihtiyacımız değilse, boşuna uğraşmaya lüzum olmadığını hayat bize gösterir: "Ne kadar çok çaba harcadım, bir türlü kısmet olmadı," der bırakırız. Kısmet sözcüğünü mistik anlamda, "sanki bu nu size başkası nasip etmiş de, siz alamıyorsunuz," tarzında ele almamak lazım, insanlar şanslarını kendileri hazırlarlar çünkü şans dediğimiz şey, bizim ihtiyaçlarımıza uygun yolda hedefimize doğru ilerlerken elde ettiğimiz kolaylıklardan ibarettir. Bu kolaylığın nedeni, hedefimize bütün samimiyetimizle gidebiliyor oluşumuzdur. Hedefimizin yönünde yol aldığımızda, bir sürü yardım gelir. Halbuki biz "yardım"dan tam tersini anlarız, değil mi? "Zaten doğru yolda gidiyorsam, yardıma lüzum yok. Esas, yolumdan çıktığımda veya arabamın tekerine bir şey olduğunda yardım gelsin ki, işe yarasın," deriz ama işler böyle yürümez. Yukarının nizamına göre kim ki arabasını doğru dürüst sürer ve o yönde hiç şaşmadan gitmektedir, ona daha çok yardım edilir. Yan yollara girenlere ise daha çok sapa yollar açılır; o varlık doğru yolu tekrar bulana dek hayli zorluk çeker.

İmajinasyonumuzdaki amaç ne ise, esiri madde içinde onun bir biçime girdiğinden söz etmiş ve imajinasyon pozitif yönde iyilikle, sevgiyle gitmişse orada meydana getireceği form da iyilik, hayır, sevgi vs. yayını yapmaya başlar, demiştik. Ama yeryüzünde yaşamakta olan insan sadece iyi, güzel, pozitif şeyler düşünmez. Maddeye karşı daha yüksek esneklikler gösterebilmesi, maddenin etkisine karşı daha fazla esnek olabilmesi için insana nefs verilmiştir, bizler buna "can" diyoruz. Her varlığın bir de canı vardır; bunu bedeni canlandıran manasında değil, ruhun beden vasıtasıyla maddeden gelecek olan bütün baskılara karşı daha esnek hareket edebilmesi veya ona daha sıkıca bağlanabilmesini sağlayan bir araç anlamında düşününüz. İşte, maddenin cazibesi altında kalmış olan varlık her zaman iyi imajinasyon yapamaz. Bazen "iyi" dediğimizin tamamen tersine imajinatif faaliyetlere girişilebilir. Elbette, bu faaliyetlerin sonunda da yine esiri madde üzerinde birtakım kaba taslak işlemler ortaya çıkar; orada yarım yamalak, tam gerçekleşmemiş formlar, varlık tipleri, düşünce şekilleri ortaya çıkar ve onlar da kendilerine göre müthiş yayınlar yapmaya başlarlar.

İnsanlar tekamül ederken geri seviyeden daha yüksek bir seviyeye doğru gitme mukadderatı içinde olduklarından, yeryüzündeki çeşitli devirler içerisindeki insan imajinasyonu çoğu kez geri seviyede bulunmuştur. Unutmayınız ki, tekamülleri esnasında varlıkların, ister pozitif ister negatif olsun, düşünceleri ve imajinasyonları asla boşa gitmemiş, bunlar esiri madde içerisinde birtakım formlara girmişler, şekillenmişler ve sadece biçime değil, aynı zamanda kendilerine göre zekaya da sahip olmuşlardır. Okültistler bunlara "egregor" derken, teozofi ile meşgul olanlar ise "astral klişeler" terimini kullanırlar. Astral klişe veya egregor terimi; çeşitli kültürlerde yer alan demon, cin, su veya orman perileri gibi kelimelerle anlatılan varlıkları teşkil ederler.Demek ki, bunların meydana gelmesine, beslenmesine, hayatta kalmasına sebep; doğrudan doğruya enkarne olmuş ruh varlıkları yani insanlardır. Onları bizler besleriz çünkü bizim enerjimize ihtiyaçları vardır; bizlerden yayılan enerji olmadan kendi varlıklarını uzun süre sürdüremezler ve hep insanların ruhsal enerji ve aurasına muhtaçtırlar. Her birimizin gayet yaygın bir enerji alanımız vardır; bu varlıklar bu enerji alanından yararlanıp, deyim yerindeyse, birtakım fişler takarak kendilerine enerji çekerler ve varlıklarını böylece sürdürürler.

Bu alışveriş meselesi, bazı insanlarda beş duyunun algılayabileceği derecede kabalaşabilir. Böyle durumlarda "Ben cin gördüm, cinler bana çarptı, şunu yaptı" tarzında aslında çok yanlış yorumlardan ibaret olan ifadelerde bulunuluyor. O varlık yanımıza bir enerji alanı olarak gelir ama herkes kendi imajinasyonuna göre yorumlar; ondan algılayabildiklerimizle bir tasvir yaparız; şu veya bu şekilde görürüz.Evrende yalnız değiliz, başka zekalar, başka varlıklar da var, çoğu kez biz insanların bu başka varlıkların imajinasyonlarının ürünleriyle karşılaşabilmemiz, hatta onlarla kolektif şuurdışından edinilecek bilgi de olmadığından, hiç alışmadığımız formlar ve duygu tezahürleri içerisinde doğrudan doğruya karşılaşabilmemiz de mümkündür. Fakat insanlık olarak bunlar hakkında çok uzun, derinlemesine bir bilgiye sahip değiliz. Spiritüalizmin sistematik olarak meydana gelmesine büyük hizmeti geçmiş vazifeli bir varlık olan Allan Kardec de ruh varlıklarının geri seviyede ve derin teşevvüş içerisinde bulunanlarına "cin" adını verir. "Cin diye isimlendirdiğiniz bazı varlıkların yapmış olduğu bütün işlemler esasında bu varlıklar tarafından yapılmaktadır. Fakat bunlar da ruhsal varlıklardır. Bu şekilde tezahür ederler," demektedir. Aynı geleneği, Dr. Bedri Ruhselman da "Ruh ve Kainat" adlı kitabında ifade etmiştir.Peki, insanlar neden bu tarzdaki varlıklardan yararlanarak kara büyüye başlamışlardı? Çünkü büyüye aracı olan o varlıklarla, kendi aralarında müthiş bir sempatizasyon yani titreşim benzerliği vardı. Kendilerine en uygun yayın o yarı canlı yarı zeki varlıklardan geliyor ve onlarla müthiş bir işbirliği yapabiliyorlardı; işte kara büyü böylece çok yaygın bir çalışma haline geldi. O devirde o varlıkların etkileri, onlarla işbirliği içinde olan insanların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek derecede boldu ve ilahlaştırılmışlardı. Onlardan sonuç alıyorlardı; cinlere danışıyorlar, ifritlerden medet umuyorlardı vs. Muska yazıcılığından tutun da fal bakmaya kadar, hepsinde bu oluşumlardan yararlanmaktaydılar çünkü aynı realitedeydiler; belirli bir düşük seviye içerisinde uyum sağlayabiliyorlardı. Zamanla, enkarnasyonlarda realite yükselmeleri başlayınca, bu insanlar geri plana düşmeye başlamışlar ve toplum tarafından reddedilmişler, öldürülmüşlerdir.

 

 

Demek ki enkarnasyonlar her zaman düzenli bir yükseliş gösteremiyorlar. Şimdi bir çöküş devresi, bir çürüme, bir dejenerasyon devresi içerisinde bulunuyoruz. Elbette, bu tip varlıklar da bu düşmüş, alçalmış, yassılmış titreşim grubu içerisinde kendilerine gayet uygun zemin bulabiliyorlar; bir takım insanları böyle kendilerine çekip toplayabiliyorlar. Bunun sebebi nedir? Korkudur. Bir insan hangi sebepten olursa olsun, korku içerisinde bulunuyorsa, o insan negatif enerji üretir. Bu, bir yasadır.

Korku olayı psikolojik bir olaydır. Hangi türde olursa olsun, psikolojik olarak bir korkuya sahip kişi, korku ile yatıp korku ile kalkıyorsa, korkularından korkmamayı öğrenmiş olsa bile, negatif enerji üreten bir varlıktır ve bir süre sonra pozitif enerji yiyici hale gelir. Yirminci yüzyılda şiddet, öldürmek vs. çok gelişmiştir hatta bunların bir kısmını artık astrale bile bırakmayıp yeryüzünde filmlere naklediyoruz. Filmler bir yığın şiddeti, özellikle korkuyu işleyerek insan varlıklarındaki negatif enerjinin sürekli bir şekilde şişmesini veya verimli bir tarzda çalışmasını sağlarlar. Bazılarımız bu korku filmlerinden hoşlanıyorlar, gidip seyrediyorlar.

Korku; negatif enerjinin en çok istediği, beslendiği bir duygudur.

Siz istediğiniz kadar zihninizi müspet, iyi, hayır dolu düşüncelerle doldurmaya çalışın, eğer korku çektiğiniz hususlar varsa, o sürekli bir şekilde sizin pozitif enerjinizi yiyip bitirecektir. Bu nedenle, bir insan kendini ayakta tutmak istiyorsa öncelikle korkularını gözden geçirmesi lazım. Nelerden korkuyoruz? Ve nelerden korkmuyoruz? Korkularımızın içeriğini anlamalıyız: Onların kendi varlığımız ile ne derecede ilgisi vardır; duygusal bir şişmeden dolayı meydana gelmiş bir korku mudur, yoksa marazi bir durum mudur? Kendi kendimize yarattığımız bir şey midir? Yoksa gerçekten enkarnasyonlarımız ile alakalı bir sebep-sonuç meselesi midir?

Bazı korktuğumuz şeylerin geçmiş hayatımız ile ilgisi vardır, onu birdenbire kaldırıp atamayız; o sebep-sonuca bağlı bir korkudur. Ama başka korkular da vardır: Aç kalır mıyız? Ölür müyüz? Sefil mi oluruz? İşimi mi kaybederim? vs. Sürekli böyle kuruntular ve karabasanlar içerisinde kalırız. Kutsal kitapların sözleriyle soralım: "Bakın; tabiatın kuşları hiç yarın ne yiyeceğiz diye düşünüyor mu?" Bu örnek, insan varlığına korkusuzluğu anlatmak için, "hiçbir şeyden korkmayın ve endişe etmeyin," anlamında verilmiştir. Elbette, her şey büyük bir program içerisindedir; o programın uygulanmasında da her birimiz birer memur tarzında yaşıyoruz. Dolayısıyla korkunun ne olduğunun farkına vardığımız anda, negatif enerji artık bizim için bir engel olmaktan çıkmaya başlar; bizdeki pozitif değerleri yok edemez hale gelir. Bizlerde pozitif enerji tasarrufu giderek çoğalmaya başlar ve bu pozitif birikimin sonuçları da fevkalade yüksektir. Korku yerine güven duygusu besleyen, insanlara veya kendine gü­venen bir insan şefkat ve sevgi duygusunu giderek artırır ve sürekli pozitif enerji üretir. İmajinasyonumuz da artık pozitif çalışmaya başlayacaktır. Pozitif çalışan imajinasyonun ürettiği değerler, varlığa daima pozitif etkileri yönlendirir. Diğer adıyla, "Büyük Rahmete" ulaşmış oluruz.

Bazı kereler "Bugün solumdan kalktım," deriz; bir terslik vardır. Ama tersliği dışarıda aramayalım; o mutlaka kendi varlığımızda, imajinasyonumuzda eksik veya negatif oluşturduğumuz tesirlerin yansımasıdır. Bunların sebebinin biz olduğumuz bilelim. Bazen hayat bizi her iki tarafta da sınar; öyleyse hem fizikte hem de astralde oluşturduklarımızın sorumluluğunu yüklenelim ve pozitif olanı seçelim. Zaten, seçmek bizim elimizdedir.

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

İmajinasyon ve Pozitifin Değeri"Bir tek hedef üzerine toplanan ruh kuvveti yani konsantrasyon gücü pek büyüktür. Harikalar başarır, olmayacak işleri oldurur. Üstünde çok durulur düşünülürse, devamlı olarak bütün ruh ile istenirse her hayal gerçek olur," şeklindeki ifade doğrudur. Bu, imajinasyon ve konsantrasyon yeteneğinin insan varlığı üzerinde, hatta fizik kainat üzerindeki yüksek rolünü ifade etmek için söylenmiş bir sözdür.

Bunun üzerine "Bu bilgi doğru ama gerçekleşen hayalimiz o andaki ihtiyacımız değilse ne yapacağız?" diye sorulmuş. Bizler ihtiyacımız olmayan şeyi hayal edemeyiz. Ancak ihtiyacımız olan şeyi hayal ederiz. Gerçek varlık ihtiyacımızın ne olduğunu biz kendi başımıza tespit edebilir miyiz? Hayır, bunu kesinlikle tespit edemeyiz. Dolayısıyla, ister kendi düşüncelerimiz, ister kendiliğinden, isterse yönlendirilmiş şekilde olsun, hiç fark etmez; bizler ancak gerçekleşmesine ihtiyaç duyduğumuz şeyleri isteyerek hayal edebiliriz. Hayal edebildiğimiz şeyler de, zaten bizim ihtiyaçlarımızdır. İhtiyacımız olmayan şeyi hayal etmemiz mümkün değildir. Kendi varlığımızda, hayal ettiğimiz şeye ait bir yer vardır; oradan gelecek bir cevaba, bir repliğe ihtiyaç vardır ve sadece bu replik gelir.

O zaman "Her şeyi hayal etmemiz, istememiz doğru mudur?Bunlar bizim iç yapımızla, gerçek tekamülümüzle alakalı mıdır, değil midir?"diye sorabilirsiniz.Unutmayalım ki, ancak kendi tekamülümüze ve ihtiyacımıza uygun şeyleri hayal eder ve isteriz. Dolayısıyla "Bu isteğimden, bu irademden dolayı benim hiçbir taksiratım yok, ben böyle bir şey istememiştim. Nereden çıktı geldi?" demekle de kurtulamayız. Neyi düşünüyorsanız onu istiyorsunuz, demektir. Neyi istiyorsanız, onu hayal ediyorsunuz demektir. Süreç böyle iş ler, işin doğrusu da budur. Elbette, tedbirli olup, maksatlı ve yönlendirilmiş imajinasyon veya istek tarzında bir çalışma yapılacaksa, bunun birtakım pozitif değerler taşıyan hükümler içerisinde olması hep arzu edilir ama bu sadece bizim kendi arzumuzdur.

Birçok insan hiç de pozitif olmayan, tamamen negatif değer taşıyan, karşı tarafı yok etmeye, mahvetmeye yönelik düşünceleri de aynı derecede kutsal bir şekilde taşırlar. İşin doğrusu, o insanın o şekilde bir düşünce yaratmasının da hiçbir mahsuru yoktur çünkü gene, ihtiyacı olan şeyi yaratmaktadır. Elbette, bunun tahakkuk etmesi, gerçekleşmesi apayrı bir meseledir. İmajinasyon bunu yaratabilir; birtakım negatif odaklar veya birikintiler meydana getirebilir. Unutmayın ki, varlık önünde sonunda bu sorununu halletmek zorundadır; onlardan ya kurtulur ya kurtulamaz, bu ayrı bir mesele.

Evet, gerçekten de yüksek bir konsantrasyon ve mükemmel bir tahayyül ürünü, ister pozitif ister negatif olsun, daima tahakkuk edecektir. Bunu mutlaka ahlaki veya moralist bir açıdan ele almamak lazım. Varlık; bizim realitemize göre geçici ya da rölatif de olsa, bazı şeyleri pozitif ve bazı şeyleri de negatif açıdan ele alabilir. Almalıdır çünkü negatifi yaratmanın da pozitifi yaratmanın da kendisinin elinde olduğunu bilmesi gerekmektedir ve bunu ancak tecrübe ederek öğrenebilir; tercihini de yine kendisi belirleyecektir.

Demek ki, insanlara baştan "her şeyin pozitifini yarat" demenin bir manası yoktur. İnsanlar çeşitli kıyaslar yaparak kendi yollarını kendileri çizeceklerdir. Burada önemli olan, bir melekenin geliştirilmesidir; isterseniz siyah renkli, ister beyaz renkli bir panter yaratın, isterseniz ying isterseniz yang yaratın, hiç fark etmez. Bu, yaratıcılık konusunda bir antrenmandır. Burada, anlaşılması gereken iki durum vardır: Birincisi, bir varlığın yaratıcı muhayyilesi, yaratıcı imajinasyonu ve konsantrasyonunun gelişmesi bakımından konu hiç önemli değildir; biz bu konuyu rölatif bir anlayışla negatif veya pozitif olarak değerlendirebiliriz. İkincisi ve en önemlisi, bu egzersizin sonucunda asıl olması gereken, varlığın her türlü etki karşısında meydana getirebileceği, kurabileceği yeni bir alanı tanıyabilmesi, anlayabilmesi ve bunun farkına varabilmesidir. Bu, ancak daha sonra bir ahlaki sorun haline gelebilir.

Her şey daima pozitiftir sözü, tekamülle ilgili pozitifleşmenin daima diğerkamca verici, yapıcı hizmet ve vazife alanına doğru kayabileceğini belirtmek için söylenmiştir. Bu, zamanla meydana gelecektir fakat o zamana dek insanlar negatif şeyler de düşünmek zorundadırlar. Bu kıyasın başka türlü elde edilmesi ve pozitifin değerinin başka türlü bilinmesi mümkün değildir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Psiloji ÇalışmasıYaratıcı imajinasyon; ruh varlığına, özümüze ait ve giderek gelişecek, daha kudretli hale gelecek olan çok önemli bir özelliktir.İmajinasyon çeşitli şekillerde çalışır: Otomatik olarak, drije yani yönlendirilmiş olarak ve bir de, bazen otomatik bazen de yönlendirilmiş olarak.

"Yaratıcı imajinasyonda ince detaylar mı, yoksa çalışmanın ısrarla tekrarı mı önemlidir?" diye soruluyor. Eğer yaratıcı imajinasyonla ilgileniyorsanız bazı detayları da ele almanız ve bütün varlığınızla o faaliyete yoğunlaşmanız gerekmektedir. Yoksa ısrarlı olmadan yani gereken çaba gösterilmeden, sürekli olarak bir şeyin tekrar edilmesinin bir önemi yoktur çünkü orada enerjetik bir zayıflık vardır. Bu durum; üç voltluk pillerle çalışan teybimizin, voltajı ikiye düşen pillerle çalışmamasına benzer. İstediğiniz kadar düğmeyi açın, kapayın, ısrarla çalıştırmaya uğraşın, enerji yetmediği için kaset bir iki tur döner ve sonra durur. Yani demek istiyorum kî, tekrar etmek o kadar önemli değildir, asıl önemli olan o işe yüklediğiniz enerjidir. Eğer sadece gerektiği kadarıyla ince detayları da yaratabilirseniz, yaratıcı imajinasyonunuzla bunu da başarabilirseniz fevkalade iyi bir şey yapmış olursunuz.

Yaratıcı imajinasyon, sistemli bir çalışma gerektirir. Tıpkı kaslarınızı geliştir gibi bir çalışma yapmanız, idman yapmanız gerekir. Yani imajinasyonumuzu geliştirmek için düzenli olarak hergün belli formları yaratmak zorundayız.

Her psişik çalışmanın temelinde, "psiloji" dediğimiz psi çalışmaları vardır. Psi çalışmalarını kolaylaştıran en önemli etken de; bu çalışmaları yaparken içten ve dıştan yani bedenimizden ve beden dışından gelecek olan bütün uyaranlara karşı kendimizi korumamızdır. Bunun için de öncelikle; sesten, ışıktan, hava akımından tecrit edilmiş, konforlu ve rahat bir yerde oturmamız gerekmektedir. Daha sonra ise, bütün beden kaslarımızı sistematik bir şekilde, şuurlu bir tarzda gevşetmemiz gerekir. Ve zaten bunu yapmaya çalışırken de aslında yaratıcı imajinasyonumuzu kullanırız. Yani şuurlu gevşeme tekniği olan rölaksasyonu kullandığımız anda, zaten yaratıcı imajinasyonun alfabesini kullanıyoruz demektir. Şuurlu rölaksasyonda, zihinsel olarak sadece kaslarımıza konsantre olmamız ve her birinin ayrı ayrı rahatladığını, hafiflediğini ve gevşediğini hissetmemiz gerekir. Fark etmek ve hissetmek, yaratıcı imajinasyonun harekete geçmesi için zemberek kurmak gibidir. Eskiden gramofon plağının çalınabilmesi için bir kol vardı, onu çevirirdik. Kurarsınız, kurarsınız, ondan sonra bırakırsınız, plak dönmeye başlar ve siz de iğneyi koyar çalarsınız. İşte rölaksasyon da, zembereğin bu şekilde kurulmasına benzer. Gevşeme olmadan, yaratıcı imajinasyon olmaz.

Tabi ki, başarılı bir rölaksasyon için zamana ihtiyaç vardır. Psiloji çalışması çok kolaylıkla gerçekleştirilecek bir şey değildir. Her şeyin hazırlanması, tamamlanması gerekir. Günde birkaç kez de olsa, sadece gevşeme çalışması yapmakla iş bitmez. Gevşeme esnasında birtakım yeni formasyonlar, oluşumlar meydana gelir ya da farkında olmadığınız birtakım çağrışımlar içerisine girersiniz. Bunların bir kısmı sizin kendi öz şuuraltınızdan, bir kısmı kolektif şuuraltınızdan, bir kısmı da doğrudan doğruya psişik dünyadan size ulaşırlar. Yani başka varlıkların imajları ile karşılaşmaya başlarsınız, bir imaj alemine girersiniz. Bu imaj aleminde de, sizi drije edecek birisinin bulunması şarttır.Yani gördüklerinizi, hissettiklerinizi ona şuurlu bir şekilde ifade etmeniz esnasında, bunları kontrol edebilecek birisinin bulunması şarttır. Ya da, buna uygun şartlarda yapılmış olan bir psiloji kaseti ile sizin kendinizi yönlendirmeniz gerekir. Böylece yaratıcı imajinasyonunuzun nerelere kadar ulaşabildiğini fark edersiniz. Ama bunu, sizinle beraber çalışmakta olan operatörün veya rehberinizin yardımıyla yapmanız lazımdır. Bu konuda bilgisi olan birisinin sizi yönlendirmesinde daima fayda vardır. Önce böyle başlanır, sonra yavaş yavaş bu yönlendirme işini siz kendiniz yaparsınız, oto kontrolü elinize alırsınız. Önce bir dış kontrol vardır, ondan soma bu durum kendi kendini kontrole döner. Mekanizması bu şekilde işleyen bu çalışma; uzun, güzel ve çok zevkli bir çalışmadır.

 

Ergün Arıkdal

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...